VUK

Vuk, vergi uygulanmasında yetki ve vergi sorumluluğu

VUK m.1–13Vergi ve Vergi Usul HukukuSon değişiklik: 08.04.2022 (m.4)

Kısaca

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 1. maddesi, kanunun uygulama alanını belirler: hangi vergi, resim ve harçların bu kanuna tabi olduğunu, bunlara bağlı vergi, resim ve zamların durumunu ve kaldırılmış vergi, resim ve harçlar hakkında kanunun uygulanıp uygulanmayacağını düzenler.

Kapsam

Bu konu, Vergi Usul Kanunu m.1–13 hükümlerini kapsar.

VUK m.1 — Kanunun şümulü

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 1. maddesi, kanunun uygulama alanını belirler: hangi vergi, resim ve harçların bu kanuna tabi olduğunu, bunlara bağlı vergi, resim ve zamların durumunu ve kaldırılmış vergi, resim ve harçlar hakkında kanunun uygulanıp uygulanmayacağını düzenler. Kanun, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar bakımından vergi usulü hükümlerinin uygulanacağını kabul eder. Madde, ikinci maddede sayılan istisnalar dışındaki tüm vergi, resim ve harçlar için genel bir çerçeve çizer. Vergi mükellefleri, vergi sorumluları ve idare bakımından bu alanda geçerlidir. Maddenin düzenlemediği konular: vergilendirme dönemi ve matrah gibi maddi vergi hukuku konuları ile vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları (ilgili özel kanunlarda ve 213 sayılı Kanunun ilerleyen maddelerinde), tebligat ve defter-belge düzenleme yükümlülükleri (213 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde), ikinci maddede sayılan kapsam dışı vergi türleri (m.2) ve uygulamada ayrı kanunla düzenlenen Gümrük idaresi tarafından alınan vergi ve resimler.

Kanunun şümulü: hangi kavramlar bilinmeli?

Genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar
Devletin genel bütçesine gelir kaydedilen vergi, resim ve harçlardır. Kanunun asıl uygulama alanını oluşturan birinci gruptur ve gelirin hangi bütçeye girdiği ölçütüne bağlıdır.
İl özel idaresi ve belediye vergi, resim ve harçları
Yerel yönetim birimlerine ait vergi, resim ve harçlardır. Bu gelirlerin kanuna tabi olabilmesi, gelirin il özel idaresine veya belediyeye ait olmasına bağlıdır.
Bağlı vergi, resim ve zamlar
Kanunun kapsamına giren bir asıl vergi, resim veya harca bağlı olarak alınan vergi, resim ve zamlardır. Maddenin ikinci fıkrası gereği bunlar asıl vergiyle aynı kanuna tabidir.
Kaldırılmış vergi, resim ve harçlar
Yürürlükten kalkmış olan vergi, resim ve harçlardır. Maddenin üçüncü fıkrası gereği, kaldırılmalarından önce doğmuş ve kanuna tabi olan yükümlülükler bakımından kanun hükümleri uygulanmaya devam eder.

Kanunun şümulü: hangi şartlar aranır?

  • Vergi, resim veya harcın genel bütçeye girmesi ya da il özel idaresine veya belediyeye ait olması gerekir.
  • Vergi, resim veya harç, ikinci maddede sayılan istisnalardan birine girmemelidir.
  • Bağlı bir vergi, resim veya zam söz konusuysa, bağlı olduğu asıl vergi, resim veya harcın bu kanuna tabi olması gerekir.
  • Kaldırılmış bir vergi, resim veya harç bakımından uygulama yapılacaksa, kaldırılma öncesinde doğmuş bir vergi ilişkisinin bulunması gerekir.

Kanunun şümulü: hangi sonuçları doğurur?

  • Genel bütçeye giren ya da il özel idaresi veya belediyeye ait vergi, resim ve harçlar bakımından kanun hükümleri uygulanır.
  • Yukarıda sayılan vergi, resim ve harçlara bağlı vergi, resim ve zamlar da bu kanuna tabidir.
  • Kaldırılmış vergi, resim ve harçlar hakkında da kanun hükümleri uygulanır.
  • İkinci maddede sayılan vergi, resim ve harçlar bakımından bu kanun hükümleri, o maddede belirtilen ölçüde uygulanmaz.
  • Kapsam dışında kalan bir vergi, resim veya harç için bu kanunun hükümleri doğrudan uygulanmaz; o verginin kendi kanunundaki usul hükümleri geçerlidir.

Genel bütçe ile yerel yönetim gelirleri arasındaki fark nedir?

Genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar, Devlet gelirleri olarak kanuna tabidir.

İl özel idaresi ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar da aynı şekilde kanuna tabidir.

İki grup da bu kanunun uygulama alanındadır; gelirin bütçesi tek başına kanuna tabi olup olmadığını belirlemez, ancak gelirin bu üç kurumdan birine ait olması gerekir.

Asıl vergi ile bağlı vergi, resim ve zam arasındaki fark nedir?

Asıl vergi, resim veya harç kanunun kapsamındaysa doğrudan kanuna tabidir.

Bağlı vergi, resim ve zam, kendi başına kapsamda sayılmasa da bağlı olduğu asıl vergiye göre kanuna tabidir.

Asıl verginin kanuna tabi olması, ona bağlı zamların da kanuna tabi olmasını sonuçlar.

Yürürlükte olan ile kaldırılmış vergi, resim ve harç arasındaki fark nedir?

Yürürlükte olan vergi, resim ve harçlar, madde kapsamına girdiği sürece kanun hükümleri bakımından uygulanır.

Kaldırılmış vergi, resim ve harçlar, kaldırılmadan önce doğmuş yükümlülükleri bakımından uygulanmaya devam eder.

Kaldırılma, geçmişte doğmuş yükümlülükleri ortadan kaldırmaz ve bu yükümlülüklerin takibi kanun hükümlerine göre yapılır.

Kanunun şümulü: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Verginin kaynağına bakmadan, yalnızca vergi adı üzerinden kanunun uygulanıp uygulanmayacağına karar vermek; ölçüt, verginin hangi bütçeye ait olduğudur.
  • İkinci maddedeki istisnaları gözden kaçırıp her vergi, resim ve harca birinci maddeyi genel olarak uygulamak.
  • Bağlı zam ile asıl vergiyi ayrı kanunlara tabi saymak; bağlı zamlar asıl verginin kanunu ile birlikte değerlendirilir.
  • Kaldırılmış bir vergiyi tümüyle kanun kapsamının dışında saymak; üçüncü fıkra kaldırılma öncesinde doğan yükümlülükleri kapsar.
  • Gümrük idaresi tarafından alınan vergi ve resimleri 213 sayılı Kanunun genel hükmü ile çözmek; bu vergiler birinci maddenin kapsamı dışındadır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Danıştay uygulamasında, bir ücret iadesi işleminin vergi ve benzeri mali yükümlülük niteliği taşıması halinde 213 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca düzeltme-şikayet yolunun işletilemeyeceği kabul edilmektedir. (9. Daire, 2019/7324 E., 2020/5263 K., 19.11.2020; 9. Daire, 2019/7325 E., 2020/5264 K., 19.11.2020)
  • Gümrük idareleri tarafından alınan vergi ve resimlerin 1. maddenin kapsamı dışında tutulduğu ve bu nedenle kanunun bu vergilere doğrudan uygulanmayacağı kabul edilmektedir. (9. Daire, 2021/317 E., 2022/267 K., 07.02.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Vergi, resim veya harcın kanunun kapsamında olduğunu iddia eden taraf, verginin genel bütçeye, il özel idaresine ya da belediyeye ait olduğunu ilgili mevzuat ve tahsil kaydıyla ispatlar.
  • Verginin ikinci maddedeki istisnalardan birine girdiğini ileri süren karşı taraf, bu iddiayı ilgili özel kanun ya da ikinci maddedeki kapsam hükmüyle ispatlamak zorundadır.
  • Bağlı vergi, resim veya zamda, asıl verginin kanuna tabi olduğu ve zamın bu verginin bağlantısında doğduğu ispat yükü ileri süren tarafa aittir.
  • Kaldırılmış bir vergi için, yükümlülüğün kaldırılma tarihinden önce doğduğu tarih bilgisi ve ilgili belge ile ispat edilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Kanun m.2: Birinci maddenin kapsam dışı bıraktığı vergi, resim ve harçları belirler. Birinci maddedeki genel kapsam, bu istisnalarla daraltılmış olarak uygulanır.
  • 213 sayılı Kanun m.10: Tüzel kişilerin vergi ödevlerinin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilmesi ve tahsil edilemeyen vergilerden kanuni temsilcilerin sorumluluğunu düzenler. Bu madde, birinci maddenin kapsamına giren vergiler bakımından uygulanır.

VUK m.2 — Gümrük ve tekel vergileri

Bu madde, gümrük idareleri tarafından alınan vergi ve resimlerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun kapsamı dışında tutulduğunu ve bu vergi ve resimlere ilişkin olarak 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242. maddesinin uygulanacağını düzenler. Kişi bakımından değil, vergi ve resmi alan idare bakımından kapsam belirler; yani hangi alacağın hangi usul kurallarına tabi olduğunu ayırır. Maddenin kendisi gümrük vergilerinin tarhı, tahakkuku, tahsili veya dava yollarının ayrıntısını düzenlemez; bunlar 4458 sayılı Kanunda yer alır. Vergi Usul Kanununun diğer maddelerinin (örneğin mükellefiyet, defter tutma, tarh ve tebliğ, vergi ziyaı cezaları) genel olarak uygulanacağı diğer vergi ve resimler de bu maddenin konusu değildir ve bunlar ilgili maddelerde düzenlenmiştir. Gümrük idaresi dışındaki vergi idareleri tarafından alınan vergiler bakımından madde bir hüküm içermez.

Gümrük ve tekel vergileri: hangi kavramlar bilinmeli?

Gümrük idaresi tarafından alınan vergi ve resimler
Gümrük idarelerinin, ithalat ve ihracat işlemleri sırasında tahsil ettiği gümrük vergisi ve benzeri resimlerdir. Maddenin kapsam dışı bıraktığı alacaklar bunlardır; kaynağı ya da alan idaresi gümrük idaresi olmayan vergiler bu tanıma girmez.
Kapsam dışı bırakma
Bir vergi ve resmin 213 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmadığının kabulüdür. Bu hal, 213 sayılı Kanunun genel hükümlerinin gümrük alacaklarına doğrudan uygulanmayacağı anlamına gelir.
4458 sayılı Gümrük Kanununun 242. maddesi
Gümrük idaresince alınan vergi ve resimlerin, ödenmeyenlerin tahsili ve bunlara ilişkin cezaların kovuşturulmasını düzenleyen hükümdür. 213 sayılı Kanunun kapsam dışı bıraktığı alacaklara bu madde uygulanır.

Gümrük ve tekel vergileri: hangi şartlar aranır?

  • Alacağın bir gümrük idaresi tarafından alınan vergi veya resim olması gerekir.
  • Söz konusu alacak bakımından 213 sayılı Kanunun genel usul hükümleri uygulanmaz.
  • Alacağın tahsili ve bunlara ilişkin cezalar için 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242. maddesi hükümleri uygulanmalıdır.

Gümrük ve tekel vergileri: hangi sonuçları doğurur?

  • Gümrük idaresince alınan vergi ve resimler 213 sayılı Kanun kapsamında değildir.
  • Bu vergi ve resimlere ilişkin olarak 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242. maddesi hükümleri uygulanır.
  • Gümrük alacaklarının tahsili için 213 sayılı Kanunun tarh, tebliğ ve tahsil hükümlerine başvurulamaz; ilgili usul 4458 sayılı Kanuna göre yürütülür.
  • Maddenin uygulanması, gümrük alacağı ile ilgili olmayan vergi ve resimlerin 213 sayılı Kanun kapsamında kalmasını engellemez.

Gümrük idaresi alacağı ile diğer idarelerin alacağı arasındaki fark nedir?

Gümrük idaresince alınan vergi ve resimler, alan idare gümrük idaresi olduğu için bu maddeyle 213 sayılı Kanun dışında tutulur.

Gümrük idaresi dışında bir idare tarafından alınan vergi ve resimler bu maddenin kapsamında değildir ve 213 sayılı Kanunun genel hükümlerine tabidir.

Tahsil ve dava usulü, alan idareye göre ayrılır: gümrük alacaklarında 4458 sayılı Kanunun 242. maddesi, diğerlerinde 213 sayılı Kanun esas alınır.

Gümrük ve tekel vergileri: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Gümrük idaresince alınan her vergiyi 213 sayılı Kanun kapsamında saymak; oysa madde bunları açıkça kapsam dışı bırakır.
  • Kapsam dışı bırakmayı gümrük alacaklarının bütün usul ve yaptırımlarının 213 sayılı Kanundan tamamen bağımsız olduğu biçiminde yorumlamak; madde yalnız tahsil ve dava hükümlerini 4458 sayılı Kanuna bağlar.
  • Maddeye dayanarak diğer idarelerin vergilerine 4458 sayılı Kanunu uygulamak.
  • Eski metne dayanan kararları güncel metne uygulamak; madde 23/1/2008 değişikliğiyle bugünkü hâlini almıştır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Gümrük vergisi alacaklarının tahsilinde 213 sayılı Kanun hükümlerinin değil, eski metinde de belirtildiği üzere gümrük mevzuatının uygulanacağı kabul edilmektedir. (7. Daire, 1996/1588 E., 1997/4172 K., 20.11.1997)
  • Gümrük idaresi tarafından alınan vergilerin tahsili için 213 sayılı Kanunun 2. maddesi gerekçe gösterilerek 4458 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılması gerektiği kabul edilmektedir. (7. Daire, 2021/760 E., 2021/1869 K., 06.04.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Gümrük idaresi tarafından alındığını iddia eden taraf, alacağın gümrük vergisi veya resmi niteliğini ve alan idarenin gümrük idaresi olduğunu belgeyle (gümrük beyannamesi, tahsilat makbuzu gibi) ispatlamalıdır.
  • Alacağın 213 sayılı Kanun kapsamında olduğunu ileri süren taraf, alacağın gümrük idaresi dışında bir idarece alındığını ispatlamalıdır.
  • Kapsam dışılık savunmasını ileri süren taraf, savunmasını ilgili idarenin kimliğini gösteren resmi belgelerle ortaya koymalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 4458 sayılı Gümrük Kanunu m.242: Gümrük idaresince alınan vergi ve resimlerin tahsiline ve bunlara ilişkin para cezalarının kovuşturulmasına bu madde uygulanır. 213 sayılı Kanunun kapsam dışı bıraktığı alacaklar bakımından yerine geçen hükümdür.

VUK m.3 — Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat

Madde, 213 sayılı Kanun'da geçen 'vergi kanunu' tabirinin kapsamını belirler ve vergi kanunlarının lafız ile ruhuna göre nasıl yorumlanacağını düzenler. Ayrıca vergilendirmede esas alınacak ölçütün olayın gerçek mahiyeti olduğunu, bu mahiyetin hangi delillerle ispatlanabileceğini ve normal olmayan bir durumun iddiasında ispat yükünün kime ait olduğunu düzenler. Vergi kanunlarının kendisini, vergilendirme esaslarını, oranlarını ve usul süreçlerini düzenlemez; bunlar kanunun ilgili diğer maddelerinde yer alır. Vergi ziyaı cezası, uzlaşma veya dava açma süreleri gibi konular da bu maddenin kapsamı dışındadır ve ilgili diğer maddelerde düzenlenmiştir.

Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat: hangi kavramlar bilinmeli?

Vergi Kanunu
Maddenin tanımına göre 213 sayılı Kanun'un kendisi ile bu Kanun hükümlerine tabi vergi, resim ve harç kanunlarıdır. Kanunun dışında kalan kanunlar, bu Kanun hükümlerine tabi olmadıkça vergi kanunu sayılmaz.
Gerçek mahiyet
Vergiyi doğuran olay ile bu olaya ilişkin muamelelerin hukuki görünüşünden bağımsız olarak taşıdığı özüdür. Vergilendirmede esas alınan ölçüt budur.
Vergiyi doğuran olay
Vergi yükümlülüğünün doğmasına yol açan, vergi kanununda öngörülen vakıadır. Bu olayın gerçekleşip gerçekleşmediği ve mahiyeti, vergilendirmenin temelini oluşturur.
İktisadi, ticari ve teknik icaplar
Bir işlemin ekonomik akış, ticari uygulama ve teknik gereklilikler açısından beklenen biçimidir. Bu icaplara uyup uymadığı, olayın normal ve mutad olup olmadığını belirlemede ölçüt alınır.
Normal ve mutad olmayan durum
Olayın özelliğine göre olağan seyrinden ayrılan durumdur. Bu tür bir durumun iddia edilmesi halinde ispat külfeti iddia edene geçer.
Ispat külfeti
Bir vakıanın varlığını ileri sürenin, bunu ispat etme yükümlülüğüdür. Bu maddede normal olmayan durumu iddia eden tarafa ait olduğu belirtilmiştir.

Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat: hangi şartlar aranır?

  • Vergi kanunu tabirinin 213 sayılı Kanun veya bu Kanuna tabi bir vergi, resim ya da harç kanunu olduğunun tespit edilmesi gerekir.
  • Hükmün lafzının açık olmadığı hallerde, kanunun konuluş maksadı, hükmün kanun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle bağlantısı dikkate alınmalıdır.
  • Vergilendirmede vergiyi doğuran olayın ve ilgili muamelelerin gerçek mahiyetinin esas alınması gerekir.
  • Gerçek mahiyetin ispatında yemin hariç her türlü delil kullanılabilir; ancak vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık olmayan şahit ifadesi ispat vasıtası olarak kullanılamaz.
  • İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan ya da olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia edilmesi halinde, ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olması gerekir.

Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat: hangi sonuçları doğurur?

  • Lafzın açık olduğu hallerde hüküm lafzına göre uygulanır; açık olmadığı hallerde amaçsal ve sistematik yorum yapılır.
  • Vergilendirme, olayın hukuki görünüşü yerine gerçek mahiyetine göre yapılır.
  • Gerçek mahiyet yemin dışındaki her türlü delille ispatlanabilir, yemin ise bu alanda ispat aracı olarak kullanılamaz.
  • Olayla ilgisi tabii ve açık olmayan tanık ifadesi ispat vasıtası olarak değerlendirilemez.
  • Normal ve mutad olmayan durum iddiası ileri süren taraf, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür; ispatlayamazsa iddiası sonuç doğurmaz.
  • Madde, vergiyi doğuran olay ve gerçek mahiyet tespitini sağlayan bir ölçüt getirdiğinden, bu ölçüte aykırı biçimde yapılan vergilendirme hukuka aykırı sayılır.

Vergi kanunlarının lafzı ile lafzın açık olmadığı hal arasındaki fark nedir?

Lafzın açık olduğu hallerde doğrudan metin uygulanır.

Lafzın açık olmadığı hallerde konuluş maksadı, hükmün kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle bağlantısı gözetilerek yorum yapılır.

Yorum yöntemi, metnin açık olup olmamasına göre değişir; açık olmayan hükümde amaçsal ve sistematik yorum devreye girer.

Vergiyi doğuran olay / ilgili muamelelerin gerçek mahiyeti / yapılan işlemin görünen şekli: fark nedir?

Gerçek mahiyet, vergilendirmede esas alınan ölçüttür; işlemin hukuki görünümü tek başına belirleyici değildir.

Görünen şekil, gerçek mahiyetin ortaya konmasıyla aşılabilir.

Vergi, olayın gerçek mahiyetine göre tespit edilir; görünüşte başka bir işlem yapılmış olması vergilendirmeyi engellemez.

Yemin dışı delil ile yemin arasındaki fark nedir?

Vergiyi doğuran olay ve muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir.

Yemin, bu madde kapsamında ispat vasıtası olarak kabul edilmez.

Yemin dışındaki delillerle ispat serbesttir; yemin bu alanda kullanılamaz.

Tanık delili ile vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık tanık arasındaki fark nedir?

Vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık olan tanık ifadesi ispat vasıtası olarak kullanılabilir.

Olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan tanık ifadesi ispat vasıtası olarak kullanılamaz.

Tanık beyanının delil olarak değerlendirilebilmesi için olayla ilgisinin tabii ve açık olması gerekir.

Olağan işlem ile normal ve mutad olmayan durum arasındaki fark nedir?

İktisadi, ticari ve teknik icaplara uygun ya da olayın özelliğine göre normal ve mutad olan işlem, olağan kabul edilir.

İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durum iddia edildiğinde, bu iddia ayrı bir değerlendirmeye tabidir.

Normal ve mutad olmayan durumu iddia eden taraf bunu ispatla yükümlüdür; ispat külfeti iddia sahibine aittir.

Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Vergilendirmede işlemin hukuki görünümünü esas almak; oysa madde gerçek mahiyeti esas alır.
  • Gerçek mahiyetin ispatında yemin delilini kullanmaya çalışmak; madde yemini açıkça dışarıda tutar.
  • Olayla ilgisi tabii ve açık olmayan tanık ifadesine dayanarak vergiyi doğuran olayı ispatlamaya çalışmak.
  • Normal olmayan bir durumun iddiasında ispat külfetini karşı tarafa yüklemek; külfet iddia edene aittir.
  • Lafzın açık olduğu bir hükümde amaçsal yoruma gitmek ya da lafzın açık olmadığı bir hükümde yalnız lafza bağlı kalmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vergi kanunlarının uygulanmasında, olayın gerçek mahiyetinin esas alındığı ve işlemin hukuki görünüşünün vergilendirmeyi tek başına belirlemediği kabul edilmektedir. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2021/350 E., 2023/111 K., 15.02.2023)
  • Gerçek mahiyetin tespitinde, olayın özelliği ile taraflar arasındaki ilişkinin (örneğin ortaklık ilişkisi) birlikte değerlendirildiği görülmektedir. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2021/75 E., 2022/369 K., 23.03.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/418 E., 2024/1333 K., 19.09.2024)
  • Kayıt dışı satışın varlığının, ihracat bedelini aşan para transferlerinden hareketle kabul edilebileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2020/1311 E., 2022/595 K., 18.05.2022)
  • Bu madde ile bağlantılı olarak, 213 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (B) bendi, olayın özelliği bakımından ispat külfetinin değerlendirilmesinde esas alınmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2018/427 E., 2018/517 K., 08.11.2018)

Nasıl ispat edilir?

  • Normal ve mutad olmayan bir durumu iddia eden taraf, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür; ispat külfeti iddia sahibine aittir.
  • Gerçek mahiyetin ispatında yemin dışında her türlü delil (yazılı belge, bilirkişi raporu, karine niteliğinde veriler vb.) kullanılabilir.
  • Şahit delili, yalnızca vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık olduğunda kabul edilebilir; aksi halde ispat vasıtası olarak değerlendirilemez.
  • Karşı taraf, işlemin görünen hukuki şeklinin gerçek olduğunu veya iktisadi icaplara uygun olduğunu savunursa, bu savunmasını da delille ispatlamakla yükümlüdür.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Kanun: Madde, 213 sayılı Kanun'un vergi kanunu tanımını ve yorum ile ispat esaslarını düzenlediğinden, kanunun tamamı bu maddenin uygulama alanını oluşturur.

VUK m.4 — Vergi dairesi

Madde, vergi dairesinin işlevini tanımlar: mükellefi tespit etme, vergi tarh etme, tahakkuk ettirme ve tahsil etme. Mükelleflerin vergi uygulaması bakımından hangi vergi dairesine bağlı olacağının vergi kanunlarıyla belirleneceğini öngörür. Hazine ve Maliye Bakanlığına, vergi daireleri ve bölge bilgi işlem merkezleri kurma, şube açma, vergi dairelerinin yetki alanını ve mükellef bağlantısını belirleme, işlemlerin diğer dairelerce yapılabilmesi ve elektronik ortamda yürütülmesi konusunda usul ve esas belirleme yetkisi verir. Ayrıca elektronik imza, mühür veya onay kullanımını ve Gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik ortamda imzalanan belgelerin vergi dairesince imzalanmış sayılacağını düzenler. Maddenin kişilere uygulanması, mükellefin ve vergi dairesinin kendi ilişkisi bakımından, idari teşkilat yapısına ilişkin yetkiler ise Bakanlık bakımındandır. Vergi kanunlarının hangi vergi dairesini hangi mükellef için belirlediği, mükellefiyetin doğuşu ve yükümlülüklerin içeriği bu maddede düzenlenmez (ilgili vergi kanunları ve VUK'un tarh ve tahakkuk hükümleri). Vergi uyuşmazlıklarında hangi mahkemenin görevli olduğu, Danıştay ve vergi mahkemelerinin iş bölümü ile görev-yetki kuralları da bu maddenin konusu değildir (2576 ve 2575 sayılı Kanunlar). Ödeme süreleri, dava ve itiraz süreleri de bu maddede yer almaz.

Vergi dairesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Vergi dairesi
Mükellefi tespit eden, vergiyi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden idari birimdir. Madde, vergi işlemlerinin yetkili birimini bu dört işlevle tanımlar.
Bağlı olunan vergi dairesi
Mükellefin vergi uygulaması bakımından bağlı olduğu vergi dairesidir. Bu bağın hangi vergi dairesi olacağı vergi kanunlarıyla belirlenir; Bakanlık da gerekli gördüğü hâllerde vergi dairelerinin yetki alanı ile vergi türleri, meslek ve iş grupları itibarıyla mükelleflerin bağlı olacakları vergi dairesini belirlemeye yetkilidir.
Şube
Vergi dairesine bağlı olarak Bakanlıkça açılabilen birimdir. Şubenin yetki, görev ve sorumluluğu Bakanlıkça tespit edilir.
Elektronik imza, mühür veya onay
Vergi dairesince yapılan işlemlerde kullanılan dijital doğrulama araçlarıdır. Kullanım usul ve esasları Bakanlıkça düzenlenir.
Gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik imza
Vergi dairelerince düzenlenen ve vergi dairesince imzalanması gereken belgelerin merkezi birimce elektronik ortamda imzalanmasıdır. Bu durumda belge vergi dairesince imzalanmış sayılır.

Vergi dairesi: hangi şartlar aranır?

  • Vergi işleminin yetkili birimi, mükellefi tespit eden, vergiyi tarh eden, tahakkuk ettiren ve tahsil eden vergi dairesi olmalıdır.
  • Mükellefin hangi vergi dairesine bağlı olacağı vergi kanunlarıyla belirlenmiş olmalıdır.
  • Bakanlığın vergi dairesi kurma, şube açma veya yetki alanı belirleme işlemleri için gerekli görmesi gerekir; bu takdir yetkisi Bakanlığa aittir.
  • Vergi dairesince yapılan işlemlerin diğer vergi dairelerince yapılabilmesi ve elektronik ortamda yürütülmesi için Bakanlıkça usul ve esas konulmuş olmalıdır.
  • Vergi dairesince imzalanması gereken belgelerin elektronik imzalanması için Gelir İdaresi Başkanlığına izin verilmiş olmalıdır.
  • Elektronik imza, mühür veya onayın kullanım usul ve esasları Bakanlıkça düzenlenmiş olmalıdır.

Vergi dairesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Mükellefin hangi vergi dairesine bağlı olacağı vergi kanunlarıyla belirlenir; bu belirleme Bakanlık tarafından idari düzenlemeyle değiştirilebilir, ancak Bakanlığın bu yetkisi madde ile sınırlıdır.
  • Bakanlık, gerekli gördüğü hâllerde vergi daireleri ve bölge bilgi işlem merkezleri kurabilir, şube açabilir, daireleri başka dairelerin şubesi olarak belirleyebilir.
  • Vergi dairelerinin yetki alanı ile vergi türü, meslek ve iş grubu itibarıyla mükellefin bağlı olacağı daire Bakanlıkça belirlenebilir.
  • Bağlı olunan vergi dairesinin işlemleri diğer vergi dairelerince yapılabilir ve vergi dairesince yapılan işlemler elektronik ortamda gerçekleştirilebilir.
  • Vergi dairesince yapılan işlemlerde elektronik imza, mühür veya onay kullanılabilir.
  • Gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik ortamda imzalanan, mühürlenen veya onaylanan belgeler vergi dairesince imzalanmış, mühürlenmiş veya onaylanmış sayılır.
  • Madde, mükellefin tarh ve tahakkuk yükümlülüklerini veya mükellefiyetin doğuşunu kendisi düzenlemez; bu konularda ilgili vergi kanunları uygulanır.

Mükellefin bağlı dairesi ile işlemi yapan daire arasındaki fark nedir?

Mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi, vergi uygulamasının asıl yetkili birimidir.

Bakanlıkça usul ve esas çerçevesinde işlemin başka bir vergi dairesince yapılabilmesi hâli.

Bağlı daire dışındaki bir vergi dairesi işlem yapabilir; bu, madde gereği Bakanlık düzenlemesine dayanır.

Vergi dairesinin imzası ile gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik imza arasındaki fark nedir?

Vergi dairesince bizzat imzalanması gereken belge.

Gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik ortamda imzalanan, mühürlenen veya onaylanan belge.

Ikinci hâlde belge vergi dairesince imzalanmış, mühürlenmiş veya onaylanmış sayılır; Bakanlığın Gelir İdaresi Başkanlığına izin vermiş olması gerekir.

Vergi dairesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Mükellefin bağlı olduğu vergi dairesini, yalnızca adres bilgisine bakarak belirlemek; oysa bağlılık vergi kanunları ve Bakanlık düzenlemeleriyle tespit edilir.
  • Bakanlığın bu maddeye dayanarak kurduğu bir şubenin veya daire değişikliğinin, mükellefin itirazını kendiliğinden ortadan kaldırdığını varsaymak; yetki ve sorumluluk ayrı tespit edilmelidir.
  • Elektronik imzalı belgeyi, vergi dairesince bizzat imzalanmamış diye geçersiz saymak; ek cümleye göre belge vergi dairesince imzalanmış sayılır.
  • Madde ile vergi uyuşmazlığının yargı yolunu ya da görevli mahkemeyi belirlemeye çalışmak; bu konu 2576 ve 2575 sayılı Kanunlardadır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Danıştay uygulamasında, vergi uyuşmazlıklarında yetkili vergi dairesinin belirlenmesinde mükellefin kayıtlı olduğu dairenin esas alındığı görülmektedir. (7. Daire, 2019/3151 E., 2022/1211 K., 24.03.2022; 7. Daire, 2019/3545 E., 2022/904 K., 09.03.2022; 7. Daire, 2016/3903 E., 2020/4407 K., 05.11.2020; 7. Daire, 2016/343 E., 2019/1247 K., 11.03.2019)
  • Danıştay, mükellefin bağlı olduğu vergi dairesinin belirlenmesinde kanuni dayanak olarak madde metnine ve ilgili düzenlemelere başvurmaktadır. (Danıştay 3. Daire Başkanlığı, 2014/8130 E., 2015/7010 K., 15.10.2015; 7. Daire, 2019/3545 E., 2022/904 K., 09.03.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Yetkili vergi dairesine ilişkin itiraz ileri süren taraf, mükellefin hangi vergi dairesine bağlı olduğunu ilgili vergi kanunları ve Bakanlık düzenlemesiyle ispatlamalıdır.
  • Mükellefin kayıtlı olduğu vergi dairesi, mükellefiyet kaydı ve adres bildirimine ilişkin belgelerle ortaya konur.
  • Bakanlıkça yapılan şube açma, daire kurma veya yetki alanı değişikliği, resmi düzenleme ile ispatlanır; bu düzenlemenin varlığını iddia eden taraf onu göstermelidir.
  • Elektronik imza, mühür veya onayın vergi dairesi adına yapıldığını iddia eden taraf, Gelir İdaresi Başkanlığının izni ve elektronik ortamda yapılan işlem kaydıyla ispat yükü altındadır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Kanun: Maddenin bütünü, vergi uygulamasında yetki başlıklı bölümde, mükellefin tespiti, tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerini düzenleyen hükümlerle birlikte okunmalıdır.
  • 2576 sayılı Kanun: Vergi mahkemelerinin görev alanını belirler; vergi dairesinin işlemlerinden doğan uyuşmazlıkların yargı yoluyla çözümünde kullanılır, madde ise idari teşkilatı düzenler.
  • 2575 sayılı Danıştay Kanunu: Vergi dava dairelerinin iş bölümü ve görevleri ile ilgilidir; madde bu konuyu düzenlemez.

VUK m.5 — Vergi mahremiyeti

213 sayılı Kanun m.5, vergi mahremiyeti yükümlülüğünü düzenler: vergi memurları, vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştayda görevli olanlar, vergi komisyonu üyeleri ve vergi işlerinde kullanılan bilirkişilerin, görevleri dolayısıyla öğrendikleri sır ve gizli kalması gereken hususları ifşa etmelerini ve kendilerinin ya da üçüncü kişilerin yararına kullanmalarını yasaklar. Yasak, görevden ayrılmalarından sonra da devam eder. Madde ayrıca, belirli bilgilerin ilanını (gelir ve kurumlar vergisi matrahları ile tarh edilen vergiler, mükelleflerin ad ve unvanları), levha verilmesini, Maliye Bakanlığınca açıklanabilecek bilgileri, kamu kurumlarına ve bankalara verilebilecek bilgileri, mesleki kuruluşlara yapılan bildirimleri ve hizmet alımıyla çalışanlara uygulanan yasağı düzenler. Maddenin yalnız vergi mahremiyetine ilişkin olduğu; vergi kanunlarındaki tarh, tebliğ, dava ve itiraz sürelerini, vergi cezalarını ve vergi suçlarına ilişkin yaptırımları düzenlemediği; bu konular ilgili kanun ve maddelerinde yer alır.

Vergi mahremiyeti: hangi kavramlar bilinmeli?

Vergi mahremiyeti
Vergi idaresi ve ilgili kişilerin, mükellefin şahsına, muamele ve hesap durumlarına, işine, işletmesine, servetine veya mesleğine ilişkin olarak görevleri sırasında öğrendikleri bilgilerin gizli tutulmasıdır. Yasak yalnızca görev sırasında öğrenilen bilgileri kapsar.
Sır ve gizli kalması lazımgelen diğer hususlar
Mükellefle ilgili, açıklanması hâlinde mükellefin ekonomik veya kişisel durumuna zarar verebilecek ve kanunen gizli tutulması gereken bilgilerdir. Madde bu bilgilerin kapsamını ayrıca sınırlamamış, ticari sır dahil olmak üzere geniş tutmuştur.
Vergi güvenliği amacıyla ilan
Gelir Vergisi mükelleflerinin yıllık Gelir Vergisi, sermaye şirketlerinin Kurumlar Vergisi beyannamelerinde gösterdikleri matrahlar (zarar dahil) ile bu beyanlar üzerinden tarh olunan vergilerin ve mükelleflerin ad ve unvanlarının, beyannamelerin verildiği yıl içinde vergi dairesinde asılarak ilan edilmesidir. Bu ilan mahremiyetin ihlali sayılmaz.
Levha
Gelir Vergisi mükellefleri (basit usulde tespit edilenler dâhil) ile sermaye şirketlerinin, vergi tarhına esas kazanç tutarlarını ve bunlara isabet eden vergi miktarlarını gösteren belgedir. Her yıl Mayıs ayının son gününe kadar alınması zorunludur.
Vergi inceleme raporuyla tespit
Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen ya da kullanan kişilerin vergi inceleme raporuyla belirlenmesidir. Bu kişilerin mesleki kuruluşlara ve 3568 sayılı Kanunla kurulan birlik ve meslek odalarına bildirilmesi mahremiyet ihlali sayılmaz.
Hizmet alımı yoluyla çalıştırılanlar
Gelir İdaresi Başkanlığının görev alanına ilişkin işlerde hizmet alımı yoluyla görev yapan kişiler ile hizmet alımı yapılan kuruluşların ortak ve yöneticileridir. Bu kişiler de görevden ayrılsalar dahi mahremiyet yasağına tabidir.

Vergi mahremiyeti: hangi şartlar aranır?

  • Yasağın muhatabı olan kişilerden birinin (vergi muameleleri ve incelemeleriyle uğraşan memur, vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştayda görevli kişi, vergi komisyonu üyesi, vergi işlerinde kullanılan bilirkişi ya da hizmet alımıyla çalışan veya ortak/yöneticisi olan kişi) bulunması gerekir.
  • Bilginin, muhatap kişinin görevi dolayısıyla öğrenilmiş olması gerekir.
  • Bilginin mükellefin ya da mükellefle ilgili kişilerin şahsına, muamele ve hesap durumlarına, işine, işletmesine, servetine veya mesleğine ilişkin sır veya gizli kalması gereken bir husus olması gerekir.
  • Açıklama, kullanma ya da ifşa fiilinin yasak kapsamına girmesi için bilginin açıklanmamış veya üçüncü kişinin yararına kullanılmamış olması gerekir; kanunda öngörülen ilan, levha, bildirim ve bilgi verme hâlleri bu yasağın dışında kalır.
  • Görevden ayrılma yasağı kaldırmaz; yasak, muhataplar görevlerinden ayrılsalar dahi devam eder.
  • Kamu görevlilerince yapılan adli ve idari soruşturmalar kapsamında talep edilen bilgi ve belgelerin ilgili yerlere verilmesi, bankalara vergi tahsiline yönelik bilgi verilmesi ya da kamu kurumlarına görevleri için zorunlu ve sürekli bilgi verilmesi için, ilgili kanunun öngördüğü ve Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslara uyulması gerekir.

Vergi mahremiyeti: hangi sonuçları doğurur?

  • Yasak kapsamındaki kişiler, öğrendikleri sırları veya gizli kalması gereken diğer hususları açıklarlarsa vergi mahremiyetini ihlal etmiş olurlar.
  • Yasak kapsamındaki kişiler, öğrendikleri bilgileri kendileri veya üçüncü kişilerin yararına kullanırlarsa yasağa aykırı davranmış olurlar.
  • Görevden ayrılmış olsalar bile bu kişilerin yasağa uyma yükümlülüğü devam eder.
  • Kanunda öngörülen ilan, levha, bildirim ve bilgi verme hâllerinde mahremiyet ihlali sayılmaz ve bu hallerde bilgi alan kişi ve kurumlar da yasaklara uymakla yükümlü olur.
  • Hizmet alımıyla çalıştırılanlar ile hizmet alımı yapılanların ortak ve yöneticileri de görevlerinden ayrılsalar dahi yasağa tabidir.
  • Açıklanan bilgiler ele alınarak mükelleflerin haysiyet, şeref ve haklarına tecavüz edilemez; bu hüküm bilgi açıklanmış olsa bile mükellefin kişilik haklarını korur.

Vergi güvenliği amacıyla ilan ile vergi mahremiyeti yasağı arasındaki fark nedir?

Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi matrahları ile tarh edilen vergiler ve mükelleflerin ad ve unvanları, beyannamelerin verildiği yıl içinde vergi dairesinde ilan edilir.

Görevlinin öğrendiği diğer sır ve gizli kalması gereken bilgiler, açıklanamaz ve kullanılamaz.

Kanunda sayılan beyan ve tarh bilgileri ilan edildiğinde mahremiyet ihlali sayılmaz; bu sınırın dışındaki bilgiler için yasak sürer.

Levha ile ilan arasındaki fark nedir?

Levha, mükellefin kendisine verilen ve kazanç ile vergi tutarını gösteren belgedir.

İlan, vergi dairesinde asılarak yapılan kamuya duyurudur.

Levha her yıl Mayıs ayının son gününe kadar alınır; ilan ise beyannamelerin verildiği yıl içinde yapılır. Levha Maliye Bakanlığının belirlediği usulle düzenlenir.

Sahte belge düzenleyen veya kullanan ile diğer mükellefler arasındaki fark nedir?

Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleyen ya da kullanan ve vergi inceleme raporuyla tespit edilen kişiler.

Sahte belge düzenlemeyen mükellefler.

Birincilerin mesleki kuruluşlara ve 3568 sayılı Kanunla kurulan birlik ve meslek odalarına bildirilmesi mahremiyet ihlali sayılmaz; bildirilen kişi ve kurumlar da yasaklara uymakla yükümlü olur.

Kamu kurumlarına bilgi verilmesi ile bankalara bilgi verilmesi arasındaki fark nedir?

Kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili kanunları uyarınca mükelleflerden talep edebildiği, görevleriyle doğrudan ilgili, zorunlu ve sürekli bilgiler.

Bankalara, yapacakları vergi tahsiline yönelik verilen bilgiler ile adli ve idari soruşturma kapsamında talep edilen bilgi ve belgeler.

Her iki hâlde de bilgi verilmesi mahremiyet ihlali sayılmaz; kamu kurumları için bilgilerin muhafazasına ilişkin tedbir alma yükümlülüğü ayrıca doğar. Her iki hâlde de Maliye Bakanlığı usul ve esasları belirler.

Hizmet alımıyla çalıştırılanlar ile maddede sayılan asıl görevliler arasındaki fark nedir?

Gelir İdaresi Başkanlığının görev alanındaki işlerde hizmet alımı yoluyla çalıştırılanlar ile hizmet alımı yapılanların ortak ve yöneticileri.

Birinci fıkrada sayılan memur, hâkim, komisyon üyesi ve bilirkişiler.

Her iki grup da görevden ayrılsalar dahi yasağa tabidir; ancak yasağın kaynağı farklı fıkralardadır (altıncı fıkra olarak hizmet alımı hükmü ayrıca eklenmiştir).

Vergi mahremiyeti: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Görevden ayrılan kişinin yasağın sona erdiğini varsaymak; yasak, görevden ayrılmadan sonra da devam eder.
  • Kanunda sayılan ilan ve levha kapsamındaki bilgileri, tarh edilmemiş veya ilan dışında kalan başka mali bilgilerle karıştırıp hepsini açıklanabilir saymak.
  • Sahte belge düzenleyen veya kullanan kişiyi bildirim yoluyla, ilgili meslek odalarına bildirmenin de ayrıca mahremiyet ihlali olabileceğini gözden kaçırmak; bildirim kanunda açıkça ihlal sayılmamıştır, bu ayrıntı sınırlarla birlikte değerlendirilmelidir.
  • Bankalara veya kamu kurumlarına verilen bilgilerin sınırsız olduğunu sanmak; yalnızca kanunda öngörülen hâllerde ve ilgili usule uygun olarak verilebilir.
  • Bilgi verilen kamu kurumunun, aldığı bilgileri koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğinde ortaya çıkan sorumluluğu gözden kaçırmak.
  • Levha alma yükümlülüğünün Mayıs ayının son gününe kadar yerine getirilmesini, ilan süresiyle karıştırmak; iki yükümlülüğün süreleri ve muhatapları farklıdır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yasağın ticari sır kavramı dikkate alınarak genişletilip genişletilemeyeceği tartışmalıdır; bu konuda mahkemeler, bilgi talebinin ticari sırrı ihlal edip etmediğini somut olarak değerlendirmektedir. (İdare Dava Daireleri Kurulu, 2022/2591 E., 2023/617 K., 30.03.2023; İdare Dava Daireleri Kurulu, 2022/2594 E., 2023/618 K., 30.03.2023; 13. Daire, 2020/3632 E., 2022/2634 K., 14.06.2022)
  • Bilgi verilmesi talebinin 213 sayılı Kanun m.5 kapsamında vergi mahremiyeti ihlali oluşturup oluşturmadığı, talebin hangi kanuna dayandığına ve bilginin vergi tarhına ilişkin nitelik taşıp taşımadığına göre belirlenmektedir. (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/579 E., 2025/869 K., 25.09.2025)
  • Kanuna göre değerlendirilen bilgi ve belgelerin, mahremiyet kapsamında mı yoksa ilan veya bildirim kapsamında mı olduğu, bilgi verilen kişinin sıfatına ve verildiği kurumun görevine göre tespit edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2021/533 E., 2021/587 K., 27.05.2021)
  • Kişisel veri ve haysiyet korunmasının, mükellefin mali bilgilerinin paylaşıldığı hallerde de sınır oluşturduğu kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2020/2205 E., 2021/26 K., 14.01.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Vergi mahremiyetinin ihlal edildiğini ileri süren taraf, açıklanan bilginin görevli kişinin görevi dolayısıyla öğrenildiğini ve sır niteliği taşıdığını ispatlamakla yükümlüdür.
  • Açıklamanın gerçekleştiğini gösteren yazılı belge, yazışma veya tutanak, ihlalin ispatında en güçlü delildir; ihlal iddiası tanık beyanlarıyla da desteklenebilir.
  • Karşı taraf olan idarenin, bilginin kanunda öngörülen ilan, levha, bildirim veya bilgi verme kapsamında olduğunu savunması hâlinde, bu istisnanın koşullarının (ilgili kanunun öngördüğü talep, Maliye Bakanlığı usulü, görev zorunluluğu) var olduğunu ispat yükü idaredir.
  • Mükellefin yazılı beyanı, levhanın alındığını veya ilanın yapıldığını gösteren vergi dairesi kayıtları, bilginin kapsamını belirleyen belgelerdir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Kanun m.5: Yukarıda ayrıntılı olarak anılan madde, yalnızca kendi metninde yer alan hükümleri içerir.
  • 3568 sayılı Kanun: Sahte veya yanıltıcı belge düzenleyen veya kullanan kişilerin bildirileceği birlik ve meslek odalarını kuran kanundur; bildirimin yapılacağı kuruluşları belirler.
  • 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu: Maddenin kendi metninde anılmasa da, kamu kurumlarına ve üçüncü kişilere yapılacak bilgi aktarımlarının kişisel veri koruması açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini gösteren ilgili kanundur.

VUK m.6 — Yasaklar

Bu madde, vergi inceleme ve takdir işlerinde görev alamayacak kişileri (VUK m.5'te sayılanlar) ile vergi idaresi ve yargısında görevli olanların mükelleflere ücretsiz dahi olsa hesap, yazı ve benzeri özel işler yapmasını yasaklayan hükümleri düzenler. Yasak, birinci fıkrada sayılan yakınlık ilişkileri (kendisi, nişanlısı, eşi, kan ve sıhri hısımları, evlatlık ilişkisi, kanuni temsilci veya vekil olunan kimse) bakımından uygulanır; ikinci fıkra ise vergi muameleleri ve incelemeleri ile vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştayda görevli herkesi kapsar. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: VUK m.5'te sayılan kişilerin kimler olduğu (m.5); bu yasağa aykırı yapılan incelemenin ya da takdirin hukuki akıbeti ve ret/çekinme usulü (m.5 ve ilgili usul hükümleri); bu kişilerin kanuni temsilci olarak vergi borcundan sorumluluğu (m.10); ve vergi yargılamasında hâkimin çekinme ve reddi (2577 sayılı İYUK m.56-57).

Yasaklar: hangi kavramlar bilinmeli?

Sıhri hısımlık
Evlenme yoluyla eşin kan hısımlarıyla kurulan hısımlık ilişkisidir. Bu hısımlığı doğuran evlenme sona ermiş olsa bile, üçüncü dereceye kadar olan sıhri hısımlar bakımından yasak sürer.
Civar hısım
Sıhri hısımlığın tarafları arasındaki, eşin kardeşi ya da eşin hısımlarının eşleri gibi, evlilik yoluyla dolaylı kurulan hısımlık ilişkisidir. Maddede bu kişiler üçüncü dereceye kadar sınırlandırılmıştır.
Kanuni temsilci veya vekil
Kanun gereği ya da yetki verilmek suretiyle bir kimseyi temsil eden kişidir. Bu sıfıra sahip olunan kimse adına vergi inceleme ve takdir işleri yürütülemez.
Vergi muamelesi ve incelemesi
Vergi idaresinin mükellef hakkında yürüttüğü tarh, tahakkuk, takdir ve inceleme faaliyetlerinin tümüdür. İkinci fıkradaki yasak bu görevleri yürüten kişilere yöneliktir.
Hesap, yazı ve sair özel işler
Mükelleflerin vergi kanunlarının uygulanmasıyla ilgili defter tutma, beyanname hazırlama, yazışma ve benzeri işlerdir. Ücret karşılığı yapılmaması ayrıca aranmaz, ücretsiz yapılması da yasağı ortadan kaldırmaz.

Yasaklar: hangi şartlar aranır?

  • Kişinin, birinci fıkra bentlerinde sayılan yakınlık ilişkilerinden birinin içinde bulunması gerekir: kendisi, nişanlısı veya eşi (boşanmış olsa bile), kan ya da sıhri usul ve füruu, evlatlığı ya da evlat edinveni, üçüncü dereceye kadar kan hısmı veya sıhri hısmı ya da kanuni temsilcisi veya vekili olduğu kimse.
  • Bu ilişkisi bulunan kişinin, VUK m.5 kapsamında kendisine ait vergi inceleme ve takdir işlerinde yer alması yasaktır; sıhri hısımlıkta bu hısımlığı doğuran evlenme ortadan kalkmış olsa bile yasak devam eder.
  • Vergi muamelesi ve incelemeleri ile vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştayda görevli kişi, mükellefin vergi kanunlarının uygulanmasıyla ilgili hesap, yazı ve sair özel işleri yapmamalıdır.
  • İkinci fıkradaki yasak için ücret alınması aranmaz; ücretsiz yapılan iş de yasak kapsamındadır.

Yasaklar: hangi sonuçları doğurur?

  • Birinci fıkradaki yasağa aykırı olarak yapılan inceleme veya takdir işlemi bakımından maddenin yaptırımı, yapılan işlemin kişi bakımından sakatlığına ve ilgili usul hükümlerine göre belirlenir; madde kendisi bu işlemin hukuki akıbetini açıkça düzenlemez.
  • Yakınlık ilişkisi bulunan kişi inceleme veya takdir işinde yer almaz; bu kişinin görevlendirilmesi, ret ve çekinme usulünü doğurur.
  • İkinci fıkradaki kişiler mükelleflerin hesap, yazı ve benzeri özel işlerini yapamaz; yapmaları hâlinde bu fiil yasak ihlali olarak görevleri bakımından sonuç doğurur.
  • Ücretsiz yapılan işler de yasak kapsamındadır; ücret alınmadığı için yasağın doğmadığı savunulamaz.
  • Yasak, kişi yakınlığının veya görevin sona ermesine kadar devam eder; görev sona ermiş kişiler bakımından yasağın ayrıca kaldırıldığı madde metninde yazmaz.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra, belirli yakınlık ilişkisi taşıyan kişiler bakımından inceleme ve takdir işlerini yasaklar. Ölçüt kişinin mükellefle olan ilişkisidir.

İkinci fıkra, vergi idaresi ve yargısında görevli herkesi kapsar ve mükellefin vergi kanunlarının uygulanmasına ilişkin özel işleri yasaklar. Ölçüt kişinin görevidir, yakınlık aranmaz.

Birinci fıkradaki kişi yakınlığı yoksa ve görev de ikinci fıkra kapsamında değilse yasak uygulanmaz. Her iki fıkranın yasağı aynı kişide birlikte bulunabilir.

Kan hısımlığı ile sıhri hısımlık arasındaki fark nedir?

Kan hısımlığında yasak üçüncü dereceye (bu derece dahil) kadar uzanır.

Sıhri hısımlıkta da üçüncü dereceye kadar yasak vardır; ancak bu hısımlığı doğuran evlenme sona ermiş olsa bile yasak devam eder.

Boşanma veya eşin ölümü, sıhri hısımlığa dayalı yasağı kendiliğinden kaldırmaz.

Eşin boşanmış olması ile eşin boşanmamış olması arasındaki fark nedir?

Boşanmış eşler de birinci fıkra bendi 1 kapsamında sayılır.

Evli olan eşler kendiliğinden kapsamdadır.

Boşanma yasağı ortadan kaldırmaz; kişinin eski eşinin vergi işlerinde görev alması da yasaktır.

Yasaklar: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Yalnızca ücret alınmadığı için hesap veya yazı işinin yasak kapsamı dışında kaldığını saymak; madde ücretsiz işleri de açıkça kapsar.
  • Boşanma veya eşin ölümü ile sıhri hısımlığın tamamen sona erdiğini kabul etmek; madde, bu hısımlığı doğuran evlenme ortadan kalksa bile üçüncü dereceye kadar yasağın sürdüğünü düzenler.
  • Birinci fıkradaki yakınlık yasağını ikinci fıkradaki görev yasağıyla karıştırmak; iki fıkranın ölçütleri farklıdır ve ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
  • Üçüncü dereceyi hesaplarken hısımlık derecesini yanlış saymak; kan hısımlığında ve sıhri hısımlıkta derece hesabı ayrı yapılır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vergi inceleme raporlarına dayanılarak yapılan tarhiyatlarda, uzlaşma ve takdir işlemlerinde görev alan kişilerin VUK m.6 kapsamında olup olmadığı sorusu uygulamada ayrıca incelenmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/589 E., 2022/379 K., 30.03.2022)
  • Bazı kararlarda re'sen takdir ve tarhiyat işlemlerinin VUK m.6 ile birlikte m.30 ve m.353 hükümlerine dayandırıldığı, ancak m.6 yönünden ayrı bir yakınlık tespiti yapılmadığı görülmektedir. (4. Daire, 2018/2823 E., 2022/968 K., 22.02.2022; 4. Daire, 2018/4305 E., 2022/970 K., 22.02.2022)
  • Vergi inceleme ve tarhiyatlarının mükellefin kendi defter ve belgelerine dayandığı durumlarda, ilgili kişinin yasak kapsamında olup olmadığının kimlik ve yakınlık belgeleriyle ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir. (2025/219 E., 2026/43 K., 12.02.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Yasağa aykırılığı ileri süren taraf, incelemeyi yapan kişi ile mükellef arasındaki yakınlık ilişkisini ispatlamakla yükümlüdür; nüfus kayıtları, evlenme ve boşanma belgeleri, soy kütüğü bu ispat için temel delillerdir.
  • İkinci fıkra bakımından yasağın ihlali, kişinin vergi muamelesi veya inceleme görevinde bulunduğu ve mükellefe hesap veya yazı yaptığı hususlarının ispatı ile ortaya çıkar; dosyadaki görev yazıları ve ücretsiz işe ait belgeler bu amaçla kullanılır.
  • Sıhri hısımlığın sona ermiş evlenmeye dayandığını ileri süren taraf, evlenmenin ve sona erme tarihinin belgeyle ortaya konulmasıyla bu iddiasını ispat eder.
  • Karşı taraf, kişinin yakınlık ilişkisinin bulunmadığını veya görevinin ikinci fıkra kapsamında olmadığını ileri sürerse, bu savunmayı kendisi ispatlamakla yükümlüdür.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.5: Birinci fıkranın atıfta bulunduğu kişi grubunu, yani vergi inceleme ve takdir işlerinde görevli olan ve yasağa tabi tutulan kişileri belirler.
  • 2577 sayılı İYUK m.56: Danıştayda çekinme ve reddin usulünü düzenler; ikinci fıkrada görevli kişiler bakımından yargısal çekinme ve red yolunu gösterir.
  • 2577 sayılı İYUK m.57: Vergi mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerinde çekinme ve reddin usulünü düzenler; ikinci fıkrada görevli hâkimler bakımından uygulanır.

VUK m.7 — İdarenin yardımı

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun bu maddesi, vergi kanunlarının uygulanmasında görevli bazı kamu görevlilerinin ve kurumlarının, vergi uygulamasını yürüten memur ve komisyonlara yardımda bulunma yükümlülüğünü düzenler. Madde, mülkiye amirleri, emniyet amir ve memurları, belediye başkanları, köy muhtarları ve kamu müesseselerini yardım yükümlüsü olarak sayar. Yükümlülük, vergi kanunlarının uygulanmasında ilgili memur ve komisyonlar lehinedir. Madde, yardım yükümlülüğünün ayrıntılı usulünü, yardımın hangi biçimde ve hangi sınırda yerine getirileceğini düzenlemez. Vergi mükellefinin beyan, defter ve belge yükümlülükleri (VUK m.215 vd.), vergi incelemesi yetkisi ve vergi inceleme usulü de bu maddenin kapsamı dışındadır.

İdarenin yardımı: hangi şartlar aranır?

  • Yardım yükümlüsünün maddede sayılan kişi veya kurumlardan biri olması gerekir: mülkiye amirleri, emniyet amir ve memurları, belediye başkanları, köy muhtarları veya kamu müesseseleri.
  • Yardımın talep edildiği ilişki, vergi kanunlarının uygulanmasına ilişkin olmalıdır.
  • Yardım, vergi kanunlarının uygulanmasında görevli memurlara veya komisyonlara yönelmelidir.
  • Yardım yükümlüsü, bütün imkânlarıyla kolaylık göstermeli ve yardımda bulunmalıdır.

İdarenin yardımı: hangi sonuçları doğurur?

  • Maddede sayılan yükümlüler, vergi kanunlarının uygulanmasında ilgili memur ve komisyonlara kolaylık göstermek ve yardımda bulunmakla yükümlüdür.
  • Yükümlüler, bu yardımı bütün imkânlarıyla sağlamakla bağlıdır; yardımdan kaçınmaları, madde kapsamında bir yükümlülüğe aykırılık oluşturur.
  • Maddede yardım yükümlülüğünün yerine getirilmemesine bağlanmış ayrı bir yaptırım yer almaz; yaptırım, ilgili mevzuatın genel hükümlerinden değerlendirilir.

İdarenin yardımı: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddeyi mükellefe yönelik bir beyan veya defter yükümlülüğü gibi okumak; madde yalnızca sayılan kamu görevlilerinin ve kurumların yardım yükümlülüğünü düzenler.
  • Maddede sayılmayan özel kişi veya kuruluşları yardım yükümlüsü saymak.
  • Yardım yükümlülüğünün kapsamını, yardımın hangi biçimde yapılacağını maddeden çıkarılmış gibi kesinleştirmek; madde bu ayrıntıyı düzenlemez.

Nasıl ispat edilir?

  • Yardım yükümlülüğüne dayanarak talepte bulunan vergi memuru veya komisyon, talebin vergi kanunlarının uygulanmasıyla ilgili olduğunu ve yardım talep edildiğini göstermelidir.
  • Yardım yükümlüsü, yardımda bulunduğunu veya bulunamamasının haklı bir sebebi olduğunu belgeyle ortaya koymakla yükümlüdür; bu konuda ispat yükü yükümlü tarafa yakındır.
  • Yardım talebine ilişkin yazılı kayıtlar ve tebligat belgeleri, yardımın yapılıp yapılmadığının tespitinde başlıca delil niteliğindedir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Kanun m.215: Mükelleflerin defter, belge ve beyan yükümlülüklerini düzenler; bu maddenin yardım yükümlülüğü ile vergi uygulamasının usulü arasında tamamlayıcı bir ilişki kurar.

VUK m.8 — Mükellef ve vergi sorumlusu

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 8. maddesi; mükellef kavramını, vergi sorumlusu kavramını, vergi kanunlarında öngörülen haller dışında özel mukavelelerin vergi dairelerini bağlamayacağı kuralını ve mükellef tabirinin vergi sorumlularını da kapsayacağı hükmünü düzenler. Ayrıca gerçek ve tüzel kişilere vergi numarası verilmesini ve bu konudaki usul ve esasları Maliye Bakanlığına bırakan fıkrayı içerir. Madde, vergi borcunun kimde doğduğunu ve kimin dairelere karşı ödeme muhatabı olduğunu belirler. Maddenin uygulanmadığı alanlar: kanuni temsilcilerin sorumluluğu (m.10), vergi cezası sorumluluğu ve iştirak (m.12 ve vergi ceza hükümleri), sorumluluk hâllerinin ayrıntıları ile damga vergisine özgü sorumluluk (488 sayılı Damga Vergisi Kanunu m.3 ve m.24) ve tahsil usulü ile tasarruf iptali (6183 sayılı Kanun) düzenlenmez.

Mükellef ve vergi sorumlusu: hangi kavramlar bilinmeli?

Mükellef
Vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüb eden gerçek veya tüzel kişidir. Vergi borcunu kendi adına taşıyan asıl borçludur. Mükellefiyet, vergi borcunun doğması ile ilgilidir ve vergi kanununun belirlediği ölçüte bağlıdır.
Vergi sorumlusu
Verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir. Vergi borcu başkasına ait olsa bile ödeme yükümlülüğü ve dairelere karşı muhataplık bu kişide toplanır.
Özel mukavele
Taraflar arasında mükellefiyet veya vergi sorumluluğu hakkında yapılan sözleşmedir. Vergi dairelerini bağlamaz; vergi kanunlarının açıkça kabul ettiği haller bunun dışındadır.
Vergi numarası
Türkiye Cumhuriyeti uyruklu her gerçek ve tüzel kişiye verilen numaradır. Bu numaranın kullanım usul ve esasları Maliye Bakanlığınca belirlenir.

Mükellef ve vergi sorumlusu: hangi şartlar aranır?

  • Vergi borcunun doğması için kişinin vergi kanunlarına göre o borcun asıl sahibi olarak belirlenmiş bulunması gerekir; bu durumda kişi mükelleftir.
  • Ödeme sorumluluğunun doğması için kişinin alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olarak belirlenmiş bulunması gerekir; bu durumda kişi vergi sorumlusudur.
  • Özel bir sözleşmeyle mükellefiyetin veya vergi sorumluluğunun başka bir kişiye yüklenmesi, vergi dairesini bağlayabilmek için vergi kanunlarında açıkça kabul edilmiş bir hal olmalıdır.
  • Vergi kanunlarında bu tür bir kabul bulunmayan hallerde sözleşme taraflar arasında geçerli olabilir, ancak vergi dairesi bu sözleşmeye dayanarak ödeme talebinden vazgeçmek zorunda kalmaz.

Mükellef ve vergi sorumlusu: hangi sonuçları doğurur?

  • Vergi kanunlarında öngörülen haller dışında yapılan özel mukavele, vergi dairesini bağlamaz ve dairenin mükellefe veya vergi sorumlusuna başvurma hakkını ortadan kaldırmaz.
  • Sözleşmede vergiyi üstlenen kişi bulunsa da vergi kanununda mükellef veya sorumlu olarak gösterilen kişi dairece muhatap alınır.
  • Vergi kanunlarının açıkça kabul ettiği hallerde sözleşmenin mükellefiyet veya sorumluluk üzerindeki düzenlemesi vergi dairesine karşı sonuç doğurabilir.
  • Gerçek veya tüzel kişi Türkiye Cumhuriyeti uyruklu ise bir vergi numarası verilir ve bu numaranın kullanımı Maliye Bakanlığının düzenlemesine tabidir.

Mükellef ile vergi sorumlusu arasındaki fark nedir?

Mükellef, vergi borcunun kendisine ait olduğu, yani verginin asıl konusu ve borçlusu olan kişidir.

Vergi sorumlusu, vergi borcu başkasına ait olsa bile verginin ödenmesi bakımından dairelere karşı muhatap olan kişidir.

Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca sonraki maddelerde geçen mükellef tabiri vergi sorumlularını da kapsar; ancak sorumlu, mükellefin yerine geçmez ve sorumluluğu ayrıca vergi kanununa dayanır.

Vergi kanunundan doğan sorumluluk ile özel sözleşmeden doğan sorumluluk arasındaki fark nedir?

Vergi kanunları mükellefiyeti veya sorumluluğu belirler ve bu belirleme vergi dairesini bağlar.

Taraflar arasındaki özel sözleşme, mükellefiyet veya sorumluluk konusunda taraflar arasında bir düzenleme getirebilir.

Sözleşme ile yüklenen ödeme yükü vergi dairesine karşı ileri sürülemez; vergi dairesi kanunun belirlediği mükellefe veya sorumluya başvurur. Taraflar arasında rücu talebi ise sözleşmeye göre ayrıca mümkün olabilir.

Mükellef ve vergi sorumlusu: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Sözleşmede vergiyi üstlenen tarafı vergi dairesine karşı mükellef saymak; m.8/3 uyarınca özel mukavele dairelere karşı bağlayıcı değildir.
  • Vergi sorumlusu ile mükellefi aynı kişi saymak; sorumlu, borcu başkasına ait olduğu halde dairelere karşı muhatap olan kişidir.
  • Mükellef tabirinin yalnız vergi borcu sahibini kapsadığını sanmak; maddenin dördüncü fıkrası uyarınca sonraki maddelerde mükellef tabiri vergi sorumlularını da kapsar.
  • Damga vergisinde mükellefi yalnız kağıdı düzenleyen veya ibraz eden kişi olarak belirlemek; DVK m.3'e göre mükellef kağıdı imzalayanlardır, ibraz eden ise m.24 kapsamında ayrı bir sorumluluk taşır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mahkemeler, mükellefi vergi borcu kendisine terettüb eden gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlamakta ve bu tanımı doğrudan m.8'e dayandırmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2023/1473 E., 2023/1880 K., 27.12.2023; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2023/359 E., 2023/434 K., 15.03.2023)
  • Damga vergisi uyuşmazlıklarında mahkemeler, m.8/3 hükmünü ve 488 sayılı Kanun'un m.3 ve m.24 hükümlerini birlikte değerlendirerek, kağıdı imzalayanların mükellef olduğu sonucuna ulaşmaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2023/1609 E., 2025/1941 K., 17.10.2025; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/1135 E., 2023/2028 K., 18.10.2023)
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2004 tarihli bir kararına atıfla, vergi yükümlüsünün (mükellefin) vergi kanunlarına göre belirlendiği ve bu belirlemenin özel sözleşmelerle değiştirilemeyeceği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/1279 E., 2023/498 K., 29.03.2023)
  • Mahkemeler, sözleşmede vergi yükünün bir tarafa bırakılmış olmasını, vergi dairesine karşı ödeme yükümlülüğünü değiştiren bir düzenleme saymamakta; bu durumda sözleşmeye dayalı rücu taleplerini ayrıca değerlendirmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/1135 E., 2023/2028 K., 18.10.2023; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/1279 E., 2023/498 K., 29.03.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Vergi dairesine karşı mükellefiyet veya sorumluluğun varlığını iddia eden taraf, bu iddiasını vergi kanunundaki ilgili hükme dayandırmakla yükümlüdür; ispat yükü davayı açan tarafta olan iddiayı dayandırmaktadır.
  • Damga vergisinde mükellefin kim olduğu, kağıdın imzalayanlarını gösteren belgeyle ispatlanır; kağıdın aslı veya örneği ile imza kayıtları esas alınır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2023/1609 E., 2025/1941 K., 17.10.2025)
  • Vergi sorumluluğunun sözleşmeyle üstlenildiği savunmasını ileri süren taraf, bu sözleşmenin varlığını yazılı belgeyle kanıtlamalıdır; ancak bu belge vergi dairesine karşı sonuç doğurmaz. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/1135 E., 2023/2028 K., 18.10.2023)
  • Taraflar arasında yapılan sözleşmeye dayalı rücu talebinde, sözleşmenin içeriği ve tahsil edilen vergi tutarı ispat edilir; bu talep vergi dairesine karşı ileri sürülemez. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/1279 E., 2023/498 K., 29.03.2023)

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.10: Tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olması halinde ödevlerin kanuni temsilcilerce yerine getirileceğini ve tahsil edilemeyen vergilerin kanuni temsilcilerden alınabileceğini düzenler; m.8'deki sorumluluk kavramının kişisel uzantısıdır.
  • 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu m.3: Damga vergisinde mükellefin kağıdı imzalayanlar olduğunu belirler; m.8'deki genel mükellef tanımının damga vergisindeki görünümüdür.
  • 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu m.24: Damga vergisinde ibraz edenlerin ve imza edenlerin sorumluluğunu düzenler; m.8'in vergi sorumlusu kavramına yakın fakat ayrı bir sorumluluk rejimidir.
  • 6183 sayılı Kanun m.35: Limited şirket ortaklarının ve kanuni temsilcilerin tahsil edilemeyen amme alacağından sorumluluğunu düzenler; vergi sorumluluğunun tahsil usulü tarafındaki karşılığıdır.

VUK m.9 — Vergi ehliyeti

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 9. maddesi, vergi mükellefiyeti ve vergi sorumluluğu bakımından kanuni ehliyetin aranmayacağını ve vergiyi doğuran olayın kanunla yasak olmasının mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını düzenler. Hüküm, vergi hukukunda mükellefiyet ve sorumluluk ilişkisi kuran her gerçek ve tüzel kişi bakımından uygulanır. Maddenin düzenlemediği konular: mükellefiyetin tanımı ve doğuş ölçütleri (VUK'un mükellefiyete ilişkin hükümleri), vergi sorumlusu kavramı ve sorumluluğun kapsamı, kanuni temsilcilerin ödevleri ve şahsi sorumluluğu (VUK m.10), tüzel kişilerin vergi ödevlerini yerine getirmesi ve ehliyet hukukunun genel kuralları (Medeni Kanun ve MÖHUK), vergi borcunun tahsili ve sorumluluğun ileri sürülmesine ilişkin usul kuralları.

Vergi ehliyeti: hangi kavramlar bilinmeli?

Kanuni ehliyet
Kişinin hukuki işlemlerle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için kanunun aradığı hak ve fiil ehliyetidir. Madde, vergi mükellefiyeti ve vergi sorumluluğu bakımından bu ehliyetin aranmayacağını belirtir.
Mükellefiyet
Vergi kanunlarına göre vergi ödevine tabi tutulan kişiyi ifade eder. Maddenin konusu, mükellefiyetin doğması için ehliyetin değil, vergiyi doğuran olayın ve kanundaki diğer koşulların varlığının aranmasıdır.
Vergi sorumluluğu
Vergi borcunun asıl mükellefinin dışındaki bir kişinin, kanunun öngördüğü hallerde vergiden sorumlu tutulmasıdır. Sorumlunun ehliyetsiz olması bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Vergiyi doğuran olay
Kanunun vergi borcunu doğurduğu kabul ettiği maddi veya hukuki olaydır. Bu olayın kanunla yasaklanmış olması, vergi doğumunu engellemez.

Vergi ehliyeti: hangi şartlar aranır?

  • Kişinin mükellefiyet veya vergi sorumluluğu bakımından kanuni ehliyete sahip olup olmadığına bakılmaksızın, vergi kanunundaki mükellefiyet koşulunun gerçekleşmiş olması gerekir.
  • Vergiyi doğuran olayın gerçekleşmiş olması gerekir; ehliyetsizlik bu olayın varlığını ortadan kaldırmaz.
  • Vergiyi doğuran olayın kanunla yasaklanmış olması, mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; yasak olan işlem de vergiye tabi tutulabilir.
  • Mükellefiyetin doğması için ilgili kişinin fiil ehliyetine sahip olması aranmaz; ehliyetsiz kişinin temsilcisi aracılığıyla yaptığı işlemler de vergiye konu olabilir.

Vergi ehliyeti: hangi sonuçları doğurur?

  • Mükellefiyet ve vergi sorumluluğu için kanuni ehliyet aranmaz; ehliyetsiz gerçek kişi veya ehliyeti sınırlı kişi de vergi mükellefi olabilir.
  • Ehliyetsiz mükellefin vergi ödevleri, kanuni temsilcisi tarafından yerine getirilir.
  • Vergiyi doğuran olay kanunla yasaklanmış olsa bile, bu olay vergi yönünden mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz.
  • Yasak bir faaliyetten elde edilen gelir veya yapılan işlem, yasaklılık nedeniyle vergi dışı kalmaz.

Ehliyetli mükellef ile ehliyetsiz mükellef arasındaki fark nedir?

Medeni hukuka göre tam ehliyetli kişi, vergi işlemlerini kendi adına ve kendi fiilleriyle yapabilir.

Ehliyetsiz ya da sınırlı ehliyetli kişi, medeni hukuka göre işlem yapamaz veya kısıtlı yapabilir; vergi hukuku ise bu kişiyi de mükellef sayar.

Ehliyetsiz kişi de mükellef olur ve vergi ödevlerini kanuni temsilcisi aracılığıyla yerine getirir; mükellefiyet ehliyete bağlı değildir.

Yasal işlem ile yasak olan işlem arasındaki fark nedir?

Kanunun izin verdiği, hukuka uygun bir olaydan doğan vergi.

Kanunla yasaklanmış bir olaydan doğan vergi.

Yasak olsa da vergiyi doğuran olay gerçekleşmişse mükellefiyet ve vergi sorumluluğu doğar; yasaklılık vergilemeyi engellemez.

Vergi ehliyeti: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Ehliyetsiz kişinin mükellefiyetinin bulunmadığını varsaymak; VUK m.9 bu sonucu açıkça dışlar.
  • Kanuni temsilcinin ehliyetsiz mükellef adına ödevlerini yerine getirmesi gerektiği halde bu sorumluluğu gözden kaçırmak; bu durumda VUK m.10 ayrıca uygulanır.
  • Yasak bir faaliyetten doğan kazancın vergi dışı kalacağını düşünmek; yasaklılık vergi doğumunu engellemez.
  • Ehliyet eksikliğini, vergi sorumluluğunun şartı gibi değerlendirmek; madde bu ehliyetin aranmayacağını açıkça söyler.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Ehliyetsiz ya da yasak bir faaliyette bulunan kişilerin, yaptıkları işlemden doğan kazanç ve işlemler üzerinden vergi sorumlusu tutulduğu kabul edilmektedir. (7. Daire, 2018/371 E., 2021/2359 K., 20.05.2021; 7. Daire, 2018/408 E., 2021/2356 K., 20.05.2021)
  • Paravan şirket aracılığıyla yapılan satışlarda, gerçek kazancı elde eden kişinin adi ortaklık ilişkisi içinde vergi mükellefi sayıldığı ve sahte belgelerle yapılan alışların vergi kaybına yol açtığı kabul edilmektedir. (7. Daire, 2017/2114 E., 2021/2357 K., 20.05.2021; 7. Daire, 2018/370 E., 2021/2358 K., 20.05.2021)
  • Yasaklılık veya ehliyet eksikliği ileri sürülerek vergi sorumluluğundan kurtulmanın mümkün olmadığı, mahkemelerin bu savunmayı reddettiği görülmektedir. (7. Daire, 2018/371 E., 2021/2359 K., 20.05.2021; 7. Daire, 2017/2114 E., 2021/2357 K., 20.05.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Vergi idaresi, mükellefiyet ve sorumluluğu doğuran vergiyi doğuran olayın gerçekleştiğini ispatla yükümlüdür; ehliyetsizlik savunması bu ispat yükünü ortadan kaldırmaz.
  • Kişinin ehliyetsizliğini veya yasak durumunu ileri süren taraf bu iddiasını ispatlamalıdır; ancak ehliyet kanuni bir şart olmadığından bu iddia sorumluluğu kaldırmaz.
  • Kazancın kime ait olduğu ve gerçek kazanç sahibinin kim olduğu, işlemi yapan kişilerin yazılı sözleşmeleri, banka kayıtları ve fatura düzeni gibi delillerle ortaya konur.
  • Paravan kullanıldığı iddiasında, vergi idaresi gerçek ilişkiyi tanık, belge ve karine ile gösterir; mükellef, gerçek ilişkinin farklı olduğunu ispat etmelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.10: Tüzel kişilerin ve ehliyetsiz mükelleflerin vergi ödevlerinin kanuni temsilci tarafından yerine getirileceğini ve temsilcinin ödevlerini yerine getirmemesi halinde şahsi sorumluluğunu düzenler; bu madde ile birlikte uygulanır.
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.8: Her insanın hak ehliyetine sahip olduğunu düzenler; VUK m.9'un 'ehliyet' ifadesinin medeni hukuktaki karşılığını oluşturur ve ehliyetin vergi hukukunda ayrıca aranmadığını gösterir.
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.9: Fiil ehliyetinin tanımını ve kapsamını düzenler; VUK m.9 bu ehliyetin mükellefiyet bakımından aranmayacağını belirtir.
  • 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukukuna İlişkin Kanun m.9: Ehliyetin hangi hukuka tabi olacağını düzenler; yabancı ehliyet hukuku bağlamında VUK m.9 ile birlikte değerlendirilebilir. Not: Güncel MÖHUK düzenlemesi 5718 sayılı Kanun m.9'dur.

VUK m.10 — Kanuni temsilcilerin ödevi

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi, tüzel kişilerin, küçük ve kısıtlıların ile tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları hâlinde bunlara düşen ödevlerin kimler tarafından yerine getirileceğini, bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacaklardan kanuni temsilcilerin nasıl sorumlu tutulacağını, Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin temsilcilerini ve tasfiye hâllerini düzenler. Ayrıca temsilcilerin asıl mükelleften rücu hakkını ve tasfiye edilerek ticaret sicilinden silinen tüzel kişiler ile tüzel kişiliği sona eren teşekküllere ilişkin tarhiyat ve ceza kesme işlemlerinin kimden yapılacağını belirler. Madde, vergi ödevlerinin temsilci eliyle yerine getirilmesi ve sorumluluğun kişisel nitelikte doğması bakımından uygulanır. Maddenin kapsamı dışında kalan konular şunlardır: vergi borcunun esasının ve miktarının belirlenmesi (vergi mevzuatının ilgili hükümleri), amme alacaklarının tahsil usulü ve kanuni temsilcinin malvarlığına haciz ve takip yolu (6183 sayılı Kanun m.35 ve m.55 vd.), limited şirket ortaklarının sermaye hissesi oranındaki sorumluluğu (6183 sayılı Kanun m.35), tacir yardımcıları ve ticari temsilcilik ilişkileri (Türk Ticaret Kanunu hükümleri) ile vergi cezası ve tarhiyatın zamanaşımı ve usul süreleri (213 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri).

Kanuni temsilcilerin ödevi: hangi kavramlar bilinmeli?

Kanuni temsilci
Tüzel kişiyi, küçüğü, kısıtlıyı veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülü kanun gereği temsil eden ve bu sıfatla vergi ödevlerini yerine getirmekle yükümlü kişidir. Sıfatın kaynağı kanun, esas sözleşme veya atamadır; sorumluluk bu sıfata bağlıdır.
Tüzel kişiliği olmayan teşekkül
Tüzel kişiliği bulunmayan, ancak vergi mükellefi veya vergi sorumlusu olabilen topluluklardır. Maddede vakıflar ve cemaatler örnek olarak sayılmıştır; bunları idare edenler ve varsa temsilcileri ödevleri yerine getirir.
Ödevler
Vergi mevzuatından doğan beyan, defter tutma, bildirim ve benzeri yükümlülüklerdir. Madde bu ödevlerin yerine getirilmesini temsilciye bağlar; vergi borcunun kendisini tanımlamaz.
Tasfiye memuru
Tasfiye hâlindeki tüzel kişiliğin işlerini yürüten ve tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı olarak sorumlu tutulan kişidir. Ek beşinci fıkraya göre tasfiye dönemi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi onlardan yapılabilir.
Müteselsil sorumluluk
Birden fazla sorumlu kişinin borcun tamamından ayrı ayrı sorumlu olması hâlidir. Ek fıkralarda tasfiye öncesi ve sona erme öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden herhangi biri adına işlem yapılabilmesini sağlar.
Rücu
Temsilcinin veya teşekkülü idare edenin, vergiyi kendi malvarlığından ödemesi hâlinde asıl mükellefe karşı ödediği tutarı geri isteme hakkıdır.

Kanuni temsilcilerin ödevi: hangi şartlar aranır?

  • Tüzel kişi, küçük, kısıtlı veya tüzel kişiliği olmayan teşekkül bir vergi için mükellef ya da vergi sorumlusu olmalıdır.
  • Bu kişilere düşen vergi ödevleri, kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenler ve varsa temsilcileri eliyle yerine getirilmelidir.
  • Kanuni temsilcinin ödevleri yerine getirmemesi nedeniyle, mükellef veya vergi sorumlusunun varlığından tamamen ya da kısmen tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacaklar bulunmalıdır.
  • Kanuni temsilci ödevini yerine getirmemiş olmalıdır; bu ihmal tahsil edilemezliğe neden olmuş olmalıdır.
  • Türkiye'de bulunmayan mükellefin Türkiye'deki temsilcisi de bu sorumluluk bakımından aynı konumda olmalıdır.
  • Tasfiye hâlinde ya da tüzel kişiliğin sona ermesi hâlinde, tasfiye öncesi veya sona erme öncesi dönemlere ilişkin tarhiyat ve ceza kesme işlemi, ilgili kişilerden biri adına yapılmalıdır; tasfiye dönemi için tasfiye memuru, limited şirket ortakları ise sermaye hisseleri oranında sorumlu olur.
  • Temsilci ödediği vergiler için asıl mükellefe rücu edebilir; rücu hakkının kullanılabilmesi için temsilcinin fiilen ödeme yapmış olması gerekir.

Kanuni temsilcilerin ödevi: hangi sonuçları doğurur?

  • Mükellefin veya vergi sorumlusunun varlığından alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevini yerine getirmeyen kanuni temsilcinin varlığından alınır.
  • Türkiye'de bulunmayan mükellefin Türkiye'deki temsilcisi hakkında da aynı sorumluluk doğar.
  • Temsilci veya teşekkülü idare eden, ödediği vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilir.
  • Tasfiye hâlinde veya tasfiye edilmiş olmak, kanuni temsilcinin tasfiye giriş tarihinden önceki dönemlere ilişkin sorumluluğunu kaldırmaz.
  • Tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin tarhiyat ve ceza kesme işlemi, ek beşinci fıkraya göre müteselsilen sorumlu olmak üzere ilgililerden herhangi biri adına yapılabilir.
  • Ek altıncı fıkra uyarınca, tüzel kişiliği sona eren teşekküllerde sona erme öncesi dönemlere ilişkin tarhiyat ve ceza kesme işlemi, idare edenler ve varsa temsilcilerinden herhangi biri adına yapılabilir.
  • Asıl mükellefin vergisi tahsil edilebiliyorsa, kanuni temsilcinin ikincil sorumluluğu doğmaz; sorumluluk yalnızca tahsil edilemeyen kısım için söz konusudur.
  • Kanuni temsilcinin ödevini yerine getirmediğinin ispatlanamaması hâlinde sorumluluk kurulamaz.

Asıl mükellef ile kanuni temsilci arasındaki fark nedir?

Vergi borcunun asıl muhatabı tüzel kişi, küçük, kısıtlı veya teşekküldür; ödevleri ve borcu öncelikle onun malvarlığında aranır.

Kanuni temsilci, ödevlerini yerine getirmekle yükümlüdür ve ihmali hâlinde kendi malvarlığından sorumlu tutulur.

Önce asıl mükelleften tahsil edilemeyen tutar belirlenir; kanuni temsilcinin sorumluluğu ancak bundan sonra doğar. Sorumluluk kişisel malvarlığıyla sınırlı değildir, ihmal ile tahsil edilemezlik arasında illiyet aranır.

Tasfiye öncesi dönem ile tasfiye dönemi arasındaki fark nedir?

Tasfiye öncesi dönemlere ilişkin tarhiyat ve ceza kesme işlemi kanuni temsilcilerden herhangi biri adına yapılır.

Tasfiye dönemine ilişkin işlem ise tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır.

Sorumlu kişi ve sorumluluk kapsamı döneme göre değişir; tasfiye memurunun sorumluluğu dağıtılan tutarla sınırlıdır, kanuni temsilcinin sorumluluğu ise bu sınırla bağlı değildir.

Limited şirket ortağı ile diğer kanuni temsilciler arasındaki fark nedir?

Limited şirket ortakları tasfiye öncesi dönem alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olur.

Diğer kanuni temsilciler ise müteselsilen sorumludur.

Ortağın sorumluluğu sermaye payı oranıyla sınırlanır; müteselsil sorumluluk ise tutarın tamamı için herhangi birine başvurulmasına imkân verir.

Tasfiye edilmiş tüzel kişi ile tasfiye hâlinde tüzel kişi arasındaki fark nedir?

Tasfiye edilerek ticaret sicilinden silinmiş tüzel kişilerde beşinci fıkra uygulanır.

Beşinci fıkra kapsamına girmeyen tüzel kişiliklerin veya teşekküllerin sona ermesinde altıncı fıkra uygulanır.

İşlemin kimden yapılacağı, sorumluluğun sınırı ve sorumlu kişi kategorisi farklılaşır.

Kanuni temsilcinin tasfiyeye giriş öncesi ile sonrası sorumluluğu arasındaki fark nedir?

Tasfiyeye giriş tarihinden önceki dönemlere ait sorumluluk, tasfiye hâli ile kaldırılmaz.

Tasfiye sonrası dönemlere ilişkin sorumluluk ise tasfiye memuru veya tasfiye dönemi işlemleri bakımından ayrı değerlendirilir.

Kanuni temsilcinin tasfiye öncesi dönemdeki sorumluluğu devam eder.

Kanuni temsilcilerin ödevi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kanuni temsilciyi, asıl mükellefin vergi borcu tahsil edilmeden doğrudan sorumlu saymak; önce asıl borçlunun malvarlığının araştırılması gerekir.
  • Kanuni temsilciye ödeme emri göndermeden ve hakkında takip yapmadan malvarlığından tahsilat yapmak veya tasarrufun iptali davası açmak.
  • Sorumluluğu kusursuz (nesnel) kabul etmek; sorumluluğun ödevin ihmaline bağlı olduğunu gözden kaçırmak.
  • Tasfiye öncesi dönem ile tasfiye dönemi işlemlerinin kimden yapılacağını karıştırmak; tasfiye dönemi işlemini kanuni temsilciye yöneltmek.
  • Limited şirket ortaklarının sorumluluğunu m.10 kapsamında tüm borç için müteselsil saymak; ortakların sorumluluğu sermaye hisseleri oranıyla sınırlıdır.
  • Tasfiye memurunun sorumluluğunun dağıtılan tutarla sınırlı olduğunu unutmak.
  • Rücu hakkını, temsilcinin fiilen ödeme yapmadığı durumda da kullanılabilir saymak.
  • Bu maddeyi 6183 sayılı Kanun m.35 ile aynı sorumluluk rejimi gibi değerlendirmek; ikisi ayrı kaynaklardır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kanuni temsilcinin sorumlu tutulabilmesi için önce asıl borçlu tüzel kişiden tahsil edilemeyen tutarın belirlenmesi ve kanuni temsilciye ödeme emri gönderilerek hakkında takip yapılması gerektiği kabul edilmektedir. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2023/1230 E., 2025/272 K., 09.04.2025)
  • Kanuni temsilciye karşı takip yapılmadan malvarlığına haciz konulamayacağı ve bu kişiler adına yapılan tasarrufların iptali davası açılamayacağı kabul edilmektedir. (8. Daire, 2024/836 E., 2025/10050 K., 17.12.2025; 8. Daire, 2023/2030 E., 2025/9316 K., 01.12.2025)
  • Kanuni temsilcinin sorumluluğunun kusura dayalı olduğu, yani ödevini yerine getirmediğinin ve tahsil edilemezliğe bu ihmalin neden olduğunun ortaya konulması gerektiği görüşü ileri sürülmektedir. (9. Daire, 2023/3827 E., 2025/848 K., 13.03.2025)
  • Tasarrufun iptali davasında, tasarruf tarihi itibarıyla doğmuş vergi borcunun asıl ve ferileriyle sınırlı tutarın esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2023/1230 E., 2025/272 K., 09.04.2025)
  • Sermaye şirketlerinde kanuni temsilcilerin 213 sayılı Kanun m.10 ile, limited şirket ortaklarının ise 6183 sayılı Kanun m.35 ile sorumlu tutulduğu ve bu sorumlulukların birbirinden ayrı olduğu kabul edilmektedir. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2023/1313 E., 2025/79 K., 26.02.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Asıl talebi ileri süren idare, mükellef veya vergi sorumlusunun varlığından vergi ve buna bağlı alacağın tamamen ya da kısmen tahsil edilemediğini ispatlamakla yükümlüdür; bunun için haciz tutanağı, aciz belgesi veya tahsil edilemezlik tutanağı gibi belgeler kullanılır.
  • İdare, kanuni temsilcinin ödevini yerine getirmediğini ve bu ihmal nedeniyle tahsil edilemezlik oluştuğunu ispatlamak zorundadır; bu konuda ticaret sicili kayıtları, defter ve bildirim kayıtları delil olarak kullanılabilir.
  • Kanuni temsilci, ödevini yerine getirdiğini ya da tahsil edilemezliğin kendi kusurundan kaynaklanmadığını ileri sürerek savunma yapabilir; bu savunmanın ispat yükü kendisine aittir.
  • Kanuni temsilcinin bu sıfatı, ticaret sicili kaydı veya atama belgesiyle ispatlanır; sıfatın bulunmadığını iddia eden taraf bunu gösterir.
  • Kanuni temsilciye ödeme emri gönderildiğinin ispatı için tebligat belgesi gereklidir; tebligat yapılmamış ise takip ve sorumluluk kurulamaz.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6183 sayılı Kanun m.35: Limited şirket ortaklarının ve kanuni temsilcilerin amme alacağından sorumluluğunu düzenleyen ayrı bir kaynaktır; 213 sayılı Kanun m.10 ile birlikte uygulanır ve iki sorumluluk rejimi ayrıdır.
  • 6183 sayılı Kanun m.58: Kanuni temsilciye karşı takip yapılmasının usulünü düzenler; m.10 uyarınca sorumlu tutulmadan önce temsilciye ödeme emri gönderilmesi gerektiği uygulamada bu hükme dayandırılır.
  • 6183 sayılı Kanun m.55: Kanuni temsilcinin malvarlığına yönelik takip ve haciz usulü ile ilgilidir; m.10'un sorumluluk esasının somut uygulamasını tamamlar.

VUK m.11 — Vergi kesenlerin sorumluluğu

213 sayılı VUK m.11, vergi kesintisi yapmakla yükümlü olanların (vergi kesenlerin) sorumluluğunu düzenler. Düzenlediği konular; kesenin verginin tam kesilip ödenmesinden ve diğer ödevlerden sorumluluğu, bu sorumluluğun asıl mükelleflere rücu hakkını kaldırmaması, mal alım-satımı ve hizmet ifasında yükümlülüğü yerine getirmeyenlerin ilgililerle birlikte müteselsil sorumluluğu, zirai ürün alım-satımında Bakanlığın yetkisi ile müteselsil sorumluluğun kapsamı ve Cumhurbaşkanının farklı kesinti oranları belirleme yetkisidir. Kesinti yapmakla yükümlü olan ödeme yapanlar ve ödemeye aracılık edenler ile bunlardan vergi kesintisi yapılan ilgililer hakkında uygulanır. Vergi kesintisinin yapılma usulünü, beyan ve yatırma süreçlerini ve kesinti yapılacak tutarın hesabını bu madde düzenlemez; bunlar VUK'un ilgili maddelerinde ve ilgili mevzuatta yer alır. Mükellefin kendi vergi borcuna ilişkin sorumluluğu ile kanuni temsilcinin sorumluluğu (VUK m.10) bu maddenin kapsamında değildir.

Vergi kesenlerin sorumluluğu: hangi kavramlar bilinmeli?

Vergi kesen (sorumlu)
Yaptığı veya yapacağı ödemelerden vergi kesintisi yapmakla yükümlü olan kişidir. Asıl vergiyi ödeyen mükellef değil, kesintiyi yapıp devletin yerine geçen kişidir.
Müteselsil sorumluluk
Birden fazla kişinin aynı borcun tamamından birlikte ve her birinin tek başına sorumlu olması halidir. Alacaklı, borcun tamamını bu kişilerin herhangi birinden talep edebilir.
Rücu hakkı
Verginin kesilip ödenmesinden sorumlu tutulan kişinin, ödediği vergiyi asıl mükellefe karşı geri isteyebilmesi hakkıdır. Madde bu hakkı kesenin sorumluluğu nedeniyle kaldırmaz.
Zirai ürün
Tarımsal üretim ürünleridir; işlenmiş olanlar da bu kapsama girer. Madde, bu ürünlerin alım ve satımına aracılık eden kuruluşlar ile ticaret borsaları bakımından özel yetki öngörür.
Alt ve üst limitler
Cumhurbaşkanının farklı kesinti oranı belirleyebileceği, vergi kanunlarında öngörülmüş sınırlardır. Oran, bu sınırlar arasında kalmak zorundadır.

Vergi kesenlerin sorumluluğu: hangi şartlar aranır?

  • Vergi kesintisi yapmakla yükümlü olan kişinin yaptığı veya yapacağı bir ödeme bulunmalıdır.
  • Kesen, verginin tam olarak kesilip ilgili vergi dairesine ödenmesinden ve bununla bağlantılı diğer ödevlerden sorumlu olmalıdır.
  • Mal alım-satımı veya hizmet ifası dolayısıyla kesinti ve yatırma yükümlülüğü bulunmalı ve bu yükümlülük yerine getirilmemiş olmalıdır; bu hal, ilgililerin müteselsil sorumluluğunun ön koşuludur.
  • Müteselsil sorumluluk için, alım-satıma taraf olanların, hizmetten yararlananların ya da kesenle doğrudan veya hısımlık nedeniyle ya da sermaye, organizasyon, yönetim katılımı ya da menfaat sağlama yoluyla dolaylı ilişkide bulunduğu tespit edilenlerin varlığı gerekir.
  • Mal üreten çiftçiler ile nihai tüketiciler müteselsil sorumluluk kapsamına girmemelidir.
  • Zirai ürünlerde müteselsil sorumluluk ancak Maliye ve Gümrük Bakanlığınca belirlenen kuruluşlar ve safhalar bakımından doğar; bu safhadan önceki tevkifatlar iade edilmez.
  • Cumhurbaşkanı kararıyla farklı kesinti oranı uygulanacaksa oran, vergi kanunlarında belirtilen alt ve üst limitler arasında kalmalıdır.

Vergi kesenlerin sorumluluğu: hangi sonuçları doğurur?

  • Kesen, yaptığı ödemeden verginin tamamını kesip ilgili vergi dairesine yatırmalı ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmelidir.
  • Kesen bu ödevleri yerine getirmezse verginin ödenmesinden sorumlu olur.
  • Kesenin sorumluluğu, ödediği vergiden dolayı asıl mükellefe rücu hakkını kaldırmaz.
  • Mal alım-satımı ve hizmet ifası dolayısıyla kesinti yapma ve yatırma yükümlülüğü yerine getirilmezse, alım-satıma taraf olanlar, hizmetten yararlananlar ve ilişkili olduğu tespit edilenler vergiden müteselsilen sorumlu olur.
  • Mal üreten çiftçiler ve nihai tüketiciler için üçüncü fıkradaki müteselsil sorumluluk söz konusu değildir.
  • Zirai ürünlerde Bakanlığın belirlediği safhadan önce tevkif yoluyla alınan vergiler iade edilmez, süresinde ilgili vergi dairesine yatırılır.
  • Cumhurbaşkanı, belirlenen sınırlar içinde farklı kesinti oranları tespit edebilir; oranlar, ödemenin tarafının mükellef olup olmamasına, elektronik ortamda yapılıp yapılmamasına ve vergi matrahında indirim konusu yapılıp yapılmamasına bakılmaksızın belirlenebilir.
  • Müteselsil sorumluluğun şartları, sınırları ve usul-esasları Bakanlık düzenlemesi ile belirlenir.

Kesenin sorumluluğu ile asıl mükellefin sorumluluğu arasındaki fark nedir?

Kesen, ödemeyi yaparken vergiyi kesip yatırmakla yükümlü olduğu için birinci derecede sorumludur.

Asıl mükellef, verginin doğduğu işlemin tarafıdır ve kesinti üzerinden vergi yükünü taşıyan kişidir.

Kesen, kesmediği veya eksik kestiği vergiden sorumlu olur; bu sorumluluk asıl mükellefe rücu hakkını ortadan kaldırmaz.

Birinci fıkra sorumluluğu ile üçüncü fıkra müteselsil sorumluluğu arasındaki fark nedir?

Birinci fıkradaki sorumluluk, kesenin kendi yükümlülüğünden doğar ve yalnız kesene aittir.

Üçüncü fıkradaki sorumluluk, kesenin yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde ilişkili olan ilgililere de yüklenen müteselsil sorumluluktur.

İlgililere ancak kesenin yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve ilişkinin tespit edilmesi halinde başvurulabilir.

Mal üreten çiftçi ve nihai tüketici ile diğer ilgililer arasındaki fark nedir?

Mal üreten çiftçiler ve nihai tüketiciler, alım-satımda taraf olsalar bile üçüncü fıkra kapsamı dışındadır.

Alım-satım veya hizmet ilişkisinde taraf olan diğer kişiler, üçüncü fıkradaki ilişki şartları varsa müteselsil sorumludur.

Çiftçi ve nihai tüketici, kesenin vergi yükümlülüğü yerine getirilmediğinde müteselsil sorumlu tutulamaz.

Genel müteselsil sorumluluk ile zirai ürün müteselsil sorumluluğu arasındaki fark nedir?

Üçüncü fıkra genel olarak alım-satım ve hizmet ilişkilerini kapsar.

Dördüncü fıkra, Maliye ve Gümrük Bakanlığına zirai ürünlerde aracı kuruluşlar ve ticaret borsalarını sorumlu tutma ve safha belirleme yetkisi verir.

Zirai ürünlerde sorumlu kişiler ve vergi tevkifatının safhası Bakanlık kararına göre belirlenir; belirlenen safhadan önceki tevkifatlar iade edilmez, süresinde yatırılır.

Bakanlık yetkisi ile cumhurbaşkanı oran yetkisi arasındaki fark nedir?

Müteselsil sorumluluğun şartları, sınırları ve usul-esasları Maliye ve Gümrük Bakanlığınca belirlenir.

Son fıkraya göre Cumhurbaşkanı, iş grupları, sektörler ve emtia grupları itibarıyla farklı kesinti oranları tespit eder.

Bakanlık müteselsil sorumluluğun uygulama usulünü, Cumhurbaşkanı ise kesinti oranını belirler; oran yetkisi, kanunda öngörülen alt ve üst limitler arasında kullanılır.

Vergi kesenlerin sorumluluğu: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kesenin sorumluluğunu, asıl mükellefin borcunun ödenmesi ile sona erdiğini kabul etmek; kesen ile asıl mükellefin sorumluluğu birbirinden bağımsızdır, rücu ile sorumluluk ortadan kalkmaz.
  • Üçüncü fıkradaki müteselsil sorumluluğu birinci fıkradaki sorumlulukla karıştırmak; müteselsil sorumluluk için kesenin yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve ilişkinin tespit edilmesi gerekir.
  • Mal üreten çiftçileri ve nihai tüketicileri müteselsil sorumluluk kapsamına dahil etmek; madde bu kişileri açıkça dışarıda bırakır.
  • Zirai ürün tevkifatında safha belirlenmeden ve Bakanlık kararı aranmadan müteselsil sorumluluk kurmak; sorumluluk yalnız Bakanlığın belirlediği kuruluş ve safhalar için doğar.
  • Cumhurbaşkanı kesinti oranını belirlerken alt ve üst limitleri aşmak ya da bu sınırları gözetmeden oran tespit etmek; oran yetkisi kanunda öngörülen limitler arasında kullanılabilir.
  • Son fıkradaki oran yetkisini, ödemenin mükellef olup olmamasına, elektronik ortam veya indirim koşuluna bağlı sanmak; yetki bu ayrımlara bakılmaksızın kullanılabilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yüksek mahkeme, limited şirket ortaklarının şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarından sermaye payları oranında sorumlu olduğunu ve bu sorumluluğun ödeme emri ve takip ile somutlaşmasını gerektiğini kabul etmektedir. (3. Daire, 2025/648 E., 2025/1140 K., 10.03.2025)
  • Uygulamada 6745 sayılı Kanunla eklenen son fıkraya dayanılarak çıkarılan oran düzenlemelerinin Anayasaya uygunluğu tartışma konusu yapılmış ve dava konusu edilmiştir. (3. Daire, 2025/648 E., 2025/1140 K., 10.03.2025; 3. Daire, 2024/4897 E., 2025/751 K., 19.02.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Kesintiyi yapması gereken kesenin yükümlülüğünü yerine getirdiğini, kesinti yapıldığını ve tutarın vergi dairesine yatırıldığını gösteren belgeler kesen tarafından ibraz edilmelidir; ispat yükü bu kişide ise yatırmayı ispatlayan belge bulunmazsa sorumluluk devam eder.
  • Müteselsil sorumluluk için alım-satım veya hizmet ilişkisinin, doğrudan veya dolaylı ilişkinin ve yükümlülüğün yerine getirilmediğinin ilgili idare tarafından tespit edilmesi gerekir; ispat yükü bu tespiti yapan idaredir.
  • Mal üreten çiftçi veya nihai tüketici olduğunu ileri süren kişi, bu sıfatını ispatla göstermelidir ve bu halde müteselsil sorumluluk istenemez.
  • Zirai ürün alımında Bakanlık tarafından belirlenen safha, ilgili düzenleme ile gösterilir; tevkifatın bu safhadan önce yapıldığını ileri süren taraf, tevkifat belgesi ile bunu ortaya koyar.
  • Rücu hakkını kullanmak isteyen kesen, ödediği vergiyi ve asıl mükellefi gösteren belgelerle bu talebini ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Kanun m.10: Tüzel kişilerin ödevlerinin kanuni temsilciler tarafından yerine getirileceğini ve tahsil edilemeyen verginin kanuni temsilcilerden alınabileceğini düzenler. Bu madde kesenin sorumluluğu ile ilgili olup kapsam dışında tutulmuştur.
  • 6183 sayılı Kanun m.35: Limited şirket kanuni temsilcilerinin tahsil edilemeyen kamu alacağından sorumluluğunu düzenler; VUK m.11'in müteselsil sorumluluğu ile ayrı bir sorumluluk rejimidir.

VUK m.12 — Mirasçıların sorumluluğu

Madde, ölüm halinde mükellefin vergi ödevlerinin mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçmesini ve mirasçıların ölenin vergi borçlarından sorumluluk biçimini düzenler. Sorumluluğun miras hisseleri oranında olduğu hükme bağlanmıştır. Madde, mirası reddeden kişilerin durumunu, mirasçılar arasındaki iç ilişkiyi ve tereke borçlarının ödeme sırasını düzenlemez; bu konular Türk Medeni Kanunu'nun miras hükümlerinde (ör. resmi tasfiye, reddin etkisi, paylaşma sonrası sorumluluk) ve Vergi Usul Kanunu'nun diğer hükümlerinde yer alır. Vergi borcunun zamanaşımı ve vergi dairesince yapılacak tarh, tebliğ ve dava usulleri de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Mirasçıların sorumluluğu: hangi kavramlar bilinmeli?

Mansup mirasçı
Kanuna göre mirasçı olarak çağrılan, ancak mirasbırakanın vasiyeti veya yasal sıraya göre mirasa hak kazanan kişidir. Mirası reddetmemiş olması gerekir.
Miras hissesi
Mirasçının miras payının terekeye oranıdır. Sorumluluk bu oran kadardır, mirasçının kendi malvarlığının tamamından sorumluluk anlamına gelmez.
Ölenin vergi borcu
Mirasbırakanın ölüm anına kadar doğmuş ve ödenmemiş vergi borçlarıdır. Bu borçlar mirasçıların şahsına değil terekeye bağlıdır.

Mirasçıların sorumluluğu: hangi şartlar aranır?

  • Mükellefin ölmüş olması gerekir; ölüm halinde vergi ödevleri mirasçılara geçer.
  • Mirasçının mirası reddetmemiş olması gerekir; reddeden mirasçıya ödev geçmez.
  • Mirasçının kanuni veya mansup mirasçı sıfatını taşıması gerekir.
  • Sorumluluğun kapsamı, mirasçının miras hissesi oranıyla sınırlanmalıdır; mirasçılar müteselsil sorumlu değildir.

Mirasçıların sorumluluğu: hangi sonuçları doğurur?

  • Ölüm halinde mükellefin vergi ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer.
  • Her mirasçı, ölenin vergi borçlarından kendi miras hissesi oranında sorumlu olur.
  • Mirasçılar vergi borcundan müteselsilen sorumlu tutulamaz; bir mirasçının diğerinin payını ödemekle yükümlü kılınması bu maddeye dayanamaz.
  • Mirası reddeden kişi bu maddeye göre vergi ödevinden sorumlu olmaz.

Vergi borcu ile özel hukuk borcu arasındaki fark nedir?

Vergi borcunda madde, mirasçılar arasında miras hisseleri oranında bölünmüş bir sorumluluk öngörür.

Özel hukuk borçlarında, Türk Medeni Kanunu uyarınca mirasçılar tereke borçlarından müteselsilen sorumlu olabilir.

Aynı tereke borcu için sorumluluk biçimi farklıdır; vergi borcunda her mirasçı yalnız kendi payı oranında sorumlu olur.

Mirası kabul eden mirasçı ile mirası reddeden mirasçı arasındaki fark nedir?

Mirası reddetmemiş mirasçıya vergi ödevi geçer ve miras hissesi oranında sorumlu olur.

Mirası reddeden kişiye ödev geçmez.

Reddeden mirasçı vergi borcundan sorumlu tutulamaz; sorumluluk yalnız kabul eden mirasçılar arasında paylaşılır.

Mirasçıların sorumluluğu: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Mirasçılar arasında vergi borcu bakımından müteselsillik varmış gibi tüm borcu bir mirasçıdan talep etmek; madde her mirasçıyı yalnız kendi miras hissesi oranında sorumlu tutar.
  • Reddeden mirasçıyı da hisse oranında sorumlu saymak; ret edilen payın vergi ödevi geçmez.
  • Vergi borcunu özel hukuk borcu gibi görüp TMK'daki müteselsil sorumluluk hükümlerini doğrudan uygulamak.
  • Miras hissesi oranını veraset ilamı dışındaki bir belgeye dayanarak belirlemek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vergi borcundan sorumlulukta mirasçılar arasında müteselsillik kurulmadığı, her mirasçının payı oranında sorumlu tutulduğu kabul edilmektedir. (Danıştay 3. Daire Başkanlığı, 2014/695 E., 2018/1404 K., 15.03.2018)

Nasıl ispat edilir?

  • Vergi alacaklısı (idare), mirasçıya ödev geçtiğini ileri sürdüğünde mirasçının bu sıfatını ve mirası kabul ettiğini ortaya koymalıdır; mirasçılık belgesi ve veraset ilamı bu amaçla kullanılır.
  • Mirasçı, mirası reddettiğini ileri sürüyorsa ret işleminin süresinde ve usulüne uygun yapıldığını ispatlamalıdır; mahkeme veya sulh hukuk mahkemesi ret kaydını esas alır.
  • Miras hissesi oranının ispatı, veraset ilamındaki pay tespitine dayanır; idare bu oranı aşan bir sorumluluk iddia ederse oranı kendisi ispatlamalıdır.
  • Vergi borcunun ölüm tarihinde mevcut olduğunun ispatı idareye aittir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.612: Mirasın en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddedilmesi halinde mirasın resmi tasfiyeye tabi tutulmasını düzenler; bu madde ile birlikte uygulandığında vergi borçlarının tasfiye yoluyla ödenmesi gündeme gelir.
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.617: Mirasın alacaklıları zarara sokmak amacıyla reddedilmesi halinde reddin iptalini düzenler; vergi alacaklısı da bu yolla ret işlemini dava edebilir.

VUK m.13 — Mücbir sebepler

Bu madde, vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olan mücbir sebep hallerini sayar: ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk, afetler, mecburi gaybubet ve defter ile vesikaların sahibinin iradesi dışında elinden çıkması. Maddede sayılan haller "gibi" ifadesiyle örnekleme yoluyla verilmiştir; mücbir sebebin genel ölçütleri ve sonuçları madde metninde ayrıca düzenlenmemiştir. Maddenin kendisi, mücbir sebebin vergi ödevinin hangi süreler içinde yerine getirilemeyeceğine, ceza ve gecikme zammına etkisine ilişkin ayrıntıyı düzenlemez; bu konular ilgili vergi usul hükümlerine bırakılmıştır. Madde, vergi ödevlerinin bütün yükümlüler bakımından uygulanır; idare hukuku ve borçlar hukukunda mücbir sebebin genel kuramı bu maddenin kapsamında değildir.

Mücbir sebepler: hangi kavramlar bilinmeli?

Mücbir sebep
Vergi ödevinin yerine getirilmesini engelleyen, mükellefin iradesi dışında doğan ve madde metninde sayılan türlerden birine girmesi gereken olaydır. Madde sayımı örnekleme niteliğindedir ve sayılanlara benzer hallerin de değerlendirilmesi gerekir.
Vergi ödevi
Vergi kanunlarının yükümlüye yüklediği bildirim, defter tutma, belge saklama ve benzeri yükümlülüklerdir. Maddenin koruduğu alan bu ödevlerin yerine getirilmesidir.
Mecburi gaybubet
Kişinin iradesi dışında, zorunlu olarak uzun süre yurt dışında veya ulaşılamaz bir yerde bulunması halidir. Yalnızca kişinin kendi tercihiyle yaptığı seyahat bu kapsama girmez.
Vesika
Vergi uygulamasında ticari ve mali işlemleri belgeleyen fatura, makbuz ve benzeri kayıtlardır. Defterle birlikte madde kapsamında sayılan iradi dışı kayıp hâlinin konusunu oluşturur.

Mücbir sebepler: hangi şartlar aranır?

  • Vergi ödevinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır bir kaza, ağır hastalık veya tutukluluk bulunmalıdır.
  • Vergi ödevinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı, su basması gibi bir afet bulunmalıdır.
  • Olay kişinin iradesi dışında gerçekleşmiş olmalı; mecburi gaybubet hâlinde kişi bu duruma kendi tercihiyle yol açmamış olmalıdır.
  • Defter ve vesikaların elden çıkması sahibinin iradesi dışındaki sebeplerle gerçekleşmiş olmalıdır.
  • Mücbir sebep hâlinin, ödevin yerine getirilmesini gerçekten engelleyecek ağırlıkta olması ve bu engel ile ödev arasında nedensellik bulunması gerekir.

Mücbir sebepler: hangi sonuçları doğurur?

  • Mücbir sebep hâli gerçekleşirse vergi ödevinin yerine getirilmemesi, mükellefin bu hâlden sorumlu tutulmasını engelleyebilir.
  • Mücbir sebep hâlinin gerçekleşmediği hâllerde ödev yerine getirilmediğinde, ilgili vergi usul hükümlerine göre yaptırım uygulanır.
  • Mücbir sebebin ödevi yalnız geçici olarak engellemesi hâlinde, engel ortadan kalktıktan sonra ödevin yerine getirilmesi gerekir.
  • Maddede sayılan haller tam liste değildir; benzer nitelikteki olağanüstü haller de mücbir sebep sayılabilir.
  • Madde metninde mücbir sebep hâlinin sonuçları ayrıca düzenlenmemiştir; sonuç, ilgili vergi usul hükümlerinden belirlenir.

Kişisel engel ile nesnel engel arasındaki fark nedir?

Ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk kişinin kendisini etkileyen engellerdir.

Yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler ise kişiden bağımsız, dışsal olaylardır.

Kişisel engel hâlinde engelin ödevi yerine getirmeyi fiilen imkânsız kılması aranır; afet hâlinde ise afetin ödevi engelleyen ağırlıkta olması yeterli görülür.

Mecburi gaybubet ile defter ve vesikanın elden çıkması arasındaki fark nedir?

Mecburi gaybubet, kişinin kendisinin ulaşılamaz duruma gelmesidir.

Defter ve vesikanın elden çıkması, kişinin kendisi yerine belgelerinin kaybıdır.

Her iki hâlde de iradi dışılık aranır; ancak ispat konusu farklıdır: gaybubette kişinin durumu, belge kaybında kaybın iradi dışı olduğu ortaya konulmalıdır.

Mücbir sebepler: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddedeki sayımı kapalı liste saymak; sayılmayan benzer olağanüstü hallerin mücbir sebep olarak değerlendirilmemesi.
  • Mücbir sebebin iradi dışılığını yalnız beyanla kabul etmek; resmi belge ve somut olgu aranmaması.
  • Mecburi gaybubeti, kişinin kendi tercihiyle yaptığı uzun seyahat veya yurt dışı ikametle karıştırmak.
  • Ağır hastalık veya kazanın, ödevin yerine getirilmesini fiilen engellemeyen hâllerde de mücbir sebep sayılması.
  • Defter ve vesikaların kaybını, yükümlünün kendi ihmali sonucu olan kayıplarla eşitlemek; iradi dışılığın ayrıca değerlendirilmemesi.
  • Mücbir sebebin ödevi ortadan kaldırdığını varsayıp engel kalktıktan sonra ödevin yerine getirilmesini ihmal etmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Defter ve vesikaların kaybı veya elden çıkması iddialarında, mükellef tarafından ileri sürülen mücbir sebebin iradi dışılığı ve belgelerin kaybına ilişkin somut olgular değerlendirilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/1617 E., 2025/2099 K., 05.12.2025)
  • Mücbir sebep savunmasının, deterministik bir kriter yerine olayın somut koşullarına göre değerlendirildiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1288 E., 2019/626 K., 02.05.2019; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1364 E., 2018/1668 K., 20.12.2018; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1213 E., 2018/1545 K., 06.12.2018; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1241 E., 2018/1491 K., 29.11.2018)
  • Mücbir sebep iddiasının, yükümlünün defter tutma ve belge saklama zorunluluğu bakımından ayrı bir ihlal sayılıp sayılmayacağı yönünde tartışmalar bulunmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1288 E., 2019/626 K., 02.05.2019; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1364 E., 2018/1668 K., 20.12.2018)
  • Ceza hukuku alanında, mücbir sebep hükmünün ceza yargıcını bağladığı yönünde değerlendirme yapılmaktadır; ancak bu hükmün genel ceza hukuku ilkeleriyle uyumu tartışılmıştır. (Ceza Genel Kurulu, 2016/243 E., 2016/293 K., 31.05.2016)

Nasıl ispat edilir?

  • Mücbir sebebe dayanan mükellef, olayın gerçekleştiğini ve vergi ödevini engellediğini ispatla yükümlüdür.
  • Ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk hâllerinde resmi sağlık raporu, tutukluluk veya cezaevi kaydı gibi resmi belgeler kullanılabilir.
  • Afet hâllerinde resmi kurum belgeleri, tutanaklar ve ilgili makamların düzenlediği kayıtlar delil olarak kullanılır.
  • Defter ve vesikaların elden çıkması hâlinde, kaybın iradi dışı olduğu ve bu nedenle ödevin yerine getirilemediği, kolluk tutanağı veya benzeri resmi kayıtlarla ispatlanır.
  • İdare, mücbir sebep iddiasının olgusal dayanağını çürütmek için aksi delil ileri sürebilir; bu durumda değerlendirme somut olaya göre yapılır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 213 sayılı Kanun m.253: Defter tutma zorunluluğu olanların defterlerini belirli süre saklama yükümlülüğünü düzenler; belgelerin elden çıkması hâlinde mücbir sebep iddiası bu yükümlülük bağlamında değerlendirilir.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu: Vergi ödevlerinin genel düzenini ve bu ödevlerin yerine getirilmemesinin sonuçlarını kapsar; mücbir sebep hâli, bu ödevlerin ihlaline ilişkin yaptırımların uygulanmasını etkileyen istisna niteliğindedir.

Konuda geçen kararlar

64 karar
  1. 2025/219 E., 2026/43 K., 12.02.2026
    İlgili madde: m.6
  2. 2018/7 E., 2018/80 K., 05.07.2018
    İlgili madde: m.9
  3. Ceza Genel Kurulu, 2018/427 E., 2018/517 K., 08.11.2018
    İlgili madde: m.3
  4. Ceza Genel Kurulu, 2016/243 E., 2016/293 K., 31.05.2016
    İlgili madde: m.13
  5. 8. Daire, 2024/836 E., 2025/10050 K., 17.12.2025
    İlgili madde: m.10
  6. 8. Daire, 2023/2030 E., 2025/9316 K., 01.12.2025
    İlgili madde: m.10
  7. 8. Daire, 2022/7452 E., 2025/9194 K., 26.11.2025
    İlgili madde: m.10, m.12
  8. 8. Daire, 2021/5494 E., 2025/6044 K., 24.06.2025
    İlgili madde: m.9
  9. 8. Daire, 2021/6312 E., 2025/6024 K., 23.06.2025
    İlgili madde: m.12
  10. 8. Daire, 2021/7287 E., 2025/5795 K., 17.06.2025
    İlgili madde: m.2
Diğer 54 karar
  1. 9. Daire, 2023/4790 E., 2025/1410 K., 17.04.2025
    İlgili madde: m.6
  2. 8. Daire, 2021/3332 E., 2025/3460 K., 10.04.2025
    İlgili madde: m.7
  3. 8. Daire, 2021/5294 E., 2025/3459 K., 10.04.2025
    İlgili madde: m.7, m.12
  4. Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2023/1230 E., 2025/272 K., 09.04.2025
    İlgili madde: m.10
  5. 9. Daire, 2023/3827 E., 2025/848 K., 13.03.2025
    İlgili madde: m.10
  6. 3. Daire, 2025/648 E., 2025/1140 K., 10.03.2025
    İlgili madde: m.11
  7. Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2023/1313 E., 2025/79 K., 26.02.2025
    İlgili madde: m.10
  8. 3. Daire, 2024/4897 E., 2025/751 K., 19.02.2025
    İlgili madde: m.11
  9. 3. Daire, 2024/4898 E., 2025/750 K., 19.02.2025
    İlgili madde: m.11
  10. 3. Daire, 2024/1033 E., 2025/360 K., 04.02.2025
    İlgili madde: m.11
  11. 3. Daire, 2024/3426 E., 2024/7928 K., 27.12.2024
    İlgili madde: m.11
  12. 3. Daire, 2024/3427 E., 2024/7929 K., 27.12.2024
    İlgili madde: m.11
  13. 8. Daire, 2021/1648 E., 2024/6718 K., 12.12.2024
    İlgili madde: m.12
  14. 8. Daire, 2021/3698 E., 2024/4949 K., 01.10.2024
    İlgili madde: m.7
  15. 8. Daire, 2021/6230 E., 2024/4608 K., 18.09.2024
    İlgili madde: m.7
  16. 9. Daire, 2024/3599 E., 2024/4091 K., 17.09.2024
    İlgili madde: m.6
  17. 8. Daire, 2021/8095 E., 2024/4097 K., 03.07.2024
    İlgili madde: m.7
  18. 8. Daire, 2021/4493 E., 2024/2605 K., 07.05.2024
    İlgili madde: m.7
  19. Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2021/350 E., 2023/111 K., 15.02.2023
    İlgili madde: m.3
  20. İdare Dava Daireleri Kurulu, 2022/1698 E., 2022/3006 K., 20.10.2022
    İlgili madde: m.3
  21. Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2020/1311 E., 2022/595 K., 18.05.2022
    İlgili madde: m.3
  22. Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2021/75 E., 2022/369 K., 23.03.2022
    İlgili madde: m.3
  23. 4. Daire, 2018/2823 E., 2022/968 K., 22.02.2022
    İlgili madde: m.6
  24. 4. Daire, 2018/4305 E., 2022/970 K., 22.02.2022
    İlgili madde: m.6
  25. 9. Daire, 2021/317 E., 2022/267 K., 07.02.2022
    İlgili madde: m.1
  26. 11. Ceza Dairesi, 2022/1371 E., 2022/1484 K., 07.02.2022
    İlgili madde: m.2
  27. 7. Daire, 2018/371 E., 2021/2359 K., 20.05.2021
    İlgili madde: m.9
  28. 7. Daire, 2018/408 E., 2021/2356 K., 20.05.2021
    İlgili madde: m.9
  29. 7. Daire, 2017/2114 E., 2021/2357 K., 20.05.2021
    İlgili madde: m.9
  30. 7. Daire, 2018/370 E., 2021/2358 K., 20.05.2021
    İlgili madde: m.9
  31. 7. Daire, 2021/760 E., 2021/1869 K., 06.04.2021
    İlgili madde: m.2
  32. 9. Daire, 2019/7324 E., 2020/5263 K., 19.11.2020
    İlgili madde: m.1
  33. 9. Daire, 2019/7325 E., 2020/5264 K., 19.11.2020
    İlgili madde: m.1
  34. Danıştay 3. Daire Başkanlığı, 2014/695 E., 2018/1404 K., 15.03.2018
    İlgili madde: m.12
  35. 7. Daire, 1996/1588 E., 1997/4172 K., 20.11.1997
    İlgili madde: m.2
  36. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/1617 E., 2025/2099 K., 05.12.2025
    İlgili madde: m.13
  37. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2023/1609 E., 2025/1941 K., 17.10.2025
    İlgili madde: m.8
  38. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2021/2056 E., 2025/869 K., 19.06.2025
    İlgili madde: m.1
  39. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2023/436 E., 2024/1142 K., 26.12.2024
    İlgili madde: m.1
  40. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/1105 E., 2024/1106 K., 19.12.2024
    İlgili madde: m.1
  41. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/949 E., 2024/975 K., 19.11.2024
    İlgili madde: m.8
  42. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1261 E., 2024/1488 K., 27.09.2024
    İlgili madde: m.12
  43. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/418 E., 2024/1333 K., 19.09.2024
    İlgili madde: m.3
  44. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2023/1473 E., 2023/1880 K., 27.12.2023
    İlgili madde: m.8
  45. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/76 E., 2023/878 K., 13.12.2023
    İlgili madde: m.2
  46. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/1135 E., 2023/2028 K., 18.10.2023
    İlgili madde: m.8
  47. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/117 E., 2023/588 K., 18.07.2023
    İlgili madde: m.2
  48. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/1279 E., 2023/498 K., 29.03.2023
    İlgili madde: m.8
  49. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2023/359 E., 2023/434 K., 15.03.2023
    İlgili madde: m.8
  50. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/589 E., 2022/379 K., 30.03.2022
    İlgili madde: m.6
  51. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1288 E., 2019/626 K., 02.05.2019
    İlgili madde: m.13
  52. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1364 E., 2018/1668 K., 20.12.2018
    İlgili madde: m.13
  53. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1213 E., 2018/1545 K., 06.12.2018
    İlgili madde: m.13
  54. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2018/1241 E., 2018/1491 K., 29.11.2018
    İlgili madde: m.13

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 08.04.2022 (m.4).

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 1.1. Vergilendirme bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış