Eşya hukuku › Mülkiyet › Taşınmaz mülkiyeti › Taşınmaz mülkiyetinin içeriği ve kısıtlamaları
Başkasının arazisine girme hakkı ve kamu hukuku kısıtlamaları
Kısaca
TMK m.751, taşınmaz malikinin mülkiyetine komşuluk ilişkisi içinde katlanmak zorunda olduğu kısıtlamalardan biri olarak, herkesin başkasının orman ve merasına girebilmesini ve orada yetişen yabani meyve, mantar ve benzeri şeyleri toplayıp alabilmesini düzenler.
Kapsam
Bu konu, Türk Medeni Kanunu m.751–761 hükümlerini kapsar.
- TMK m.751Orman ve mer'aya girme
- TMK m.752Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması
- TMK m.753Zorunluluk hâlinde
- TMK m.754Genel olarak
- TMK m.755Toprağın iyileştirilmesi
- TMK m.756Mülkiyet ve irtifak hakkı
- TMK m.757Tazminat
- TMK m.758Eski duruma getirme
- TMK m.759Aynı yataktan beslenen kaynaklar
- TMK m.760Özel kanun hükümleri ve yerel âdet
- TMK m.761Zorunlu su
TMK m.751 — Orman ve mer'aya girme
Madde, taşınmaz malikinin mülkiyetine komşuluk ilişkisi içinde katlanmak zorunda olduğu kısıtlamalardan biri olarak, herkesin başkasının orman ve merasına girebilmesini ve orada yetişen yabani meyve, mantar ve benzeri şeyleri toplayıp alabilmesini düzenler. Yetkili makamların bitki örtüsünü korumak için yasakladığı hallerde bu yetki ortadan kalkar. Avlanma ve balık tutma amacıyla başkasının arazisine girme konusunu ise ayrı kanunlara bırakmıştır. Madde, kamu hukukuna tabi devlet ormanlarından yararlanmayı, özel mülkiyete tabi olmayan orman ve merayı ve orman ya da mera vasfı taşımayan özel mülkiyet konusu yerleri kapsamaz. Ayrıca arazi malikinin düşen veya giren hayvan ve eşyaları aramaya izin verme yükümlülüğünü (m.752), zorunluluk halinde taşınmaza müdahaleyi (m.753) ve avlanma ile balık tutmaya ilişkin özel kanun hükümlerini (4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu) düzenlemez.
Orman ve mer'aya girme: hangi kavramlar bilinmeli?
- Orman
- Yoğun biçimde ağaçların bulunduğu geniş arazi parçasıdır. Seyrek ağaçlı yerler ile dar ağaçlık sahalar orman sayılmaz; bu ayrımda 6831 sayılı Orman Kanunu'ndaki üç hektarlık ölçüt dikkate alınabilir.
- Mera
- Üzerinde hayvan otlatılabilecek geniş arazi parçasıdır. Küçük ya da otlatmaya elverişsiz yerler bu kavrama girmez.
- Yerel âdet
- Toplama hakkının ne ölçüde kullanılabileceğini belirleyen, bölgede yerleşmiş uygulamadır. Toplamanın kapsamını sınırlar; yerel âdetin izin verdiğini aşan toplama hakkın dışındadır.
- Yabani meyve, mantar ve benzeri şeyler
- Orman ve merada doğal olarak yetişen, kişinin toplayıp alabileceği ürünlerdir. Ağaç gibi ana bitkinin kesilmesini ya da zarar verilmesini içermez.
- Bitki örtüsünü koruma amaçlı yasak
- Yetkili makamların orman ya da merada toplamayı ve girmeyi bitki örtüsünü korumak için yasaklamasıdır. Bu yasak varsa herkesin girme ve toplama yetkisi ortadan kalkar.
Orman ve mer'aya girme: hangi şartlar aranır?
- Taşınmazın özel mülkiyete tabi bir orman ya da mera olması gerekir; devletin hüküm ve tasarrufu altındaki orman ve meralar bu yetkinin kapsamında değildir.
- Yetkili makamlarca bitki örtüsünü korumak amacıyla girişe ya da toplamaya ilişkin bir yasak bulunmamalıdır; yasak varsa yetki doğmaz.
- Girilen yer orman ya da mera vasfını taşımalıdır; bu vasıf olmayan özel mülkiyet konusu yerlere girmek için bu hükümden yararlanılamaz.
- Toplanan şeyler yabani meyve, mantar ve benzeri, doğal olarak yetişen ürünler olmalıdır.
- Toplama, yerel âdetlerin izin verdiği ölçüde yapılmalıdır; bu ölçüyü aşan hareketler, örneğin ağaç kesmek, mülkiyete saldırı sayılır ve bu hükmün kapsamı dışında kalır.
- Avlanma ve balık tutma amacıyla girilecekse bu fıkra değil, özel kanun hükümleri uygulanır.
Orman ve mer'aya girme: hangi sonuçları doğurur?
- Yetkili makamlarca bitki örtüsünü korumak amacıyla yasak konulmamışsa, herkes özel mülkiyete tabi orman ve merada girme ve yabani meyve, mantar ve benzeri şeyleri toplayıp alma yetkisine sahiptir.
- Yetkili makamlarca yasak konulmuşsa bu yetki doğmaz ve girme ya da toplama mülkiyet hakkının ihlali sayılır.
- Toplama, yerel âdetlerin izin verdiği ölçüde yapılabilir; bu ölçü aşıldığında ortaya çıkan fiil yetkinin kapsamı dışında kalır.
- Yetki, arazi malikinin toplamaya katlanma yükümlülüğünü doğurur; malik bu girişe karşı müdahale edemez.
- Orman ya da mera vasfı bulunmayan özel mülkiyet konusu taşınmaza bu maddeye dayanarak girilemez.
- Avlanma ve balık tutma amacıyla girişler bu maddeye değil, özel kanunlara tabidir.
- Yetkinin kötüye kullanılması, örneğin ağaç kesilmesi, bu maddeden doğan korumadan yararlanmayı sağlamaz; mülkiyet hukukuna göre sorumluluk doğurur.
Özel mülkiyet orman-mera ile devlet orman-meraları arasındaki fark nedir?
Özel mülkiyete tabi orman ve mera, bu maddedeki girme ve toplama yetkisinin konusudur.
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki orman ve meralar kamu hukuku kurallarına tabidir.
Devlet ormanlarından yararlanma bu maddeye göre değil, kamu hukuku düzenlemelerine göre belirlenir.
Orman-mera vasfı taşıyan yer ile vasıfsız özel mülk arasındaki fark nedir?
Orman ya da mera vasfı taşıyan özel mülkiyet konusu yer, yetkinin konusudur.
Bu vasfı taşımayan özel mülkiyet konusu yerler maddenin kapsamı dışındadır.
Vasıfsız yere girmek için bu hükme dayanılamaz; ayrı bir hukuki dayanak aranır.
Orman-mera toplama yetkisi ile avlanma ve balık tutma arasındaki fark nedir?
Yabani meyve, mantar ve benzeri şeyleri toplamak için girme yetkisi bu maddededir.
Avlanmak ve balık tutmak için girme özel kanunların (4915 ve 1380 sayılı kanunlar) düzenlemesine bırakılmıştır.
Avlanma amacıyla girişte bu madde değil, özel kanun hükümleri esas alınır.
Yerel âdete uygun toplama ile âdeti aşan hareket arasındaki fark nedir?
Yerel âdetin izin verdiği ölçüde toplama ve alma yetkinin kapsamındadır.
Ağaç kesmek gibi âdeti aşan hareketler mülkiyete saldırı teşkil eder.
Âdeti aşan hareket bu yetkiye dayanılarak yapılamaz ve mülkiyet hukuku korumasına tabi olur.
Orman ve mer'aya girme: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Devlet ormanlarını da bu madde kapsamında saymak; bu yerlerde yararlanma kamu hukuku kurallarına tabidir ve maddenin özel mülkiyet ayrımı gözetilmelidir.
- Vasıfsız özel mülk arazilere, sadece sahipsiz ya da çevrilmemiş olması nedeniyle girilebileceğini sanmak; orman ya da mera vasfı aranmalıdır.
- Avlanma ve balık tutma amacıyla girmeyi bu maddeye dayandırmak; bu konu özel kanunlara bırakılmıştır.
- Yerel âdetin izin verdiği ölçüyü hesaba katmadan her türlü toplamanın yetkiye dayandığını varsaymak; âdeti aşan hareketler mülkiyet ihlali sayılır.
- Yetkili makamların bitki örtüsünü korumak için koyduğu yasağın varlığını araştırmadan girişi meşru kabul etmek; yasak varsa yetki doğmaz.
- Orman tanımında seyrek ağaçlı ya da dar ağaçlık sahayı orman saymak; bu yerler orman kavramına girmez.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Orman ve merada girme yetkisinin, yerel âdetin izin verdiği ölçüde toplama ile sınırlı olduğu ve âdeti aşan hareketlerin mülkiyet hakkına saldırı sayıldığı kabul edilmektedir. (7. Hukuk Dairesi, 2024/70 E., 2024/5388 K., 02.12.2024; 7. Hukuk Dairesi, 2023/4443 E., 2024/3776 K., 12.09.2024)
- Maddedeki yetkinin yalnız özel mülkiyete tabi orman ve merayı kapsadığı, kamu hukukuna tabi devlet ormanlarının dışında kaldığı kabul edilmektedir. (7. Hukuk Dairesi, 2023/4443 E., 2024/3776 K., 12.09.2024)
- Orman ve mera vasfı taşımayan özel mülkiyet konusu taşınmazların bu hükümden yararlanmayı sağlamadığı kabul edilmektedir. (7. Hukuk Dairesi, 2023/4443 E., 2024/3776 K., 12.09.2024; 7. Hukuk Dairesi, 2023/5142 E., 2024/384 K., 22.01.2024)
- Yetkili makamlarca bitki örtüsü korunması amacıyla konan yasakların girme ve toplama yetkisini ortadan kaldırdığı kabul edilmektedir. (7. Hukuk Dairesi, 2023/5142 E., 2024/384 K., 22.01.2024)
- Komşuluk ilişkisinden doğan bu kısıtlamanın, maddenin uygulandığı taşınmazlarda mülkiyet hakkı ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (7. Hukuk Dairesi, 2023/155 E., 2023/1745 K., 27.03.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Orman ya da mera vasfının varlığını, girişe dayanan kişi ileri sürdüğü için bu vasfı ispatlamakla yükümlüdür; tapu kaydı, bilirkişi keşfi ve arazinin fiili durumuna ilişkin belgeler bu konuda kullanılır.
- Girişin yetkili makamlarca konmuş bir yasağa aykırı olmadığını, girişi yapan kişi ispatlamalıdır; yasağın varlığı resmî yazılı belgeyle ortaya konur ve yazılı belge bu konuda üstün delildir.
- Toplamanın yerel âdetin izin verdiği ölçüde yapıldığını, toplayan kişi ispat etmelidir; bu konuda yöre halkına ait tanık beyanı ve yerel uygulamayı gösteren deliller başvurulacak kaynaklardır.
- Âdeti aşan hareket, örneğin ağaç kesimi, iddia edildiğinde bunu ileri süren arazi maliki, zararı ve fiili gösteren keşif, fotoğraf ve tanık ile ispatlar; karşı taraf toplamanın âdete uygun olduğunu ileri sürerek savunma yapabilir.
- Avlanma ya da balık tutma amacıyla girişin bu maddeye değil özel kanunlara dayandığı savunmasında, bu savunmayı yapan taraf özel kanun dayanağını ispatlamakla yükümlüdür.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.752: Düşen ya da giren eşyaların aranması için arazi malikinin izin verme yükümlülüğünü düzenler; bu madde ise orman ve mera toplamasını düzenler, birbirinden ayrıdır.
- 4721 sayılı Kanun m.753: Zorunluluk halinde başkasının taşınmazına müdahaleyi düzenler; bu maddedeki girme yetkisinden bağımsızdır.
- 4721 sayılı Kanun m.730: Malikin kötüye kullanılan ya da hukuka aykırı girişlere karşı koruma hakkının sınırını belirleyen genel hukuka aykırılık ilkesi olarak, toplama yetkisini aşan hareketlerde uygulanır.
- 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu: Karada avlanma amacıyla başkasının arazisine girmeyi düzenleyen özel kanundur; bu maddenin fıkra sonunda yapılan yollamanın konusudur.
- 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu: Suda avlanma ve balık tutma amacıyla girmeyi düzenleyen özel kanundur; bu maddenin fıkra sonunda yapılan yollamanın konusudur.
- 6831 sayılı Orman Kanunu: Ormanın tanımına ilişkin üç hektarlık ölçüt için başvurulabilecek kanun olarak uygulamada dikkate alınır; maddenin kendisi bu kanuna atıf yapmaz.
TMK m.752 — Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması
Madde, su, rüzgâr, çığ veya diğer doğal güçlerin etkisiyle ya da rastlantı sonucunda başkasının arazisine sürüklenen, düşen veya giren şeylerin ve hayvanların hak sahipleri tarafından aranıp alınmasına arazi malikinin izin verme yükümlülüğünü düzenler. Arazi malikinin, bu nedenle uğradığı zararın denkleştirilmesini isteme hakkını ve denkleştirme bedeli ödenene kadar şeyleri hapsetme hakkını da düzenler. Hüküm, arazi maliki ile hak sahibi arasındaki ilişkiye uygulanır. Malikin veya zilyedinin kendi kusuruyla başkasının arazisine giren şeyler bakımından izin yükümlülüğü doğmaz. Düzenlemediği konular arasında sahipsiz hayvanların sahiplenilmesi (m.768), bulunmuş eşyanın mülkiyetinin kazanılması (m.769, m.770 vd.) ve zorunluluk hali (m.753) yer alır. Arazi malikinin izin vermemesinden doğan zararın sorumluluğu ise m.730 kapsamında değerlendirilir.
Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması: hangi kavramlar bilinmeli?
- Denkleştirme bedeli
- Arazi malikinin, şeylerin aranıp alınması sırasında arazisinde doğan zararlar nedeniyle isteyebileceği bedeldir. Kusur aranmaz ve hukuka aykırılık şartı yoktur; haksız fiil tazminatı değil, kanundan doğan katlanma yükümlülüğüne dayanan bir bedeldir.
- Hapis hakkı (m.752/II)
- Arazi malikinin denkleştirme bedeli ödenene kadar şeyleri alıkoyabilmesini sağlayan yasal haktır. Yalnızca alıkoyma hakkıdır; malın satılmasına yetki vermez. Maddedeki 'hapis' ifadesi bu nedenle yanıltıcıdır.
- Doğal güçler ve rastlantı
- Şeyin arazi maliki ya da zilyedinin kusuru olmaksızın, su, rüzgâr, çığ gibi etkilerle ya da hayvanın kaçması veya uçması gibi rastlantıyla araziye düşmesi veya girmesidir. Malikin kusuruyla giren şeyler bu kapsamda değildir.
- Hak sahibi
- Şeyin mülkiyetine tabi olan malik veya onun yerine geçen zilyettir. Aranıp alınma talebi bu kişiden gelir; arazi malikinin izni bu kişinin talebine bağlıdır.
Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması: hangi şartlar aranır?
- Aranan şeyin başkasının mülkiyetine tabi bir mal olması gerekir; henüz mülkiyete tabi olmayan av hayvanının takibi için kimsenin başkasının arazisine girme yetkisi yoktur.
- Şeyin su, rüzgâr, çığ veya diğer doğal güçlerin etkisiyle ya da rastlantı sonucunda (örneğin hayvanın kaçması veya uçması) araziye düşmüş veya girmiş olması gerekir.
- Şeyin malik veya zilyedinin kusuruyla araziye girmemiş olması gerekir; kusurla giren şeylerin aranmasına arazi maliki izin vermekle yükümlü değildir.
- Hak sahibinin şeyi kendiliğinden araziye girerek değil, arazi malikinden izin isteyerek aramaya başlaması gerekir.
- Arazi malikinin izin vermesi, hak sahibinin aranıp alınması talebi üzerine yerine getirilmelidir; izin vermemesi halinde hâkime başvurularak izin alınabilir.
- Malın aranması sırasında araziye zarar verilmişse, zarara uğrayan arazi maliki denkleştirme bedeli talep edebilir; bu talep için kusur aranmaz.
- Denkleştirme bedeli ödenene kadar arazi maliki şeyin alınıp götürülmesine engel olabilir.
Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması: hangi sonuçları doğurur?
- Doğal güç veya rastlantı sonucu araziye giren şeyin hak sahibi aranıp alınma talebinde bulunduğunda, arazi maliki izin vermek zorundadır.
- Arazi maliki izin vermezse, hak sahibi hâkime başvurarak izin alabilir ve arazi maliki bu nedenle doğan zarardan sorumlu olur (m.730).
- Aranıp alınma sırasında araziye zarar verilirse, arazi maliki denkleştirme bedeli isteyebilir ve bu bedel ödenene kadar şeyi alıkoyabilir.
- Hapis hakkı yalnızca alıkoyma hakkıdır; arazi maliki şeyi satma yetkisi kazanmaz.
- Malikin veya zilyedinin kusuru yüzünden araziye giren şeyler bakımından arazi maliki izin vermekle yükümlü değildir.
- Denkleştirme bedeli için kusur aranmadığından, zararın kusursuz verilmesi de bedel talebini engellemez.
- Şeyin araziye verdiği zararların tazmini ayrıca TBK m.49 (hayvan söz konusuysa TBK m.67-68) kapsamında istenebilir.
Doğal güç veya rastlantı ile malikin kusuru arasındaki fark nedir?
Şeyin su, rüzgâr, çığ gibi doğal güçlerle ya da hayvanın kaçması veya uçmasıyla araziye girmesi hâlinde arazi maliki izin vermekle yükümlüdür.
Şeyin malikin veya zilyedinin kusuru yüzünden araziye girmesi hâlinde arazi maliki izin vermekle yükümlü değildir.
Yalnızca ilk durumda izin yükümlülüğü ve buna bağlı denkleştirme bedeli ile hapis hakkı doğar.
Denkleştirme bedeli ile haksız fiil tazminatı arasındaki fark nedir?
Arazi malikinin denkleştirme bedeli, kusur ve hukuka aykırılık aranmaksızın kanundan doğan katlanma yükümlülüğüne dayanır.
Arazi malikinin bir zarar verilmesi hâlinde ileri sürdüğü tazminat ise haksız fiile dayanır.
Denkleştirme bedeli için kusur aranmaz; buna karşılık şeyin araziye verdiği zararların tazmini TBK m.49'a tabidir, hayvan söz konusuysa TBK m.67 ve m.68 uygulanır.
İzin yükümlülüğü ile izin vermemenin sonucu arasındaki fark nedir?
Arazi maliki izin vermekle yükümlüdür ve bu yükümlülüğe aykırı davranırsa hâkimden izin alınabilir.
Arazi maliki izin vermezse, bu yüzden hak sahibinin uğradığı zarardan sorumlu olur.
İzin vermeyen arazi maliki m.730 uyarınca sorumlu tutulur.
Sürüklenen şeyler ile benzerlerinin alınması: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Hapis hakkını satış yetkisi olarak yorumlamak; m.752/II'deki hak yalnızca alıkoyma hakkıdır, satış için ayrıca yasal dayanak gerekir.
- Denkleştirme bedeli için kusur veya hukuka aykırılık aramak; bu bedel kusursuz da istenebilir ve haksız fiil tazminatı değildir.
- Malikin kusuruyla araziye giren şeyleri de m.752 kapsamında saymak; bu hâlde izin yükümlülüğü doğmaz.
- Kendiliğinden araziye girip şeyi almaya kalkışmak; hak sahibi önce arazi malikinden izin istemelidir.
- Arazi malikinin izin vermemesinde hâkime başvurma yolunu gözden kaçırmak.
- Denkleştirme bedeli ile şeyin araziye verdiği zararların tazminini birbirine karıştırmak; ikincisi TBK m.49 ve hayvan halinde TBK m.67-68 kapsamındadır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Denkleştirme bedeli için kusur aranmadığı, buna karşılık şeyin verdiği zararların tazmininin TBK hükümlerine tabi olduğu kabul edilmektedir.
- Arazi maliki izin vermezse hâkimden izin alınabileceği ve izin vermeme nedeniyle m.730 uyarınca sorumlu tutulabileceği kabul edilmektedir.
Nasıl ispat edilir?
- Aranıp alınma talebinde bulunan hak sahibi, şeyin kendi mülkiyetine tabi olduğunu ve araziye doğal güç veya rastlantı sonucu girdiğini ispatlamakla yükümlüdür.
- Şeyin malikin veya zilyedinin kusuruyla araziye girdiğini ileri süren arazi maliki bu savunmasını ispatlamalıdır; kusur ispatlanırsa izin yükümlülüğü ortadan kalkar.
- Denkleştirme bedeli isteyen arazi maliki, aranıp alınma sırasında araziye zarar verildiğini ve zarar miktarını ispatlamakla yükümlüdür; kusur ispatı gerekmez.
- Hapis hakkının kullanılabilmesi için arazi maliki, denkleştirme bedeli talebinin varlığını ispatlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.730: Arazi malikinin izin vermemesi hâlinde doğan zarardan sorumluluğunu belirler; izin yükümlülüğünün ihlalinin yaptırımını tamamlar.
- 4721 m.753: Zorunluluk hâli için ayrı bir düzenleme getirir; m.752'nin kapsamı dışında kalan müdahale hâlini düzenler.
- 4721 m.768: Tutulan hayvanın kaçması ve sahipsiz hâle gelmesi, arıların sahipsizliği koşullarını düzenler; m.752'deki hayvanların aranıp alınması ile sınırını çizer.
- 4721 m.769: Bulunmuş eşyanın mülkiyetinin kazanılmasını düzenler; m.752 kapsamındaki şeylerin hak sahibine dönüşü bu hükümlerle de ilişkilidir.
- 6098 m.49: Şeyin araziye verdiği zararların tazmini bakımından uygulanır; denkleştirme bedelinden ayrı bir haksız fiil talebidir.
- 6098 m.67: Şeyin hayvan olması hâlinde, hayvanın verdiği zararın tazmini bakımından uygulanır.
- 6098 m.68: Hayvan sahibinin sorumluluğu bakımından m.67 ile birlikte uygulanır.
TMK m.753 — Zorunluluk hâlinde
TMK m.753, zorunluluk hâli nedeniyle başkasının taşınmazına müdahaleyi düzenler. Birinci fıkra, kişinin kendisini veya başkasını tehdit eden bir zararı ya da mevcut bir tehlikeyi yalnız başkasının taşınmazına müdahale ile önleyebildiği hâlde malikin buna katlanma yükümlülüğünü; ikinci fıkra ise malikin uğradığı zarar için denkleştirme bedeli isteme hakkını kurar. Madde, taşınmaz malikine karşı yapılan müdahaleler bakımından uygulanır ve taşınır mallar bakımından TBK m.64/II geçerlidir. Taşınır mallara verilen zararlar, zorunluluk hâlinin genel hükmü olan TBK m.64/II'ye tabidir. Maddede tazminat miktarının hesabı, denkleştirme bedelinin ödenme usulü ve zamanaşımı düzenlenmez; bunlar için genel borçlar hukuku hükümlerine (TBK m.49 ve m.64/II'nin hakkaniyet ölçütü) bakılır.
Zorunluluk hâlinde: hangi kavramlar bilinmeli?
- Zorunluluk hâli (taşınmaz bakımından)
- Kişinin kendisini veya başkasını tehdit eden bir zararı ya da o anda mevcut bir tehlikeyi, ancak başkasının taşınmazına müdahale ederek önleyebilmesi durumudur. Tehlike açık ya da yakın olmalıdır ve kaynağı taşınmazın malikinin kendisi olmamalıdır.
- Taşınmaza müdahale
- Malikin mülkiyet hakkının içeriğine giren kullanımın bir kişi tarafından kendi taşınmazında yapılmasına dayanmayan, başkasının arazisine girilmesi veya orada tasarruf edilmesidir. Madde bu müdahaleye malikin katlanma yükümlülüğünü bağlar.
- Denkleştirme bedeli
- Malikin, müdahale nedeniyle uğradığı zararın karşılığı olarak isteyebileceği, hakkaniyete uygun tutardaki bedeldir. Kusur aranmaz; bedelin amacı fedakârlığın denkleştirilmesidir.
- Önemli ölçüde büyük zarar
- Önlenmek istenen zarar veya tehlikenin, taşınmaza müdahaleden doğacak zarardan belirgin biçimde büyük olmasıdır. Karşılaştırma somut olayda hâkimin takdirine bırakılır.
- Taşınır ve taşınmaz ayrımı
- TMK m.753 yalnız taşınmazları kapsar. Taşınır mallara verilen zarar TBK m.64/II'ye göre değerlendirilir ve orada 'önemli ölçüde büyüklük' koşulu aranmaz.
Zorunluluk hâlinde: hangi şartlar aranır?
- Kendisini veya başkasını tehdit eden bir zararın ya da o anda mevcut bir tehlikenin bulunması gerekir.
- Bu zarar veya tehlikenin yalnız başkasının taşınmazına müdahale ile önlenebilir olması gerekir; başka bir kurtarma yolu bulunmamalıdır.
- Önlenmek istenen zarar veya tehlike ile taşınmaza müdahaleden doğacak zarar arasında, birinci ölçütün önemli ölçüde büyük olduğu bir denge bulunmalıdır.
- Tehlikenin kaynağı taşınmazın malikinin kendisi olmamalıdır.
- Malik bu müdahaleye katlanmak zorundadır; buna karşı koyma hakkı doğmaz.
- Malikin uğradığı zarar için hakkaniyete uygun denkleştirme bedeli isteme hakkı doğar.
Zorunluluk hâlinde: hangi sonuçları doğurur?
- Şartlar gerçekleştiğinde müdahale hukuka uygun sayılır ve fail hukuki sorumluluk altına girmez.
- Malik müdahaleye katlanmak zorundadır; müdahaleyi engelleyemez.
- Malik, uğradığı zarar için hakkaniyete uygun denkleştirme bedeli isteyebilir.
- Önlenen zarar veya tehlike taşınmaza verilecek zarardan önemli ölçüde büyük değilse, madde uygulanmaz ve müdahale hukuka aykırı olur.
- Madde uygulanmazsa genel haksız fiil hükümleri (TBK m.49) devreye girer ve zarar tam olarak giderilir.
- Zarar verici yalnız hakkaniyete uygun bir bedel ödemekle yükümlüdür; tam tazminat zorunlu değildir.
- Denkleştirme bedeli için kusur aranmaz.
Taşınmaz ile taşınır mal arasındaki fark nedir?
Taşınmaza müdahalede TMK m.753 uygulanır; önemli ölçüde büyüklük koşulu aranır ve malik katlanmak zorundadır.
Taşınır mala zarar verilmesinde TBK m.64/II uygulanır; bu hâlde TMK m.753'teki denge koşulu yazılı değildir.
Taşınmaz bakımından denge koşulu zorunlu olarak aranır; taşınır bakımından hâkim hakkaniyete göre tazminat belirler.
Zorunluluk hâli ile haklı savunma arasındaki fark nedir?
Zorunluluk hâlinde tehlike doğa olayından, hayvandan veya üçüncü bir kişinin davranışından kaynaklanabilir ve malın sahibine zarar verilmesi gerekir.
Haklı savunmada zarar, saldırganın kendisine yöneltilir.
Zorunluluk hâlinde zarar veren, malik için denkleştirme bedeli ödemek zorunda kalır; haklı savunmada verilen zarar tazmin edilmez.
Malikin kusurlu ile kusursuz davranışı arasındaki fark nedir?
Tehlike malikin kendi davranışından kaynaklanıyorsa, malik müdahaleye katlanmak zorunda değildir.
Tehlike malikin davranışından doğmamışsa katlanma yükümlülüğü doğar.
Kaynağı malik olan tehlike hâlinde madde uygulanmaz.
Zorunluluk hâlinde: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi taşınır mallara uygulamak; taşınır mallar için TBK m.64/II geçerlidir.
- Denge koşulunu yok saymak; önemli ölçüde büyüklük koşulu taşınmazlar için zorunludur.
- Denkleştirme bedelini tam tazminat gibi hesaplamak; ödenecek tutar hakkaniyete uygun bedeldir.
- Kusur aramak; denkleştirme bedeli için kusur şartı yoktur.
- Tehlikeyi malikin kendi davranışından doğmuş sayarak da müdahaleye katlanma yükümlülüğü doğduğunu varsaymak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Denge ölçütünün değerlendirilmesinde, önlenen zararın büyüklüğü ile taşınmaza verilen zarar somut olayda karşılaştırılır. (5. Hukuk Dairesi, 2022/15607 E., 2023/5903 K., 07.06.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Müdahaleye dayanan taraf, tehlikenin varlığını ve yakınlığını ispatlamakla yükümlüdür.
- Müdahalenin taşınmaz üzerinde başka bir yolla önlenemeyeceğini gösteren fiili durum, tanık ve bilirkişi incelemesi ile ortaya konulabilir.
- Önlenen zarar ile taşınmaza verilen zarar arasındaki orantı, bilirkişi raporu ve diğer delillerle ispatlanır.
- Denkleştirme bedelini isteyen malik, uğradığı zararı ispatlamakla yükümlüdür; kusur ispatı gerekmez.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.63: Zorunluluk hâlinin hukuka uygunluk sebebi olduğunu belirtir; TMK m.753'te yapılan müdahale bu nedenle hukuka aykırı sayılmaz.
- 6098 sayılı Kanun m.64: Taşınır mallar bakımından zorunluluk hâlinin genel hükmüdür; taşınmazlarda ise TMK m.753 özel hüküm olarak uygulanır.
- 6098 sayılı Kanun m.49: Zorunluluk hâlinin sınırları aşıldığında uygulanır ve zarar tam olarak giderilir.
- 4721 sayılı Kanun m.752: Malikin, arazisine düşen veya giren malın aranmasına izin verme yükümlülüğünü ve bu süreçte doğan zararlar için hapis hakkını düzenler.
- 4721 sayılı Kanun m.2: Dengenin bulunup bulunmadığının somut olayda hâkimin takdirine bırakılmasının dayanağıdır.
TMK m.754 — Genel olarak
Madde, taşınmaz mülkiyeti hakkının kamu yararı için kanunla kısıtlanmasının hangi alanlarda yapılabileceğini sayar: yapı, yangın, doğal afetler ve sağlıkla ilgili kolluk hizmetleri; orman ve yollara, deniz ve göl kıyılarındaki ana ve tali yollara sınır işaretleri ile nirengi noktalarının konulması; toprağın iyileştirilmesi veya bölünmesi; tarım topraklarının veya yapıya özgü arsaların birleştirilmesi; eski eserler, doğal güzellikler, manzaralar, seyirlik noktaları, ender doğa anıtları, içmeler, ılıcalar, maden ve kaynak sularının korunması. Bu kısıtlamaların ayrıntılı rejimini özel kanunlara bırakır. Kıyı, imar, orman, kültür ve tabiat varlıkları, kamulaştırma ve toprak koruma gibi konulardaki asıl düzenlemeler madde kapsamında değildir; bu alanlar özel kanunlarda düzenlenir. Madde, kamu hukuku kısıtlamalarının tapu siciline şerh edilmeden doğan niteliğini ve kişiler arası anlaşmalarla bertaraf edilemeyeceğini düzenlemez (m.731); kazı ve yapı (m.739), dikilecek bitkiler (m.741), sınırlık koyma (m.749) ve toprağın iyileştirilmesine ilişkin ayrıca düzenlenen kurallar (m.755) ayrı maddelerde yer alır; ayrıca kamu hukuku kısıtlamalarının tescil ve dava yoluyla ileri sürülmesi usulü de bu maddenin kapsamı dışındadır."
Genel olarak: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kamu hukuku kısıtlaması
- Kanun tarafından kamu yararı gözetilerek malikin taşınmaz üzerindeki yetkilerine getirilen sınırlamadır. Bir kişinin özel menfaatini değil kamu yararını korur.](...)
- Kamu yararı
- Kısıtlamanın gerekçesidir ve maddede sayılan alanlarla sınırlıdır. Madde, kısıtlamanın hangi kamusal amaçlarla yapılabileceğini örnekleyerek belirtir.
Genel olarak: hangi şartlar aranır?
- Kısıtlamanın kamu yararı için getirilmiş olması gerekir.
- Kısıtlamanın maddede sayılan alanlardan birine ilişkin olması gerekir.
- Kısıtlamanın özel kanun hükümlerinde yer alması gerekir, çünkü ayrıntılı rejim özel kanunlara tabidir.
Genel olarak: hangi sonuçları doğurur?
- Kamu yararı için getirilen kısıtlama maddede sayılan alanlarda malikin taşınmaz üzerindeki yetkisini sınırlar.
- Kısıtlamanın ayrıntıları özel kanunlarda belirlenir; madde kendi başına bu ayrıntıları düzenlemez.
- Kamu hukuku kısıtlamaları kişiler arası anlaşmalarla bertaraf edilemez.
- Bu kısıtlamalar tapu siciline şerh edilmeden de kanun gereği mevcut olur.
Kamu hukuku kısıtlaması ile özel hukuk kısıtlaması arasındaki fark nedir?
Kamu hukuku kısıtlamaları kamu yararını korur ve kaynağı kanundur.
Özel hukuk kısıtlamaları bir veya birkaç kişinin yararını korur ve kişiler arası anlaşmaya dayanabilir.
Kamu hukuku kısıtlamaları kişiler arası anlaşmayla bertaraf edilemez; özel hukuk kısıtlamaları ise ilgili kişiler arasındaki sözleşmeyle kaldırılabilir veya değiştirilebilir.
Kamu hukuku kısıtlaması ile özel hukuk kısıtlaması (dava hakkı) arasındaki fark nedir?
Kamu hukuku kısıtlamalarında bireylerin malike karşı dava hakkı esas itibarıyla yoktur.
Özel hukuk kısıtlamalarında kısıtlamadan yararlanan kişinin malike karşı dava hakkı vardır.
Bireyler kamu hukuku kısıtlamalarına uyulmasını idareye başvurarak sağlamaya çalışır; özel hukuk kısıtlamasında doğrudan malike karşı dava açılır.
Genel olarak: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi kendi başına bir kısıtlama rejimi gibi okumak; maddenin asıl ayrıntıları özel kanunlarda düzenlediğini gözden kaçırmak.
- Kamu hukuku kısıtlamalarını özel hukuk kısıtlamaları gibi görüp malike karşı doğrudan dava açılabileceğini varsaymak.
- Kamu hukuku kısıtlamalarının kişiler arası anlaşmayla kaldırılabileceğini düşünmek.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kamu hukuku kısıtlamalarına aykırılık halinde bireylerin malike karşı doğrudan dava açmak yerine idareye başvurarak kanunun uygulanmasını isteyebileceği kabul edilmektedir. (4. Daire, 2023/9449 E., 2024/5803 K., 21.10.2024)
- Madde metninde sayılan alanlarda kısıtlamanın asıl kaynağının özel kanunlar olduğu ve madde metninin bu kanunlara yollama yaptığı kabul edilmektedir. (4. Daire, 2023/9450 E., 2024/5804 K., 21.10.2024)
- Kamu hukuku kısıtlamalarının bazılarının özel hukuk kısıtlaması niteliği de taşıyabileceği ve bu durumda bireylere dava hakkı tanıyabileceği kabul edilmektedir. (4. Daire, 2023/9453 E., 2025/5100 K., 08.10.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Kısıtlamaya dayanan tarafın, kısıtlamanın maddede sayılan bir kamu yararı alanına ilişkin olduğunu ve özel kanunda dayanağının bulunduğunu ispatlaması gerekir.
- Kısıtlamanın dayanağı olan özel kanun hükmü ve ilgili idari kararlar yazılı belgelerle ortaya konur.
- Malikin kısıtlamaya uymadığını ileri süren kişi, aykırılığı ve kısıtlamanın kaynağını ispat etmelidir; kamu hukuku kısıtlamasında bu ispat idari başvuru yoluyla da yapılabilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.731: Kanuna dayanan kısıtlamaların tapuya tescil edilmeden mevcut olması ve kamu hukuku kısıtlamalarının kişiler arası anlaşmalarla bertaraf edilemeyeceği kuralını içerir; bu madde ile birlikte okunur.
- 4721 m.739: Kazı ve yapılarda uyulacak kuralların özel kanunlarla belirleneceğini düzenler; m.754'teki yapı alanındaki özel kanun yollamasının bir örneğidir.
- 4721 m.741: Dikilecek bitkilerde uyulacak kuralların özel kanunlarla belirleneceğini düzenler.
- 4721 m.749: Arazi sınırlığı koyma yükümlülüğünde özel kanun hükümlerinin saklı tutulduğunu düzenler.
- 4721 m.755: Toprağın iyileştirilmesine ilişkin kısıtlamaları düzenler; m.754'teki toprağın iyileştirilmesi ve bölünmesi alanının devamıdır.
TMK m.755 — Toprağın iyileştirilmesi
Madde, toprağın iyileştirilmesine ilişkin işler bakımından malikler arasında ortak karar alınmasını ve bu kararın diğer malikleri bağlamasını düzenler. Düzenlenen işler su yollarının düzeltilmesi, sulama, bataklık yerlerinin kurutulması, yol açılması, orman yetiştirilmesi ve arazilerin toplulaştırılması gibi iyileştirme işleridir. Madde, bu işlerin ancak ilgili maliklerin ortak girişimiyle yapılabildiği hallerde uygulanır ve kararın tapu kütüğüne şerhini öngörür. Kural, aynı arazi üzerinde birden fazla malikin bulunduğu durumlarda uygulanır; tek malikli taşınmazlar bakımından ortak karar gerekmez. Madde, sınır çizme ve çit yapma yükümlülüğünü (m.749 yollaması ve özel kanunlar), tarımsal arazinin amaç dışı kullanımına ilişkin izin rejimini ve kadastro sırasında imar ve ıslah edilmiş yerlerin tespitini düzenlemez; bunlar özel kanunlarda ve ilgili Medeni Kanun maddelerinde yer alır (m.749, m.718, m.708 ve izleyen maddeler bakımından ilgili kanunlar).
Toprağın iyileştirilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Toprağın iyileştirilmesi
- Arazinin verimini artırmaya yönelik su, bataklık, orman, yol ve toplulaştırma işlerinin bütünüdür. Madde bu işleri sayarak sınırlar; sayılan türler dışındaki işlere doğrudan uygulanması, sayılanlarla benzerlik ölçüsünde tartışmalıdır.
- Ortak girişim
- İşin ancak birden fazla malikin birlikte yapmasıyla gerçekleştirilebilmesi halidir. İş tek bir malikin kendi arazisinde yapabileceği nitelikteyse madde uygulanmaz.
- Nitelikli çoğunluk
- Kararın alınması için hem arazi yüzölçümü bakımından yarısından fazlasına sahip olunması hem de malik sayısı bakımından üçte iki çoğunluğun bulunması gereken ölçüttür. İki ölçüt birlikte aranır.
- Beyanlar sütunu
- Tapu kütüğünde, taşınmaz üzerindeki bilgi ve kayıtların yazıldığı bölümdür. Alınan kararın bu sütuna yazılması, kararın taşınmazı izleyen kişilere de bildirilmesini sağlar.
Toprağın iyileştirilmesi: hangi şartlar aranır?
- Yapılacak iş, su yollarının düzeltilmesi, sulama, bataklık kurutma, yol açma, orman yetiştirme veya toplulaştırma gibi bir iyileştirme işi olmalıdır; madde bu işleri sayarak örnekler ve sayılanlara benzer işlere de kıyasen uygulanabilmesi için işin niteliği incelenmelidir.
- İşin ancak ilgili maliklerin ortak girişimiyle yapılabilecek nitelikte olması gerekir; tek malikin kendi başına yapabileceği iş bakımından bu madde uygulanmaz.
- Karar verenler, arazinin yarısından fazlasına malik olmalıdır.
- Karar verenler, malik sayısının üçte ikisini oluşturmalıdır.
- Kararın alınması, kararın diğer malikleri bağlaması ve tapu kütüğünün beyanlar sütununa yazılması için gerekli olan bu iki çoğunluk birlikte sağlanmalıdır; yalnız biri yeterli değildir.
- Alınan karar tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterilmelidir.
Toprağın iyileştirilmesi: hangi sonuçları doğurur?
- Nitelikli çoğunluk kararı alındığında, karara katılmayan malikler de bu kararı kabul etmek zorundadır.
- Karar tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterilir; böylece karar taşınmazı sonradan edinenlere karşı da kayıt altına alınmış olur.
- Nitelikli çoğunluk sağlanamazsa karar alınamaz ve diğer malikler bu kararla bağlanmaz.
- Madde yalnız iyileştirme işlerini kapsadığından, bu kapsam dışındaki işlerde bu maddeye dayanarak diğer malikleri bağlayan bir karar verilemez.
- Özel kanun hükümleri saklı olduğundan, bu konuda özel bir düzenleme varsa o hüküm öncelikle uygulanır.
Ortak girişim gerektiren iş ile tek malikin yapabileceği iş arasındaki fark nedir?
İşin ancak birden fazla malikin birlikte yapmasıyla gerçekleşebildiği haller; örneğin birden fazla parseli etkileyen sulama veya yol açma.
Tek bir malikin kendi taşınmazı üzerinde yapabileceği iyileştirme işleri.
Ortak girişim gerektiren işlerde madde uygulanır ve nitelikli çoğunluk kararı diğerlerini bağlar; tek malikin işinde ortak karar aranmaz.
Nitelikli karar ile sıradan çoğunluk arasındaki fark nedir?
Madde kapsamındaki iyileştirme kararı; arazi yüzölçümünün yarısından fazlası ve malik sayısının üçte ikisi gerekir.
Sıradan yönetim kararları; bunlar için bu madde değil, paylı mülkiyet kuralları geçerlidir.
İyileştirme kararında her iki ölçüt birlikte sağlanmadıkça karar diğer malikleri bağlamaz.
Madde kuralı ile özel kanun hükmü arasındaki fark nedir?
Medeni Kanun m.755 genel kuraldır.
Bu konulara ilişkin özel kanun hükümleri.
Özel kanun hükmü varsa madde metni uyarınca o hüküm saklı kalır ve özel kanun uygulanır.
Toprağın iyileştirilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Karar çoğunluğunu yalnız malik sayısına veya yalnız arazi yüzölçümüne bakarak değerlendirmek; madde iki ölçütün birlikte sağlanmasını arar.
- Tek malikin yapabileceği işi bu madde kapsamında saymak; ortak girişim koşulu aranmalıdır.
- Madde metninde sayılmayan bir işi doğrudan bu maddeye dayandırmak; sayılanlara benzerlik ayrıca değerlendirilmelidir.
- Karar tapu kütüğüne şerh edilmediğinde kararın diğer malikler ve sonradan edinenler bakımından bağlayıcılığını tam olarak kabul etmek.
- Özel kanun hükmünün varlığını gözden kaçırıp Medeni Kanun maddesini tek başına uygulamak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Toprağın iyileştirilmesinin kamu hukuku kısıtlaması olarak değerlendirildiği, özel kanunların (tarımsal arazi ve toprak koruma mevzuatı) bu alanda ek yükümlülükler getirdiği kabul edilmektedir.
Nasıl ispat edilir?
- Kararın alındığını iddia eden taraf, yarısından fazla arazi ve üçte iki malik çoğunluğunun sağlandığını ispatlamakla yükümlüdür.
- Malik sayısı ve arazi yüzölçümü tapu kayıtları ile ispatlanır; kayıtlarda hisse ve malik bilgisi bu hesabın temelini oluşturur.
- Kararın alındığı, toplantı tutanağı veya malikler arasında yazılı mutabakat ile ispatlanır.
- Kararın tapu kütüğüne şerh edildiği, tapu kütüğünün beyanlar sütununa bakılarak ispatlanır.
- Karara katılmayan malik, kararın nitelikli çoğunlukla alınmadığını veya işin bu maddenin kapsamında olmadığını ileri sürerek savunma yapabilir; bu savunmayı da ispatlamakla yükümlüdür.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun: Medeni Kanunun kısıtlamalara ilişkin bölümünün genel çerçevesi bu madde ile birlikte okunur; madde, özel kanun saklı kalmak kaydıyla bu çerçevenin bir parçasıdır.
TMK m.756 — Mülkiyet ve irtifak hakkı
TMK m.756, kaynakların taşınmazın bütünleyici parçası olup olmadığını, başkasının arazisindeki kaynak üzerindeki hakkın irtifak olarak kurulma şeklini ve yeraltı sularının kamu yararına ait olduğunu ile arza malik olmanın yeraltı sularına malik olma sonucunu doğurmadığını düzenler. Madde, arazi maliklerinin yeraltı sularından yararlanma biçim ve ölçüsünü özel kanunlara bıraktığını da belirtir. Kişiler bakımından taşınmaz maliki ile kaynak üzerinde irtifak hakkı alacak kişiler arasındaki ilişkilere uygulanır. Kaynak irtifakının içeriğini, zorunlu su irtifakını, komşuluk hukukundan doğan sınırlamaları ve kaynağın korunmasına ilişkin hükümleri düzenlemez (m.761, m.837, m.718, m.752 ve komşuluk hukukuna ilişkin m.737 ve devamı ile özel kanunlar). Yeraltı sularından yararlanmanın idari ve ruhsat yönü ile jeotermal ve doğal mineralli sular da bu maddenin dışındadır.
Mülkiyet ve irtifak hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kaynak
- Yeraltı suyunun belirli bir noktada kendiliğinden yeryüzüne çıkmasıdır. Suyun toprak yüzüne çıkması yeterlidir; kaynağın debisi veya kullanım biçimi tanımın kapsamını değiştirmez.
- Bütünleyici parça
- Kaynağın, bulunduğu arazinin ayrılmaz bir parçası sayılmasıdır. Bu nedenle kaynağın mülkiyeti ancak kaynadığı arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir.
- Kaynak irtifakı
- Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde kurulan ve kaynaktan su almak ile suyu başka yere akıtmak yetkisi veren irtifak hakkıdır. Tapu kütüğüne tescille kurulur ve kaynak üzerinde mülkiyet sağlamaz.
- Yeraltı suyu
- Arazinin altında bulunan ve kamu yararına ait olan sulardır. Bu sular üzerinde arz maliki olmak nedeniyle mülkiyet kurulmaz; kullanım yönü özel kanunlarla düzenlenir.
- Kamu yararına ait su
- Yeraltı sularının hukuki niteliğidir. Arz mülkiyeti bu suların özel mülkiyete konu olmasını sağlamaz; kullanım, özel kanunlardaki biçim ve ölçüye tabidir.
Mülkiyet ve irtifak hakkı: hangi şartlar aranır?
- Kaynağın bir yeraltı suyunun kendiliğinden yeryüzüne çıkması ile oluşmuş olması gerekir.
- Kaynağın bulunduğu taşınmazın mülkiyetinin kaynakla birlikte kazanılması gerekir; kaynak ayrı bir mülkiyet konusu olarak kazanılamaz.
- Başkasının arazisindeki kaynak üzerinde hak kurulacaksa bunun bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil edilmesi gerekir.
- Arz mülkiyetinin altındaki yeraltı sularına malik olma sonucunu doğurmaması gerekir.
- Yeraltı sularından yararlanma biçim ve ölçüsü için özel kanun hükümlerine uyulması gerekir.
Mülkiyet ve irtifak hakkı: hangi sonuçları doğurur?
- Kaynak, bulunduğu arazinin mülkiyeti ile birlikte devredilir ve ayrı bir mülkiyet konusu olamaz.
- Başkasının arazisindeki kaynak üzerinde hak kurulmak isteniyorsa bu hak irtifak olarak tapu kütüğüne tescil edilmelidir; tescil yapılmadan irtifak doğmaz.
- Arz maliki yeraltı sularına malik olmaz; bu sular üzerinde kullanım yetkisi özel kanun hükümlerine bağlıdır.
- Yeraltı sularından yararlanma biçim ve ölçüsü özel kanunlardaki hükümlere tabidir ve bu hükümler saklıdır.
- Yeraltı suyu kamu yararına ait olduğundan özel mülkiyete konu olmaz.
Kaynak mülkiyeti ile kaynak irtifakı arasındaki fark nedir?
Kaynağın bulunduğu arazinin maliki, kaynağın mülkiyetine ve suyu tamamen kullanma, mecrasını değiştirme ve dilediği yöne akıtma yetkisine sahiptir.
Başkasının arazisindeki kaynaktan su alacak kişi, arazi maliki ile kurulan irtifak hakkı sayesinde yararlanır.
Arazi malikinin kaynak üzerindeki tasarrufu sınırsız görünse de başkası yararına kurulmuş irtifak varsa bu hak tescilli irtifak kapsamında sınırlanır.
Yeraltı suyu ile kaynak suyu arasındaki fark nedir?
Yeraltı suları, henüz yeryüzüne çıkmamış ve kamu yararına ait sulardır; arz maliki bunlara malik olmaz.
Kendiliğinden yeryüzüne çıkan su kaynak olarak bulunduğu arazinin bütünleyici parçasıdır.
Yeraltı suyunun henüz kaynak haline gelmemiş olması, arz mülkiyetinin ona uzanmadığı ve özel kanun rejimine tabi olduğu anlamına gelir.
Arz mülkiyeti ile yeraltı suyu üzerinde hak arasındaki fark nedir?
Arz maliki, taşınmazının üstündeki mülkiyeti ve ona bağlı yetkileri kullanır.
Yeraltı suyu üzerindeki kullanım hakkı, arz mülkiyetinden değil özel kanunlardan veya kurulan irtifaktan doğar.
Arz maliki yeraltı suyunu kendiliğinden mülkiyetine almaz; kullanım için özel kanunlara uyması gerekir.
Mülkiyet ve irtifak hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Arz mülkiyetinden yeraltı suyuna da malikiyet çıktığını varsaymak; madde açıkça bunun aksini söyler.
- Başkasının arazisindeki kaynaktan tescilsiz olarak su almanın hukuken korunduğunu düşünmek; irtifak tescili gerekir.
- Kaynak irtifakını mülkiyet hakkı gibi değerlendirmek; irtifak yalnız su alma ve akıtma yetkisi verir.
- Yeraltı suyunu özel kanunlardan bağımsız, serbestçe kullanılabilir saymak; biçim ve ölçü özel kanunlara bağlıdır.
- Kaynağın jeotermal veya doğal mineralli su olması halinde m.756 hükümlerinin doğrudan uygulanacağını varsaymak; bu sular 5686 sayılı Kanun'a tabidir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Arza malik olmanın yeraltı sularına malik olma sonucunu doğurmayacağı, kuyu açan malikin ihtiyacı kadarını kullanmaya yetkili olduğu ve fazlasının devlete ait olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2019/671 E., 2022/841 K., 07.06.2022)
- Genel sulardan herkesin, kadim ya da öncelikli kullanma haklarını engellememe koşuluyla, faydalı ihtiyacı oranında yararlanma hakkının bulunduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2019/671 E., 2022/841 K., 07.06.2022)
- Başkasının arazisindeki kaynaktan su almak için irtifak hakkının tescil edilmesi gerektiği; tescilsiz kullanımın m.756 kapsamında koruma sağlamadığı kabul edilmektedir. (7. Hukuk Dairesi, 2024/3405 E., 2024/4797 K., 24.10.2024)
- Kaynak üzerindeki haklar ile komşuluk ilişkileri birlikte değerlendirilmekte, kaynağın korunması için m.756 ile m.761 ve m.837 birlikte uygulanmaktadır. (7. Hukuk Dairesi, 2023/2822 E., 2024/2439 K., 07.05.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Kaynağın yeryüzüne kendiliğinden çıkan yeraltı suyu olduğunu ve taşınmazın bütünleyici parçası olduğunu iddia eden taraf bunu keşif, bilirkişi incelemesi ve yer belgeleriyle ispatlar.
- Başkasının arazisindeki kaynak üzerinde hak iddia eden taraf, bu hakkın tapu kütüğüne irtifak olarak tescil edildiğini tapu kaydı ile ispatlar; tescil yoksa irtifakın varlığını ileri süremez.
- Arz maliki, yeraltı suyuna malik olduğunu veya fazla suyun kendisine ait olduğunu ileri süren karşı taraf bu iddiasını özel kanun hükümlerine dayanarak ispatlamak zorundadır.
- Kullanım ölçüsü ve ihtiyaç iddiasında yerel uygulama ve özel kanun hükümlerine uyulduğu, ihtiyaç ölçüsünü aşmadığı bilirkişi raporu ile ispatlanır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.718: Kaynağın taşınmazın bütünleyici parçası olması ve mülkiyet bakımından taşınmaza bağlanması bu maddeyle birlikte okunur.
- 4721 sayılı Kanun m.837: Başkasının arazisindeki kaynaktan su alma ve suyu akıtma hakkını düzenleyen kaynak irtifakının teknik çerçevesini çizer.
- 4721 sayılı Kanun m.761: Su ihtiyacı olan komşu lehine kaynak irtifakı kurma yükümlülüğünü düzenler; m.756'daki irtifak çerçevesinin bir uygulamasıdır.
- 4721 sayılı Kanun m.760: Özel mülkiyete tabi arazideki kaynaktan komşuların yararlanmasının özel kanun ve yerel adete bağlandığını belirtir.
- 4721 sayılı Kanun m.715: Nehir, çay ve ırmakların özel mülkiyet dışında devlete ait olması gibi kamu yararına su rejimiyle ilişkilidir.
- 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu: Yeraltı sularından yararlanma biçim ve ölçüsünü düzenleyen özel kanun olarak m.756 son fıkrasında saklı tutulmuştur.
TMK m.757 — Tazminat
TMK m.757, önemli ölçüde yararlanılan veya yararlanmak amacıyla suyu biriktirilen kaynak ve kuyulara kazı, yapı ya da benzeri faaliyetlerle kısmen de olsa zarar verilmesi hâlinde tazminat sorumluluğunu düzenler. Hükmün kapsamı, kaynağın malikine veya onda hak sahibi olana karşı doğan zarardır. Hüküm, eski duruma getirme talebini düzenlemez; o konu m.758'dedir. Aynı yataktan beslenen komşu kaynakların birlikte tutulmasına ilişkin m.759 da bu maddenin dışındadır. Haksız fiil tazminatının zamanaşımı (TBK m.72) ve tazminatın belirlenmesine ilişkin genel ölçütler (TBK m.50-52) bu maddede düzenlenmemiştir.
Tazminat: hangi kavramlar bilinmeli?
- Önemli ölçüde yararlanılan kaynak
- Malikin veya hak sahibinin su ihtiyacını önemli ölçüde karşılayan kaynak veya kuyudur. Yararlanma fiilen gerçekleşmiş olabileceği gibi yararlanmak amacıyla suyun biriktirilmiş olması da yeterlidir.
- Kesme
- Kaynağın su verimini kısmen ya da tamamen ortadan kaldıracak biçimde zarar verilmesidir. Kısmi kesilme de maddenin kapsamındadır.
- Kirletme
- Kaynağın suyunun kullanım amacına uygunluğunu bozacak biçimde kirlenmesidir. Kirlenmenin zararlı olup olmadığı somut olayda değerlendirilir.
- Kazı, yapı veya benzeri faaliyet
- Kaynağın kesilmesine ya da kirlenmesine yol açan her türlü fiildir. Bu faaliyetle kaynak arasında nedensel bağ bulunmalıdır.
- Hak sahibi olan
- Kaynak üzerinde malik dışında irtifak gibi bir hakka dayanan kişidir. Bu kişi de tazminat isteyebilir.
Tazminat: hangi şartlar aranır?
- Kaynağın veya kuyunun önemli ölçüde yararlanılan ya da yararlanmak amacıyla suyu biriktirilen nitelikte olması gerekir.
- Kaynağın kazı, yapı veya benzeri bir faaliyet sonucu kısmen de olsa kesilmiş ya da kirletilmiş olması gerekir.
- Bu kesilme veya kirlenme ile malike ya da onda hak sahibi olana zarar doğmuş olması gerekir.
- Failin kusurunun aranmadığı, yalnızca fiil ile zarar arasında nedensel bağın yeterli olduğu hatırlanmalıdır; ancak zarar kasten veya ihmal yoluyla verilmemişse ya da zarar görenin de kusuru varsa hâkim tazminatın gerekip gerekmediğini takdir eder.
- Tazminatın gerekli görülmesi hâlinde miktar ve türü hâkim tarafından takdir edilir.
Tazminat: hangi sonuçları doğurur?
- Kaynağı kesen veya kirleten kişi, zararı gidermekle yükümlü olur.
- Zarar kasten veya ihmal yoluyla verilmemişse ya da zarar görenin de kusuru varsa hâkim tazminatın gerekip gerekmediğini takdir eder.
- Tazminatın gerekli görülmesi hâlinde hâkim miktar ve türünü belirler.
- Kusursuz sorumluluk esaslı olduğundan failin kusuru tazminat yükümlülüğü için aranmaz.
- Zarar yoksa ya da fiil ile zarar arasında nedensel bağ kurulamıyorsa tazminat yükümlülüğü doğmaz.
Kusursuz sorumluluk ile kusura bağlı takdir arasındaki fark nedir?
Zarar kasten veya ihmalle verilmişse tazminat yükümlülüğü kendiliğinden doğar ve hâkim yalnızca miktar ve türü belirler.
Zarar ihmal dışında verilmiş ve zarar görenin kusuru da yoksa ise hâkim tazminatın gerekip gerekmediğini ayrıca takdir eder.
Kusursuz hâllerde tazminatın gerekliliği bile hâkimin takdirine bağlıdır; hâkim tazminat hükmetmeyebilir.
Eski duruma getirme ile tazminat arasındaki fark nedir?
Kaynağın eski duruma getirilmesi talebi m.758 kapsamındadır ve olabildiğince mümkün olduğunda istenebilir.
Eski duruma getirme talep edilemiyorsa ya da özel haller yoksa m.757 kapsamındaki tazminat talep edilebilir.
Taraflar tazminat ile eski duruma getirme arasında m.757 şartları varsa tazminat yoluna yönelebilir.
Kaynağın önemli yararlanma niteliği ile sıradan kaynak arasındaki fark nedir?
Önemli ölçüde yararlanılan ya da yararlanmak için suyu biriktirilen kaynak m.757 kapsamına girer.
Yararlanma niteliği taşımayan kaynaklar bu maddenin dışında kalır.
Kapsam dışı kaynaklarda m.757 tazminatı istenemez, genel haksız fiil hükümlerine gidilir.
Tazminat: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi kusur esaslı sorumluluk olarak yorumlamak; failin kusurunun aranmadığını gözden kaçırmak.
- Kusursuz sorumluluğu her hâlde tazminat yükümlülüğü doğurur sanmak; hâkimin tazminatın gerekip gerekmediğini takdir yetkisini yok saymak.
- Maddeyi her kaynağa uygulamak; önemli ölçüde yararlanılan veya yararlanmak için biriktirilen kaynak koşulunu aramamak.
- Eski duruma getirme talebi ile m.757 tazminat talebini karıştırmak; m.758'deki eski duruma getirme koşullarını m.757'ye taşımak.
- Zarar görenin kusurunun tazminatı tamamen ortadan kaldırdığını sanmak; maddenin hâkime takdir yetkisi verdiğini gözden kaçırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kaynağa zarar veren fiilin kusura bakılmaksızın sorumluluk doğuracağı, ancak tazminatın miktar ve türünün ayrıca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
- Taşınmaz malikinin taşkın kullanımı sonucu kaynağın kirlenmesi hâlinde 4721 sayılı Kanun'un 730 ve 737 maddelerine dayanarak sorumluluk gündeme geldiği kabul edilmektedir.
Nasıl ispat edilir?
- Tazminat isteyen malik veya hak sahibi, kaynağın önemli ölçüde yararlanılan ya da yararlanmak için biriktirilen nitelikte olduğunu ve kesilme ya da kirlenme ile zarar oluştuğunu ispatla yükümlüdür.
- Fiil ile zarar arasındaki nedensel bağ, bilirkişi raporu ve yer incelemesi gibi delillerle ispatlanır.
- Zarar gören kişinin kusurunun bulunduğunu ileri süren fail, bu savunmasını ispatlamakla yükümlüdür.
- Kasıt veya ihmal yoluyla verilmediği yönündeki savunma, failin ispat yükü altındadır ve tazminatın gerekliliği ile miktarı hâkimin takdirine bırakılmıştır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.758: Kaynağın kesilmesi veya kirletilmesi hâlinde kaynağın olabildiğince eski duruma getirilmesini düzenler; m.757 tazminatı ile eski duruma getirme talebi arasındaki ayrımı belirler.
- 4721 m.759: Aynı yer altı suyundan beslenen komşu kaynaklara ilişkin düzenlemedir; m.757 kapsamındaki zararın birlikte tutulma yükümlülüğüyle ilişkisini gösterir.
- 6098 m.72: Haksız fiil tazminatı için iki ve on yıllık zamanaşımını düzenler; m.757 tazminat davasında bu süreler uygulanır.
- 6098 m.50-52: Tazminatın belirlenmesinde zarar, kusurun ağırlığı ve indirim sebeplerini düzenler; m.757'deki takdir yetkisiyle tamamlayıcı ilişkidedir.
TMK m.758 — Eski duruma getirme
Madde, bir taşınmazda oturma, onu işletme veya bir yerin içme ya da kullanma suyunu sağlama amacıyla gerekli kaynakların kesilmesi ve kirletilmesi hâlinde, kaynağın eski duruma getirilmesini düzenler. Maddenin birinci fıkrası, bu amaçlara bağlı kaynaklar bakımından eski duruma getirmenin ne ölçüde istenebileceğini, ikinci fıkrası ise bunların dışında kalan hâllerde eski duruma getirmenin hangi koşulla istenebileceğini belirler. Kural, taşınmaz malikleri ve bu taşınmazları kullanan kişiler ile kaynağa dayanan su ihtiyacı bulunan yerler bakımından uygulanır. Bu madde, komşu taşınmazlara etki eden imisaller ve taşınmazın zarar görmesi hâlinde tazminat ya da men davası gibi genel korunma yollarını düzenlemez; bunlar TMK'nın komşuluk hukuku hükümlerinde (m.737 vd.) yer alır. Ayrıca kaynağın mülkiyetine ya da kullanım hakkına ilişkin ayni istihkak ve sebepsiz zenginleşme sonuçlarını düzenlemez.
Eski duruma getirme: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kaynak
- Yeraltı veya yerüstü suyu gibi, bir taşınmazda oturma, işletme ya da bir yerin içme veya kullanma suyunu sağlama amacına hizmet eden su varlığıdır. Kaynağın bu amaçlara bağlı olması, maddenin koruma kapsamını belirler.
- Eski duruma getirme
- Kesilen veya kirletilen kaynağın, zarar verilmeden önceki hâline yeniden kavuşturulmasını ifade eder. Madde, bu talebin ne ölçüde istenebileceğini kaynağın olabildiği ölçüde sınırıyla belirler.
- Özel hâller
- Birinci fıkradaki kaynak dışındaki hâllerde eski duruma getirmenin istenebilmesi için aranan, olağan olmayan ve bu talebi haklı kılan durumlardır. Hangi hâllerin özel sayılacağı somut olayın koşullarına göre takdir edilir.
Eski duruma getirme: hangi şartlar aranır?
- Kaynağın bir taşınmazda oturma, onu işletme veya bir yerin içme ya da kullanma suyunu sağlama amacına bağlı olması gerekir.
- Kaynağın kesilmiş veya kirletilmiş olması gerekir.
- Birinci fıkra kapsamındaki talepte eski duruma getirmenin kaynağın olabildiği ölçüde istenmesi gerekir; bu, talebin kaynağın durumunu geri kazandıracak ölçüde sınırlı olmasını ifade eder.
- Birinci fıkra dışındaki hâllerde eski duruma getirmenin istenebilmesi için özel hâllerin bulunması ve bu hâllerin talebi haklı göstermesi gerekir.
Eski duruma getirme: hangi sonuçları doğurur?
- Oturma, işletme veya içme ya da kullanma suyu amacına bağlı bir kaynak kesilmiş veya kirletilmişse, kaynağın olabildiği ölçüde eski duruma getirilmesi istenebilir.
- Amaca bağlı olmayan diğer hâllerde eski duruma getirme, yalnız özel hâller talebi haklı gösterdiği takdirde istenebilir.
- Özel hâl bulunmadığında eski duruma getirme talebi, madde uyarınca reddedilir.
- Maddede süre öngörülmediği için talebin zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye bağlanması, bu madde metninden çıkmaz.
Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, oturma, işletme veya içme ve kullanma suyu amacına bağlı kaynaklara ilişkindir ve eski duruma getirme kaynağın olabildiği ölçüde istenebilir.
İkinci fıkra, bu amaçlara bağlı olmayan diğer kaynak ve hâllere ilişkindir ve eski duruma getirme yalnız özel hâllerle haklı gösterildiğinde istenebilir.
Birinci fıkra kapsamında talep kolaylıkla kabul edilirken, ikinci fıkrada özel hâl ispatı talebin önkoşuludur.
Amaca bağlı kaynak ile diğer kaynak arasındaki fark nedir?
Taşınmazda oturma, işletme ya da içme suyu amacına hizmet eden kaynak, maddenin birinci fıkrasındaki koruma kapsamına girer.
Bu amaçlara hizmet etmeyen kaynak, ikinci fıkra kapsamında kalır ve özel hâl aranır.
Kaynağın kullanım amacı, uygulanacak fıkrayı ve dolayısıyla talebin koşullarını belirler.
Eski duruma getirme: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Birinci fıkradaki kaynak ile ikinci fıkradaki diğer hâlleri ayırmadan, her talepte özel hâl aramak.
- Kaynağın amaca bağlılığını ispat etmeden eski duruma getirmeyi kabul etmek.
- Kaynağın olabildiği ölçü sınırını göz ardı ederek talebin tam bir eski hâle dönüşü kapsadığını varsaymak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yargı kararı dayanağı olarak yalnızca 4721 sayılı Kanun'un 718, 756 ve 758. maddelerine atıf içeren bir karar bulunmakta olup, bu kararın 758. maddeye ilişkin uygulamaya dair somut bir ölçüt içermediği görülmektedir; bu nedenle uygulama eğilimi bakımından bir sonuç çıkarılamamaktadır.
Nasıl ispat edilir?
- Eski duruma getirmeyi isteyen kişi, taşınmazda oturma, işletme veya içme ya da kullanma suyu amacıyla kaynağın gerekli olduğunu ve kaynağın kesildiğini ya da kirletildiğini ispatlamakla yükümlüdür.
- Kaynağın amaca bağlılığı, taşınmazın kullanımı ve su ihtiyacına ilişkin belgeler ile keşif ve bilirkişi incelemesi ile ortaya konabilir.
- Birinci fıkra dışındaki bir talepte, özel hâlin bulunduğunu ileri süren taraf bu hâli ispatlamakla yükümlüdür.
- Karşı taraf, kaynağın kesilmediğini, kirletilmediğini ya da talebin olabildiği ölçüyü aştığını savunabilir ve bu savunmasını ispatlamakla yükümlüdür.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.718: Maddede anılmaz; ancak kaynağa ilişkin mülkiyet ve kullanım hakkı bakımından bağlantılı olabilecek bir hükümdür.
- 4721 sayılı Kanun m.756: Maddede anılmaz; ancak su ve kaynak kullanımına ilişkin komşuluk ilişkileriyle bağlantılı olduğu için birlikte değerlendirilir.
TMK m.759 — Aynı yataktan beslenen kaynaklar
TMK m.759, ortak bir ana kaynaktan beslenen komşu kaynak maliklerinin birlikte tutma, ortak tesis masraflarını paylaşma ve bir malikin karşı çıkması hâlinde kendi kaynağı için yapabileceği işler ile bu işler sonucu artan su miktarına katlanma yükümlülüğünü düzenler. Hüküm, aynı yeraltı suyundan beslenen birden fazla kaynağın malikleri arasındaki ilişkilere uygulanır. Kaynağın kendisinin hukuki niteliğini, kamu sularına ilişkin rejimi ve kaynak irtifakının kuruluşunu düzenlemez; bunlar TMK m.756, m.761, m.837 ve özel kanunlar (167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu) kapsamındadır. Kaynağın kesilmesi, azalması veya kirletilmesi nedeniyle eski duruma getirme ve tazminat talepleri m.757 ve m.758 kapsamındadır ve bu madde bunları düzenlemez. Komşu kaynağın yararlanma biçimine ilişkin özel hallerde m.760 uygulanabilir.
Aynı yataktan beslenen kaynaklar: hangi kavramlar bilinmeli?
- Ortak ana kaynak
- Birden fazla komşu kaynağı besleyen, aynı yeraltı suyunun geldiği ortak kaynak olarak anlaşılır. Kaynaklar yalnızca yakın olmakla değil, aynı ana kaynağa bağlı olmakla bu hükmün kapsamına girer.
- Hak sahipleri
- Ortak kaynak suyundan o zamana kadar yararlanmış olan kaynak maliklerini ifade eder. Dağıtım, bu kişilerin geçmişteki yararlanma oranına göre yapılır.
- Yararlanma oranı
- Her hak sahibinin ortak kaynaktan o zamana kadar elde ettiği su miktarının toplam su içindeki payıdır. Dağıtım ve ortak tesis masrafının paylaşımı bu orana göre yapılır.
- Ortak tesis masrafları
- Kaynakların birlikte tutulması için yapılan işlerin giderleridir. Bu giderler hak sahipleri arasında yararlanma oranında paylaştırılır.
- Bedel
- Malikin kendi kaynağına gelen suyun, kendi yaptığı işler sonucunda artması hâlinde, yalnızca bu artış oranında ödemekle yükümlü olduğu tutardır.
Aynı yataktan beslenen kaynaklar: hangi şartlar aranır?
- Kaynakların değişik maliklere ait olması ve ortak bir ana kaynaktan beslenmesi gerekir.
- Maliklerden birinin, bu kaynakların birlikte tutulması ve suyun yararlanma oranında dağıtılması talebinde bulunması gerekir.
- Hak sahipleri, ortak tesis masraflarını yararlanma oranında üstlenmelidir.
- Hak sahiplerinden birinin karşı çıkması hâlinde, her hak sahibi kendi kaynağındaki suyun tutulup akıtılması için gerekli işleri yapabilir; bu işler diğer kaynaklardaki suyu azaltsa bile yapılabilir.
- Yapılan işler sonucunda kendi kaynağına gelen su miktarı çoğalmışsa, malik yalnızca bu çoğalma oranında bir bedel ödemekle yükümlü olur; çoğalma yoksa bedel borcu doğmaz.
Aynı yataktan beslenen kaynaklar: hangi sonuçları doğurur?
- Maliklerden biri talep ettiğinde kaynakların birlikte tutulması ve suyun o zamana kadarki yararlanma oranında dağıtılması gerekir.
- Ortak tesis masrafları hak sahiplerince yararlanma oranında üstlenilir.
- Karşı çıkma hâlinde her hak sahibi kendi kaynağındaki suyu tutmak ve akıtmak için gerekli işleri yapabilir.
- Bu işler diğer kaynaklardaki suyu azaltsa bile, hak sahibi bu işleri yapmakta serbesttir.
- Kendi kaynağına gelen su işler sonucu çoğalırsa, malik yalnızca çoğalma oranında bedel vermekle yükümlüdür.
- Çoğalma olmazsa bedel ödeme yükümlülüğü doğmaz.
- Hüküm, yararlanma oranına ve geçmiş yararlanmaya bağlı olduğundan, kaynak maliklerinin bu oranı kendi aralarında değiştirmesi, hükmün aksini doğurur mu sorusu metinden çıkmamaktadır.
Birlikte tutma talebi ile karşı çıkma hâli arasındaki fark nedir?
Maliklerin ortak hareket ettiği, birlikte tutmanın kabul edildiği hal; bu durumda dağıtım ve masraf paylaşımı ortak yürütülür.
Hak sahiplerinden birinin karşı çıktığı hal; bu durumda diğer malik kendi kaynağı için tek başına işlem yapabilir.
Karşı çıkma hâlinde ortak tesis yerine tek taraflı işlem yapma yetkisi doğar. Ancak bu yetki, diğer kaynakların azalmasına katlanmayı da içerir.
Kendi kaynağı için yapılan işin sonucu ile artış yok arasındaki fark nedir?
Yapılan işler sonucunda kendi kaynağına gelen suyun çoğaldığı hal; malik bu çoğalma oranında bedel vermekle yükümlü olur.
İşler sonucunda kendi kaynağına gelen suyun artmadığı hal; bedel ödeme yükümlülüğü doğmaz.
Bedel yükümlülüğü yalnızca somut su artışına bağlıdır, işin yapılmış olması tek başına bedel doğurmaz.
Ortak tesis masrafı ile bedel arasındaki fark nedir?
Ortak tesisin masrafı, hak sahiplerinin yararlanma oranında üstlenilir.
Tek taraflı işle kendi kaynağında artış sağlayan malikin ödediği bedel, yalnızca artış oranı ile sınırlıdır.
Ortak tesis giderinde yararlanma oranı, tek taraflı işte ise artış oranı ölçüttür; iki ölçüt birbirine karıştırılmamalıdır.
Aynı yataktan beslenen kaynaklar: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Karşı çıkma hâlinde işlem yapma yetkisini sınırsız sanmak; hüküm diğer kaynakların azalmasına katlanmayı öngörür ama bedel yükümlülüğünü yalnızca artış oranıyla sınırlar.
- Ortak tesis masrafını bedelle karıştırmak; masraf yararlanma oranında paylaşılır, bedel ise yalnızca kendi kaynağında sağlanan çoğalma oranı kadardır.
- Yapılan işin tek başına bedel doğurduğunu varsaymak; bedel yalnızca su miktarında gerçek bir çoğalma olduğunda doğar.
- Yararlanma oranını güncel bir ölçüt yerine hâlihazır su payı ile hesaplamak; hüküm 'o zamana kadarki yararlanma' oranını esas alır.
- Kaynağın kesilmesi veya kirletilmesi ile ilgili tazminat ya da eski duruma getirme talebini bu maddeye dayandırmak; bu talepler m.757-758 kapsamındadır.
Nasıl ispat edilir?
- Birlikte tutma talebinde bulunan malik, kaynakların ortak bir ana kaynaktan beslendiğini ispatla yükümlüdür; bu ispat ancak teknik bilirkişi incelemesiyle yapılabilir.
- Hak sahiplerinin o zamana kadarki yararlanma oranını ortaya koyan kanıtlar, dağıtım oranının belirlenmesinde ispat konusudur ve yararlanma miktarını gösteren kayıt, tanık ya da bilirkişi raporu ile ortaya konur.
- Karşı çıkan malik, ortak tesis masraflarını ödemeyeceğini ya da yararlanma oranının farklı olduğunu savunuyorsa bu savunmayı ispatla yükümlüdür.
- Yapılan işle kendi kaynağına gelen suyun çoğaldığını ve çoğalma oranını ileri süren malik, bedel isteyen taraf ise bu artışı ispatla yükümlüdür; artış yoksa bedel talebi düşer.
- Tek taraflı işin diğer kaynakların azalmasına yol açtığı iddiası, bilirkişi incelemesiyle ispat edilir; bu azalma, m.759 kapsamında katlanılması gereken sonuç olduğundan, tek başına hukuka aykırılık sayılmaz.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.757: Kaynağın önemli ölçüde yararlanılan bir kaynak olması hâlinde kesilme, azalma veya kirlenme nedeniyle tazminat yükümlülüğünü düzenler; m.759 ise ortak kaynaktaki paylaşım ilişkisini düzenler.
- 4721 sayılı Kanun m.758: Kaynağın kesilmesi veya kirletilmesi hâlinde eski duruma getirme talebini düzenler; m.759'daki işlerin kaynağa zarar vermesi bu hükme göre değerlendirilebilir.
- 4721 sayılı Kanun m.760: Özel mülkiyete tabi kaynaktan komşuların yararlanmasının özel kanun ve yerel adete tabi olduğunu belirtir; m.759 ile birlikte ortak kaynak ilişkisinin kaynağını oluşturur.
- 4721 sayılı Kanun m.761: Malike kaynak irtifakı kurma yükümlülüğü yüklenebilen hâlleri düzenler; m.759 bu yükümlülükten ayrı, ortak kaynak paylaşımına ilişkindir.
- 4721 sayılı Kanun m.756: Yeraltı sularının kamu yararına olduğunu ve arza malik olmanın yeraltı sularına malik olmayı doğurmadığını belirtir; m.759'un bağlamını oluşturur.
TMK m.760 — Özel kanun hükümleri ve yerel âdet
TMK m.760, özel mülkiyete tabi arazideki kaynak, kuyu ve derelerden komşuların ve diğer kişilerin su içme, su alma, hayvan sulama ya da benzer yollarla yararlanmasını düzenler; bu yararlanmanın hangi kaynağa göre yapılacağını belirler: önce özel kanun hükümleri, onlar yoksa yerel âdet. Maddenin uygulandığı kişiler, özel mülkiyetteki arazi üzerindeki su kaynaklarından yararlanan komşular ve diğer kişilerdir. Madde, suyun kamusal niteliği ya da kamu malı olup olmadığını, kaynağın mülkiyetinin nasıl kurulacağını, su hukukunun ayrıntılı esaslarını ve yararlanma sırasında doğan komşuluk ihtilaflarının çözümünü düzenlemez (kamu sularına ilişkin hükümler ve komşuluk hukuku, TMK m.749 ve devamı; kaynakların mülkiyeti, TMK m.759). Ayrıca yararlanmanın ihlali halinde tazminat ve el atmanın önlenmesi davaları bu maddenin kapsamında değildir.
Özel kanun hükümleri ve yerel âdet: hangi kavramlar bilinmeli?
- Özel mülkiyete tabi arazi
- Kaynak, kuyu veya derenin bulunduğu, özel kişiye ait taşınmaz. Kamu malı niteliğindeki arazide bulunan su kaynakları bu hükmün kapsamında değildir.
- Özel kanun hükmü
- Su kaynaklarının yararlanmasını ayrıntılı biçimde düzenleyen, TMK dışındaki mevzuat hükümleri. Maddenin ilk uygulama kaynağıdır ve yerel âdetten önce gelir.
- Yerel âdet
- Belirli bir yörede uzun süre tekrarlanarak oluşmuş ve ilgililerce bağlayıcı kabul edilen yazısız hukuk kuralı. Yalnızca özel kanun hükmü bulunmadığında devreye girer.
- Benzer yollarla yararlanma
- Su içme ve hayvan sulama gibi kullanımların dışında kalan, ancak suyun kaynaktan alınmasına dayanan diğer faydalanma biçimleri. Maddede sayılanlarla birlikte değerlendirilir.
Özel kanun hükümleri ve yerel âdet: hangi şartlar aranır?
- Kaynak, kuyu veya derenin özel mülkiyete tabi bir arazide bulunması gerekir.
- Yararlanan kişinin komşu veya diğer bir kişi olması ve yararlanmanın su içme, su alma, hayvan sulama ya da benzer bir biçimde olması gerekir.
- Yararlanmanın hangi koşullarda yapılacağı hakkında özel kanun hükmü varsa bu hükme uyulması gerekir.
- Özel kanun hükmü bulunmadığında yerel âdetin varlığı ve uygulanabilirliği araştırılması gerekir.
Özel kanun hükümleri ve yerel âdet: hangi sonuçları doğurur?
- Özel mülkiyetli arazideki kaynak, kuyu veya dereden yararlanma, özel kanun hükmüne göre düzenlenir.
- Özel kanun hükmü yoksa yararlanma yerel âdete göre belirlenir.
- Özel kanun hükmü ve yerel âdet bulunmadığı takdirde maddenin kendisi yararlanmanın koşullarını belirlemez; bu durumda hâkim genel hukuk ilkelerine ve komşuluk hukukuna başvurur.
- Madde yararlanmanın kapsamını genişleten veya daraltan bir kural koymaz; yalnızca hangi kaynağın uygulanacağını gösterir.
Özel kanun hükmü ile yerel âdet arasındaki fark nedir?
Yararlanmayı düzenleyen yazılı özel kanun hükmünün bulunduğu hal.
Böyle bir özel kanun hükmünün bulunmadığı hal.
Birinci halde özel kanun hükmü uygulanır; ikinci halde yerel âdet uygulanır. Yerel âdet, özel kanun hükmü ile birlikte değil, onun yokluğunda devreye girer.
Komşu ile diğer kişi arasındaki fark nedir?
Taşınmazın komşusu olan kişinin yararlanması.
Komşu olmayan diğer kişilerin yararlanması.
Madde her iki durumu da kapsar; ancak yararlanma biçiminin hukuki rejimi, özel kanun ya da yerel âdete göre belirlenir.
Su içme-alma-sulama ile benzer yollar arasındaki fark nedir?
Maddede açıkça sayılan su içme, su alma ve hayvan sulama.
Sayılmayan ancak suyun kaynaktan yararlanmaya dayanan benzer kullanımlar.
Her iki grup da aynı kurala tabidir; hangi özel kanunun uygulanacağı kullanım türüne göre belirlenir.
Özel mülkiyetli arazi ile kamu malı arazi arasındaki fark nedir?
Kaynağın özel mülkiyete tabi arazide bulunduğu hal.
Kaynağın kamu malı niteliğindeki arazide bulunduğu hal.
Madde yalnızca birinci hal için uygulanır; ikinci halde bu hüküm değil, kamu sularına ilişkin özel mevzuat esas alınır.
Özel kanun hükümleri ve yerel âdet: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kaynağın kamu malı niteliğindeki arazide bulunması halinde bu maddeyi uygulamak; bu durumda kamu sularına ilişkin mevzuat esas alınmalıdır.
- Özel kanun hükmü bulunmasına rağmen doğrudan yerel âdete başvurmak; yerel âdet yalnızca özel kanun hükmü yokken uygulanır.
- Maddenin kendisinden yararlanma koşullarının ayrıntılı bir düzenlemesini bekleyip bulamayınca hakkın doğmadığını varsaymak; hâkim genel hukuk ilkelerine ve komşuluk hukukuna başvurmalıdır.
Nasıl ispat edilir?
- Yararlanma hakkını ileri süren kişi, kaynağın özel mülkiyete tabi arazide bulunduğunu ve kendisinin yararlanma hakkı bulunduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Özel kanun hükmünün varlığını ileri süren taraf, ilgili mevzuat hükmünü göstermekle yükümlüdür; hâkim bunu re'sen araştırır.
- Yerel âdetin varlığını ileri süren taraf, âdetin yöreye özgü ve uzun süre uygulanmış olduğunu ispatlamakla yükümlüdür; hâkim yardımcı kaynaklara başvurarak âdeti araştırır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.749: Komşuluk hukukunda taşınmaz malikinin komşu taşınmazı etkileyen kullanımlarda sınırlandırılmasını düzenler; kaynak kullanımında komşuluk ilişkisinin genel çerçevesini oluşturur.
- 4721 m.759: Kaynak, kuyu ve derelerin mülkiyeti ile ilgili hükümleri içerir; bu maddedeki yararlanma rejiminin hangi taşınmazlar üzerinde kurulacağını belirler.
TMK m.761 — Zorunlu su
TMK m.761, evi, arazisi veya işletmesi için gerekli suda yoksun olan taşınmaz maliki lehine, komşu taşınmazın ihtiyaç fazlası suyunun tam bedel karşılığında alınmasını sağlayan zorunlu su irtifakının kurulmasını düzenler. Düzenlediği konular; zorunlu su irtifakının koşulları, bedelin tam olması, kaynak sahibinin menfaatinin öncelikli gözetilmesi ve durum değişince irtifakın değiştirilmesi veya kaldırılmasıdır. Kural, su ihtiyacı olan taşınmaz maliki ile komşu kaynak sahibi arasındaki ilişkiye uygulanır. Madde, geçit irtifakını (m.747 vd.) düzenlemez; zorunlu geçit ve diğer zorunlu irtifakların ortak genel ilkeleri (m.747 vd.) bu maddede yer almaz. Dolayısıyla irtifakın tescili, sözleşmenin yapılmaması halinde hâkimin karar yoluyla kurulması ve zamanaşımı ya da usul yönleri bu maddenin kapsamında değildir. Yer altı suları, Yer altı Suları Hakkındaki Kanun ve ilgili tüzük hükümlerine tabidir.
Zorunlu su: hangi kavramlar bilinmeli?
- Zorunlu su irtifakı
- Su ihtiyacı bulunan taşınmaz malikinin, komşu taşınmazın kaynağından yararlanabilmesi için kurulmasını isteyebileceği, kaynak taşınmaz üzerinde kurulan irtifak hakkıdır. Kanun bu hakkı kaynak sahibinin rızasına değil, koşulların varlığına bağlar.
- İhtiyaç fazlası su
- Kaynak sahibinin kendi taşınmazının evi, arazisi veya işletmesi için gerekli miktarın üzerinde kalan sudur. Kaynak sahibinin kendi ihtiyacı öncelikle karşılanır; irtifak ancak bu fazlalık üzerinde kurulabilir.
- Aşırı zahmet ve gider
- Su ihtiyacı olan malikin suyu başka bir yoldan elde etmesinin, makul sınırı aşan güçlük ve masraf gerektirmesi durumudur. Başka yoldan sağlanabilirlik bu ölçütle belirlenir; bunun varlığı ihtiyaç sahibinin aleyhine ispat edilemez, ihtiyaç sahibi yokluğunu ortaya koymalıdır.
- Tam bir bedel
- Irtifak karşılığında kaynak sahibine ödenecek tutarın, suyun gerçek değerini karşılayacak düzeyde olmasıdır. Bedel, kaynak sahibinin zararını ve suyun değerini tam olarak karşılamalıdır; eksik bedel öngörülemez.
- Kaynak sahibinin menfaati
- Zorunlu su irtifakının kurulmasında öncelikle gözetilecek üstün yarardır. Kanun, kaynak sahibinin kullanım ihtiyacını su talep edenin ihtiyacından önce tutar.
Zorunlu su: hangi şartlar aranır?
- Talep eden taşınmazın evi, arazisi veya işletmesi için gerekli suyun bulunmaması gerekir.
- Talep eden malik, gerekli suyu aşırı zahmet ve gidere katlanmaksızın başka yoldan sağlayamıyor olmalıdır.
- Komşu taşınmazda kaynak sahibinin ihtiyacından fazla su bulunmalıdır; ihtiyaç fazlası yoksa irtifak kurulamaz.
- Kurulacak irtifak, komşunun ihtiyaç fazlası suyunun alınmasını sağlamalıdır; kaynak sahibinin kendi ihtiyacını karşılayamayacağı bir irtifak kurulamaz.
- Kurulacak irtifak karşılığında tam bir bedel ödenmelidir; bedelsiz ya da eksik bedelli irtifak bu maddeye göre kurulamaz.
- Kurulma aşamasında kaynak sahibinin menfaati öncelikle gözetilmelidir.
Zorunlu su: hangi sonuçları doğurur?
- Koşullar birlikte gerçekleşirse, talep eden malik komşudan ihtiyaç fazlası suyu almasını sağlayacak bir irtifak kurulmasını isteyebilir.
- Kaynak sahibi, koşullar varsa irtifak kurulmasına engel olamaz; sözleşme yapılmazsa hâkim kararıyla irtifak kurulabilir.
- İrtifak karşılığında tam bir bedel ödenir; bedelin eksik olması irtifakın kurulmasını engeller.
- Kaynak sahibinin menfaati öncelikle gözetildiğinden, irtifak kaynak sahibinin mevcut ve gelecekteki kullanımını orantısız biçimde zedelemeyecek şekilde kurulur.
- Durum değişirse kurulmuş irtifakın değiştirilmesi veya kaldırılması istenebilir.
- Koşullar yoksa irtifak kurulamaz ve talep reddedilir.
Zorunlu su irtifakı ile kaynak sahibinin rızası arasındaki fark nedir?
Kanun, su talep eden malike, komşunun rızası olmaksızın irtifak kurulmasını isteme hakkı tanır.
Kaynak sahibi, irtifakın kurulmasına kendiliğinden razı olmak zorunda değildir; rıza yoksa talep davası gerekir.
İrtifak, koşulların varlığında hâkim kararıyla da kurulabilir. Kaynak sahibinin rızası koşul değildir.
Kurulma aşaması ile değiştirme ve kaldırma arasındaki fark nedir?
Kurulma aşamasında koşullar, tam bedel ve kaynak sahibinin menfaati belirleyicidir.
Kurulduktan sonra durum değişirse, irtifakın değiştirilmesi veya kaldırılması istenebilir.
Kurulma ve sonradan değiştirme ya da kaldırma ayrı talep konularıdır; sonradan değişiklik ancak durum değişmişse istenebilir.
Yer altı suyu ile diğer su kaynakları arasındaki fark nedir?
Komşu taşınmazdaki yer altı suyundan yararlanma, Yer altı Suları Hakkındaki Kanun ve tüzük hükümlerine tabidir.
Madde metni genel olarak komşu taşınmazın ihtiyaç fazlası suyunu düzenler.
Yer altı suyu bakımından özel kanun ve tüzük hükümleri de birlikte gözetilmelidir.
Zorunlu su: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Zorunlu su irtifakını kaynak sahibinin rızasına bağlamak; kanun rızayı koşul olarak aramaz.
- Kaynak sahibinin ihtiyacını hesaba katmadan, kaynağın tamamı üzerinden irtifak kurmak; irtifak yalnız ihtiyaç fazlası suyla sınırlıdır.
- Bedeli, tam bedel yerine sembolik ya da kısmi bir tutar olarak belirlemek.
- Durum değişikliği hâlinde doğrudan irtifakı sona erdirmek; önce değiştirilmesi de istenebilir, talep kanunda iki seçenekli olarak yer alır.
- Yer altı suyu konusunda yalnız m.761'e bakmak; özel kanun ve tüzük hükümleri de uygulanır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Zorunlu irtifakların kurulmasında, kaynak sahibinin rızası aranmaz; koşullar varsa talep dava yoluyla sonuçlandırılabilir. (7. Hukuk Dairesi, 2023/4443 E., 2024/3776 K., 12.09.2024)
- Hâkim, irtifakın kurulmasında bedel, güvence ve kullanım şekli gibi unsurları somut olaya göre belirler. (7. Hukuk Dairesi, 2024/70 E., 2024/5388 K., 02.12.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Asıl talebi ileri süren taşınmaz maliki, evi, arazisi veya işletmesi için gerekli suyun bulunmadığını ispatlamakla yükümlüdür.
- Aşırı zahmet ve gider olmaksızın başka yoldan su sağlayamadığını da talep eden ispat etmelidir; keşif, bilirkişi raporu ve yer bilgisi en etkili delillerdir.
- Komşu taşınmazda ihtiyaç fazlası suyun bulunduğu, bilirkişi incelemesi ile ortaya konulur.
- Kaynak sahibi, kendi ihtiyacının önceliğini ya da irtifakın kendi menfaatine zarar verdiğini savunursa bu savunmayı kendisi ispatlamalıdır.
- Tam bedelin tespiti bilirkişi raporu ile yapılır; taraflar bedel konusunda farklı görüş ileri sürebilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.747: Zorunlu geçit irtifakını düzenler; m.761 bu sistemle paralel biçimde zorunlu su irtifakı kurma yükümlülüğü getirir.
- 4721 sayılı Kanun m.786: Irtifak hakkının kullanılırken yükümlü taşınmaza en az zararın verilmesi gerektiğini düzenler; su irtifakının kullanımında da bu ilke gözetilir.
- Yer altı Suları Hakkındaki Kanun: Komşu taşınmazdaki yer altı suyundan yararlanma bakımından m.761'in yanında uygulanır.
Konuda geçen kararlar
17 karar- 2025/93 E., 2025/153 K., 10.07.2025İlgili madde: m.755
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/388 E., 2024/270 K., 22.05.2024İlgili madde: m.753
- Hukuk Genel Kurulu, 2019/671 E., 2022/841 K., 07.06.2022İlgili madde: m.756
- 4. Daire, 2023/9453 E., 2025/5100 K., 08.10.2025İlgili madde: m.754
- 7. Hukuk Dairesi, 2024/1977 E., 2025/2849 K., 27.05.2025İlgili madde: m.756
- 7. Hukuk Dairesi, 2024/3624 E., 2025/1980 K., 14.04.2025İlgili madde: m.756
- 7. Hukuk Dairesi, 2025/41 E., 2025/659 K., 11.02.2025İlgili madde: m.756
- 7. Hukuk Dairesi, 2024/70 E., 2024/5388 K., 02.12.2024İlgili madde: m.751, m.761
- 7. Hukuk Dairesi, 2024/3405 E., 2024/4797 K., 24.10.2024İlgili madde: m.756
- 4. Daire, 2023/9449 E., 2024/5803 K., 21.10.2024İlgili madde: m.754
Diğer 7 karar
- 4. Daire, 2023/9450 E., 2024/5804 K., 21.10.2024İlgili madde: m.754
- 7. Hukuk Dairesi, 2023/4443 E., 2024/3776 K., 12.09.2024İlgili madde: m.751, m.761
- 7. Hukuk Dairesi, 2023/2822 E., 2024/2439 K., 07.05.2024İlgili madde: m.756
- 7. Hukuk Dairesi, 2024/726 E., 2024/1802 K., 27.03.2024İlgili madde: m.758
- 7. Hukuk Dairesi, 2023/5142 E., 2024/384 K., 22.01.2024İlgili madde: m.751
- 5. Hukuk Dairesi, 2022/15607 E., 2023/5903 K., 07.06.2023İlgili madde: m.753
- 7. Hukuk Dairesi, 2023/155 E., 2023/1745 K., 27.03.2023İlgili madde: m.751
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 4.2. Eşya Hukuku - Ayni Haklar bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış