Amme Alacakları Kanunu › Zamanaşımı, terkin, yasaklar ve cezalar ve son hükümler
Zamanaşımı ve terkin, yasaklar ve cezalar
Kısaca
Amme Alacakları Kanunu m.102, amme alacağının tahsil zamanaşımını düzenler: zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağını, ne kadar süreyle işleyeceğini ve süre dolunca alacağın hangi sonuçlarla karşılaşacağını belirler. 6183 sayılı Kanun'un 103. maddesi, amme alacaklarında tahsil zamanaşımını hangi hallerde kesen işlemleri ve kesilmenin sonucunda zamanaşımının yeniden hangi tarihten işlemeye başlayacağını düzenler.
Kapsam
Bu konu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m.102–115 hükümlerini kapsar.
- Amme Alacakları Kanunu m.102Tahsil zamanaşımı
- Amme Alacakları Kanunu m.103Zamanaşımının kesilmesi
- Amme Alacakları Kanunu m.104Zamanaşımının işlememesi
- Amme Alacakları Kanunu m.105Tabii afetler sebebiyle terkin
- Amme Alacakları Kanunu m.106Tahsil imkansızlığı sebebiyle terkin
- Amme Alacakları Kanunu m.107Sırrın ifşası
- Amme Alacakları Kanunu m.108Artırmalara katılamıyacak ve artırmalardan mal satınalamıyacak olanlar
- Amme Alacakları Kanunu m.109Takdir muamelelerine ve kararlara iştirak edemiyecek olanlar
- Amme Alacakları Kanunu m.110Amme alacağının tahsiline engel olanlar
- Amme Alacakları Kanunu m.111Gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar
- Amme Alacakları Kanunu m.112Mal edinme ve artmalarını bildirmiyenler
- Amme Alacakları Kanunu m.113Amme borçlusuna ait ellerinde bulundurdukları malları bildirmiyenler
- Amme Alacakları Kanunu m.114İstenecek bilgileri vermiyenler
- Amme Alacakları Kanunu m.115Suçların takibi
Amme Alacakları Kanunu m.102 — Tahsil zamanaşımı
Madde, amme alacağının tahsil zamanaşımını düzenler: zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağını, ne kadar süreyle işleyeceğini ve süre dolunca alacağın hangi sonuçlarla karşılaşacağını belirler. Para cezalarına ilişkin özel kanun hükümlerinin saklı olduğunu ve zamanaşımından sonraki rızai ödemelerin kabul edildiğini de kapsar. Madde, zamanaşımını kesen ve durduran sebepleri, zamanaşımı süresinin hesabını ve amme alacağının doğum esaslarını düzenlemez. Bu konular 6183 sayılı Kanunun ilgili başka maddelerinde ve Türk Borçlar Kanunu'nun zamanaşımı hükümlerinde yer alır. Ayrıca, aciz halinde yapılan tasarrufların iptali (m.29) ve dava açma usulü de bu maddenin kapsamı dışındadır.
Tahsil zamanaşımı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Amme alacağı
- Kamu idarelerinin kanunla tahsil yetkisi verilen vergi, resim, harç, prim ve para cezası gibi alacaklarıdır. Madde bu alacakların tahsil zamanaşımına tabi olmasını düzenler.
- Tahsil zamanaşımı
- Amme alacağının vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılı başından itibaren beş yıl içinde tahsil edilememesi halinde işleyen zamanaşımıdır. Süre dolunca alacak tahsil edilemez hale gelir.
- Vadenin rastladığı takvim yılı
- Amme alacağının ödenmesi gereken tarihin içinde bulunduğu takvim yılıdır. Süre bu yılın bitiminden sonra gelen takvim yılının başından işlemeye başlar, alacağın vade gününden değil.
- Rızaen ödeme
- Zamanaşımı dolduktan sonra mükellefin kendi isteğiyle yaptığı ödemedir. Madde bu tür ödemeleri geçerli kabul eder ve geri istenemeyeceğini dolaylı olarak ortaya koyar.
- Para cezalarına ilişkin özel zamanaşımı
- Para cezalarını düzenleyen özel kanunlardaki ayrı zamanaşımı sürelerdir. Madde bu hükümleri saklı tutar, yani genel beş yıllık süre bu cezalar için uygulanmaz.
Tahsil zamanaşımı: hangi şartlar aranır?
- Alacağın bir amme alacağı olması ve vadesinin belli bir takvim yılına rastlaması gerekir.
- Vadenin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılı başından itibaren beş yıl geçmiş olmalıdır.
- Bu süre içinde alacak tahsil edilmemiş olmalıdır; tahsil, zamanaşımını kesen işlemlerle önlenebilir.
- Alacak para cezası niteliğinde ise, özel kanundaki zamanaşımı hükmünün saklı olduğu dikkate alınmalıdır; genel süre bu durumda ilk sırada uygulanmaz.
- Zamanaşımı dolduktan sonra mükellefin rızaen yaptığı ödeme geçerli sayılmak için, mükellefin bu ödemeyi kendi iradesiyle yapmış olması gerekir.
Tahsil zamanaşımı: hangi sonuçları doğurur?
- Amme alacağı, beş yıllık süre içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.
- Zamanaşımına uğrayan alacak, zorla tahsil yoluna başvurularak artık tahsil edilemez hale gelir.
- Para cezası alacaklarında özel kanundaki zamanaşımı süresi geçerlidir ve genel süre yerine uygulanır.
- Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yaptığı ödemeler kabul edilir; bu ödeme sebepsiz zenginleşme gerekçesiyle geri istenemez.
- Süre içinde tahsil veya zamanaşımını kesen bir işlem yapılmazsa alacak sona erer.
Genel hal ile para cezası arasındaki fark nedir?
Amme alacağı vergi, prim veya harç gibi genel bir alacaksa, beş yıllık süre doğrudan uygulanır.
Alacak para cezası ise, para cezalarına ilişkin özel kanunun zamanaşımı hükmü öncelik taşır.
Para cezası alacaklarında süre farklı olabilir; önce ilgili özel kanun kontrol edilmelidir.
Vade günü ile vadenin rastladığı takvim yılı arasındaki fark nedir?
Süre, alacağın vade gününden hemen sonra işlemeye başlamaz.
Süre, vadenin rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılının başından başlar.
Vade ortasında doğan alacaklarda süre, vade tarihinden daha geç başlar ve zamanaşımı daha geç dolar.
Zamanaşımı sonrası ödeme ile zamanaşımı öncesi ödeme arasındaki fark nedir?
Zamanaşımı dolmadan yapılan ödeme, tahsil edilmiş ve süreyi etkileyen bir olaydır.
Zamanaşımı dolduktan sonra yapılan ödeme, mükellefin rızasına dayanır.
Zamanaşımı dolduktan sonraki rızai ödeme kabul edilir, yani geçerli sayılır ve geri istenemez.
Tahsil zamanaşımı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Süreyi vade gününden saymak; süre vadenin rastladığı takvim yılını izleyen yılın başından başlar.
- Para cezası alacağında genel beş yıllık süreyi uygulamak; özel kanundaki süre saklıdır.
- Zamanaşımı dolduktan sonraki ödemeyi geri istenebilir saymak; madde bu ödemeyi kabul eder.
- Zamanaşımının kesilmesi ve durması hükümlerini bu maddenin metninde aramak; bu hükümler madde metninde yer almaz.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Tahsil zamanaşımının başlangıcı, alacağın vade gününden değil, vadenin rastladığı takvim yılını izleyen yılın başından alınmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/602 E., 2022/1572 K., 22.11.2022; Hukuk Genel Kurulu, 2018/1121 E., 2021/1409 K., 16.11.2021)
- Sosyal güvenlik prim alacaklarında ve kurum alacaklarında 102. maddenin uygulanıp uygulanmayacağı mevzuat değişiklikleriyle belirlenmiştir; 51 ve 102. maddelerin kapsamı mevzuatın son haline göre değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/3027 E., 2020/256 K., 05.03.2020; Hukuk Genel Kurulu, 2015/982 E., 2018/679 K., 04.04.2018)
- Zamanaşımını kesen ödeme emri ve haciz bildirimi gibi işlemlerin süreyi yeniden başlatıp başlatmadığı, işlemlerin tebliğ tarihine göre değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/404 E., 2025/632 K., 15.10.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Zamanaşımı itirazında bulunan mükellef, alacağın vadesini ve tahsil edilmediğini ileri sürerek zamanaşımının dolduğunu ispat etmelidir.
- Vade tarihi, alacağa ilişkin tahakkuk belgeleri ve ödeme emri ile tebliğ kayıtları ile ispatlanır.
- Alacaklı, zamanaşımını kesen ya da süreyi yeniden başlatan bir işlem yapıldığını (ödeme emri, haciz bildirimi, dava) belgeyle ispatlamalıdır.
- Rızaen ödeme iddiasında, ödemenin zamanaşımı dolduktan sonra mükellefin iradesiyle yapıldığını, alacaklı ya da ödemeyi ileri süren taraf ispat etmelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.29: Aciz halinde yapılan tasarrufların iptali ile ilgilidir; zamanaşımı ile tasarrufun iptal süresi birbirinden ayrıdır, bu madde ayrı bir hukuki rejim kurar.
- 6183 sayılı Kanun: Maddenin amme alacağının tahsil zamanaşımını düzenleyen genel çerçevesidir; zamanaşımının kesilmesi ve durması ayrı hükümlerle yapılır.
- 6183 sayılı Kanun m.51: Kurum alacaklarında tahsil zamanaşımına ilişkin özel uygulamayla birlikte değerlendirilmektedir; uygulamada 51 ve 102. maddeler birlikte anılmaktadır.
- 4857 sayılı Kanun m.5: Sosyal güvenlik prim alacakları için bu maddenin uygulanmasını düzenleyen atıf kanunudur; ancak bu maddenin kendi metnine göre ayrı bir kanunla ele alınır.
Amme Alacakları Kanunu m.103 — Zamanaşımının kesilmesi
6183 sayılı Kanun'un 103. maddesi, amme alacaklarında tahsil zamanaşımını hangi hallerde kesen işlemleri ve kesilmenin sonucunda zamanaşımının yeniden hangi tarihten işlemeye başlayacağını düzenler. Madde, borçlu veya alacaklı idarenin fiiliyle gerçekleşen ödeme, haciz, ödeme emri tebliği, mal bildirimi, kefil ve yabancı kişi temsilcilerine yapılan işlemler, bozma kararı, teminata bağlama, icranın tehiri ve idareler arası yazılı müracaat gibi halleri sayar. Kesilme sonrası yeniden işlemeye başlama anını da belirler. Maddenin uygulandığı taraf, amme alacağının tahsil zamanaşımı bakımından 6183 sayılı Kanun kapsamındaki idari ve mali alacaklardır. Madde, zamanaşımının kendisinin süresini, hangi alacaklarda kaç yıl olduğunu düzenlemez (m.102 ve ilgili hükümler). Zamanaşımının durmasını (tatilini) düzenlemez (m.102 ve 104 kapsamındaki düzenlemeler). Özel hukuk alacaklarında kesilme için TBK m.154-157 hükümleri uygulanır; bu hükümler bu maddenin konusu değildir. Kanuni dayanağı olmayan başvuruların kesme etkisi bu maddeyle belirlenir.
Zamanaşımının kesilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Tahsil zamanaşımının kesilmesi
- Işlemeye başlamış olan tahsil zamanaşımı süresinin, madde kapsamındaki bir olay üzerine sona erip süre baştan işlemeye başlaması durumudur. Kesilme, durmadan farklı olarak işlenmiş süreyi ortadan kaldırır.
- Ödeme emri tebliği
- Amme alacağının takibinde borçluya ödeme emrinin tebliğ edilmesi işlemidir. Tebliğ, madde kapsamında kesilme sebebi sayılmıştır.
- Mal bildirimi
- Borçlunun mal varlığını ve mal edinme ile mal artışlarını idareye bildirme yükümlülüğüdür. Bu bildirimin yapılması veya istenmesi kesilme sebebidir.
- Teminata bağlama
- Amme alacağının bir teminatla güvence altına alınmasıdır. Teminatın kalktığı tarih, zamanaşımının yeniden başlangıç tarihinin hesabında esas alınır.
- Kesilmenin rasladığı takvim yılı
- Kesilme olayının gerçekleştiği takvim yılıdır. Yeni zamanaşımı bu yılı izleyen takvim yılının başından işlemeye başlar.
- Bozma kararı
- İhtilaflı amme alacağında kaza mercilerince verilen ve işlemin yeniden yapılmasını gerektiren karardır. Verildiği tarihe göre yeni vade gününün rastladığı tarih başlangıç olarak kabul edilir.
Zamanaşımının kesilmesi: hangi şartlar aranır?
- Kesilmeye konu olayın, madde metninde sayılan on bir halden birine uygun olarak gerçekleşmiş olması gerekir.
- Kesilme sebebi, tahsil zamanaşımı işlemekteyken ortaya çıkmış olmalıdır.
- Ödeme veya cebri tahsil sonucu yapılan tahsilat hâlinde, tahsilatın fiilen gerçekleşmiş olması gerekir.
- Haciz, ödeme emri tebliği veya mal bildirimi gibi işlemlerin ilgili kişiye yapılması ya da bu kişiler tarafından yapılması gerekir.
- Kefile, yabancı şahıs veya kurum temsilcisine yapılan veya onlar tarafından yapılan işlemler, 1-5 numaralı halleri kapsayacak biçimde kesilme sonucu doğurur.
- İhtilaflı alacakta kaza mercilerince bozma kararı verilmiş olmalıdır.
- Amme alacağının teminata bağlanması veya icranın kaza mercilerince tehirine karar verilmesi gerekir.
- İki amme idaresi arasında, alacaklı idarenin borçlu idareye yazılı başvuruda bulunması gerekir.
- Özel kanunlara göre ödeme için başvuru yapılması veya ödeme planına bağlanma gerekir.
Zamanaşımının kesilmesi: hangi sonuçları doğurur?
- Madde metninde sayılan hallerden biri gerçekleşince işlemekte olan tahsil zamanaşımı kesilir ve işlenmiş süre ortadan kalkar.
- Kesilme olayının rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılının başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar.
- Bozma kararı hâlinde yeni başlangıç, yeni vade gününün rastladığı takvim yılını izleyen takvim yılının ilk günüdür.
- Teminata bağlama veya icranın tehiri hâlinde başlangıç, teminatın kalktığı veya durma süresinin sona erdiği tarihin rastladığı takvim yılını izleyen yılın ilk günüdür.
- Madde metninde sayılmayan bir işlem, kesilme sonucu doğurmaz.
Zamanaşımının kesilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kesilmenin rastladığı takvim yılını dikkate almayarak, kesilme tarihinden itibaren doğrudan on yıl ya da beş yıl hesaplamak.
- Zamanaşımının kesilmesi ile durmasını birbirine karıştırarak, durma sebebinin ortadan kalkmasından sonra işleyen süreyi baştan saymak.
- Madde 103'te sayılmayan bir işlemi (ör. borçlunun icra memuru işlemine yaptığı şikayet) kesilme sebebi saymak. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1434 E., 2024/2153 K., 28.11.2024)
- Kefile yapılan işlemi asıl borçluya karşı da kesilme sayarak, sonucu genişletmek.
- Bozma kararı, teminat ve icranın tehiri hallerinde başlangıç tarihini genel kuralla hesaplamak; ayrı başlangıç tarihlerini gözden kaçırmak.
- Ödeme emri tebliği tarihi ile borç vadesini birbirinden ayırmadan zamanaşımı süresinin dolup dolmadığını hesaplamak. (10. Hukuk Dairesi, 2024/14338 E., 2025/4008 K., 11.03.2025)
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yüksek mahkemeler, zamanaşımının kesilmesi sonrası yeni sürenin başlangıcını kesilmenin rastladığı takvim yılını izleyen yılın başı olarak hesaplamaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/2131 E., 2019/1373 K., 17.12.2019)
- Kesilme sebebi olarak sayılan işlemlerin varlığı ve tarihi, dosya kayıtlarıyla belirlenmekte; ispat yükü alacaklı idaredeyken bu işlemlerin tebliğ veya tarih kayıtları temel alınmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/386 E., 2021/876 K., 15.09.2021)
- Borçlunun dava veya itiraz başvurusunun kesilme sebebi sayılıp sayılmayacağı, madde metninde sayılan hallerle sınırlı olarak değerlendirilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1434 E., 2024/2153 K., 28.11.2024)
- Ödeme emri tebliği tarihi ile borçların vadelerinin rastladığı tarihlerin birlikte değerlendirilmesi, zamanaşımının dolup dolmadığının belirlenmesinde esas alınmaktadır. (10. Hukuk Dairesi, 2024/14338 E., 2025/4008 K., 11.03.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Zamanaşımının kesildiğini ileri süren idare, kesilme sebebinin madde 103 kapsamında gerçekleştiğini ve tarihini ispatlamakla yükümlüdür.
- Ödeme emri tebliği, haciz tutanağı ve mal bildirimi gibi işlemler resmi belgelerle ispatlanır.
- Borçlunun ödemesi veya borcu ikrarı, tahsilat makbuzu ya da borçlunun imzasını taşıyan belgelerle ispat edilir.
- Kefile veya yabancı temsilciye yapılan işlemlerde, muamelenin ilgili kişiye gerçekten yapıldığını gösteren tebliğ belgesi aranır. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/2105 E., 2021/848 K., 24.06.2021)
- Zamanaşımına uğradığını savunan borçlu, kesilme sebebinin madde 103 kapsamı dışında kaldığını ya da tarihinin hatalı olduğunu ispatlamakla yükümlüdür. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/386 E., 2021/876 K., 15.09.2021)
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.102: Tahsil zamanaşımı sürelerini düzenler; m.103'te sayılan kesilme hallerinin hangi süre üzerinde etki yapacağını belirler.
- 6183 sayılı Kanun m.104: Zamanaşımının işlemesini durduran hâlleri düzenler; kesilme ile durma kavramları birbirinden ayrılmalıdır.
- 6183 sayılı Kanun m.102: Zamanaşımı süresinin başlangıç ve hesabına ilişkin genel hükümler bu madde ile birlikte uygulanır.
Amme Alacakları Kanunu m.104 — Zamanaşımının işlememesi
Madde, amme alacaklarında zamanaşımının hangi hallerde işlemeyeceğini ve işlemeye ne zaman başlayacağını düzenler. Borçlunun yabancı memlekette bulunması, hileli iflas etmesi ya da terekesinin tasfiyesi nedeniyle hakkında takibat yapılmasına imkân bulunmayan hallerde zamanaşımının durmasını kabul eder. Maddenin uygulanma alanı amme alacaklarıdır ve bu alacakların tahsili için yürütülen takiplerdir. Zamanaşımının kesilmesini (m.103) ve kesilme sonrası yeniden başlamayı düzenlemez. Amme alacağının zamanaşımı sürelerinin kendisi (m.102) ile özel borçlar hukukundaki durma sebeplerinin genel düzenlemesi (TBK m.153) bu maddede yer almaz.
Zamanaşımının işlememesi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Zamanaşımının işlemmemesi (durması)
- Belirtilen sebeplerin devamı süresince zamanaşımı süresinin hiç işlememesi ya da işlemekte olan sürenin ilerlemeden beklemesi anlamına gelir. Süre, sebep ortadan kalkana kadar sona erer, sebep kalkınca sürenin işlemeye devam edeceği kabul edilir.
- Takibat yapılmasına imkân olmaması
- Borçlunun yabancı memlekette bulunması, hileli iflası ya da terekesinin tasfiyesi nedeniyle alacaklının takibi yürütememesi durumudur. Asıl ölçüt, takibin fiilen yapılamaması olup yalnız borçlunun uzakta olması ya da iflasın bulunması tek başına yeterli sayılmaz; takibe engel olan durumun varlığı aranır.
- Yabancı memlekette bulunma
- Borçlunun Türkiye dışında bulunması ve bu nedenle takibin yapılamamasıdır. Maddenin ayrıca ilgili durumda takibe engelin varlığını ortaya koymayı gerektirdiği kabul edilir.
- Hileli iflas
- Borçlunun iflas sürecinde alacaklıları zarara uğratmak amacıyla malvarlığını gizlemesi ya da azaltması sonucunda alacaklının takibe devam edemediği hâldir.
- Terekenin tasfiyesi
- Miras bırakanın borçlarının ödenmesi için mirasçılar veya tasfiye memurunca terekenin paraya çevrilip dağıtılması sürecidir. Bu süreçte takibin yapılamadığı dönemde zamanaşımı durur.
Zamanaşımının işlememesi: hangi şartlar aranır?
- Amme alacağının zamanaşımına tabi olması ve bu alacak için takip yapılması gerekir.
- Borçlunun yabancı memlekette bulunması, hileli iflas etmesi ya da terekesinin tasfiyesi hallerinden birinin varlığı aranmalıdır.
- Bu hâllerden dolayı alacak hakkında takibat yapılmasına imkân bulunmaması gerekir.
- Durma, ilgili hâlin devamı müddetince geçerlidir; hâl sona erdiğinde durma da sona erer.
- Zamanaşımının işlemeye başlayabilmesi için takibin mümkün hale gelmesi ya da bu hâlin ortadan kalkması beklenir; durma sebebi ortadan kalkan günün bitiminden itibaren süre yeniden işlemeye başlar.
- Durma süresi içinde takibat yapılamadığının somut olarak ortaya konulmuş olması aranmalıdır.
Zamanaşımının işlememesi: hangi sonuçları doğurur?
- Durma hâlleri devam ettiği sürece zamanaşımı işlemez.
- Durma sebebinin ortadan kalktığı günün bitiminden itibaren zamanaşımı yeniden başlar veya durmadan önce başlamış süre kaldığı yerden devam eder.
- Durma sebebi başlangıçta mevcutsa zamanaşımı hiç başlamamış sayılır.
- Durma sebebi zamanaşımı süresi içinde ortaya çıkmışsa o ana kadar işlemiş süre korunur.
- Takibin yapılabilmesi için engelin fiilen bulunmadığı bir dönemde zamanaşımı işlemeye devam eder; bu dönem hesaba katılır.
- Durma hâlleri sona ermeden zamanaşımının dolduğuna dair itiraz kabul edilmez.
Sebebin başlangıçta mevcut olması ile zamanaşımı işlerken ortaya çıkması arasındaki fark nedir?
Durma sebebi zamanaşımı başlamadan önce mevcutsa sürenin hiç başlamadığı kabul edilir.
Durma sebebi süre işlerken ortaya çıkmışsa o ana kadar işlemiş süre korunur ve sebep kalkınca kalan kısım için süre devam eder.
Başlangıçtan itibaren hiç işlememiş süre ile kısmen işlemiş süre arasında hesap farklılaşır.
Durma ile kesilme arasındaki fark nedir?
Durmada işlemiş süre silinmez, sebep kalkınca kaldığı yerden devam eder.
Kesilmede (m.103 kapsamında) süre sıfırdan yeniden başlar.
Durmada süre uzamaz, kesilmede süre yeniden tam olarak işlemeye başlar.
Yabancı memlekette bulunma / hileli iflas / terekenin tasfiyesi: fark nedir?
Her üç hâlde de ortak ölçüt takibin fiilen yapılamamasıdır.
Hileli iflas ve tereke tasfiyesi ayrı bir hukuki süreçten doğar; yabancı memlekette bulunma ise borçlunun kişisel durumudur.
Hangi hâlin varlığı olaya göre ayrıca belirlenerek durmanın başlangıç ve bitiş tarihleri hesaplanır.
Zamanaşımının işlememesi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Borçlunun uzakta olmasını tek başına durma sebebi saymak; takibe engelin fiilen varlığının aranması gerektiğini gözden kaçırmak.
- Durma ile kesilmeyi karıştırmak; durmada işlemiş sürenin silinmediğini, kesilmede ise süre yeniden başladığını atlamak.
- Durma sebebi başlangıçta mevcutken süreyi işlemiş sayıp hesabı baştan yapmamak.
- Durma sebebinin ortadan kalktığı günü hesaba katmadan sürenin hemen işlemeye başladığını kabul etmek.
- Durma süresini takvim yılı başlangıcına bağlı hesaplamak ile durma hesabını birbirine karıştırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yargıtay, amme alacaklarında zamanaşımı süresinin vadenin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşından başlayarak hesaplandığını ve bu süreye m.103 ile m.104'ün uygulandığını kabul etmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2024/2015 E., 2024/4639 K., 29.04.2024)
- Mahkemeler, davacı yönünden m.103 ve m.104 hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığını somut olarak araştırmakta; kesen veya durduran bir işlemin gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2023/54 E., 2023/388 K., 16.01.2023)
- Ödeme emri düzenleme tarihi ile borçların muaccel olduğu dönemler birlikte değerlendirilerek zamanaşımına uğrayıp uğramadığı belirlenmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2024/1363 E., 2024/3871 K., 15.04.2024)
- Ödeme emrine konu borçların tebliğ tarihi itibarıyla on yıllık sürenin dolup dolmadığı, m.103 ve m.104 birlikte dikkate alınarak incelenmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2024/14338 E., 2025/4008 K., 11.03.2025)
- Durma sebeplerinin m.104'te, kesilme sebeplerinin m.103'te sayıldığı ve iki kurumun birbirinden ayrı tutulması gerektiği kabul edilmektedir. (10. Daire, 2019/11351 E., 2023/3625 K., 15.06.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Zamanaşımının durduğunu ileri süren alacaklı, borçlunun yabancı memlekette bulunduğunu, hileli iflas ettiğini ya da terekenin tasfiyesi nedeniyle takibin yapılamadığını ispatlamakla yükümlüdür.
- Yabancı memlekette bulunma hâlinde pasaport, ikamet veya tebligat kayıtları gibi resmi belgelerle durumun ortaya konulması gerekir.
- Hileli iflas ve terekenin tasfiyesinde iflas dosyası ya da tasfiye kayıtları ile takibin yapılamadığı gösterilmelidir.
- Durmanın süresini belirleyen başlangıç ve bitiş tarihlerini ileri süren taraf bu tarihleri belgelerle kanıtlamalıdır. (10. Hukuk Dairesi, 2023/54 E., 2023/388 K., 16.01.2023)
- Karşı taraf, takibin yapılabildiğini veya durma sebebinin bulunmadığını ileri sürerse bu savunmasını kendisi ispatlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.103: Zamanaşımını kesen sebepleri düzenler; m.104 ise durma sebeplerini düzenler ve iki hüküm birlikte uygulanır.
- 6183 sayılı Kanun m.102: Amme alacağı zamanaşımı süresini belirler; m.104 bu sürenin işleyişini durdurur.
- 6183 sayılı Kanun m.104: Maddenin kendisi; kesilme ve durma hükümlerinin ayrımı için kullanılır.
Amme Alacakları Kanunu m.105 — Tabii afetler sebebiyle terkin
6183 sayılı Kanun'un 105. maddesi, tabii afetler nedeniyle varlıklarının ve mahsullerinin en az üçte birini kaybeden kişilerin amme alacaklarının Cumhurbaşkanı kararıyla kısmen veya tamamen terkin edilmesini düzenler. Maddede terkin için başvuru süresi, zararın tespiti ve Vergi Usul Kanunu kapsamındaki amme alacaklarına uygulama hükümleri yer alır. Madde, zararın derecesinin tespitine ilişkin yöntemi ve terkin kararının kapsamını genel hatlarıyla belirler. Madde, afet dışındaki nedenlerle yapılan terkinleri, borcun ödeme kolaylığı ya da zamanaşımı gibi genel ödeme sürelerini düzenlemez (bu konular 6183 sayılı Kanun'un ilgili diğer maddelerinde yer alır). Maddenin uygulandığı kişi, afetten zarar gören mükellef ve amme borçlusudur; afetten doğrudan etkilenmeyen borçlular bakımından uygulanmaz. Terkin yetkisinin dayanağı ve usulü, Vergi Usul Kanunu'nun 115. maddesi ile bağlantılı olarak uygulanır.
Tabii afetler sebebiyle terkin: hangi kavramlar bilinmeli?
- Tabii afet
- Maddede sayılan yangın, yer sarsıntısı, yer kayması, su basması, kuraklık, don, zararlı hayvan ve haşarat istilası ile bunlara benzeyen olaylardır. Sayılanlarla benzerlik ölçütü aranır; insan eliyle meydana gelen zararlar bu kapsamda değerlendirilmez.
- Terkin
- Tahakkuk etmiş amme alacağının Cumhurbaşkanı kararıyla kısmen veya tamamen silinmesidir. Terkin, borcun ödenmesi yerine yetkili makamın kararıyla alacağın ortadan kaldırılmasıdır.
- Varlık ve mahsul kaybı oranı
- Afetten zarar gören varlık ve mahsullerin en az üçte birinin kaybedilmiş olmasıdır. Bu oran, terkin için aranan asgari zarar eşiğidir.
- Zararın derecesi
- Afetin zarar verdiği varlık ve mahsulün kaybının oranıdır. Mahalli il veya ilçe idare kurullarınca tespit edilir ve Maliye Bakanlığınca genel olarak belirlenecek esaslara bağlıdır.
- Gelir kaynakları
- Afetin zarar verdiği, vergi, resim ve harç gibi amme alacaklarına konu olan faaliyet ve kazanç kaynaklarıdır. Terkin, bu kaynaklarla ilgili amme alacaklarını kapsar.
Tabii afetler sebebiyle terkin: hangi şartlar aranır?
- Afetin maddede sayılan veya bunlara benzeyen türden olması gerekir.
- Afetin zarar verdiği varlık ya da mahsullerin en az üçte birinin kaybedilmiş olması gerekir.
- Terkin konusu amme alacağının, zarar gören varlık veya mahsulle ilgili olarak ya da afetin zarar verdiği gelir kaynağıyla ilgili olarak tahakkuk etmiş olması gerekir.
- Zarar görenin, afetin vukuu tarihinden itibaren altı ay içinde ilgili amme idaresine yazılı olarak başvurması gerekir.
- Zararın varlığı ve derecesinin mahalli il veya ilçe idare kurullarınca, Maliye Bakanlığınca genel olarak belirlenen esaslar dahilinde tespit edilmesi gerekir.
- Terkin kararının Cumhurbaşkanınca verilmesi gerekir; karar kısmi veya tam olabilir.
Tabii afetler sebebiyle terkin: hangi sonuçları doğurur?
- Afetle ilgili zarar üçte birlik eşiği aşıyorsa ve süresinde başvuru yapılmışsa, tahakkuk etmiş ilgili amme alacakları Cumhurbaşkanı kararıyla kısmen veya tamamen terkin olunur.
- Zarar eşiği aşmıyorsa, madde kapsamında terkin yapılmaz ve alacak genel hükümlere göre tahsil edilmeye devam eder.
- Altı aylık başvuru süresinde yazılı müracaat yapılmazsa, terkin hükmünden yararlanılamaz.
- Zararın varlığı tespit edilmeden terkin kararı verilemez; tespit mahalli il veya ilçe idare kurullarınca yapılır.
- Vergi Usul Kanunu kapsamındaki amme alacakları hakkında aynı terkin hükmü uygulanır.
Kısmi terkin ile tam terkin arasındaki fark nedir?
Kısmi terkin, zararın derecesine göre alacağın yalnızca bir bölümünün silinmesidir.
Tam terkin, alacağın tamamının silinmesidir.
Hangisinin uygulanacağı Cumhurbaşkanı kararında belirlenir; madde zararın derecesi ile terkin oranı arasında otomatik bir bağ kurmaz.
Afet kaybı eşiği altında kalan ile eşiği aşan zarar arasındaki fark nedir?
Varlık ve mahsullerin üçte birinden az kaybı olan zarar madde kapsamında değerlendirilmez.
Üçte birden fazla veya üçte birine eşit kayıp madde kapsamına girer.
Eşik altında kalan zarar için bu madde uyarınca terkin talep edilemez; eşik aşıldığında terkin başvurusu yapılabilir.
Gelir kaynağı ile varlık/mahsul borcu: fark nedir?
Varlık ve mahsul kaybına ilişkin amme alacağı, zarar gören varlık veya mahsulle bağlantılıdır.
Gelir kaynağına ilişkin amme alacağı, afetin zarar verdiği faaliyetten doğar.
Her iki grup da terkin kapsamına girer; madde her iki alacağı birlikte düzenler.
Genel amme alacağı ile vergi Usul Kanunu kapsamındaki alacak arasındaki fark nedir?
Madde metnindeki genel terkin hükmü, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacaklarına uygulanır.
Vergi Usul Kanunu'na tabi alacaklar bakımından maddenin son fıkrası gereği aynı hüküm uygulanır.
Vergi Usul Kanunu'na giren alacaklar için ayrı bir terkin rejimi aranmaz; aynı kural geçerlidir.
Tabii afetler sebebiyle terkin: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Afetin maddede sayılan türlerden olup olmadığını değerlendirmeden, her doğal olayı terkin kapsamına dahil etmek.
- Üçte birlik eşiği, ortalama veya toplam kayıp üzerinden yanlış hesaplamak; eşiğin varlık ve mahsul bazında ayrı ayrı mı yoksa toplu mu uygulanacağını karıştırmak.
- Altı aylık süreyi afetin vukuu yerine, zararın fark edildiği ya da tespit tarihinden saymak.
- Terkin için gereken tespit işlemini atlayarak doğrudan Cumhurbaşkanı kararı beklemek veya idareye başvurmak.
- Vergi Usul Kanunu kapsamındaki alacaklar için ayrı bir terkin rejimi bulunduğunu varsaymak; maddenin son fıkrası aynı hükmü uygulamaktadır.
- Kısmi terkin ile tam terkinin koşullarını birbirine karıştırmak; karar Cumhurbaşkanınca belirlenir, madde otomatik oran vermez.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler ve Vergi Dava Daireleri Kurulu, 6183 sayılı Kanun'un 105. maddesinin Vergi Usul Kanunu kapsamındaki alacaklara da uygulandığını kabul etmektedir. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 1990/2 E., 1990/27 K., 06.04.1990)
- Yargı kararları, madde kapsamındaki zararın varlığını ve derecesini ilgili idare kurullarınca tespit edilmiş olmasını aramaktadır. (10. Hukuk Dairesi, 2014/26943 E., 2016/4605 K., 31.03.2016; 10. Hukuk Dairesi, 2018/1777 E., 2018/10516 K., 12.12.2018)
- Uygulamada terkin talebinin kabulü için afetin maddede sayılan türlerden biri olduğu ve üçte birlik kaybın somut olarak ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2014/26943 E., 2016/4605 K., 31.03.2016; 10. Hukuk Dairesi, 2018/1777 E., 2018/10516 K., 12.12.2018)
Nasıl ispat edilir?
- Terkin talebinde bulunan mükellef, afetin vukuunu ve tarihini ilgili belgelerle ispatlamakla yükümlüdür.
- Varlık veya mahsulde en az üçte birlik kaybın ispatı, mahalli il veya ilçe idare kurulunun tespit tutanağı ile yapılır; zarar derecesi bu kurulların tespitine dayanır.
- Altı aylık başvurunun süresinde yapıldığı, yazılı müracaatın tarihi ile afetin vukuu tarihinin karşılaştırılmasıyla ispatlanır.
- İdare, zararın madde kapsamında olmadığı iddiasını ileri sürerse, bu iddiayı kurul tespitine veya belgelere dayanarak ispatlamakla yükümlüdür.
- Terkin kararının Cumhurbaşkanı kararına dayanması gerektiğinden, karar metni ve ilgili tespit belgeleri uyuşmazlıkta esas alınır. (10. Hukuk Dairesi, 2014/26943 E., 2016/4605 K., 31.03.2016)
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.105: Kendi metnidir; afetle ilgili terkin hükmünü düzenler.
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.115: Maddenin son fıkrasında atıf yapılan kanun olup, olağanüstü hallerde amme borçlarına etkiyi düzenleyen özel hükümdür; vergi alacakları bakımından 6183 sayılı Kanun'un 105. maddesi bu yolla uygulanır.
Amme Alacakları Kanunu m.106 — Tahsil imkansızlığı sebebiyle terkin
Madde, amme alacaklarının tahsil zamanaşımı süresi beklenmeksizin terkin edilebilmesi için alt sınırları düzenler. Terkin, tahsilin imkânsız olduğu veya giderlerin alacaktan fazla bulunduğu hallerde, 213 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklar ile diğer amme alacakları bakımından ayrı tutarlara bağlanmıştır. Cumhurbaşkanına bu tutarları artırma yetkisi ve Maliye ve Gümrük Bakanına terkin edilecek miktarı belirleme yetkisi verir; terkin yetkisinin mahalli makamlara devredilmesine de imkân tanır. Maddenin kişisel kapsamı, amme alacağının tahsilini yapan amme idarelerinin terkin yetkisini haiz organlarıdır. Madde, aciz hâlinde yapılan tasarrufların iptalini (m.29), tahsil zamanaşımını ve bu sürelerin işleyişini, tecil ve taksit hükümlerini, haciz ve satış usulünü düzenlemez.
Tahsil imkansızlığı sebebiyle terkin: hangi kavramlar bilinmeli?
- Terkin
- Amme alacağının, tahsil zamanaşımı süresi dolmadan, idarece kayıtlardan silinmesidir. Bu madde kapsamındaki terkin, alacağın tahsil edilemeyeceğinin tespiti üzerine yapılan bir hesap ve kayıt işlemidir.
- Tahsilin imkânsız olması
- Yapılacak takip sonunda alacağın tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmasıdır. Terkin için yalnız bu durum yeterli değildir; tahsil giderlerinin alacaktan fazla olması hâli de aynı sonucu doğurur.
- 213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları
- Maddede ayrı ve daha düşük terkin sınırına bağlanan alacak grubudur. Madde bu alacakların hangi kanun kapsamında olduğunu tanımlamaz; ayrım, madde metnindeki kanun atfından yapılır.
- Diğer amme alacakları
- 213 sayılı Kanun kapsamına girmeyen amme alacaklarıdır. Bunlar için terkin sınırı, birinci gruptan farklı olarak daha yüksek tutulmuştur.
- Terkin yetkisi
- Amme idarelerinde terkin işlemini yapmaya yetkili organın yetkisidir. Yetki, mahalli makamlara bırakılabilir; bu hâlde terkin işlemini devralan makam yetkisini bu sınırlar içinde kullanır.
Tahsil imkansızlığı sebebiyle terkin: hangi şartlar aranır?
- Alacağın tahsilinin, yapılacak takip sonunda imkânsız olduğunun anlaşılması ya da tahsil için yapılacak giderlerin alacaktan fazla bulunduğunun anlaşılması gerekir.
- Alacağın 213 sayılı Kanun kapsamında olması hâlinde tutarın 10 Türk Lirası (10 Türk Lirası dahil) sınırını aşmaması gerekir.
- Alacağın diğer amme alacaklarından olması hâlinde tutarın 20 Türk Lirası (20 Türk Lirası dahil) sınırını aşmaması gerekir.
- Terkin, amme idaresinde terkin yetkisini haiz organ tarafından yapılmalıdır; bu yetki mahalli makamlara bırakılmışsa o makam tarafından kullanılabilir.
- Terkin, tahsil zamanaşımı süresinin beklenmemesi esasına dayanır; zamanaşımı süresinin dolmuş olması koşul değildir.
Tahsil imkansızlığı sebebiyle terkin: hangi sonuçları doğurur?
- Koşullar bir arada gerçekleşirse ve tutar sınırın altında veya eşitse, amme alacağı tahsil zamanaşımı süresi beklenmeksizin terkin edilebilir.
- Alacak tutarı sınırı aşıyorsa bu madde uyarınca terkin yapılamaz; alacağın tahsil yolları devam eder.
- Cumhurbaşkanı, birinci fıkradaki tutarları topluca veya ayrı ayrı on katına kadar artırabilir.
- Maliye ve Gümrük Bakanı, terkin edilecek amme alacağının miktarını belirleme yetkisine sahiptir.
- Terkin yetkisini haiz olanlar, bu yetkinin tamamını veya bir kısmını mahalli makamlara bırakabilir.
213 sayılı Kanun kapsamındaki alacak ile diğer amme alacakları arasındaki fark nedir?
213 sayılı Kanun kapsamına giren amme alacakları, madde metninde 10 Türk Lirası (10 Türk Lirası dahil) sınırına bağlanmıştır.
Diğer amme alacakları, 20 Türk Lirası (20 Türk Lirası dahil) sınırına bağlanmıştır.
Aynı tutardaki iki alacaktan biri bu sınır içinde kalarak terkin edilebilirken öteki kapsam farkı nedeniyle terkin edilemeyebilir. Güncel tutarların belirlenmesi için bu grupların ayrı ayrı tespiti gerekir.
Tahsilin imkânsızlığı ile tahsil giderlerinin alacağı aşması arasındaki fark nedir?
Takip sonunda alacağın tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması, terkin için bir hâldir.
Tahsil giderlerinin alacaktan fazla olduğunun anlaşılması, alacağın tahsili mümkün olsa da ekonomik olarak anlamsız hâle gelmesidir.
Her iki hâlde de terkin için aynı tutar sınırları uygulanır; hâllerden biri varsa terkin yapılabilir.
Terkin (bu madde) ile tahsil zamanaşımı süresinin beklenmesi arasındaki fark nedir?
Bu maddeye göre terkin, tahsil zamanaşımı süresi dolmadan yapılabilir.
Zamanaşımı süresinin beklenmesi hâlinde alacak, süre dolunca zamanaşımı nedeniyle sona erer.
Sınırların altında kalan ve koşulları taşıyan alacaklar, zamanaşımını beklemeden kayıtlardan silinebilir.
Tahsil imkansızlığı sebebiyle terkin: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Birinci fıkradaki tutarları madde metnindeki taban tutar olarak almak; güncel sınırlar Cumhurbaşkanı artırma yetkisi ve Bakan belirlemesi ile değişebilir.
- 213 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklara 20 Türk Lirası sınırını, diğer alacaklara 10 Türk Lirası sınırını uygulamak.
- Terkinin tahsil zamanaşımı süresinin dolmasını gerektirdiğini düşünmek; madde bu süreyi beklemeden terkine izin verir.
- Tahsilin imkânsızlığı ile giderlerin alacağı aşması hâllerini birbirine karıştırmak; her iki hâl ayrı ayrı yeterlidir.
- Terkin yetkisinin mahalli makamlara devredilmiş olmasını, devredilen makamın yetkisinin sınırsız olduğu sonucuna götürmek.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kamu alacaklarının tahsili için 6183 sayılı Kanunun bazı maddelerinin, 5510 sayılı Kanun kapsamındaki prim ve diğer alacaklara uygulanmadığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/457 E., 2022/1757 K., 15.12.2022; Hukuk Genel Kurulu, 2024/409 E., 2025/604 K., 08.10.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2021/603 E., 2022/1756 K., 15.12.2022; Hukuk Genel Kurulu, 2021/17 E., 2022/1671 K., 06.12.2022)
- 5510 sayılı Kanunun ilgili fıkrası, prim ve diğer alacaklar bakımından 6183 sayılı Kanunun 51, 102 ve 106. maddelerini uygulama dışında bırakmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, 2025/273 E., 2025/630 K., 29.04.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2018/1121 E., 2021/1409 K., 16.11.2021)
Nasıl ispat edilir?
- Terkini talep eden ya da terkin işlemini yapan idare, alacağın tahsilinin imkânsız olduğunu ya da tahsil giderlerinin alacaktan fazla bulunduğunu takip dosyasına dayanarak göstermelidir.
- Alacağın tutarı ve kapsamı, tahakkuk ve takip belgeleriyle belirlenir; tutarın sınır içinde kaldığı idare tarafından kayıtlarla ortaya konur.
- Alacağın 213 sayılı Kanun kapsamında olup olmadığı, alacağın dayanağı olan kanuna göre ispatlanır.
- Tahsil giderlerinin alacaktan fazla olduğu iddiası, yapılan gider kayıtları ile desteklenmelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.29: Aciz hâlinde yapılan tasarrufların iptali ile ilgilidir; bu madde terkinle, o madde ise tasarrufların iptaliyle ilgilidir.
- 213 sayılı Kanun: Birinci fıkrada ayrı tutar sınırı getirilen alacak grubunu belirler; ilgili kanunun kapsamı bu grubun sınırını gösterir.
Amme Alacakları Kanunu m.107 — Sırrın ifşası
Madde, amme alacaklarının tahsili sırasında görev yapan kişilerin, amme borçlusu ve onunla ilgili kişilere ait sırları ifşa etmesini yasaklar ve bu ifşanın cezasını TCK m.239'a bağlar. Ayrıca tahsil yetkisi verilen kuruluşlara ve borç bilgisi aranan kurumlara, ödeme ve işleme taraf olanlara ilişkin borç bilgilerinin verilmesinin sır ifşası sayılmayacağını düzenler. Kime uygulandığı, 6183 sayılı Kanun'un tahsilde vazifeli kıldığı kimselerle sınırlıdır. Madde, tahsil yetkisinin kapsamını, Maliye Bakanlığınca belirlenecek bilgi verme usul ve esaslarının içeriğini düzenlemez. Hapis cezasının infazı (m.106), amme alacağının tahsil yetkisi (m.41) ve borçlunun borcunun olmadığına dair belge düzenlenmesi (m.22/A) başka maddelerde yer alır. Ayrıca bu maddenin ceza yaptırımının konusu olan TCK m.239 ve göreve ilişkin sır suçu (TCK m.258) ayrı hükümlerdir.
Sırrın ifşası: hangi kavramlar bilinmeli?
- Amme borçlusu
- Amme alacağının kendisinden tahsil edileceği gerçek veya tüzel kişidir. Madde, sır koruması bakımından yalnız borçluyu değil, onunla ilgili kimseleri de kapsamına alır.
- Sır
- Şahıslara, mesleklere, işlere, muamele ve hesap durumlarına ait bilgiler ile kanunen gizli kalması gereken diğer hususlardır. Kişinin kamuya açık olan bilgileri bu kapsamda sayılmaz.
- İfşa
- Sırrın gizli kalması gereken kişiler dışındaki üçüncü kişilere açıklanmasıdır. Madde metninde açıklamanın hangi yolla yapıldığı aranmaz.
- Tahsil yetkisi verilen kuruluşlar
- 6183 sayılı Kanun'un 41. maddesine göre amme alacağını tahsil yetkisi verilen kuruluşlardır. Bu kuruluşlara yapacakları tahsile yönelik bilgilerin verilmesi sır ifşası sayılmaz.
- Borç bilgisi
- Ödeme ve işleme taraf olanlara ilişkin, kurum ve kuruluşlara verilebilen amme borcu durumunu gösteren bilgidir. Verilmesi, belirlenen usul ve esaslara uygun olduğu sürece sır ifşası sayılmaz.
Sırrın ifşası: hangi şartlar aranır?
- Failin, Kanun'un tatbikinde vazifeli bulunan kimse olması gerekir.
- Açıklanan bilginin, görevi dolayısıyla öğrenilmiş amme borçlusu veya onunla ilgili kimseye ait şahıs, meslek, iş, muamele veya hesap durumu bilgisi ya da gizli kalması gereken diğer bir husus olması gerekir.
- Bilginin üçüncü kişilere ifşa edilmesi gerekir.
- Açıklamanın, ikinci fıkra kapsamında tahsil yetkisi verilen kuruluşlara tahsile yönelik bilgi veya borç bilgisi verilmesi biçiminde olmaması gerekir; bu hâlde sır ifşası sayılmaz.
- Borç bilgisinin verilmesinde, Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esasların aşılmaması gerekir.
Sırrın ifşası: hangi sonuçları doğurur?
- Kanun'un tatbikinde vazifeli kimse sırrı ifşa ederse, TCK m.239 uyarınca cezalandırılır.
- Ek fıkra kapsamında tahsil yetkisi verilen kuruluşlara tahsile yönelik bilgilerin verilmesi ve borç bilgilerinin belirli kurum ve kuruluşlara verilmesi sır ifşası sayılmaz.
- Ek fıkra kapsamındaki kurum ve kuruluşlarda vazifeli kimse edindiği bilgileri ifşa ederse, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
- Borç bilgisi verme usul ve esasları Maliye Bakanlığınca belirlenir; bu usul ve esasa uygun verilen bilgi ceza sorumluluğu doğurmaz.
Sır ifşası ile yasal bilgi verme arasındaki fark nedir?
Görevli kişinin borçlunun hesap durumunu gizli kalması gerektiği hâlde üçüncü kişiye açıklaması, ifşa niteliğindedir.
Tahsil yetkisi verilen kuruluşa tahsile yönelik bilgi verilmesi ya da 22/A kapsamında belge arayan kurum ve kuruluşa borç bilgisi verilmesi, madde gereği ifşa sayılmaz.
İlk halde birinci fıkra ve TCK m.239 uyarınca cezalandırma söz konusudur; ikinci halde ceza sorumluluğu doğmaz.
Birinci fıkra ile ek fıkra kapsamındaki görevliler arasındaki fark nedir?
Birinci fıkradaki görevli, Kanun'un tatbikinde vazifeli olduğu için bilgileri ifşa ettiğinde doğrudan birinci fıkraya göre cezalanır.
Ek fıkradaki kurum ve kuruluşlarda vazifeli kimse, bilgileri ifşa ederse yine birinci fıkra hükmüne göre cezalanır; ancak bilgi verme eyleminin kendisi ifşa sayılmaz.
Her iki durumda da ceza, birinci fıkra hükmüne bağlanır; ayrım, eylemin ifşa sayılıp sayılmamasında ortaya çıkar.
Sırrın ifşası: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Ek fıkradaki bilgi verme istisnasını her türlü bilgi açıklaması için geçerli saymak; istisna yalnız tahsile yönelik bilgi ve borç bilgisi için geçerlidir.
- Ek fıkrada sayılan kuruluşlarda vazifeli kimsenin bilgi verme yetkisi bulunduğu için bilgileri ifşa edebileceğini sanmak; bu kişiler de ifşa halinde birinci fıkra hükmüne göre cezalanır.
- Madde metnindeki TCK m.239 atfını TCK m.258 ile karıştırmak; birinci fıkra sır ifşasını TCK m.239'a bağlar, göreve ilişkin sır suçu ayrı bir hükümdür.
- Maliye Bakanlığı usul ve esaslarını aramadan borç bilgisi verilebileceğini kabul etmek.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Ödeme emirlerinin açık olarak gönderilmesinin, Kanun'un 107. maddesiyle korunan sırların ifşası anlamına geleceği ve bu nedenle kabulünün mümkün olmadığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/3512 E., 2019/134 K., 12.02.2019)
- Kanun'un 107 ve 108. maddeleri, hapis cezasının infazına ilişkin düzenleme olarak yorumlanmakta ve adli para cezasının tahsili 106. maddeye bağlanmaktadır. (11. Ceza Dairesi, 2017/15265 E., 2018/2480 K., 21.03.2018)
Nasıl ispat edilir?
- Sırrın ifşası iddiasını ileri süren taraf, açıklamanın gerçekleştiğini ve açıklanan bilginin sır niteliğinde olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Ödeme emri veya borç bilgisinin hangi kuruma, hangi biçimde ve hangi amaçla gönderildiği yazılı belge ile ortaya konulur.
- Failin Kanun'un tatbikinde vazifeli olduğunu ileri süren taraf bu sıfatı ispatlar.
- Savunma olarak ikinci fıkra kapsamında bilgi verildiğini ileri süren görevli, bilginin tahsile yönelik veya belgeye bağlı borç bilgisi olduğunu ve Maliye Bakanlığı usul ve esaslarına uyulduğunu belgelerle ispatlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.41: Amme alacağını tahsil yetkisi verilen kuruluşları belirler; ek fıkradaki bilgi verme istisnasının kimlere yapılabileceğini gösterir.
- 6183 sayılı Kanun m.22/A: Borcun olmadığına dair belgeyi arama zorunluluğu getirilen kurum ve kuruluşları tanımlar; bu kurumlara borç bilgisi verilmesi istisna kapsamındadır.
- 6183 sayılı Kanun m.106: Adli para cezası ve hapis cezasının tahsil ve infazına ilişkin düzenlemeleri içerir; madde metninde yer almamakla birlikte bağlantılı olduğu için bu konuya ilişkin kararda atıf vardır.
- 5237 sayılı TCK m.239: Madde metninin cezalandırma hükmünü bağladığı maddedir; ifşanın cezası bu hükümde belirlenir.
Amme Alacakları Kanunu m.108 — Artırmalara katılamıyacak ve artırmalardan mal satınalamıyacak olanlar
6183 sayılı Kanun'un 108. maddesi, bu Kanun gereğince paraya çevrilecek malların artırmasına ilişkin bir satın alma yasağını düzenler. Yasağın kapsamı, malların üçüncü kişiler aracılığıyla ya da üçüncü kişilere satın aldırılarak edinilmesi yoluyla kaçınılmasını ve bu yasağın eşleri ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarına genişletilmesini içerir. Maddenin ikinci fıkrası ise yasağa aykırı davranışı üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile yaptırıma bağlar. Madde, yasağa aykırı ihalelerin feshine ilişkin yolu 99. maddeye bağlar. Maddenin uygulandığı kişiler, bu Kanun'un tatbikinde vazifeli bulunanlardır. Madde, ihalenin usul kurallarını, teminat ve artırma başvurusunu düzenlemez (m.45 ve devamı ile ilgili usul hükümleri). Madde, haczedilmezlik ve devlet malları ayrıcalığını düzenlemez (İİK m.82). Madde, kötüniyetli tasarrufların iptalini düzenlemez (m.30). Madde, 99. maddenin fesih usulünü ayrıntılı olarak düzenlemez (m.99).
Artırmalara katılamıyacak ve artırmalardan mal satınalamıyacak olanlar: hangi kavramlar bilinmeli?
- Vazifeli bulunan kimseler
- Kanunun tatbikinde görev alan, yani paraya çevirme ve artırma işlemlerini yürüten icra ve tahsil görevlileridir. Madde metni bu kişilerin kapsamını ayrıca sınırlamadığından görev fiilen bu Kanun'un uygulanmasıyla bağlantılı olmalıdır.
- Artırma
- Bu Kanun gereğince paraya çevrilecek malların açık artırma yoluyla satışıdır. Yasak, yalnızca bu tür satışlara ilişkindir.
- Üçüncü şahıs vasıtasıyla satın alma
- Yasaklı kişinin kendi adına değil, başkası adına ya da başkasının aracılığıyla malı edinmesidir. Maddede doğrudan yasaklanan dolaylı edinim yöntemlerinden biridir.
- Teferruğ suretiyle satın alma
- Malın bedelinin peşin ödenmeyip taksitle ya da zamana yayılarak ödenmesi yoluyla edinilmesidir. Madde, bu yolla satın almayı da beş yıl süreyle yasaklar.
- Sıhri hısım ve kan hısmı
- Yasağın genişletildiği yakın aile çevresidir. Madde, eşlerini ve üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları yasağın kapsamına alır.
Artırmalara katılamıyacak ve artırmalardan mal satınalamıyacak olanlar: hangi şartlar aranır?
- Satın alma yapan kişinin bu Kanun'un tatbikinde vazifeli bulunan kimselerden olması gerekir.
- Satın alma konusunun bu Kanun gereğince paraya çevrilecek bir mal olması gerekir.
- Satın alma, artırmaya ne kendi adına ne de başkası adına katılmak yoluyla ya da artırma sonucu mal satın almak suretiyle gerçekleşmiş olmalıdır.
- Satın alma, mal üçüncü kişiler vasıtasıyla ya da üçüncü kişilere satın aldırılıp bu kişilerden teferruğ yoluyla edinilmiş olmamalıdır; bu yollar da yasağın kapsamındadır.
- Yasak, yasaklı kişinin eşleri ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları bakımından da geçerli olmalıdır.
Artırmalara katılamıyacak ve artırmalardan mal satınalamıyacak olanlar: hangi sonuçları doğurur?
- Vazifeli kimselerin, paraya çevrilecek malların artırmasına kendi adlarına veya başkaları adına katılmaları yasaktır.
- Vazifeli kimselerin bu malları artırma yoluyla ya da üçüncü kişiler vasıtasıyla satın almaları yasaktır.
- Malları üçüncü kişiye satın aldırıp ondan beş yıl süreyle teferruğ yoluyla edinmeleri de yasaktır.
- Yasak, eşleri ve üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları hakkında da uygulanır.
- Yasağa aykırı yapılan ihale, 99. madde uyarınca feshi istenebilen bir ihaledir.
- Yasağa aykırı hareket eden kişi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- Yasağın kapsamına girmeyen kişiler bakımından, yani vazifeli olmayan ve hısım olmayan üçüncü kişiler açısından bu madde bir satın alma yasağı getirmez.
Artırmaya doğrudan katılma ile dolaylı edinim arasındaki fark nedir?
Görevlinin kendi adına pey sürmesi ya da artırmada mal alması, doğrudan yasağın kapsamındadır.
Görevlinin mal üçüncü kişi aracılığıyla veya üçüncü kişiye satın aldırılıp ondan teferruğla alınması, dolaylı yoldur ve madde bunu da açıkça yasaklar.
Her iki yol da yasaktır; dolaylı yoldan edinimde aracı kişinin yasağa tabi olup olmadığına bakılmaksızın görevlinin edinimi yasak kapsamına girer.
Peşin satın alma ile teferruğ yoluyla satın alma arasındaki fark nedir?
Malın bedelinin peşin ödenerek alınması, yasağın doğrudan artırma ve satın alma hükümleri ile değerlendirilir.
Malın bedelinin taksitle ya da zamana yayılarak ödenmesi, teferruğ yoluyla satın almadır.
Teferruğ yoluyla satın alma için madde beş yıllık ayrı bir yasak süresi öngörür.
Görevli kişi ile yakın hısım arasındaki fark nedir?
Görevlinin kendisi bakımından yasak, doğrudan ve ilk derecede geçerlidir.
Eşler ve üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlar bakımından yasak, maddenin ikinci cümlesi ile genişletilmiştir.
Hısımların satın alması da görevlinin satın alması gibi yasaktır; hısımlık bağı kurulmadan önce yapılan alımlar ayrıca değerlendirilmelidir.
Yasağa aykırı ihale ile yasağa aykırı davranış arasındaki fark nedir?
Yasağa aykırı yapılan ihale, 99. madde uyarınca feshi istenebilen bir ihaledir.
Yasağa aykırı davranışta bulunan kişi, ikinci fıkra uyarınca cezai sorumluluk taşır.
Hukuki sonuç (fesih) ile cezai sonuç (hapis) birlikte doğabilir; birbirinin yerine geçmez.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yüksek mahkeme, icra müdürünün takip sırasında artırmaya ilişkin işlemlerde taraflardan birinin aleyhine olacak şekilde hareket edemeyeceğini ve bu yönde yapılan işlemlerin mutlak butlanla sakat, yani kesin olarak geçersiz olduğunu kabul etmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2016/1176 E., 2020/437 K., 03.11.2020)
- Yüksek mahkeme, Kanun'un 108. maddesinin, faaliyet izni kaldırılan veya Fon'a devredilen bankaların hâkim ortakları ve yöneticilerinin şahsi sorumluluğuna ilişkin hükümlerle birlikte uygulanacağını kabul etmektedir. (13. Daire, 2023/1432 E., 2025/2173 K., 29.05.2025; 13. Daire, 2018/803 E., 2024/213 K., 17.01.2024; 13. Daire, 2018/201 E., 2024/211 K., 17.01.2024; 13. Daire, 2018/543 E., 2024/212 K., 17.01.2024; 13. Daire, 2018/250 E., 2023/5176 K., 04.12.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Yasağa aykırılığı ileri süren taraf, satın alan kişinin bu Kanun'un tatbikinde vazifeli bulunduğunu ispatlamakla yükümlüdür; bu, görevin belgelerle gösterilmesiyle yapılır.
- Satın almanın hısım yoluyla yapıldığı iddia edildiğinde, hısımlık bağı nüfus kayıtları ile ispatlanır; yasağın kapsamı bu bağa dayanır.
- Dolaylı satın alma iddiasında, üçüncü kişinin görevliye ait olduğunu ya da teferruğ yoluyla edinimin varlığını ileri süren taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür; delil olarak ihale tutanağı, ödeme kayıtları ve taksit sözleşmeleri kullanılabilir.
- Yasağa aykırılık cezai bir sorumluluk doğurduğundan, ceza yargılamasında suçun unsurları şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispatlanmalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.99: Yasağa aykırı yapılan ihalenin feshinin istenebileceği yolu gösterir; fesih usulünü belirler.
- 6183 sayılı Kanun m.30: Kötüniyetli tasarruflarla malın kaçırılmasını düzenler; bu madde ise artırma yoluyla satın almayı yasaklar, iki düzenleme birbirinden ayrıdır.
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.82: Haczedilmezlik kurallarını düzenler; 6183 m.108 haczedilmezlik değil satın alma yasağı getirdiğinden bu madde ile ayrılır.
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.11: İcra ve iflas memurlarının takip edilen alacak veya satılan şey hakkında akit yapmasını yasaklar; 6183 m.108 ile benzer bir amaç taşır ve yasağa aykırı işlemler geçersizdir.
Amme Alacakları Kanunu m.109 — Takdir muamelelerine ve kararlara iştirak edemiyecek olanlar
Madde, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki satış komisyonu ile itiraz komisyonlarının reis ve üyeleri, bilirkişiler ve bu kişilerin kanun uygulaması sırasında karara bağlamakla yükümlü olduğu hadiseler bakımından iş görme yasağını düzenler. Yasak; kendisi, nişanlısı, eşi, belirli derecedeki kan ve sıhri hısımları, evlatlığı ve evlat edinveni ile kanuni temsilcisi veya vekili olduğu kimselerin işlerinde geçerlidir. Maddenin kapsamı, bu kişilerin takdir muameleleri ile bu işlere ilişkin kararlara iştirak etmesidir. Maddede düzenlenmeyen konular: icra müdürü ve icra personeline ilişkin iş görme yasağı (İİK m.10), icra personelinin kendi kendileriyle sözleşme yasağı (İİK m.11), hâkimin reddi ve çekilme sebepleri (HMK m.34-36) ve bu yasağa aykırı işlemlerin şikâyet yoluyla iptali.
Takdir muamelelerine ve kararlara iştirak edemiyecek olanlar: hangi kavramlar bilinmeli?
- İtiraz komisyonu
- Amme alacaklarına ilişkin itirazların değerlendirilmesi ve bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların karara bağlanması için görev yapan komisyondur. Maddenin yasağı, komisyonun reis ve üyelerini bağlar.
- Satış komisyonu
- Bu Kanun uyarınca yapılacak satışları yürüten komisyondur. Maddedeki yasak, komisyonun reis ve üyeleri için geçerlidir.
- Takdir muamelesi
- Kanunun uygulanması sırasında malların değerinin belirlenmesi gibi komisyonun değerlendirme yaptığı işlemlerdir. Yasak bu işlemlere iştirakı kapsar.
- Kan ve sıhri hısımlık
- Kan hısımlığı ortak soydan gelmeyi, sıhri hısımlık ise evlilik yoluyla doğan yakınlığı ifade eder. Maddede kan hısımlarında üçüncü dereceye, sıhri hısımlarda da üçüncü dereceye kadar olanlar sayılır.
- Civar hısımlık
- Sıhri hısımlık türüdür ve eşin kan hısımlarıyla kişi arasında doğan bağı ifade eder. Maddenin 2. bendinde yer alır ve evlenme sona ermiş olsa bile yasak devam eder.
- Kanuni temsilci veya vekil
- Kanun, mahkeme veya sözleşme gereği bir kimse adına hareket eden kişidir. Bu sıfatla hareket edilen kimsenin işi yasak kapsamına girer.
Takdir muamelelerine ve kararlara iştirak edemiyecek olanlar: hangi şartlar aranır?
- Yasak kapsamındaki kişinin satış komisyonu ya da itiraz komisyonu reisi veya üyesi ya da bilirkişi olması gerekir.
- İşin, komisyon üyesinin kendisinin, nişanlısının veya eşinin menfaatine ilişkin olması gerekir; eşlik bağı boşanma ile sona ermiş olsa bile yasak devam eder.
- İşin, kan veya sıhri usul ve füruun, evlatlığın, evlat edinenin veya kan hısımlığında üçüncü dereceye, sıhri hısımlıkta üçüncü dereceye kadar civar hısımların menfaatine ilişkin olması gerekir; sıhri hısımlığı doğuran evlenme sona ermiş olsa bile yasak kalkmaz.
- İşin, komisyon üyesinin kanuni temsilcisi veya vekili olduğu kimseye ait olması gerekir.
- Yasak kapsamındaki bir işin takdir muamelesine ya da bu işle ilgili karara iştirak etmemesi gerekir.
Takdir muamelelerine ve kararlara iştirak edemiyecek olanlar: hangi sonuçları doğurur?
- Yasak kapsamına giren bir işin takdir muamelesine ya da kararına iştirak eden reis veya üye, yasağa aykırı hareket etmiş olur.
- Komisyon üyesinin yasak kapsamında olması, o üyenin bu işte görev almasını engeller; işin görülmesi için bu kişinin yerine başka bir üye veya bilirkişi katılmalıdır.
- Kanun, yasağa aykırı işlemin sonucunu bu maddede açıkça belirtmemiştir. Yasağa aykırılık, işlemin iptali ve sorumluluk tartışmalarına yol açabilir.
- Yasağın kapsamı, kişinin doğrudan taraf olmadığı ancak kanuni temsilci veya vekil sıfatıyla hareket ettiği işleri de içerir.
Kan hısımlığı ile sıhri hısımlık arasındaki fark nedir?
Kan hısımlığı, ortak soydan gelen yakınlıktır. Maddede kan hısımlarında üçüncü dereceye kadar olanlar (bu derece dahil) yasak kapsamındadır.
Sıhri hısımlık, evlilik yoluyla oluşan yakınlıktır. Maddede sıhri hısımlarda üçüncü dereceye kadar olanlar yasak kapsamındadır.
Her iki hısımlıkta da derece sınırı aynı olmakla birlikte sıhri hısımlık, doğuran evlenme sona ermiş olsa bile yasağı kaldırmaz.
Eşlik ile eşlik bağının sona ermesi arasındaki fark nedir?
Eş ve nişanlı, yasağın doğrudan kapsamındadır.
Boşanmış eş de maddede ayrıca anılmıştır.
Boşanma ile eşlik bağı bitse bile boşanmış eşin işinde komisyon üyesi iştirak edemez.
Kendi işi ile kanuni temsilcisi veya vekili olduğu kişinin işi arasındaki fark nedir?
Kendi, nişanlısı, eşi ve hısımlarının işleri doğrudan yasağa girer.
Kanuni temsilcisi veya vekili bulunduğu kimsenin işi de yasağa girer.
Her iki durumda da işin tarafı olmasa bile komisyon üyesi o işin takdir ve kararına iştirak edemez.
Takdir muamelelerine ve kararlara iştirak edemiyecek olanlar: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Sıhri hısımlığı, evlilik sona erdiği için yasağın kalktığını düşünmek; madde bu durumda da yasağın devam ettiğini açıkça belirtir.
- Yasağın yalnızca kişinin kendi davasında geçerli olduğunu düşünmek; kanuni temsilci veya vekil sıfatıyla görülen işler de yasak kapsamındadır.
- Üçüncü derece kan hısmı ile üçüncü derece sıhri hısmı karıştırmak; her iki derece sınırı da üçüncü derece olarak belirlenmiştir ve bu derece dahildir.
- Komisyon üyesinin yalnızca karara değil takdir muamelesine de iştirak etmesinin yasak olduğunu gözden kaçırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, bir üyenin kendi davasına, eşinin veya kendisiyle akraba olan kişilerin davalarına bakamayacağı yönünde tarafsızlığı esas alan bir yorum benimsemektedir. Bu yorum, madde metnindeki yasağın amacına uygundur.
Nasıl ispat edilir?
- Yasağa aykırılığı ileri süren taraf, komisyon üyesinin ilgili işte taraf, vekil veya temsilci olduğunu ya da hısımlık bağının varlığını ispatlamalıdır. Nüfus kaydı ve aile kütüğü, hısımlığı göstermek için kullanılabilecek resmi belgelerdir.
- Kanuni temsilci veya vekil sıfatının varlığı, mahkeme kararı, vekaletname veya kanun hükmü ile belgelendirilir.
- Yasağa aykırılığı iddia eden taraf, bu sıfatların ilgili işte fiilen bulunduğunu da göstermelidir. Komisyon üyesi, yasağın bulunmadığını ileri sürüyorsa bu savunmayı ispatla yükümlüdür.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.109: Maddenin kendisidir; burada yer alan yasak diğer maddelerle birlikte okunmalıdır.
- 6183 sayılı Kanun: Maddenin uygulandığı satış komisyonu, itiraz komisyonu ve bilirkişi düzeni bu Kanunda yer alır.
Amme Alacakları Kanunu m.110 — Amme alacağının tahsiline engel olanlar
Madde, amme alacağının tahsili için hakkında takip muamelelerine başlanan borçlunun, alacağın tahsilini engellemek veya zorlaştırmak amacıyla mallarının bir kısmını ya da tamamını gerçek surette ya da gerçeğe aykırı biçimde azaltmasını suç olarak düzenler. Gerçek surette yapılan fiiller (mülkten çıkarma, telef etme, değerden düşürme) ile gerçeğe aykırı yapılan fiiller (gizleme, kaçırma, muvazaalı devir, asılsız borç ikrarı, alındı vererek gösterme) madde kapsamındadır. Maddenin uygulanması, kanunda ayrıca belirtilen şekilde, takip muamelesine başlanmış borçlu bakımından söz konusudur. Maddede düzenlenmeyen konular şunlardır: aciz halinde yapılan tasarrufların iptali (m.27-28 ve m.29), amme alacağının tahsiline imkân bırakmamak amacıyla yapılan tasarrufların iptali (m.30), haciz ve takip usulü ile ihtiyati haciz (ilgili hükümler), ve bu suçta cezanın ertelenmesi ya da zamanaşımı gibi ceza muhakemesi ve infaz konuları.
Amme alacağının tahsiline engel olanlar: hangi kavramlar bilinmeli?
- Amme alacağı
- Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin kamu hukukundan doğan ve kamu gücüne dayanan alacaklarıdır. Maddenin korumasının konusu bu alacaktır.
- Takip muamelesi
- Amme alacağının tahsili için borçlu hakkında başlatılan işlemlerdir. Maddenin uygulanabilmesi için borçlu hakkında bu işlemlerden birinin başlamış olması gerekir.
- Gerçek surette malvarlığını azaltma
- Malın fiilen çıkarılması, yok edilmesi ya da değerinin düşürülmesidir. Hukuki işlem gerektirmeyen, fiziki durumu değiştiren eylemleri kapsar.
- Gerçeğe aykırı surette malvarlığını azaltma
- Malın gizlenmesi, kaçırılması, muvazaalı olarak üçüncü kişiye geçirilmesi, asılsız borç ikrarı ya da sahte alındı verilmesi yoluyla malvarlığının görünürde azaltılmasıdır.
- Muvazaa
- Tarafların gerçek iradesi ile açıklanan iradesinin farklı olduğu, görünürde yapılan işlemdir. Burada borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı görünürdeki devirler bu kavrama girer.
- Tahsili engelleme veya zorlaştırma kastı
- Failin malvarlığını azaltmasının amacını oluşturur. Kastın, alacağın kısmen veya tamamen tahsilini engellemek ya da zorlaştırmak olması gerekir.
Amme alacağının tahsiline engel olanlar: hangi şartlar aranır?
- Failin amme alacağının tahsili için hakkında takip muamelesine başlanmış borçlu olması bulunmalıdır.
- Fail, mallarından bir kısmını veya tamamını gerçek surette (mülkünden çıkararak, telef ederek ya da değerden düşürerek) ya da gerçeğe aykırı surette (gizleyerek, kaçırarak, muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek, asılsız borç ikrar ederek ya da alındı vererek) azaltmış olmalıdır.
- Fiil, amme alacağının kısmen veya tamamen tahsilini engelleme ya da zorlaştırma amacıyla yapılmış olmalıdır.
- Geri kalan mallar borcu karşılamaya yetmemelidir; malvarlığının kalan kısmı alacağı karşılıyorsa suç oluşmaz.
- Fiil sonucunda borçlunun malvarlığı, alacağı karşılayamayacak düzeye inmiş olmalıdır.
Amme alacağının tahsiline engel olanlar: hangi sonuçları doğurur?
- Unsurlar birlikte gerçekleşirse fail altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- Borçlu, mallarının tamamını veya bir kısmını azaltmış olsa da geri kalan malları borcu karşılamaya yetiyorsa madde uygulanmaz.
- Takip muamelesi başlamadan yapılan fiiller bu madde kapsamında değildir; bu fiiller için aciz halinde yapılan tasarrufların iptali gibi hukuki yollar değerlendirilir.
- Fiil tahsili engelleme veya zorlaştırma kastı taşımıyorsa suç oluşmaz.
- Madde ceza hükmü olduğundan, uygulanması kamu düzenine ilişkindir ve şikayete bağlı değildir.
Gerçek surette azaltma ile gerçeğe aykırı surette azaltma arasındaki fark nedir?
Malın fiilen çıkarılması, telef edilmesi ya da değerinin düşürülmesidir. Fiziki bir değişiklik söz konusudur.
Mal görünürde durmaya devam eder ama gizlenir, muvazaalı işlemle başkasına geçirilir ya da asılsız borç ikrarı ve sahte alındı ile malvarlığı azalmış gösterilir.
İki hal de aynı suçun farklı fiil biçimleridir; kanun her ikisini tek madde içinde aynı cezaya bağlar.
Bu madde ile aciz halinde yapılan tasarrufların iptali arasındaki fark nedir?
Madde 110 bir ceza hükmüdür; borçlunun fiili üzerine kişisel sorumluluk doğurur.
İptal davası (m.27-29) ise tasarrufun alacaklı bakımından hükümsüzlüğünü sağlayan bir hukuk davasıdır.
Suçun oluşması tasarrufun iptalini gerektirmez; iptal davası kazanılmış olsa da ceza sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.
Amme alacağının tahsiline engel olanlar: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Takip muamelesi başlamadan yapılan bir azaltma fiilini bu madde kapsamında değerlendirmek; suçun ön koşulu eksik olur.
- Geri kalan malların borcu karşılayıp karşılamadığını incelemeden suçun oluştuğunu kabul etmek.
- Aciz halinde yapılan tasarrufların iptal davası ile bu suçun sonuçlarını birbirine karıştırmak; iptal kararı suçun varlığını kendiliğinden göstermez.
- Cezayı belirlerken altı ay ile üç yıl arasındaki hapis sınırını aşmak ya da bu sınırın dışında bir ceza öngörmek.
- Gerçeğe aykırı azaltma hallerini gerçek surette azaltma olarak nitelendirmek ya da tersini yapmak; iki hal farklı fiil biçimleridir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde, fiilin takip muamelesinin başlamasından sonra yapılıp yapılmadığı ve borçlunun geri kalan malvarlığının borcu karşılayıp karşılamadığı esas alınmaktadır. (11. Ceza Dairesi, 2021/12712 E., 2021/7918 K., 06.10.2021)
- Madde metninde yer alan hapis cezasının altı ay ile üç yıl arasında olduğu açıkça kabul edilmekte; cezanın bu sınırlar içinde belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2011/400 E., 2012/65 K., 28.02.2012; Ceza Genel Kurulu, - E., 2012/65 K., 28.02.2012)
- Maddenin kapsamına giren fiiller ile maddenin dışında kalan fiillerin ayrımında, takip muamelesinin varlığı ve kastın tespiti ön planda tutulmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2008/279 E., 2009/23 K., 10.02.2009; Ceza Genel Kurulu, 2009/1 E., 2009/54 K., 10.03.2009)
Nasıl ispat edilir?
- Takip muamelesinin başlamış olduğunu ve borçlunun bu tarihten sonra mal azaltma fiilini gerçekleştirdiğini iddia eden savcılık ispat yükü altındadır; takip dosyası ve tebliğ belgeleri bu konuda temel delildir.
- Malın gerçek surette çıkarıldığı, telef edildiği ya da değerinin düşürüldüğü, tapu kayıtları, bilirkişi raporu ve tanık beyanı ile ispatlanır.
- Gerçeğe aykırı azaltma (muvazaa, asılsız borç ikrarı, sahte alındı) iddiasında, işlemin görünürdeki ve gerçek durumu arasındaki farkın ortaya konulması gerekir; bu fark tapu, banka kayıtları ve bilirkişi incelemesiyle ispatlanır.
- Borçlunun geri kalan malvarlığının borcu karşılamaya yetmediği, mal beyanı ve icra dosyasındaki tespitlerle ortaya konulur; savunma olarak geri kalan malın yeterli olduğunu öne süren sanık bunu ispatla yükümlüdür.
- Failin tahsili engelleme veya zorlaştırma kastı, fiilin niteliği, zamanlaması ve takip durumu üzerinden dolaylı delillerle ispatlanır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.27: Aciz halinde yapılan tasarrufların iptali davasının esaslarını düzenler. Madde 110 ile aynı fiil farklı bir sorumluluk biçimi doğurabilir; biri hukuki, diğeri cezai sonuç üretir.
- 6183 sayılı Kanun m.28: Tasarrufun iptali davasında karşı tarafın (üçüncü kişinin) durumuna ilişkin hükümler içerir; muvazaalı devirlerin değerlendirilmesinde kullanılır.
- 6183 sayılı Kanun m.29: Hükümsüz sayılan tasarrufları düzenler; aciz halinde yapılan tasarruflarda iki yıllık süre ve ödeme müddeti başlangıcı bu maddede belirtilir.
- 6183 sayılı Kanun m.30: Amme alacağının tahsiline imkan bırakmamak amacıyla yapılan tasarrufların iptalini düzenler; kastın ve kötüniyetin değerlendirilmesinde madde 110 ile birlikte okunur.
Amme Alacakları Kanunu m.111 — Gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar
Madde, 6183 sayılı Kanun kapsamında istenen mal bildirimine ilişkin iki fiili suç olarak düzenler: mal bildirimini gerçeğe aykırı yapmak ve yaşayış tarzının mal bildirimine uymaması. Madde, mal bildirimi yükümlülüğünün kendisini, bildirimin hangi hallerde istenebileceğini ve idari yaptırımları düzenlemez. Kime uygulanacağı, hangi kişilerin fail olabileceği yönünden bu maddenin kendi metninde ayrıca sınırlama yoktur; suçun faili, Kanun uyarınca mal bildirimi yükümlüsü olan kişidir. Mal bildiriminin istenmesi, süresi ve kapsamı (m.74-77 çevresindeki hükümler), idari para cezaları ve öteki ceza hükümleri (m.115 gibi) bu maddede düzenlenmemiştir.
Gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar: hangi kavramlar bilinmeli?
- Mal bildirimi
- Kanun uyarınca borçlunun veya ilgilinin malvarlığına ilişkin bilgi verme yükümlülüğünü ifade eder. Maddenin suç oluşturabilmesi için bildirimin Kanuna göre istenmiş olması gerekir; kendiliğinden verilen beyan bu kapsamda değerlendirilmez.
- Gerçeğe aykırı mal bildirimi
- Bildirilen malvarlığı bilgilerinin gerçek durumla uyuşmamasıdır. Eksik bildirim, bilerek gizleme ya da yanlış değer verme bu kapsama girebilir; bildirimin gerçeğe uygun olup olmadığı fiilin değerlendirilmesinde esas alınır.
- Yaşayış tarzının mal bildirimine uymaması
- Kişinin harcamaları, tüketim düzeyi ya da hayat standardı ile bildirdiği malvarlığı arasında açıklanamayan bir uyumsuzluk bulunmasıdır. Suç, bu uyumsuzluğun varlığıyla oluşur; ayrıca bir zarar ya da aldatma sonucu aranmaz.
Gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar: hangi şartlar aranır?
- Kanuna göre mal bildirimi istenmiş olmalıdır; bildirim talebinin yasal dayanağı bulunmadan fiilin bu suç kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
- Fail, bildirim yükümlüsü olmalı ve bildirimi gerçeğe aykırı biçimde yapmış olmalıdır; ya da yaşayış tarzı bildirilen malvarlığıyla uyuşmamalıdır.
- Maddi unsur, bildirimin gerçeğe aykırılığı veya yaşayış tarzı ile bildirim arasındaki uyumsuzluk olarak gerçekleşmelidir.
- Suçun cezasının uygulanabilmesi için, fiilin üç aydan bir yıla kadar hapis cezasını gerektirdiği kabul edilmelidir; cezanın türü ve miktarı bu maddede sabittir.
Gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar: hangi sonuçları doğurur?
- Mal bildirimini gerçeğe aykırı biçimde yapan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- Yaşayış tarzı mal bildirimine uymayan kişi de aynı cezayla cezalandırılır.
- Bildirim gerçeğe uygunsa ve yaşayış tarzı bildirilen malvarlığıyla bağdaşıyorsa, bu maddeye göre cezalandırma söz konusu olmaz.
- Madde, bildirimin yapılmasını zorunlu kılmaz; yükümlülük Kanunun öteki hükümlerinden doğar, madde yalnız bu yükümlülüğe aykırılığın yaptırımını koyar.
Gerçeğe aykırı bildirim ile yaşayış tarzı uyumsuzluğu arasındaki fark nedir?
Gerçeğe aykırı bildirim, fail tarafından verilen bir beyanın içeriğinin yanlış olmasıdır. Ölçüt, beyanın gerçekle karşılaştırılmasıdır.
Yaşayış tarzı uyumsuzluğu, fail bir beyanda bulunmuş olsa bile, kişinin yaşam düzeyinin bildirilen malvarlığıyla bağdaşmamasıdır. Ölçüt, somut harcama ve tüketim düzeyidir.
Her iki hal de aynı cezayla cezalandırılır; ancak ispat yöntemi farklıdır: birincide beyanın yanlışlığı, ikincide uyumsuzluğun varlığı gösterilir.
Gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi mal bildirimi yükümlülüğünü de düzenliyor gibi okumak; yükümlülük Kanunun öteki hükümlerinden doğar, bu madde yalnız yaptırım koyar.
- Gerçeğe aykırı bildirim ile yaşayış tarzı uyumsuzluğunu tek bir ölçüte bağlayıp ispat yöntemini karıştırmak.
- Fiilin cezasını madde metninde yer almayan bir süre veya tutarla belirlemek; ceza yalnız üç ay ile bir yıl arasında hapistir.
- Bildirimin Kanuna göre istenmediği bir durumda fiili bu madde kapsamında değerlendirmek.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, gerçeğe aykırı mal bildirimi suçunda beyanın yanlışlığının somut olarak ortaya konulmasını ve fail açısından kastın bulunmasını aramaktadır. (7. Ceza Dairesi, 2013/15303 E., 2014/9770 K., 22.05.2014)
- Yaşayış tarzı uyumsuzluğu nedeniyle hüküm kurulabilmesi için, kişinin harcama ve tüketim düzeyinin bildirilen malvarlığıyla bağdaşmadığının somut delillerle gösterilmesi gerekmektedir. (7. Ceza Dairesi, 2008/13767 E., 2010/12320 K., 14.07.2010)
- Suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe hükümler içeren mevzuatın uygulanması, hükmün kurulmasında gözetilmektedir. (7. Ceza Dairesi, 2008/13767 E., 2010/12320 K., 14.07.2010)
- Suçun cezalandırılabilmesi için alacaklının şikayetinin varlığı uygulamada ayrıca aranmaktadır. (19. Ceza Dairesi, 2015/6417 E., 2016/2799 K., 29.02.2016)
Nasıl ispat edilir?
- Asıl talebi ileri süren taraf, yani mal bildirimini gerçeğe aykırı olduğunu ileri süren kamu görevlisi veya alacaklı, bildirimin gerçeğe aykırılığını ispatla yükümlüdür.
- Gerçeğe aykırılık, bildirilen beyan ile dosyadaki belgelerin, tapu, banka ve ticaret kayıtlarının karşılaştırılmasıyla ispatlanır.
- Yaşayış tarzı uyumsuzluğunda ispat yükü iddiayı ileri süren tarafa aittir; harcama, gelir ve tüketim durumunu gösteren belgelerle ispat edilir.
- Sanık, bildirimin gerçeğe uygun olduğunu veya yaşayış tarzının bildirilen malvarlığıyla bağdaştığını savunabilir ve bu savunmasını belgelerle destekler.
Amme Alacakları Kanunu m.112 — Mal edinme ve artmalarını bildirmiyenler
6183 sayılı Kanun m.112, usulüne uygun mal bildiriminde bulunduktan sonra edinilen mallarda, her türlü mal ile kazanç ve gelirlerdeki artışları 61. madde uyarınca zamanında bildirmeyerek amme alacağının tahsilini engelleyen veya zorlaştıran kişiler için öngörülen cezai yaptırımı düzenler. Madde, mal bildirimi yükümlüsü olan kamu görevlileri ve diğer bildirim yükümlüleri bakımından, bildirim yapılmış olmasının ardından doğan artışları bildirmeyenlere uygulanır. Maddenin cezası, bildirim yükümlülüğünün kaynağı olan mal bildirimi rejimini ve 61. maddedeki bildirim süresini kurmaz; bunlar 6183 sayılı Kanun m.61 ile 3628 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmiştir. Madde, mal bildiriminin ilk yapılmasını, bildirim merciini, bildirimin yenilenme dönemlerini ve bildirimin gizliliğini düzenlemez. Tahsil usulünün diğer cezai hükümleri ile amme alacağının haciz ve takip usulü de bu maddenin kapsamı dışındadır.
Mal edinme ve artmalarını bildirmiyenler: hangi kavramlar bilinmeli?
- Mal bildirimi
- Kanunda belirlenen kişilerin, kendilerine, eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait malvarlığını ve gelir kaynaklarını ilgili mercie bildirmesi yükümlülüğüdür. Madde, bu yükümlülüğün usulüne uygun yerine getirilmiş olmasını ön koşul olarak aramaktadır.
- Mal bildirimi sonrası artış
- Usulü dairesinde yapılan mal bildiriminden sonra edinilen mallarda, her türlü mal, kazanç ve gelirde meydana gelen artışlardır. Önceki bildirimde yer alan malvarlığı dışında kalan ve sonradan doğan değer artışlarını ifade eder.
- Amme alacağı
- Kamu idarelerinin 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsil edebildiği vergi, resim, harç ve benzeri alacaklardır. Maddedeki suç, bu alacağın tahsilini engelleme veya zorlaştırma sonucunu aranmaktadır.
- 61. madde bildirimi
- 6183 sayılı Kanun m.61 uyarınca mal artışlarının zamanında bildirilmesi yükümlülüğüdür. Maddede suç, bu bildirimin süresinde yapılmamasına bağlanmıştır; sürenin ayrıntısı m.61 metninde aranmalıdır.
Mal edinme ve artmalarını bildirmiyenler: hangi şartlar aranır?
- Failin, usulü dairesinde mal bildiriminde bulunmuş olması gerekir.
- Mal bildirimi yapıldıktan sonra failin edindiği mallarda, her türlü malında, kazanç ve gelirinde artış meydana gelmiş olmalıdır.
- Bu artışların 6183 sayılı Kanun m.61 uyarınca zamanında bildirilmemiş olması gerekir.
- Bildirimmeme fiilinin amme alacağının tahsilini engellemesi veya zorlaştırması sonucunu doğurmuş olması gerekir.
- Fiil kasten işlenmiş olmalıdır; ihmal yoluyla bildirimmeme bu suçu oluşturmaz.
Mal edinme ve artmalarını bildirmiyenler: hangi sonuçları doğurur?
- Koşullar gerçekleşirse fail bir seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- Artışlar zamanında bildirilmiş ise madde kapsamında suç oluşmaz.
- Bildirilmemiş artış amme alacağının tahsilini engellemiş veya zorlaştırmamışsa, madde gereğince suç oluşmaz.
- Madde kasıtlı fiil öngördüğünden, ihmali bildirimmeme hukuki sonuç doğurmaz; ancak 6183 sayılı Kanun m.61 uyarınca başka yaptırımlar gündeme gelebilir.
Mal bildirimi yükümlüsü ile diğer kişiler arasındaki fark nedir?
Kanunda sayılan mal bildirimi yükümlüleri, yani kamu görevlileri ve bildirim yapmakla yükümlü diğer kişiler, bu maddenin doğrudan konusudur.
Bildirim yükümlüsü olmayan kişiler, madde kapsamında değerlendirilmez.
Madde ancak usulü dairesinde mal bildirimi yapmış ve sonrasında artış bildirimini yapmayan kişiler hakkında uygulanır.
Bildirim öncesi ile bildirim sonrası artış arasındaki fark nedir?
Mal bildiriminden önce edinilen mallar, bildirilmiş malvarlığının parçasıdır.
Mal bildiriminden sonra edinilen mallar ve doğan artışlar, bu maddenin konusudur.
Yalnızca bildirim sonrası artışların bildirilmemesi bu suçu oluşturur.
Mal edinme ve artmalarını bildirmiyenler: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Madde kapsamındaki yükümlülüğün kaynağını 3628 sayılı Kanun ile karıştırmak; asıl düzenlemenin 6183 sayılı Kanun m.61 olduğunu göz ardı etmek.
- Bildirim süresinin geçmesini tek başına yeterli sayarak amme alacağının tahsilinin engellendiğini ya da zorlaştırıldığını ayrıca araştırmamak.
- Maddeyi her türlü mal bildirimi eksikliğine uygulamak; yalnızca usulü dairesinde yapılmış bildirimden sonraki artışların konusu olduğunu gözden kaçırmak.
- Kasıtlı fiil aranması gerektiğini unutarak ihmali bildirimmeyi suç saymak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Madde kapsamında verilen kararlarda, uyuşmazlığın tespit edilebilmesi için 6183 sayılı Kanun m.61 bildirim yükümlülüğünün kapsamının somut olarak ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir. (9. Daire, 2020/1757 E., 2022/5575 K., 09.11.2022)
Nasıl ispat edilir?
- Suçu ileri süren kamu idaresinin, failin usulü dairesinde mal bildiriminde bulunduğunu belgeyle ispatlaması gerekir.
- Bildirim sonrasında edinilen mallar ve artışlar, tapu, banka, ticari kayıt ve benzeri belgelerle ortaya konulmalıdır.
- Failin artışları zamanında bildirdiğini ileri sürmesi halinde, bildirimin yapıldığını gösteren belge ile savunmasını ispat etmesi gerekir.
- Fiilin amme alacağının tahsilini engellediği veya zorlaştırdığı, alacağın tahsil durumu ve malvarlığının tasfiyesi ile ortaya konulmalıdır.
- Kastın varlığı, failin artışı bildirmeme yönündeki bilinçli tercihinden çıkarılacak şekilde değerlendirilmelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.61: Mal artışlarının bildirilmesi yükümlülüğünü ve bildirim süresini düzenler. Maddedeki suçun varlığı, bu yükümlülüğe aykırılığa bağlıdır.
- 3628 sayılı Kanun: Kamu görevlilerinin mal bildirimi yükümlülüğünü, bildirim kapsamını ve mercilerini düzenler. Usulü dairesinde mal bildiriminin ne olduğu bu kanundan belirlenir.
Amme Alacakları Kanunu m.113 — Amme borçlusuna ait ellerinde bulundurdukları malları bildirmiyenler
6183 sayılı Kanunun 113. maddesi, amme borçlusuna ait olup kendilerinin elinde bulunan malları, 55. maddenin son fıkrası uyarınca yapılan talebe rağmen bildirmeyenlerin cezai sorumluluğunu düzenler. Madde, bildirme yükümlülüğünün ihlaline bağlanan hapis cezasını kapsar. Kapsamı, amme borçlusunun malını elinde bulunduran üçüncü kişiler ve bu kişilerden bildirim talep edilmesi hâlidir. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: talebin kendisine ilişkin 55. maddenin son fıkrası (m.55), borçlunun mal bildirimi yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe ilişkin sorumluluk (m.60), üçüncü kişilerdeki hak ve alacakların haczi (m.79) ile tasarrufun iptali davası (m.30).
Amme borçlusuna ait ellerinde bulundurdukları malları bildirmiyenler: hangi kavramlar bilinmeli?
- Amme borçlusu
- Kamu alacağının muhatabı olan ve hakkında tahsil işlemi yürütülen kişidir. Maddede, elinde borçluya ait mal bulunan üçüncü kişiye karşılık gelen taraf değil, bu malların sahibi olan borçlu kastedilmektedir.
- Talep (55. madde kapsamında)
- Tahsil dairesinin, borçluya ait malları elinde bulunduran kişiye, bu malları bildirmesi için yaptığı yazılı istemdir. Ceza hükmü, bu talebin varlığına bağlıdır; talep yapılmadan bildirmeme suçu oluşmaz.
- Mal bildirimi
- Elinde borçluya ait mal bulunan kişinin, talep üzerine bu malları tahsil dairesine açıklamasıdır. Madde, bildirimin içeriğinden çok bildirimde bulunmamayı cezalandırır.
Amme borçlusuna ait ellerinde bulundurdukları malları bildirmiyenler: hangi şartlar aranır?
- Failin elinde amme borçlusuna ait mal bulunmalıdır.
- 55. maddenin son fıkrası uyarınca failden bu malları bildirmesi için yazılı talep yapılmış olmalıdır.
- Fail, talebe rağmen bu malları bildirmemiş olmalıdır.
- Fiilin cezalandırılabilmesi için talebin fail tarafından bildirim yükümlülüğü doğuracak biçimde tebliğ edilmiş olması gerekir.
Amme borçlusuna ait ellerinde bulundurdukları malları bildirmiyenler: hangi sonuçları doğurur?
- Ellerinde amme borçlusuna ait mal bulunduran ve 55. maddenin son fıkrası uyarınca yapılan talebe rağmen bu malları bildirmeyenler altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- Talep yapılmamışsa veya talep usulüne uygun tebliğ edilmemişse madde uyarınca cezai sorumluluk doğmaz.
- Elinde borçluya ait mal bulunmayan kişi talebe rağmen bildirimde bulunmasa bile bu madde kapsamında cezalandırılmaz.
- Madde yalnızca cezai yaptırım öngörür; bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesini zorlayan tahsil işlemleri ve alacağın üçüncü kişiden tahsili ayrı hükümlere tabidir.
Malı elinde bulunduran üçüncü kişi ile amme borçlusunun kendisi arasındaki fark nedir?
Madde, elinde borçluya ait mal bulunan üçüncü kişiyi hedef alır; bildirim yükümlülüğü bu kişiye talep yoluyla yüklenir.
Borçlunun kendi mal bildirimi yükümlülüğü 60. maddede düzenlenmiştir ve bu madde kapsamında değildir.
Borçlunun mal bildirmemesi bakımından 113. madde değil, 60. madde ve ilgili yaptırımlar uygulanır.
Talepli bildirme yükümlülüğü ile genel bilgi verme arasındaki fark nedir?
113. madde yalnızca 55. maddenin son fıkrası uyarınca yapılan talebe rağmen bildirmeyen kişiyi cezalandırır.
Talep yapılmadan kendiliğinden bildirim yapmayan kişi bakımından bu maddede bir ceza öngörülmemiştir.
Talep bulunmayan hâlde madde kapsamında cezai sorumluluk doğmaz.
Amme borçlusuna ait ellerinde bulundurdukları malları bildirmiyenler: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Talep yapılmadan bildirmemeyi suç saymak; cezai sorumluluk için 55. maddenin son fıkrasındaki talebin varlığını aramamak.
- 113. maddeyi borçlunun kendi mal bildirimi yükümlülüğüne (60. madde) uygulamak; bu madde yalnızca elinde mal bulunduran üçüncü kişiyi hedef alır.
- Hapis cezasının üst sınırını süre ile karıştırmak; altı ay bir ceza üst sınırıdır, hak düşürücü ya da zamanaşımı süresi değildir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Madde, dosyada kararların konusu bakımından 6183 sayılı Kanun'un 113. maddesi, bilirkişi ya da tazminat uyuşmazlıklarında ayrıca 114. maddeyle birlikte anılmış; ancak bu kararlar 113. maddenin cezai bildirim yükümlülüğünü değil, orman alanındaki zarar ve tazminat sorumluluğunu konu almıştır. (4. Hukuk Dairesi, 2012/17980 E., 2013/16098 K., 09.10.2013; 4. Hukuk Dairesi, 2024/14388 E., 2024/13683 K., 24.12.2024; 3. Hukuk Dairesi, 2023/1644 E., 2023/3478 K., 30.11.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Talebin varlığını ve usulüne uygun tebliğini ispat yükü, cezai sorumluluğu ileri süren kamu idaresindedir; talep belgesi ile tebliğ belgesi bu ispatın asıl araçlarıdır.
- Failin elinde borçluya ait mal bulunduğunu ispat yükü yine kamu idaresindedir; bu tespit mal listesi, haciz ya da üçüncü kişinin beyanı ile yapılabilir.
- Failin bildirimde bulunduğu ya da bildirim yapamayacak durumda olduğu savunmasını ileri sürmesi hâlinde bu savunmayı ispat yükü faildedir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 sayılı Kanun m.55: Bildirim talebinin yapılmasına dayanak olan hükmü içerir; 113. maddenin uygulanabilmesi için bu talebin varlığı zorunludur.
- 6183 sayılı Kanun m.60: Borçlunun kendi mal bildirimi yükümlülüğünü düzenler; 113. madde ise üçüncü kişinin bildirim yükümlülüğünü cezalandırır.
- 6183 sayılı Kanun m.79: Borçlunun üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczini düzenler; üçüncü kişinin elindeki malın bildirilmesi ile bu haciz bağlantılıdır.
Amme Alacakları Kanunu m.114 — İstenecek bilgileri vermiyenler
Madde, ödeme emri tebliğ edilip malı olmadığını bildiren amme borçlularının, bu bildirimle birlikte veya bildirim tarihinden itibaren belirli süre içinde adreslerini, diğer tahsil dairelerindeki ve amme idarelerindeki devamlı mükellefiyetlerini ve hesap-kayıt numaralarını bildirme ve nüfus kayıt suretini verme yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğe uyulmamasının adlî para cezası yaptırımını düzenler. Hüküm, malı olmadığını bildiren ödeme emri muhatabı borçlular bakımından uygulanır. Maddede haczin şartları, malvarlığı araştırması sonucu ve haciz işlemleri, zamanaşımı süreleri ve kanuni temsilcilerin sorumluluğu düzenlenmez (ilgili hükümler başka maddelerdedir); bu konular ile yükümlülüğün usul yönü ayrıca değerlendirilmelidir.
İstenecek bilgileri vermiyenler: hangi kavramlar bilinmeli?
- Amme borçlusu
- 6183 sayılı Kanun kapsamında kamu alacağının muhatabı olan ve kendisine ödeme emri tebliğ edilen kişidir. Maddenin uygulanması için ödeme emrinin tebliği ve malı olmadığına dair bildirim birlikte aranır.
- Malı olmadığı yolunda bildirim
- Ödeme emrine karşı borçlunun, borcunu karşılayacak malvarlığı bulunmadığını beyan etmesidir. Bu beyan, maddedeki bildirme yükümlülüğünü doğuran tetikleyici olaydır.
- Devamlı mükellefiyet
- Borçlunun başka tahsil dairelerinde veya amme idarelerinde sürekli olarak kayıtlı olduğu vergi, resim veya benzeri yükümlülük ilişkisidir. Bu ilişkilerin ve bunlardaki hesap ve kayıt numaralarının bildirilmesi istenir.
- Makbul özür
- Bildirim yükümlülüğünün süresinde yerine getirilmemesini haklı kılan, borçlunun kusuru bulunmayan ve makul kabul edilen engeldir. Özür varsa adlî para cezası uygulanmaz.
- Nüfus kayıt sureti
- Borçlunun kimlik ve adres bilgilerini gösteren, nüfus idaresinden alınan belgedir. Bildirim yükümlülüğü kapsamında borçlunun bu belgeyi vermesi gerekir.
İstenecek bilgileri vermiyenler: hangi şartlar aranır?
- Kendisine ödeme emri tebliğ edilmiş olmalıdır.
- Borçlu, borcunu karşılayacak malının bulunmadığını bildirmiş olmalıdır.
- Borçlu, bu bildirimle birlikte veya bildirim tarihinden itibaren 15 gün içinde en son kanuni ikametgah ve iş adreslerini bildirmelidir.
- Borçlu, varsa devamlı mükellefiyetleri bulunan diğer tahsil dairelerini ve amme idarelerini ile bunlardaki hesap ve kayıt numaralarını aynı süre içinde bildirmelidir.
- Borçlu, aynı süre içinde nüfus kayıt suretini vermelidir.
- Yükümlülük, makbul bir özre dayanmadan zamanında yerine getirilmemiş olmalıdır; özür varsa yaptırım uygulanmaz.
İstenecek bilgileri vermiyenler: hangi sonuçları doğurur?
- Borçlu, bildirim yükümlülüğünü 15 gün içinde yerine getirirse adlî para cezası uygulanmaz.
- Borçlu, makbul bir özre dayanmadan yükümlülüğü zamanında yerine getirmezse elli güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
- Makbul bir özür varsa süre geçmiş olsa bile cezalandırma gerçekleşmez.
- Maddede bildirilen bilgilerin hangi tahsil işleminde kullanılacağı düzenlenmemiştir; bu bilgilerle yapılacak haciz ve takip işlemleri başka hükümlere tabidir.
- Madde, borçlunun ödeme emri ile belirlenen borcu ödeme yükümlülüğünü değiştirmez.
Bildirim ile birlikte ile bildirim tarihinden sonra bildirim arasındaki fark nedir?
Borçlu malı olmadığını bildirirken aynı anda adres ve kayıt bilgilerini de verirse yükümlülük o anda yerine getirilmiş olur.
Bildirim sırasında bilgiler verilmemişse, yükümlülük bildirim tarihinden itibaren 15 gün içinde yerine getirilmelidir.
Sürenin başlangıcı bildirimin yapıldığı andır; bildirim tarihi ile ilk bilgi verme anı arasındaki fark, süre hesabına göre belirlenir.
Adlî para cezası uygulanan hal ile özür nedeniyle uygulanmayan hal arasındaki fark nedir?
Yükümlülük süresinde yerine getirilmemiş ve bunun için makbul bir özür bulunmamışsa adlî para cezası gündeme gelir.
Süre geçirilmiş olsa bile makbul bir özür varsa yaptırım uygulanmaz.
Cezanın doğması için kusurlu ve özürsüz gecikme aranır; özür ispatlandığında ceza verilmez.
İstenecek bilgileri vermiyenler: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Bildirim yükümlülüğünün süresini zamanaşımı süresiyle karıştırmak; 15 günlük süre düzenleyici süredir ve hak düşürücü değildir.
- Adlî para cezasının alt ve üst sınırını gün sayısıyla karıştırmak; metinde yalnız elli güne kadar üst sınır vardır.
- Malı olmadığı bildirimi yapılmadan bu maddenin uygulanabileceğini varsaymak; yükümlülük ancak bildirim sonrasında doğar.
- Makbul özür varlığında da ceza verilebileceğini düşünmek; özür varsa yaptırım uygulanmaz.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Zamanaşımı süreleri 114. maddenin farklı fıkralarında yer alır ve bu maddenin bildirim yükümlülüğüyle karıştırılmamalıdır; kararlar zamanaşımı hesabında 114. maddeye atıf yapmaktadır. (Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2024/780 E., 2025/54 K., 05.02.2025; 9. Daire, 2023/1822 E., 2024/2678 K., 14.05.2024)
- Ödeme emri muhatabının kanuni temsilci veya ortak durumunda sorumluluk tartışmaları, bu maddenin uygulamasından ayrı olarak 6183 sayılı Kanunun kanuni temsilci hükümleri üzerinden yürütülmektedir. (10. Hukuk Dairesi, 2024/974 E., 2024/3115 K., 25.03.2024; 10. Hukuk Dairesi, 2022/5247 E., 2022/9478 K., 21.06.2022)
Nasıl ispat edilir?
- Bildirim yükümlülüğünün yerine getirildiğini iddia eden borçlu, adres ve kayıt bilgilerini verdiğini belgeyle ispatlamalıdır.
- Yükümlülüğün süresinde yerine getirilmediğini ileri süren idare, ödeme emrinin tebliğini ve borçlunun malı olmadığını bildirdiğini ispatlamalıdır.
- Makbul özür savunmasında borçlu, süre içinde engelin varlığını ve kusursuzluğunu gösteren belgelerle ispat yükü altındadır.
- Nüfus kayıt suretinin verilip verilmediği, ilgili nüfus idaresi ve belge kayıtlarından kontrol edilebilir.
Amme Alacakları Kanunu m.115 — Suçların takibi
6183 sayılı Kanun'un 115. maddesi, 110-114. maddelerde yazılı suçların kovuşturulma biçimini ve bu suçların tüzel kişi adına işlenmesi halinde cezai sorumluluğun kimlere yükleneceğini düzenler. Birinci fıkra, bu suçların alacaklı amme idaresinin o mahaldeki en büyük memurunun ihbarı üzerine Cumhuriyet savcılığınca takip edilmesini öngörür. İkinci fıkra, suçun bir hükmi şahsın idare ve muamelelerini görme sırasında işlenmesi halinde cezanın hangi görevlilere verileceğini belirler. Madde, güvencenin geri verilmesine ilişkin 116. maddeyi ya da 110-114. maddelerdeki suç tiplerinin unsurlarını düzenlemez (m.110-114). Güvence ve ödetme usulü, bu maddenin ikinci kısmında yer alan düzenlemeye değil, 113. ve 115. maddelerin birbirinden ayrı düzenlemelerine dayanan ayrı bir konudur; malzemedeki "Güvencenin geri verilmesi" başlığı altındaki hükümler ayrı bir fıkra düzenidir. Suçun şikâyete bağlı olup olmadığı ve takip sırasında uygulanacak özel usul kuralları bu maddede yer almaz.
Suçların takibi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Alacaklı amme idaresinin o mahaldeki en büyük memuru
- Amme alacağının sahibi olan kamu idaresinin, suçun işlendiği yerde görev yapan en üst düzey yetkilisidir. Savcılık bu suçları takip etmek için bu makamın ihbarını bekler.
- İhbar
- Alacaklı amme idaresinin en büyük memurunun, 110-114. maddelerdeki suçların varlığını Cumhuriyet savcılığına bildirmesidir. Bu ihbar takibin başlaması için gerekli bir koşul niteliğindedir.
- Hükmi şahıs
- Tüzel kişi olarak tanınan ve kendi adına hak sahibi olabilen kurumlar ile şirketler gibi yapılardır. Bu maddede, suçun bir hükmi şahsın idare ve muamelelerini görme sırasında işlenmesi halinde sorumluluğun kimlere yükleneceği hükmünün konusudur.
- Mümessil ve vekil
- Tüzel kişiyi temsil yetkisi bulunan ve onun adına işlem yapan kişilerdir. Maddede, muameleyi yapmış olan mümessil ve vekiller ceza sorumluluğu bakımından ayrı olarak sayılmıştır.
- Tasfiye memuru
- Tüzel kişinin tasfiyesi sırasında onun işlerini yürüten ve mal varlığını paylaştıran kişidir. Tasfiye sürecinde işlenen suç bakımından ayrıca sorumlu tutulabilir.
- Murakıp ve müfettiş
- Hükmi şahsın işleyişini denetleyen ve inceleme yapan kişilerdir. Muamelenin yapılmasında yer almışlarsa bu maddeye göre cezalandırılabilirler.
Suçların takibi: hangi şartlar aranır?
- Suçun 110 ila 114. maddelerde yazılı suçlardan biri olması gerekir.
- Alacaklı amme idaresinin o mahaldeki en büyük memurunun ihbarının bulunması gerekir; savcılık bu ihbar olmadan takibe geçmez.
- Suçun bir hükmi şahsın idare ve muamelelerini görme sırasında işlenmiş olması halinde, cezanın yalnızca muameleyi yapmış olan kişiler hakkında hükmolunması gerekir.
- Cezalandırılacak kişilerin, mümessil, vekil, tasfiye memuru, idare meclisi reis ve üyeleri, murakıp, müfettiş veya müstahdem olarak bu muameleyi yapmış olmaları gerekir.
Suçların takibi: hangi sonuçları doğurur?
- Suçların takibi, alacaklı amme idaresinin o mahaldeki en büyük memurunun ihbarı üzerine Cumhuriyet savcılığınca yapılır.
- İhbar yapılmamışsa savcılık bu suçlar bakımından takibe geçemez.
- Suç bir hükmi şahsın idare ve muamelelerini görme sırasında işlenmişse, ceza muameleyi yapmış olan mümessil, vekil, tasfiye memuru, idare meclisi reis ve üyeleri, murakıp, müfettiş veya müstahdemler hakkında hükmolunur.
- Hükmi şahıs, bu fıkra çerçevesinde doğrudan cezalandırılan taraf olarak gösterilmemiştir.
Gerçek kişi ile hükmi şahıs adına işlenen suç arasındaki fark nedir?
Suç doğrudan bir gerçek kişi tarafından kendi adına işlenmişse, failin kendisi hakkında genel ceza hükümleri uygulanır.
Suç bir hükmi şahsın idare ve muamelelerini görme sırasında işlenmişse, muameleyi yapan görevliler hakkında bu madde uygulanır.
Hükmi şahsın kendisi bu madde kapsamında cezalandırılmaz; cezai sorumluluk muameleyi yapan gerçek kişilere yüklenir.
Muameleyi yapan kişi ile muameleyi yapmayan ortak arasındaki fark nedir?
Mümessil, vekil, tasfiye memuru, idare meclisi reis ve üyeleri, murakıp, müfettiş ve müstahdemlerden muameleyi fiilen yapan kişiler sorumlu tutulur.
Aynı hükmi şahsın organında yer alan ancak muameleyi yapmayan kişiler, bu fıkra gereği doğrudan sorumlu tutulamaz.
Sorumluluk, muameleyi yapmış olan kişilerle sınırlıdır; yalnızca organ üyesi olmak tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.
Birinci fıkra takibi ile ikinci fıkra cezalandırması arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, suçun takibinin Cumhuriyet savcılığınca ve ihbar üzerine yapılmasını düzenler.
İkinci fıkra, kimin cezalandırılacağını belirler.
Takip ve cezalandırma ayrı aşamalardır; ihbar yoksa takip başlamaz, ihbar varsa yalnızca muameleyi yapan görevliler hakkında hüküm kurulur.
Suçların takibi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Hükmi şahsın kendisinin bu madde uyarınca cezalandırılacağını düşünmek; madde cezayı muameleyi yapan gerçek kişilere yükler.
- İdare meclisi üyesi, murakıp veya müfettiş olan herkesin tek başına sorumlu olduğunu varsaymak; muameleyi yapmış olma koşulu aranmalıdır.
- Savcılığın ihbar olmadan da takip yapabileceğini düşünmek; ihbar birinci fıkra gereği takibin başlamasında zorunlu koşuldur.
- Ortak ve muameleyi yapmayan organ üyelerini ikinci fıkra kapsamında cezalandırmak; madde yalnızca muameleyi yapmış olanları kapsar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Malzemede bu maddenin ihbar ve cezalandırma koşulunun uygulanışına ilişkin bir karar alıntısı bulunmamaktadır.
Nasıl ispat edilir?
- Takibin başlatılabilmesi için alacaklı amme idaresinin en büyük memurunun ihbarının bulunduğu, savcılık tarafından ilgili yazılı belgeyle ortaya konmalıdır.
- Muamelenin hükmi şahıs adına hangi kişi tarafından yapıldığı, ilgili şirket veya kurum kayıtları ve görev belgeleriyle ispatlanır; ispat yükü takibi başlatan tarafta olmalıdır.
- Cezalandırılacak kişinin muameleye fiilen katıldığını ileri süren taraf bunu ispatlamalıdır; organ üyeliğinin tek başına sorumluluk doğurmadığı savunması, muameleyi yapmadığını gösteren belgelerle desteklenebilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6183 m.110: Maddenin takip ettiği suçlar, 110 ila 114. maddelerde tanımlanmıştır. Bu maddenin uygulanabilmesi için söz konusu suçlardan birinin işlenmiş olması gerekir.
- 6183 m.114: Maddenin kapsamına giren suçların son maddesidir ve takip edilecek fiiller bu madde ile belirlenir.
Süreler
| Süre | Madde | Hüküm |
|---|---|---|
| 5 yıl | m.102 | Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. |
| 6 ay | m.105 | Bu madde hükmünden faydalanmak için afetin vukuu tarihinden itibaren 6 ay içinde ilgili amme idaresine yazı ile müracaat edilmesi şarttır. |
| beş sene | m.108 | Bu kanunun tatbikında vazifeli bulunan kimseler, bu kanun gereğince paraya çevrilecek malların artırmasına ne kendi adlarına, ne de diğer kimseler ad ve hesabına iştirak edemiyecekleri ve bu artırmalardan mal satınalamıyacakları gibi, bu… |
| üç aydan | m.108 | (Değişik ikinci fıkra: 23/1/2008-5728/161 md.) Bu madde hükmüne aykırı hareket edenler üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. |
| üç yıla | m.108 | (Değişik ikinci fıkra: 23/1/2008-5728/161 md.) Bu madde hükmüne aykırı hareket edenler üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar. |
| altı aydan | m.110 | (Değişik: 23/1/2008-5728/162 md.) Gizleyerek, kaçırarak muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmayan borçlar ikrar ederek, yahut alındılar vererek gerçeğe aykırı surette, varlığını yok eder veya azaltır ve geri kalan… |
| üç yıla | m.110 | (Değişik: 23/1/2008-5728/162 md.) Gizleyerek, kaçırarak muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmayan borçlar ikrar ederek, yahut alındılar vererek gerçeğe aykırı surette, varlığını yok eder veya azaltır ve geri kalan… |
| üç aydan | m.111 | (Değişik: 23/1/2008-5728/163 md.) Bu Kanuna göre istenen mal bildirimini gerçeğe aykırı surette yapanlarla, yaşayış tarzları mal bildirimine uymayanlar üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. |
| bir yıla | m.111 | (Değişik: 23/1/2008-5728/163 md.) Bu Kanuna göre istenen mal bildirimini gerçeğe aykırı surette yapanlarla, yaşayış tarzları mal bildirimine uymayanlar üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. |
| altı aya | m.113 | (Değişik: 23/1/2008-5728/165 md.) Amme borçlusuna ait ellerinde bulundurdukları malları 55 inci maddenin son fıkrası gereğince yapılan talebe rağmen bildirmeyenler altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. |
| 15 gün | m.114 | Kendisine ödeme emri tebliğ olunan ve malı olmadığı yolunda bildirimde bulunan amme borçluları bu bildirim ile birlikte veya bildirim tarihinden itibaren 15 gün içinde: 1. |
| elli güne | m.114 | (Değişik ikinci fıkra: 23/1/2008-5728/166 md.) Bu vazifeyi makbul bir özre dayanmadan zamanında yerine getirmeyenler elli güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. |
Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.
Konuda geçen kararlar
58 karar- Hukuk Genel Kurulu, 2024/404 E., 2025/632 K., 15.10.2025İlgili madde: m.102
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/409 E., 2025/604 K., 08.10.2025İlgili madde: m.106
- Hukuk Genel Kurulu, 2021/603 E., 2022/1756 K., 15.12.2022İlgili madde: m.103, m.106
- Hukuk Genel Kurulu, 2021/457 E., 2022/1757 K., 15.12.2022İlgili madde: m.106
- Hukuk Genel Kurulu, 2021/17 E., 2022/1671 K., 06.12.2022İlgili madde: m.106
- Hukuk Genel Kurulu, 2021/602 E., 2022/1572 K., 22.11.2022İlgili madde: m.102
- Hukuk Genel Kurulu, 2018/1121 E., 2021/1409 K., 16.11.2021İlgili madde: m.102, m.106
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/2105 E., 2021/848 K., 24.06.2021İlgili madde: m.103
- Ceza Genel Kurulu, 2016/1176 E., 2020/437 K., 03.11.2020İlgili madde: m.108
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/2463 E., 2020/616 K., 16.09.2020İlgili madde: m.102
Diğer 48 karar
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/3027 E., 2020/256 K., 05.03.2020İlgili madde: m.102
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/2131 E., 2019/1373 K., 17.12.2019İlgili madde: m.103
- Hukuk Genel Kurulu, 2015/3512 E., 2019/134 K., 12.02.2019İlgili madde: m.107
- Hukuk Genel Kurulu, 2015/982 E., 2018/679 K., 04.04.2018İlgili madde: m.102
- Ceza Genel Kurulu, 2011/400 E., 2012/65 K., 28.02.2012İlgili madde: m.110
- Ceza Genel Kurulu, - E., 2012/65 K., 28.02.2012İlgili madde: m.110
- Ceza Genel Kurulu, 2009/1 E., 2009/54 K., 10.03.2009İlgili madde: m.110
- Ceza Genel Kurulu, 2008/279 E., 2009/23 K., 10.02.2009İlgili madde: m.110
- Ceza Genel Kurulu, 2007/248 E., 2007/251 K., 27.11.2007İlgili madde: m.110
- 13. Daire, 2023/1432 E., 2025/2173 K., 29.05.2025İlgili madde: m.108
- 10. Hukuk Dairesi, 2024/14338 E., 2025/4008 K., 11.03.2025İlgili madde: m.103, m.104
- Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2024/780 E., 2025/54 K., 05.02.2025İlgili madde: m.114
- 4. Hukuk Dairesi, 2024/14388 E., 2024/13683 K., 24.12.2024İlgili madde: m.113, m.114
- 9. Daire, 2023/1822 E., 2024/2678 K., 14.05.2024İlgili madde: m.114
- 10. Hukuk Dairesi, 2024/2015 E., 2024/4639 K., 29.04.2024İlgili madde: m.104
- 10. Hukuk Dairesi, 2024/1363 E., 2024/3871 K., 15.04.2024İlgili madde: m.104
- 10. Hukuk Dairesi, 2024/974 E., 2024/3115 K., 25.03.2024İlgili madde: m.114
- 13. Daire, 2018/803 E., 2024/213 K., 17.01.2024İlgili madde: m.108
- 13. Daire, 2018/201 E., 2024/211 K., 17.01.2024İlgili madde: m.108
- 13. Daire, 2018/543 E., 2024/212 K., 17.01.2024İlgili madde: m.108
- 13. Daire, 2018/250 E., 2023/5176 K., 04.12.2023İlgili madde: m.108
- 3. Hukuk Dairesi, 2023/1644 E., 2023/3478 K., 30.11.2023İlgili madde: m.113
- 10. Daire, 2019/11351 E., 2023/3625 K., 15.06.2023İlgili madde: m.104
- Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2021/1092 E., 2023/190 K., 08.03.2023İlgili madde: m.114
- 10. Hukuk Dairesi, 2023/54 E., 2023/388 K., 16.01.2023İlgili madde: m.104
- 9. Daire, 2020/1757 E., 2022/5575 K., 09.11.2022İlgili madde: m.112
- 9. Daire, 2020/2110 E., 2022/5574 K., 09.11.2022İlgili madde: m.112
- 9. Daire, 2020/2205 E., 2022/5577 K., 09.11.2022İlgili madde: m.112
- 9. Daire, 2020/2203 E., 2022/5578 K., 09.11.2022İlgili madde: m.112
- 9. Daire, 2020/2392 E., 2022/5580 K., 09.11.2022İlgili madde: m.112
- 9. Daire, 2020/2386 E., 2022/5579 K., 09.11.2022İlgili madde: m.112
- 10. Hukuk Dairesi, 2022/5247 E., 2022/9478 K., 21.06.2022İlgili madde: m.114
- 11. Ceza Dairesi, 2021/12712 E., 2021/7918 K., 06.10.2021İlgili madde: m.110
- 10. Hukuk Dairesi, 2018/1777 E., 2018/10516 K., 12.12.2018İlgili madde: m.105
- 19. Ceza Dairesi, 2018/3935 E., 2018/11153 K., 31.10.2018İlgili madde: m.111
- 11. Ceza Dairesi, 2017/15265 E., 2018/2480 K., 21.03.2018İlgili madde: m.107
- 19. Ceza Dairesi, 2016/7448 E., 2017/4895 K., 24.05.2017İlgili madde: m.111
- 10. Hukuk Dairesi, 2014/26943 E., 2016/4605 K., 31.03.2016İlgili madde: m.105
- 19. Ceza Dairesi, 2015/6417 E., 2016/2799 K., 29.02.2016İlgili madde: m.111
- 7. Ceza Dairesi, 2013/15303 E., 2014/9770 K., 22.05.2014İlgili madde: m.111
- 4. Hukuk Dairesi, 2012/17980 E., 2013/16098 K., 09.10.2013İlgili madde: m.113
- 10. Hukuk Dairesi, 2010/12086 E., 2010/14362 K., 26.10.2010İlgili madde: m.104
- 7. Ceza Dairesi, 2008/13767 E., 2010/12320 K., 14.07.2010İlgili madde: m.111
- 3. Daire, 2006/1034 E., 2007/577 K., 28.02.2007İlgili madde: m.111
- Vergi Dava Daireleri Kurulu, 1990/2 E., 1990/27 K., 06.04.1990İlgili madde: m.105
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, 2025/273 E., 2025/630 K., 29.04.2025İlgili madde: m.106
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1434 E., 2024/2153 K., 28.11.2024İlgili madde: m.103
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/386 E., 2021/876 K., 15.09.2021İlgili madde: m.103
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 23.01.2008 (m.107).
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 2. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış