HMK Madde 390İhtiyati tedbir talebi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Yürürlükte

Bu metin, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içerir.

Kısaca

Madde, ihtiyati tedbir talebinin hangi mahkemeden isteneceğini (dava öncesi ve dava sırasında ayrımıyla) ve tedbir talep eden tarafın dilekçesinde ne belirtmesi ve neyi yaklaşık olarak ispatlaması gerektiğini düzenler. Ayrıca karşı tarafın dinlenmeden tedbire karar verilebilmesinin şartını gösterir. Kanun, uygulamada hangi tedbirin verileceğini ve tedbir sebebinin ayrıntısını bu maddede belirlemez.

Bu açıklama madde metninin yerini tutmaz; bağlayıcı olan aşağıdaki metindir.

(1)İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.

(2)Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.

(3)Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.

Kanun metninde bu maddeHam metin
Madde gerekçesi

Maddenin birinci fıkrasında, hiç ilgisi olmayan mahkemelerden ihtiyatî tedbir istenmesinin önüne geçmek için ve geçici hukukî korumaların da niteliğine uygun olarak, ihtiyatî tedbirin dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise asıl davanın görüldüğü mahkemeden istenebileceği hususu düzenlenmiştir. Böylece, ihtiyatî tedbirde yetki ve görevle ilgili belirsiz ve kötüye kullanıma açık olan durum, belirli ve tereddüdü ortadan kaldıracak hâle getirilmiştir. İstinaf aşamasında da ilk derece mahkemesindeki yargılama usulüne atıf yapıldığından istinaf yargılaması sırasında şartlar oluşmuşsa ilgili bölge adliye mahkemesinden tedbir talebinde bulunulabilir. Geçici hukukî korumaları davadan ayıran temel özelliklerden biri, hukukî dinlenilme hakkının gösterdiği özelliktir. Hukukî dinlenilme hakkı vazgeçilmesi mümkün olmayan temel bir yargısal haktır. Bununla birlikte, geçici hukukî korumaların ivedilikle verilmesi ihtiyacı ile bazen karşı tarafa haber verildiğinde etkisini bertaraf edecek bir sonucun doğması sebebiyle, karşı taraf dinlenmeden de ihtiyatî tedbire karar verilebilmesi kabul edilmiştir. Karşı taraf dinlenmeden ihtiyatî tedbire karar verilebilmesi, hukukî dinlenilme hakkından tamamen vazgeçildiği anlamına gelmez. Bir davada, önce her iki taraf dinlenir, daha sonra bir karar verilir. Oysa geçici hukukî korumalarda ve bu çerçevede ihtiyatî tedbirde, gerekli durumlarda, karşı taraf dinlenmeden de karar verilebilir. Ancak daha sonra karşı tarafa tanınan itiraz imkânı ile hukukî dinlenilme hakkı gerçekleştirilir. Yani, bu durumda hukukî dinlenilme hakkından vazgeçilmemekte sadece zaman olarak itiraza bağlanmakta ve geçici hukukî koruma kararından sonraya bırakılmaktadır. Uygulamada çoğunlukla karşı taraf dinlenmeden geçici hukukî koruma kararı verilmektedir. Ancak, karşı tarafı dinleyip dinlememeyi hâkim durumun özelliğine göre takdir etmelidir. Karşı taraf dinlenmeden karar verilmesi daha büyük sakınca yaratacaksa ya da karşı tarafın dinlenmesi ihtiyatî tedbirin amacını tehlikeye düşürmeyecekse o zaman karşı tarafı dinlememek onun hukukî dinlenilme hakkını gereği gibi sağlamamak anlamına gelir. Hâkim bu maddenin ikinci fıkrasında tanınan imkânı kullanırken oldukça titiz davranmalı, taraflar arasındaki menfaat dengesini ve olayın özelliğini iyi incelemelidir. Geçici hukukî korumalar amacı dışında kötüye kullanılabildiği gibi, somut olarak sebebi ortaya konulmayan bir geçici hukukî koruma talebi hakkında mahkemenin sağlıklı ve doğru bir karar vermesi de mümkün olamamaktadır. Bazen genel ifadelerle talep edilen bir tedbire, yargı organları yine genel bir şekilde karar vermekte, tedbirin muhatabı aslında haklı olduğu hâlde, o sırada daha demet 387 / – 113 – büyük bir zarara engel olmak için karşı tarafla anlaşma yolunu tercih etmek zorunda kalmaktadır. Bu durum ise yargı organları kullanılarak, karşı tarafın haksız şekilde baskı altına alınması sonucunu doğurmaktadır. Üçüncü fıkrada, tedbir talep eden tarafın, dilekçesinde korunması gereken hakkın veya malın varlığını ve bulunduğu yeri, ihtiyatî tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmesi aranmıştır. Bu aynı zamanda, talep edenin talepten önce, talebinin konusu, dayanakları, tedbirin türü üzerinde düşünmesini ve talebini somutlaştırmasını sağlayacaktır. Yargı organı da özellikle karşı taraf dinlenmeden verilen, ihtiyatî tedbirin, ortaya çıkaracağı sakıncaları en aza indirerek karar verecektir. Geçici hukukî koruma yargılamasını, asıl hukukî korumadan ayıran diğer bir özellik ispat ölçüsü bakımındadır. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada) yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hâkim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Örneğin, bir alacak davasında taraflardan biri bir sözleşmenin varlığına dayanıyorsa, hâkim bu sözleşmenin varlığı konusunda (mevcut ispat yükü ve delil kuralları çerçevesinde) tam bir kanaate sahip olmalıdır. Yani, zayıf veya kuvvetli bir ihtimal, karar vermek için yeterli değildir. Sözleşmenin varlığı konusunda tam kanaat uyanmazsa, o zaman, ispat yükü kendine düşen tarafın aleyhine bir karar verilmesi gerekir. Ancak, kanun koyucu, bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hâkime, bu durumu belirterek, ispat ölçüsünü düşürme imkânı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön, karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda, bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hâkim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukukî korumalara, özelde ihtiyatî tedbire ve ihtiyatî hacze karar verilirken, haksız olma ihtimali de dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukukî korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle, yaklaşık ispat yeterli görülmüştür. Bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından bir yenilik getirilmemekle birlikte, “yaklaşık ispat” kavramı kullanılarak, doktrinde kabul gören ifade Tasarıya alınmış, ayrıca burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.

Gerekçe kanun koyucunun açıklamasıdır, hüküm değildir; çelişirse madde metni esastır. Kaynak belge

Bu maddedeki kavramlar

  • Yaklaşık ispat
  • İhtiyati tedbir sebebi
  • Karşı tarafı dinlemeden karar
  • Tedbir türü

Bağlantılı kavramın sözlükte tanımı, geçtiği öteki maddeler ve örnek kararları var.

Bu maddeyi uygulayan kararlar

372 karar arasından seçildi
  1. Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi · E. 2024/39 · K. 2024/30 · T. 20.11.2024
    İstinafRet
    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389. maddesinde yalnızca uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceğinin ifade edildiği, yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 390/3. maddesi gereğince tedbir talep eden tarafın davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğunun ifade edildiği, dava konusu uyuşmazlıkta,
  2. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi · E. 2026/115 · K. 2026/524 · T. 17.03.2026
    İstinafRet
    takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya ait olduğu, (HGK 26/04/2006 tarih, 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı) bu durumda davanın niteliği itibari ile imzanın borçluya ait olduğunu kanıtlama külfeti alacaklıya ait olduğu, bunun 6100 sayılı yasanın 390/3.maddesi gereği yaklaşık olarak ispatın gerektiği,
  3. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi · E. 2026/158 · K. 2026/211 · T. 12.03.2026
    İstinafRet
    İlk derece mahkemesi 02/10/2025 tarihli ara kararıyla, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md.390/3 uyarınca, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davanın esası yönünden haklılık durumunun yaklaşık olarak ispat edilmesi gerektiği, celp edilen belgeler, cevap dilekçesi ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davanın esası yönünden haklılık durumuna ilişkin yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı ve davaya konu taleplerin yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermiştir.

Seçim otomatiktir: kararın maddeyi uygulayan cümlesi, mahkemenin bağlayıcılık derecesi, maddenin sonraki değişiklikleri ve kararın bu maddeye özgülüğü birlikte puanlanır. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Bu maddenin ders anlatımı

  • 1.2 İhtiyati Tedbir Talebi
    Medeni Usul Hukuku · 9 Çekişmesiz Yargı ve Geçici Hukuki Koruma Yolları · 12:42
Ders videosunu platformda izle

Bu maddeye özel soru

Medeni Usul Hukuku

(Olay Sorusu - İhtiyati Tedbir Şartları) İnşaat şirketi (Y), arsa sahibi (Z) ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmıştır. (Z), sözleşmeye aykırı olarak arsayı üçüncü bir kişiye devretmek üzeredir. (Y), dava açmadan önce arsanın devrinin önlenmesini istemektedir. (Y)'nin talep edeceği hukuki koruma ve gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

  1. A) İhtiyati Haciz; çünkü para alacağı söz konusudur.
  2. B) Delil Tespiti; çünkü inşaatın seviyesinin belirlenmesi gerekir.
  3. C) İhtiyati Tedbir; çünkü mevcut durumda meydana gelecek değişme ile hakkın elde edilmesi imkansız hale gelecektir.
  4. D) Eda Davası; çünkü tapu iptali gereklidir.
  5. E) Çekişmesiz Yargı; çünkü taraflar arasında henüz dava yoktur.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var

Soruların tamamını çözmek ve açıklamalı cevapları görmek için Hukuksal Eğitim platformuna katıl.

Platforma katıl