TTK Madde 1340V - Yabancı hukukun uygulanması

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

Yürürlükte

Bu metin, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içerir.

Kısaca

Bu madde, 1992 tarihli Uluslararası Sorumluluk Sözleşmesi kapsamına giren bir "kirlenme zararı"nda, Türk mahkemelerinde dava konusu olduğunda hangi hukukun uygulanacağını düzenler. Madde, kirlenme zararı dışındaki zarar türlerini, sözleşmenin kapsamı dışındaki zararları, yabancı hukukun tespitini ve sözleşmenin kendi içeriğini düzenlemez (MÖHUK m.2 ve m.25 ile ilgili kurallar ayrı maddelerde yer alır).

Bu açıklama madde metninin yerini tutmaz; bağlayıcı olan aşağıdaki metindir.

(1)1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin I inci maddesinin altıncı paragrafının (a) bendinde tanımlanan bir “kirlenme zararı”;

a)Aynı Sözleşmenin II nci maddesinin (a) bendinde belirlenen yerlerin dışında meydana gelmişse,

b)Aynı Sözleşmeye taraf olan bir ülkenin bayrağını taşıyan bir gemiden kaynaklanmışsa,

c)Türkiye’de dava yoluyla ileri sürülmüşse,

Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca uygulanacak yabancı hukukun, 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesine aykırı olan hükümleri uygulanmaz. Böyle bir hâlde, 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesi doğrudan geçerli olur.

Kanun metninde bu maddeHam metin
Madde gerekçesi

Bu maddenin birinci fıkrası, esas olarak, Türk karasuları dışında meydana ge len bir "kirlenme zararı" için Türkiye'de dava açılması halinde gündeme gelecektir. Hüküm ile, 1992 tarihli Sözleşmeler ile kurulan sisteme dahil olan maliklerin ve sigortacıların korunması amaçlanmıştır. — 4 0 7 - Eğer dava, "önleyici tedbirler" nedeniyle yapılan masraflara ilişkin olarak açılmışsa, her ihti malde 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesi uygulanacaktır. Dolayısıyla, 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin II nci maddesinin (a) bendi uyarınca Sözleşmenin kapsamı dışında kalabilecek olan zarar, yalnızca, Sözleşmenin I inci maddesinin altıncı paragrafının (a) bendinde tarif edilen "kirlen me zararı"dır. Eğer 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin II nci maddesinin (a) bendi hükmü ile çizilen sınırların içinde böyle bir kirlenme zararı meydana gelirse, Türkiye'deki mahkemeler, baş kaca hiçbir şart aramadan, doğrudan Sözleşmeyi uygulayacaktır. Bu sınırlar tespit edilirken, yalnız ca Türk karasuları değil, bütün âkid ülkelerin karasuları dikkate alınacaktır. Buna karşılık, bu sınır ların dışında meydana gelen bir zarar nedeniyle Türkiye'de dava açılırsa, Sözleşmenin uygulanma sı mümkün değildir. Bu hallerde mahkeme, 2675 sayılı Kanuna göre uygulanacak hukuku tespit et mek zorundadır. Kirlenme zararı, uyuşmazlıkların büyük çoğunluğunda bir "haksız fiil" zararı nite liğinde olacaktır. Dolayısıyla, 2675 sayılı Kanunun 25 inci maddesi uyarınca haksız fiilin ika ye ri veya zararın meydana geldiği yer hukuku uygulanacaktır. Böylece saptanan yabancı hukukta, 1992 tarihli Sözleşmelerin öngördüğü sistemden daha ağır bir sorumluluk rejimi veya daha yüksek sınırlar kabul edilmiş olabilir. Bu açıdan milletlerarası hukukta en çok üzerinde durulan hukuk çev resi, 1990 yılında kabul edilen "Petrol Kirliliği Kanunu" nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'dir. Bu kanuna göre sorumluluktan kurtuluş kanıtları neredeyse yoktur; üstelik sorumluluğun sınırlan dırılması da mümkün değildir. Kaldı ki Amerika Birleşik Devletleri hukukunda, alacaklı, maddi za rarın yanı sıra "punitive damages" adı altında, bir tür cezai tazminat talep edebilmektedir. Bu uygu lama, dünyada benzeri görülmemiş tazminat miktarlarına hükmedilmesi sonucuna götürmüştür. Bu tür tazminat taleplerinin kabul edilmesi, hem 1992 tarihli Sözleşmelerin ruhuna tümüyle aykırı dü şer, hem de bu Sözleşmeler ile kurulan milletlerarası ödeme sisteminin dolanılması sonucunu doğu rur. Bu hususta tedbir alınması gereklidir (Tasarının 1256 nci maddesinin beşinci fıkrasının (d) ben di de bu tazminat türü düşünülerek kabul edilmiştir). Almanya'da, "Medeni Kanuna ilişkin Tatbikat Kanunu"nun 40 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile bu soruna çözüm getirilmiştir. Anılan hükme gö re, haksız fiil taleplerine uygulanacak hukukta, fahiş tazminatlara hükmediliyorsa veya o ülkede ka bul edilen sorumluluk hukuku kuralları, Almanya bakımından yürürlükte olan bir milletlerarası söz leşmenin hükümlerine aykırı düşüyorsa, yabancı ülkenin hukuku uygulanmaz. Bu hükme ilişkin ya sama gerekçesinde Amerika Birleşik Devletleri hukukunun aşırı tazminat taleplerine işaret edilmek te ve 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin (diğer bazı sözleşmeler ile birlikte) saklı tutulması ge rektiği belirtilmektedir. Almanya'da kabul edilen,bu düzenleme, Türk uygulaması bakımından da son derece isabetlidir. Bu gerekçeye dayanılarak sevk edilen birinci fıkra hükmünde, uygulanacak yaban cı hukukun 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesiyle çelişen hükümlerinin mahkemece dikkate alınma yacağı, doğrudan 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin uygulanacağı açıklanmıştır. Ancak bu himayeyi, yalnızca 1992 tarihli Sözleşmelerin sistemine girmiş olan donatanlar ve sigortacılar bakımından kabul etmek gerekir. Dolayısıyla, âkid devletlerin bayrağını taşıyan gemi ler ile sınırlı tutmak yeterlidir. Sözleşmeye taraf olmayan bir devletin bayrağını taşıyan gemiler hak kında, 2675 sayılı Kanun uyarınca saptanan hukuku her ihtimalde uygulamaya bir engel yoktur. Maddenin ikinci fıkrasında, aynı sorun, yabancı ilamların tenfızi açısından ele alınmıştır. 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin IX uncu maddesinin birinci fıkrası, Sözleşmenin kapsamına giren tazminat talepleri hakkında yetkili mahkemeleri göstermiştir. Sözleşmenin X uncu maddesi uyarın ca da, âkid devlet mahkemelerinden verilen kararlar, diğer âkid devletlerde tenfiz edilir. Bu hüküm ler, mezkûr Sözleşmeye taraf olan her ülkede uygulanacaktır. O halde, âkid olmayan bir ülkenin mahkemesinden sâdır bir ilamın Türkiye'de tenfızi, esas itibarıyla, şu hallerde gündeme gelecektir: a) Zarar Türkiye'de meydana gelmişse ve alacaklı, âkid olmayan bir ülkede dava açma hakkı nı haiz ise (örneğin İstanbul Boğazı'ndaki bir kazada, A.B.D. veya Bulgaristan bayraklı bir yat kir lenme zararına maruz kalırsa, bu zarar için de sicil ülkesinde dava açılıp ilam alınırsa, böyle bir ila mın Türkiye'de tesis edilmiş bir fona karşı tenfızi talep olunabilir.); b) Zarar, âkid olmayan bir ülkede meydana gelmişse ve zarara yol açan gemi, daha sonra Tür kiye'de haczedilmiş veya (bir Türk gemisi söz konusuysa) fon doğrudan Türkiye'de tesis edilmişse. Bu hallerde tazminat talepleri, 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesine taraf olmayan bir ülkede karara bağlanacak, sonra da Türkiye'de tenfızi talep edilebilecektir. Böyle bir talep, ikili bir sözleş me veya 2675 sayılı Kanun uyarınca Türkiye'de tenfız davasına konu olacaktır. Bu durumda, hük mün birinci fıkrası bakımından yukarıda belirtilen endişeler, tenfızi talep olunan yabancı ülke kara rı için de ortaya çıkmaktadır. Almanya, bu konuda henüz bir tedbir almış değildir; bu durum, A.B.D. mahkemelerince verilmiş ve 1992 tarihli Sözleşmelerin sınırlarını ihlal eden kararların tenfızi bakı mından büyük endişe yaratmaktadır. Bu hususta önerilen çözüm, "yabancı hukukun uygulanması nın sınırlanması"na benzer bir kuralın tenfız bakımından da kabulüdür. Türk hukukunda, bu endi şeler de tümüyle geçerlidir. Bu endişelerin karşılanması için, ikinci fıkra düzenlenmiştir; bu hüküm, (birinci fıkrada yer alan kurala paralel olarak), tenfızi talep olunan ilamın 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesine aykırı düşen kısımlarının tenfızini engellemektedir.

Gerekçe kanun koyucunun açıklamasıdır, hüküm değildir; çelişirse madde metni esastır. Kaynak belge

Bu maddedeki kavramlar

  • Kirlenme zararı
  • 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesi
  • Sözleşmenin coğrafi kapsamı
  • Uygulanacak yabancı hukuk

Bağlantılı kavramın sözlükte tanımı, geçtiği öteki maddeler ve örnek kararları var.