Başlangıç
Kısaca
TMK m.2 iki fıkradan oluşur: birinci fıkra herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uyma yükümlülüğünü, ikinci fıkra ise bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmadığını düzenler. TMK m.3, kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı hallerde iyiniyetin varlığını asıl kabul eden bir karine koyar ve bu karinenin dayanağı olan özen şartını düzenler.
Kapsam
Bu konu, Türk Medeni Kanunu m.1–7 hükümlerini kapsar.
TMK m.1 — Hukukun uygulanması ve kaynakları
Madde, Türk Medeni Kanunu'nun hukukun uygulanmasına ve kaynaklarına ilişkin hükümlerini düzenler: kanunun sözüyle ve özüyle değindiği konulardaki uygulanması, kanunda hüküm bulunmadığında hâkimin başvuracağı kaynakların sırası (örf ve âdet hukuku, sonra hâkimin kanun koyucu olsaydı koyacağı kural) ve hâkimin yararlanabileceği yardımcı kaynaklar (bilimsel görüşler ve yargı kararları). Madde herkese, her hukuki ilişkiye ve hâkime hitap eder. Yorum yöntemleri, kanun ile yönetmelik arasındaki kaynak ilişkisi ve örf ve âdet hukukunun ispatı da bu maddenin metninde ayrıntılı biçimde yer almaz.
Hukukun uygulanması ve kaynakları: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kanunun sözüyle ve özüyle uygulanması
- Kanunun hem açık metninde (sözünde) hem de düzenleme amacında (özünde) yer alan konularda kanun hükmünün bağlayıcı olarak uygulanmasıdır. Bu ilke, kanun metninin dar okunmasını da geniş yorumlanmasını da engeller.
- Boşluk (kanunda uygulanabilir hüküm yokluğu)
- Somut olaya uygulanabilecek bir kanun hükmünün bulunmamasıdır. Madde, bu durumda hâkimin hangi kaynaklara sırayla başvuracağını belirler.
- Örf ve âdet hukuku
- Kanunda hüküm bulunmadığında hâkimin ikinci sırada başvurduğu, toplumda uzun süre tekrarlanarak hukuk kuralı niteliği kazanmış davranış kalıplarıdır.
- Hâkimin kanun koyucu gibi karar vermesi
- Kanunda ve örf ve âdet hukukunda da hüküm bulunmadığında hâkimin, kendisi kanun koyucu olsaydı hangi kuralı koyacaksa ona göre karar vermesidir. Bu yetki son başvuru yoludur ve hâkimin genel ilkeler ile hukuk güvenliğini gözetmesi gerekir.
Hukukun uygulanması ve kaynakları: hangi şartlar aranır?
- Uyuşmazlığın bir özel hukuk ilişkisinden doğmuş olması ve bu ilişkiye ilişkin somut bir sorunun bulunması gerekir.
- Önce kanunun sözüyle ve özüyle bu konuya uygulanabilir bir hükmü aranmalıdır; hüküm varsa kanun hükmü uygulanır.
- Kanunda uygulanabilir hüküm yoksa, sırayla örf ve âdet hukukuna bakılmalıdır.
- Örf ve âdet hukuku da yoksa, hâkim kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacaksa ona göre karar vermelidir.
- Hâkim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanabilir; bu kaynaklar bağlayıcı değildir.
Hukukun uygulanması ve kaynakları: hangi sonuçları doğurur?
- Kanunda uygulanabilir hüküm varsa hâkim bu hükme göre karar verir ve başka kaynağa başvurmaz.
- Kanunda uygulanabilir hüküm yoksa hâkim örf ve âdet hukukuna göre karar verir.
- Kanunda ve örf ve âdet hukukunda hüküm yoksa hâkim, kanun koyucu olsaydı koyacağı kurala göre karar verir.
- Hâkim karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanabilir, ancak bunlara uymak zorunda değildir.
- Kanun hükmü açıkça uygulanabilir olduğu halde hâkimin örf ve âdete veya kendi kuralına başvurması, kanunun uygulanması ilkesine aykırılık oluşturur.
Kanunun sözü ile kanunun özü arasındaki fark nedir?
Kanunun açık metnine giren konular, sözüyle düzenlenmiş konulardır.
Metinde doğrudan yer almayan ama düzenlemenin amacı gereği kapsamına giren konular, kanunun özüne göre belirlenir.
Her iki durumda da kanun hükmü uygulanır; hâkim bu konuda örf ve âdet veya kendi kuralını koyma yoluna gitmez.
Kanun hükmü ile örf ve âdet hukuku arasındaki fark nedir?
Yazılı kanun hükmü, uygulanabilir bir hüküm varsa her zaman önce bakılan kaynaktır.
Örf ve âdet hukuku, kanunda uygulanabilir hüküm bulunmadığında başvurulan ikinci kaynaktır.
Kanunla örf ve âdet arasında çelişki varsa kanun önceliklidir; örf ve âdet yalnızca kanun boşluğunda devreye girer.
Örf ve âdet hukuku ile hâkimin kanun koyucu gibi karar vermesi arasındaki fark nedir?
Örf ve âdet, toplumda var olan ve kural niteliği kazanmış bir davranış kalıbıdır.
Hâkimin kendi kuralı, örf ve âdetin de bulunmadığı durumda son çare olarak kurulur.
Hâkim, örf ve âdet bulunduğunda yeni kural koyamaz; kendi kuralını koyması ancak bu kaynak da yoksa mümkündür.
Hukukun uygulanması ve kaynakları: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kanunda uygulanabilir hüküm varken örf ve âdete ya da hâkimin kendi kuralına başvurmak; önce kanunun sözüne ve özüne bakılmalıdır.
- Örf ve âdet hukukunu kanunla aynı kademede görmek; örf ve âdet yalnızca kanun boşluğunda ikinci kaynaktır.
- Bilimsel görüşleri ya da yargı kararlarını bağlayıcı emsal gibi uygulamak; bunlar yardımcı kaynaktır.
- Hâkimin kendi kuralını koyma yetkisini her uyuşmazlıkta kullanmak; bu yetki yalnızca kanun ve örf ve âdet bulunmadığında geçerlidir.
- Kanunun özünü dikkate almadan yalnızca lafza bakarak hüküm bulunmadığı sonucuna varmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yargıtay kararlarında, kanun hükmü uygulanabilir olduğu sürece hâkimin örf ve âdet veya kendi kuralına başvurmadığı; bu yolun ancak kanunda gerçek bir boşluk bulunduğunda açıldığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2010/281 E., 2010/323 K., 16.06.2010)
- Hâkimin kanunu uygulama yükümlülüğü, idari yönetmelik ve tüzük hükümlerinin de kanun niteliğinde kabul edildiği yürürlük kaynakları çerçevesinde değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/3648 E., 2016/1073 K., 23.11.2016; Hukuk Genel Kurulu, 2014/1570 E., 2015/2009 K., 30.09.2015)
- Medeni kanunun yürürlük kaynakları arasında kanun, örf ve âdet hukuku ile hâkimin yarattığı hukukun sayıldığı; yönetmelik gibi yazılı kuralların da kanun kavramı içinde ele alındığı yönünde görüş birliği bulunmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/361 E., 2025/337 K., 21.05.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2024/104 E., 2025/283 K., 30.04.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Kanunda uygulanabilir hüküm bulunmadığını ileri süren taraf, bu iddiasını ilgili kanun maddelerinin taranmasıyla ortaya koyar; hâkim bu tespiti resen yapar.
- Örf ve âdet hukukunun varlığını ileri süren taraf, kuralın toplumda uzun süre tekrarlandığını ve bağlayıcılık inancının bulunduğunu tanık, bilirkişi raporu veya benzer delillerle ispatlamak zorundadır.
- Kanunda hüküm olduğunu savunan karşı taraf, bu hükmün somut olaya uygulanabilir olduğunu gösterir; bu savunma kanunun sözü veya özü üzerinden yapılır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.2: Dürüstlük kuralını düzenler; hâkimin boşlukta kendi kuralını koyarken dikkat edeceği ilkelerden biridir ve bu madde ile birlikte değerlendirilir.
- 4721 sayılı Kanun: Maddenin atıf yaptığı kanun, Başlangıç Hükümleri bölümünün tamamını kapsar; m.1 bu bölümün hukuk kaynaklarına ilişkin ilk hükmüdür ve diğer başlangıç hükümlerinin uygulanmasının çerçevesini çizer.
TMK m.2 — Dürüst davranma
TMK m.2 iki fıkradan oluşur: birinci fıkra herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uyma yükümlülüğünü, ikinci fıkra ise bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmadığını düzenler. Kurallar her türlü hukuki ilişkide, kanundan ya da hukuki işlemden doğan hak ve borçlar bakımından uygulanır; yükümlü olanlar hak sahibi, borçlu ve hukuk kuralını uygulayan hâkim ve makamlardır. Madde, sözleşmenin yorumu, sözleşmeye uyarlama ve kanuna karşı hile gibi uygulama alanlarını ayrıca sayar ancak bunların her birinin ayrıntılı rejimini düzenlemez. Hakkın kötüye kullanılmasının hukuki sonucu olan belirli hakkın korunmaması, hükmün dışında kalan iyiniyet kuralı (m.3), sözleşmenin yorumu ve tamamlanması (TBK m.19 ve devamı) ve haksız fiil sorumluluğu (TBK m.49 ve devamı) bu maddede değil, ilgili hükümlerde düzenlenmiştir. Kötü niyet ve iyi niyetin hukuki sonuçları (m.3, m.4 ve devamı) da bu maddenin kapsamı dışındadır.
Dürüst davranma: hangi kavramlar bilinmeli?
- Dürüstlük kuralı
- Hukuki ilişkinin tarafının karşı taraftan beklediği, toplumsal yaşamdaki benzer ilişkilerde hâkim olan genel davranış kuralına uygun, doğru davranış ölçütüdür. Ölçü, somut kişinin özellikleri değil, ortalama zekâlı, makul ve dürüst bir kişinin davranışıdır (objektif ölçüt).
- Hakkın kötüye kullanılması
- Hukuken tanınmış bir hakkın, amacına ve dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullanılmasıdır. Yalnız hakkın kullanımında dürüstlük ilkesine aykırılık yetmez; aykırılığın açık olması ve kullanımın başkasına zarar tehlikesi veya zararı doğurması aranır.
- Açıkça kötüye kullanım
- Hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına aykırılığın belirgin, ayrıca kanıta gerek kalmadan anlaşılır olmasıdır. Bu nitelik taşımayan hallerde ikinci fıkra değil, birinci fıkra değerlendirilir.
- Güven sorumluluğu
- Dürüstlük kuralına aykırı davranan ve kusurlu olan kişinin, karşı tarafın güvenine dayanarak uğradığı zararı tazmin etme yükümlülüğüdür. Dürüstlük kuralına aykırılığın tek başına tazminat doğurmadığı, bu sorumluluğun ayrıca şartlarının gerektiği kabul edilmektedir.
Dürüst davranma: hangi şartlar aranır?
- Ortada hukuken tanınmış bir hak ya da üstlenilmiş bir borç bulunmalıdır; hak ya da borç kanundan veya hukuki işlemden doğmuş olabilir.
- Hak kullanılırken veya borç ifa edilirken dürüstlük kuralına aykırı davranılmış olmalıdır.
- Hakkın kötüye kullanılması yönünden, hakkın amacına aykırı kullanılması ve bunun açıkça ortaya çıkması gerekir.
- Kötüye kullanım sonucunda başkasının zarar görme tehlikesiyle karşılaşması ya da zarar görmesi bulunmalıdır.
- Elde edilecek menfaat ile verilecek zarar arasında orantısızlık olmalıdır.
- Hakkın korunmaması sonucu için kötüye kullanımın açık olması aranır; açık olmayan aykırılıkta yalnız birinci fıkraya dayanılabilir.
Dürüst davranma: hangi sonuçları doğurur?
- Hak sahibi dürüstlük kuralına aykırı olarak hakkını kullanırsa, bu kullanım hukuk düzenince korunmaz.
- Hakkın açıkça kötüye kullanıldığı hallerde hâkim bu durumu re'sen dikkate almak zorundadır.
- Dürüstlük kuralına aykırı davranan kişi kusurluysa, karşı tarafın uğradığı zararı güven sorumluluğu çerçevesinde tazmin etmekle yükümlüdür.
- Dürüstlük kuralına aykırılık, güven sorumluluğunun şartları bulunmaz veya kanun bu sonucu bağlamamışsa, tek başına zarar tazmini doğurmaz.
- Dürüstlük kuralına aykırı davranış haksız fiil niteliği taşıyorsa, haksız fiil sorumluluğu saklıdır.
- Hakkın kötüye kullanılması kapsamında hakkın kullanımı engellenmiş olsa da, hakkın kendisi kanunda tanınmış olduğundan hak ortadan kalkmaz; yalnız o kullanım korunmaz.
- Dürüstlük kuralı emredici niteliktedir ve bu kurala aykırı sözleşme hükümleri veya davranışlar tarafların iradesiyle geçerli kılınamaz.
Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, hak sahibine ve borçluya yönelik genel bir davranış ilkesi koyar; tarafların hukuki ilişkide uyması gereken ölçüdür.
İkinci fıkra, hâkim ve idareye yönelik olup hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni dışında tutar.
Birinci fıkraya aykırılık tek başına doğrudan yaptırım doğurmaz; ikinci fıkra ise hakkın korunmamasına, yani hakkın öne sürülememesine yol açar. Birinci fıkrada aykırılık ayrıca güven sorumluluğu şartlarına bağlıdır.
Hakkın kullanılması ile borcun ifası arasındaki fark nedir?
Hakkın kullanılmasında dürüstlük, hak sahibinin istemde bulunduğu veya hakkını öne sürdüğü anda aranır.
Borcun ifasında dürüstlük, borçlunun edimini yerine getirme biçiminde aranır.
Her iki durumda da aynı ölçüt uygulanır; dürüstlük kuralı hem hak hem borç ilişkisine uygulanır.
Açıkça kötüye kullanım ile dürüstlük kuralına aykırılık arasındaki fark nedir?
Açıkça kötüye kullanımda hakkın amacına aykırılık belirgindir ve orantısızlık ortadadır.
Yalnız dürüstlük kuralına aykırılıkta bu belirginlik bulunmaz, aykırılık değerlendirme gerektirir.
Açık kötüye kullanımda hak korunmaz; belirgin olmayan aykırılıkta hak korunmaya devam edebilir, yalnız birinci fıkra gereği başka sonuçlar doğabilir.
Hakkın kötüye kullanılması ile iyiniyet (m.3) arasındaki fark nedir?
Dürüstlük kuralı objektif bir ölçüttür ve bir kişinin kendi bilgisinden bağımsız olarak davranışın dürüstlüğüne bakar.
İyiniyet ise kişinin bilgi durumuna bağlı, sübjektif bir kavramdır ve m.3'te düzenlenir.
İyiniyetin korunması ve dürüstlük kuralına aykırılık birbirinden ayrı değerlendirilir; bir kişi iyiniyetli olsa da dürüstlük kuralına aykırı davranmış olabilir.
Dürüst davranma: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Birinci fıkradaki genel dürüstlük ilkesini ikinci fıkradaki açık kötüye kullanım yasağıyla karıştırmak; birinci fıkraya aykırılığın doğrudan hakkın korunmamasına yol açtığını sanmak.
- Hakkın kötüye kullanılmasını yalnız hak sahibinin kötü niyetine bağlamak; m.2'de aranan ölçüt objektif olduğundan bireysel niyet değil, makul ve dürüst kişinin davranışı esas alınmalıdır.
- Dürüstlük kuralına aykırılığı, iyiniyet kavramı (m.3) ile aynı şey saymak; iki kavram farklı ölçütlere dayanır.
- Hakkın kötüye kullanılması değerlendirmesinde orantısızlık ölçütünü atlamak; elde edilecek menfaat ile verilecek zarar arasındaki dengeye bakılmamak.
- Dürüstlük kuralına aykırılığı, güven sorumluluğu şartları aranmadan doğrudan tazminat sorumluluğu saymak.
- Hâkimin dürüstlük kuralını re'sen gözetmesi gerektiğini gözden kaçırıp yalnız tarafların ileri sürdüğü savunmalarla sınırlı kalmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hakkın kötüye kullanılmasını hâkimin re'sen dikkate alması gereken bir yasak olarak değerlendirmekte ve kötü niyetin korunmayacağını kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/615 E., 2025/217 K., 09.04.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/891 E., 2025/99 K., 05.03.2025)
- Uzun süre sessiz kalınarak davanın geç açılması, karşı tarafın güveninin oluşmasına yol açmışsa, bunun hakkın kötüye kullanılması sayılabileceği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/615 E., 2025/217 K., 09.04.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/471 E., 2025/64 K., 19.02.2025)
- Sözleşme ilişkisinin sürdürülmesi ve sonradan ileri sürülen fesih gerekçesinin, önceden bilinen hususlara dayanması halinde dürüstlük kuralına aykırılık değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/585 E., 2024/366 K., 10.07.2024)
- Dava hakkının ortaklık ilişkisinde zımni vazgeçme veya fiili çıkış iradesi gibi durumlara göre dürüstlük kuralı ile sınırlanabileceği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/1043 E., 2024/537 K., 06.11.2024)
- Dürüstlük kuralı, hâkim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilmesi gereken bir kuraldır ve tarafların sözleşmeyle bu kuralı devre dışı bırakması mümkün değildir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/671 E., 2025/10 K., 05.02.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Hakkın kötüye kullanıldığını ileri süren taraf, bu savunmasını ispatlamakla yükümlüdür; hakkın kullanımının dürüstlük kuralına aykırılığını ve açıklığını gösteren olgular kendisi tarafından ortaya konulmalıdır.
- Hakkın kötüye kullanılmasını ispatlamak için yazılı belgeler, yazışmalar, karşı tarafın davranışlarını gösteren kayıtlar ve tanık beyanları kullanılabilir; bu olgular hakkın amacına aykırılığını ortaya koymalıdır.
- Hakkın kullanılması sırasında karşı tarafın uğradığı veya uğrama tehlikesi bulunan zararın varlığını gösteren deliller ayrıca sunulmalıdır.
- Dava hakkının kötüye kullanılması savunmasında, davacının uzun süre sessiz kaldığı ve bu sessizliğin karşı tarafta güven oluşturduğu olgusu ispat edilmelidir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/615 E., 2025/217 K., 09.04.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/471 E., 2025/64 K., 19.02.2025)
- Dürüstlük kuralı hâkim tarafından re'sen gözetildiğinden, taraflar açıkça ileri sürmese bile hâkim bu kuralın uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirmek zorundadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/671 E., 2025/10 K., 05.02.2025)
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.3: İyiniyet kuralını düzenler; dürüstlük kuralıyla sistematik olarak birlikte ele alınır ancak ölçütleri farklıdır.
- 6098 sayılı Kanun m.19: Sözleşmelerin yorumunda ve tamamlanmasında dürüstlük kuralının uygulanmasına ilişkin genel hükümdür; m.2'nin sözleşme alanındaki uygulamasını tamamlar.
- 6098 sayılı Kanun m.49: Haksız fiil sorumluluğunu düzenler; dürüstlük kuralına aykırı davranış haksız fiil niteliği taşıyorsa bu hüküm uygulanır.
- 6100 sayılı Kanun m.29: Yargılamada tarafların dürüstlük kuralına uygun davranma yükümlülüğünü düzenler; m.2'nin usul hukukundaki karşılığıdır.
TMK m.3 — İyiniyet
TMK m.3, kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı hallerde iyiniyetin varlığını asıl kabul eden bir karine koyar ve bu karinenin dayanağı olan özen şartını düzenler. Hükmün konusu, iyiniyetin ispatına ilişkin karine ile iyiniyet iddiasının özen yükümlülüğüne bağlanmasıdır. Genel olarak tüm özel hukuk ilişkilerinde, kanunun iyiniyete sonuç bağladığı her hal için uygulanır; kamu hukukunda kıyasen uygulanabilir. Madde iyiniyetin hangi hallerde korunacağını göstermez; bu, ilgili özel hükümlerin işidir. Genel dürüstlük kuralını (m.2) ve ispat yükü dağılımının genel kuralını (m.6) düzenlemez.
İyiniyet: hangi kavramlar bilinmeli?
- İyiniyet (sübjektif iyiniyet)
- Bir hukuki eksikliği, yani hakkın kazanılmasına ya da hukuki sonucun doğmasına engel olan durumu bilmemek ve bilmesi gerekmemek halidir. Dürüstlük kuralına uyma anlamındaki objektif iyiniyetten ayrılır; burada söz konusu olan bilgi durumudur.
- İyiniyetin karinesi
- Kanunun iyiniyete sonuç bağladığı hallerde kişinin iyiniyetli olduğunun kabul edilmesidir. Karşı taraf, kişinin kötüniyetli olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Gerekli özen
- Durumun gereklerine göre, somut olayın özelliklerine bakılarak kişiden beklenebilecek dikkat ve araştırma yükümlülüğüdür. Soyut bir ölçü değil, olayın koşullarına bağlı bir ölçüdür.
- Kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağlaması
- Kanunun belirli bir düzenlemede iyiniyeti koruma amacı taşıdığı durumdur. Bu bağlantı açıkça yazılı olabileceği gibi ilgili hükmün yorumuyla da anlaşılır; iyiniyet her durumda kendiliğinden korunmaz.
İyiniyet: hangi şartlar aranır?
- Kanunda iyiniyete hukuki bir sonuç bağlanmış olmalıdır; aksi halde m.3 karinesi uygulanmaz ve iyiniyet tek başına koruma sağlamaz.
- İlgili kişinin hukuki eksikliği, yani hakkın kazanılmasına engel olan durumu bilmiyor olması gerekir.
- Bilmemenin mazur görülebilir olması, yani kişinin durumun gereklerine göre gösterilmesi beklenen özeni göstermiş olması gerekir.
- Kişi, kendisinden beklenen özeni göstermemişse iyiniyet iddiasında bulunamaz; özen yükümlülüğü aşılmış ise karine ortadan kalkar.
- Kanunun öngördüğü hukuki sonuç ancak bu koşulların birlikte gerçekleşmesi hâlinde doğar.
İyiniyet: hangi sonuçları doğurur?
- Kanunun iyiniyete sonuç bağladığı hallerde, iyiniyet asıl olduğundan kişinin iyiniyeti ayrıca ispatlanmadan kabul edilir.
- Karşı taraf, kişinin kötüniyetli olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Kişi durumun gereklerine göre gösterilmesi beklenen özeni göstermemişse iyiniyet iddiasında bulunamaz ve kanunun iyiniyete bağladığı hukuki sonuç ona yansımaz.
- Kanunun iyiniyete sonuç bağlamadığı hallerde, kişinin iyiniyeti tek başına hakkın kazanılmasını sağlamaz.
- Temsil ilişkisinde temsilci ve temsil olunanın birlikte iyiniyetli olması gerekir; birinin kötüniyeti korunmayı ortadan kaldırır.
- Madde emredici niteliktedir; özel bir düzenleme ile farklı bir hüküm konulmadıkça tarafların sözleşmesiyle iyiniyet karinesi kaldırılamaz ya da değiştirilemez.
Kanunun iyiniyete sonuç bağladığı hal ile bağlamadığı hal arasındaki fark nedir?
Kanunun iyiniyeti koruma amacıyla açıkça ya da yorumla iyiniyete sonuç bağladığı hallerde, kişinin iyiniyeti asıl kabul edilir.
Kanunun iyiniyete sonuç bağlamadığı hallerde, iyiniyet tek başına koruma sağlamaz ve m.3 karinesi işlemez.
Yalnız iyiniyete sonuç bağlanan hallerde karine devreye girer; diğer hallerde kişinin bilgi durumu hukuki sonucu değiştirmez.
Bilme eksikliğinin mazur görülmesi ile mazur görülmemesi arasındaki fark nedir?
Kişi durumun gereklerine göre gösterilmesi beklenen özeni göstermişse bilmeme mazur görülür ve iyiniyeti korunur.
Kişi gerekli özeni göstermemişse, bilmemesi mazur görülmez ve iyiniyet iddiasında bulunamaz.
Mazur görülmeyen bilmeme hâlinde kişi korunmaz; hakkı kazanamaz ya da hukuki sonuç ona yansımaz.
Genel dürüstlük kuralı ile iyiniyet karinesi arasındaki fark nedir?
TMK m.2 dürüstlük kuralına uyma yükümlülüğünü genel olarak tüm hukuki ilişkilere getirir.
TMK m.3 yalnız iyiniyete sonuç bağlanan hallerde, bilme eksikliğine ilişkin karine koyar.
Dürüstlük kuralı bir ilkedir ve her ilişkide aranır; iyiniyet karinesi ise yalnız kanunun öngördüğü hallerde uygulanır.
Olumlu bilme ile bilmesi gerekme arasındaki fark nedir?
Kişi eksikliği gerçekten biliyorsa iyiniyeti yoktur.
Kişi bilmiyor olsa bile, özen göstermemesi nedeniyle bilmesi gerekiyorsa iyiniyet iddiasında bulunamaz.
Bilmesi gereken ancak özen göstermeyerek bilmeyen kişi de korunmaz; ölçü hem gerçek bilgi hem de özen yükümlülüğüdür.
Genel iyiniyet hali ile temsil ilişkisi arasındaki fark nedir?
Doğrudan bir hakkın kazanılmasında yalnız ilgili kişinin iyiniyeti aranır.
Temsilci aracılığıyla yapılan işlemlerde hem temsilci hem temsil olunan iyiniyetli olmak zorundadır.
Temsil ilişkisinde iki tarafın bilgi durumu birlikte değerlendirilir; biri kötüniyetli ise korunma gerçekleşmez.
İyiniyet: sık yapılan hatalar nelerdir?
- İyiniyeti genel bir koruma ilkesi saymak; m.3'ün iyiniyeti yalnız kanunun sonuç bağladığı hallerde koruduğunu gözden kaçırmak.
- İyiniyet ile dürüstlük kuralını (m.2) karıştırmak; m.2 objektif bir ölçüt getirirken m.3 bilgi durumunu ele alır.
- Özen şartını yalnız soyut bir kusur olarak görmek; oysa özen durumun gereklerine göre, somut olayın özelliklerine bakılarak belirlenir.
- İyiniyet karinesinin varlığını unutup iyiniyeti ayrıca ve tam olarak ispatlamasını beklemek.
- Kötüniyet iddiasının ispat yükünü kişinin üzerine yüklemek; kötüniyeti ileri süren karşı taraftır.
- Temsil ilişkisinde yalnız temsilcinin iyiniyetine bakıp temsil olunanın bilgi durumunu değerlendirmemek.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler iyiniyeti değerlendirirken kişinin bilgi durumunu soyut değil, olayın özelliklerine göre somut olarak inceler. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/1 E., 2025/565 K., 24.09.2025)
- Hakkın kazanılmasında iyiniyet aranan hallerde, karşı tarafın kötüniyetini iddia etmesi ve bunu ispatlaması beklenir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/802 E., 2025/335 K., 21.05.2025)
- Tapu siciline güven kapsamında iyiniyetin korunup korunmayacağı, edinenin özen gösterip göstermediğine bakılarak belirlenir; yalnız komşuluk ya da yakın çevrede yaşama gibi olguların kötüniyeti ispata yeterli sayılmadığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/46 E., 2025/282 K., 30.04.2025)
- Vekil ile sözleşme yapan kişinin iyiniyeti, vekilin görevi kötüye kullandığını bilmemesi ve bilebilecek durumda olmaması ölçütüne göre değerlendirilir; bu koşullarda sözleşme geçerli kalır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/388 E., 2024/270 K., 22.05.2024)
- Tapu sicilinde iyiniyet değerlendirilirken m.3 ile birlikte m.1023 ve diğer tapu hükümleri birlikte uygulanır. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/181 E., 2025/73 K., 19.02.2025)
Nasıl ispat edilir?
- İyiniyetin korunmasını isteyen kişi, kanunun iyiniyete sonuç bağladığı hali ve iyiniyetli olduğunu ileri sürer; iyiniyet karinesi nedeniyle iyiniyetini ayrıca ispatlamak zorunda değildir.
- Karşı taraf, kişinin kötüniyetli olduğunu ya da durumun gereklerine göre gösterilmesi gereken özeni göstermediğini ileri sürer ve bunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Kötüniyet ispatında olayın özellikleri (ilişkinin yakınlığı, belge incelemesi, bilgi edinme imkânı) delil olarak kullanılabilir; yalnız yakın çevrede yaşama gibi tek başına bir olgu kötüniyeti ispatlamaya yeterli görülmez.
- Tapu kaydına güvenle edinimde, tapu sicilinin doğru olduğuna dair kayıt incelemesi ve edinme sırasındaki özen belgelerle ortaya konur.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.2: Dürüstlük kuralını genel olarak düzenler; m.3 ise yalnız iyiniyete sonuç bağlanan hallerde karine koyar. İkisi kavram olarak ayrılır.
- 4721 m.6: Genel ispat yükü kuralını düzenler; m.3 karinesi, iyiniyeti ileri süren kişiyi bu yükten kısmen kurtarır.
- 4721 m.1023: Tapu siciline güven ilkesini düzenler; iyiniyetin korunduğu özel hallerden biridir ve m.3 ile birlikte okunur.
- 4721 m.1022: Tapu siciline güvenle edinimi düzenler; iyiniyetli edinenin korunması m.3 karinesine dayanır.
- 4721 m.1024: Tapu kaydının düzeltilmesi ve kötüniyet hâllerini düzenler; m.3'teki özen şartının somut uygulamasını gösterir.
TMK m.4 — Hâkimin takdir yetkisi
TMK m.4, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını düzenler: kanunun takdir yetkisi tanıdığı hallerde, durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar vermesini öngörür. Hüküm hâkimlere yöneliktir ve kanun uygulamasında karar verme özgürlüğünü kapsar. Maddenin uygulanabilmesi için olayın değerlendirme gerektirdiği somut uyuşmazlıklarda ilgili kanun hükmünün açıkça ya da dolaylı olarak takdir alanı bırakmış olması gerekir. Hükmün kendisi, takdir yetkisinin hangi kanun maddelerinde bulunduğunu saymaz; bu tespit yoruma bırakılmıştır. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: hukuk boşluklarının doldurulma yöntemi ve kıyas, bu konuda TMK m.1 düzenlemesi (m.1); iyiniyetin koşulları (m.3); hakkın kötüye kullanılması ve dürüstlük kuralı (m.2); ispat yükü (m.6) ve genel nitelikli hükümlerin uygulanması (m.5). Hâkimin takdir yetkisinin yargı denetimine tabi olması ve gerekçe yükümlülüğü ise madde metninde yer almaz.
Hâkimin takdir yetkisi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Takdir yetkisi
- Hâkimin kanunda öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmesi ya da hukuki sonucu olayın gereklerine göre belirlemesi yetkisidir. Kanun koyucu, somut olayda ne yapılacağını hâkimin değerlendirmesine bırakmış olur.
- Hukuka ve hakkaniyete göre karar verme
- Takdir yetkisi kullanılırken hâkimin kanun çerçevesi içinde kalması ve somut olayın adil sonucuna ulaşması gerektiğini ifade eder. Hakkaniyet, kanunun genel ölçülerine uygun, olayın özelliklerine göre ortaya çıkan adalet anlayışıdır.
- Kural içi boşluk
- Kanunun bir hukuki mesele için çözüm öngördüğü, ancak bu çözümün somut olaya doğrudan uygulanamadığı durumdur. Tanımlanması gereken genel kavramlar bu boşluğa yol açar ve hâkim takdir yetkisiyle boşluğu doldurur.
- Durumun gereklerinin göz önünde tutulması
- Kanunun hâkimi somut olayın özel koşullarını dikkate almaya yönlendirdiği hallerdir. Bu ifade, takdir yetkisi tanıyan hükümden ayrı bir hal değildir; her iki durumda da hâkim takdir yetkisini kullanır.
- Haklı sebep
- Hâkimin kararında dikkate alması gereken, tarafların davranışlarını ya da olağan olmayan koşulları ifade eden gerekçedir. Hangi olguların haklı sebep sayılacağı somut olaya göre belirlenir.
Hâkimin takdir yetkisi: hangi şartlar aranır?
- Uygulanacak kanun hükmünde hâkime takdir alanı bırakılmış olmalıdır: ya kanun açıkça takdir yetkisi tanımalı ya da durumun gereklerini veya haklı sebepleri göz önünde tutmayı emretmelidir.
- Hükmün ifadesi kesin ve mutlak bir sonuç öngörmemelidir; kesin sonuç doğuran açık hükümlerde takdir yetkisine başvurulamaz.
- Somut olayda kanun hükmünün şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ya da hukuki sonucunun belirlenmesi değerlendirme gerektirmelidir.
- Hâkimin kararı hukuka ve hakkaniyete uygun olmalıdır; takdir yetkisi emredici hükümleri değiştirmek için kullanılamaz.
- Takdir yetkisinin kullanıldığı hallerde hâkimin gerekçede durumun gereklerini ya da haklı sebepleri açıklaması gerekir.
Hâkimin takdir yetkisi: hangi sonuçları doğurur?
- Kanunda takdir yetkisi tanınan veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutması emredilen konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.
- Takdir yetkisinin kullanılması, hâkimin kanunun çizdiği çerçeve içinde somut olayın gereklerine uygun sonuç belirlemesi anlamına gelir.
- Kanun hükmünün ifadesi kesin ve mutlak bir sonuç öngörüyorsa hâkim takdir yetkisine dayanarak bu sonucu değiştiremez.
- Takdir yetkisi, emredici nitelikteki maddi veya usul hükümlerini irade özerkliğiyle değiştirmek için kullanılamaz.
- Hâkim takdir yetkisini kullandığında kararın gerekçesinde durumun gereklerini ya da haklı sebepleri açıklamak zorundadır.
- Takdir yetkisine dayanılarak verilen karar üst yargı denetimine tabidir.
Şartlarda takdir ile sonuçta takdir arasındaki fark nedir?
Şartlarda takdir, kanunda öngörülen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin hâkim tarafından değerlendirilmesidir. Örneğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması bu türdendir.
Sonuçta takdir, şartların gerçekleştiği kabul edildikten sonra hukuki sonucun hâkim tarafından belirlenmesidir. Örneğin boşanma halinde ayrılığa veya boşanmaya karar verilmesi bu gruptadır.
Her iki takdir türü aynı davada birlikte kullanılabilir; hâkim önce şartı, sonra sonucu değerlendirir.
Takdir yetkisi ile kesin kural arasındaki fark nedir?
Takdir yetkisi tanıyan hükümde kanun genel ya da değerlendirme gerektiren bir ifade kullanır ve somut olayın değerlendirilmesini ister.
Kesin kural ise açık ve anlamı net bir hüküm koyar ve hâkimin değerlendirme alanı bırakmaz. Örneğin erginlik yaşının belirlenmesi bu türdendir.
Kesin kural takdir yetkisine dayanılarak değiştirilemez; takdir yetkisi yalnız değerlendirme gerektiren hükümlerde kullanılabilir.
Takdir yetkisi ile kural içi boşluk arasındaki fark nedir?
Takdir yetkisi, kanun tarafından ifade edilen çerçevenin içinde hâkimin hukuki sonucu tamamlamasıdır.
Kural içi boşluk, kanun hükmünün var olmasına rağmen tanımlanması gereken kavramlar nedeniyle somut olaya doğrudan uygulanamamasıdır.
Kural içi boşlukta hâkim, TMK m.4 ile kuralı tamamlar; boşluğun dışında kalan hallerde kanun boşluğu ya da hukuk boşluğu kurallarına (m.1) başvurulur.
TMK m.4 ile TMK m.2 arasındaki fark nedir?
TMK m.4, takdir yetkisi tanınan hallerde hâkimin kararının hukuka ve hakkaniyete uygun olmasını emreder.
TMK m.2 ise somut olaya uygulanacak bir hükmün varlığına rağmen dürüstlük kuralına açıkça aykırı sonuç doğması halinde o hükmün uygulanmasını engeller.
m.4 yetki ve yöntem hükmüdür; m.2 ise açıkça aykırı bir kuralı somut olayda devre dışı bırakan bir sınırdır.
Hâkimin takdir yetkisi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Takdir yetkisini kesin ve açık bir kanun hükmüne karşı kullanmak; erginlik gibi kesin kuralların hakkaniyet gerekçesiyle değiştirilebileceğini sanmak.
- Takdir yetkisi tanıyan hüküm ile durumun gereklerini göz önünde tutmayı emreden hükmü ayrı rejimler gibi ele almak; her ikisinde de hâkim takdir yetkisini kullanır.
- Hâkimin takdir yetkisini delil değerlendirme serbestisiyle karıştırmak; takdir kuralın tamamlanmasıdır, delil değerlendirmesi ise ayrı aşamadır.
- Kural içi boşluk ile gerçek boşluğu ayırmamak; kural içi boşlukta m.4, gerçek boşlukta ise m.1 yöntemi uygulanır.
- Takdir yetkisini m.2 dürüstlük kuralıyla eşitlemek; m.4 yetki verir, m.2 ise açıkça aykırı sonucu engeller.
- Takdir yetkisi kullanılırken gerekçede durumun gereklerini ya da haklı sebepleri açıklamamak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Takdir yetkisinin kullanılabilmesi için kanun hükmünde gerçekten bir değerlendirme alanı bulunmalıdır; kesin ve açık hükümler takdir yetkisi gerekçesiyle değiştirilemez. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/181 E., 2025/73 K., 19.02.2025)
- Hâkim takdir yetkisini kullandığında, kararın gerekçesinde durumun gereklerini ya da haklı sebepleri somut olarak açıklaması beklenir.
- Takdir yetkisi, kanunda açıkça tanınmamış hallerde de haklı sebeplerin ve durumun gereklerinin gerekçede açıklanması koşuluyla kullanılabilir.
- Takdir yetkisine dayalı kararlar üst yargı denetimine tabidir; gerekçesiz veya hakkaniyete aykırı takdir kararı bozulma sebebi olabilir.
Nasıl ispat edilir?
- Takdir yetkisine dayanan talebi ileri süren taraf, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür; hâkimin takdir alanına girmesi için somut olayın olguları ortaya konulmalıdır.
- Somut olayın gereklerinin ve haklı sebeplerin varlığı, tanık, belge ve bilirkişi gibi delillerle ispatlanır; hâkim bu delilleri değerlendirerek takdirini kullanır.
- Karşı taraf, takdir yetkisinin kanunda tanınmadığını ya da kesin bir hükmün bulunduğunu ileri sürerek savunma yapabilir; bu savunmanın ispat yükü kendisine aittir.
- Hâkimin takdir yetkisini kullanması, delilleri değerlendirme serbestliğinden ayrıdır; önce kuralın tamamlanması, ardından ispat kuralı ve delillerin değerlendirilmesi gelir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.2: Dürüstlük kuralı, takdir yetkisinin hakkaniyete aykırı kullanılmasını engeller; m.4 hâkime yetki verirken m.2 bu yetkinin sınırlarından biri olarak somut olayda açıkça aykırı sonuçları önler.
- 4721 m.1: Kanunda hüküm bulunmayan hallerde hâkimin uygulayacağı yöntemi belirler; m.4 ise kanun hükmü içinde takdir alanı bulunan hallerde işler.
- 4721 m.3: İyiniyet hükmü de kanunun öngördüğü hallerde uygulanır; m.4 ile benzer yapıdadır ve hâkimin takdirine bırakılmış bir hal değildir.
- 4721 m.11: Erginliğin on sekiz yaşta başlaması kesin bir kuraldır; m.4'e dayanılarak değiştirilemez, takdir yetkisinin sınırını gösterir.
- 4721 m.166: Evlilik birliğinin temelinden sarsılması şartında hâkim takdir yetkisini kullanır; m.4'ün şartlarda takdir örneğidir.
- 4721 m.175: Yoksulluk nafakası koşulunda yoksulluğun kapsamı kanunda tanımlanmamıştır; hâkim m.4 ile kuralı tamamlar.
- 4721 m.182: Sonucu tayinde takdir örneğidir; hâkim, kanun tarafından çerçevelenmiş sonuçlar içinde olayın gereklerine göre karar verir.
TMK m.5 — Genel nitelikli hükümler
TMK m.5, Türk Medeni Kanunu ile Borçlar Kanunu'nun genel nitelikli hükümlerinin özel hukuk ilişkilerine uygulanmasının ilkesini düzenler; bu hükümlerin uygulanabilmesi için uygun düşme ölçütünü ve kapsamını belirler. Kime uygulandığı bakımından, medeni hukuk dışındaki tüm özel hukuk ilişkilerini (ticaret, iş, tüketici, devletler özel hukuku gibi) kapsar. Maddenin kendisi somut bir süre, tutar veya hak düşürücü/zamanaşımı kuralı koymaz; genel hükümlerin hangi kurumlara uygulanacağının ayrıntısı düzenlemez. Kanunda başka bir hüküm bulunduğunda genel hükmün uygulanmayacağı hal (m.5 ile değil, ilgili özel düzenleme ile belirlenir) ve kamu hukuku ilişkileri bu maddenin kapsamında değildir; özel hukuk ilişkisinin ayrımı ise ayrı bir ölçüte dayanır. Bir hakkın zamanaşımı ya da düşürücü süresi de m.5 ile değil, ilgili hükmün kendi rejimiyle belirlenir.
Genel nitelikli hükümler: hangi kavramlar bilinmeli?
- Genel nitelikli hükümler
- Kanunun belirli bir ilişkiye özgü olmayan, tüm özel hukuk ilişkilerinde geçerli olabilecek nitelikteki kurallarıdır. Hükmün kanunda hangi bölümde yer aldığı değil, niteliği belirleyicidir; bu nedenle TBK'da özel borç ilişkileri başlığı altında bulunan vekaletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme hükümleri de genel nitelikli sayılabilir.
- Uygun düşme ölçütü
- Genel hükmün somut ilişkinin mahiyetine ve yapısına uyup uymadığını belirleyen sınırdır. Genel hüküm ilişkinin özelliğiyle bağdaşmıyorsa uygulanmaz.
- Özel hukuk ilişkisi
- Tarafların eşit konumda bulunduğu ve kamu gücü kullanılmayan ilişkilerdir. Maddenin uygulanabilmesi için önce ilişkinin özel hukuk ilişkisi olduğunun belirlenmesi gerekir.
- Kanun boşluğu
- Kanunda özel bir hükmün bulunmaması durumudur. Genel hükmün uygulanması, bu boşluğun kıyas yoluyla doldurulması olarak da değerlendirilir.
Genel nitelikli hükümler: hangi şartlar aranır?
- Uygulanacak ilişkinin özel hukuk ilişkisi olması gerekir.
- Söz konusu hukuki mesele için ilgili özel kanunda ayrı bir hüküm bulunmaması gerekir.
- Uygulanacak TMK veya TBK genel hükmünün ilişkinin niteliğine ve yapısına uygun düşmesi gerekir.
- Genel hükmün kanunda bu ilişkiyi açıkça dışlayan bir düzenleme bulunmaması gerekir; aksi halde uygulama alanı kalmaz.
Genel nitelikli hükümler: hangi sonuçları doğurur?
- Özel hukuk ilişkisinde ilgili özel hüküm yoksa ve genel hüküm uygun düşüyorsa, TMK veya TBK'nın genel hükmü o ilişkiye uygulanır.
- Uygun düşme sağlanmıyorsa, genel hüküm ilişkinin yapısına aykırı olduğu ölçüde uygulanmaz.
- Kanunda ilişki için özel bir düzenleme varsa, genel hüküm bu ilişkide uygulanmaz; özel hüküm önceliklidir.
- Kanunun genel hükmün uygulanmasını açıkça yasakladığı durumlarda (örneğin TBK m.78/III ve 115/II'deki saklı tutma) m.5 uygulama alanı bulmaz.
- Evlenme gibi kişisel nitelikli medeni hukuk ilişkilerinde, ilişkinin mahiyetiyle bağdaşmadığı için TBK'nın temsil ya da şarta ilişkin genel hükümleri uygulanmaz.
- Genel hükümler uygulanırken ilişkinin mahiyeti göz önünde tutulur; kanun boşluğu varsa önce kıyas yoluna başvurulur.
Genel hüküm ile özel hüküm arasındaki fark nedir?
İlişki için kanunda özel bir hüküm bulunduğunda, öncelik özel hükümdür ve genel hükme başvurulmaz.
İlişki için özel bir hüküm bulunmadığında, TMK ve TBK'nın genel hükümleri doğrudan uygulanabilir.
Özel hüküm varken genel hükmün uygulanmaması; özel hükmün boşluk bıraktığı yerde genel hükmün devreye girmesi.
Genel nitelikli hüküm ile kuruluşuna göre özel hüküm (TBK içinde) arasındaki fark nedir?
TBK'da özel borç ilişkileri başlığı altında yer alsa bile niteliği gereği genel olan hükümler (örneğin haksız fiil, sebepsiz zenginleşme, vekaletsiz iş görme) m.5 kapsamında genel hükümdür.
Yalnızca belirli bir sözleşme türüne özgü hükümler m.5 kapsamında genel sayılmaz.
Hükmün kanundaki yerine değil içeriğine bakılarak m.5 kapsamına girip girmediği belirlenir.
Medeni hukuk ilişkisi ile ticaret, iş, tüketici ilişkisi arasındaki fark nedir?
Medeni hukukta, TMK'da doğrudan düzenlenmiş kurumlarda genel hükmün uygulanması ilk olarak ilgili kurumun bünyesine bakılarak yapılır.
Medeni hukuk dışındaki özel hukuk ilişkilerinde de genel hükümler, uygun düştüğü ölçüde uygulanır.
Uygulama alanı tüm özel hukuk dallarını kapsar; ancak her ilişkide uygun düşme ayrıca değerlendirilir.
Özel hukuk ilişkisi ile kamu hukuku ilişkisi arasındaki fark nedir?
Taraflardan birinin kamu gücünü kullandığı ilişkilerde m.5'e dayanılmaz.
Eşitlik içinde kurulan ilişkilerde genel hükümler uygulanabilir.
Önce ilişkinin niteliği belirlenir; kamu hukuku ilişkisiyse genel hükümler bu yolla uygulanmaz.
Genel nitelikli hükümler: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Genel nitelikli hükmü kanunda bulunduğu yere bakarak belirlemek; oysa TBK'da özel borç ilişkileri başlığı altındaki bir hüküm de genel nitelikli olabilir.
- Uygun düşme ölçütünü atlayıp genel hükmü her özel hukuk ilişkisine doğrudan uygulamak.
- Kanunda özel düzenleme varken m.5'e başvurmak; önce özel hükmün varlığının araştırılması gerekir.
- Kamu hukuku ilişkisine m.5 üzerinden genel hükümleri uygulamak.
- m.5'i zamanaşımı ya da hak düşürücü süre sonuçlarının kaynağı olarak göstermek; bu süreler ilgili hükmün kendi rejimiyle belirlenir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Medeni Kanunda ayrı bir zamanaşımı düzenlemesi bulunmayan mal rejimi tasfiyesi davalarında, Yargıtay m.5 yollamasıyla Borçlar Kanunu'ndaki genel zamanaşımı süresini uygulamaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/1205 E., 2023/1188 K., 29.11.2023)
- Yolsuz tescil niteliğindeki tapu kaydının iptali davasında, m.5 ile birlikte TMK'nın m.1025 hükmü uygulanmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/388 E., 2024/270 K., 22.05.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2018/2761 E., 2021/429 K., 25.03.2021)
- Genel hükümlerin uygulanabilmesi için önce uyuşmazlığın özel hukuk ilişkisi olduğunun belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/181 E., 2025/73 K., 19.02.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Genel hükmün uygulanmasını talep eden taraf, ilişkinin özel hukuk ilişkisi olduğunu ve ilgili özel düzenlemede boşluk bulunduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Özel bir düzenlemenin varlığı, ilgili kanun metni üzerinden belirlenir; bu konuda yazılı kanun metni esas alınır.
- Genel hükmün ilişkinin yapısına uygun düştüğü, ilişkinin mahiyetine dair sözleşme, belge ve fiili durumla ortaya konulur.
- Karşı taraf, ilişkinin kamu hukuku ilişkisi olduğunu ya da özel bir hükmün önceliğini savunuyorsa bu savunmayı ileri sürerek ispat yükü taşır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.1: Kanunda hüküm veya kurum bulunmadığında hâkimin örf ve âdet hukukuna göre karar vermesini düzenler; m.5 ise önce genel hükümlerin araştırılmasını öngörür. Bu sıralama m.5 ile birlikte uygulanır.
- 4721 sayılı Kanun m.2: Dürüstlük kuralını düzenler; genel nitelikli hüküm olarak TMK'dan özel hukuk ilişkilerine uygulanabilir.
- 6098 sayılı Kanun m.78: Sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanmasını özel kanun hükümleriyle sınırlayan saklı tutma hükmü olarak m.5'in istisnasını oluşturur.
- 6098 sayılı Kanun m.115: Vekaletsiz iş görme hükümlerinde özel kanun hükümlerinin saklı tutulması nedeniyle m.5 uygulamasının sınırını belirler.
TMK m.6 — İspat yükü
TMK m.6, medeni hukuk yargılamasında ispat yükünün genel dağılımını düzenler: kanunda aksine hüküm yoksa her tarafın hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğunu belirtir. Hükmün kapsamı, hangi tarafın hangi olguyu ispatlayacağına ilişkin objektif ispat yükü ile sınırlıdır. Madde, hangi delille ispat edileceğini, delil sözleşmelerini, delillerin gösterilmesini, somutlaştırma yükünü ve hâkimin delilleri takdirini düzenlemez (HMK m.187-198 ve delil hükümleri). Ayrıca tarafların yargılamayı sürdürmesine ilişkin sübjektif ispat yükü ve maddi hukukta özel ispat yükü düzenleyen hükümler (örneğin TMK m.29, TBK m.49) bu maddenin dışında kalır.
İspat yükü: hangi kavramlar bilinmeli?
- Objektif ispat yükü
- Bir vakıa ispatlanamadığında hangi tarafın aleyhine sonuç doğacağını belirleyen kuraldır. Taraflarca delil ikamesi fiilen kimin yapacağından bağımsız olarak, belirsiz kalan vakıanın riskini taşıyan tarafı gösterir.
- Hakkını dayandırdığı olgu
- Bir tarafın talep ettiği hakkın doğumuna, değişmesine ya da sona ermesine yol açtığını ileri sürdüğü somut olaydır. Hukuki sonuç bu olguya bağlandığı için ispat edilmesi gereken vakıa budur.
- Kanuni karine
- Kanun koyucunun bizzat düzenlediği, bir olgudan başka bir olgunun varlığının ya da yokluğunun çıkarılmasını öngören kuraldır. Karinenin dayanağı olan olgu ispatlandığında karşı taraf, aksini ispatla yükümlü olabilir.
- Adi karine (aksi ispatlanabilen karine)
- Aksi ispat edilebilen kanuni karinedir. Karineye dayanan taraf yalnızca karinenin temelini oluşturan olguyu ispatlar; karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir.
- Genel geçer olgu
- Herkesçe bilinen ya da resmî kayıtlarla ortaya konan ve ispat gerektirmeyen olgudur. Bu olguları ileri süren taraf ispat yükünden muaf tutulur.
- Fiili karine
- Kanunda yer almayan, ispat edilen bir olgudan başka bir olgunun varlığının ya da yokluğunun hâkim tarafından çıkarılmasıdır. Kanuni karineden farklı olarak kanun koyucu tarafından düzenlenmemiştir.
İspat yükü: hangi şartlar aranır?
- Ispatı istenen bir olgunun taraflardan birinin hakkını dayandırdığı olgu olması gerekir.
- Kanunda bu olguya ilişkin aksine bir ispat yükü düzenlemesi bulunmamalıdır; aksi halde o hüküm uygulanır.
- İspat yükü, iddia edilen olguya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa düşer.
- Olgunun kanuni karineye dayanılarak ileri sürülmesi halinde ispat yükü karineyi kuran olguyu ispat eden tarafta kalır, karineyle korunan taraf ayrıca ispat etmez.
- Genel geçer bir olgunun ileri sürülmesi halinde ispat yükü aranmaz.
İspat yükü: hangi sonuçları doğurur?
- Kanunda aksine hüküm yoksa her taraf hakkını dayandırdığı olguyu ispatla yükümlüdür; ispat edilmeyen olgu gerçekleşmemiş sayılır ve bu olguya bağlanan hak talebi reddedilir.
- Davacı, talebinin dayanağı olan hakkı doğuran olguyu ispatlamadıkça davası kabul edilmez.
- Davalı, savunmasını dayandırdığı engelleyici veya sona erdirici olguyu ispatlamadıkça bu savunmasına dayanarak kendi lehine sonuç elde edemez.
- Hakkını kanuni karineye dayandıran taraf, karinenin temelini oluşturan olguyu ispatlar; karinenin sonucunu ayrıca ispatlamak zorunda kalmaz.
- Genel geçer olguyu ileri süren taraf ispat yükü taşımaz ve bu olgu delil gösterilmeden de dikkate alınır.
- Adi karinede karşı taraf karinenin aksini ispatlayarak sonucu bertaraf edebilir; kesin karinede bu imkân yoktur.
Hakkı doğuran olgu ile hakkı engelleyen veya sona erdiren olgu arasındaki fark nedir?
Hakkın doğumunu gösteren olguyu ileri süren taraf, genellikle davacı, bu olguyu ispatlamakla yükümlüdür.
Hakkın doğumunu engelleyen ya da sona erdiren olguyu ileri süren taraf, genellikle davalı, bu olguyu ispatlamakla yükümlüdür.
Ödeme, ibra veya zamanaşımı gibi savunmaları ileri süren davalı kendi savunma olgusunu ispatlar. Davacı önce kendi hak doğurucu olgusunu ispatlamak zorundadır.
Adi kanuni karine ile kesin kanuni karine arasındaki fark nedir?
Adi karine aksi ispatlanabilen karinedir; karşı taraf karinenin aksini ispatla çürütebilir.
Kesin karine aksi iddia ve ispat edilemeyen karinedir; karşı taraf karinenin aksini ileri süremez.
Adi karinede karşı taraf ispat yükü altında kalarak aksini kanıtlayabilir; kesin karinede bu imkân yoktur.
Kanuni karine ile fiili karine arasındaki fark nedir?
Kanuni karine kanun koyucunun bizzat düzenlediği karinedir.
Fiili karine kanunda yer almayıp hâkimin ispat edilmiş bir olgudan çıkardığı karinedir.
Kanuni karinede karineyi kuran olgu ispatlandığında sonuç kanundan doğar; fiili karinede hâkimin takdiri belirleyicidir.
Olgunun genel geçer olması ile çekişmeli olması arasındaki fark nedir?
Herkesçe bilinen veya resmi kayıtlarla belli olan olgu genel geçer olgudur.
Taraflar arasında çekişmeli olan ve hukuki sonuç doğuran olgu ispata muhtaçtır.
Genel geçer olguyu ileri süren taraf ispat yükü taşımaz; çekişmeli olgu ise ispat yükü kurallarına tabidir.
İspat yükü: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Ispat yükünü tarafların rolüne bağlamak; davacı olmanın ya da davalı olmanın kendiliğinden ispat yükü doğurduğunu sanmak. Oysa yük, olguya bağlanan hukuki sonuçtan hak çıkaran tarafa aittir.
- Ispat yükü kuralını her iki tarafın da her olguyu ispatlaması olarak okumak. Madde her tarafa her olguyu değil, kendi dayandığı olguyu ispat yükü yükler.
- Karşı ispat delili sunan tarafın ispat yükünü üstlendiğini sanmak. Karşı ispat delili sunulması ispat yükünü değiştirmez.
- Kesin karineyi adi karine gibi değerlendirip karşı tarafa aksini ispat imkânı tanımak.
- Madde metnindeki genel ispat yükü kuralını, delil sözleşmeleri, delil türleri veya somutlaştırma yükü gibi ayrı konulara uygulamaya çalışmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler TMK m.6 ile HMK m.190/1 hükümlerini birlikte uygulayarak ispat yükünü, iddia edilen olguya bağlanan hukuki sonuçtan hak çıkaran tarafa yüklemektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2014/124 E., 2015/1480 K., 03.06.2015; Hukuk Genel Kurulu, 2014/280 E., 2014/1059 K., 17.12.2014)
- Yerleşim yeri gibi hukuki durumların tespitinde, yerleşim yerinin sürekli kalma niyetiyle oturulan yer olduğu ve bu olguyu ileri süren tarafın ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2013/432 E., 2013/1707 K., 25.12.2013; Hukuk Genel Kurulu, 2012/1485 E., 2013/707 K., 15.05.2013; Hukuk Genel Kurulu, 2012/1154 E., 2013/360 K., 13.03.2013; Hukuk Genel Kurulu, 2012/1152 E., 2013/284 K., 27.02.2013)
- Hukuk Genel Kurulu, TMK m.6'nın ispat yükünün kimde olacağına ilişkin objektif yükü düzenlediğini, taraflara ispat yükü dağıtmadığını kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2013/432 E., 2013/1707 K., 25.12.2013)
- Bir tarafın delil sunmaması halinde mahkemenin önce ispat yükü taşıyan tarafın delillerini istemesi, delil sunulmazsa karşı tarafın delillerini incelemeksizin davayı reddedebilmesi uygulamada kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2014/124 E., 2015/1480 K., 03.06.2015)
Nasıl ispat edilir?
- Davacı, talebinin dayanağı olan hak doğurucu olguyu ispatla yükümlüdür; bu olgunun belgeyle, tanıkla veya diğer delillerle kanıtlanması gerekir.
- Davalı, ödeme, ibra, zamanaşımı veya benzeri savunmasını dayandırdığı engelleyici veya sona erdirici olguyu ispatla yükümlüdür.
- Kanuni karineye dayanan taraf, karinenin temelini oluşturan olguyu belgelerle ispat eder; karşı taraf adi karinede aksini delille ispatlamak zorundadır.
- Genel geçer olgu için delil gösterilmesi gerekmez; ancak olgunun genel geçer nitelikte olduğunu ileri süren taraf bunu ortaya koymalıdır.
- Taraflar karşı ispat faaliyetinde delil sunsalar bile ispat yükünü üzerine almış sayılmaz; ispat yükü değişmez.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.29: Maddi hukukta özel ispat yükü düzenleyen hükümlerden biridir; kanunda aksine hüküm olduğu için TMK m.6 genel kuralı bu hallerde yerine geçer.
- 6100 m.190: HMK m.190/1 ispat yükünü, iddia edilen olguya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir diye düzenler; TMK m.6 ile birlikte uygulanır.
- 6100 m.187-198: Delillerin gösterilmesi, somutlaştırma yükü ve ikrar gibi konular bu maddelerde düzenlenir; TMK m.6 yalnız ispat yükünün dağılımını belirler.
TMK m.7 — Resmî belgelerle ispat
Madde, resmi sicil ve resmi senetlerin belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturmasını ve bu kayıtların içeriğinin doğru olmadığının ispatına ilişkin kuralı düzenler. Hükmün kapsamı, Türk Medeni Kanunu'nda ve diğer kanunlarda düzenlenen resmi sicillere (nüfus kütüğü, tapu sicili, mülkiyeti saklı tutma sicili, hayvan rehni sicili gibi) ve resmi senetlere uygulanır. Madde, resmi sicil ve senetlerin ispat gücünün kapsamını ve karşı ispatın şeklini belirler. Maddenin düzenlemediği konular: resmi senet düzenleme yetkisi ve şekli (Noterlik Kanunu ve Tapu Kanunu), senede karşı tanıkla ispat yasağı ve istisnaları (HMK m.201 ve devamı), iyiniyetle sicile güvenin korunması ve hakkın iktisabı (TMK m.1023), tapu siciline dayanan tazminat sorumluluğu (TMK m.1007).
Resmî belgelerle ispat: hangi kavramlar bilinmeli?
- Resmi sicil
- Hukuki ilişkileri ve olayları alenileştirmek için kanunun yetki verdiği resmi organlarca, belirlenen usullere göre tutulan kayıtlardır. Nüfus kütüğü ve tapu sicili bunların başlıca örnekleridir.
- Resmi senet
- Resmi bir makamın katılmasıyla düzenlenen belgedir. Kural olarak noterlerce düzenlenir; tapu sicil memurları ayni haklara ilişkin, bazı hallerde sulh hâkimleri de resmi senet düzenleyebilir.
- Kuvvetlendirilmiş ispat gücü
- Resmi sicil ve senetlerin belgeledikleri olguların doğruluğuna ilişkin kanıt oluşturma etkisidir. Bu etki, resmi memurun kanuni yetkisi çerçevesinde kontrol edebildiği maddi olgularla sınırlıdır.
- Adi karine
- Aksi ispatlanabilen kanuni karinedir. Resmi sicil ve senetlerin doğruluk karinesi bu niteliktedir; karşı taraf içeriğin doğru olmadığını ispatlayarak bu karineyi çürütebilir.
- Hukuki olgu ile hukuki işlem ayrımı
- Sicildeki kaydın konusu hukuki bir fiil ise aksi her türlü delille ispatlanabilir; kaydın konusu hukuki bir işlem ise senede karşı senetle ispat kuralı geçerlidir. Sicilin fonksiyonu dışında kalan kayıtlar bu koruyucu etkiden yararlanmaz.
Resmî belgelerle ispat: hangi şartlar aranır?
- Belgenin resmi sicil ya da resmi senet niteliğinde olması gerekir; yani kanunun yetki verdiği resmi organ tarafından, usulüne uygun olarak tutulmuş veya düzenlenmiş bulunmalıdır.
- Sicil veya senetteki kaydın, sicilin işlevi ve kanunen içermesi gereken hususlar kapsamında kalması gerekir; bu kapsam dışındaki kayıtlar kuvvetlendirilmiş ispat gücünden yararlanmaz.
- Dayanılan olgunun, resmi memurun kanuni yetkisi çerçevesinde gerçekliğini ve doğruluğunu kontrol edebildiği maddi olgu olması gerekir.
- Karşı tarafın içeriğin doğru olmadığını ileri sürmesi halinde, bu iddianın kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle bağlı olmadan ispatlanabilmesi gerekir.
- Kanunda başka bir hüküm varsa (örneğin yazılı şekil veya özel usul öngörülmüşse) karşı ispat bu hükme uygun yapılmalıdır.
Resmî belgelerle ispat: hangi sonuçları doğurur?
- Resmi sicil veya senette yer alan olgular, aksi ispatlanmadıkça doğru kabul edilir ve tarafın bu kayda dayanması, iddiasını ispatlamış sayılması sonucunu doğurur.
- Karşı taraf kaydın içeriğinin doğru olmadığını ileri sürüyorsa, bu iddiasını ispat yükü altındadır.
- Kanunda başka bir hüküm yoksa karşı ispat için herhangi bir şekil şartı aranmaz; her türlü delil kullanılabilir.
- Sicil kaydının hukuki fiil ile ilgili olması halinde kaydın aksi tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir.
- Kayıt hukuki işleme ilişkinse, karşı ispat senede karşı senetle ispat kuralına ve HMK m.201'e tabidir; ilgili hususlar tanıkla ispat edilemez.
- Kanunda özel bir şekil ya da usul öngörülmüşse karşı ispat bu şekle uygun yapılmalıdır.
Hukuki fiil ile hukuki işlem arasındaki fark nedir?
Sicilde yer alan kayıt bir hukuki fiile (örneğin doğum) ilişkinse, bu kaydın aksi her türlü delille ispatlanabilir.
Kayıt bir hukuki işleme ilişkinse, kaydın aksinin ispatı senede karşı senetle ispat kuralına tabidir ve tanıkla ispat yasağı geçerlidir.
Karşı taraf hukuki fiil kaydını tanık dahil her delille çürütebilir; hukuki işlem kaydında ise yazılı delil gerekir.
Sicilin fonksiyonu içindeki kayıt ile fonksiyon dışı kayıt arasındaki fark nedir?
Kanunen sicile yazılması gereken ve sicilin işlevine giren hususlar, kuvvetlendirilmiş ispat gücünden yararlanır.
Sicilin işlevi dışında kalan bir husus (örneğin tapu kaydında malikin yaşı veya medeni hali) bu koruyucu etkiden yararlanmaz.
Fonksiyon dışı kayıt doğru kabul edilmez; karşı taraf bunu normal delillerle çürütebilir.
Resmi sicil ile resmi senet arasındaki fark nedir?
Resmi sicil, hukuki ilişkileri alenileştirmek için tutulan kayıttır (nüfus kütüğü, tapu sicili gibi).
Resmi senet, resmi bir makamın katılmasıyla düzenlenen belgedir (ör. noter senedi, tapu sicil memurunca düzenlenen senet).
Her ikisi de bu maddenin kapsamındadır; ancak resmi senedin hukuki işleme ilişkin içeriği için HMK'nın senede karşı tanıkla ispat yasağı ayrıca uygulanır.
Resmî belgelerle ispat: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi kesin delil gibi yorumlamak: Madde yalnızca kanuni (adi) karine oluşturur; karşı taraf aksini ispatlayabilir.
- Karşı ispatı senetle yapılması gerektiğini varsaymak: Kayıt hukuki fiile ilişkinse her türlü delil kullanılabilir.
- Karşı ispat şeklini özel bir şekle bağlamak: Kanunda başka hüküm yoksa karşı ispat herhangi bir şekle tabi değildir.
- Hukuki fiil ile hukuki işlem kayıtlarını ayırt etmemek: Bu ayrım karşı ispatın yöntemini doğrudan değiştirir.
- Sicilin fonksiyonu dışındaki kayıtları da doğru kabul etmek: Bu tür kayıtlar karinenin koruması dışındadır.
- Resmi senedin içeriğini tanıkla çürütülebilir saymak: Hukuki işleme ilişkin savunmalarda HMK m.201 yasağı geçerlidir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Tapu siciline dayanan tazminat davalarında, tapu kaydının hatalı tutulduğu iddiası sicilin doğruluk karinesi çerçevesinde değerlendirilmekte ve karşı tarafın bu karineyi çürütmesi aranmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/637 E., 2025/165 K., 26.03.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/13553 E., 2026/5270 K., 30.03.2026)
- Orman kadastrosu ve tapu kaydı uyuşmazlıklarında, tapu siciline dayanan tarafın iddiası ispatlanmış sayılmakta, aksini ileri süren taraf ispat yükü altında tutulmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/644 E., 2025/129 K., 12.03.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/672 E., 2025/130 K., 12.03.2025)
- Tazminat davalarında tapu kaydının hatalı tutulmasından kaynaklanan zararın tazmininde, sicil kaydının doğruluk karinesinin ve sorumluluk koşullarının birlikte incelendiği görülmektedir. (Genel Kurul, 2019/19126 E., 23.01.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/13553 E., 2026/5270 K., 30.03.2026)
- Uygulamada tapu kaydının doğruluğuna karşı çıkan tarafın, sicilin içeriğinin gerçeğe aykırı olduğunu her türlü delille ispat edebildiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/16 E., 2025/36 K., 12.02.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Resmi sicil veya senede dayanan taraf, belgenin varlığını ve içeriğini ileri sürdüğünde, bu iddiasını ispatlamış sayılır; kendisinden ayrıca kanıt getirmesi beklenmez.
- Kaydın doğru olmadığını iddia eden karşı taraf, bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
- Karşı ispat herhangi bir şekle bağlı değildir ve her türlü delille (belge, tanık, bilirkişi, keşif gibi) yapılabilir; ancak kayıt hukuki işleme ilişkinse senede karşı senetle ispat kuralı ve HMK m.201 uygulanır.
- Kaydın konusu hukuki bir fiil ise (örn. doğum) aksi her türlü delille ispatlanabilir; bu durumda karşı tarafın yazılı delil bulundurma zorunluluğu yoktur.
- Resmi senedin sahteliği veya gerçek olmadığı iddiası da senetle değil her türlü delille ispatlanabilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.1007: Sicilin yanlış tutulması nedeniyle doğan zararlarda tazminat sorumluluğunu düzenler; resmi sicilin doğruluk karinesi ile sorumluluk rejimi birlikte değerlendirilir.
- 4721 m.1023: İyiniyetle tapu siciline güvenen kişinin hakkı iktisap edebileceğini düzenler; bu madde karinenin koruyucu yönünü tamamlar.
- 6100 m.201: Senede karşı tanıkla ispat yasağını düzenler; resmi senede yapılan hukuki işleme ilişkin savunmalar bu kurala tabidir.
- 6100 m.204: Senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnalarını düzenler; resmi senet içeriğinin çürütülmesinde bu istisnalar etkili olabilir.
Konuda geçen kararlar
38 karar- Hukuk Genel Kurulu, 2024/1 E., 2025/565 K., 24.09.2025İlgili madde: m.3, m.5
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/361 E., 2025/337 K., 21.05.2025İlgili madde: m.1
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/802 E., 2025/335 K., 21.05.2025İlgili madde: m.3
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/104 E., 2025/283 K., 30.04.2025İlgili madde: m.1
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/46 E., 2025/282 K., 30.04.2025İlgili madde: m.3
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/615 E., 2025/217 K., 09.04.2025İlgili madde: m.2
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/637 E., 2025/165 K., 26.03.2025İlgili madde: m.7
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/644 E., 2025/129 K., 12.03.2025İlgili madde: m.7
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/672 E., 2025/130 K., 12.03.2025İlgili madde: m.7
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/891 E., 2025/99 K., 05.03.2025İlgili madde: m.2
Diğer 28 karar
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/471 E., 2025/64 K., 19.02.2025İlgili madde: m.2
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/181 E., 2025/73 K., 19.02.2025İlgili madde: m.3, m.4, m.5
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/16 E., 2025/36 K., 12.02.2025İlgili madde: m.7
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/671 E., 2025/10 K., 05.02.2025İlgili madde: m.2
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/1043 E., 2024/537 K., 06.11.2024İlgili madde: m.2
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/217 E., 2024/522 K., 23.10.2024İlgili madde: m.4
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/585 E., 2024/366 K., 10.07.2024İlgili madde: m.2
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/996 E., 2024/360 K., 03.07.2024İlgili madde: m.4
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/997 E., 2024/361 K., 03.07.2024İlgili madde: m.4
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/999 E., 2024/362 K., 03.07.2024İlgili madde: m.4
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/388 E., 2024/270 K., 22.05.2024İlgili madde: m.3, m.5
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023İlgili madde: m.5
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/1205 E., 2023/1188 K., 29.11.2023İlgili madde: m.5
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/860 E., 2023/1041 K., 01.11.2023İlgili madde: m.3
- Hukuk Genel Kurulu, 2015/3648 E., 2016/1073 K., 23.11.2016İlgili madde: m.1
- Hukuk Genel Kurulu, 2014/1570 E., 2015/2009 K., 30.09.2015İlgili madde: m.1
- Hukuk Genel Kurulu, 2014/124 E., 2015/1480 K., 03.06.2015İlgili madde: m.6
- Hukuk Genel Kurulu, 2014/280 E., 2014/1059 K., 17.12.2014İlgili madde: m.6
- Hukuk Genel Kurulu, 2013/432 E., 2013/1707 K., 25.12.2013İlgili madde: m.6
- Hukuk Genel Kurulu, 2012/1485 E., 2013/707 K., 15.05.2013İlgili madde: m.6
- Hukuk Genel Kurulu, 2012/1154 E., 2013/360 K., 13.03.2013İlgili madde: m.6
- Hukuk Genel Kurulu, 2012/1152 E., 2013/284 K., 27.02.2013İlgili madde: m.6
- Hukuk Genel Kurulu, 2010/281 E., 2010/323 K., 16.06.2010İlgili madde: m.1
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/13553 E., 2026/5270 K., 30.03.2026İlgili madde: m.7
- 7. Hukuk Dairesi, 2023/3251 E., 2024/3893 K., 17.09.2024İlgili madde: m.4
- Genel Kurul, 2019/19126 E., 23.01.2025İlgili madde: m.7
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/1835 E., 2025/1763 K., 06.11.2025İlgili madde: m.1
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2018/2761 E., 2021/429 K., 25.03.2021İlgili madde: m.5
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 1. Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış