Aile hukuku › Vesayet › Vesayet düzeni
Vesayeti gerektiren hâller ve yetki
Kısaca
TMK m.404, velâyet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağını ve bu durumu öğrenen resmi makamların bunu yetkili vesayet makamına bildirme yükümlülüğünü düzenler. TMK m.405, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle ergin bir kişinin kısıtlanmasının maddi koşullarını ve bu kapsamda vesayet makamlarına bildirim yükümlülüğünü düzenler.
Kapsam
Bu konu, Türk Medeni Kanunu m.404–412 hükümlerini kapsar.
TMK m.404 — Küçüklük
Madde, velâyet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağını ve bu durumu öğrenen resmi makamların bunu yetkili vesayet makamına bildirme yükümlülüğünü düzenler. Vesayet altına alma hâlinin ve bildirim görevinin kimlere yüklendiği bu maddenin konusudur. Madde, ergin olmayan ve velâyet altında bulunan çocukları değil, velâyet altında bulunmayan küçükleri kapsar. Kısıtlılar için vesayet altına alınma hâlleri (m.405 ve sonrası) ile vasi atanmasının usulü ve vasinin görevleri bu maddede düzenlenmez (m.403-410 ve m.424 vd.). Vesayetin sona ermesi, erginliğin tespiti (m.470-478) ve vesayet makamının yetki ve görevleri (m.396 vd.) de bu maddenin dışındadır. Vasi atanmasının usulü ve atanacak kişinin seçimi ayrı maddelerde düzenlenmiştir (m.403 vd.).
Küçüklük: hangi kavramlar bilinmeli?
- Velâyet altında bulunmayan küçük
- Ana veya babasının velâyeti altında olmayan ergin olmayan kişidir. Velâyetin kaldırılması, ana ve babanın ölümü veya evlatlık gibi hâllerde bu nitelik doğar. Ana ve babanın velâyeti sürdüğü sürece madde uygulanmaz.
- Vesayet altına alınma
- Küçüğün malvarlığı ve kişisel işlerinin bir vasi aracılığıyla korunması için vesayet altına konulmasıdır. Madde, bu hâlin kendiliğinden, yani ayrıca bir mahkeme kararı aranmaksızın ortaya çıkacağını ifade eder.
- Yetkili vesayet makamı
- Vesayet işlerine bakmakla görevli merciidir. Bildirim yükümlülüğü bu makama yapılır ve vasi atanması, denetimi gibi işlemleri bu makam yürütür.
- Bildirim yükümlüsü makamlar
- Görevini yaparken vesayeti gerektiren hâlin varlığını öğrenen nüfus memurları, idarî makamlar, noterler ve mahkemelerdir. Yükümlülük kişinin görevinde öğrenmesine bağlıdır; özel kişiler bu kapsamda değildir.
Küçüklük: hangi şartlar aranır?
- Kişinin küçük olması, yani ergin olmamış bulunması gerekir.
- Küçüğün velâyet altında bulunmaması gerekir; ana ve babasının velâyeti sürüyorsa vesayet altına alınma hâli doğmaz.
- Vesayet altına alınma hâlinin varlığını bildirim yükümlüsü bir makamın görevini yaparken öğrenmiş olması gerekir.
- Öğrenen nüfus memuru, idarî makam, noter veya mahkeme bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır.
Küçüklük: hangi sonuçları doğurur?
- Velâyet altında bulunmayan küçük, vesayet altına alınır ve bu durum için ayrıca bir karar verilmesi madde metninde öngörülmemiştir.
- Bildirim yükümlüsü makamlar durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır.
- Velâyet altındaki küçük için bu maddeye dayanarak vesayet altına alınma hâli doğmaz.
- Bildirim yükümü yerine getirilmezse madde kendi içinde bir yaptırım öngörmez; sorumluluk görevi ihmal eden makam bakımından ayrı hükümlere göre değerlendirilir.
Velâyet altındaki küçük ile velâyet altında bulunmayan küçük arasındaki fark nedir?
Ana veya babasının velâyeti altında bulunan küçük için vesayet altına alınma hâli doğmaz; ana ve babanın velâyeti ilgili hükümlere göre işler.
Velâyet altında bulunmayan küçük, madde gereğince kendiliğinden vesayet altına alınır.
Yalnızca ikinci grupta vesayet altına alınma ve vasi atanması gündeme gelir.
Bildirim yükümlüsü resmî makam ile diğer kişiler arasındaki fark nedir?
Görevini yaparken hâli öğrenen nüfus memuru, idarî makam, noter ve mahkeme bildirim yapmakla yükümlüdür.
Bu sıfatta görev yapmayan, örneğin özel bir kişi olarak durumu öğrenen kimse maddenin yükümlü kıldığı bildirim görevinde değildir.
Bildirimi yapmayan resmî makam görevini ihlal etmiş olur; özel kişinin bu maddeye dayanarak bildirim yükümü yoktur.
Küçüklük: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Velâyetin ana veya babada bulunduğu küçüğü, velâyet altında bulunmayan küçük gibi değerlendirmek.
- Bildirim yükümlüsü sıfatının sadece görevini yaparken öğrenilen durumlarla sınırlı olduğunu gözden kaçırmak ve özel kişilere de yükümlülük yüklemek.
- Madde metninde ayrıca bir süre bulunmadığı hâlde bildirim için süre aramak; metin "hemen" ifadesini kullanır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Velâyet altında bulunmayan küçüğün vesayet altına alınacağı hâlinde, kişinin hangi grupta yer aldığının dosya kayıtlarından, nüfus ve tapu bilgilerinden belirlendiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023)
- Kısıtlılık kararı ile vasi atamasının aynı kararda verildiği ve vasinin atanmasının bu maddeye dayandırıldığı görülmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/7840 E., 2024/9371 K., 02.12.2024; 5. Hukuk Dairesi, 2023/7916 E., 2023/9454 K., 23.10.2023)
- Kısıtlamanın m.404 gereğince yapıldığı belirtilerek yerleşim yerinin değişmesine ve vasinin atanmasına izin verilen kararlarda, vesayet makamının bu konudaki yetkisinin korunduğu kabul edilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/11796 E., 2025/15228 K., 25.11.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/11798 E., 2025/15230 K., 25.11.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/8979 E., 2025/12401 K., 06.10.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Vesayet altına alınmanın gerekli olduğunu ileri süren taraf, kişinin ergin olmadığını ve velâyet altında bulunmadığını nüfus kaydı ile ispatlar.
- Velâyetin ana veya babada bulunduğunu savunan taraf, velâyetin sürdüğünü nüfus kaydı ve velâyetin kaldırılmadığına ilişkin kararla ispatlar.
- Bildirim yükümlülüğünün yerine getirildiğini ileri süren makam, bildirimin yapıldığını yazışma veya tutanakla kanıtlar.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.335: Ergin olmayan çocukların ana ve babanın velâyeti altında olmasının kural olduğunu düzenler; m.404'teki vesayet altına alınma hâlinin istisnai durumunu belirler.
- 4721 sayılı Kanun m.403: Vasinin ve kayyımın görevini düzenler; m.404 uyarınca vesayet altına alınan küçük için atanacak vasinin görevleri bu maddeye bağlanır.
- 4721 sayılı Kanun m.405: Vesayet altına alınacak kişilerin diğer hâllerini (kısıtlılar) düzenler; m.404'ten ayrı bir kategoriyi kapsar.
TMK m.405 — Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı
TMK m.405, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle ergin bir kişinin kısıtlanmasının maddi koşullarını ve bu kapsamda vesayet makamlarına bildirim yükümlülüğünü düzenler. Kısıtlanabilecek kişi kategorileri, yani işlerini göremeyen, sürekli yardıma muhtaç olan ve başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan erginler, maddenin konusudur. Madde ergin kişilere uygulanır; küçüklük ve diğer kısıtlama sebepleri bakımından uygulanmaz. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: kısıtlamanın resmi sağlık kurulu raporu şartı ve hakimin dinleme yetkisi (m.409), savurganlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ve kötü yönetim sebepleri (m.406), özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebi (m.407), koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması (m.432-437) ve kısıtlama kararının ilanı ile yetki ve usul hükümleri.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kısıtlama
- Ergin bir kişinin fiil ehliyetinin, kanunda sayılan sebeplerden birine dayanılarak mahkeme kararıyla sınırlandırılmasıdır. Kararla kişinin ehliyeti yenilik doğurucu biçimde daraltılır; kararın konusu ehliyetsizliğin tespiti değildir.
- Akıl hastalığı
- Sürekli tarzda ortaya çıkan normal dışı zihinsel durumdur. Kısıtlama sebebi olabilmesi için maddede aranan diğer koşullarla birlikte bulunması gerekir; tek başına yeterli değildir.
- Akıl zayıflığı
- Zihinsel gelişimde kalıcı eksiklik hâlidir. Akıl hastalığından nitelik olarak değil nicelik bakımından ayrılır ve kısıtlama bakımından aynı koşullara bağlıdır.
- Sürekli yardım ihtiyacı
- Kişinin korunması ve bakımı için devamlı bir yardıma muhtaç olmasıdır. Geçici bir güçlük bu koşulu karşılamaz.
- Yetkili vesayet makamı
- Kısıtlama ve vesayet işlerinde yetkili olan makamdır. Maddedeki bildirim yükümlülüğü, durumun bu makama iletilmesini öngörür.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı: hangi şartlar aranır?
- Kişinin ergin olması gerekir.
- Kişinin akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunması ve bu durumun sürekli nitelikte olması gerekir.
- Bu sebeple kişinin işlerini görememesi, korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gerekmesi ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokması gerekir; bu üç halden birinin bulunması yeterlidir.
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlama kararı yalnızca resmi sağlık kurulunun raporuna dayanılarak verilebilir (m.409 bağlantısı).
- Bildirim yükümlülüğü yönünden, görevini yaparken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumu öğrenen idari makam, noter veya mahkemenin bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmesi gerekir.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı: hangi sonuçları doğurur?
- Maddedeki koşullar birlikte gerçekleşirse ergin kişi kısıtlanır ve ehliyeti kararla sınırlanır.
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunup da kişi işlerini kendisi görebiliyor, sürekli bakıma muhtaç değil ve başkalarının güvenliğini tehlikeye sokmuyorsa kısıtlanmaz.
- Görevini yaparken vesayet gerektiren durumu öğrenen idari makam, noter veya mahkeme bunu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadır; bildirim yapılmazsa bu görevin ihmali söz konusu olur.
- Bildirim yükümlülüğü, kişinin kısıtlanacağı anlamına gelmez; vesayet makamı ayrıca inceleme yapar.
Akıl hastalığı-akıl zayıflığı ile diğer sebepler arasındaki fark nedir?
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, biyolojik bir durumun varlığına dayanır ve maddenin ilk fıkrasında birlikte sayılır.
Savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ve kötü yönetim, m.406 kapsamında ayrı bir sebep grubudur.
Akıl hastalığı sebebiyle kısıtlamada resmi sağlık kurulu raporu zorunludur; m.406 sebeplerinde ise kişinin dinlenmesi aranır.
Sürekli yardım ihtiyacı ile başkalarının güvenliği arasındaki fark nedir?
Kişinin korunması ve bakımı için sürekli yardıma muhtaç olması, kişinin kendi durumuna dayanır.
Başkalarının güvenliğini tehlikeye sokması, üçüncü kişilere yönelik bir tehlikeye dayanır.
Her iki hâl de bağımsız olarak kısıtlama için yeterlidir; kişinin kendi işlerini görememesi ile başkalarının güvenliği ayrı ayrı değerlendirilir.
Kısıtlama ile bildirim yükümlülüğü arasındaki fark nedir?
Kısıtlama, mahkemenin yargılama sonucunda vereceği karardır.
Bildirim yükümlülüğü, idari makam, noter ve mahkemelerin görev sırasında öğrendikleri durumu bildirmesidir.
Bildirim yükümlülüğü yerine getirilmeden kısıtlama kararı verilemez; bildirim yalnız süreç başlatır, kişiyi kısıtlamaz.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunmasını, işlerini görememe, sürekli yardım ihtiyacı veya güvenlik tehlikesi aranmadan kısıtlama sebebi saymak.
- Akıl hastalığı sebebiyle kısıtlamada resmi sağlık kurulu raporunu aramamak; m.409 şartının ihmal edilmesi.
- Akıl hastalığı ile akıl zayıflığını nitelik farkı sanmak; maddi olarak ikisi arasında nicelik farkı vardır ve aynı koşullara bağlıdır.
- Kısıtlamanın yalnız ehliyetsizliğin tespiti olduğunu düşünmek; karar yenilik doğurucudur.
- Bildirim yükümlülüğünü yalnız mahkemelere ait sanıp idari makam ve noterleri kapsam dışında bırakmak; madde bunları açıkça sayar.
- Bildirim üzerine doğrudan kısıtlama kararı verildiğini sanmak; bildirim yalnız vesayet makamını harekete geçirir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararlarında, kararın gerekçesinde m.405'e dayanıldığı ve kısıtlının yanına vasi atandığı görülmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/3663 E., 2024/6469 K., 27.05.2024; 5. Hukuk Dairesi, 2023/6056 E., 2023/7741 K., 25.09.2023; 5. Hukuk Dairesi, 2025/8635 E., 2025/9939 K., 30.06.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2024/13256 E., 2025/2330 K., 24.02.2025)
- Hukuk Genel Kurulu, m.405 ve m.444 birlikte gözetilerek kısıtlama ve vasi atanmasının bir arada değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023)
- Ceza Genel Kurulu, zihinsel geriliği bulunan bir mağdur bakımından m.405 uyarınca vasi tayin edilmesinin gerekliliğini ele almıştır. (Ceza Genel Kurulu, 2013/145 E., 2017/359 K., 04.07.2017)
Nasıl ispat edilir?
- Kısıtlamayı talep eden taraf, kişinin akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunduğunu ve bunun sürekli nitelikte olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı için resmi sağlık kurulu raporu zorunlu delildir; rapor yoksa bu sebeple kısıtlama kararı verilemez.
- Kişinin işlerini göremediği, sürekli yardıma muhtaç olduğu ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye soktuğu tanık beyanı, bilirkişi değerlendirmesi ve sağlık belgeleriyle ortaya konur.
- Kısıtlanması istenen kişi karar öncesinde hakim tarafından dinlenebilir; bu dinleme karara esas delillerin değerlendirilmesinde önemlidir.
- Kişinin ayırt etme gücü ve işlerini görme yeteneği konusunda karşı taraf, kişinin işlerini kendisinin yürüttüğünü ileri sürerek savunma yapabilir ve bunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Bildirim yükümlülüğü yönünden, bildirimi yapan kurumun görevi sırasında durumu öğrendiği, bildirim yazısı ve kayıtlarıyla ispatlanır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.409: Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlamanın yalnızca resmi sağlık kurulu raporuna dayanarak yapılabileceğini ve hakimin kişiyi dinleyebileceğini düzenler; m.405'in uygulanmasında vazgeçilmez usul şartıdır.
- 4721 sayılı Kanun m.406: Savurganlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ve kötü yönetim sebeplerini düzenler; m.405 bu sebeplerden ayrı bir kısıtlama grubudur.
- 4721 sayılı Kanun m.407: Özgürlüğü bağlayıcı ceza sebebiyle kısıtlamayı düzenler; ayrı bir sebep olarak m.405 ile yan yana bulunur.
- 4721 sayılı Kanun m.432-437: Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasını düzenler; m.405 vesayet altına alma, bu hükümler ise bir kuruma yerleştirme veya alıkoyma sonucunu doğurur.
TMK m.406 — Yönetim
Madde, ergin bir kişinin savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ya da malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kısıtlanabilmesinin koşullarını düzenler. Hükmün konusu, bu hallerin kişiyi veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürme tehlikesi doğurması ve bu nedenle devamlı korunma ve bakıma muhtaç olma ya da başkalarının güvenliğini tehdit etme sonucudur. Kısıtlama, kısıtlama sebebinin ergin kişiler bakımından uygulanmasını kapsar. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamayı (m.405), özgürlüğü bağlayıcı cezayı (m.407), kısıtlama kararının ilanını ve sonuçlarını, kısıtlının yerleştirilmesini ve koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasını (m.432-437) düzenlemez. Kısıtlamaya karar verilmesinin usulü ve kısıtlı bakımından ehliyet ve vesayet sonuçları da bu maddede yer almaz.
Yönetim: hangi kavramlar bilinmeli?
- Savurganlık
- Gelir ve malvarlığının kabul edilebilir bir amaç olmaksızın, anlamsız biçimde harcanmasını ifade eder. Tek bir harcama yetmez; bir alışkanlık ve süreklilik gerekir.
- Alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı
- Alkol veya uyuşturucu maddeye düşkünlüğün bağımlılık hâline gelmesidir. Bağımlılık tehlikesi yetmez, bağımlılığın varlığı aranır. Uyuşturucu niteliği taşımayan madde bağımlılıkları bu sebep kapsamında değerlendirilmez.
- Kötü yaşama tarzı
- Hukuk düzenini ve genel ahlakı ağır biçimde ihlal eden, toplumsal ortak yaşamı sürekli olarak çekilmez kılan ahlaksızca davranış modelidir. Bu davranışların suç oluşturması zorunlu değildir.
- Kötü yönetim
- Malvarlığının bilgisizlik veya aciz nedeniyle kötü yönetilmesidir. Yönetim kavramı, geleceğe yönelik gelir ilişkilerinin yapılandırılmasını da kapsayacak biçimde geniş yorumlanır.
- Darlık veya yoksulluk tehlikesi
- Kişinin veya ailesinin maddi bakımdan yetersiz kalma riskidir. Madde, yalnız bu sebeplerin varlığını değil, bunların yol açtığı bu tehlikeyi arar.
- Devamlı korunma ve bakım ihtiyacı
- Kişinin kendi işlerini sürekli olarak görememesi nedeniyle başkasının sürekli yardımına muhtaç olmasıdır. Geçici bir yardım ihtiyacı bu kapsamda değerlendirilmez.
Yönetim: hangi şartlar aranır?
- Kişinin ergin olması gerekir.
- Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ya da kötü yönetimden birinin bulunması gerekir; bu hallerden birinin varlığı yeterli değildir, ayrıca aşağıdaki tehlike ve ihtiyaç koşulu aranır.
- Bu hâl nedeniyle kişinin kendisini veya ailesini darlık ya da yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açması gerekir.
- Bu tehlike nedeniyle kişinin devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olması ya da başkalarının güvenliğini tehdit etmesi gerekir; bu iki ihtimal alternatiftir.
- Kişinin bu hallere ilişkin kendi sözlü veya yazılı onayı bulunmamalıdır; kimse dinlenmeden kısıtlama yapılamaz (onayın varlığı kısıtlamayı engeller).
Yönetim: hangi sonuçları doğurur?
- Koşullar gerçekleşirse ergin kişi hakkında kısıtlama kararı verilir ve kişi fiil ehliyetinin sınırlandığı bir kısıtlı konumuna girer.
- Savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı veya kötü yönetim bulunmakla birlikte darlık, yoksulluk tehlikesi ya da korunma ihtiyacı veya güvenlik tehdidi yoksa kısıtlama yapılmaz.
- Kısıtlamanın dayanağı olan hâl kişinin bu davranışlarından doğduğu için, kişinin kendi davranışının zarar verme tehlikesi kanıtlanmadan kısıtlama sağlanmaz.
- Kişi, kısıtlama için gerekli sebebin varlığına karşı kendi sözlü veya yazılı onayını vermiş ise bu sebeple kısıtlanamaz; kısıtlama istemi kişinin dinlenmesi olmaksızın sebep sayılamaz.
- Kısıtlama kararı verilmesi, kişinin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini ve yaptığı işlemlerin geçerliliğini etkiler; bu sonuçların ayrıntısı kısıtlamaya ilişkin diğer hükümlerde düzenlenir.
Savurganlık ile kötü yönetim arasındaki fark nedir?
Savurganlık, gelir ve malvarlığının kabul edilebilir bir amaç olmadan tüketilmesi eğilimidir; harcama davranışına odaklanır.
Kötü yönetim, bilgisizlik veya aciz nedeniyle malvarlığının ekonomik varlığını tehlikeye düşürmesidir; yönetim becerisine odaklanır.
Her iki hal de ayrı sebep olarak sayılmıştır; biri bulunduğunda diğerinin varlığı aranmaz, ancak tehlike ve ihtiyaç koşulu her ikisinde de aranır.
Alkol veya uyuşturucu bağımlılığı ile alışkanlık veya düşkünlük arasındaki fark nedir?
Bağımlılık, düşkünlüğün bağımlılık hâline gelmiş olmasıdır; kişi aşırı ihtiyaç içindedir ya da irade gücünü tüketmiştir.
Sık kullanım veya düşkünlük, bağımlılık düzeyine ulaşmamış alışkanlıktır.
Yalnızca bağımlılık düzeyi kısıtlama sebebidir; bağımlılık tehlikesi bulunması yetmez.
Uyuşturucu madde bağımlılığı ile uyuşturucu niteliği taşımayan madde bağımlılığı arasındaki fark nedir?
Uyuşturucu madde bağımlılığı bu maddenin açıkça saydığı sebeptir.
Uyuşturucu niteliği taşımayan madde bağımlılığı bu maddede sayılmamıştır.
Uyuşturucu niteliği taşımayan bağımlılıklar tek başına kısıtlamaya imkân tanımaz; ancak bu bağımlılığın savurganlık ya da kötü yaşama tarzı gibi başka bir sebebe dönüşmesi hâlinde ilgili sebep uygulanabilir.
Kendisini veya ailesini tehlikeye düşürme ile başkalarının güvenliğini tehdit etme arasındaki fark nedir?
Birinci ihtimal, kişinin kendi ve ailesinin maddi geleceğinin tehlikeye girmesidir.
İkinci ihtimal, kişinin başkalarının güvenliğini tehdit etmesidir.
İki ihtimal alternatiftir; hangisi gerçekleşirse kısıtlama koşulu oluşur. Güvenlik tehdidinde mal kaybı aranmaz.
Madde 406 ile madde 407 (özgürlüğü bağlayıcı ceza) arasındaki fark nedir?
Madde 406, sebebin kişinin davranışlarından ve bunların yol açtığı tehlikeden doğmasını arar.
Madde 407, mahkumiyetin kendisini temel şart sayar.
Her iki sebep ayrı kısıtlama nedenidir; 406'da ayrıca tehlike ve korunma ihtiyacı aranır, 407'de ise mahkumiyet yeterlidir.
Yönetim: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Savurganlığı veya bağımlılığı tek başına kısıtlama sebebi saymak; tehlike ve korunma ihtiyacı koşulunu aramamak.
- Kötü yönetimi yalnızca malvarlığında bir azalma olarak değerlendirmek; bilgisizlik veya aciz nedeniyle ekonomik varlığın tehlikeye girmesi koşulunu gözden kaçırmak.
- Uyuşturucu niteliği taşımayan madde bağımlılığını bu sebep kapsamında saymak.
- Madde 406 ile madde 407'yi karıştırmak; mahkumiyetin varlığını 406 kapsamında yeterli saymak ya da 406'da aranan tehlike koşulunu 407'ye uygulamak.
- Madde 405'teki resmi sağlık kurulu raporu şartını bu maddedeki sebeplere de uygulamak.
- Kişinin serbest iradesiyle yaptığı işlemleri, kısıtlanmaya yönelik soruşturmada dikkate almamak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yargıtay, savurganlık, bağımlılık ve kötü yaşama tarzı sebeplerinin yalnızca varlığının yetmediğini, bu hâlin kişinin kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açmasının ve bu yüzden devamlı korunma ya da bakım ihtiyacının arandığını kabul etmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/656 E., 2024/469 K., 25.09.2024)
- Mahkemelerin kısıtlama kararlarında, mal varlığının yönetilemediği gerekçesi tek başına yeterli kabul edilmemiş; kişinin kendi iradesiyle yaptığı beyanların ve işlemlerin serbest iradeyle yapılıp yapılmadığı ayrıca incelenmiştir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/656 E., 2024/469 K., 25.09.2024)
- Kötü yönetim sebebiyle kısıtlama isteminde, malvarlığının gerçekten zarara uğratıldığı ve bunun kişiyi veya ailesini yoksulluk tehlikesine düşürdüğü somut olarak ortaya konmaya çalışılmıştır. (2. Hukuk Dairesi, 2023/5386 E., 2023/3911 K., 13.09.2023)
- Vesayet altına alınmış kişilerin işlemlerinde, kısıtlama kararının kesinleşme tarihi ile işlemin tarihi karşılaştırılarak fiil ehliyetinin varlığı değerlendirilmiştir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2018/254 E., 2020/2168 K., 14.12.2020)
- Kısıtlama kararının kesinleşmesinden sonra vasi atanması ve vasilik görevinin sonlandırılması gibi usuli işlemler ayrı kararlarla yürütülmüştür. (5. Hukuk Dairesi, 2025/4284 E., 2025/6159 K., 22.04.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Kısıtlama istemini ileri süren taraf, savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı ya da kötü yönetimin varlığını ve bunların darlık veya yoksulluk tehlikesi ya da güvenlik tehdidi doğurduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Bağımlılık, savurganlık veya kötü yönetim, tanık, banka kayıtları, tapu ve borç belgeleri, adli sicil ve sağlık raporu gibi delillerle ortaya konur; ilgilinin malvarlığındaki değişim belgelerle gösterilmelidir.
- Ergin kişinin kendi bağımsız iradesiyle beyan ya da işlem yaptığını savunan karşı taraf, bu iradenin serbest olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Kişinin devamlı bakım ya da korunma ihtiyacı, uzman görüşü ve yakın çevrenin beyanlarıyla ortaya konulabilir.
- Kişinin kısıtlanmasını istemeyen taraf, koşulların gerçekleşmediğini ve tehlikenin bulunmadığını kanıtlamaya çalışabilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.405: Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamayı düzenler. Madde 406 ile yan yana durur; kısıtlama sebeplerinin ayrımında karşılaştırma için kullanılır.
- 4721 sayılı Kanun m.407: Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezayı ayrı bir kısıtlama sebebi olarak düzenler; madde 406'daki tehlike ve ihtiyaç koşulu burada aranmaz.
- 4721 sayılı Kanun m.409: Kısıtlama kararında resmi sağlık kurulu raporu koşulunu düzenler; akıl hastalığı sebebine bağlanan kısıtlamada aranır. Madde 406 bakımından ayrıca rapor şartı yoktur.
- 4721 sayılı Kanun m.432-437: Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasını düzenler; madde 406 kapsamındaki kişinin başka bir kuruma yerleştirilmesi bu hükümlere tabidir.
TMK m.407 — Özgürlüğü bağlayıcı ceza
Bu madde, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişinin isteği üzerine kısıtlanmasını veya kendisine kayyım atanmasını; toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezası bulunan hükümlünün isteği olmaksızın gerekli görüldüğünde kısıtlanmasını; cezayı yerine getirmekle görevli makamın vesayet makamına bildirim yükümlülüğünü ve vesayet makamının karar öncesinde hükümlüyü dinleme zorunluluğunu düzenler. Kayyımlığa ilişkin hükümlerin niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu hal için de uygulanacağını öngörür. Maddenin kapsamı yalnız infaz kurumundaki ergin hükümlülerdir; tutuklular, adli para cezası hükümlüleri ve ceza infaz kurumu dışındaki kişiler bakımından bu hüküm uygulanmaz. Kısıtlamanın genel sebep ve şartları (akıl hastalığı, akıl zayıflığı, yetersizlik sebepleri) madde 405 ve 406 kapsamında kalır (m.405, m.406). Kısıtlamanın ilanı, sicile tescili, kısıtlının ehliyetinin sınırları ve kısıtlamanın kaldırılması ayrı maddelerde düzenlenmiştir. Ceza infazının kendisi, hapis cezasının ertelenmesi ve seçenek yaptırımlar Ceza Muhakemesi ve Ceza Kanunu hükümlerine tabidir. Vasi ve kayyım atanmasının usulü ile kayyımın görev ve yetkileri ayrı maddelerde düzenlenmiştir.
Özgürlüğü bağlayıcı ceza: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kesinleşmiş hapis cezası
- Olağan kanun yollarında artık incelenemeyecek hâle gelmiş ve infazına başlanabilecek hapis cezasıdır. Madde, yalnız bu nitelikteki cezaların infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan kişiyi kapsar.
- Ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi
- Hapis cezasının infazı için kurumda tutulan, ergin yaşta olan kişidir. Kurum dışında denetimli serbestlik ya da ev hapsi gibi hâllerde bu fıkra uygulanmaz.
- Toplam beş yıl veya daha fazla hapis cezası
- Birden çok kesinleşmiş hapis cezasının süreleri toplanarak hesaplanan tutardır. Bu eşiğe ulaşan hükümlü, isteği olmasa da kısıtlanabilir.
- Vesayet makamı
- Kısıtlama ve kayyım atanmasına karar veren, ilgilinin yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesidir. Maddede hükümlüyü dinleme ve bildirim yükümlülüğü bu makama yöneliktir.
- Kayyım
- Kendisine isteği üzerine atanan ve ilgilinin işlerini belirli konularda yürüten kişidir. Kayyımlığa ilişkin hükümler, bu madde bakımından niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanır.
Özgürlüğü bağlayıcı ceza: hangi şartlar aranır?
- Kişinin kesinleşmiş bir hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunması gerekir.
- Kişinin ergin olması gerekir.
- İsteğe bağlı kısıtlama veya kayyım atanması hâlinde ilgilinin isteğinin bulunması gerekir.
- İsteğe bağlı olmayan kısıtlama hâlinde toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının bulunması ve kişiliğin veya malvarlığının korunması bakımından kısıtlamanın gerekli görülmesi gerekir.
- Cezayı yerine getirmekle görevli makamın hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirmesi gerekir.
- Vesayet makamının karar vermeden önce hükümlüyü dinlemesi gerekir.
Özgürlüğü bağlayıcı ceza: hangi sonuçları doğurur?
- Birinci fıkraya göre istek üzerine kısıtlama veya kayyım atanması yapılabilir.
- Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezası bulunan hükümlü, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülürse kısıtlanabilir.
- Kısıtlama kararı bir zorunluluk değildir; vesayet makamı gerekli görmezse karar vermez.
- Cezayı yerine getirmekle görevli makamın infazın başladığını derhâl vesayet makamına bildirmesi gerekir; bildirim yapılmazsa ilgili görevli sorumluluk doğurur.
- Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinlemek zorundadır; dinleme yapılmadan verilen karar bu yönden usulsüz olur.
- Kayyımlığa ilişkin hükümler niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu hâl için de uygulanır.
İsteğe bağlı kısıtlama ile isteğe bağlı olmayan kısıtlama arasındaki fark nedir?
Birinci fıkraya göre hükümlünün isteği üzerine kısıtlama veya kayyım atanması yapılır.
İkinci fıkraya göre toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezası bulunan hükümlü, isteği olmaksızın ve gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir.
İkinci fıkrada kısıtlama ilgilinin iradesine bağlı değildir; ancak bu hâlde yalnız kişiliğin veya malvarlığının korunması gerekçesi aranır.
Kısıtlama ile kayyım atanması arasındaki fark nedir?
Kısıtlamada ilgilinin ehliyeti sınırlanır ve kısıtlı olur.
Kayyım atanmasında ilgi kısıtlı olmaz; belirli işlerinde yardım edecek bir kayyım görevlendirilir.
Maddenin birinci fıkrası iki yolu da birlikte öngörür; hangi yolun seçileceği istek ve ihtiyaca göre belirlenir.
Ergin hükümlü ile yasal sınır altında kalan hükümlü arasındaki fark nedir?
Toplam beş yıl veya daha fazla hapis cezası bulunan ergin hükümlü için ikinci fıkra uygulanır.
Toplam beş yıldan az hapis cezası bulunan hükümlü için isteğe bağlı olmayan kısıtlama yolu kapalıdır.
Beş yıl altındaki hükümlü ancak kendi isteğiyle kısıtlanabilir veya kayyım atanabilir.
Özgürlüğü bağlayıcı ceza: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Birinci ve ikinci fıkra şartlarını karıştırmak; isteğe bağlı olmayan kısıtlamayı beş yıllık eşik aranmadan uygulamak.
- Beş yıl eşiğini hesaplarken hükümlerin süresini toplamak yerine yalnız en uzun cezayı dikkate almak.
- Hükümlünün dinlenmesini atlayarak karar vermek.
- Bildirim yükümlülüğünü yalnız talep sahibinin yapacağını sanmak; maddede bildirim, ceza yerine getirmekle görevli makama yüklenmiştir.
- Madde 2024 değişikliğinden önceki metne dayanan, kendiliğinden kısıtlılık öngören eski kararları yeni metne uygulamak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Madde 2024 değişikliğinden önce birinci fıkra, bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyeti kısıtlama sebebi sayıyordu; bu hâlde hükmün kendiliğinden kısıtlılık doğurduğu uygulamada kabul edilmekteydi. (İdare Dava Daireleri Kurulu, 2023/2010 E., 2024/253 K., 12.02.2024; İdare Dava Daireleri Kurulu, 2024/2940 E., 2025/1060 K., 14.05.2025)
- Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra mahkemeler kısıtlamayı kendiliğinden doğan bir sonuç olarak değil, somut ihtiyaca göre değerlendirmektedir. (Birinci Bölüm, 2022/74582 E., 24.12.2025)
- Eski düzende hapis süresi boyunca kısıtlanarak vasi atanması kararı verilmiş olabilir; bu kararlar değişiklik öncesi metne dayanır ve yeni metne göre yeniden değerlendirilmelidir. (12. Daire, 2023/5047 E., 2024/375 K., 06.02.2024)
- Eski metne dayanan kararlarda kısıtlının ehliyet sınırlamasının dava tarihi itibarıyla uygulandığı kabul edilmiştir. (Birinci Bölüm, 2020/34827 E., 17.07.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Kısıtlama talebini ileri süren kişi ya da makam, kişinin kesinleşmiş hapis cezası bulunduğunu ve infaz kurumunda olduğunu belgeyle ispatlamalıdır; mahkûmiyet kararı ve infaz kurumu kaydı bu amaçla kullanılır.
- İsteğe bağlı olmayan kısıtlamada toplam beş yıl veya daha fazla hapis cezasının bulunduğu, infaz kayıtlarının toplanmasıyla ispat edilir.
- Kişiliğin veya malvarlığının korunması bakımından gerekliliğin varlığı, sağlık raporu, sosyal inceleme veya malvarlığı durumunu gösteren belgelerle ortaya konur; bu yükü talep eden taraf taşır.
- İsteğin varlığı ilgilinin açık beyanı veya dilekçesiyle ispatlanır; isteğin yokluğu ise isteğe bağlı kısıtlamanın kurulamamasını doğurur.
- Hükümlünün dinlenmesi zorunludur; dinlemenin yapıldığı tutanakla belgelenmelidir. Dinlenmemiş hükümlü aleyhine verilen karar usul yönünden savunulabilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.405: Kısıtlamanın genel şartlarını düzenler; bu madde, cezaevindeki hükümlü bakımından özel hâl ekler.
- 4721 sayılı Kanun m.406: Kısıtlama sebeplerini (akıl hastalığı, akıl zayıflığı, yetersizlik hâlleri) sayar; bu madde ceza infazı sebebini ayrıca ekler.
- 4721 sayılı Kanun m.408: Kayyımlığa ilişkin hükümlerin niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanacağını belirtir. Kayyımlık hükümleri bu bağlamda uygulanır.
TMK m.408 — İstek üzerine
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 408. maddesi, ergin bir kişinin kendi istegiyle (iradi olarak) kısıtlanmasını düzenler; kısıtlama talebinin ön koşulunu, talebi yapabilecek kişiyi ve yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik ya da ağır hastalık gibi nedenle işlerini gereği gibi yönetememe hâlini kapsar. Hüküm, ayırt etme gücüne sahip ergin kişiler bakımından uygulanır. Maddenin düzenlemediği konular: kısıtlamanın re'sen (kendiliğinden) veya başkasının talebiyle verilmesi (m.405 ve m.406), kısıtlı sayılmanın hukuki sonuçları ve kısıtlının fiil ehliyetinin sınırları (m.19 ve m.20 ile ilgili hükümler), kısıtlama kararının verilme usulü ve yetkili makam (m.397 vd. ile usul mevzuatı), kısıtlamanın kaldırılması (m.441 ve devamı) ve cezaevinde bulunma nedeniyle kısıtlama (m.407). Bu alanda yalnızca madde metnine dayanan bilgi verilmiştir.
İstek üzerine: hangi kavramlar bilinmeli?
- İradi kısıtlama
- Kısıtlamanın, kısıtlanacak kişinin kendi talebi üzerine vesayet makamınca verilmesi hâlidir. Kişinin talebi olmadan kendiliğinden verilen kısıtlamadan ayrılır.
- İşlerini gereği gibi yönetememe
- Maddenin kısıtlama için aradığı temel koşuldur ve yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik ya da ağır hastalık sebebiyle ortaya çıkar. Madde metni bu hâlin ispatını ön koşul olarak koyar; yalnızca sebebin varlığı yeterli sayılmaz.
- Ayırt etme gücü
- Kişinin kendi davranışının sonuçlarını anlayıp bu anlayışa göre hareket edebilme yeteneğidir. Kısıtlama talebinde bulunan kişide bu gücün bulunması gerekir.
- Vesayet makamı
- Kısıtlama kararını veren ve talebi inceleyen yetkili idari-yargısal makamdır. Madde metninde talep bu makama yapılır.
İstek üzerine: hangi şartlar aranır?
- Kişinin ergin olması ve talep tarihinde ayırt etme gücüne sahip bulunması gerekir.
- Kişinin yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik veya ağır hastalık gibi maddede sayılan sebeplerden birine dayanarak işlerini gereği gibi yönetemediğini ispat etmesi gerekir.
- Kısıtlanmak isteyen kişinin açık bir kısıtlama talebinde bulunması gerekir; bu talep bir geçerlilik şekline tabi değildir.
- Talep, karar verilinceye kadar geri alınabilir; kararın verilmesinden sonra geri alınması bu yoldan mümkün değildir.
- Yetkisiz üçüncü bir kişinin talebe rıza göstermesi, kişinin kendi talebinin yerini tutabilecek bir yol olarak uygulamada kabul edilmektedir.
İstek üzerine: hangi sonuçları doğurur?
- İşlerini gereği gibi yönetemediğini ispat eden ve ayırt etme gücüne sahip ergin kişi, açık talebi üzerine vesayet makamınca kısıtlanabilir.
- Talep yapılmamışsa madde 408 gereğince kısıtlama kararı verilemez.
- Talep karar verilinceye kadar geri alınabilir; geri alınmışsa kısıtlama yapılmaz.
- Kişinin işlerini gereği gibi yönetemediği ispatlanamazsa talep reddedilir.
- Belirli bir işe ilişkin acizlik hâlinde kısıtlama yerine kayyım atanabilir; bu sonuç uygulamada kabul edilmektedir.
- Kısıtlama kararı verildikten sonra vasi atanır veya kısıtlının velayeti bir yakına bırakılabilir; bu sonuçlar, kısıtlanmanın kendisinden doğar. (5. Hukuk Dairesi, 2025/11328 E., 2025/15196 K., 25.11.2025)
Kendi talebiyle kısıtlanma (m.408) ile re'sen kısıtlanma arasındaki fark nedir?
Madde 408 kapsamında kişi kendisi kısıtlanmasını ister ve bu talep, kısıtlamanın ön koşuludur.
Re'sen veya başkasının talebiyle kısıtlamada kişinin talebi aranmaz; kısıtlama mahkeme ya da vesayet makamının kendiliğinden ya da üçüncü kişinin talebiyle yapılır.
Kişinin talebi yoksa m.408 uygulanamaz; kişi talep etmişse ve koşullar varsa iradi kısıtlama yolu açılır.
Talep yapma ehliyeti ile talep sırasında ayırt etme gücünün eksikliği arasındaki fark nedir?
Talep eden kişinin talep anında ayırt etme gücüne sahip olması gerekir.
Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin talebi geçerli bir talep sayılamaz.
Ayırt etme gücünden yoksun kişinin talebi hükümsüzdür; bu hâlde kısıtlama için madde 408 değil, başka bir kısıtlama sebebi aranır.
Genel yardım ihtiyacı ile belirli bir işe ilişkin aciz arasındaki fark nedir?
Maddenin aradığı işlerin gereği gibi yönetilememesi, kişinin sürekli yardım ihtiyacında olmasını gerektirmez; kişi mutlak bir yardım ihtiyacı içinde olmak zorunda değildir.
Kişinin yalnızca belirli bir işinde aciz bulunduğu hâller de maddenin kapsamına girebilir.
Belirli bir işte acizlik ispatlanırsa tam kısıtlama yerine sınırlı bir koruma (kayyım atanması) sonucu doğabilir; bu sonuç uygulamada kabul edilmektedir.
İstek üzerine: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kişinin yalnızca yaşlılık ya da hastalık durumunda bulunmasını yeterli görmek; maddenin aradığı, işlerin gereği gibi yönetilememesi koşulunun ayrıca ispatlanması gerektiğini göz ardı etmek.
- Belirli bir işte acizliği olan kişinin tam kısıtlanabileceğini varsaymak; bu hâlde kayyım atanması yolunun gündeme gelebileceğini gözden kaçırmak.
- Talebin geri alınabileceği süreyi kararın kesinleşmesine kadar uzatmak; geri alma yalnızca karar verilinceye kadar mümkündür.
- Talebi bir geçerlilik şekline bağlamak; madde talebin bir şekle tabi olmadığını öngörür, ancak açık olmasını şart koşar.
- Talep eden kişinin ayırt etme gücünü talep anında değil, yalnızca ileride kontrol etmek.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kısıtlama kararlarında kısıtlının kendi talebiyle kısıtlandığı hâllerde de 4721 sayılı Kanun'un 408. maddesi dayanak gösterilmekte ve karar bu maddeye göre verilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/11328 E., 2025/15196 K., 25.11.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/8156 E., 2025/10118 K., 30.06.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/4858 E., 2025/8169 K., 22.05.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2024/13879 E., 2025/2781 K., 03.03.2025)
- Uygulamada kısıtlama sonrası vasi atanması ya da velayetin bir yakına bırakılması, kısıtlama kararının ayrılmaz parçası olarak yapılmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2025/4858 E., 2025/8169 K., 22.05.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/11328 E., 2025/15196 K., 25.11.2025)
- Vasi atanmasını gerektiren hâllerin 404-408. maddeler arasında düzenlendiği ve vesayet altına alınan kişiye vasi tayin edileceği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2020/465 E., 2022/1416 K., 02.11.2022)
- Kişinin ayırt etme gücüne sahip olduğu, talep anında da bu gücün bulunduğu somut olarak tespit edilmektedir ve talep bu nedenle geçerli sayılmaktadır.
Nasıl ispat edilir?
- Kısıtlama talebinde bulunan kişinin işlerini gereği gibi yönetemediğini ispat yükü, kısıtlanmasını isteyen kişidedir.
- Yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik veya ağır hastalık gibi sebebin varlığı sağlık raporu ve benzeri tıbbi belgelerle, işlerin yönetilememesi ise somut olaylarla ispatlanır.
- Talebin açık olduğu, talep anında kişinin ayırt etme gücüne sahip bulunduğu ispatlanmalıdır; bu hususta sağlık kurulu raporu gibi belgeler değerlendirilir.
- Talebe yetkisiz üçüncü kişinin rıza göstermesi hâlinde, bu rızanın kişinin iradesine uygun olup olmadığı ayrıca değerlendirilir.
- Karşı tarafın (kısıtlamaya karşı çıkan kişinin) talebi geri aldığını ya da ayırt etme gücünün bulunmadığını ileri sürmesi hâlinde bu iddiayı ispat yükü ileri süren tarafa aittir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.405: Kısıtlamanın re'sen veya başkasının talebiyle verilmesi hâllerini düzenler; m.408 ise yalnızca kişinin kendi talebine dayanan iradi kısıtlamayı kapsar.
- 4721 m.407: Cezaevinde bulunan hükümlü hakkında kısıtlama kararına ilişkindir; m.408 ile ayrı bir kısıtlama sebebidir.
- 4721 m.404: Vasi atanmasını gerektiren hâlleri düzenlediği için m.408 ile birlikte kısıtlama ve vasi atanması sistemini oluşturur. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2020/465 E., 2022/1416 K., 02.11.2022)
TMK m.409 — İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu
Madde, kısıtlamanın hangi sebeplerle yapılamayacağını ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamada aranacak resmî sağlık kurulu raporu şartını düzenler. Kısıtlanması istenen kişinin dinlenmesinin takdirine bağlı olduğu hüküm de bu maddededir. Madde, savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya istek sebebiyle kısıtlamayı kişinin dinlenmesi şartına bağlar ve kısıtlama sebeplerini tek tek saymaz. Kısıtlamanın kimler hakkında ve hangi sebeplerle istenebileceği, kısıtlama kararının içeriği ve vasi atanması bu maddede düzenlenmez (m.405 vd.). Resmî sağlık kurulu raporunun tanzim usulü (m.436) ve kısıtlamanın kaldırılması (m.474) da bu maddenin dışındadır.
İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kısıtlama
- Kişinin fiil ehliyetinin sınırlandırılması ve bunun sonucunda vasi atanmasıdır. Madde, kısıtlamanın hangi sebeplerle yapılamayacağını ve hangi sebeple yapılabileceğini belirler.
- Resmî sağlık kurulu raporu
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığının tespiti için aranan, resmî sağlık kurulunca düzenlenen rapordur. Bu rapor olmadan akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararı verilemez.
- Akıl zayıflığı
- Akıl hastalığından ayrı olarak, zihinsel gelişimin eksikliğinden doğan durumdur. Maddede akıl hastalığı ile birlikte sayılır ve aynı rapor şartına bağlıdır.
- Savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim ve istek
- Maddede sayılan, kişi dinlenilmeden bunlara dayanılarak kısıtlama yapılamayan sebeplerdir. Bu hallerde kişinin fiil ehliyeti kendiliğinden sınırlanamaz; bu sebeplerle kısıtlama için kişinin dinlenmesi zorunludur.
İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu: hangi şartlar aranır?
- Savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya istek sebebiyle kısıtlama ancak kişi dinlendikten sonra yapılabilir.
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için resmî sağlık kurulu raporunun bulunması gerekir.
- Resmî sağlık kurulu raporunun tanzimi için gereklilik varsa 436. madde hükümleri uygulanmalıdır.
- Hâkim, kararını vermeden önce kurulun raporunu dikkate alarak kısıtlaması talep edilen kişiyi dinleyebilir; dinleme zorunlu değildir.
İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu: hangi sonuçları doğurur?
- Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya istek sebebiyle kişi dinlenilmeden kısıtlama kararı verilemez.
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlama kararı, resmî sağlık kurulu raporu olmadan verilemez.
- Resmî sağlık kurulu raporu bulunduğunda hâkim, kişiyi dinlemeden de karar verebilir.
- Resmî rapor şartına uyulmadan verilen akıl hastalığı veya akıl zayıflığına dayalı kısıtlama kararı, bu maddeye aykırı olur ve ilgilinin kısıtlama kararını bu yönden itiraz konusu yapma imkânı doğar.
Yasak sebepler ile akıl hastalığı veya akıl zayıflığı arasındaki fark nedir?
Savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya istek; bu sebeplerle kişi dinlenilmeden kısıtlama yapılamaz.
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı; kısıtlamaya konu olabilecek tek tıbbi sebeptir.
Bu sebeplere dayanan kısıtlama talebinde kişi dinlenilmeden karar verilemez. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı varsa kısıtlama talep edilebilir, ancak resmî rapor şartına bağlıdır.
Dinleme zorunluluğu ile dinleme takdiri arasındaki fark nedir?
Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamada kişinin dinlenmesi hâkimin takdirine bırakılmıştır; savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya istek sebebiyle kısıtlamada dinleme zorunludur.
Resmî sağlık kurulu raporu ise akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamada zorunludur.
Rapor olmadan karar verilemez; ancak kişinin dinlenmesi zorunlu olmadığı için rapora dayanılarak dinlemeden karar verilebilir.
İlgilinin dinlenilmesi ve bilirkişi raporu: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı ya da kötü yaşama tarzını akıl zayıflığı gibi değerlendirip kısıtlama kararı vermek; bu sebeplerle kısıtlama ancak kişi dinlenerek yapılabilir.
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı iddiasında resmî sağlık kurulu raporu yerine tanık beyanı veya özel hekim raporunu yeterli saymak.
- Hâkimin kişiyi dinleme yetkisini zorunluluk gibi okuyup, dinlemeden karar verilmesini usulsüz saymak; dinleme takdire bağlıdır.
- Resmî rapor şartını yalnızca kısıtlama kararı verilirken aramak; raporun tanzim usulü için 436. maddenin uygulanabileceğini gözden kaçırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı iddiasıyla açılan kısıtlama davalarında, kişinin fiil ehliyetinin tespiti için resmî sağlık kurulu raporunun alınması gerektiği kabul edilmektedir. (2. Hukuk Dairesi, 2024/3396 E., 2024/4250 K., 05.06.2024; 2. Hukuk Dairesi, 2023/6570 E., 2023/4701 K., 11.10.2023)
- Kısıtlama davalarında kişinin ayırt etme gücünün belirlenmesinin özel ve teknik bilgi gerektirdiği, bu nedenle hâkimin bilirkişi raporuna dayanması gerektiği kabul edilmektedir. (2. Hukuk Dairesi, 2024/3396 E., 2024/4250 K., 05.06.2024)
- Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca bilirkişi oy ve görüşünün serbestçe değerlendirilmesi ilkesinin, akıl hastalığı veya akıl zayıflığına bağlı tespitlerde biyolojik ve psikolojik nedenlerin birlikte ele alınmasıyla sınırlandığı kabul edilmektedir. (2. Hukuk Dairesi, 2024/3396 E., 2024/4250 K., 05.06.2024)
- Kısıtlama kararında akıl hastalığı veya akıl zayıflığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesinin şart olduğu, aksi halde kararın hukuka aykırı olacağı yönünde yerleşik bir yaklaşım bulunduğu kabul edilmektedir. (1. Hukuk Dairesi, 2023/5201 E., 2024/5861 K., 24.10.2024; 3. Hukuk Dairesi, 2023/1107 E., 2023/2896 K., 25.10.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Kısıtlamayı talep eden taraf, akıl hastalığı veya akıl zayıflığının varlığını ispatla yükümlüdür; bu ispat resmî sağlık kurulu raporu ile yapılır.
- Savurganlık, bağımlılık, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya isteğe dayalı talepte ispat yükü, bu sebeplerin kısıtlama sebebi olmadığı hukuki nedeniyle talep edenin aleyhinedir; bu nedenle tanık veya belge ile bu sebeplerin ispatı kısıtlama için yeterli değildir.
- Resmî sağlık kurulu raporu bulunmadan akıl hastalığı veya akıl zayıflığının tanık beyanı gibi diğer delillerle ispatlanması, maddenin açık şartı nedeniyle yeterli değildir.
- Karşı taraf, rapora itiraz ederek kişinin ayırt etme gücünün bulunduğunu ileri sürebilir ve bunu ek rapor veya yeni kurul raporu ile ispatlayabilir.
- Hâkimin kişiyi dinlemesi takdire bağlıdır; dinleme yapılmamışsa bu durum tek başına hukuka aykırılık oluşturmaz, ancak raporla çelişen durumlarda dinleme gerekli görülebilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.436: Resmî sağlık kurulu raporunun tanzimi için gereklilik bulunduğunda uygulanacak usulü düzenler; bu maddedeki rapor şartının nasıl yerine getirileceğini belirler.
- 4721 m.474: Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle verilmiş kısıtlama kararının kaldırılmasını düzenler; kaldırma da rapora bağlanmıştır.
TMK m.410 — İlân
Madde, kesinleşen kısıtlama kararının ilanını ve ilanın üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmesine ilişkin sınırı düzenler. Kararın kısıtlının yerleşim yeri ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan edilmesi, ilandan önce iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması ve ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarının saklı tutulması bu kapsamdadır. Madde kısıtlamanın kuruluşuna, kısıtlama sebeplerine ve vasi atanmasına ilişkin koşulları düzenlemez (m.403-408 ile vesayet hükümleri). Kısıtlamanın kaldırılmasını ve kaldırma kararının ilanını düzenlemez (m.430 ve devamı). Ayırt etme gücüne sahip olmayanların işlemlerinin geçersizliğini ve kısıtlı işlemlerinin sonuçlarını düzenlemez (m.13, m.16 ve m.17). İlanın usulüne ilişkin ayrıntılar, İlanen tebligat ve ilan usulü ise bu maddenin dışındadır.
İlân: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kesinleşen kısıtlama kararı
- Kanun yollarına başvurma süresi geçmiş veya kanun yolları tüketilmiş, artık değiştirilemeyecek hale gelmiş kısıtlama kararıdır. İlan yükümlülüğü ancak bu aşamada doğar.
- İlan
- Kısıtlama kararının kısıtlının yerleşim yeri ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde duyurulmasıdır. Madde metni ilanın kurucu değil bildirici nitelikte olduğunu açıkça söylemez; uygulamada ilan, sınırlamanın üçüncü kişilere bildirilmesi işlevi görür.
- İyiniyetli üçüncü kişi
- Kısıtlının ehliyet durumunu bilmeyen ve bilmesi gerekmeyen, kısıtlamanın varlığından habersiz olarak kısıtlıyla hukuki işleme giren kişidir. İyiniyet, kanundan doğan bir bilme zorunluluğu bulunmadığı ölçüde korunur.
- Ayırt etme gücü
- Kişinin yaptığı işlemlerin anlam ve sonuçlarını algılayıp buna göre davranabilme yeteneğidir. Madde, bu gücü bulunmayanların durumunu ilan ile ilgili hükümlerin dışında tutar.
İlân: hangi şartlar aranır?
- Kısıtlama kararının kesinleşmiş olması gerekir; kesinleşmemiş karar ilan edilemez ve ilan sonucu doğurmaz.
- Kararın kısıtlının yerleşim yerinde ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan edilmesi gerekir; ilanın kararın kesinleşmesinden hemen sonra yapılması öngörülür.
- Üçüncü kişinin iyiniyetli olması, yani kısıtlamadan haberdar olmaması ve bilmesi gerekmemesi gerekir; ilandan önce yapılan işlemde bu koruma geçerlidir.
- Ayırt etme gücüne sahip olmama hali bulunuyorsa, ilanla ilgili korumanın bu hale uygulanmayacağı, ayırt etme gücüne ilişkin sonuçların saklı kaldığı dikkate alınmalıdır.
İlân: hangi sonuçları doğurur?
- Kesinleşen kısıtlama kararı, kısıtlının yerleşim yeri ve nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilan edilir.
- İlan yapılmadan önce kısıtlamanın iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesi, bu kişilerin işlemleri bakımından ehliyet sınırlamasının sonuç doğurmamasına yol açar.
- İlandan sonra üçüncü kişilerin karşı tarafın ehliyet durumuna ilişkin iyiniyetine dayanması mümkün değildir.
- Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklı olduğundan, bu hal bakımından ilan ve iyiniyet korumasının genel etkisi sınırlanır.
- Madde yükümlülük yerine getirilmezse bunun sonuçlarını açıkça belirtmez; ilanın yapılmaması, kısıtlamanın üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesi sonucunu doğurur.
İlan öncesi ile ilan sonrası arasındaki fark nedir?
İlandan önce yapılan işlemde, üçüncü kişi kısıtlamadan habersiz ve bilmesi gereken bir durumda değilse iyiniyetlidir.
İlandan sonra, üçüncü kişinin karşı tarafın ehliyet durumuna ilişkin iyiniyeti korunmaz.
Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ilandan önce ileri sürülemez; ilandan sonra ise herkese karşı ileri sürülebilir.
Ayırt etme gücüne sahip olan kısıtlı ile ayırt etme gücüne sahip olmayan kişi arasındaki fark nedir?
Ayırt etme gücü bulunan kişinin kısıtlanması, ehliyetinin sınırlanması ile sonuçlanır ve ilan bu sınırlamanın bildirilmesini sağlar.
Ayırt etme gücü bulunmayan kişi bakımından kısıtlama kararı, vasi atanması gibi şekli bir işlem niteliğindedir.
Ayırt etme gücü bulunmayanın işlemlerinde iyiniyet korumasının ilan öncesi ya da sonrası ayrımı sonuç doğurmaz; ayırt etme gücüne ilişkin hükümler saklıdır.
İlân: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kesinleşmemiş kısıtlama kararının ilanını yeterli görmek; ilanın kesinleşmeye bağlı olduğunu gözden kaçırmak.
- İlanı kurucu nitelikte saymak ve ilan olmadan kısıtlamanın hiç doğmadığını varsaymak; kısıtlama ilanla birlikte doğan ehliyet sınırlaması olarak değerlendirilmelidir.
- İlandan önce yapılan işlemde iyiniyeti otomatik kabul etmek; iyiniyetin bilme zorunluluğu bulunan hallerde korunmadığı göz ardı edilmemelidir.
- İlandan sonra iyiniyet savunmasını kabul etmek; ilan sonrasında üçüncü kişinin iyiniyetine dayanılamaz.
- Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişi bakımından ilan ve iyiniyet koruması hükümlerini aynen uygulamak; son fıkradaki saklı kalan hükümler ayrıca dikkate alınmalıdır.
- Tebligat Kanunu m.28’deki ilanen tebligat usulünü kısıtlama kararının ilanı ile karıştırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kısıtlama kararının ilanının bildirici nitelikte olduğu, ehliyet sınırlamasının kararla birlikte doğduğu ve ilanın bu sınırlamayı üçüncü kişilere duyurduğu kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025)
- Kesinleşmiş kısıtlama kararının ilanından sonra üçüncü kişilerin karşı tarafın ehliyet durumuna ilişkin iyiniyetine dayanamayacağı kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025)
- Karar tam ehliyetsiz kişiye ilişkin olduğunda, kararın vasi tayini bakımından şekli bir işlem niteliği taşıdığı ve üçüncü kişilerin iyiniyetinin ilandan önce de sonra da korunmadığı kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025)
- Kanundan doğan bilme zorunluluğu bulunan hallerde, usulüne göre ilan edilmiş hususların bilindiği varsayıldığı ve bilgisizliğin hoş görülmediği kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026)
Nasıl ispat edilir?
- Kısıtlama kararının kesinleşmiş olduğunu ve ilanın yapıldığını ileri süren taraf, ilanın tarihini ve yerini gösteren belgeler ile ispatlar.
- İyiniyet iddiasında bulunan üçüncü kişi, işlem anında kısıtlamadan haberdar olmadığını ve bilmesinin gerekmediğini ispatlamakla yükümlüdür.
- Karşı taraf, üçüncü kişinin kısıtlamayı bildiğini ya da bilmesi gerektiğini, ilanın yapıldığını veya kanundan doğan bilme zorunluluğunu ileri sürerek ispat eder.
- Ayırt etme gücüne ilişkin iddialar bakımından tıbbi rapor ve kayıtlar gibi delillerle durum ortaya konulur.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.13: Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemlerinin geçersizliğini düzenler; madde 410’un son fıkrası bu hükümleri saklı tutar.
- 4721 m.16: Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin işlemleri bakımından kanuni temsilci ve yasal sonuçlara ilişkin hükümleri içerir; ayırt etme gücü kavramının kapsamını belirler.
- 4721 m.17: Ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlının işlemlerinde kanuni temsilcinin iznini düzenler; ilan sonrası iyiniyet korumasının yokluğu bu hükümlerle birlikte değerlendirilir.
- 4721 m.403-408: Kısıtlama sebeplerini ve kısıtlama kararının koşullarını düzenler; ilanın konusu olan kararın dayanağıdır.
- 4721 m.430: Kısıtlamanın kaldırılmasını düzenler; kaldırma kararının ilanı bakımından bu maddeyle benzer bir sistem izlenir.
- 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.28: Adresi meçhul kişilere ilanen tebligatı düzenler; kısıtlama kararının ilanı ile tebligat ilanı farklı işlevlere sahip olup karıştırılmamalıdır.
TMK m.411 — Vesayet işlerinde yetki
Madde, vesayet işlerinde yetkili merciin belirlenmesini düzenler; yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine verilmiştir. Madde, vesayet altındaki kişi bakımından vesayet işlemlerinin hangi yer mercilerince görüleceğini belirler ve küçük ile kısıtlı için aynı kuralı uygular. Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değişmesi, vesayet makamının iznine bağlı olma ve yerleşim yeri değişikliğinde yetkinin devri konuları bu maddede değil, m.412'de düzenlenmiştir. Maddenin vesayet altına alınma koşullarını (m.404-410), vasi atanmasını (m.413 vd.), vasinin görev ve yetkilerini (m.426 vd.) ve vesayet dairelerinin görevlerini (m.461-465) düzenlemediği de dikkate alınmalıdır. Uluslararası yetki ve MÖHUK m.41 gibi yabancı unsurlu vesayet davalarının yetkisi de bu maddenin kapsamı dışındadır.
Vesayet işlerinde yetki: hangi kavramlar bilinmeli?
- Vesayet dairesi
- Vesayet işlerinde karar veren ve bu kapsamda yetkili olan organ olarak anılan birimdir. Maddenin yetki kuralı, somut yetkili dairenin küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerine göre belirlenmesini sağlar.
- Yerleşim yeri
- Yetki bakımından belirleyici olan, küçüğün veya kısıtlının yerleşim yeridir. Yerleşim yeri kavramı TMK m.20 hükmüne göre anlaşılır ve fiilî oturma değil, sürekli oturma niyetine dayanır.
- Kesin yetki
- Yetkili merciin kanun gereği belirlenmiş olması ve taraf iradesiyle değiştirilememesi anlamına gelir. Uygulamada vesayet işlerindeki yetki kuralının kesin yetki olarak kabul edildiği belirtilmektedir.
- Vesayet işi
- Vesayet altındaki kişinin korunmasına ilişkin çekişmesiz yargı işleridir. Vasi tayini, vasinin izin işlemleri ve kayyımlık gibi işler bu kapsamdadır.
Vesayet işlerinde yetki: hangi şartlar aranır?
- Vesayet işinin bir küçük veya kısıtlı bakımından görülmesi gerekmektedir.
- Yetkinin belirlenmesinde küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerinin esas alınması gerekmektedir.
- Yetkili vesayet dairesi, küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairesi olmalıdır.
- Yetki kuralının uygulanabilmesi için vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin tespit edilmiş olması gerekmektedir.
Vesayet işlerinde yetki: hangi sonuçları doğurur?
- Vesayet işi, küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairesinde görülür.
- Madde metninde yetkinin kesin olduğu açıkça belirtilmemiştir; ancak uygulamada yetki kuralının kesin yetki niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.
- Yetkisiz vesayet dairesinde yapılan işlem, kesin yetki kuralına aykırılık oluşturur ve dava şartı niteliğinde kabul edilir.
Küçük ile kısıtlı arasındaki fark nedir?
Küçük, velayet altında bulunmayan ve vesayet altına alınan kişidir. Yerleşim yeri, velayet hukukuna göre belirlenen yerleşim yeri olarak değerlendirilir.
Kısıtlı, ergin olup ayırt etme gücünü kalıcı olarak yitirmiş ve kısıtlanmış kişidir. Yerleşim yeri, kısıtlanmış kişinin yerleşim yeridir.
Maddedeki yetki kuralı her iki hal için aynı şekilde uygulanır; küçük ve kısıtlı için ayrı yetki kuralı öngörülmemiştir.
Yerleşim yeri değişmemiş ile yerleşim yeri değişmiş arasındaki fark nedir?
Yerleşim yeri değişmemişse yetki, mevcut yerleşim yerindeki vesayet dairesine aittir.
Yerleşim yeri değişmişse yetki yeni yerleşim yerindeki vesayet dairesine geçer; bu geçiş m.411 fıkra 3 ile düzenlenmiştir.
Yetkili daire, yerleşim yeri değişikliğinin tarihine göre belirlenir. Yeni yerleşim yerinde kısıtlama ilân olunur.
Vesayet işlerinde yetki: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yetki kuralını, kısıtlının fiilen oturduğu yere göre değil, eski veya kayıtlı olmayan bir adrese göre belirlemek.
- Yerleşim yeri değişikliğinde yetkinin hemen yeni daireye geçtiğini varsaymak; m.412 gereğince yerleşim yeri değişikliği vesayet makamının iznine bağlıdır ve yetki geçişi bu çerçevede değerlendirilmelidir.
- Kısıtlının yabancı uyruk almasını veya yurt dışında oturmasını, Türkiye'deki vesayet dairesinin yetkisini tümüyle ortadan kaldırdığı sanmak; uygulamada Türkiye'deki adres kaydı esas alınmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2025/2916 E., 2025/5865 K., 22.04.2025)
- Yetki kuralını uluslararası yetki kuralları ile karıştırmak; MÖHUK m.41 yabancı unsurlu vesayet davalarının yetkisini ayrıca düzenler.
- Yetki itirazını resen dikkate almadan esasa girerek hüküm kurmak; bu durum bozma nedenidir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/4797 E., 2025/7311 K., 12.05.2025)
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Vesayet işlerinde yetkili vesayet dairesinin belirlenmesinde kişinin Merkezi Adres Kayıt Sistemi'ndeki yerleşim yerinin esas alındığı kabul edilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/4797 E., 2025/7311 K., 12.05.2025)
- Mahkemelerin, kısıtlının yerleşim yerinin tespiti için adres kayıt sistemi verilerini araştırması gerektiği kabul edilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/4797 E., 2025/7311 K., 12.05.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/2916 E., 2025/5865 K., 22.04.2025)
- Kısıtlının yabancı ülke vatandaşlığına geçmiş olması, Türkiye'deki mernis adresinin yetkiyi belirlemesini engellememektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/2916 E., 2025/5865 K., 22.04.2025)
- Yetki kuralına aykırı verilen karar, usulüne uygun araştırma yapılmadan kurulduğu için bozma nedeni sayılmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2025/4797 E., 2025/7311 K., 12.05.2025)
- Yetkili vesayet dairesinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlıklar, yetki kuralının uygulanması yönünden incelenmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/5642 E., 2025/8199 K., 22.05.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/5297 E., 2025/7973 K., 20.05.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Yetki itirazını ileri süren taraf, kişinin yerleşim yerinin başka bir yer olduğunu iddia ettiğinden, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.
- Yerleşim yerinin tespitinde en güçlü delil, Merkezi Adres Kayıt Sistemi kayıtları ve nüfus kayıtlarıdır.
- Karşı taraf, yerleşim yerinin değiştiğini veya kısıtlının fiilen başka bir yerde oturduğunu ileri sürerse, bu iddiayı yazılı belgelerle ispatlamalıdır.
- Mahkeme, yetki kuralının gözetilmesi için yerleşim yerini resen araştırmakla yükümlüdür; bu araştırma yapılmadan verilen karar bozulmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2025/4797 E., 2025/7311 K., 12.05.2025)
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.412: Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerini değiştirmesinin vesayet makamının iznine bağlı olduğunu düzenler; m.411 ile yetkinin yerleşim yerine göre belirlenmesi arasında doğrudan bağ kurar.
- 4721 m.20: Yerleşim yeri kavramının tanımını içerir; m.411'deki yetki kuralının hangi yerleşim yerine göre uygulanacağını belirler.
- 4721 m.404-410: Vesayet altına alınacak kişileri belirler; m.411 yetki kuralının kimler bakımından uygulanacağını dolaylı olarak tespit eder.
- 4787 sayılı Kanun: Aile mahkemelerinin görev ve yargılama usulünü düzenler; vesayet işlerinde görevli sulh hukuk mahkemesi ve denetim makamı olarak asliye hukuk mahkemesinin belirlenmesinde ilgilidir.
TMK m.412 — Yerleşim yerinin değişmesi
TMK m.412, vesayet altındaki kişinin yerleşim yerini değiştirmesinde vesayet makamının iznini aranan koşul olarak düzenler ve yerleşim yeri değişmesinin yetkili vesayet dairesine ve kısıtlama kararının ilanına etkisini belirler. Hüküm, vesayet altına alınmış kişiler bakımından uygulanır. Düzenlemediği konular: yerleşim yerinin tanımı, çoklu yerleşim yeri ve yasal yerleşim yeri kuralları (m.19-22 arası hükümler); vesayet makamının görevi ve yetkisi ile vesayetin açılması (m.396 ve devamı); vesayet altındaki kişinin ehliyeti ile işlemlerinin geçerliliği ve kısıtlama kararının tescili ve ilanına ilişkin ayrıntılı usul (ilgili vesayet hükümleri ve ilgili yönetmelik); yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin usul kuralları ayrıca düzenlenmemiştir.
Yerleşim yerinin değişmesi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Vesayet altındaki kişinin yerleşim yeri
- Vesayet altındaki kişinin yerleşim yeri, bağlı olduğu vesayet makamının bulunduğu yerdir. Bu kural, kişinin fiilen oturduğu yer ya da sürekli kalma niyeti ölçütüne değil, vesayet makamının bulunduğu yere bağlanmıştır.
- Vesayet makamı izni
- Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerini değiştirebilmesi için vesayet makamından alınması gereken önceden izindir. İzin olmadan yapılan değişiklik, yetkinin yeni vesayet dairesine geçmesi bakımından hukuki sonuç doğurmaz.
- Yetkinin yeni vesayet dairesine geçmesi
- Vesayet makamının izniyle yerleşim yeri değiştiğinde vesayet işlemlerinde yetkili daire yeni yerleşim yerinin vesayet dairesi olur. Yetki, değişiklik hukuken geçerli kılınmadan kendiliğinden geçmez.
- Yerleşim yeri
- Bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir (m.19). Vesayet altındaki kişi bakımından bu genel tanım değil, m.21/2 uyarınca vesayet makamının bulunduğu yer belirleyicidir.
Yerleşim yerinin değişmesi: hangi şartlar aranır?
- Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerini değiştirebilmesi için önceden vesayet makamından izin alınmış olmalıdır.
- İzin, değişikliğin yapılmasından önce verilmiş olmalıdır; sonradan verilen onay, izinsiz yapılmış değişikliği geçerli kılmaz.
- Yerleşim yeri değişikliği, eski yerleşim yerinin bırakılması ve yeni yerde sürekli kalma niyetiyle oturulmasıyla gerçekleşmiş olmalıdır.
- Yetkinin yeni vesayet dairesine geçmesi için izin kararının usulüne uygun biçimde verilmiş olması gerekir.
Yerleşim yerinin değişmesi: hangi sonuçları doğurur?
- Vesayet makamının izni olmadan yapılan yerleşim yeri değişikliği, yetkinin yeni vesayet dairesine geçmesi bakımından hukuki sonuç doğurmaz.
- İzin verildiğinde yetki yeni vesayet dairelerine geçer ve vesayet işleri yeni dairede yürütülür.
- Yerleşim yeri değişmesi halinde kısıtlama kararı yeni yerleşim yerinde ilan olunur.
- Madde metninde izinsiz değişikliğin geçersizliği açıkça yazılı değildir; hukuki sonuç, yetkinin geçmemesi üzerinden belirlenir.
İzinli değişiklik ile izinsiz değişiklik arasındaki fark nedir?
Vesayet makamından önceden izin alınarak yapılan yerleşim yeri değişikliğinde, kişinin yeni yerleşim yeri vesayet bakımından geçerli olur.
İzin alınmadan yapılan değişiklikte, değişiklik kişinin fiilî oturduğu yer olsa bile vesayet makamının yetkisi kendiliğinden yeni daireye geçmez.
İzinsiz değişiklik halinde yetki eski vesayet dairesinde kalır ve yeni daire yetkisizlik kararı verir; bu durum uygulamada sık karşılaşılan bir sorundur.
Yerleşim yerinin değişmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Fiilen başka bir yere taşınmanın yeterli olduğunu varsaymak; izin kararı aranmadan yetkiyi yeni dairede aramak.
- Vesayet altındaki kişiye yerleşim yeri değişikliği için m.19'daki genel yerleşim yeri ölçütünü aynen uygulamak; bu kişi bakımından yerleşim yeri vesayet makamının bulunduğu yerdir.
- Sonradan alınan izni geriye etkili kabul etmek; izin değişiklikten önce verilmiş olmalıdır.
- Yeni yerleşim yerinde kısıtlama kararının ilanını unutmak; ilan yükümlülüğü değişiklik halinde yeni yerleşim yerinde yerine getirilmelidir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- İzin kararı bulunmadan yapılan yerleşim yeri değişikliğinin yeni vesayet dairesine yetki kazandırmadığı kabul edilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/5191 E., 2025/7712 K., 15.05.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/10827 E., 2025/13944 K., 03.11.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/8425 E., 2025/13074 K., 20.10.2025)
- Vesayet makamının yetkisizlik kararı verip dosyayı yeni daireye göndermesi, izin kararı bulunmadığı gerekçesine dayanmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2025/8425 E., 2025/13074 K., 20.10.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/8863 E., 2025/10614 K., 07.07.2025)
- Kısıtlının ya da vasinin yerleşim yeri değişikliği talebinin bulunmaması halinde de izin kararı olmadığı gerekçesiyle yetkisizlik verilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/13880 E., 2025/2782 K., 03.03.2025)
- Vesayet dosyasının izin kararı olmadan yeni dairece takibi, yetkinin geçmediği gerekçesiyle eleştirilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/9481 E., 2025/12413 K., 06.10.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Yerleşim yeri değişikliği iddiasını ileri süren taraf, değişikliğin yapıldığını ve izin kararının bulunduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- İzin kararı, vesayet makamının usulüne uygun verilmiş yazılı kararı ile ispatlanır; sözlü beyan veya fiili oturma bu yerine geçmez.
- Yerleşim yerine ilişkin fiili durum adres kayıt kayıtları ve tanık beyanı ile desteklenebilir, ancak izin yerine geçmez.
- Yetkisizlik itirazında bulunan taraf, izin kararının bulunmadığını ortaya koymakla yetinir; izni var sayan taraf kararın varlığını belgelemelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.19: Yerleşim yerinin sürekli kalma niyetiyle oturulan yer olarak tanımını verir; değişiklik de bu ölçüte göre değerlendirilir.
- 4721 m.21: Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin vesayet makamının bulunduğu yer olduğunu düzenler; m.412 bu kuralın değişmesini izne bağlar.
- 4721 m.20: Yeni yerleşim yeri edinilmeden eski yerleşim yerinin bırakılamayacağı ilkesi bakımından değişikliğin koşullarını tamamlar.
Süreler
| Süre | Madde | Hüküm |
|---|---|---|
| beş yıl | m.407 | Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. |
Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.
Konuda geçen kararlar
35 karar- Hukuk Genel Kurulu, 2023/656 E., 2024/469 K., 25.09.2024İlgili madde: m.406
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023İlgili madde: m.404, m.405, m.408
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/299 E., 2023/323 K., 12.04.2023İlgili madde: m.406
- Hukuk Genel Kurulu, 2020/465 E., 2022/1416 K., 02.11.2022İlgili madde: m.408
- Ceza Genel Kurulu, 2013/145 E., 2017/359 K., 04.07.2017İlgili madde: m.405
- Hukuk Genel Kurulu, 2009/557 E., 2009/527 K., 18.11.2009İlgili madde: m.411
- Hukuk Genel Kurulu, 2009/280 E., 2009/326 K., 08.07.2009İlgili madde: m.411
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/11796 E., 2025/15228 K., 25.11.2025İlgili madde: m.404
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/11798 E., 2025/15230 K., 25.11.2025İlgili madde: m.404
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/11328 E., 2025/15196 K., 25.11.2025İlgili madde: m.408
Diğer 25 karar
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/10827 E., 2025/13944 K., 03.11.2025İlgili madde: m.412
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/8425 E., 2025/13074 K., 20.10.2025İlgili madde: m.412
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/8979 E., 2025/12401 K., 06.10.2025İlgili madde: m.404
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/9481 E., 2025/12413 K., 06.10.2025İlgili madde: m.412
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/8863 E., 2025/10614 K., 07.07.2025İlgili madde: m.412
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/8635 E., 2025/9939 K., 30.06.2025İlgili madde: m.405
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/8156 E., 2025/10118 K., 30.06.2025İlgili madde: m.408
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/4858 E., 2025/8169 K., 22.05.2025İlgili madde: m.408
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/5642 E., 2025/8199 K., 22.05.2025İlgili madde: m.411
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/5297 E., 2025/7973 K., 20.05.2025İlgili madde: m.411
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/5191 E., 2025/7712 K., 15.05.2025İlgili madde: m.412
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/4797 E., 2025/7311 K., 12.05.2025İlgili madde: m.411
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/4284 E., 2025/6159 K., 22.04.2025İlgili madde: m.406
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/2916 E., 2025/5865 K., 22.04.2025İlgili madde: m.411
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/13879 E., 2025/2781 K., 03.03.2025İlgili madde: m.408
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/13880 E., 2025/2782 K., 03.03.2025İlgili madde: m.412
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/13256 E., 2025/2330 K., 24.02.2025İlgili madde: m.405
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/7840 E., 2024/9371 K., 02.12.2024İlgili madde: m.404
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/3663 E., 2024/6469 K., 27.05.2024İlgili madde: m.405
- 5. Hukuk Dairesi, 2023/7916 E., 2023/9454 K., 23.10.2023İlgili madde: m.404
- 5. Hukuk Dairesi, 2023/6056 E., 2023/7741 K., 25.09.2023İlgili madde: m.405
- 2. Hukuk Dairesi, 2023/5386 E., 2023/3911 K., 13.09.2023İlgili madde: m.406
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026İlgili madde: m.410
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025İlgili madde: m.406, m.410
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2018/254 E., 2020/2168 K., 14.12.2020İlgili madde: m.406
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 02.03.2024 (m.407).
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 3.4. Vesayet, Kısıtlılık ve Kayyımlık bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış