Anayasa

Mali ve ekonomik hükümler, çeşitli hükümler, son hükümler

Anayasa m.161–177Anayasa HukukuSon değişiklik: 21.01.2017 (m.161)

Kısaca

Anayasa'nın 165. maddesi, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının (kamu iktisadi teşebbüsleri) Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesinin esaslarının kanunla düzenleneceğini hükme bağlar.

Kapsam

Bu konu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.161–177 hükümlerini kapsar.

Yürürlükten kaldırılmış: m.162, m.163, m.164.

Anayasa m.161 — Bütçe ve kesinhesap

Anayasanın 161. maddesi, kamu harcamalarının yıllık bütçelerle yapılmasını, merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile mali yılbaşı başlangıcına ilişkin özel süre ve usulleri, bütçe kanununun kapsamını, Cumhurbaşkanının bütçe teklifini sunma ve Meclis'in görüşme sürelerini, geçici bütçe ve önceki yıl bütçesinin uygulanmasını, milletvekillerinin bütçe görüşmelerindeki sınırlarını, ödeneğin niteliğini, malî yük getiren teklifler için kaynak gösterilmesi zorunluluğunu ve kesinhesap kanunu teklifi ile Sayıştay genel uygunluk bildiriminin sunulma sürelerini düzenler. Madde, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve kamu tüzel kişilerinin bütçe dışı harcamalarına, merkezi yönetim dışındaki kamu idarelerinin ayrıntılı bütçe usullerine ilişkin ayrı kuralları ise düzenlemez; bu konularda ayrıca kanunla düzenleme yapılması öngörülür (m.161 ile birlikte 5018 sayılı Kanun kapsamındaki ayrıntılar). Bütçenin denetimi ve Sayıştayın görevleri bakımından ilgili başka anayasa hükümleri de bu maddenin dışında kalır.

Bütçe ve kesinhesap: hangi kavramlar bilinmeli?

Yıllık bütçe
Kamu harcamalarının her mali yıl için ayrı bir bütçe kanunuyla yapılmasını ifade eder. Bütçe, süreli bir kanun niteliğindedir ve bir yıldan uzun süreli taahhütler bu ilkenin dışında kalır.
Merkezî yönetim bütçesi
Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin gelir ve giderlerini gösteren bütçedir. Madde, ödeneğin harcanabilecek tutarın sınırını gösterdiğini bu bütçe açısından öngörür.
Ödenek
Bütçeyle bir harcama kalemi için verilen ve harcanabilecek tutarın üst sınırını gösteren yetkidir. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu sınırın aşılabileceğine dair bütçe kanununa hüküm konulamaz.
Geçici bütçe kanunu
Bütçe kanununun mali yılbaşına kadar yürürlüğe konulamaması hâlinde çıkarılan geçici nitelikte kanundur. Yeni bütçe kanunu kabul edilene kadar geçerlidir.
Bütçe kavalyesi yasağı
Bütçe kanununa yalnızca bütçeyle ilgili hükümlerin konulabileceği kuralıdır. Bütçe kanunuyla mevcut kanunlarda açık veya zımni değişiklik yapılamaz.
Yeniden değerleme oranı
Bir önceki yılın bütçesinin, yeni bütçe kabul edilene kadar uygulanırken artırılacağı oranı ifade eder. Maddede bu oranın değeri belirtilmemiş, yasal olarak belirlenen orana bağlanmıştır.
Kesinhesap kanunu
Bir mali yılın bütçe gelir ve giderlerinin gerçekleşme sonucunu gösteren kanun teklifidir. Cumhurbaşkanı tarafından sunulur ve yeni yıl bütçesiyle birlikte görüşülür.
Genel uygunluk bildirimi
Sayıştayın kesinhesap kanun teklifine ilişkin olarak Meclise sunduğu, bütçe uygulamasının genel olarak uygunluğuna dair değerlendirmedir. Sayıştayca sonuçlandırılamamış yargılamayı önlemez.

Bütçe ve kesinhesap: hangi şartlar aranır?

  • Harcamanın yıllık bütçe kanunuyla yapılması zorunludur; bütçe kanunu mali yılbaşına kadar karara bağlanmalıdır.
  • Cumhurbaşkanı bütçe kanun teklifini mali yılbaşından en az yetmişbeş gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmalıdır.
  • Bütçe teklifi Bütçe Komisyonunda görüşülmeli ve komisyonun ellibeş gün içinde kabul edeceği metin Genel Kurulda görüşülmelidir.
  • Bütçe kanununa yalnızca bütçe ile ilgili hükümler konulmalıdır; bütçe kanununa bütçe dışı bir hüküm konulamaz.
  • Bütçe kanunu süresinde yürürlüğe konulamamışsa geçici bütçe kanunu çıkarılmalıdır.
  • Milletvekilleri Genel Kurulda bütçe görüşmelerinde yalnızca düşüncelerini açıklayabilir; gider artırıcı veya gelir azaltıcı öneride bulunamaz.
  • Ödeneğin harcanabilecek tutarın sınırını göstermesi esas alınır; Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu sınırın aşılabileceğine dair bütçe kanununda hüküm konulamaz.
  • Bütçe ödeneğini artıran veya cari ve izleyen yılların bütçelerine mali yük getiren tekliflerde, öngörülen giderleri karşılayabilecek mali kaynak gösterilmelidir.

Bütçe ve kesinhesap: hangi sonuçları doğurur?

  • Bütçe kanunu mali yılbaşına kadar karara bağlanamazsa geçici bütçe kanunu çıkarılır.
  • Geçici bütçe de çıkarılamazsa önceki yılın bütçesi, yeni bütçe kanunu kabul edilene kadar yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır.
  • Bütçe kanununa bütçe ile ilgili olmayan hüküm konulursa bu hüküm anayasaya aykırı kabul edilir ve iptal davasına konu olabilir.
  • Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine dair bütçe kanununa konulan hüküm geçersizdir.
  • Gider artırıcı veya gelir azaltıcı öneri verilmesi bu yasağa aykırıdır ve bu öneri Genel Kurulda işleme alınmamalıdır.
  • Mali yük getiren teklifte karşılık gösterilmemesi halinde teklif, kaynak şartına aykırı olur.
  • Kesinhesap kanunu teklifinin Meclise verilmesi, Sayıştayca devam eden denetim ve hesap yargılamasının sona erdiği anlamına gelmez.

Bütçe kanunu ile geçici bütçe kanunu arasındaki fark nedir?

Mali yılbaşına kadar kabul edilen, yıllık bütçeyi düzenleyen asıl bütçe kanunudur.

Asıl bütçenin süresinde yürürlüğe konulamaması hâlinde çıkarılan geçici nitelikli kanundur.

Geçici bütçe, asıl bütçe kabul edilene kadar uygulanır; geçici bütçenin de çıkarılamaması hâlinde önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır.

Cumhurbaşkanı teklifi ile milletvekili teklifi arasındaki fark nedir?

Bütçe kanun teklifini hazırlayıp sunma yetkisi münhasıran Cumhurbaşkanına aittir.

Normal kanun teklifleri milletvekilleri tarafından da verilebilir.

Milletvekilleri bütçe kanun teklifi veremez; bütçe teklifi Cumhurbaşkanınca sunulur.

Görüşme sırasında düşünce açıklama ile öneri verme arasındaki fark nedir?

Milletvekilleri Genel Kurulda bütçe hakkında düşüncelerini her bütçe görüşmesinde açıklayabilir.

Gider artırıcı veya gelir azaltıcı önerilerde bulunamazlar.

Bu yasak, bütçenin denkliğini korumayı amaçlar; bu tür önergeler verilemez.

Ödenek artışı ile mali yük getiren teklif arasındaki fark nedir?

Cari yıl bütçesinde ödenek artışı öngören ve cari ve izleyen yılların bütçelerine mali yük getiren teklifler.

Bu tür teklifler dışındaki, mali yük getirmeyen teklifler.

Birinci gruptaki tekliflerde karşılık gösterilmesi zorunludur; karşılık gösterilmemiş teklifler bu kurala aykırı olur.

Kesinhesap kanunu teklifi ile sayıştay genel uygunluk bildirimi arasındaki fark nedir?

Kesinhesap kanunu teklifi Cumhurbaşkanınca, mali yılın sonundan itibaren en geç altı ay içinde sunulur.

Genel uygunluk bildirimi Sayıştayca, kesinhesap teklifinin verilmesinden itibaren en geç yetmişbeş gün içinde Meclise sunulur.

İki belge farklı kurumlarca ve farklı süreler içinde sunulur; bildirimin Meclise verilmesi Sayıştayca yürütülen yargılamayı sona erdirmez.

Bütçe ve kesinhesap: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kesinhesap kanunu teklifinin Meclise verilmesini, Sayıştayca yürütülen denetim ve hesap yargılamasının sona erdiği sanmak; bu iki işlem ayrıdır ve bildirimin sunulması yargılamayı sona erdirmez.
  • Geçici bütçe kanununun, yeni bütçe kanunu kabul edildikten sonra da uygulanabileceğini düşünmek; geçici bütçe yalnızca yeni bütçe kabul edilene kadar geçerlidir.
  • Milletvekillerinin bütçe kanun teklifi verebileceğini sanmak; bu yetki yalnızca Cumhurbaşkanına aittir.
  • Bütçe kanununda yer alan bütçe dışı bir hükmü bütçe kanununun bir parçası sayıp geçerli kabul etmek; bu tür hükümler anayasaya aykırıdır.
  • Ödeneğin harcanabilecek tutarın üst sınırı olduğunu unutup, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu sınırın aşılabileceğini kabul etmek.
  • Cari yıl bütçesinde ödenek artışı öngören teklifte karşılık gösterilmesi zorunluluğunu göz ardı etmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Anayasa Mahkemesi, bütçe kanunu ile diğer kanunlarda değişiklik yapılmasını anayasaya aykırı bulmakta, bütçe kanununun bütçe dışı hükümler içermesini bütçe kavalyesi yasağının ihlali saymaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/1751 E., 2018/1790 K., 27.11.2018)
  • Bütçe kanununa bütçe ile ilgisi olmayan hükümlerin konulması, iptal davası açılması hâlinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/1751 E., 2018/1790 K., 27.11.2018)
  • Uygulamada bütçe kanunlarına bütçe ile ilgisiz hükümlerin konulması sık görülmekte ve bu durum Anayasa Mahkemesi denetimine konu olmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/1751 E., 2018/1790 K., 27.11.2018)
  • Bütçe kanununun anayasal denetimi, şekil ve esas bakımından diğer kanunlarla aynı rejime tabidir ve doğrudan Anayasa Mahkemesinde iptal davasına konu olabilir. (1984/11 E., 1984/11 K., 15.11.1984)

Nasıl ispat edilir?

  • Bütçe kanununa bütçe dışı hüküm konulduğunu ileri süren taraf, bu hükmün bütçe ile ilgili olmadığını ve mevcut bir kanunda değişiklik yaptığını ispatla yükümlüdür; bu ispat kanun metninin incelenmesiyle yapılır.
  • Mali yük getiren teklifin karşılık göstermediğini ileri süren taraf, teklifin cari ya da izleyen yıl bütçelerine etkisini gösteren belgelerle ispat yükü altındadır.
  • Kesinhesap kanunu teklifinin ve Sayıştay genel uygunluk bildiriminin Meclise sunulduğu iddiası, Meclis kayıtları ve resmi belgelerle ispatlanır.
  • Bütçe kanununun mali yılbaşına kadar karara bağlandığı, Resmî Gazete kayıtları ve Meclis tutanakları ile ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Kanun m.87: Meclisin görev ve yetkileri arasında bütçe kanunu tasarısının görüşülüp kabulünü düzenler; m.161 bu yetkinin özel usulünü belirler.
  • 2709 sayılı Kanun m.89: Bütçe kanunlarının Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderilemeyeceğini düzenler; m.161 ile birlikte bütçenin süreli niteliğini tamamlar.
  • 2709 sayılı Kanun m.73: Vergi, resim ve harçların kanunla konulacağı ilkesini düzenler; m.161'deki bütçe kavalyesi yasağının bütçe ilkeleriyle bağlantısını gösterir.
  • 2709 sayılı Kanun m.126: Anayasa Mahkemesinde bütçe kanunlarının denetimi bakımından sözü edilen anayasaya uygunluk denetimi ile bağlantılıdır.

Anayasa m.165 — Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi

Anayasa'nın 165. maddesi, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının (kamu iktisadi teşebbüsleri) Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesinin esaslarının kanunla düzenleneceğini hükme bağlar. Maddenin kapsamı, Devletin sermaye payına dayanan bu kuruluşlardır. Madde, denetimin kapsamını, usulünü ve yöntemini düzenlemez; bu konuları kanuna bırakır. Denetimin Sayıştay tarafından değil TBMM tarafından yapılmasına ilişkin ayrıntılar bu maddede bulunmaz. Sayıştayın ve Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı ile yüksek yargı üyelerinin atanması da bu maddenin konusu değildir.

Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi: hangi kavramlar bilinmeli?

Kamu kuruluş ve ortaklıkları
Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait olan kuruluş ve ortaklıklardır. Eşik sermaye oranına bağlıdır; sermayenin yarısına eşit olması maddenin kapsamına girmesi için yeterli değildir.
Doğrudan veya dolaylı sermaye payı
Devletin şirkette doğrudan sahip olduğu paydır. Dolaylı pay ise Devletin başka bir kamu kuruluşu veya ortaklığı üzerinden sahip olduğu paydır ve hesaba katılır.
Meclis denetimi
TBMM'nin kamu kuruluş ve ortaklıklarını kanunda belirlenen esas ve usullere göre denetlemesidir. Madde bu denetimin varlığını ve kanunla düzenlenmesini öngörür, ayrıntısını belirlemez.
Kanunla düzenlenir
Denetimin esaslarının TBMM'de kabul edilen kanunla belirlenmesi gerektiğini ifade eder. Bu alanda yönetmelik veya kararname ile temel esas konulamaz.

Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi: hangi şartlar aranır?

  • Kuruluşun sermayesinin yarısından fazlasının doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait olması gerekir.
  • Denetimin, kanunla düzenlenmiş esas ve usullere uygun olarak TBMM tarafından yapılması gerekir.
  • Denetimin esaslarının kanunla belirlenmesi gerekir; bu esaslar kanun dışı bir düzenlemeyle belirlenemez.

Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi: hangi sonuçları doğurur?

  • Kuruluş maddenin kapsamına girerse, gelir ve giderlerinin denetimi TBMM tarafından kanunla belirlenen esas ve usullerle yapılır.
  • Kuruluş maddenin kapsamına girerse, denetimin Sayıştay tarafından yapılması Anayasa 165. madde bakımından öngörülmemiştir; bu denetim TBMM adınadır.
  • Sermaye oranı eşiği aşmayan kuruluşlar için bu madde denetim yükümlülüğü doğurmaz.
  • Denetimin esaslarını düzenleyen kanun, bu maddeye aykırı olamaz; kanunla düzenlenmeyen bir denetim usulü, madde bakımından dayanaksız kalır.
  • Madde, denetimin kapsamını ve sınırlarını doğrudan belirlemediği için bu konudaki uyuşmazlıklar ilgili kanunun yorumuyla çözülür.

Kamu iktisadi teşebbüsü ile sayıştay denetimi arasındaki fark nedir?

Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan kuruluş ve ortaklıklar, Anayasa 165. madde uyarınca TBMM denetimine tabidir.

Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumları, Anayasa 160. madde uyarınca Sayıştay denetimine tabidir.

Kamu iktisadi teşebbüslerinin gelir ve giderleri Sayıştayın denetiminin dışında kalır. Denetim TBMM adına, kanunla düzenlenen usulle yapılır.

Yarı oranı eşiği ile sermaye payı az olan şirket arasındaki fark nedir?

Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket maddenin kapsamına girer.

Devletin sermayesinin yarısına eşit veya daha az payı bulunan şirket maddenin kapsamında değildir.

Bu şirketler için 165. maddeye dayalı TBMM denetimi kanunla öngörülmüş olsa bile madde doğrudan uygulanamaz; kapsam kanunla ayrıca belirlenmelidir.

Doğrudan pay ile dolaylı pay arasındaki fark nedir?

Devletin şirkette kendi adına sahip olduğu pay doğrudan paydır.

Devletin bir kamu kuruluşu veya ortaklığı aracılığıyla sahip olduğu pay dolaylı paydır.

İki pay türü toplanarak yarıdan fazla hesaplanır; dolaylı payın bulunması şirketi kapsama alır.

Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Sermayenin yarısına eşit payı, yarısından fazla payla aynı görmek.
  • Dolaylı payı hesaba katmamak ve yalnız doğrudan payı esas almak.
  • Maddeyi denetimin usulünü ve kapsamını da düzenliyor sanmak; bu konular kanuna bırakılmıştır.
  • Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimini Sayıştay denetimi ile karıştırmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kamu iktisadi teşebbüslerinin Sayıştay denetimi dışında tutulduğu ve bu denetimin esas olarak 3346 sayılı Kanun çerçevesinde TBMM tarafından yapıldığı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2019/3733 E., 2022/26 K., 12.01.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Kamu kuruluşunun sermayesinin yarısından fazlasının Devlete ait olduğu iddiasını ileri süren taraf bunu ispatlar; sermaye payı ticaret sicili, pay defteri veya kuruluş belgeleriyle gösterilir.
  • Dolaylı pay iddiasında, Devletin aracı kuruluşlar üzerinden sahip olduğu payın zincirleme olarak hesaplanması gerekir ve bunu ileri süren taraf ispat yükü altındadır.
  • Denetimin TBMM tarafından ve kanunda öngörülen usulle yapıldığı iddiası, ilgili kanun ve TBMM kayıtlarıyla ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 m.160: Sayıştayın merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını denetlediğini düzenler. 165. madde ile birlikte okunduğunda, kamu iktisadi teşebbüslerinin Sayıştay denetiminin dışında tutulduğu anlaşılır.
  • 2709 m.108: Devlet Denetleme Kurulunun, sermayesinin yarısından fazlası kamu kurumlarına ait kuruluşları da denetleyebileceğini düzenler. Bu denetim TBMM denetimi ile aynı değildir.

Anayasa m.166 — Planlama; ekonomik ve sosyal konsey

Madde, devletin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı planlama görevini, planın içeriğini (milli tasarruf ve üretimi artırıcı, fiyat istikrarı, dış ödeme dengesi, yatırım ve istihdam tedbirleri), kalkınma girişimlerinin plana bağlılığını, kalkınma planlarının hazırlanması, TBMM onayı, uygulanması, değiştirilmesi ve bütünlüğünün korunması usullerini ve Ekonomik ve Sosyal Konseyin kurulmasını düzenler. Kalkınma planlarının usul ve esaslarının kanunla düzenleneceğini ve Konseyin kuruluş ve işleyişinin de kanunla belirleneceğini hükme bağlar. Kural, devletin planlama görevini yüklediği için devlet organlarına ve kalkınma girişimlerini yürüten kamu kurumlarına yöneliktir. Maddenin kendisi, planlama teşkilatının hangi kurum olacağını, plan döneminin uzunluğunu ve Konseyin üyelerini belirlemez. Kamu iktisadi teşebbüslerinin Meclis denetimi (m.165), tabii kaynakların aranması ve işletilmesi (m.168) ile toprak ve orman hükümleri (m.43, m.44, m.169) bu maddede düzenlenmez.

Planlama; ekonomik ve sosyal konsey: hangi kavramlar bilinmeli?

Kalkınma planı
Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için uygulanacak tedbirleri gösteren, TBMM onayından geçen planlama belgesidir. Plan, kalkınma girişimlerinin hangi çerçevede yürütüleceğini belirler.
Kalkınma girişimi
Devletin ya da onun yönlendirdiği kamu kurum ve kuruluşlarının yatırım ve kalkınmaya yönelik faaliyetleridir. Bu girişimler plana uygun yürütülmek zorundadır.
Planın bütünlüğü
Planın temel yapısını ve amaçlarını bozacak nitelikteki değişikliklerden korunmasıdır. Her değişiklik bu anlamda bütünlüğü bozan sayılmaz; değişikliğin planın özünü etkileyip etkilemediğine bakılır.
Ekonomik ve Sosyal Konsey
Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında Cumhurbaşkanına istişari nitelikte görüş bildirmek amacıyla kurulan danışma organıdır. Görüşleri bağlayıcı değildir ve kuruluş ve işleyişi kanunla düzenlenir.
Milli tasarruf
Ekonomide gelirden tüketime ayrılmayan ve yatırıma yönelebilecek kısmı ifade eden iktisadi kavramdır. Plan, bu tasarrufu artıracak tedbirleri öngörmek zorundadır.

Planlama; ekonomik ve sosyal konsey: hangi şartlar aranır?

  • Kalkınma planının, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı hedef alacak biçimde hazırlanması gerekir.
  • Planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyat istikrarını ve dış ödeme dengesini sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirlerin yer alması gerekir.
  • Yatırımlarda toplum yararlarının ve gereklerinin gözetilmesi ve kaynakların verimli kullanılmasının hedeflenmesi gerekir.
  • Kalkınma girişimlerinin bu plana göre gerçekleştirilmesi gerekir.
  • Planın TBMM tarafından onaylanması gerekir.
  • Planın değiştirilmesinde ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesinde kanunla düzenlenen usul ve esasların uygulanması gerekir.
  • Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında Cumhurbaşkanına istişari görüş bildirilecekse Ekonomik ve Sosyal Konseyin kurulması ve kuruluş ile işleyişinin kanunla düzenlenmesi gerekir.

Planlama; ekonomik ve sosyal konsey: hangi sonuçları doğurur?

  • Kalkınma planları, maddede sayılan tedbirleri içermek zorundadır; bu içerik sağlanmadan hazırlanan plan maddenin öngördüğü plan niteliğini taşımaz.
  • Plana uygun olmayan kalkınma girişimi, maddeye göre plana bağlılık ilkesini ihlal eder.
  • Kalkınma planı TBMM onayına sunulmadan yürürlüğe konulamaz.
  • Planın değiştirilmesi ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesi kanunla düzenlenen usullere bağlıdır.
  • Ekonomik ve Sosyal Konsey, istişari görüş verir; görüş bağlayıcı değildir.
  • Maddenin kendisi, plan döneminin süresini, planlama teşkilatının kimliğini ve Konseyin üye yapısını belirlemez; bunlar kanuna bırakılmıştır.

Planlama görevi ile plan dışı kalkınma girişimi arasındaki fark nedir?

Plana uygun yürütülen kalkınma girişimi, planın hedef ve tedbirlerine dayanır.

Planda yer almayan ya da plana aykırı yürütülen girişim, madde gereği plana bağlı sayılmaz.

Maddeye göre kalkınma girişimlerinin plana uygun olması zorunludur; plana aykırılık hukuka aykırılık tartışmasını doğurur.

Plan onayı ile plan değişikliği arasındaki fark nedir?

İlk planın hazırlanıp TBMM tarafından onaylanması, planın kurucu aşamasıdır.

Onaylanmış planda sonradan yapılacak değişiklik, plan bütünlüğünü etkileyebilir.

Değişiklikler kanunla belirlenen usul ve esaslara tabidir; bütünlüğü bozacak değişiklikler önlenmek zorundadır.

Konsey görüşü ile bağlayıcı karar arasındaki fark nedir?

Ekonomik ve Sosyal Konseyin görüşü istişari niteliktedir.

Ekonomik ve sosyal politikaya ilişkin nihai karar Cumhurbaşkanı veya ilgili yetkili organca verilir.

Konseyin görüşü hukuken bağlayıcı değildir; uygulamada yalnız danışma işlevi görür.

Planlama; ekonomik ve sosyal konsey: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddede yer alan 'plan' kavramını, herhangi bir idari belge veya bakanlık programı ile karıştırmak; maddeye göre plan, TBMM onayından geçen kalkınma planıdır.
  • Konseyin görüşünü bağlayıcı karar gibi değerlendirmek; madde görüşün istişari olduğunu açıkça belirtir.
  • Maddenin plan dönemi, planlama teşkilatı veya Konsey üyeleri hakkında kesin hüküm içerdiğini varsaymak; bu konular kanuna bırakılmıştır.
  • Plana aykırılığı yalnızca siyasi bir eleştiri olarak görüp hukuki sonucunu gözden kaçırmak.

Nasıl ispat edilir?

  • Plana aykırılık iddiasını ileri süren taraf, kalkınma girişiminin plandaki hedef ve tedbirlere dayanmadığını belgeyle göstermelidir; plan metni ve TBMM onay kararı bu konuda temel belgedir.
  • Planın bütünlüğünü bozan bir değişiklik iddiasında, değişikliğin plan metnine yapılan müdahale olduğu ve kanunla öngörülen usule uyulmadığı, Resmî Gazete ve TBMM kayıtları ile ortaya konulabilir.
  • Ekonomik ve Sosyal Konseyin görüşünün alınmış olması, Konseyin kuruluş kanunu ve görüş tutanağı ile gösterilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.165: Kamu iktisadi teşebbüslerinin TBMM tarafından denetlenmesini düzenler; planlı kalkınmada kamu girişimlerinin denetimi bakımından tamamlayıcıdır.
  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.167: Devletin para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı işlemesini sağlayıcı tedbirleri alması, plandaki fiyat istikrarı ve ekonomik dengeye ilişkin hedeflerle bağlantılıdır.

Anayasa m.167 — Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi

Anayasa'nın 167. maddesi iki konuyu düzenler. Birinci fıkra, devletin para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayacak tedbirleri almasını ve piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önlemesini öngörür. İkinci fıkra, dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemlerine ilişkin ek mali yükümlülük koyma ve kaldırma yetkisinin kanunla Cumhurbaşkanına verilebilmesini düzenler. Madde devlete ve kanun koyucuya yönelik bir ilke hükmüdür; doğrudan bireylere hak tanımaz. Maddede piyasa denetiminin usul ve kurumları, rekabet kurallarının ayrıntısı, dış ticarete konulacak vergi ve benzeri yükümlülüklerin türü ve oranı, ek mali yükümlülüklerin miktarı ve uygulanma esasları yer almaz. Vergi ve benzeri mali yükümlülükler ile bunların oranına ilişkin güvenceler (m.73), kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi (m.165) ve planlama ile ekonomik ve sosyal konsey (m.166) ayrı maddelerde düzenlenmiştir. Maddenin ölçütü piyasa ve dış ticaret alanındaki genel çerçeve olup somut rekabet ihlallerinin yaptırımı ya da hangi kurumun görevlendirildiği bu maddede belirlenmez.

Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Tekelleşme
Bir piyasada tek bir teşebbüsün ya da sınırlı sayıda teşebbüsün belirleyici konuma gelmesidir. Madde hem fiili (piyasa koşullarından doğan) hem de anlaşmaya dayalı tekelleşmeyi kapsar.
Kartelleşme
Bağımsız teşebbüslerin aralarındaki anlaşma ya da uyumlu davranışla rekabeti ortadan kaldırmasıdır. Maddenin ayırt ettiği ikinci biçim, anlaşma sonucu doğan durumdur.
Ek mali yükümlülük
İthalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine konulan, vergi ve benzeri yükümlülükler dışındaki mali yüküdür. Vergi ve benzeri yükümlülükler bu kavramın kapsamı dışındadır; onlar için ayrı bir rejim geçerlidir.
Kanunla yetki verme
Ek mali yükümlülük koyma ve kaldırma yetkisinin yasama organınca kanunla Cumhurbaşkanına devredilmesidir. Yetki, kanunda öngörülmedikçe kendiliğinden doğmaz.

Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi: hangi şartlar aranır?

  • Piyasa düzeninin sağlanması için devletin sağlıklı ve düzenli işleyişi sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alması gerekir; bu görev para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarını kapsar.
  • Piyasada fiili veya anlaşmaya dayalı tekelleşme ya da kartelleşme doğacak nitelikte bulunduğunda devlet bunu önleyecek tedbirleri almalıdır.
  • Dış ticaret yönünden düzenlemenin amacı ülke ekonomisinin yararı olmalıdır.
  • Konu ithalat, ihracat ya da diğer dış ticaret işlemleri olmalıdır.
  • Konulacak yükümlülük vergi ve benzeri yükümlülük niteliğinde olmamalıdır; vergi ve benzeri yükümlülükler bu yetkinin dışındadır.
  • Ek mali yükümlülük koyma ya da kaldırma işlemi, ancak kanunun Cumhurbaşkanına bu yönde yetki vermiş olması hâlinde yapılabilir.

Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Devlet, piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemesi için tedbir almakla yükümlüdür; bu görev bir ilke olarak doğrudan uygulanabilir bir hak doğurmaz, kanun koyucu ve yürütme için bağlayıcı bir hedef koyar.
  • Piyasada fiili veya anlaşma sonucu tekelleşme ya da kartelleşme doğduğunda devletin bunu önleyici tedbir alması gerekir.
  • Kanunla yetki verilmemişse Cumhurbaşkanı, dış ticaret işlemleri üzerine ek mali yükümlülük koyamaz ve mevcut bir yükümlülüğü kaldıramaz.
  • Kanunla yetki verilmişse Cumhurbaşkanı, ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine ek mali yükümlülük koyabilir veya bunları kaldırabilir.
  • Yetkinin amacı ülke ekonomisinin yararı olduğundan, bu amaç dışında kullanılan bir ek yükümlülük anayasal dayanağını yitirir.
  • Vergi ve benzeri yükümlülükler ikinci fıkra kapsamında konulamaz; bu tür yükümlülükler için ayrı kurallar geçerlidir.
  • Yetki kanunla verildiği için, yetkinin kapsamı ve sınırı kanunda belirlenmelidir; yürütme organı kanunla tanınmayan bir yükümlülük koyamaz.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra piyasaların genel düzenini ve tekelleşme ile kartelleşmenin önlenmesini konu alır; devlete tedbir alma görevi verir.

İkinci fıkra yalnızca dış ticaret işlemlerine konulacak ek mali yükümlülükleri konu alır; yetkinin kanunla verilmesini öngörür.

Birinci fıkradaki görev için ayrı bir yetki devri gerekmez; ikinci fıkradaki düzenleme için kanunda açık yetki bulunmalıdır.

Vergi ve benzeri yükümlülük ile ek mali yükümlülük arasındaki fark nedir?

Vergi ve benzeri yükümlülükler, dış ticaret işlemleri üzerine konulsa bile ikinci fıkranın yetki kapsamı dışındadır.

Ek mali yükümlülük, vergi ve benzeri yükümlülüklerin dışında kalan ek bir mali yüktür.

Vergi ve benzeri yükümlülüklerin konulması ve oranlarının belirlenmesi bu maddeye değil, vergi konusunu düzenleyen hükümlere tabidir.

Fiili tekelleşme ile anlaşmaya dayalı tekelleşme ve kartelleşme arasındaki fark nedir?

Fiili tekelleşme, tek bir teşebbüsün piyasada hakim konuma gelmesiyle doğar.

Anlaşmaya dayalı tekelleşme ve kartelleşme, birden fazla teşebbüsün aralarındaki anlaşma ya da uyumlu davranışla doğar.

Madde her iki biçimi de önlenmesi gereken durum olarak sayar; hangi biçimde olursa olsun devletin müdahale görevi doğar.

Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Birinci fıkradaki piyasa denetimi görevini doğrudan bireylere tanınmış bir hak gibi okumak; madde bir ilke hükmüdür ve tek başına dava konusu bir hak doğurmaz.
  • Vergi ve benzeri yükümlülükleri ek mali yükümlülük yetkisi kapsamında saymak; ikinci fıkra bu yükümlülükleri açıkça dışarıda bırakır.
  • Kanunla verilen yetkiyi süresiz ya da sınırsız kabul etmek; yetki kanunun belirlediği çerçevede ve amaç ile sınırlı olarak kullanılabilir.
  • Yetkinin kullanılmasını ülke ekonomisi amacı aranmadan yeterli görmek; düzenlemenin amacı ülke ekonomisinin yararı olmalıdır.
  • Tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme görevini yalnızca sektörel düzenleyici kurumlara bırakılmış sanmak; madde devlete genel bir görev yükler.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Anayasa Mahkemesi, 167. maddeye dayanılarak çıkarılan dış ticaret düzenlemelerinde yürütme organına geniş bir takdir alanı tanımış; ülke ekonomisinin gerektirdiği ek mali yükümlülüğün türünü ve miktarını yürütmenin belirleyebileceğini kabul etmiştir. (7. Daire, 2022/2287 E., 2024/5139 K., 11.12.2024)
  • Türk öğretisinde 167. maddenin piyasaların denetimi ve düzenleyici ile denetleyici kurumların anayasal dayanağı olarak okunduğu, bu kurumların yasama organınca kanunla kurulabileceği kabul edilmektedir. (7. Daire, 2022/2287 E., 2024/5139 K., 11.12.2024)
  • Ek mali yükümlülük yetkisi kanuna bağlı bir yetki devri olarak nitelendirildiğinden, yürütmenin bu alandaki düzenleme yetkisi kanundan kaynaklanır ve kanunun sınırlarıyla bağlıdır. (7. Daire, 2022/2287 E., 2024/5139 K., 11.12.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Ek mali yükümlülük koyan işlemin dayanağı olarak 167. maddenin ikinci fıkrasına ve bu fıkraya dayanılarak çıkarılmış kanuna dayanıldığını gösterme yükü, işlemi yapan idaredemir.
  • Yetkinin kanunda öngörülüp öngörülmediği yazılı kanun metniyle ispatlanır; yetki bulunmadığını ileri süren taraf, kanunda bu yönde bir yetki hükmünün bulunmadığını gösterir.
  • Ek mali yükümlülüğün dış ticaret işlemi üzerine konulduğu ve vergi ya da benzeri yükümlülük olmadığı, işlemin niteliğine ilişkin belgelerle ortaya konur.
  • Ülke ekonomisinin yararına olduğu iddiası, düzenlemenin gerekçesi ve dayanak belgelerle ortaya konur; bu gerekçenin varlığını gösterme yükü düzenleyici idaredir.
  • Piyasada tekelleşme ya da kartelleşmenin varlığı, piyasa verileri ve ekonomik analizle ispatlanır; bu iddiayı ileri süren taraf ispat yükü altındadır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Kanun m.73: Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerde değişiklik yetkisinin kanunun belirttiği sınırlar içinde verilebileceğini düzenler. 167. maddedeki ek mali yükümlülük yetkisi ile vergi ve benzeri yükümlülükler arasındaki ayrımı belirler.
  • 2709 sayılı Kanun m.165: Kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimini düzenler; piyasa düzeni ile devlet müdahalesi bakımından bağlantılıdır ancak 167. maddenin kapsamı dışındadır.
  • 2709 sayılı Kanun m.166: Planlama ve Ekonomik ve Sosyal Konseyi düzenler; 167. maddenin ekonomik politika çerçevesini tamamlar.

Anayasa m.168 — Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi

Anayasa'nın 168. maddesi, tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunmasını, bunların aranması ve işletilmesi hakkının devlete ait olmasını, bu hakkın belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredilebilmesini ve belirli bir tabii servet ve kaynağın aranmasının ya da işletilmesinin kanunun açık iznine bağlanmasını düzenler. Ayrıca kanun izni kapsamında gerçek ve tüzel kişilerin uyacağı şartlar, devletçe yapılacak gözetim ve denetim usul ve esasları ile müeyyidelerin kanunda gösterileceğini öngörür. Madde, tabii servet ve kaynakların aranması ve işletilmesi alanındaki kamu hakkını kurar ve bu alanda özel kişilere tanınacak yetkinin çerçevesini çizer. Maddenin muhatabı devlet ile bu hakkı devralan gerçek ve tüzel kişilerdir. Madde, tabii servetlerin hangi tek tek kaynaklar olduğunu, devir sözleşmesinin ayrıntılı koşullarını, ruhsat ve imtiyaz usullerini, devredilecek sürenin uzunluğunu ve müeyyidelerin içeriğini düzenlemez; bunlar ilgili kanunlarda ve sözleşme hükümlerinde yer alır. Orman rejimi için 169. madde, kıyılar için 43. madde, toprak mülkiyeti için 44. madde ve kamulaştırma için 46. madde ayrı hükümler içerir ve 168. maddenin kapsamına girmez.

Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Tabii servet ve kaynak
Doğanın insan emeği olmadan sunduğu, maden, petrol, doğalgaz gibi yeraltı kaynakları ile su ve orman gibi doğal zenginlikleri ifade eden kavramdır. Maddenin kapsamı bu kaynakların hangilerini içerdiğini kanunla belirlenmesine bırakır.
Hüküm ve tasarruf
Devletin bu kaynaklar üzerinde egemen yetki ve kamu hukuku bakımından denetim yetkisini kullanmasını ifade eder. Kaynakların devletin mülkiyetinde olması anlamına gelmek zorunda değildir; devlet bu kaynakları yönetme ve düzenleme yetkisine sahiptir.
Arama ve işletme hakkı
Tabii kaynakların keşfedilmesi, çıkarılması ve ekonomik olarak kullanılmasına ilişkin yetkidir. Madde bu hakkın devlete ait olduğunu belirtir ve devre imkân tanır.
Hakkın devri
Devletin arama ve işletme hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere bırakmasıdır. Devir süreli olmalıdır; süresiz ya da mülkiyet devri anlamına gelmez.
Kanunun açık izni
Belirli bir tabii kaynağın devletle birlikte ortaklaşa ya da doğrudan özel kişiler eliyle aranıp işletilmesi için kanunda açıkça yer verilmesi gerektiğini ifade eder. Yürütme organının tek başına karar vermesi bu izin yerine geçmez.

Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi: hangi şartlar aranır?

  • Tabii servet ya da kaynağın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması gerekir; aranma ve işletme hakkı devlete ait olmalıdır.
  • Devletin bu hakkını gerçek ya da tüzel kişilere devretmesi için devrin belli bir süre için yapılması gerekir.
  • Belirli bir tabii servet ve kaynağın devletle ortak olarak ya da doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle aranıp işletilmesi için kanunun açık izninin bulunması gerekir; bu izin olmadan yürütme tek başına karar veremez.
  • Gerçek ve tüzel kişilerin uymakla yükümlü olduğu şartların kanunda gösterilmiş olması gerekir.
  • Devletçe yapılacak gözetim ve denetimin usul ve esaslarının kanunda belirlenmiş olması gerekir.
  • Kurallara aykırılık hâlinde uygulanacak müeyyidelerin kanunda öngörülmüş olması gerekir.

Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Devlet, belli bir süre için devrettiği arama ve işletme hakkının kapsamını ve sınırlarını devir yoluyla belirler; süre sona erdiğinde hak kendiliğinden devletine döner.
  • Belirli bir tabii kaynağın özel kişi eliyle veya ortaklaşa aranması ve işletilmesi için kanunun açık izni yoksa bu işlem anayasaya aykırı olur.
  • Kanun izni verilen hâllerde gerçek ve tüzel kişiler kanunda öngörülen şartlara uymak zorundadır.
  • Gözetim ve denetim devletçe kanunda gösterilen usul ve esaslara göre yapılır.
  • Kanunda öngörülen kurallara aykırılık hâlinde müeyyideler uygulanır.
  • Madde, tabii servetin devredilmesini ya da işletilmesini tek başına ve sınırsız biçimde serbest bırakmaz; devir kanunun açık izin çerçevesinde ve süreli olarak yapılabilir.

Devlet eliyle işletme ile kanun izniyle özel kişi eliyle işletme arasındaki fark nedir?

Devletin kendi araması ve işletmesi, kaynağın devletçe doğrudan yürütülmesidir ve bu yol kanun iznine bağlı değildir.

Devletin ortaklaşa ya da doğrudan gerçek ve tüzel kişiler eliyle yapılması, madde uyarınca belirli kaynak için kanunun açık iznine bağlıdır.

Özel kişi eliyle arama veya işletmeye imkân veren kararlar için kanun çıkarılması gerekir; idari işlemle bu sonuç doğurulamaz.

Hakkın devri ile mülkiyetin devri arasındaki fark nedir?

Devir, belli bir süre için yapılan ve hakkın kullanımını bırakan bir düzenlemedir.

Mülkiyet devri ise kaynağın kendisinin süresiz biçimde başkasına geçmesi anlamına gelir.

Maddenin kabul ettiği devir süreli olmak zorundadır; süresiz bir devir maddeye uygun düşmez.

Genel düzenleme ile belirli kaynağa özgü kanun izni arasındaki fark nedir?

Tabii servet ve kaynakların aranması ve işletilmesi hakkına ilişkin genel çerçeve, kanunla düzenlenebilir.

Belirli bir kaynağın ortak ya da özel kişi eliyle işletilmesi için ayrıca açık izin gerekir.

Genel bir kanunun varlığı, tek tek kaynaklar için yürütme kararına yetki vermez; her kaynak için açık izin aranır.

Tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Madde metnindeki "hüküm ve tasarruf" ifadesini mülkiyet devri ile karıştırmak; devletin mülkiyetini esas alıp devrin süreli olmasını göz ardı etmek.
  • Kanun izninin gerekmediği bir durumda tek başına bir idari işlemle özel kişiye arama veya işletme yetkisi verilebileceğini sanmak.
  • Her tabii kaynağın aynı rejime tabi olduğunu varsaymak; ormanlar ve kıyılar için ayrı anayasal hükümlerin bulunduğunu gözden kaçırmak.
  • Devir süresinin sınırsız olabileceğini kabul etmek; maddenin devri belli bir süre ile sınırladığını unutmak.
  • Müeyyide ve denetim hükümlerinin anayasada ayrıntılı olarak yer aldığını sanmak; bu hükümlerin kanunda gösterileceğini dikkate almamak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yüksek mahkeme kararları, 168. maddeyi tabii servet ve kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu ve arama ve işletme hakkının devlete ait bulunduğu ilkesini tekrarlayarak temel alır. (Hukuk Genel Kurulu, 2020/61 E., 2022/607 K., 26.04.2022; 8. Daire, 2020/7137 E., 2023/7008 K., 08.12.2023; 8. Daire, 2018/6074 E., 2022/5407 K., 05.10.2022)
  • Kararlarda madde, devletin bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebileceği hükmü ile birlikte okunmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2020/61 E., 2022/607 K., 26.04.2022; 8. Daire, 2020/7137 E., 2023/7008 K., 08.12.2023; 8. Daire, 2018/6074 E., 2022/5407 K., 05.10.2022)
  • Yargı kararlarında madde, orman ve tapu sicili gibi ayrı rejimlere tabi taşınmazlar bakımından 168. maddenin tek başına uygulandığı durumlarda yetersiz kaldığını gösteren bir eğilim taşımaz; ilgili özel hükümler birlikte değerlendirilir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2019/3524 E., 2020/4114 K., 27.10.2020; 8. Daire, 2017/551 E., 2022/3320 K., 17.05.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Devletin tabii kaynak üzerindeki hüküm ve tasarrufu, anayasal düzeyde bir kabul olduğundan, bu yetkinin varlığı kamu hukuku kaynaklarıyla ortaya konur; özel kişi bu yetkiyi kendi hakkı gibi ileri sürerse kendisi devir belgesiyle ispat yükü altındadır.
  • Bir gerçek ya da tüzel kişinin arama veya işletme hakkına dayanması hâlinde, devrin süreli olduğunu ve devrin belgesinin varlığını ortaya koyması gerekir; devir sözleşmesi, ruhsat veya imtiyaz belgesi bu amaçla kullanılır.
  • Belirli bir kaynağın özel kişi eliyle işletilmesinin kanunun açık iznine dayandığını ileri süren taraf, bu izni gösteren kanun hükmünü ortaya koymak zorundadır; yürütme işlemi tek başına bu izni karşılayamaz.
  • Devletin ortaklık ya da doğrudan işletme yoluyla kaynağı kullandığını iddia eden taraf, bu kullanımın kanun iznine dayandığını kanunla ispatlamalıdır.
  • Gözetim ve denetim yükümlülüğüne uyulmadığını ileri süren taraf, kanunda öngörülen usul ve esaslara aykırılığı belgeyle göstermelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.169: Ormanların korunması ve geliştirilmesini düzenler. Orman rejimi, 168. maddedeki genel tabii kaynak düzenlemesinden ayrı ve özel olarak korunmaktadır.
  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.43: Kıyılardan yararlanmayı düzenler. Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, ancak sahil şeridi ve kullanım esasları ayrıca düzenlenir.
  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.44: Toprak mülkiyetini ve toprağın dağıtımını düzenler. Toprak ve yeraltı servetlerinin azalması konusunda da bağlantı kurar, ancak esas olarak tarım reformuna ilişkindir.
  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.46: Kamulaştırmayı düzenler. Tabii kaynak üzerindeki bir taşınmazın kamulaştırılması, 168. maddedeki arama ve işletme yetkisinden ayrı bir hukuki rejime tabidir.

Anayasa m.169 — Ormanların korunması ve geliştirilmesi

2709 sayılı Anayasa'nın 169. maddesi, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesine ilişkin devlet görevini, yanan ormanların yeniden ağaçlandırılmasını ve bu yerlerde tarım ile hayvancılığın yasaklanmasını, ormanların gözetiminin devlete ait olmasını, devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilemezliğini, yönetim ve işletme biçimini, zamanaşımıyla mülk edinilememesini ve irtifak hakkına konu olma sınırını, orman zararına yol açan faaliyetlerin yasaklanmasını, orman suçlarına af uygulanmamasını ve orman sınırlarında daraltmanın istisnalarını düzenler. Madde devletin ve kamu tüzel kişilerinin orman üzerindeki kamusal yetkisi bakımından uygulanır; özel kişilerin orman alanına ilişkin hukuki ilişkilerini doğrudan kurmaz. Orman köylüsünün kalkınmasına yönelik tedbirleri (m.42 bağlamında ayrı bir başlık olarak anılan konu) ve orman kadastrosunun usulünü düzenlemez; orman sınırlarının belirlenmesi, tapu iptali ve tescil usulü ayrı kanunlarda (6831 sayılı Orman Kanunu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu) düzenlenmiştir. Kıyılardan yararlanma (m.43) ve toprak mülkiyeti (m.44) ayrı anayasal hükümlere bağlıdır.

Ormanların korunması ve geliştirilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Devlet ormanı
Mülkiyeti Devlete ait olan ve Devletçe yönetilip işletilen orman niteliğindeki taşınmazdır. Anayasa bu ormanların mülkiyetinin devredilemeyeceğini ve yönetiminin Devletçe yürütüleceğini öngörür.
Gözetim
Tüm ormanlar üzerinde Devletin koruyucu ve denetleyici yetkisidir. Mülkiyetin kime ait olduğundan bağımsızdır; özel mülkiyetteki ormanlar da bu gözetim altındadır.
Orman sınırında daraltma
Orman alanının kapsamının küçültülmesi işlemidir. Anayasa, ancak belirli nitelikteki yerlerde ve ayrıntılı koşullarla bu daraltmaya izin verir; istisna dar yorumlanır.
İrtifak hakkı
Başkasının taşınmazı üzerinde belirli bir yararlanma hakkı tesis edilmesidir. Devlet ormanları üzerinde ancak kamu yararı gerektirdiğinde kurulabilir.
Orman suçları
Ormanı yakmak, yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlardır. Bu suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Ormanların korunması ve geliştirilmesi: hangi şartlar aranır?

  • Devlet ormanı üzerinde zamanaşımı ile mülkiyet edinilebilmesi için hiçbir koşul bulunmamalı; bu yolla mülk edinme olanağı tamamen kapalıdır.
  • Devlet ormanı üzerinde irtifak hakkı tesis edilebilmesi için kamu yararının bulunması ve bu yararın gerektirdiği hale ilişkin olması gerekir.
  • Yanmış bir orman alanında yeniden orman yetiştirilmesi zorunludur ve bu yerde başka çeşit tarım veya hayvancılık yapılamaz.
  • Orman alanında daraltma yapılabilmesi için yerin orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından yarar görülmemesi ve tarım alanına dönüştürülmesinde kesin yarar bulunduğunun tespit edilmesi gerekir.
  • Orman sınırlarında daraltma yapılmasının istisnası olarak, 31/12/1981 tarihinden önce orman niteliğini tam olarak kaybetmiş tarım alanları ile yerleşme yerlerinin bulunduğu alanlar, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu bulunduğu yerler dışında kalmalıdır.
  • Ormanlara zarar verebilecek faaliyet ve eylemlere izin verilmemesi, ormanların tahribine yol açan siyasi propaganda yapılmaması gerekir.
  • Orman suçları için münhasıran genel veya özel af çıkarılmaması ve ormanı yakma, yok etme veya daraltma amacıyla işlenen suçların af kapsamına alınmaması gerekir.

Ormanların korunması ve geliştirilmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Devlet ormanının mülkiyeti devredilemez ve özel kişilere mülk olarak verilemez.
  • Devlet ormanları zamanaşımı ile mülk edinilemez; uzun süreli fiili kullanım tek başına mülkiyet doğurmaz.
  • Devlet ormanları üzerinde kamu yararı dışında irtifak hakkı kurulamaz.
  • Yanan ormanda yeniden ağaçlandırma yapılması zorunludur; bu alanda tarım veya hayvancılık yapılmasına izin verilmez.
  • Orman alanında zarar doğurabilecek faaliyet veya eyleme izin verilmez.
  • Ormanların tahribine yol açan siyasi propaganda yapılamaz.
  • Münhasıran orman suçları için genel veya özel af çıkarılamaz; ormanı yakma, yok etme veya daraltma amacıyla işlenen suçlar af kapsamına alınamaz.
  • Orman sınırında daraltma yapılması, istisna koşulları bulunmadıkça hukuka aykırıdır.
  • Bu hükümlere aykırı kanun veya idari işlem Anayasa'ya aykırı hale gelir ve Anayasa Mahkemesi denetimine tabi olur.

Devlet ormanı ile orman olarak nitelenen özel mülkiyetli orman arasındaki fark nedir?

Mülkiyeti Devlete ait olup Devletçe yönetilen ve işletilen ormanlardır.

Gözetimi Devlete ait olmakla birlikte mülkiyeti özel kişilerde bulunabilen ormanlardır.

Devlet ormanlarında mülkiyet devri ve zamanaşımı yolu tamamen kapalıdır; özel mülkiyetteki ormanlarda gözetim yetkisi devam eder ve bu alanlar Anayasa'nın mülkiyet devri yasağının kapsamı dışındadır.

Devlet ormanında irtifak hakkı ile genel orman alanında kullanım arasındaki fark nedir?

Devlet ormanı üzerinde irtifak hakkı yalnızca kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde kurulabilir.

Kamu yararı dışındaki amaçlarla tesis edilmek istenen irtifak hakkı Anayasa'ya aykırıdır.

Kamu yararı bulunmayan irtifak hakkı kurulamaz; Anayasa Mahkemesi kararlarında turizm yatırımları gibi kişisel yararların öne çıkarıldığı düzenlemeler 169. madde bakımından aykırı bulunmuştur.

Yanmış orman alanı ile yanmamış orman alanı arasındaki fark nedir?

Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir ve bu yerlerde başka çeşit tarım veya hayvancılık yapılamaz.

Orman niteliğini koruyan veya yanmamış alanlarda bu yasak doğrudan uygulanmaz.

Yanmış alanda tarım ya da hayvancılık amacıyla kullanım yapılamaz; yasak yalnızca yanan alanla sınırlıdır.

Orman sınırında daraltma ile daraltma yasağının istisnası arasındaki fark nedir?

Orman sınırında daraltma genel kural olarak yasaktır.

Bilim ve fen bakımından orman olarak yarar görülmeyen, tarım alanına dönüşmesinde kesin yarar bulunan veya 31/12/1981'den önce orman niteliğini tam kaybetmiş yerlerde daraltma yapılabilir.

İstisna koşullarından birinin varlığı hâlinde daraltma mümkündür; ancak yerleşme yerleri istisna kapsamına girmez.

Ormanların korunması ve geliştirilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Zamanaşımı süresinin dolmasını devlet ormanında mülkiyet kazanımı sayarak tapu tesciline hükmetmek; 169. madde bu yolu kapatmıştır.
  • Yanan ormanda tarım veya hayvancılık yasağını yalnızca yasal izin ile aşılabilir sanmak; Anayasa bu yasağı açık biçimde koymuştur.
  • Orman sınırında daraltmayı yalnızca idari takdir meselesi saymak ve istisna koşullarını aramamak; istisnalar dar yorumlanmalıdır.
  • Yerleşme yerlerinin bulunduğu alanları daraltma istisnası kapsamında saymak; Anayasa bu alanları istisnadan açıkça çıkarmıştır.
  • Orman suçlarını genel af kapsamında değerlendirmek; ormanı yakma, yok etme veya daraltma amacıyla işlenen suçlar af kapsamına alınamaz.
  • Kamu yararı bulunmayan turizm veya ticari amaçlı irtifak hakkını 169. madde kapsamında meşru saymak; Anayasa Mahkemesi kararları bu tür düzenlemeleri aykırı bulmuştur.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yüksek mahkeme kararlarında, orman sınırları ve tapu kayıtlarının uyuşmazlığında 169. maddenin devlet ormanının zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ilkesi uygulanmakta, uzun süreli zilyetliğe dayalı tescil taleplerinin bu nedenle reddedildiği görülmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/818 E., 2025/136 K., 19.03.2025)
  • Devlet ormanına ilişkin tapu iptali davalarında, taşınmazın orman niteliğinin tespiti ve bu niteliğin kaybedilip kaybedilmediği ayrıca incelenmekte; 169. madde kapsamında orman niteliği sürdüğü sürece özel mülkiyetin kurulamayacağı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/434 E., 2024/570 K., 20.11.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/229 E., 2023/1071 K., 08.11.2023)
  • Büyük bir öneme sahip olan ormanların korunmasının 169. maddede güvence altına alındığı ve bu nedenle ormanların korunmasına yönelik kanuni düzenlemelerin 169. madde ile uyumlu yorumlanması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/537 E., 2023/1027 K., 25.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/523 E., 2023/1025 K., 25.10.2023)
  • Anayasa Mahkemesi kararlarında, orman alanlarında turizm yatırımı için irtifak hakkı tesisinin ancak kamu yararının zorunlu kıldığı hallerle sınırlı olduğu ve kişisel yararın öne çıkarıldığı düzenlemelerin 169. maddeye aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/773 E., 2025/694 K., 12.11.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Devlet ormanı iddiası ileri süren idare veya Hazine, orman niteliğini ve Devlet ormanı olduğunu tapu kaydı, orman kadastrosu ve ilgili tespit belgeleriyle ispatlar.
  • Zamanaşımı yoluyla mülkiyet iddiasında bulunan kişi, uzun süreli zilyetliğini tanık ve fiili kullanım belgeleriyle ortaya koymak zorundadır; ancak bu iddia 169. madde karşısında devlet ormanı üzerinde sonuç doğurmaz.
  • Orman sınırında daraltma iddiasında bulunan taraf, yerin orman olarak yarar görülmediğini ve tarım alanına dönüşmesinde kesin yarar bulunduğunu bilirkişi raporu ile ispat etmek zorundadır.
  • Orman niteliğini 31/12/1981 tarihinden önce tam olarak kaybettiği iddiası, dayanak olarak hava fotoğrafı, eski kadastro kaydı ve tarım kayıtları ile ispatlanır.
  • İrtifak hakkı tesisine dayanak yapılan kamu yararı, ilgili kamu kurumu tarafından somut gerekçeyle gösterilmek zorundadır; karşı taraf kişisel yarar iddiasını ispatlayarak savunma yapabilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.43: Kıyılar ve sahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararı önceliğini düzenler; Anayasa Mahkemesi kararlarında orman alanlarında turizm yatırımlarının değerlendirilmesinde 169. maddeyle birlikte ele alınmıştır.
  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.44: Toprak mülkiyeti ve dağıtılan toprakların ormanların küçülmesine yol açamayacağını düzenler; orman daraltmasını sınırlayan genel ilkeyle bağlantılıdır.
  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.46: Kamulaştırma yetkisini düzenler; yeni orman alanlarının kamulaştırılmasının 169. maddeye tabi olduğu, kamulaştırma yoluyla orman daraltmasının bu istisnalara bağlı kalması gerektiği bakımından ilişkilidir.
  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.87: TBMM'nin af yetkisini düzenler; 169. maddenin orman suçlarına ilişkin af yasağı bu yetkinin sınırını oluşturur.

Anayasa m.170 — Orman köylüsünün korunması

Anayasa m.170, orman içinde veya bitişiğinde yaşayan köy halkının kalkındırılmasını ve orman köylüsünün Devletle işbirliğini sağlayan tedbirleri düzenler. Ayrıca 31/12/1981 tarihinden önce orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesini, orman sınırları dışına çıkarılacak yerlerin tespitini ve orman içindeki köylerin bu yerlere yerleştirilmesini kanuna bağlar. Devletin işletme araç-gereç ve girdi desteğini kolaylaştırma yükümlülüğünü, orman içinden nakledilen köylerin eski arazilerinin derhal ağaçlandırılmasını öngörür. Maddenin uygulanması orman köylüsü ile Devlet arasındaki ilişkiler bakımından söz konusudur. Madde; ormanların mülkiyeti, zamanaşımı, irtifak ve af yasağı gibi konuları (m.169), tabii servetlerin aranması ve işletilmesini (m.168), toprak dağıtımını ve tarım arazilerinin korunmasını (m.44, m.45) düzenlemez. Orman sınırlarının kadastro ile tespitine ve orman kadastrosuna ilişkin usulü (6831 sayılı Orman Kanunu ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu) bu madde ayrıca düzenlemez.

Orman köylüsünün korunması: hangi kavramlar bilinmeli?

Orman köylüsü
Ormanların içinde veya bitişiğinde yerleşik köy halkıdır. Maddenin koruma ve kalkındırma tedbirleri bu halka yöneliktir.
Orman niteliğini tamamen kaybetmiş yer
Bilim ve fen bakımından orman niteliği kalmamış, 31/12/1981 tarihinden önce bu duruma gelmiş yerlerdir. Tarihten sonra niteliğini yitiren yerler bu tanımın dışında kalır.
İhya
Devletin eliyle, verimsiz veya kullanılmaz durumdaki yerin tarıma ya da yerleşmeye elverişli hale getirilmesidir. Yerin kullanıma kazandırılması amacını taşır.
Orman sınırları dışına çıkarma
Bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerin orman rejiminden çıkarılmasıdır. Tespit bilimsel ve teknik ölçüte dayanır.
Nakledilen köy
Ormanın içinde bulunan ve başka bir yere taşınmış köydür. Bu köyün eski arazileri madde uyarınca devlet ormanı olarak ağaçlandırılır.

Orman köylüsünün korunması: hangi şartlar aranır?

  • Orman içinde veya bitişiğinde yerleşik bir köy halkının bulunması gerekir; madde bu halkın kalkındırılması ve korunmasına yönelik tedbirleri hedefler.
  • Orman köylüsünün kalkınmasını ve ormanın korunmasını birlikte sağlayan, Devletle bu halkın işbirliğine dayanan tedbirlerin alınması gerekir.
  • Orman sınırları dışına çıkarılacak veya ihya edilecek yerlerde, 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş olma koşulu aranmalıdır.
  • Bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti yapılmalıdır; bu tespit yapılmadan yer orman sınırları dışına çıkarılamaz.
  • Orman içindeki köy halkının yerleştirilmesi için ihya edilen yerlerin Devlet eliyle ve bu halkın yararlanmasına tahsisi yoluyla değerlendirilmesi gerekir.
  • Devletin, orman köylüsünün işletme araç ve gereçlerini ile diğer girdilerini sağlamasını kolaylaştıran tedbirleri alması gerekir.
  • Orman içinden nakledilen köy halkına ait arazi bulunuyorsa, bu arazi Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılmalıdır; bu arazinin köy halkına bırakılması öngörülmez.

Orman köylüsünün korunması: hangi sonuçları doğurur?

  • Orman içinden nakledilen köylerin eski arazileri Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır.
  • 31/12/1981 tarihinden sonra orman niteliğini yitiren yerler bu madde uyarınca orman dışına çıkarılamaz veya ihya edilemez.
  • Orman sınırı dışına çıkarma, bilim ve fen tespiti yapılmadan gerçekleştirilemez.
  • Orman köylüsünün işletme araç-gereç ve girdi temini için Devletin kolaylaştırıcı tedbirleri alması zorunludur.
  • Maddenin ayrıntılı uygulanması kanuna bırakılmıştır; madde doğrudan yerleştirme veya tahsis işlemi yapmaz, kanunun çıkarılmasını gerektirir.
  • Madde, orman köylüsüne ormanın mülkiyetini veya irtifak hakkını tanımaz; ormanların mülkiyeti için m.169 geçerlidir.

31/12/1981 öncesi ile sonrası orman niteliği kaybı arasındaki fark nedir?

31/12/1981 tarihinden önce orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerler, değerlendirilmeye ve ihyaya konu olabilir.

Bu tarihten sonra orman niteliğini kaybeden yerler bu madde kapsamında değerlendirilemez.

Tarih sınırı, orman sınırı dışına çıkarma ve ihya işlemlerinin hangi yerlere uygulanacağını belirler.

Orman sınırı dışına çıkarma ile ihya ile yerleştirme arasındaki fark nedir?

Orman sınırı dışına çıkarma, yerin bilim ve fen ölçütüne göre orman olarak muhafazasında yarar görülmediğinin tespitine bağlıdır.

İhya ve yerleştirme, tespit edilen yerin Devlet eliyle ıslah edilip orman içindeki köy halkının yararına tahsis edilmesidir.

Önce tespit ve sınır dışına çıkarma, sonra ihya ve tahsis gelir; ikisi aynı işlem değildir.

Nakledilen köy arazisi ile diğer orman köyü arazisi arasındaki fark nedir?

Orman içinden nakledilen köyün eski arazisi madde gereği derhal Devlet ormanı olarak ağaçlandırılır.

Nakledilmemiş ve yerinde yaşayan köylerin arazisi bu hükmün kapsamında değildir.

Eski köy yerinin ağaçlandırılması yalnızca nakil halinde söz konusu olur.

Orman köylüsünün korunması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • 31/12/1981 tarihini sonraki tarihlere uyarlayarak orman niteliği kaybeden yerleri bu madde kapsamında saymak.
  • Orman sınırı dışına çıkarma ile ihya ve yerleştirme işlemlerini aynı işlem gibi değerlendirmek; önce tespit gerektiğini gözden kaçırmak.
  • Nakledilen köy arazisinin ağaçlandırılmasını, yerinde kalan köylerin arazisine de uygulamak.
  • Maddenin ikinci fıkrasındaki işletme ve girdi desteğini doğrudan bir hak olarak yorumlayıp idareye dava yoluyla talep edilebilir saymak; madde kanun koyucuya yönelik bir ödev getirir.
  • Orman köylüsüne ormanın mülkiyetini veya irtifak hakkını tanıdığını kabul etmek; bu hak m.169 ile sınırlıdır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Anayasa Mahkemesi, devlet ormanlarının tahsisinin yalnızca kamu hizmetlerine ilişkin zorunluluk hallerinde yapılabileceğini kabul etmektedir; orman köylüsünün kalkındırılması amacı bu sınırı genişletmez. (19. Ceza Dairesi, 2015/1631 E., 2015/2204 K., 02.06.2015)
  • Yargıtay ceza dairesi, devlet ormanlarının mülkiyetinin hazineye ait olduğunu ve ormanların kamunun malı sayıldığını, mülkiyetin devredilemeyeceğini kabul etmektedir; orman köylüsünün nakil veya ihya işlemleri bu mülkiyet düzenini değiştirmez. (19. Ceza Dairesi, 2015/1545 E., 2015/2260 K., 02.06.2015; 19. Ceza Dairesi, 2015/1824 E., 2015/1926 K., 26.05.2015)

Nasıl ispat edilir?

  • Orman köylüsüne yönelik tedbir veya nakil işlemini dayandıran tarafın, köyün orman içinde veya bitişiğinde bulunduğunu belgeyle ispatlaması gerekir.
  • Yerin 31/12/1981 tarihinden önce orman niteliğini tamamen kaybettiği iddiası, bilirkişi raporu ve tarihli kadastro veya orman kayıtlarıyla ispatlanır; ispat yükü bu iddiayı ileri süren tarafa aittir.
  • Orman sınırı dışına çıkarma için bilim ve fen tespitinin yapıldığını gösteren resmi belge gerekir; bu belge bulunmuyorsa yarar görülmediği ileri sürülemez.
  • Nakledilen köy arazisinin orman olarak ağaçlandırılması iddiası, nakil kararı ve taşınmaz kaydıyla ispatlanır; karşı tarafın köy arazisinin nakil dışı olduğu savunması aynı şekilde belgeye dayanmalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Kanun m.169: Devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilememesi, zamanaşımıyla iktisap edilememesi ve ormanların korunması ilkelerini düzenler. m.170 ile birlikte okunur; m.170 orman içi kalkınmayı, m.169 ormanın korunmasını düzenler.
  • 2709 sayılı Kanun m.168: Tabii servet ve kaynakların aranması ve işletilmesini düzenler; orman arazisindeki kaynak işletmesi bakımından bağlantılıdır.
  • 2709 sayılı Kanun m.44: Topraksız çiftçiye toprak sağlanmasını ve ormanların küçülmesinin önlenmesini düzenler; orman köylüsüne toprak tahsisi bakımından bağlantılıdır.
  • 2709 sayılı Kanun m.45: Tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç-gereç ve girdilerinin sağlanmasını düzenler; m.170 ikinci fıkrasındaki destek yükümlülüğüyle paralel bir hükümdür.

Anayasa m.171 — Kooperatifçiliğin geliştirilmesi

Madde, Devletin kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alma yükümlülüğünü düzenler. Tedbirlerin amacı olarak üretimin artırılmasını ve tüketicinin korunmasını gösterir ve tedbir alırken milli ekonominin yararlarının dikkate alınmasını öngörür. Hükmün muhatabı devlettir; doğrudan bireylere ya da kooperatiflere somut bir hak ya da yükümlülük yüklemez. Maddede kooperatifin tanımı, kuruluş ve işleyiş esasları, ortakların sorumluluğu ve kooperatif alacaklılarının takip usulü yer almaz; bunlar 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun konusudur. Maddenin bir fıkrası 1995 değişikliğiyle mülga edilmiştir; bu nedenle güncel metin tek fıkradan ibarettir. Ekonomik ve sosyal politikalar ile kalkınma planlaması, sırasıyla m.166 kapsamındadır ve bu madde ile ilişkilendirilmelidir.

Kooperatifçiliğin geliştirilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Kooperatifçilik
Ortakların ekonomik ve mesleki ihtiyaçlarını ortak girişim yoluyla karşılamayı amaçlayan örgütlenme biçimidir. Madde bu olguyu devletin teşvik ve gelişmesini sağladığı bir alan olarak tanır.
Milli ekonominin yararları
Devletin tedbir alırken gözetmesi gereken kamusal ekonomik ölçüttür. Hükümde bir oran ya da eşik olarak tanımlanmamıştır; takdir ve denge ölçütü niteliğindedir.
Üretimin artırılması
Kooperatifçilik tedbirlerinin birinci amacıdır. Madde bu amacı öncelikli sıraya koyar; üretimi artırmayan bir tedbirin bu ölçütle bağdaşması beklenmez.
Tüketicinin korunması
Kooperatifçilik tedbirlerinin ikinci amacıdır. Madde bu amacı üretimin artırılmasıyla birlikte anar; tüketici koruma tedbirlerinin ayrıntısı m.172 kapsamındadır.

Kooperatifçiliğin geliştirilmesi: hangi şartlar aranır?

  • Devletin, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alması gerekir.
  • Alınan tedbirler öncelikle üretimin artırılmasını amaçlamalıdır.
  • Alınan tedbirler tüketicinin korunmasını da amaçlamalıdır.
  • Tedbir alınırken milli ekonominin yararlarının dikkate alınması gerekir.

Kooperatifçiliğin geliştirilmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Devlet, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır; bu yükümlülük kooperatifçilik alanında devletin politika sorumluluğunu kurar.
  • Tedbirlerin hangi biçimde alınacağı ve hangi kooperatiflere öncelik verileceği bu maddede belirlenmez; bu konular kanun ve idari düzenlemelerle yürütülür.
  • Tedbirler yalnızca üretim artırıcı olmakla kalmaz, tüketiciyi de koruyucu olmalıdır; yalnız tüketici yararına ya da yalnız üretim yararına dönük tedbirler madde amacına tam uymaz.
  • Devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, bu madde doğrudan dayanak alınarak bireysel bir hak talebine dönüşmez.
  • Madde emredici niteliktedir; devlet bu görevi üstlenmekten kaçınamaz, ancak tedbirlerin takdiri devlete bırakılmıştır.

Öncelikli amaç ile ikincil amaç arasındaki fark nedir?

Üretimin artırılması, maddede öncelikli amaç olarak sıralanmıştır.

Tüketicinin korunması, aynı tedbirin ikinci amacı olarak yer alır.

Tedbirlerin değerlendirilmesinde üretim artırıcı etki ilk ölçüt olur; tüketici koruması ise bu amaçla birlikte aranır.

Devletin yükümlülüğü ile bireysel hak arasındaki fark nedir?

Madde devlete tedbir alma yükümlülüğü yükler.

Madde kooperatif kurma ya da bu tedbirlerden yararlanma konusunda bireylere doğrudan hak tanımaz.

Tedbirlerin eksikliği bu madde doğrudan dayanak yapılarak bireysel bir dava konusu yapılamaz; ayrıntı kanunla düzenlenir.

Güncel metin ile mülga son fıkra arasındaki fark nedir?

Güncel metin tek fıkradan oluşur.

1995 değişikliğiyle mülga edilen son fıkra artık yürürlükte değildir.

Eski kaynaklarda geçen son fıkraya atıf yapılmaz.

Kooperatifçiliğin geliştirilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddeyi bireylere kooperatif kurma veya destek isteme hakkı veren doğrudan bir hüküm gibi okumak; madde yalnızca devlete yükümlülük getirir.
  • Maddenin mülga son fıkrasını güncel metnin parçası saymak; 1995 değişikliğinden sonra bu fıkra yürürlükte değildir.
  • Kooperatifin kuruluş, ortaklık sorumluluğu ve alacaklı takibi gibi ayrıntıları bu maddeden çıkarmaya çalışmak; bu konular 1163 sayılı Kanun'a aittir.
  • Üretimin artırılması ile tüketicinin korunmasını eşit ağırlıkta ya da ayrı ayrı amaçlar gibi okumak; madde bunları birlikte ve sıralı bir amaç olarak düzenler.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mahkemeler kooperatifçiliğin tanım ve amacını Anayasa m.171 hükmüne dayandırmaktadır; kooperatifin ortak ihtiyaçları karşılamak için kurulan birlik olduğu bu çerçevede kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, 2024/1631 E., 2026/142 K., 05.02.2026; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2021/1071 E., 2021/1066 K., 21.09.2021; Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2021/1300 E., 2021/1067 K., 10.09.2021; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, 2019/108 E., 2019/1313 K., 09.05.2019; Hukuk Genel Kurulu, 2017/1658 E., 2017/1464 K., 29.11.2017; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/993 E., 2022/644 K., 08.06.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Anayasa m.171 bireysel bir hak tanımadığından, devletin bu madde gereği tedbir alma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri süren taraf, somut tedbirin yokluğunu veya yetersizliğini ispatlamakla yükümlüdür.
  • Kooperatifin tanımı ve amacı konusunda uyuşmazlık varsa, kurucu sözleşme, ana sözleşme ve kooperatif kayıtları gibi yazılı belgelerle ispat yapılır.
  • Bu maddeye dayanarak bir kooperatif ya da ortak lehine sonuç isteyen taraf, tedbirin üretim artırıcı veya tüketici koruyucu amacını taşıdığını somut olgularla göstermelidir.
  • Karşı taraf, alınan tedbirin milli ekonominin yararları gözetilerek alındığını ve iki amacı birlikte karşıladığını savunabilir; bu savunmanın ispatı idari ve kamusal belgelere dayanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Kanun m.166: Ekonomik ve sosyal kalkınma ile planlamanın devlet görevi olduğunu düzenler; kooperatifçilik tedbirlerinin plan çerçevesinde değerlendirilmesinde bağlantılıdır.
  • 2709 sayılı Kanun m.172: Tüketicinin korunmasına ilişkin ayrı bir devlet yükümlülüğü getirir; m.171'deki tüketici koruma amacının genel çerçevesini tamamlar.
  • 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu: Kooperatifin tanımını, kuruluşunu, ortakların sorumluluğunu ve alacaklıların takibini düzenler; m.171'deki tedbirlerin ayrıntısı bu kanunda aranır.

Anayasa m.172 — Tüketicilerin korunması

Anayasa'nın 172. maddesi, Devletin tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almasını ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmesini bir devlet ödevi olarak düzenler. Madde, tüketicinin korunmasına ilişkin genel bir ilke ve ödev koyar; kime ne tür tedbir alınacağını ayrıntılandırmaz. Maddenin uygulanması bakımından devlete yönelik bir yükümlülük kurar; tüketici ile satıcı, sağlayıcı ya da üretici arasındaki bireysel ilişkilere doğrudan uygulanan bir hak kaynağı değildir. Madde, tüketici sözleşmelerinin içeriğini, ayıplı mal ve hizmet sorumluluğunu, cayma ve yasal denetim usullerini düzenlemez; bunlar 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda yer alır. Esnaf ve sanatkârın korunmasını düzenleyen 173. madde ile sosyal güvenlik ve gençlik gibi diğer koruma ödevleri de bu maddenin kapsamı dışındadır. Tüketici hakem heyetleri ve tüketici mahkemelerine başvuru usulü de bu maddede değil, tüketici mevzuatında düzenlenir.

Tüketicilerin korunması: hangi kavramlar bilinmeli?

Tüketici
Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla mal ya da hizmet edinen, kullanan gerçek ya da tüzel kişi olarak anlaşılır. Maddenin kendisi tüketici tanımı vermez; tanım tüketici mevzuatından alınır.
Koruyucu tedbir
Tüketicinin zarara uğramasını önlemeye yönelik devlet düzenlemeleri ve denetimleridir. Örneğin ürün güvenliği, içerik bilgisi ve aldatıcı reklam yasağına ilişkin önlemler bu kapsamda değerlendirilir.
Aydınlatıcı tedbir
Tüketicinin doğru bilgiyle karar vermesini sağlamaya yönelik tedbirlerdir. Ürünün içeriğinin açıkça belirtilmesi ve bilgilendirme yükümlülükleri bu tedbirlerin örnekleridir.
Tüketicinin kendini koruyucu girişimi
Tüketicinin kendi çıkarlarını savunmak için örgütlenmesi, dernek kurması veya başvuru yollarını kullanmasıdır. Devletin bu girişimleri teşvik etmesi bir ödevdir.

Tüketicilerin korunması: hangi şartlar aranır?

  • Devletin tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alması gerekir; bu ödev tüketicinin korunması amacına yönelik olmalıdır.
  • Devletin, tüketicinin kendini koruyucu girişimlerini teşvik etmesi gerekir; teşvik bir ödev olarak yerine getirilmelidir.
  • Maddeden doğrudan bireysel bir hak doğması için ayrı bir yasal düzenleme bulunması gerekir; madde tek başına öznel hak kurmaz.

Tüketicilerin korunması: hangi sonuçları doğurur?

  • Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirleri almakla yükümlüdür; bu ödevin yerine getirilmemesi Anayasa'ya aykırılık oluşturabilir.
  • Tüketicinin kendini koruyucu girişimleri devlet tarafından teşvik edilir; bu teşvik tüketici dernekleri gibi örgütlere destek biçiminde de gerçekleşebilir.
  • Madde, tüketici ile satıcı arasındaki sözleşmeyi doğrudan değiştirmez; sözleşme kaydı ile tüketici mevzuatı çelişirse sonuç ilgili kanun hükmüne göre belirlenir.
  • Maddeye dayanarak doğrudan bir tazminat veya iptal talebi ileri sürülemez; somut talep ilgili kanuna dayanmalıdır.

Devletin tedbir ödevi ile tüketicinin bireysel hakkı arasındaki fark nedir?

172. madde devlete yönelik bir ilke ve ödev koyar; tedbirlerin hangi biçimde alınacağını belirlemez.

Tüketicinin somut hakları (ayıba karşı koruma, cayma, bilgilendirilme) 6502 sayılı Kanun ve TBK gibi somut düzenlemelerden doğar.

Somut bir talep, 172. maddeye dayanılarak değil, ilgili kanun hükmüne dayanılarak ileri sürülmelidir.

Koruyucu tedbir ile aydınlatıcı tedbir arasındaki fark nedir?

Koruyucu tedbir, tüketicinin zarar görmesini önlemeye yönelik düzenlemelerdir.

Aydınlatıcı tedbir, tüketicinin bilgi eksikliği olmadan karar vermesini hedefler.

İkisi aynı maddede sayılsa da uygulamada farklı düzenleme araçlarıyla hayata geçer; bu ayrım uygulamada hangi mevzuatın esas alınacağını belirler.

Tüketici ile esnaf ve sanatkâr arasındaki fark nedir?

172. madde tüketiciyi korur; tüketici ticari olmayan amaçla hareket eden kişidir.

173. madde esnaf ve sanatkârı, yani ekonomik faaliyetini sürdüren küçük ölçekli üreticiyi korur.

Aynı kişi bir ilişkide tüketici, başka ilişkide esnaf olabilir; korunma ödevi hangi sıfatla hareket ettiğine göre farklı maddelere dayanır.

Tüketicilerin korunması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • 172. maddeyi doğrudan bireysel bir hak kaynağı saymak; madde yalnızca devlete ödev yükler, somut hak için ilgili kanun aranmalıdır.
  • 172. maddeyi esnaf ve sanatkârın korunmasıyla karıştırmak; esnaf ve sanatkârın korunması 173. maddede düzenlenir.
  • Tüketici tanımını Anayasa'dan çıkarmaya çalışmak; tüketici tanımı tüketici mevzuatından alınmalıdır.
  • Anayasa'ya dayanılarak tazminat veya sözleşme iptali talep etmek; bu sonuçlar ilgili kanun hükmü olmadan doğmaz.
  • Ders anlatımındaki örnekleri, örneğin tüketici hakem heyetinin hangi bakanlığa bağlı olduğunu, madde metninden çıkarmış gibi aktarmak; bu bilgi madde metninde yer almaz.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mahkemeler, tüketici davalarında Anayasa'nın 172. maddesine genel bir dayanak olarak atıf yapmakta, ancak somut uyuşmazlığı çözerken Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Türk Borçlar Kanunu hükümlerini esas almaktadır.
  • Kararlarda, 172. maddeye dayanılarak ileri sürülen taleplerin tek başına yeterli sayılmadığı, delillerin gösterilmesi ve uygulanacak kanun hükmünün belirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Nasıl ispat edilir?

  • Tüketici, 172. maddeye dayanarak bir hak iddia ediyorsa, bu iddiasını somut bir kanun hükmüne bağlamakla yükümlüdür; ispat yükü talebi ileri süren tarafa aittir.
  • Satıcı veya sağlayıcı, ürün bilgisinin açık ve doğru olduğunu, aldatıcı bir reklam yapılmadığını yazılı belge ve sözleşme metinleriyle ispatlamalıdır.
  • Tüketici, zarara uğradığını ve zarar ile sözleşme ya da ürün arasındaki nedensellik bağını fatura, sözleşme, ürün kutusu, reklam kaydı gibi belgelerle ortaya koymalıdır.
  • Anayasa'ya dayanılan bir iddia tek başına yeterli kabul edilmediğinden, delillerin somut olarak gösterilmemesi talebin reddine yol açar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6502 sayılı Kanun: Tüketicinin korunmasına ilişkin somut hakları, denetimi ve tüketici hakem heyetlerini düzenler; 172. maddedeki ödevin kanuni karşılığıdır.
  • 173. madde: Esnaf ve sanatkârın korunmasını düzenler; tüketici korumasıyla aynı Mali ve Ekonomik Hükümler bölümünde yer alır ve iki kavram birbirinden ayrılmalıdır.

Anayasa m.173 — Esnaf ve sanatkarların korunması

Madde, devletin esnaf ve sanatkarı korumak ve desteklemek için tedbir alma ödevini düzenler. Ödevin muhatabı devlettir; madde esnaf ve sanatkarın tanımını, esnaf sicilini, kredi, vergi veya eğitim desteklerinin ayrıntılarını kendisi belirlemez. Bu konular Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu'nda ve ilgili düzenlemelerde yer alır. Maddenin kapsamına girmeyen konular: esnaf ve sanatkârın tanımı ve sicil kaydı (5362 sayılı Kanun), tüketicinin korunması (m.172), sanatçının korunması (m.64) ve sosyal devlet ilkesinin genel çerçevesi (m.2).

Esnaf ve sanatkarların korunması: hangi kavramlar bilinmeli?

Esnaf
Ekonomik faaliyetini sermayesinden çok bedeni çalışmasına dayandıran, geliri kanunla belirlenen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişidir. Gezici olsun ya da sabit bir yerde çalışsın, bu nitelik değişmez.
Sanatkâr
Bir meslek veya el işi ile uğraşan, zanaat sahibi kişidir. Anayasa bu kavramı ayrıca tanımlamaz; ayrıntısı esnaf ve sanatkâr mevzuatına bırakılmıştır.
Koruyucu tedbir
Esnaf ve sanatkârı piyasadaki güçlü ekonomik aktörlere karşı kollayan düzenlemelerdir. Örnek olarak haksız rekabete karşı korumalar sayılabilir.
Destekleyici tedbir
Esnaf ve sanatkârın faaliyetini geliştirmesine yönelik olumlu adımlardır. Kredi imkânı, vergi kolaylığı ve mesleki eğitim bu kapsamda değerlendirilir.

Esnaf ve sanatkarların korunması: hangi şartlar aranır?

  • Tedbirin muhatabı olarak devletin, esnaf ve sanatkârın korunmasına yönelik bir düzenleme veya uygulama yapması gerekir.
  • Korunan kişinin Anayasa'nın öngördüğü anlamda esnaf veya sanatkâr olması gerekir; bu nitelik mevzuatta belirlenen ölçütlere göre tespit edilir.
  • Tedbir koruyucu veya destekleyici nitelikte olmalıdır; salt cezalandırıcı bir düzenleme bu ödevin yerine geçmez.
  • Tedbir, devletin ekonomik politikası çerçevesinde ve mali kaynakların elverdiği ölçüde alınmalıdır.

Esnaf ve sanatkarların korunması: hangi sonuçları doğurur?

  • Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyan ve destekleyen tedbirleri alma ödevi altındadır; bu ödev kanun koyucuya ve yürütmeye yöneliktir.
  • Ödev bir tedbir yükümlülüğüdür; belirli bir miktarda kredi, vergi muafiyeti veya eğitim hakkı doğurmaz. Bu tür haklar ancak ilgili kanun ve düzenlemelerle tanınır.
  • Devletin bu tedbirleri hiç almaması veya yetersiz kalması, Anayasa m.173 bakımından bir ödev ihlali oluşturur; ancak madde doğrudan bir bireysel dava hakkı vermez.
  • Mali kaynakların yetersizliği, bu ödevin tamamen ortadan kalkmasını sağlamaz; ancak madde metninde bu ölçüt açıkça yazılmamıştır, Anayasa m.65'in genel ilkesi dikkate alınabilir.

Koruyucu tedbir ile destekleyici tedbir arasındaki fark nedir?

Koruyucu tedbir, esnaf ve sanatkârı piyasadaki güçlü ekonomik aktörlere karşı kollayan düzenlemelerdir.

Destekleyici tedbir, esnaf ve sanatkârın faaliyetini geliştirmesine yönelik olumlu adımlardır (kredi, vergi kolaylığı, mesleki eğitim).

Madde iki tür tedbiri birlikte öngörür; devlet yalnızca birini seçerek ödevini tamamlamış sayılmaz.

Esnaf ile tacir arasındaki fark nedir?

Esnaf, ekonomik faaliyetini sermayesinden çok bedeni çalışmasına dayandıran ve geliri kanunla belirlenen sınırı aşmayan kişidir.

Tacir, ticari işletmeyi kendi adına işleten kişidir; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan gelir hedefli faaliyet yürütür.

Anayasa m.173'teki korumanın öznesi esnaftır; tacir bu korumadan yararlanmaz. Ayrım, Türk Ticaret Kanunu'nun esnafa uygulanacak hükümleri bakımından da önem taşır.

Esnaf ve sanatkarların korunması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Anayasa m.173'ü doğrudan bir kredi veya vergi muafiyeti hakkı olarak okumak; madde yalnızca tedbir alma ödevi koyar.
  • Vergi mükellefiyetini esnaf sıfatının kesin ölçütü saymak; uygulamada bu tek başına yeterli kabul edilmemektedir.
  • Esnaf ile tacir kavramlarını karıştırmak ve tacire de esnaf korumasını uygulamak.
  • Sanatkârı yalnızca sanatçı olarak anlamak; m.173'teki sanatkâr zanaat ve el işi yapan meslek sahibidir, m.64'teki sanatçı ise sanat faaliyeti yapandır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mevzuatta esnaf ve sanatkâr sayılma ölçütü gelir sınırı, bedeni çalışma ağırlığı ve meslek kolu listesi birlikte değerlendirilerek belirlenmektedir. Vergi mükellefi olmak ya da sicile kayıtlı olmak tek başına belirleyici sayılmamaktadır.
  • Esnaf ve tacir ayrımında Anayasa'daki kavram değil, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili kararnameler esas alınmaktadır.

Nasıl ispat edilir?

  • Esnaf veya sanatkâr sıfatını ileri süren kişi, bu niteliği sicil kaydı, esnaf odası kaydı veya meslek kolu belgesi ile ispatlar.
  • Tedbirin ihlal edildiği iddiasında bulunan taraf, devletin belirli bir tedbiri almadığını ve bunun ödevin yerine getirilmesini engellediğini ortaya koymak zorundadır.
  • Devlet, mali kaynakların yetersizliğini veya ekonomik politikanın gerekçesini ileri sürerek savunma yapabilir; bu savunmayı ilgili bütçe ve program belgeleriyle destekler.
  • Esnaf sıfatına ilişkin uyuşmazlıkta sicil kaydı, vergi kaydı ve işletme hesabı belgeleri birlikte değerlendirilir; tek bir belge belirleyici değildir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Kanun m.65: Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirileceğini düzenler; m.173'teki tedbirlerin kapsamını sınırlayan genel ilkedir.
  • 2709 sayılı Kanun m.172: Tüketicilerin korunmasını düzenleyen komşu hükümdür; esnafın korunması ile tüketicinin korunması birlikte ekonomik düzen içinde ele alınır.
  • 2709 sayılı Kanun m.64: Sanatçının korunmasını düzenler; m.173'teki esnaf ve sanatkâr korumasından ayrı bir alandır.
  • 5362 sayılı Kanun: Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu, esnaf ve sanatkâr tanımını, sicili ve meslek kuruluşlarını düzenler; m.173'ün uygulanmasında ana mevzuattır.
  • 6102 sayılı Kanun m.15: Türk Ticaret Kanunu'nun esnafa uygulanacak hükümlerini belirler; esnaf ile tacir ayrımında başvurulan düzenlemedir.

Anayasa m.174 — İnkılap kanunlarının korunması

Anayasa'nın 174. maddesi, belirli sekiz inkılap kanununun ve 1926 tarihli Medeni Kanun'un 110. maddesiyle birlikte evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılmasına dair medeni nikah esasının, Anayasa'nın halkoyuyla kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddia edilemeyeceğini ve yorumlanamayacağını düzenler. Hüküm, Anayasa'nın tüm hükümlerine karşı bir koruma getirir ve kanunların hangilerinin kapsama girdiğini sayarak belirler. Düzenlemez: Anayasa Mahkemesinin genel norm denetimi ve iptal davası usulü (Anayasa m.148 ve 6216 sayılı Kanun m.42 kapsamında ayrıca incelenir), Anayasa Mahkemesinde parlamento kararlarının denetimi (Anayasa m.148/1, m.85), laiklik ilkesinin siyasi partiler bakımından uygulanması (Anayasa m.68, m.69) ve din hürriyetinin kötüye kullanılmasının yasaklanması (Anayasa m.14, m.24/son).

İnkılap kanunlarının korunması: hangi kavramlar bilinmeli?

İnkılap kanunları
Cumhuriyetin kuruluş döneminde toplumsal dönüşüm amacıyla çıkarılan ve madde metninde tek tek sayılan sekiz kanun ile medeni nikah hükmüdür. Sayılanların dışındaki kanunlar bu korumadan yararlanmaz.
Koruma kapsamı
Maddenin korumasının, Anayasa'nın halkoyuyla kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlere yönelik olduğunu ifade eder. Sonradan yürürlüğe giren değişiklikler bu korumanın konusu değildir.
Anayasaya aykırılık iddiası
Bir kuralın Anayasa'ya aykırı olduğunun ileri sürülmesidir. Madde, bu iddianın inkılap kanunları bakımından hem dava yoluyla hem de def'i yoluyla ileri sürülmesini engeller.
Yorum
Kuralın Anayasa'ya aykırılık yönünde anlaşılması ve uygulanmasıdır. Madde, bu tür bir yorumun da yapılamayacağını öngörür.
Laiklik niteliğini koruma amacı
Maddenin korumasının kapsamını belirleyen amaç ölçütüdür. Kanunun bu amaca hizmet ettiğinin kabulü, koruma için gerekli koşuldur.

İnkılap kanunlarının korunması: hangi şartlar aranır?

  • Korunan kuralın, madde metninde sayılan sekiz inkılap kanunundan veya 743 sayılı Kanun'un 110. maddesiyle kabul edilen medeni nikah esasından birine ait olması gerekir.
  • Korunan hükmün, Anayasa'nın halkoyuyla kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan metin olması gerekir.
  • İnkılap kanununun, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini koruma amacını güdüyor olması gerekir.
  • Anayasaya aykırılık iddiası, sayılan kuralların bu amaca uygun düşen hükümleri hakkında ileri sürülememelidir.
  • Sayılan kurallar, Anayasa'nın herhangi bir hükmüne dayanılarak yorumlanarak Anayasa'ya aykırı anlamda kullanılamamalıdır.

İnkılap kanunlarının korunması: hangi sonuçları doğurur?

  • Sayılan kanunların halkoyu tarihinde yürürlükte bulunan hükümleri hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ileri sürülemez.
  • Anayasa Mahkemesi bu hükümleri Anayasa'ya uygunluk yönünden denetleyemez.
  • Bu hükümler, Anayasa'nın herhangi bir hükmüne dayanılarak Anayasa'ya aykırı anlamda yorumlanamaz.
  • Anayasa'nın hiçbir hükmü bu korumayı ortadan kaldıramaz; yani genel Anayasa hükümleri bu kanunlar karşısında öncelik kazanmaz.
  • Koruma kapsamındaki kanunların Anayasa'nın üstünde olduğu anlamına gelmez; yalnızca Anayasaya aykırılık iddiasının konusu yapılamamaları söz konusudur.
  • Sayılan kanunlar dışındaki kanunlar bakımından bu maddeye dayanılarak Anayasa'ya aykırılık iddiasının engellenmesi söz konusu değildir.
  • Kanunların tümü bakımından değil, madde metnindeki sayılı kuralların halkoyu tarihindeki hükümleri bakımından koruma sağlanır.

Sayılan inkılap kanunu ile sayılmayan kanun arasındaki fark nedir?

Madde metninde tek tek sayılan sekiz kanun ve medeni nikah hükmü, Anayasa'ya aykırılık iddiasından korunur.

Listede yer almayan diğer kanunlar, Anayasa'ya aykırılık iddiası bakımından bu maddenin korumasından yararlanmaz.

Listede yer almayan bir kanun için Anayasa'ya aykırılık iddiası, bu madde nedeniyle engellenemez.

Halkoyu tarihinde yürürlükte olan hüküm ile sonradan değiştirilen hüküm arasındaki fark nedir?

Anayasa'nın halkoyuyla kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan metin korunur.

Bu tarihten sonra değiştirilen veya yeniden düzenlenen hükümler, maddenin koruma alanının dışında kalır.

Sonradan yapılan değişiklikler bakımından Anayasa'ya aykırılık iddiası bu madde ile engellenemez.

Madde metnindeki hüküm ile kanunun diğer hükümleri arasındaki fark nedir?

Maddede sayılan kanunun, koruma amacını güden hükümleri bu korumadan yararlanır.

Aynı kanunun amaçla bağlantısı bulunmayan hükümleri için korumanın kapsamı tartışmaya açıktır.

Koruma, kanunun tamamına değil amaca hizmet eden hükümlerine ilişkin olarak değerlendirilir.

İnkılap kanunlarının korunması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddede sayılmayan bir kanunu, adında inkılap ifadesi geçiyor diye koruma kapsamına dahil etmek.
  • Halkoyu tarihinden sonra değiştirilmiş bir hükmü, bu tarihte yürürlükte bulunan metin gibi değerlendirmek.
  • Maddenin korumasını Anayasa'nın üstünlüğü anlamına gelecek şekilde yorumlamak; madde yalnızca denetim ve yorum yasağı getirir.
  • Koruma kapsamındaki bir kanunun tüm hükümlerinin, amaçla bağlantısı olmasa bile korunduğunu kabul etmek.
  • Madde m.148 ve 6216 sayılı Kanun m.42 ile birlikte okunmadan yalnızca 174. maddeye dayanarak Anayasa Mahkemesi denetimi tartışmasını sonuçlandırmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Anayasa Mahkemesi, inkılap kanunlarının Anayasa'ya aykırılık iddiasıyla iptal davası veya itiraz yoluyla denetlenemeyeceğini kabul etmektedir. (7. Ceza Dairesi, 2011/377 E., 2012/1504 K., 09.02.2012)

Nasıl ispat edilir?

  • Anayasa'ya aykırılık iddiasını ileri süren taraf, iddiasının konusu kuralın madde metninde sayılan inkılap kanunlarından birine ait olmadığını ispatlamakla yükümlüdür; kuralın kanun numarası ve yürürlük tarihi resmi mevzuat kaynağından gösterilir.
  • Sayılan kanunun halkoyu tarihinde yürürlükte bulunan metne ait olduğu, kanunun resmi metni ve değişiklik geçmişi üzerinden ortaya konulur.
  • Karşı taraf, kuralın sonradan değiştirildiğini veya listede olmayan bir hükme dayandığını ileri sürerek koruma kapsamının dışında kaldığını savunabilir; bu savunmayı da mevzuat karşılaştırması ile ispat eder.
  • Amaç ölçütüne ilişkin tartışmada, kanunun laiklik ve çağdaş uygarlık amacını taşıdığını gösteren kanun gerekçesi ve tarihsel belgeler kullanılır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Kanun m.148: Anayasa Mahkemesinin denetim yetkisinin sınırını çizer; 174. madde ile birlikte değerlendirildiğinde inkılap kanunlarının bu denetimin dışında tutulmasının anayasal dayanağını oluşturur.
  • 6216 sayılı Kanun m.42: Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da inkılap kanunlarının Anayasa'ya aykırılığının iddia edilemeyeceği hükmünü tekrar eder.
  • 2709 sayılı Kanun m.14: Hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmasını yasaklar; 174. madde bu genel yasakla ilgisi bulunmayan ayrı bir koruma düzenlemesidir.

Anayasa m.175 — Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma

Anayasa'nın 175. maddesi, Anayasa değişikliği tekliflerinin kimler tarafından ve hangi çoğunlukla verilebileceğini, bu tekliflerin Genel Kurulda nasıl görüşüleceğini, kabul oyu eşiklerini, Cumhurbaşkanının değişiklik kanunu karşısındaki onaylama, halkoylamasına sunma ve geri gönderme yetkilerini, halkoylamasının sonuç ve kapsamını ile seçimlere ve halkoylamasına katılımı sağlayacak tedbirleri düzenler. Madde herkese değil, TBMM ve Cumhurbaşkanı bakımından Anayasa değişikliği usulüne uygulanır. Anayasa'nın değiştirilemeyecek hükümlerini (m.4), Anayasa değişikliğinin yasama usulünün genel kurallarını (kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki hükümler) ve seçim kanunlarının içeriğini düzenlemez; bunlar için ilgili Anayasa ve kanun hükümlerine bakılmalıdır. Anayasa Mahkemesinin iptal yetkisi ve Anayasa değişikliğine ilişkin iptal davasının usulü de bu maddenin konusu değildir.

Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma: hangi kavramlar bilinmeli?

Anayasa değişikliği teklifi
TBMM üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazılı olarak verilen, Anayasa hükmünün değiştirilmesini amaçlayan öneridir. Teklifin Genel Kurulda iki defa görüşülmesi zorunludur.
Üye tamsayısının beşte üçü (360 oy)
Değiştirme teklifinin kabulü için gizli oyla aranan asgari çoğunluktur. Meclisin tamamının 600 olduğu düşünülerek hesaplanır ve bu eşikten az kabul sağlanamaz.
Üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu (400 oy)
Cumhurbaşkanına onaylama ile halkoylamasına sunma arasında seçim hakkı tanıyan, geri göndermeden sonra aynen kabulde aranan çoğunluktur. Kabul oyunun bu eşiğe ulaşması Cumhurbaşkanının seçeneklerini genişletir.
Zorunlu halkoylaması
Kabul oyu üçte ikiden az ve beşte üçten az olan, ya da Cumhurbaşkanınca geri gönderilmeyen değişiklik kanununun Cumhurbaşkanı tarafından halkoylamasına sunulmasının mecburi olduğu usuldür.
İhtiyari halkoylaması
Kabul oyu üçte iki çoğunluk olan değişiklik kanununda Cumhurbaşkanının takdirine bağlı olarak başvurabileceği halkoylamasıdır. Cumhurbaşkanı kanunu bu halde doğrudan onaylayabilir de.
Geçerli oyların yarısından çoğunluğu
Halkoylamasında Anayasa değişikliği kanununun yürürlüğe girmesi için aranan kabul eşiğidir. Geçersiz oylar bu hesaba girmez; kabul oyunun salt çoğunluğu yeterlidir.

Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma: hangi şartlar aranır?

  • Anayasa değişikliği teklifinin TBMM üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazılı olarak verilmesi gerekir.
  • Teklifin Genel Kurulda iki defa görüşülmesi gerekir; ikinci görüşmeye birinci görüşmenin bitiminden 48 saat geçmeden başlanamaz.
  • Değiştirme teklifinin kabulü için oylamanın gizli yapılması ve Meclis üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun, yani 360 oyun sağlanması gerekir.
  • Teklifin Cumhurbaşkanına gönderilmesinden sonra Cumhurbaşkanı kanunu bir daha görüşülmek üzere geri gönderebilir; geri gönderme üzerine Meclisin kanunu üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul etmesi halinde Cumhurbaşkanı kanunu halkoylamasına sunabilir.
  • Kabul oyunun beşte üç ile üçte iki arasında kalması ve Cumhurbaşkanının geri göndermemesi halinde kanun Resmi Gazetede halkoylamasına sunulmak üzere yayımlanmalıdır.
  • Kabul oyunun üçte iki çoğunlukla (en az 400 oy) sağlanması halinde Cumhurbaşkanı kanunu onaylayabilir veya halkoylamasına sunabilir; bu seçim Cumhurbaşkanının takdirindedir.
  • Halkoylamasına sunulan kanunun yürürlüğe girmesi için halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul oyu olması gerekir.
  • Halkoylamasına sunulan kanunda Anayasanın hangi hükümlerinin birlikte, hangilerinin ayrı ayrı oylanacağı Meclis tarafından kanunla karara bağlanmalıdır.
  • Cumhurbaşkanı kanunun yalnızca bazı maddelerini halkoylamasına sunabilir; halkoylamasına sunulmayan maddeler onaylanarak Resmi Gazetede yayımlanır.

Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma: hangi sonuçları doğurur?

  • Teklif üye tamsayısının üçte biri ile verilmediyse görüşmeye alınamaz.
  • Değiştirme teklifi beşte üç çoğunlukla (360 oy) kabul edilmezse Anayasa değişikliği gerçekleşmez.
  • Kabul oyu beşte üç ile üçte iki arasındaysa Cumhurbaşkanı kanunu geri gönderebilir; geri göndermezse kanun halkoylamasına sunulmak üzere Resmi Gazetede yayımlanır.
  • Kabul oyu en az 400 ise Cumhurbaşkanı kanunu onaylayabilir ve Resmi Gazetede yayımlanır; bu halde kanun kesinleşir.
  • Cumhurbaşkanı halkoylamasına sunarsa kanun, halkoylamasında geçerli oyların yarısından çoğunun kabulü ile yürürlüğe girer.
  • Halkoylamasına sunulan kanun reddedilirse yürürlüğe girmez.
  • Cumhurbaşkanı kanunun tamamını ya da bazı maddelerini onaylayıp diğerlerini halkoylamasına sunabilir; halkoylamasına sunulmayan maddeler onaylanmış sayılır ve Resmi Gazetede yayımlanır.
  • Halkoylamasına, milletvekili genel ve ara seçimlerine ve mahalli genel seçimlere katılımı sağlamak için kanunla para cezası dahil gerekli tedbirler alınır.

Beşte üç ile üçte iki kabul oyu arasındaki fark nedir?

Kabul oyu 360 ile 399 arasında kalan değişiklik kanunu.

Kabul oyu en az 400 olan değişiklik kanunu.

Birincisinde Cumhurbaşkanı kanunu geri gönderebilir ya da halkoylamasına sunmak zorundadır; onaylama yetkisi yoktur. İkincisinde Cumhurbaşkanı onaylama, halkoylamasına sunma veya geri gönderme seçeneklerinden birini seçebilir.

Zorunlu ile ihtiyari halkoylaması arasındaki fark nedir?

Kabul oyu beşte üç veya üçte ikiden az olan kanun; Cumhurbaşkanı geri göndermezse Resmi Gazetede halkoylamasına sunulmak üzere yayımlanır.

Kabul oyu üçte iki olan kanun; halkoylamasına sunma Cumhurbaşkanının isteğine bağlıdır.

Zorunlu halkoylamasında Cumhurbaşkanının halkoylamasına sunmaktan kaçınma yetkisi yoktur. İhtiyari halde Cumhurbaşkanı dilerse doğrudan onaylayabilir.

Bütün kanun ile bazı maddeler arasındaki fark nedir?

Cumhurbaşkanının kanunun tamamını ya da bütün maddelerini halkoylamasına sunduğu durum.

Cumhurbaşkanının kanunun yalnızca bazı maddelerini halkoylamasına sunduğu durum.

Maddelerin bazıları onaylanır, diğerleri halkoylamasına sunulur; halkoylamasına sunulmayan maddeler Resmi Gazetede yayımlanır.

Meclis oylaması ile halkoylaması arasındaki fark nedir?

TBMM'nin üye tamsayısı üzerinden yapılan gizli oylama.

Seçmenlerin geçerli oylarıyla yapılan halkoylaması.

Meclis aşamasında beşte üç ve üçte iki eşikleri, halkoylamasında ise geçerli oyların yarısından çoğunluğu aranır.

Anayasanın değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kabul eşiğini Meclisin toplam üye sayısı yerine değişikliğe katılan milletvekili sayısı üzerinden hesaplamak; eşikler üye tamsayısı üzerinden aranır.
  • Beşte üç ile üçte iki arasındaki kabulde Cumhurbaşkanına onaylama yetkisi tanımak; bu durumda Cumhurbaşkanı kanunu halkoylamasına sunmak zorundadır.
  • Halkoylamasında geçerli oyların üçte ikisi gibi farklı bir oranı aramak; yeterli eşik geçerli oyların yarısından çoğunluğudur.
  • Cumhurbaşkanının kanunun yalnızca bazı maddelerini halkoylamasına sunabileceğini gözden kaçırarak tüm kanunun blok olarak halkoylamasına sunulmasını beklemek.
  • Halkoylamasına sunulan kanunun Meclis kararında belirtilmeyen maddelerinin de ayrı oylanabileceğini varsaymak; ayrı oylama Meclis kararına bağlıdır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının geri göndermesi üzerine Meclisin değişiklik teklifini aynen kabul edebilmesi için üçte iki çoğunluğun şart olmadığına, beşte üç çoğunlukla (360-399 oy) kabul edilen değişikliğin de bu aşamada kabul edilebileceğine hükmetmiştir ve bu durumda Cumhurbaşkanının halkoylamasına sunma yükümlülüğü doğduğunu kabul etmiştir. (1987/9 E., 1987/15 K., 18.06.1987)
  • Halkoylamasında sunulan kanunun yürürlüğe girmesi için geçerli oyların yarısından çoğunluğunun kabulü yeterli görülmüştür. (1987/9 E., 1987/15 K., 18.06.1987)

Nasıl ispat edilir?

  • Anayasa değişikliği teklifini veren milletvekillerinin üye tamsayısının en az üçte birini oluşturduğu, teklifin yazılı olarak verildiği Meclis tutanaklarından ve teklif metninden ispat edilir.
  • Kabul oyunun 360, 400 veya üzeri olduğu, Meclis tutanağında gizli oylama sonucu ile ispat edilir; oylamanın gizli yapılmadığı iddiası ileri süren taraf tarafından ispatlanmalıdır.
  • Cumhurbaşkanının geri gönderme, onaylama veya halkoylamasına sunma kararı Resmi Gazetede yayımlanan kararla ve yazılı işlemle ispat edilir.
  • Halkoylamasının sonucu Yüksek Seçim Kurulu kararı ve Resmi Gazetede yayımlanan kararla ispat edilir; kabul oyu oranı bu kararla belirlenir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 sayılı Kanun: Anayasa değişikliği usulünün uygulandığı Anayasanın tamamı; m.175 bu kanunun değişiklik hükmüdür.
  • 2709 sayılı Kanun m.4: Değiştirilemeyecek hükümleri belirler; m.175 uyarınca yapılan değişikliklerde bu sınır aşılamaz.
  • 2709 sayılı Kanun m.104: Cumhurbaşkanının yetkileri ile bu maddedeki geri gönderme ve onaylama yetkileri arasında bağ kurar; Cumhurbaşkanı yetkisinin sınırlarını birlikte gösterir.
  • 3361 sayılı Kanun: 1987 yılında m.175'i değiştiren kanun; mevcut metnin dayanağıdır ve halkoylamasıyla kabul edilmiştir.

Anayasa m.176 — Başlangıç ve kenar başlıklar

Anayasa'nın 176. maddesi, Anayasa metninin kapsamına giren bölümleri ile kenar başlıklarının hukuki niteliğini düzenler. Birinci fıkra başlangıç kısmının Anayasa metnine dahil olduğunu, ikinci fıkra ise madde kenar başlıklarının metin dışında tutulduğunu ve yalnızca konuyu ve maddeler arasındaki sıralamayı ve bağlantıyı gösterdiğini belirtir. Madde, Anayasa'nın tüm kurallarını ve yorumunu kapsar. Başlangıçta belirtilen ilkelerin tek tek hangileri olduğunu saptamaz (Anayasa m.2 bu ilkelere atıf yapar). Başlangıç kısmındaki ilkelerin Cumhuriyetin niteliği olarak m.2 kapsamında işlevi, değiştirilemezlik rejimi ve Anayasa Mahkemesi denetimi ile ilgili ayrıntılar bu maddede yer almaz. Parlamento kararlarının Anayasa Mahkemesi denetimine tabi olup olmadığı da bu maddenin konusu değildir.

Başlangıç ve kenar başlıklar: hangi kavramlar bilinmeli?

Başlangıç kısmı
Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten, Anayasa'nın girişinde yer alan bölümdür. Madde 176 fıkra 1 uyarınca Anayasa metnine dahildir ve diğer maddelerle aynı pozitif hukuki değeri taşır.
Kenar başlıkları
Her maddenin yanında yer alan, maddenin konusunu ve maddeler arasındaki sıralama ve bağlantıyı gösteren başlıklardır. Metin dışında sayılırlar ve bağlayıcı hüküm taşımazlar; yorumda yardımcı nitelik taşırlar.
Anayasa metni
Maddelerden ve başlangıç kısmından oluşan, bağlayıcılığı olan metindir. Kenar başlıkları bu metnin dışında tutulmuştur.

Başlangıç ve kenar başlıklar: hangi şartlar aranır?

  • Yorumlanan hükmün Anayasa metnine dahil bir bölüm olduğunun belirlenmesi için başlangıç kısmı ile kenar başlığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
  • Başlangıç kısmındaki bir ilkeye dayanılabilmesi için bu ilkenin Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkelerden birine ait olduğunun gösterilmesi gerekir.
  • Bir kenar başlığına dayanılarak hüküm kurulamayacağı, başlığın yalnızca konuya ve sıralamaya işaret ettiği kabul edilmelidir.

Başlangıç ve kenar başlıklar: hangi sonuçları doğurur?

  • Başlangıç kısmı Anayasa metninin parçası olduğu için, içerdiği ilkeler Anayasa'nın diğer maddeleriyle aynı pozitif hukuki değeri taşır.
  • Kenar başlıkları Anayasa metninden sayılmadığı için, bir başlığın ifadesi tek başına hak veya yükümlülük doğurmaz.
  • Kenar başlıkları maddenin konusunu ve maddeler arasındaki sıralama ve bağlantıyı gösterdiğinden yorumda yardımcı olarak kullanılabilir.
  • Başlangıç kısmının bağlayıcılığı, maddelerin yorumunda ve Anayasa'nın bütünlüğünün kurulmasında ölçüt olarak ileri sürülebilir.

Başlangıç kısmı ile kenar başlıkları arasındaki fark nedir?

Başlangıç kısmı Anayasa metnine dahildir ve pozitif hukuki değer taşır.

Kenar başlıkları metin dışındadır ve yalnızca konuyu ve sıralamayı gösterir.

Başlangıçtaki ilkeler doğrudan yorum ve denetim ölçüsü olabilirken, kenar başlığı tek başına bağlayıcı bir kural oluşturmaz.

Başlangıç ve kenar başlıklar: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Başlangıç kısmındaki ilkeleri yalnızca yol gösterici veya manevi değer olarak görmek; fıkra 1 bu görüşü geçersiz kılar.
  • Kenar başlığını Anayasa metninin bir parçası sayıp başlığa dayanarak hüküm kurmak; fıkra 2 bunu yasaklar.

Nasıl ispat edilir?

  • Başlangıç kısmındaki bir ilkeye dayanarak hüküm kurmak isteyen taraf, ilkenin başlangıç metninde yer aldığını metinden gösterir; bu, resmi Anayasa metni ile ispatlanır.
  • Bir kenar başlığının yorumda kullanılmak istenmesi halinde, başlığın yalnızca konuyu gösterdiği ve bağlayıcı olmadığı karşı tarafça ileri sürülebilir; bu savunmanın ispatı, madde metninin fıkra 2 hükmüne dayanarak yapılır.
  • Başlangıç ilkesinin Cumhuriyetin niteliği olarak m.2 kapsamında ileri sürüldüğü durumda, ilkenin bu niteliği taşıdığını ileri süren taraf bunu Anayasa'nın bütünlüğüne dayanarak ortaya koyar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 m.2: Cumhuriyetin niteliklerini sayarken başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan bir devlet olduğunu belirtir; m.176 fıkra 1 bu ilkelerin bağlayıcılığını sağlar.
  • 2709 m.4: Değiştirilemeyecek hükümleri sayar; başlangıç kısmındaki ilkelerin değiştirilmezlik rejimiyle ilişkisini kurar.

Anayasa m.177 — Anayasanın yürürlüğe girmesi

Madde, 1982 Anayasasının halkoylaması sonucu kabul edilmesinin ardından hangi hükümlerinin ne zaman yürürlüğe gireceğini düzenler. Anayasanın genel olarak bütünüyle yürürlüğe gireceğini, ancak a) ile f) arasındaki bentlerde sayılan hükümlerin istisna olarak ayrı zamanlarda yürürlüğe gireceğini belirtir. Bu istisnalar; temel hak ve özgürlüklerden kişi hürriyeti, basın, toplantı, çalışma ve grev gibi konuları, siyasi faaliyet ve seçimleri, yasama hükümlerini, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu ile yargıya ilişkin bazı hükümleri, kurum ve kurullara ilişkin geçiş işlemlerini ve kesinhesap kanun tasarılarına ilişkin 164. maddenin ikinci fıkrasının uygulama tarihini kapsar. Maddenin uygulanması, Anayasanın ilgili bölümlerinin yürürlük tarihlerinin tespitine yöneliktir. Madde, Anayasanın değiştirilmesi, başlangıcın değiştirilemezliği veya Anayasanın içeriğine ilişkin yorum konularını düzenlemez (m.4 ve m.175 ayrı konulardır). Madde, bu istisnaların uygulanmasına ilişkin ayrıntılı seçim, yasama ve yürütme işlemlerini de düzenlemez (ilgili kanunlar ve Milli Güvenlik Konseyi kararları ayrı düzenlemeleri içerir).

Anayasanın yürürlüğe girmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Halkoylaması
Anayasa değişikliği ya da yeni Anayasa metninin doğrudan halkın oyuna sunulması işlemidir. Bu maddede, 1982 Anayasasının kabulünü sağlayan halkoylamasını ifade eder.
Yürürlük istisnası
Anayasanın genel yürürlük kuralından ayrılarak, belirli bölümlerinin farklı bir tarihe ya da koşula bağlanmasıdır. Madde, a) ile f) bentlerinde bu tür istisnaları sayar.
Kurucu Meclis
2485 sayılı Kanunla kurulan ve ilk TBMM'nin göreve başlamasına kadar Anayasanın yasama ile ilgili görev ve yetkilerini yerine getiren geçici organdır. Madde, Meclisin göreve başlamasına kadar Milli Güvenlik Konseyinin bu işleri yapacağını söyler.
Milli Güvenlik Konseyi bildiri ve kararları
1980 askeri yönetiminin çıkardığı bildiri ve kararlardır. Bentlerde yer alan hükümler yürürlüğe girinceye kadar bu bildiri ve kararlar uygulanmaya devam eder.
Mahalli idareler
Anayasanın idare bölümünde yer alan yerel yönetim birimleridir. Bunların hükümleri, ilgili kanunların yayımlanmasıyla yürürlüğe girer.

Anayasanın yürürlüğe girmesi: hangi şartlar aranır?

  • Bir hükmün bu maddeye göre ayrık yürürlüğe girdiğinin kabulü için, hükmün a) ile f) bentlerinde açıkça sayılan bölümlerden birinde yer alması gerekir.
  • a) bendi kapsamındaki hükümler için, ilgili kanunun çıkarılması ya da mevcut kanunda değişiklik yapılması ya da en geç TBMM'nin göreve başlaması koşulu aranır.
  • b) bendi kapsamındaki siyasi partiler ve seçim hükümleri için, bu hükümlere dayalı Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanununun yayımlanması gerekir.
  • c) bendi kapsamındaki yasama hükümleri için ilk milletvekili genel seçiminin sonucunun ilanı gerekir.
  • d) bendi kapsamındaki Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve yargı hükümleri için halkoylamasının Resmî Gazetede ilanı; Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu hükümleri için TBMM'nin göreve başlaması; Devlet Güvenlik Mahkemeleri için ilgili kanunun yayımlanması koşulu aranır.
  • e) bendi kapsamında yeniden kanun yapılması ya da değişiklik gereken hallerde, mevcut kanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümleri ile doğrudan Anayasa hükümleri uygulanır.
  • f) bendi kapsamında 164. maddenin ikinci fıkrası 1984 yılından itibaren uygulanmaya başlar.

Anayasanın yürürlüğe girmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Anayasanın istisna dışında kalan hükümleri, halkoylaması sonucu kabul edilip Resmî Gazetede yayımlanmasıyla yürürlüğe girer.
  • a) bendindeki hükümler, ilgili kanun çıkarılana ya da mevcut kanun değiştirilene kadar yürürlüğe girmez; en geç TBMM'nin göreve başlamasıyla yürürlüğe girerler.
  • a) bendindeki hükümler yürürlüğe girinceye kadar mevcut kanunlar ve Milli Güvenlik Konseyi bildiri ve kararları uygulanır.
  • b) bendindeki hükümler, ilgili Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu yayımlanınca yürürlüğe girer.
  • c) bendindeki yasama hükümleri, ilk milletvekili genel seçiminin sonucunun ilanıyla yürürlüğe girer; bunlara ilişkin TBMM görev ve yetkileri, TBMM göreve başlayana kadar Milli Güvenlik Konseyince yerine getirilir.
  • d) bendindeki Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu hükümlerinin bir kısmı TBMM'nin göreve başlamasıyla, mahalli idare ve Devlet Güvenlik Mahkemesi hükümleri ilgili kanunların yayımlanmasıyla yürürlüğe girer.
  • e) bendi uyarınca geçiş döneminde, mevcut kanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümleri ile doğrudan Anayasa hükümleri uygulanır.
  • f) bendi uyarınca 164. maddenin ikinci fıkrası 1984 yılından itibaren uygulanmaya başlar.

Genel yürürlük ile a) bendi istisnası arasındaki fark nedir?

Anayasanın genel kuralı, halkoylaması sonucu kabul edilmesiyle bütünüyle yürürlüğe girmesidir.

a) bendindeki kişi hürriyeti, basın, toplantı, çalışma ve grev hükümleri, ilgili kanunların çıkarılması ya da en geç TBMM'nin göreve başlamasına bağlıdır.

Bu hükümler yürürlüğe girinceye kadar mevcut kanunlar ve Milli Güvenlik Konseyi bildiri ve kararları uygulanmaya devam eder.

a) bendi ile b) bendi arasındaki fark nedir?

a) bendi, temel hak ve özgürlüklere ve çalışma ilişkilerine ilişkindir.

b) bendi, siyasi faaliyet ve partilere ilişkin hükümlerle seçme ve seçilme hakkını kapsar.

Siyasi partiler ve seçme-seçilme hakkı, a) bendindeki gibi TBMM'nin göreve başlamasına değil, ilgili kanunların yayımlanmasına bağlanmıştır.

c) bendi ile d) bendi arasındaki fark nedir?

c) bendi, yasama ile ilgili hükümleri kapsar ve ilk milletvekili genel seçiminin ilanıyla yürürlüğe girer.

d) bendi, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Devlet Denetleme Kurulu, tüzükler, olağanüstü yönetim ve yargı hükümlerini kapsar ve halkoylamasının ilanıyla yürürlüğe girer.

Yasama hükümleri seçim sonucuna, yürütme ve yargı hükümlerinin önemli bir kısmı ise halkoylaması ilanına bağlanır; Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu hükümleri TBMM'nin göreve başlamasıyla ayrıca yürürlüğe girer.

d) bendi içinde mahalli idareler ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile diğer yargı hükümleri arasındaki fark nedir?

Mahalli idareler ile Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin hükümler, ilgili kanunların yayımlanmasıyla yürürlüğe girer.

Bu grup dışındaki yargı hükümleri, halkoylamasının Resmî Gazetede ilanıyla yürürlüğe girer.

Aynı bentte yer alan hükümler farklı tarihlerde yürürlüğe girebilir; Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin hükümlerin yürürlüğü ilgili kanun çıkana kadar ertelenmiştir.

e) bendi ile genel yürürlük kuralı arasındaki fark nedir?

e) bendi, halkoylaması ilanıyla yürürlüğe girecek hükümlerle, yeni kanun ya da değişiklik gerektiren kurumlara ilişkin geçiş işlemlerini düzenler.

Genel yürürlük kuralı, Anayasanın bütününün kabul ile yürürlüğe girmesidir.

Geçiş döneminde, mevcut kanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümleri ve doğrudan Anayasa hükümleri, m.11 gereğince uygulanır.

Anayasanın yürürlüğe girmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Madde metninde geçmeyen bir yürürlük tarihini ya da süreyi kabul etmek; madde yalnızca koşulları belirler, sabit bir gün saymaz.
  • a) bendindeki temel hak hükümlerini halkoylamasının ilanı ile yürürlüğe girmiş saymak; bu hükümler TBMM'nin göreve başlamasına bağlıdır.
  • Yürürlük istisnasını genel bir değiştirme yasağı ya da Anayasa'nın yorumu ile karıştırmak; madde yalnızca yürürlük tarihlerini düzenler.
  • Geçiş döneminde mevcut kanunların tamamının geçerli olduğunu varsaymak; uygulanabilen kısım Anayasaya aykırı olmayan hükümlerle sınırlıdır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Madde metninde yer alan yürürlük tarihlerinin Anayasa Mahkemesi kararlarında doğrudan uygulama konusu yapıldığı görülmektedir. (1981/13 E., 1983/8 K., 28.04.1983)

Nasıl ispat edilir?

  • Bir hükmün madde kapsamında ayrık yürürlüğe girdiğini ileri süren taraf, hükmün bentlerden hangisinde yer aldığını ve buna bağlanan koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğini ispatlamakla yükümlüdür.
  • Yürürlük tarihinin tespitinde Resmî Gazete ilanı, ilgili kanunun yayım tarihi ve TBMM'nin göreve başlama tarihi gibi resmi belgeler esas alınır.
  • Bir hükmün geçiş döneminde uygulanıp uygulanmadığı, Milli Güvenlik Konseyi bildiri ve kararlarının veya mevcut kanunun ilgili hükmünün varlığına dayanılarak ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 2709 m.11: Geçiş döneminde mevcut kanunların Anayasaya aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasının dayanağıdır; e) bendinde açıkça anılır.
  • 2709 m.164: Kesinhesap kanunu tasarılarının görüşülme usulünü düzenler; f) bendi bu fıkranın uygulama tarihini belirler.
  • 2709 m.4: Değiştirilemez hükümleri belirler; madde ile ilgisi, yürürlük istisnalarının değiştirme yasağı kapsamıyla karıştırılmamasıdır.
  • 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanun: c) bendinde saklı tutulan, TBMM göreve başlayana kadar yasama görevlerinin yürütüldüğü geçici düzenlemedir.

Süreler

SüreMaddeHüküm
bir yıldanm.161Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü ile yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller kanunla düzenlenir.
altı aym.161Merkezî yönetim kesinhesap kanunu teklifi, ilgili olduğu malî yılın sonundan başlayarak en geç altı ay sonra Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.
1981 günm.177Ancak bu bölümdeki Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerine ilişkin hükümleri, 29 Haziran 1981 gün ve 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi göreve başlayıncaya kadar…

Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.

Konuda geçen kararlar

31 karar
  1. 1987/9 E., 1987/15 K., 18.06.1987
    İlgili madde: m.175
  2. 1984/11 E., 1984/11 K., 15.11.1984
    İlgili madde: m.161
  3. 1981/13 E., 1983/8 K., 28.04.1983
    İlgili madde: m.177
  4. Hukuk Genel Kurulu, 2024/773 E., 2025/694 K., 12.11.2025
    İlgili madde: m.169
  5. Hukuk Genel Kurulu, 2023/818 E., 2025/136 K., 19.03.2025
    İlgili madde: m.169
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2023/434 E., 2024/570 K., 20.11.2024
    İlgili madde: m.169
  7. Hukuk Genel Kurulu, 2022/229 E., 2023/1071 K., 08.11.2023
    İlgili madde: m.169
  8. Hukuk Genel Kurulu, 2023/537 E., 2023/1027 K., 25.10.2023
    İlgili madde: m.169
  9. Hukuk Genel Kurulu, 2023/523 E., 2023/1025 K., 25.10.2023
    İlgili madde: m.169
  10. Hukuk Genel Kurulu, 2020/61 E., 2022/607 K., 26.04.2022
    İlgili madde: m.168
Diğer 21 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2015/1751 E., 2018/1790 K., 27.11.2018
    İlgili madde: m.161
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2017/1658 E., 2017/1464 K., 29.11.2017
    İlgili madde: m.171
  3. 8. Daire, 2021/2255 E., 2025/562 K., 07.02.2025
    İlgili madde: m.168
  4. 7. Daire, 2022/2287 E., 2024/5139 K., 11.12.2024
    İlgili madde: m.167
  5. 8. Daire, 2020/7137 E., 2023/7008 K., 08.12.2023
    İlgili madde: m.168
  6. 8. Daire, 2018/6074 E., 2022/5407 K., 05.10.2022
    İlgili madde: m.168
  7. 8. Daire, 2017/551 E., 2022/3320 K., 17.05.2022
    İlgili madde: m.168
  8. 19. Ceza Dairesi, 2015/1631 E., 2015/2204 K., 02.06.2015
    İlgili madde: m.170
  9. 19. Ceza Dairesi, 2015/1545 E., 2015/2260 K., 02.06.2015
    İlgili madde: m.170
  10. 19. Ceza Dairesi, 2015/1918 E., 2015/2207 K., 02.06.2015
    İlgili madde: m.170
  11. 19. Ceza Dairesi, 2015/1824 E., 2015/1926 K., 26.05.2015
    İlgili madde: m.170
  12. 19. Ceza Dairesi, 2015/1865 E., 2015/1937 K., 26.05.2015
    İlgili madde: m.170
  13. 19. Ceza Dairesi, 2015/1810 E., 2015/1925 K., 26.05.2015
    İlgili madde: m.170
  14. 7. Ceza Dairesi, 2011/377 E., 2012/1504 K., 09.02.2012
    İlgili madde: m.174
  15. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, 2024/1631 E., 2026/142 K., 05.02.2026
    İlgili madde: m.171
  16. Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/993 E., 2022/644 K., 08.06.2022
    İlgili madde: m.171
  17. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2019/3733 E., 2022/26 K., 12.01.2022
    İlgili madde: m.165
  18. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2021/1071 E., 2021/1066 K., 21.09.2021
    İlgili madde: m.171
  19. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2021/1300 E., 2021/1067 K., 10.09.2021
    İlgili madde: m.171
  20. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2019/3524 E., 2020/4114 K., 27.10.2020
    İlgili madde: m.168
  21. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, 2019/108 E., 2019/1313 K., 09.05.2019
    İlgili madde: m.171

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 21.01.2017 (m.161).

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 6.1. Mali ve Ekonomik Hükümler bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış