Özel borç ilişkileri › Adi ortaklık sözleşmesi
Tasfiye
Kısaca
TBK m.642, adi ortaklıkta katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortağın, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiyede bu şeyi geri alıp alamayacağını ve ne isteyebileceğini düzenler; geri alma yerine koyulan katılım payının değerinin istenmesi ve değer belirlenmemişse katılım payı olarak konulduğu zamanki değerin esas alınması kurallarını içerir.
Kapsam
Bu konu, Türk Borçlar Kanunu m.642–649 hükümlerini kapsar.
TBK m.642 — Katılım payı için yapılacak işlem
Madde, adi ortaklıkta katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortağın, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiyede bu şeyi geri alıp alamayacağını ve ne isteyebileceğini düzenler; geri alma yerine koyulan katılım payının değerinin istenmesi ve değer belirlenmemişse katılım payı olarak konulduğu zamanki değerin esas alınması kurallarını içerir. Hüküm, adi ortaklığın tasfiyesinde ortağın katılım payı alacağına ilişkindir ve tasfiye sürecinde yalnızca mülkiyeti konulan şeylere uygulanır. Kullanım hakkının ortaklığa bırakılması halini düzenlemez (m.634/2). Ortaklığın sona erme sebepleri (m.639 ve m.641) ile tasfiyenin genel düzeni ve sırası (m.643), tasfiye usulü ve tasfiye memuru (m.644), üçüncü kişilere karşı sorumluluk (m.645) ve ortağın çıkması durumunda tasfiye payı (m.634) ayrı maddelerde düzenlenmiştir.
Katılım payı için yapılacak işlem: hangi kavramlar bilinmeli?
- Katılım payı
- Ortağın ortaklığa ortaklık amacına ulaşmak için koyduğu sermaye niteliğindeki edimdir. Burada söz konusu olan, mülkiyeti ortaklığa geçen bir şeydir.
- Mülkiyeti koymak
- Şeyin mülkiyetinin ortaklığa devredilmesi anlamına gelir. Mülkiyet ortaklığa geçtiğinden, ortak tasfiyede şeyin aynını geri alamaz; ortaklığın malvarlığının parçası haline gelir.
- Katılım payına biçilen değer
- Ortakların sözleşmede ya da sonradan şeyin katılım payı olarak ne değerde sayılacağı konusunda anlaştıkları miktardır. Bu değer belirlenmişse tasfiyede esas alınır.
- Katılım payı olarak konulduğu zamanki değer
- Değer belirlenmemişse, şeyin katılım payı olarak ortaklığa konulduğu anda sahip olduğu değerdir. Tasfiye anındaki değer değil, konulma anındaki değer esas alınır.
- Tasfiye
- Ortaklığın sona ermesinden sonra, borçların ödenmesi, avans ve giderlerin geri verilmesi, katılım paylarının iadesi ve kalan kazanç ya da zararın paylaşılması işlemlerinin bütünüdür.
Katılım payı için yapılacak işlem: hangi şartlar aranır?
- Ortağın, ortaklığa katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koymuş olması gerekir.
- Ortaklığın sona ermiş olması ve tasfiyenin yapılması gerekir.
- Tasfiyede önce ortaklığın borçlarının ve ortakların avans ile giderlerinin ödenmiş olması gerekir; katılım payı iadesi bu sıradan sonra gelir.
- Şeyin aynen geri alınması mümkün değildir; ortak, şeyin aynı yerine bu şey için belirlenmiş değeri isteyebilir.
- Katılım payına biçilmiş bir değer yoksa, şeyin katılım payı olarak konulduğu zamandaki değeri esas alınır.
Katılım payı için yapılacak işlem: hangi sonuçları doğurur?
- Mülkiyeti katılım payı olarak konulmuş şey, tasfiyede ortağa olduğu gibi geri verilmez.
- Ortak, koyduğu katılım payına biçilen değeri tasfiyede isteyebilir.
- Değer belirlenmemişse, ortak şeyin katılım payı olarak konulduğu zamanki değerini isteyebilir.
- Tasfiyede ortaklığın borçları ve ortakların avans ve giderleri, katılım payı iadesinden önce ödenir; bu alacaklar karşılanmadan katılım payı iadesi yapılmaz.
- Ortaklığın malvarlığı katılım paylarını karşılamaya yetmezse, bu açık ortaklar arasında zarar katılma oranlarına göre paylaşılır.
- Katılım payı ödendikten sonra malvarlığında bir artık kalırsa, bu kazanç ortaklar arasında paylaşılır.
Mülkiyet koyma ile kullanım bırakma arasındaki fark nedir?
Ortak şeyin mülkiyetini ortaklığa koymuşsa, tasfiyede şeyin aynı geri verilmez ve ortak yalnızca değer isteyebilir.
Ortak şeyin yalnızca kullanımını ortaklığa bırakmışsa, ortaklığın sona ermesinde şeyin kendisi ayın olarak iade edilir.
Mülkiyet konulan şeyde değer alacağı, kullanım bırakılan şeyde ayni iade söz konusudur (m.642 ve m.634/2).
Belirlenmiş değer ile belirlenmemiş değer arasındaki fark nedir?
Ortaklar katılım payına bir değer biçmişlerse, tasfiyede bu değer esas alınır.
Değer biçilmemişse, şeyin katılım payı olarak konulduğu zamandaki değer esas alınır.
Tasfiye anındaki piyasa değeri değil, sözleşmedeki belirlenmiş değer ya da konulma anındaki değer ölçüt olur.
Katılım payı için yapılacak işlem: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Katılım payı olarak mülkiyeti konulan şeyi tasfiyede aynen geri almak mümkünmüş gibi hesaplamak; m.642/1 aynen iadeyi açıkça kapatır.
- Kullanım bırakılan şey ile mülkiyeti konulan şeyi karıştırmak; kullanım bırakılan şey m.634/2 uyarınca ayın olarak iade edilir.
- Değer belirlenmemiş olmasına rağmen tasfiye anındaki piyasa değerini esas almak; m.642/2 konulma anındaki değeri öngörür.
- Katılım payı iadesini, ortaklığın borç ve avanslarının ödenmesinden önce hesaplamak; m.643 sırası bu sıralamayı belirler.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, adi ortaklığın sona erdiği ve tasfiyenin gerektiği uyuşmazlıklarda 6098 sayılı Kanun'un 642 ve devamı maddelerine göre tasfiye işlemi yapılmasını kararlaştırmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/567 E., 2022/775 K., 15.03.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2020/707 E., 2021/2602 K., 11.10.2021; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2018/993 E., 2020/395 K., 16.04.2020; Hukuk Genel Kurulu, 2018/16 E., 2018/1315 K., 04.07.2018)
- Mahkemeler, tasfiye davalarında ortakların koyduğu katılım paylarının değerini, ortaklığın sona erdiği tarihteki malvarlığı durumuyla birlikte ve tasfiye hesabı içinde incelemektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/593 E., 2022/2561 K., 05.10.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2018/3111 E., 2020/1965 K., 22.12.2020)
Nasıl ispat edilir?
- Katılım payı olarak mülkiyeti konulan şeyin ortaklığa geçtiğini ve bu şeyin değerini isteyen ortak ispat yükü altındadır; mülkiyetin konulduğu, ortaklık sözleşmesi, devir belgesi veya ortaklık defterleri ile ispatlanır.
- Katılım payına değer biçilip biçilmediği ispat konusudur; değer biçildiğini iddia eden taraf, yazılı sözleşme ya da ortakların sonradan yaptığı anlaşma ile bunu ortaya koymalıdır.
- Değer biçilmediği durumda, şeyin katılım payı olarak konulduğu zamandaki değeri, bilirkişi incelemesi ile tespit edilir.
- Ortaklığın borçlarının ve avans ile giderlerin ödenmiş olduğunu savunan taraf, bunu ödeme belgeleri ile ispatlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.643: Tasfiyede borçlar, avanslar ve giderler ile katılım paylarının sırasını ve kalan kazancın paylaşımını düzenler; m.642 bu sıralamanın katılım payı kısmını tamamlar.
- 6098 sayılı Kanun m.634: Kullanım hakkı ortaklığa bırakılan şeyin ayın olarak iadesini düzenler; m.642'nin mülkiyet koymaya ilişkin kuralının karşıtı olarak okunur.
- 6098 sayılı Kanun m.639: Ortaklığın sona erme hallerini sayar; tasfiye ve dolayısıyla m.642'nin uygulanması bu sona ermeye bağlıdır.
- 6098 sayılı Kanun m.644: Tasfiye usulünü, tasfiye memurunu ve tasfiyeden doğan uyuşmazlıkların çözümünü düzenler; m.642 tasfiye sürecinin hesap kısmını belirler.
TBK m.643 — Kazanç ve zararın paylaşımı
Madde, adi ortaklıkta ortaklığın borçları, giderler ve avanslar ile katılım paylarının geri verilmesinden sonra kalan kazancın ya da zararın ortaklar arasında paylaşılmasını düzenler. Birinci fıkra kazanç, ikinci fıkra zarar paylaşımının sırasını ve esasını belirler. Maddenin kişi bakımından uygulaması, ortaklığın tasfiyesinde ortaklar ve ortaklığa ilişkin tasfiye hesabı üzerinedir. Madde, kazanca ve zarara katılma oranlarını (m.622, m.623), ortaklığın tasfiyesinin usulünü ve tasfiye sürecini (m.638 ve devamı), ortağın ortaklık borcundan doğan dış ilişkideki sorumluluğunu ve ortağın ayrılma payını düzenlemez; bu konular ilgili maddelerde yer alır.
Kazanç ve zararın paylaşımı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kazanç
- Ortaklığın borç, gider ve avansları ile katılım paylarının geri verilmesinden sonra kalan artı değerdir. Kazanç, ortaklık amacına uygun faaliyetlerden elde edilen her türlü maddi ve manevi faydayı kapsar.
- Zarar
- Ortaklığın varlığının, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra katılım paylarının geri verilmesine yetmemesi durumudur. Zararın ortaklar arasında paylaşılması için ortaklığın varlığının katılım paylarının toplamından az kalması gerekir.
- Katılım payı
- Ortağın ortaklığa sermaye olarak koyduğu, nakit, mal, alacak veya emek gibi değerlerdir. Ortağın bu payı geri alması, kazanç ve zarar hesabındaki öncelikli kalemdir.
- Avans
- Ortağın ortaklık işleri için kendi malvarlığından ortaklığa verdiği, katılım payından ayrı tutulan ödemelerdir. Avans, kazanç ya da zarar hesabında ayrıca geri verilmesi gereken bir kalemdir.
- Ortaklık giderleri
- Ortağın ortaklık amacına uygun olarak yaptığı harcamalardır. Bu giderler tasfiye hesabında kazanç dağıtımından önce geri verilir.
Kazanç ve zararın paylaşımı: hangi şartlar aranır?
- Ortaklığın borçlarının tamamen ödenmiş olması gerekir.
- Ortakların ortaklığa verdiği avansların ve ortaklık için yaptıkları giderlerin ortaklara geri verilmiş olması gerekir.
- Ortakların koyduğu katılım paylarının da geri verilmiş olması gerekir; bu sıra ödemesi yapılmadan kazanç paylaşımına geçilemez.
- Kazanç hâlinde, bu öncelikli ödemelerden sonra ortaklığın malvarlığında artı kalması gerekir.
- Zarar hâlinde, borç, gider ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığın katılım paylarının geri verilmesine yetmemesi gerekir.
Kazanç ve zararın paylaşımı: hangi sonuçları doğurur?
- Ortaklığın kalan varlığı, borçlar, giderler, avanslar ve katılım payları karşılandıktan sonra artı kalırsa bu artı ortaklar arasında paylaşılır.
- Ortaklığın kalan varlığı katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, eksik kalan kısım zarar olarak ortaklar arasında paylaşılır.
- Paylaşımın oranı madde metninde belirtilmemiştir; bu oran sözleşmeden ya da kanundaki eşitlik kuralından (m.623) belirlenir.
- Kazanç veya zararın paylaşımı, ortaklık sona ererken veya tasfiye sırasında yapılır; hesap dönemi sonunda ayrı bir paylaşım bu madde kapsamında değildir.
Kazanç ile zarar arasındaki fark nedir?
Kazanç hâlinde ortaklığın kalan varlığı, katılım paylarının geri verilmesini karşılayacak ölçüde olup üstünde bir artı bulunur.
Zarar hâlinde kalan varlık katılım paylarını karşılamaz ve ortaklığın açığı ortaklar arasında paylaşılır.
Kazanç birinci fıkraya, zarar ikinci fıkraya göre paylaşılır. Her iki durumda da önce borçlar, giderler ve avanslar, sonra katılım payları karşılanır.
Katılım payı geri verilmesi ile kazancın paylaşılması arasındaki fark nedir?
Katılım paylarının geri verilmesi, kazanç paylaşımından önce gelen bir ödemedir.
Kazanç paylaşımı, ancak bu geri verme işlemi tamamlandıktan sonra konu olur.
Katılım payı iade edilmeden kazanç paylaşımı yapılamaz; eksik kalan katılım payı ortaklığın kalan varlığından önce karşılanır.
Ortaklığın borcu ile ortağın avansı ve gideri arasındaki fark nedir?
Ortaklığın borçları üçüncü kişilere karşı olan ödeme yükümlülükleridir.
Ortağın avans ve gideri, ortağın ortaklık için kendi malvarlığından yaptığı ödemedir ve ortağa geri verilir.
Avans ve gider, kazanç veya zarar hesabından önce ortağa geri verilmek üzere ayrı bir kalem olarak tasfiye hesabına girer.
Kazanç ve zararın paylaşımı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Ortağın koyduğu katılım payını, kazanç paylaşımının parçası sayıp önce kazancı paylaştırmak; m.643 katılım paylarının geri verilmesini kazanç dağıtımından önce koyar.
- Avans ve giderleri kazanç paylaşımına dahil etmek ya da bunları ortağın kazancından mahsup etmek; bu kalemler önce ortağa geri verilir.
- Zarar paylaşımını, katılım paylarının tamamının geri verilmesinden sonra yapmak; zarar, katılım paylarının karşılanamadığı ölçüde ortaya çıkar.
- Madde metnindeki paylaşım oranını m.643'ten çıkarmak; oran sözleşmeden ya da m.623'ten belirlenir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Ortakların ortaklığa verdiği avansların ve yaptığı giderlerin tasfiye hesabında dikkate alınması gerektiği kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi, 2023/20 E., 2025/175 K., 11.02.2025; 3. Hukuk Dairesi, 2025/1221 E., 2026/77 K., 13.01.2026)
- Avans ve giderlerin ortaklık tasfiyesinde istenebilmesi, bu kalemlerin m.643 uyarınca kazanç veya zarar hesabından önce karşılanmasını gerektirdiği yönünde uygulama bulunmaktadır. (3. Hukuk Dairesi, 2025/1221 E., 2026/77 K., 13.01.2026)
- Ortakların kendi iddialarını kabul ettirmek için avans ve gider harcamalarını ispatlaması gerektiği, bu tür kalemlerin ancak ortaklık amacına bağlı olduğu ölçüde dikkate alındığı görülmektedir. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/1784 E., 2026/21 K., 08.01.2026)
- Bir ortağa ortaklık sözleşmesi gereği verilmesi gereken alacağın tasfiye hesabında eksik ödenmesi halinde, m.643/1 ve sözleşme hükümleri birlikte uygulanarak eksik kısmın tamamlanması istenebilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/1688 E., 2025/5444 K., 19.11.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Ortaklığa avans verildiğini veya ortaklık için gider yapıldığını iddia eden ortak, bu iddiasını ispatla yükümlüdür; ödemeyi gösteren banka kaydı, makbuz, fatura ve yazılı belgeler bu iş için uygundur. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi, 2023/20 E., 2025/175 K., 11.02.2025; 3. Hukuk Dairesi, 2025/1221 E., 2026/77 K., 13.01.2026)
- Ortaklığın borçlarının ödendiğini ve kalan varlığın hesabını ileri süren taraf, bu hesabın dayanağını ortaklık defterleri ve tasfiye belgeleriyle ispatlamalıdır.
- Kazanç veya zararın varlığını ileri süren taraf, ortaklığın malvarlığındaki artış veya azalışı bilirkişi raporu ile ispatlayabilir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/1688 E., 2025/5444 K., 19.11.2025)
- Karşı taraf, ödemenin yapılmadığını, giderin ortaklık amacına uygun olmadığını ya da borcun sona erdiğini ileri sürerse, bu savunmasını yazılı delille ispatlamak zorundadır. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/1784 E., 2026/21 K., 08.01.2026)
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.622: Ortakların niteliği gereği ortaklığa ait olan kazançları aralarında paylaşma yükümlülüğünü düzenler; m.643 bu paylaşımın tasfiye hesabındaki sırasını belirler.
- 6098 sayılı Kanun m.623: Kazanç ve zarara katılma paylarının sözleşmeyle belirlenmesini ve eşitlik ilkesini düzenler; m.643'teki paylaşımın oranı bu maddeye göre belirlenir.
- 6098 sayılı Kanun m.627: Ortağın ortaklık için yaptığı giderlerin ve avansın geri verilmesine ilişkin ortaklık ilişkisindeki yükümlülükleri düzenler; m.643'teki öncelikli ödemelerin dayanağıdır.
TBK m.644 — Tasfiye usulü
Madde, adi ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiyenin nasıl yapılacağını düzenler. Bu kapsamda tasfiyenin elbirliğiyle yapılması kuralı, ortaklık sözleşmesinde bir ortağa verilmiş belirli işlemlerin sona erme sonrasında da sürmesi, tasfiye görevlisinin ortaklarca ya da hâkimce atanması, tasfiye görevlisinin ücreti ve tasfiye usulü ile paya ilişkin uyuşmazlıkların hâkimce çözümü yer alır. Hüküm, adi ortaklık ilişkisinde ortaklar ve tasfiye görevlileri bakımından uygulanır. Madde, ortaklığın sona ermesinin üçüncü kişilere karşı yükümlülüklere etkisini düzenlemez (m.645). Ortaklık katılım paylarının iadesi ve zarar-kazanç paylaşımı ile ortaklığın üçüncü kişilere karşı borçlarının ödenme sırası da bu maddenin kapsamı dışındadır (m.642, m.643). Ortaklığın sona erme sebepleri ve fesih de ayrı hükümlere bağlıdır (m.639 ve devamı).
Tasfiye usulü: hangi kavramlar bilinmeli?
- Tasfiye
- Ortaklığın sona ermesinden sonra ortaklık malvarlığının paraya çevrilmesi, borçların ödenmesi ve kalanın ortaklara dağıtılması işlemlerinin bütünüdür.
- Elbirliği
- Tasfiyenin, yönetici olsun olmasın bütün ortakların birlikte yapması esasıdır. Sözleşmede aksi öngörülmedikçe tasfiye yetkisi tek tek ortaklara değil tüm ortaklara aittir.
- Tasfiye görevlisi
- Tasfiye işlerini ortaklar adına yürüten kişidir. Ortaklar sözleşmeyle ya da sonradan alacakları kararla atayabilir; anlaşamazlarsa hâkim atar.
- Belirli işlemleri tek başına yapma yetkisi
- Ortaklık sözleşmesinde bir ortağa kendi adına ve ortaklık hesabına belirli işlemleri yapma yetkisi verilmesidir. Bu yetki ortaklık sona erdikten sonra da devam eder ve ortak diğerlerine hesap verir.
- Müteselsil karşılama
- Tasfiye görevlisinin ücretinin ortaklık malvarlığından karşılanamaması hâlinde, ortakların ücretin tamamından birlikte ve her biri ayrı ayrı sorumlu olmasıdır.
Tasfiye usulü: hangi şartlar aranır?
- Ortaklığın sona ermiş olması gerekir.
- Ortaklık sözleşmesinde tasfiye usulü ve tasfiye görevlisi belirlenmişse bu hükümler uygulanır; belirlenmemişse tasfiyenin bütün ortakların elbirliğiyle yapılması gerekir.
- Ortaklar tasfiye görevlisi atamak istiyorsa bunu sözleşmeyle ya da birlikte alacakları kararla yapmalıdır; anlaşamazlarsa her ortak hâkimden atama isteyebilir.
- Sözleşmede bir ortağa belirli işlemleri kendi adına ve ortaklık hesabına yapma yetkisi verilmişse, bu işlemler ortaklığın sona ermesinden sonra da o ortak tarafından yapılmalıdır.
- Tasfiye görevlisinin ücreti sözleşmede ya da ortaklarca oybirliğiyle verilmiş kararda belirlenmemişse, hâkim tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının gelirini gözeterek ücreti belirlemelidir.
- Ücretin ortaklık malvarlığından karşılanamaması hâlinde ortaklardan müteselsilen tahsil edilmesi için bu koşulun gerçekleşmiş olması gerekir.
- Tasfiye usulüne veya her ortağa düşecek paya ilişkin uyuşmazlığın varlığı ve ilgilinin istemi, hâkimin çözümü için aranır.
Tasfiye usulü: hangi sonuçları doğurur?
- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere bütün ortakların elbirliğiyle yapılır.
- Sözleşmede bir ortağa belirli işlemleri yetkilendiren hüküm varsa, bu işlemler sona erme sonrasında da o ortak tarafından yürütülür ve o ortak diğerlerine hesap verir.
- Ortaklar tasfiye görevlisi atayabilir; anlaşamazlarsa hâkim atama yapar.
- Tasfiye görevlisinin ücreti, sözleşme hükmü veya oybirliği kararı yoksa hâkim tarafından belirlenir.
- Ücretin ortaklık malvarlığından karşılanamaması hâlinde ortaklar bu ücretten müteselsilen sorumlu olur.
- Tasfiye usulü veya her ortağa düşecek payla ilgili uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
- Bu hükümler emredici nitelikte görülmemektedir; ortaklar tasfiye usulünü sözleşmeyle veya sonradan alacakları kararla belirleyebilir. Hüküm, sözleşmede farklı bir düzenleme yoksa tamamlayıcı olarak uygulanır.
Sözleşmeyle belirlenmiş tasfiye ile elbirliği ile tasfiye arasındaki fark nedir?
Ortaklık sözleşmesinde tasfiye usulü veya görevli belirlenmişse o hüküm uygulanır.
Sözleşmede hüküm yoksa ve sonradan karar da alınmamışsa tasfiye bütün ortakların elbirliğiyle yapılır.
Sözleşme ve sonraki oybirliği kararı tasfiyenin yönünü belirler; boşluk kaldığında kanunun elbirliği kuralı devreye girer.
Ortakların atadığı tasfiye görevlisi ile hâkimin atadığı tasfiye görevlisi arasındaki fark nedir?
Ortaklar sözleşmeyle ya da birlikte alacakları kararla görevli atayabilir.
Ortaklar anlaşamazsa her ortak hâkimden atama isteyebilir.
Hâkim atamasında ortak dava yoluyla talepte bulunur; hâkim kendiliğinden atama yapamaz.
Sözleşmede belirli işlem yetkisi verilmiş ortak ile diğer ortaklar arasındaki fark nedir?
Sözleşmeyle belirli işlemleri kendi adına ve ortaklık hesabına yapmaya yetkilendirilen ortak, sona erme sonrasında da bu işlemleri tek başına yapar.
Bu yetkisi olmayan ortaklar tasfiyede elbirliği kuralına tabidir.
Yetkili ortak diğerlerine hesap verme yükümlülüğü altındadır.
Ücret sözleşmede veya oybirliği kararında belirlenmiş ile belirlenmemiş arasındaki fark nedir?
Ücret sözleşme hükmü ya da oybirliğiyle alınmış kararla belirlenmişse bu hükme göre ödenir.
Ücret belirlenmemişse hâkim tasfiyenin emeğini ve malvarlığı gelirini gözeterek belirler.
Hâkim tarafından belirlenen ücret ortaklık malvarlığından, o da yetmezse ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulü: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Tasfiyeyi ortakların çoğunluğu ile yürütmek; m.644/1 uyarınca sözleşmede aksi öngörülmedikçe kararın bütün ortakların elbirliğiyle alınması gerektiğini gözden kaçırmak.
- Sözleşmede belirli işlem yetkisi verilen ortağın yetkisini, ortaklık sona erdiği için kendiliğinden sona erdiğini sanmak; bu yetki sona erme sonrasında da sürer.
- Hâkimin tasfiye görevlisini kendiliğinden, yani dava açılmadan atayabileceğini varsaymak; atama için ortak tarafından dava açılması gerekir.
- Tasfiye görevlisinin ücretini, ortaklık malvarlığı yeterli olsa bile doğrudan ortaklardan istemek; önce ortaklık malvarlığından karşılanması gerekir.
- Sözleşmede ücret hükmü bulunmasına rağmen hâkimin ücreti yeniden takdir edeceğini düşünmek; sözleşme hükmü ya da oybirliği kararı varsa ücret ona göre ödenir.
- Tasfiye sonucundaki paya ilişkin uyuşmazlığı idari ya da ortaklar arası bir süreçle çözülebilecek sanmak; bu uyuşmazlıklar ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözülür.
- Tasfiye sırasında üçüncü kişilere karşı borçların sona erdiğini varsaymak; ortaklığın sona ermesi üçüncü kişilere karşı yükümlülükleri değiştirmez (m.645).
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Tasfiye usulü sözleşmede belirlenmemişse ve ortaklar sonradan da karar almamışsa, ortakların tamamının kendiliğinden tasfiye görevlisi olduğu ve tasfiyeyi elbirliğiyle yürüttükleri kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/457 E., 2020/469 K., 24.06.2020; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/2154 E., 2026/634 K., 06.04.2026)
- Ortaklardan biri görevi kabul etmezse diğer ortakların tek başına tasfiyeye devam edemeyeceği, bu hâlde her ortağın hâkimden görevli atamasını isteyebileceği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/457 E., 2020/469 K., 24.06.2020)
- Hâkim tarafından atama için ortaklardan birinin dava yoluyla talepte bulunması gerektiği; hâkimin kendiliğinden atama yapamayacağı kabul edilmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/380 E., 2025/258 K., 17.02.2025; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/193 E., 2025/143 K., 31.01.2025)
- Adi ortaklığın haklı sebeple feshi üzerine tasfiyenin, tarafların anlaşamaması hâlinde m.644/2 uyarınca mahkemece resen seçilen bilirkişi niteliğindeki bir mali müşavire yaptırıldığı uygulamada görülmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/380 E., 2025/258 K., 17.02.2025; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/193 E., 2025/143 K., 31.01.2025)
- Tasfiye sonucunda ortaklar arasında hesap ve katılım payı uyuşmazlıkları çıktığında, ortakların davacı olarak bu uyuşmazlığı mahkemeye taşıyabildiği ve davanın tasfiye usulüne ilişkin olarak değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/1784 E., 2026/21 K., 08.01.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2199 E., 2025/167 K., 30.01.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanmasını isteyen ortak, ortaklar arasında anlaşmazlık bulunduğunu ve sözleşmede ya da sonradan alınmış bir kararda görevlinin belirlenmediğini ispatlamakla yükümlüdür. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/380 E., 2025/258 K., 17.02.2025)
- Ortaklık sözleşmesinin yazılı olması hâlinde tasfiye usulü, görevli ve belirli işlem yetkisi bu belge ile ispatlanır; yazılı belge yoksa taraflar tanık ve diğer delillerle ispat yoluna gider.
- Sözleşmede bir ortağa belirli işlem yetkisi verildiğini iddia eden taraf, bu yetkinin kapsamını yazılı sözleşme ile ispatlamalıdır; karşı taraf yetkinin sona erdiğini ya da aşıldığını ileri sürerse bunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Tasfiye görevlisinin ücretini talep eden taraf, sözleşmede ya da oybirliği kararında ücret hükmü bulunmadığını ve ücretin hesaplanmasında kullanılan emek ile malvarlığı gelirini ispatlamalıdır; bu konuda çoğunlukla bilirkişi incelemesi yapılır.
- Ücretin ortaklık malvarlığından karşılanamadığı iddiası, malvarlığının yetersizliğini gösteren belgelerle ortaya konur; bu yetersizliği ileri süren taraf ispat yükü altındadır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.645: Ortaklığın sona ermesinin ve tasfiyenin üçüncü kişilere karşı yükümlülükleri değiştirmediğini düzenler; m.644 tasfiyenin iç ilişkisini, m.645 dış ilişkiyi düzenler.
- 6098 sayılı Kanun m.642: Katılım paylarının iadesi ve değerlendirilmesi tasfiye sonucunun hesabında m.644 ile birlikte uygulanır.
- 6098 sayılı Kanun m.643: Üçüncü kişilere karşı borçların ve ortakların avans ile masraflarının ödenmesi, tasfiye sırasında m.644 ile birlikte uygulanan sıralamayı oluşturur.
- 6098 sayılı Kanun m.624: Ortaklığın kararlarının alınma usulünü düzenler; tasfiye görevlisi atamasına ilişkin ortak kararlarında başvurulur.
TBK m.645 — Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
TBK m.645, adi ortaklığın sona ermesinin üçüncü kişilere karşı yükümlülükler üzerindeki etkisini düzenler. Hüküm, ortaklığın feshi ve sona ermesinin, ortaklığın üçüncü kişilere karşı doğmuş borçlarını ortadan kaldırmayacağını belirtir. Kapsamı adi ortaklık ilişkisi ve bu ilişkinin üçüncü kişilere karşı yarattığı yükümlülüklerdir. Madde, ortaklığın sona ermesinden sonra tasfiye, ortakların sorumluluğunun paylaşımı, sorumluluğun zamanaşımı ve ortaklık sözleşmesinin iç ilişkisini düzenlemez (bu konular TBK m.620 vd. ve ilgili hükümlerdedir). Ayrıca ortakların sorumluluğunun niteliği ve paylaşımı ile ortaklığın sona ermesinin kayıt altına alınmasına ilişkin konular bu maddede yer almaz.
Üçüncü kişilere karşı sorumluluk: hangi kavramlar bilinmeli?
- Adi ortaklık
- İki veya daha çok kişinin, ortak bir amaca ulaşmak için sözleşmeyle birleşmesiyle kurulan ve tüzel kişiliği bulunmayan ortaklık ilişkisidir. Madde, bu ilişkinin sona ermesi halinde üçüncü kişilere karşı yükümlülüklerin devamını düzenler.
- Üçüncü kişilere karşı yükümlülük
- Ortaklığın, ortaklık adına veya ortaklık faaliyeti kapsamında üçüncü kişilere karşı doğmuş borçlarıdır. Bu yükümlülükler, ortaklığın sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaz.
- Ortaklığın sona ermesi
- Ortaklık ilişkisinin fesih, süre dolumu veya başka bir sebeple son bulmasıdır. Sona erme, ortaklığın üçüncü kişilere karşı borçlarını değil, ortaklık iç ilişkisini etkiler.
Üçüncü kişilere karşı sorumluluk: hangi şartlar aranır?
- Bir adi ortaklığın bulunması ve bu ortaklığın sona ermiş olması gerekir.
- Sona eren ortaklığın, sona ermeden önce ya da ortaklık adına üçüncü kişilere karşı yükümlülük doğurmuş olması gerekir.
- Ortaklığın sona ermesinin, üçüncü kişiye karşı doğmuş borcun varlığını ve kapsamını değiştirmediği kabul edilir; bu nedenle üçüncü kişinin alacağı, ortaklığın feshi nedeniyle sona ermez.
Üçüncü kişilere karşı sorumluluk: hangi sonuçları doğurur?
- Ortaklığın sona ermesi, ortaklığın üçüncü kişilere karşı olan yükümlülüklerini değiştirmez.
- Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişinin alacak hakkını ve bu alacağın kapsamını etkilemez.
- Hüküm, ortaklık sözleşmesinde yer alan ve üçüncü kişiye karşı yükümlülüğü ortadan kaldıran bir kayda dayanarak uygulanmaz; metin emredici nitelikte bir sonuç bağlamaktadır.
- Ortaklığın sona ermesi, ortakların üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu kendiliğinden kaldırmaz.
Ortaklığın sona ermesi ile üçüncü kişiye karşı yükümlülük arasındaki fark nedir?
Ortaklığın sona ermesi, ortaklık iç ilişkisinin ve ortaklığın tasfiye sürecinin başlamasını ifade eder.
Üçüncü kişiye karşı yükümlülük, ortaklığın dış ilişkisinde doğmuş ve alacaklıya karşı var olan borçtur.
Sona erme, üçüncü kişiye karşı borcu ortadan kaldırmaz; yükümlülük ortaklığın sona ermesinden bağımsız olarak devam eder.
Üçüncü kişilere karşı sorumluluk: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Ortaklığın feshi veya sona ermesini, üçüncü kişiye karşı borcun kendiliğinden sona ermesi olarak yorumlamak; madde bunun tersini düzenler.
- Ortaklığın sona ermesiyle üçüncü kişinin alacağının kapsamının değiştiğini varsaymak; madde kapsamı da korur.
- Madde ile ortakların paylaşılan sorumluluğunun tasfiye veya zamanaşımı hükümlerini karıştırmak; bu konular madde kapsamında değildir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Adi ortaklığın feshi ya da sona ermesi, üçüncü kişilere karşı doğmuş borçların varlığını ortadan kaldırmadığı kabul edilmektedir. (İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/764 E., 2024/184 K., 07.03.2024)
- Mahkemeler, adi ortaklık hükümlerine dayanan davalarda madde metnine atıfla ortaklığın sona ermesinin üçüncü kişilere karşı yükümlülüğü değiştirmeyeceğini belirtmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, 2025/601 E., 2026/100 K., 28.01.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/1877 E., 2025/344 K., 17.02.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2019/179 E., 2020/1704 K., 01.12.2020)
- Maddenin uygulandığı uyuşmazlıklarda 6098 sayılı Kanun'un 620-645. maddelerinin birlikte değerlendirildiği görülmektedir. (İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/1080 E., 2024/60 K., 25.01.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Ortaklığın sona erdiğini ve üçüncü kişiye karşı doğmuş yükümlülüğü ileri süren taraf, bu yükümlülüğün ortaklık adına doğduğunu yazılı belge veya tanıkla ispatlamalıdır.
- Ortaklığın sona ermesinin yükümlülüğü ortadan kaldırdığını ileri süren ortak, bu savunmayı ispatla yükümlüdür; ancak madde bu savunmayı kabul etmemektedir.
- Yükümlülüğün kapsamı ve ortaklık faaliyeti ile bağlantısı, sözleşme, fatura veya banka kaydı gibi belgelerle ispatlanır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.620: Adi ortaklığın tanımını ve kuruluşunu düzenler; m.645'teki ortaklığın varlığının önkoşuludur.
- 6098 sayılı Kanun m.645: Ortaklığın sona ermesinin üçüncü kişilere karşı yükümlülükler üzerindeki etkisini sınırlar.
TBK m.646 — Türk medenî kanunu ile ilişkisi
Madde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile kurduğu ilişkiyi tanımlar: Türk Borçlar Kanununun, Türk Medenî Kanununun beşinci kitabını oluşturduğunu ve onun tamamlayıcısı olduğunu belirtir. Hüküm, Türk Borçlar Kanununun tümünü kapsar ve bir hak, yükümlülük ya da yaptırım kurmaz. Madde, iki kanunun birbirine yollamasını ve birlikte yorumlanmasını ifade eder. Maddede; genel nitelikli hükümlerin özel hukuk ilişkilerine uygulanması (TMK m.5), Türk Borçlar Kanununun bağlayıcı hükümlerinin ayrıntıları ve sözleşme, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi tek tek borç kaynakları düzenlenmez. Maddenin tarihsel kaynağı ve 818 sayılı Borçlar Kanununun önceki karşılığı da bu maddenin metninde yer almaz.
Türk medenî kanunu ile ilişkisi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Beşinci kitap
- Türk Medenî Kanununun beşinci kitabı olarak nitelenen Türk Borçlar Kanunudur. Bu nitelik, Borçlar Kanununun şekil bakımından ayrı bir kanun olmasına karşılık içerik bakımından Medenî Kanunun parçası olduğu anlamına gelir.
- Tamamlayıcılık
- Türk Borçlar Kanununun Türk Medenî Kanununu eksiksiz kılan ve onunla birlikte bir bütün oluşturan niteliğidir. Bu ilişki, kanunların tarih ve sayı bakımından ayrı olmasını ortadan kaldırmaz; maddi ve organik birlik ilişkisi kurar.
- Şekli ve maddi bütünlük
- İki kanunun ayrı numara ve kitap olarak düzenlenmesi şekli ayrılığı, aynı ilkelerin ve kurumların ortak yorumlanması ise maddi bütünlüğü ifade eder. Madde, şekli ayrılığa karşın maddi bütünlüğü tanımlar.
Türk medenî kanunu ile ilişkisi: hangi şartlar aranır?
- Türk Borçlar Kanununun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun beşinci kitabı olarak uygulanabilmesi için iki kanunun birlikte yorumlanması gerekir.
- Bir uyuşmazlıkta Türk Borçlar Kanunu hükmü aranırken önce Türk Medenî Kanununun ilgili düzenlemesine bakılması ve iki kanunun tamamlayıcı bütünü içinde değerlendirilmesi gerekir.
Türk medenî kanunu ile ilişkisi: hangi sonuçları doğurur?
- Türk Borçlar Kanunu, Türk Medenî Kanununun beşinci kitabı kabul edildiği için iki kanun birlikte yorumlanır.
- Türk Borçlar Kanununun tamamlayıcı niteliği, Medenî Hukuk ilişkilerinde Borçlar Kanununun genel hükümlerinin uygulanmasının dayanağını güçlendirir.
- Madde tek başına bir hak veya yükümlülük doğurmaz; uygulamada yollama işlevini Türk Medenî Kanunu m.5 ile birlikte görür.
Şekli ayrılık ile maddi bütünlük arasındaki fark nedir?
Türk Borçlar Kanunu ayrı bir kanun numarası ve ayrı madde sıralamasına sahiptir; bu yönüyle şekli olarak bağımsızdır.
İçerik ve ilkeler bakımından Türk Medenî Kanununun devamıdır; kurumlar, ilkeler ve yorum ortaktır.
Bağımsız kanun olma görünüşü, Borçlar Kanununun Medenî Hukuktan ayrı yorumlanmasını gerektirmez. Uygulamada iki kanun birlikte değerlendirilir.
Borçlar Kanununun genel hükümleri ile özel hukuk ilişkileri arasındaki fark nedir?
Türk Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, Türk Medenî Kanunu ile birlikte tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.
Borçlar Kanununun özel hükümleri, yalnızca borç ilişkisi kurulan haller bakımından geçerlidir.
Genel hükümlerin Medenî Hukukun diğer alanlarına uygulanması bu maddeye dayanılarak değil, Türk Medenî Kanunu m.5 yollamasına dayanılarak mümkündür.
Türk medenî kanunu ile ilişkisi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Türk Borçlar Kanununu yalnızca ayrı bir kanun olarak ele alıp Türk Medenî Kanunundan bağımsız yorumlamak; madde, iki kanunun maddi bütünlüğünü açıkça belirtir.
- Madde metninin kendisinden bir hak veya süre çıkarmaya çalışmak; madde yalnızca kanunlar arası ilişkiyi kurar.
- Türk Borçlar Kanununun 646. maddesini, bir borç ilişkisinin doğrudan kaynağı gibi yorumlamak; madde yalnızca tamamlayıcılığı ifade eder.
- Eski Borçlar Kanununun genel hükümlerini, yürürlükteki Türk Borçlar Kanununun hükmü yerine doğrudan uygulamak; madde metninin ilişkiyi bugünkü kanun için kurduğu dikkate alınmalıdır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, eski Türk Medenî Kanunu döneminde yer alan uyuşmazlıkları çözerken Türk Borçlar Kanununun 646. maddesini, Borçlar Kanununun Medenî Kanunun tamamlayıcısı olduğu gerekçesiyle dayanak göstermektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/709 E., 2025/325 K., 21.05.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2022/1273 E., 2023/1238 K., 13.12.2023)
- Mahkemeler, Türk Medenî Kanununun beşinci kitabı niteliğini, Türk Medenî Kanunu ile birlikte bir bütün oluşturduğu gerekçesiyle kararlarında kullanmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/982 E., 2025/1175 K., 03.07.2025; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/106 E., 2025/397 K., 28.02.2025; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/500 E., 2024/44 K., 11.01.2024; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/81 E., 2023/292 K., 06.03.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Bu maddeye dayanarak bir talep ileri süren taraf, uyuşmazlığın Türk Medenî Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu arasında tamamlayıcı ilişki içinde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürer; bu hususta ispat yükü tek başına madde metnine dayanarak yerine getirilir.
- Maddenin uygulanması bakımından ispat konusu olan olgular, somut uyuşmazlıktaki hukuki ilişkinin niteliği ve ilgili hükmün hangi kanuna ait olduğudur; bunlar yazılı belge ve sözleşmeyle ispatlanır.
- Karşı taraf, uyuşmazlığın Türk Medenî Kanununun özel bir hükmüyle çözülebileceğini ileri sürerse bu savunmasını ilgili kanun maddesini göstererek ispat etmek zorundadır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.5: Türk Medenî Kanunu m.5, Türk Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümlerinin özel hukuk ilişkilerine uygulanmasını sağlayan yollama hükmüdür. Bu madde ile birlikte iki kanunun maddi bütünlüğünü somutlaştırır.
- 818 sayılı Borçlar Kanunu: Mülga eski Borçlar Kanunu, yürürlükten kaldırılmadan önce aynı tamamlayıcılık ilişkisini kuruyordu. Uygulamada 743 sayılı Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilen eski Borçlar Kanununun genel hükümlerine başvurulması, bu maddenin yerleşmiş yorumunu oluşturur.
TBK m.647 — Yürürlükten kaldırılan Kanun
Madde, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran yürürlük hükmüdür; eski Borçlar Kanunu'nun hangi hükümlerinin yürürlükten kalktığını ve yeni kanunun genel çerçevesini belirler. Maddenin muhatabı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle eski kanunun yerini alan tüm borç ilişkileridir. Maddede süre, yasak, yaptırım veya tanımlama bulunmaz. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: eski ile yeni kanun arasındaki geçiş ve zaman bakımından uygulama esasları (6101 sayılı Kanun), yeni kanunun yürürlük tarihi ve eski hükümlere dayanan hakların korunması. Bu konular ayrı kanun ve maddelerde yer alır (6101 sayılı Kanun m.10 ve ilgili geçici hükümler). Eski ile yeni düzenlemede süre farklılıklarından doğan sorunlar ise 6098 sayılı Kanunun ilgili süre hükümlerinin konusudur.
Yürürlükten kaldırılan Kanun: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yürürlükten kaldırma
- Bir kanunun yürürlüğünü sona erdiren, yerine geçen kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte uygulanmasını durduran yasama işlemidir. Kaldırılan kanunun tümü için yapılmıştır; bu maddede 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun tamamı kastedilmektedir.
- 818 sayılı Borçlar Kanunu
- 22.4.1926 tarihli eski Borçlar Kanunu'dur. Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle tamamen yürürlükten kalkmıştır.
Yürürlükten kaldırılan Kanun: hangi şartlar aranır?
- Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmiş olması gerekir; bu madde yürürlük tarihini kendisi belirlemez, 6101 sayılı Kanun ile belirlenen tarihe (01.07.2012) bağlıdır.
- Kaldırma işleminin 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun tamamına yönelmiş olması gerekir; kısmi bir kaldırma bu maddenin kapsamında değildir.
- Eski kanuna dayanılarak yapılan işlemlerin ve doğan hakların yeni kanun karşısındaki durumu, bu maddeden değil geçiş hükümlerinden çözülür.
Yürürlükten kaldırılan Kanun: hangi sonuçları doğurur?
- 818 sayılı Borçlar Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte tümüyle yürürlükten kalkar.
- Yürürlükten kaldırma, eski kanunun hükümlerinin geçmişe dönük olarak ortadan kaldırılması anlamına gelmez; geçiş hükümleri ayrıca uygulanır.
- Madde, yeni kanunun içeriğine ilişkin bir hüküm taşımaz; yeni kanunun esasları ayrı maddelerde düzenlenmiştir.
Eski BK / TBK yürürlüğü öncesi işlem / sonrası işlem: fark nedir?
1.7.2012 tarihinden önce kurulmuş ve eski kanuna tabi borç ilişkileri.
1.7.2012 tarihinden sonra kurulmuş borç ilişkileri.
Yürürlükten kaldırma, eski kanuna tabi ilişkilerin hukuki niteliğini bu maddeden değil geçiş hükümlerinden belirlenmesine yol açar; yeni ilişkilere 6098 sayılı Kanun uygulanır.
Yürürlükten kaldırılan Kanun: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi tek başına uygulayarak eski Borçlar Kanunu'nun hükümlerinin her durumda tamamen ortadan kalktığını varsaymak; geçiş hükümlerini gözden kaçırmak.
- Yürürlükten kaldırma tarihini 6098 sayılı Kanunun kabul tarihi (11.01.2011) ile yürürlük tarihi (01.07.2012) arasında karıştırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 6098 sayılı Kanunun 647. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı, 6098 sayılı Kanunun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği, kararlarda belirtilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/205 E., 2026/521 K., 08.04.2026)
- Mahkemeler, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükten kaldırılmasını dayanak alarak eski kanun hükümlerinin artık uygulanamayacağına hükmetmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/1671 E., 2026/638 K., 30.04.2026; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/916 E., 2026/378 K., 17.03.2026; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/992 E., 2026/380 K., 17.03.2026; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/800 E., 2026/376 K., 17.03.2026; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/801 E., 2026/377 K., 17.03.2026)
Nasıl ispat edilir?
- Eski Borçlar Kanunu'na dayanan bir talep ileri süren taraf, işlemin yeni kanun yürürlüğe girmeden önce kurulduğunu ve eski kanuna tabi olduğunu ispatlamak zorundadır; bu, tapu, sözleşme veya fatura gibi yazılı belgelerle ispatlanır.
- Yürürlük tarihi konusunda uyuşmazlık olduğunda, 6098 sayılı Kanunun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği resmi kaynaklardan (Resmî Gazete) belgelenir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6101 sayılı Kanun m.10: 6098 sayılı Kanunun yürürlüğe giriş tarihini ve eski kanunun yürürlükten kaldırılmasının uygulama şeklini düzenler; bu maddenin uygulanma zamanını belirler.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu: Yürürlüğe giren yeni kanun, eski Borçlar Kanunu'nun yerini alır ve bu maddenin kaldırma işleminin dayanağıdır.
TBK m.648 — Yürürlük
Bu madde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlük tarihini belirler; Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Madde, Kanunun tamamının yürürlük zamanını düzenler ve Kanunun hangi tarihten sonra uygulanacağını gösterir. Madde, Kanunun uygulanacağı kişileri ya da ilişkileri ayrıca belirlemez; Kanun, yürürlük tarihinden sonra kurulan borç ilişkilerine uygulanır. Madde, geçmişe etkili olma sorununu düzenlemez; geçmişteki fiil ve işlemlerin hangi kanuna tabi olacağı 6101 sayılı Kanun'un geçici hükümlerinde düzenlenmiştir (6101 s.K. m.1, m.2, m.4, m.7). Madde, eski Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı) yürürlükten kaldırılmasını da kendisi yapmaz; bu iş 6098 sayılı Kanun'un 647. maddesindedir. Madde, kiralarda olduğu gibi belirli hükümlerin ayrı bir süreyle uygulanmamasını düzenlemez; bu konu geçici hükümlerde yer alır.
Yürürlük: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yürürlük
- Kanunun bağlayıcı hukuk kuralı olarak uygulanmaya başladığı andır. Bu maddede yürürlük tarihi 1 Temmuz 2012 olarak belirlenmiştir.
- Yürürlük tarihi
- Kanunun yayımlandıktan sonra uygulanmaya başlayacağı tarihtir. Yayım tarihi ile yürürlük tarihi ayrıdır; Kanun 4 Şubat 2011'de yayımlanmış, yürürlüğü 1 Temmuz 2012'ye bırakılmıştır.
- Geçmişe etkili olmama ilkesi
- Yeni kanunun, yürürlüğünden önce gerçekleşmiş fiil ve işlemlere kural olarak uygulanmamasıdır. Bu ilke maddede değil, 6101 sayılı Kanun'un 1. maddesinde düzenlenmiştir.
Yürürlük: hangi şartlar aranır?
- Kanunun uygulanabilmesi için olayın 1 Temmuz 2012 tarihinden sonra gerçekleşmiş olması gerekir.
- Olayın yürürlük öncesinde gerçekleşmesi halinde, eski Borçlar Kanunu'nun mi yoksa yeni Kanun'un mu uygulanacağı 6101 sayılı Kanun'a göre belirlenmelidir.
Yürürlük: hangi sonuçları doğurur?
- 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren kurulan borç ilişkileri 6098 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
- Yürürlük tarihinden önce gerçekleşen fiil ve işlemler kural olarak eski kanuna tabi kalır.
- Yürürlük öncesinde kurulmuş ilişkilerde temerrüt, sona erme ve tasfiye, yürürlükten sonra yeni Kanun'a tabi olur (6101 s.K. m.1).
- Eski Borçlar Kanunu, 6098 sayılı Kanun'un 647. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük öncesi olay ile yürürlük sonrası olay arasındaki fark nedir?
1 Temmuz 2012'den önce gerçekleşen fiil ve işlemler, kural olarak o tarihte yürürlükte olan kanuna (818 sayılı Borçlar Kanunu) tabidir.
1 Temmuz 2012'den sonra gerçekleşen fiil ve işlemler doğrudan 6098 sayılı Kanun'a tabidir.
Hangi kanunun uygulanacağı, olayın tarihine göre değişir. Geçmişe ilişkin temerrüt, sona erme ve tasfiye ise yeni Kanun'a tabidir (6101 s.K. m.1).
Yürürlük: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kanunun yürürlük tarihini 6098 sayılı Kanun'un yayım tarihi (4 Şubat 2011) ile karıştırmak; uygulanacak tarih 1 Temmuz 2012'dir.
- Bu maddeyi geçmişe etkili olma kuralının kaynağı saymak; geçmişe etkili olmama kuralı 6101 sayılı Kanun'un 1. maddesindedir.
- Yürürlük tarihinden önce kurulmuş sözleşmenin sonraki dönem ihlallerini tamamen eski kanuna bağlamak; 6101 s.K. m.1 uyarınca yürürlükten sonraki temerrüt ve sona erme yeni Kanun'a tabidir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, bir uyuşmazlıkta 6098 sayılı Kanun'un uygulanıp uygulanmayacağını önce olayın tarihine bakarak belirlemekte; yürürlük tarihinden önceki ilişkilerde 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğine karar vermektedir. (11. Hukuk Dairesi, 2019/3503 E., 2021/3437 K., 08.04.2021)
- Mahkemeler, 1 Temmuz 2012 tarihinin yürürlük tarihi olduğunu belirtmekte ve Kanun'un bu tarihten sonra uygulandığını kabul etmektedir. (Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/40 E., 2022/715 K., 08.12.2022; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/104 E., 2021/1005 K., 11.11.2021)
- Yargıtay, sözleşmenin sona erdiği tarih ile rekabet yasağı gibi sonradan doğan yükümlülüklerin hangi kanuna tabi olduğunu ayrı ayrı değerlendirmekte; bu ayrımı 648. madde ile 6101 sayılı Kanun'un 1. maddesi birlikte gözeterek yapmaktadır. (11. Hukuk Dairesi, 2021/2295 E., 2022/682 K., 27.01.2022)
Nasıl ispat edilir?
- Yürürlük tarihinden önce veya sonra gerçekleştiği ileri sürülen olayın tarihini, ilgili tarafın ispat etmesi gerekir; belge olarak sözleşme, fesih bildirimi veya ihtarname bu konuda kullanılır.
- Olayın yürürlük öncesinde kurulduğunu iddia eden taraf, eski kanunun uygulanması gerektiğini ileri sürüyorsa bu iddiayı tarihi belgelerle ortaya koymalıdır.
- Karşı taraf, olayın yürürlük sonrasına ait olduğunu savunuyorsa bu savunmayı tarihi bir belge ile ispatlamalıdır; tarih konusunda yazılı delil yoksa tanık beyanı ikincil olarak değerlendirilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6101 sayılı Kanun m.1: Geçmişe etkili olmama kuralını ve yeni Kanun'un hangi hallerde geçmişteki ilişkilere uygulanacağını düzenler; bu maddenin zaman bakımından uygulanmasını tamamlar.
- 6098 sayılı Kanun m.647: 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldırır; yürürlük maddesiyle birlikte eski kanunun ne zaman sona erdiğini belirler.
- 6101 sayılı Kanun m.2: Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin hükümlerin geçmişe etkisini düzenleyen istisnadır.
- 6101 sayılı Kanun m.4: Geçmişe etkili olmama kuralının başka bir istisnasını düzenler.
- 6101 sayılı Kanun m.7: Geçmişe etkili olmama kuralının bir istisnası olarak yeni hükümlerin geçmiş ilişkilere uygulanacağı hallerini düzenler.
TBK m.649 — Yürütme
Bu madde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürütmeye ilişkin son hükmüdür. Kanunun hangi makamca yürütüleceğini, yani Bakanlar Kurulu'nun yürütme yetkisini belirler. Maddenin kendisi bir borç ilişkisi, süre, bedel ya da yükümlülük düzenlemez. Borçların ifası, borç ilişkisinin sona ermesi, borca aykırılık sonuçları ve ifa davası gibi konular bu maddede yer almaz; bunlar Kanunun ilgili bölümlerinde düzenlenmiştir. Maddenin uygulanması bakımından bir kişi ya da ilişki ayrımı da bulunmamaktadır.
Yürütme: hangi sonuçları doğurur?
- Madde, Kanunun yürütülmesinin Bakanlar Kurulu'na ait olduğunu belirtir; bu yetki, Kanunun uygulanmasına ilişkin idari düzenleme çıkarılmasını kapsar.
- Madde, Kanunun hükümlerinde bir değişiklik, ek yaptırım ya da borç ilişkisine yeni bir sonuç bağlamaz.
Yürütme: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yürütme maddesini bir borç hükmü gibi okuyup, Kanunun ayrıntılı düzenlemelerinden bağımsız bir yükümlülük ya da süre aramak.
- Bakanlar Kurulu'nun yürütme yetkisini, Kanunun içeriğini değiştirme yetkisi olarak yorumlamak.
Nasıl ispat edilir?
- Bu maddeye dayanılarak bir hak ya da borç ileri sürülemeyeceğinden ispat yükü doğmaz; ispat konusu, dayanılan asıl borç ilişkisine göre belirlenir.
- Bakanlar Kurulu'nun yürütme yetkisine dayanan bir düzenleme ileri sürülüyorsa, bu düzenlemenin varlığı ve kapsamı ilgili belgeyle ortaya konulur.
Konuda geçen kararlar
41 karar- Hukuk Genel Kurulu, 2023/709 E., 2025/325 K., 21.05.2025İlgili madde: m.646
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/1273 E., 2023/1238 K., 13.12.2023İlgili madde: m.646
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/457 E., 2020/469 K., 24.06.2020İlgili madde: m.644
- Hukuk Genel Kurulu, 2018/16 E., 2018/1315 K., 04.07.2018İlgili madde: m.642
- 3. Hukuk Dairesi, 2025/1221 E., 2026/77 K., 13.01.2026İlgili madde: m.643
- 3. Hukuk Dairesi, 2025/1688 E., 2025/5444 K., 19.11.2025İlgili madde: m.643
- 3. Hukuk Dairesi, 2023/4606 E., 2024/3107 K., 16.10.2024İlgili madde: m.643
- 9. Hukuk Dairesi, 2024/450 E., 2024/3801 K., 28.02.2024İlgili madde: m.645
- 11. Hukuk Dairesi, 2021/2295 E., 2022/682 K., 27.01.2022İlgili madde: m.648
- 11. Hukuk Dairesi, 2019/3503 E., 2021/3437 K., 08.04.2021İlgili madde: m.648
Diğer 31 karar
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/1671 E., 2026/638 K., 30.04.2026İlgili madde: m.647
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/205 E., 2026/521 K., 08.04.2026İlgili madde: m.647
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/2154 E., 2026/634 K., 06.04.2026İlgili madde: m.644
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/916 E., 2026/378 K., 17.03.2026İlgili madde: m.647
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/992 E., 2026/380 K., 17.03.2026İlgili madde: m.647
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/800 E., 2026/376 K., 17.03.2026İlgili madde: m.647
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/801 E., 2026/377 K., 17.03.2026İlgili madde: m.647
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, 2025/601 E., 2026/100 K., 28.01.2026İlgili madde: m.645
- Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/1784 E., 2026/21 K., 08.01.2026İlgili madde: m.643, m.644
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/982 E., 2025/1175 K., 03.07.2025İlgili madde: m.646
- Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/231 E., 2025/757 K., 02.07.2025İlgili madde: m.643
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/106 E., 2025/397 K., 28.02.2025İlgili madde: m.646
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/380 E., 2025/258 K., 17.02.2025İlgili madde: m.644
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/1877 E., 2025/344 K., 17.02.2025İlgili madde: m.645
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi, 2023/20 E., 2025/175 K., 11.02.2025İlgili madde: m.643
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/193 E., 2025/143 K., 31.01.2025İlgili madde: m.644
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2199 E., 2025/167 K., 30.01.2025İlgili madde: m.644
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2024/759 E., 2025/10 K., 08.01.2025İlgili madde: m.648
- İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/764 E., 2024/184 K., 07.03.2024İlgili madde: m.645
- İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/1080 E., 2024/60 K., 25.01.2024İlgili madde: m.645
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/500 E., 2024/44 K., 11.01.2024İlgili madde: m.646
- İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2013/538 E., 2023/609 K., 11.07.2023İlgili madde: m.648
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/81 E., 2023/292 K., 06.03.2023İlgili madde: m.646
- Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/40 E., 2022/715 K., 08.12.2022İlgili madde: m.648
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/593 E., 2022/2561 K., 05.10.2022İlgili madde: m.642
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/567 E., 2022/775 K., 15.03.2022İlgili madde: m.642
- Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/104 E., 2021/1005 K., 11.11.2021İlgili madde: m.648
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2020/707 E., 2021/2602 K., 11.10.2021İlgili madde: m.642
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2018/3111 E., 2020/1965 K., 22.12.2020İlgili madde: m.642
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2019/179 E., 2020/1704 K., 01.12.2020İlgili madde: m.645
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2018/993 E., 2020/395 K., 16.04.2020İlgili madde: m.642
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 10. SAKLAMA BORCU DOĞURAN SÖZLEŞMELER bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış