Anayasa › Temel haklar ve ödevler › Kişinin hakları ve ödevleri
Basın ve yayımla ilgili hükümler, toplantı hak ve hürriyetleri
Kısaca
Anayasa m.28, basın hürriyetinin güvencesini, bu hürriyetin sınırlanma ölçütlerini ve dağıtımın veya süreli-süresiz yayınların önlenmesi ile toplatılmasının koşullarını düzenler. Anayasanın 30. maddesi, kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçlarının suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilmesini veya işletilmekten alıkonulmasını yasaklar.
Kapsam
Bu konu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.28–40 hükümlerini kapsar.
- Anayasa m.28Basın hürriyeti
- Anayasa m.29Süreli ve süresiz yayın hakkı
- Anayasa m.30Basın araçlarının korunması
- Anayasa m.31Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı
- Anayasa m.32Düzeltme ve cevap hakkı
- Anayasa m.33Dernek kurma hürriyeti
- Anayasa m.34Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
- Anayasa m.35Mülkiyet hakkı
- Anayasa m.36Hak arama hürriyeti
- Anayasa m.37Kanuni hakim güvencesi
- Anayasa m.38Suç ve cezalara ilişkin esaslar
- Anayasa m.39İspat hakkı
- Anayasa m.40Temel hak ve hürriyetlerin korunması
Anayasa m.28 — Basın hürriyeti
Anayasa m.28, basın hürriyetinin güvencesini, bu hürriyetin sınırlanma ölçütlerini ve dağıtımın veya süreli-süresiz yayınların önlenmesi ile toplatılmasının koşullarını düzenler. Düzenlenen başlıklar; basın özgürlüğü ve sansür yasağı, basımevi kurma serbestisi, devletin basın ve haber alma hürriyetini sağlama ödevi, sınırlama ölçütleri, tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi, yayım yasağı, süreli ve süresiz yayınların toplatılması ve süreli yayınların geçici kapatılmasıdır. Madde, basın yoluyla yayım yapan herkese ve süreli ya da süresiz yayın çıkaran kişi ve kuruluşlara uygulanır. Düzenlemediği konular: süreli ve süresiz yayın çıkarma usulü ile bildirim sistemi (m.29), basın araçlarının zapt ve müsaderesine ilişkin koruma (m.30), düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin genel sınırlama rejimi (m.26), bilim ve sanat hürriyeti (m.27) ve basın kanununun ayrıntılı düzenlemeleri (5187 sayılı Kanun)."
Basın hürriyeti: hangi kavramlar bilinmeli?
- Sansür
- Yayımdan önce bir merci tarafından içeriğin incelenmesi, onaylanması veya engellenmesi anlamına gelir. Madde, basın için sansürü açıkça yasaklar; yayımdan sonra suç işlendiği için yapılan kovuşturma sansür sayılmaz.
- Tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi
- Basılmış bir yayının dağıtımının, yayımlanmadan veya dağıtım aşamasında durdurulmasıdır. Maddede yalnızca m.28 fıkrasında sayılan haller için öngörülmüştür.
- Yayım yasağı
- Yargılama görevinin amacına uygun yürütülmesi için olaylar hakkında haber yapılmasının engellenmesidir. Yalnızca kanunla belirtilecek sınırlar içinde ve hâkim kararı ile konabilir.
- Toplatma
- Süreli veya süresiz yayınların, dağıtılmış olsa dahi piyasadan geri alınması işlemidir. Maddede, soruşturma veya kovuşturma geçilmiş hallerde ve belirtilen kamu yararı amaçlarıyla öngörülmüştür.
- Geçici kapatma
- Türkiye'de yayımlanan süreli yayının mahkeme kararıyla belli süre yayımlanamaz hale getirilmesidir. Kapatılan yayının açıkça devamı niteliğindeki yayınlar da yasaktır.
- Zapt ve müsadere
- Suç soruşturması veya kovuşturması çerçevesinde süreli veya süresiz yayının el konulması ve devletin mülkiyetine geçirilmesidir. Maddede genel hükümlere bağlanmıştır.
Basın hürriyeti: hangi şartlar aranır?
- Basın hürriyetinden yararlanılabilmesi için yayımın sansür, izin veya mali teminat şartına bağlanmamış olması gerekir; basımevi kurulması da izin ve mali teminata bağlanamaz.
- Dağıtımın önlenmesi için yayının Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit etmesi, suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik etmesi ya da Devlete ait gizli bilgiler içermesi gerekir.
- Tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi için hâkim kararı bulunmalıdır; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emri yeterlidir.
- Olağanüstü emirle dağıtımın önlenmesinde, emri veren merci kararını 24 saat içinde yetkili hâkime bildirmelidir ve hâkim 48 saat içinde onaylamalıdır; onaylanmazsa karar hükümsüz sayılır.
- Yayım yasağı konulabilmesi için yargılama görevinin amacına uygun yerine getirilmesi gerekir ve bu yasak kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hâkim kararıyla konulabilir.
- Süreli veya süresiz yayının toplatılması için soruşturma veya kovuşturmaya geçilmiş olması ve kanunun gösterdiği suçlar bulunması gerekir; ayrıca toplatma hâkim kararıyla yapılır.
- Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde toplatma, Devletin bütünlüğü, milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak ve suçların önlenmesi amaçlarıyla kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle yapılabilir; bu durumda da 24 saat bildirim ve 48 saat hâkim onayı aranır.
- Türkiye'de yayımlanan süreli yayının geçici kapatılması için mahkemenin, yayının belirtilen aykırılıklardan birinden mahkûm olmasına karar vermesi gerekir.
Basın hürriyeti: hangi sonuçları doğurur?
- Basın hürdür ve sansür edilemez; basımevi kurulması izin alma veya mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
- Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri almakla yükümlüdür.
- Sınırlama ölçütleri gerçekleşmiş ve dağıtım hâkim kararı ile önlenmişse yayının dağıtımı durdurulur.
- Gecikmesinde sakınca bulunan halde merci emriyle yapılan dağıtım önlemesi, 24 saat içinde bildirilip 48 saat içinde hâkim tarafından onaylanmazsa hükümsüz sayılır.
- Yayım yasağı yalnız hâkim kararıyla ve kanunla belirtilecek sınırlar içinde konulabilir; bu sınır dışında konulan yasak anayasal dayanaktan yoksundur.
- Süreli veya süresiz yayının toplatılması, soruşturma veya kovuşturmaya geçilmiş olan hallerde hâkim kararıyla yapılır; istisnai hallerde yetkili merci emri ile yapılabilir ve onay şartına bağlıdır.
- Türkiye'de yayımlanan süreli yayın, mahkûmiyet hâlinde mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir; kapatılan yayının açıkça devamı niteliğindeki yayınlar yasaktır ve hâkim kararıyla toplatılır.
- Süreli veya süresiz yayınların zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır; madde bu konuda ayrı bir rejim getirmez.
- Madde, basın hürriyetine ilişkin yasakları emredici nitelikte düzenler; buna aykırı kanun veya idari işlem Anayasaya aykırılık sorununu doğurur.
Sansür ile yayımdan sonra kovuşturma arasındaki fark nedir?
Yayımdan önce bir merciin içeriği denetleyip izin vermesi ya da engellemesi sansürdür.
Yayımdan sonra suç oluşturan içerik nedeniyle sorumluluğun doğması, yayımın ardından yapılan kovuşturmadır.
Sansür kesin olarak yasaktır; yayımdan sonra kanuna göre sorumluluk ise anayasal olarak engellenmiş değildir.
Tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi ile yayım yasağı arasındaki fark nedir?
Dağıtımın önlenmesi, basılmış yayının dağıtımının durdurulmasıdır ve m.28 fıkrasında sayılan güvenlik ve suç amaçlı hallerle sınırlıdır.
Yayım yasağı, yargılama görevinin amacına uygun yürütülmesi için olayla ilgili haber verilmesinin engellenmesidir.
İki tedbirin amacı, kapsamı ve karar mercii farklıdır; yayım yasağı hâkim kararı olmadan konulamaz.
Hâkim kararıyla önleme ile gecikmesinde sakınca halinde kanunun yetkilendirdiği merci emri arasındaki fark nedir?
Hâkim kararı, dağıtımın önlenmesinin genel ve asıl yoludur.
Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emri, istisnai yoldur.
İstisnai emir, 24 saat içinde bildirim ve 48 saat içinde hâkim onayı şartına bağlıdır; onay çıkmazsa karar hükümsüz olur.
Süreli-süresiz yayının toplatılması ile türkiye'de yayımlanan süreli yayının geçici kapatılması arasındaki fark nedir?
Toplatma, soruşturma veya kovuşturmaya geçilmiş olan ve belirtilen amaçlara bağlı hallerde uygulanan geçici önlemdir.
Geçici kapatma, süreli yayının mahkûmiyet kararına bağlı olarak uygulanan yaptırımdır.
Toplatma hâkim kararı ya da istisnai emirle yapılabilir; kapatma ise yalnız mahkeme kararıyla ve Türkiye'de yayımlanan süreli yayınlar için mümkündür.
Kapatılan süreli yayının devamı ile yeni bağımsız yayın arasındaki fark nedir?
Kapatılan yayının açıkça devamı niteliğinde olan yayın, maddede yasaklanmıştır.
Kapatılan yayınla açıkça bağlantısı bulunmayan yeni bir yayın, bu yasağın kapsamında değildir.
Devam niteliğindeki yayınlar hâkim kararıyla toplatılır; bağımsız yayınlar bu yasağa tabi değildir.
Basın hürriyetinin sınırlanması ile düşünce açıklama genel sınırlama rejimi arasındaki fark nedir?
Basın hürriyetinin sınırlanmasında m.26 ve m.27'nin hükümleri uygulanır.
Maddenin kendi özel sınırlama fıkraları ise basına özgü tedbirleri öngörür.
Basına ilişkin tedbirler hem m.28'in özel hükümlerine hem de genel sınırlama ölçütlerine uygun olmalıdır.
Basın hürriyeti: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Madde metnindeki 'sansür edilemez' ibaresini yalnız yayımdan önceki denetimle sınırlı görüp yayımdan sonraki kovuşturmayı da sansür saymak; oysa sansür yayımdan önceki denetimdir.
- Yayım yasağını dağıtım önlemesi ile karıştırmak; yayım yasağı hâkim kararıyla ve yargılama amacıyla konulur, dağıtım önlemesi ise m.28 fıkra 3 kapsamında ayrı koşullara bağlıdır.
- Gecikmesinde sakınca halinde verilen merci emrinde 24 saat bildirim ve 48 saat hâkim onayı şartını atlamak; onay yoksa karar hükümsüz sayılır.
- Toplatma ile süreli yayının geçici kapatılmasını aynı şey saymak; kapatma yalnız mahkeme kararıyla ve mahkûmiyet hâlinde mümkündür.
- Süreli yayının kapatılmasından sonra devam niteliğindeki yayının serbest sanılması; bu yayınlar açıkça yasaktır ve hâkim kararıyla toplatılır.
- Basın hürriyetinin sınırlanmasında yalnız m.28'e bakıp m.26 ve m.27'deki genel ölçütleri uygulamamak; m.28 fıkra 3 bu hükümleri uygulanır kılar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yüksek mahkeme kararlarında Anayasa m.28 ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 3. maddesi birlikte anılarak basın özgürlüğünün kapsamı ve sınırı tartışılmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2019/842 E., 2020/332 K., 03.06.2020; Hukuk Genel Kurulu, 2017/2338 E., 2020/140 K., 13.02.2020; Hukuk Genel Kurulu, 2017/1485 E., 2019/500 K., 30.04.2019; Hukuk Genel Kurulu, 2017/1414 E., 2019/464 K., 16.04.2019; Hukuk Genel Kurulu, 2017/1321 E., 2019/415 K., 09.04.2019)
- Bölge adliye mahkemesi kararlarında basın özgürlüğünün iç hukukta anayasal ve yasal dayanağı m.28 üzerinden açıklanmaktadır. (Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2021/1301 E., 2022/572 K., 25.03.2022)
Nasıl ispat edilir?
- Basın hürriyetinin sınırlandığını ileri süren taraf, dağıtım önleme, yayım yasağı veya toplatma kararının m.28'de öngörülen koşullara uygun olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Dağıtım önleme kararında hâkim kararının varlığı ya da gecikmesinde sakınca halinin ve yetkili merci emrinin dayanağı yazılı belgelerle gösterilmelidir.
- 24 saat içinde bildirim ve 48 saat içinde hâkim onayı, karar dosyasındaki tarihli belgelerle ispatlanır; onay yoksa karar hükümsüzlüğünü ileri süren taraf bu eksikliği gösterir.
- Yayım yasağının kanunla belirtilen sınırlar içinde ve hâkim kararıyla konulduğu, yasağı çıkaran kararın gerekçesiyle ispatlanır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 m.26: Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin genel sınırlama ölçütlerini verir; m.28 fıkra 3 uyarınca basın hürriyetinin sınırlanmasında uygulanır.
- 2709 m.27: Bilim ve sanat hürriyetinin sınırlanmasında ve yabancı yayınların dağıtımında uygulanır; m.28 fıkra 3 uyarınca basın hürriyetinin sınırlanmasında da kıyas alınır.
- 2709 m.29: Süreli ve süresiz yayın çıkarma izin ve bildirim rejimini düzenler; m.28 ile birlikte basın yayınının kurulma şartlarını tamamlar.
- 2709 m.30: Basın araçlarının suç aleti gerekçesiyle zapt ve müsaderesine ilişkin korumayı düzenler; m.28 fıkra 4 ile ilgili toplatma ve müsadere hükümlerinin sınırını belirler.
Anayasa m.29 — Süreli ve süresiz yayın hakkı
Anayasa'nın 29. maddesi süreli ve süresiz yayın hakkını güvence altına alır; yayının önceden izin alınmasını ve mali teminat yatırılmasını yasaklar, süreli yayın için bildirim usulünü ve kanunun yayım, mali kaynak ve gazetecilik esaslarını düzenlemesine ilişkin sınırları belirler. Madde, kamu tüzel kişilerinin araç ve imkânlarından süreli yayınların eşitlik esasına göre yararlanmasını da düzenler. Hüküm yayın sahiplerine ve süreli yayınlara uygulanır. Madde, yayının durdurulmasına ilişkin mahkeme kararının usulünü, basın yayın araçlarının korunmasını (m.30), dağıtımın önlenmesi ve toplatma usulünü (m.28), düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlandırılmasını (m.26) ve bilim ve sanat hürriyetini (m.27) ayrıntılı olarak düzenlemez. Basın yoluyla işlenen suçların cezai sorumluluğu ile kişilik haklarının korunması da bu maddenin kapsamı dışındadır.
Süreli ve süresiz yayın hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Süreli yayın
- Belirli aralıklarla, sürekli bir ad altında çıkan gazete, dergi gibi yayınlardır. Kitap gibi tek seferlik yayınlar bu kavramın dışında kalır ve süresiz yayın kapsamında değerlendirilir.
- Süresiz yayın
- Belirli bir periyodu olmayan, tek seferde ya da süreksiz olarak yayımlanan eserlerdir. Madde bu yayınlar bakımından da önceden izin ve mali teminat şartını yasaklar.
- Bildirim sistemi
- Süreli yayın çıkarmak için kanunda gösterilen bilgi ve belgelerin yetkili mercie verilmesiyle yetinen usuldür. Yetkili merci izin vermez, yalnızca bildirimi alır.
- Mali teminat
- Yayıncının çıkarılacak yayın için önceden bir miktar parayı devlete ya da başka bir mercie yatırmasıdır. Anayasa bu yükümlülüğü yayın bakımından yasaklamıştır.
- Yetkili merci
- Süreli yayın bildirimini alan ve bildirimin kanuna aykırı olduğunu tespit ettiğinde yayının durdurulması için mahkemeye başvuran kurumdur. Yetkili merci kendi başına yayını durduramaz.
- Yayım şartları
- Yayının nasıl çıkarılacağına ilişkin kanunla konulan kuraldır. Anayasa bu şartların kanunla düzenlenmesini öngörür, ancak haber ve düşüncenin serbestçe yayımını engelleyici ya da zorlaştırıcı olamaz.
Süreli ve süresiz yayın hakkı: hangi şartlar aranır?
- Yayın sahibinin süreli ya da süresiz yayın çıkarmak istemesi ve bu yayın için önceden izin alınmadan işleme geçilmesi gerekir; izin şartı konulamaz.
- Süreli yayın çıkarılabilmesi için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin kanunda belirtilen yetkili mercie verilmiş olması yeterlidir; ayrıca başka bir onay aranamaz.
- Bilgi ve belgelerin kanuna aykırı olduğunun tespit edilmesi halinde yetkili merci yayının durdurulması için mahkemeye başvurmalıdır; durdurma kararını merci kendisi veremez.
- Süreli yayınların çıkarılması, yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik mesleği ile ilgili esaslar kanunla düzenlenmelidir.
- Kanun, haber, düşünce ve kanaatlerin serbestçe yayımlanmasını engelleyici veya zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar koyamaz.
- Süreli yayınların devlet ve diğer kamu tüzel kişileri ile bunlara bağlı kurumların araç ve imkânlarından yararlanması eşitlik esasına göre sağlanmalıdır.
Süreli ve süresiz yayın hakkı: hangi sonuçları doğurur?
- Süreli veya süresiz yayın için önceden izin alınması istenemez ve bu yönde kanun ya da idari işlem konulamaz.
- Süreli veya süresiz yayın için mali teminat yatırılması istenemez.
- Süreli yayın için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin yetkili mercie verilmesi yeterlidir; bu halde yayın çıkarılabilir.
- Bilgi ve belgelerin kanuna aykırı olduğunun tespiti halinde yayın, yetkili merciin mahkemeye başvurusu üzerine durdurulabilir.
- Yayım şartları, mali kaynaklar ve gazetecilik esasları kanunla düzenlenir; bu düzenlemeler haber ve düşüncenin serbestçe yayımını engelleyemez.
- Süreli yayınlar kamu araç ve imkânlarından eşitlik esasına göre yararlanır; belirli bir yayına ayrıcalıklı erişim tanınamaz.
- Anayasa'ya aykırı bir izin ya da teminat şartı konulması hâlinde bu şart Anayasa'ya aykırı olur ve uygulanmaz.
Süreli yayın ile süresiz yayın arasındaki fark nedir?
Süreli yayınlar belirli aralıklarla çıkan ve bildirim sistemine tabi olan gazete ve dergilerdir.
Süresiz yayınlar belirli bir periyodu olmayan, kitap gibi yayınlardır.
Önceden izin ve mali teminat yasağı her iki yayın türü için geçerlidir. Bildirim usulü ise yalnızca süreli yayınlar için öngörülmüştür.
Bildirim ile izin arasındaki fark nedir?
Bildirim, kanunda gösterilen bilgi ve belgelerin yetkili mercie verilmesinden ibarettir.
İzin, idarenin yayını onaylayarak çıkabilmesine olanak tanıyan karardır.
Anayasa süreli yayın için izin şartını yasaklar; yalnızca bildirim yeterlidir. Bildirimin kanuna aykırılığı durumunda da durdurma kararı mahkemeye aittir.
Yetkili merci'nin bildirim incelemesi ile mahkemenin durdurma kararı arasındaki fark nedir?
Yetkili merci bildirimdeki bilgi ve belgelerin kanuna aykırılığını tespit eder ve bunu mahkemeye taşır.
Mahkeme, yayının durdurulmasına ilişkin nihai kararı verir.
Merci yayını kendi kararıyla durduramaz; durdurma yetkisi yalnızca mahkemededir.
Yayım şartları ile yayını engelleyici şartlar arasındaki fark nedir?
Kanunun yayım şartları, mali kaynakları ve gazetecilik esasları koyması meşrudur.
Haber ve düşüncenin serbestçe yayımını engelleyici ya da zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik şartlar konulamaz.
Kanun düzenleme yapabilir, ancak bu düzenlemeler yayım özgürlüğünü boğan nitelikte olamaz.
Süreli ve süresiz yayın hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Süreli yayını bildirim yerine izne bağlamak; Anayasa m.29 bu yolu açıkça yasakladığından yapılan işlem hukuka aykırıdır.
- Yetkili merciin bildirimdeki aykırılığı tespit ettikten sonra yayını kendi kararıyla durdurabileceğini sanmak; durdurma yetkisi mahkemeye aittir.
- Süresiz yayınlar için bildirim usulünün uygulanacağını düşünmek; bildirim sistemi süreli yayınlar için öngörülmüştür, süresiz yayınlar için izin ve teminat yasağı yeterlidir.
- Kanunun yayım şartları koymasını sınırsız yetki sanmak; bu şartlar haber ve düşüncenin serbest yayımını engelleyici ya da zorlaştırıcı olamaz.
Nasıl ispat edilir?
- Süreli yayın bildirimine itiraz eden yetkili merci, bildirimdeki bilgi ve belgelerin kanuna aykırılığını ispatlamakla yükümlüdür.
- Yayın sahibi, bildirimde gösterilen bilgi ve belgelerin kanunda öngörülen nitelikte olduğunu belgeyle ortaya koyar.
- Önceden izin ya da mali teminat istemi bir idari işlem ile yapılmışsa, bu işlemin varlığı yazılı belge ile ispatlanır ve Anayasa'ya aykırılık iddiası bu belgeye dayanır.
- Kamu araç ve imkânlarından eşitsiz yararlandırıldığı iddiasını ileri süren yayın, ayrımcı uygulamayı belgelerle ispatlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 m.28: Basın hürriyetini ve basımevi kurma serbestisini düzenler; m.29 ile birlikte önceden izin ve mali teminat yasağını tekrarlar.
- 2709 m.30: Basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve basın araçlarının suç aleti gerekçesiyle zaptını ve müsaderesini sınırlar.
- 2709 m.26: Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlandırılmasına ilişkin genel ölçütleri belirler ve m.28/3 aracılığıyla basın hürriyeti için de uygulanır.
- 2709 m.27: Bilim ve sanat hürriyetini düzenler; yabancı yayınların ülkeye girişi ve dağıtımının kanunla düzenlenebileceğini belirtir.
Anayasa m.30 — Basın araçlarının korunması
Anayasanın 30. maddesi, kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçlarının suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilmesini veya işletilmekten alıkonulmasını yasaklar. Hüküm, basın işletmesi niteliğini kazanmış basımevi, eklenti ve basın araçlarına uygulanır. Madde, basın araçlarına ilişkin bir koruma kuralıdır; basın yayın hürriyetinin sınırlarını, yayın yasaklarını ve dağıtımın önlenmesini düzenlemez (m.28). Süreli ve süresiz yayın hakkının kendisi ve izin, teminat koşulları m.29 kapsamındadır. Suç soruşturması sırasında süreli yayınların zapt ve müsaderesine ilişkin genel usul, madde metninde değil Anayasanın m.28 hükümlerinde ve ilgili kanunda yer alır. Basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı m.31 ile düzenlenir.
Basın araçlarının korunması: hangi kavramlar bilinmeli?
- Basın işletmesi
- Basımevi ve basın araçlarının kanuna uygun biçimde basın işletmesi olarak kurulmuş olmasıdır. Koruma, yalnızca bu niteliği taşıyan işletmelere tanınır.
- Basımevi ve eklentileri
- Yayın üretimini mümkün kılan matbaa tesisi ve bunun ayrılmaz parçaları olan donanım ve tesislerdir. Eklentiler, basımevinin işleyişine bağlı yardımcı unsurları ifade eder.
- Basın araçları
- Basın işletmesinin yayın yapabilmesi için kullandığı makine, donanım ve benzeri araçlardır. Maddenin koruması bu araçlara da uzanır.
- Zapt
- Eşyanın bir suç soruşturması kapsamında devlet gözetimine alınması işlemidir. Madde, basın araçlarının suç aleti gerekçesiyle zaptını yasaklar.
- Müsadere
- Eşyanın mülkiyetinin devlete geçirilmesi yaptırımıdır. Madde, basın araçlarının suç aleti gerekçesiyle müsaderesini yasaklar.
- İşletmekten alıkoyma
- Basın işletmesinin faaliyetinin durdurulması veya faaliyete engel olunmasıdır. Madde, bu tedbirin suç aleti gerekçesiyle uygulanmasını engeller.
Basın araçlarının korunması: hangi şartlar aranır?
- Basımevinin veya basın aracının kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulmuş olması gerekir.
- Korumanın konusu, basımevi ve eklentileri ile basın araçları olmalıdır.
- Tedbirin gerekçesi, bu eşyanın suç aleti olması olmalıdır; başka bir gerekçeyle yapılan işlem bu maddenin kapsamına girmez.
- Koruma kapsamındaki eşya hakkında zapt veya müsadere yapılmamalıdır.
- Koruma kapsamındaki basın işletmesi, suç aleti gerekçesiyle işletilmekten alıkonulmamalıdır.
Basın araçlarının korunması: hangi sonuçları doğurur?
- Kanuna uygun basın işletmesi olarak kurulmuş basımevi ve eklentileri suç aleti gerekçesiyle zapt edilemez.
- Aynı eşya suç aleti gerekçesiyle müsadere edilemez.
- Basın işletmesi, suç aleti gerekçesiyle işletilmekten alıkonulamaz.
- Koşullar gerçekleşmediğinde, yani eşya basın işletmesi niteliğinde değilse, madde uygulanmaz ve genel zapt ve müsadere hükümleri çerçevesinde işlem yapılabilir.
- Madde hak tanıyan ve koruyan bir kuraldır; buna aykırı bir işlem Anayasaya aykırılık doğurur.
Basın işletmesi ile sıradan işletme arasındaki fark nedir?
Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulmuş basımevi ve basın araçları, maddenin koruması altındadır.
Basın işletmesi niteliği taşımayan veya kanuna uygun kurulmamış tesis ve eşya, bu korumadan yararlanamaz.
Koruma yalnızca basın işletmesi niteliğini taşıyanlara tanınır; bu nitelik bulunmayan eşya için suç aleti gerekçesiyle zapt ve müsadere mümkündür.
Suç aleti gerekçesi ile başka gerekçe arasındaki fark nedir?
Suç aleti olduğu gerekçesiyle yapılan zapt, müsadere ve işletmeden alıkoyma, madde tarafından yasaklanmıştır.
Suç aleti dışındaki bir gerekçeyle yapılan tedbirler bu yasağın kapsamında değildir.
Maddenin yasağı yalnızca suç aleti gerekçesine dayanan işlemler bakımından doğar.
Basın araçlarının korunması: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Basın işletmesi niteliği taşımayan bir tesisi, maddenin koruması kapsamında saymak.
- Suç aleti dışındaki bir gerekçeyle yapılan tedbiri bu madde kapsamında değerlendirmek.
- Maddeyi basın yayın hürriyetinin sınırlarını düzenleyen bir hüküm gibi okumak; sınırlar m.28 ve m.29 çerçevesinde değerlendirilir.
- Basın araçlarının korunmasını, suç soruşturması sırasındaki genel zapt usulüyle karıştırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemelerin, yayın yapan bir kuruluşun basın araçlarına yönelik tedbirleri değerlendirirken, söz konusu eşyanın basın işletmesinin parçası olup olmadığına ve tedbirin gerekçesine bakması beklenir.
Nasıl ispat edilir?
- Basın işletmesi niteliğini ileri süren taraf, basımevinin veya basın aracının kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulduğunu ispatlamalıdır; bu ispat ruhsat, tescil ve kuruluş belgeleriyle yapılabilir.
- Tedbirin suç aleti gerekçesiyle yapıldığını ileri süren taraf, bu gerekçenin somut olayda bulunduğunu gösterecek belgelere dayanmalıdır.
- Tedbiri uygulayan makam, eşyanın suç aleti olduğunu ve tedbirin m.30 kapsamı dışında kaldığını ortaya koymakla yükümlüdür.
- Basın işletmesinin kanuna uygun kurulmuş olması, kuruluş ve tescil kayıtlarıyla yazılı belge üzerinden kanıtlanır; tanık beyanı bu belgelerin yerini tutmaz.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 m.28: Basın hürriyetini ve sınırlarını düzenler; süreli yayınların suç soruşturması sırasında zapt ve müsaderesine ilişkin genel hükümlerden söz eder.
- 2709 m.29: Süreli ve süresiz yayın hakkını, izin ve mali teminat yasağı ile yayım şartlarını düzenler; basın araçlarının korunmasıyla bağlantılıdır.
- 2709 m.31: Basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkını düzenler; bu madde basın araçlarının korunmasından ayrı bir konudur.
Anayasa m.31 — Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı
Anayasa m.31, kişilerin ve siyasi partilerin kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından yararlanma hakkını güvence altına alır ve bu yararlanmanın şartlarının ve usullerinin kanunla düzenleneceğini hükme bağlar. Ayrıca kanunun, belirli sebepler dışında, halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıtlar koyamayacağını öngörür. Kişiler ve siyasi partiler bakımından uygulanır; kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçları kapsama girer. Madde, yararlanmanın somut şartlarını, usulünü ve kanunla getirilecek ayrıntılı düzenlemeleri düzenlemez. Basın hürriyeti ve süreli yayın rejimi (m.28-30), radyo ve televizyon kuruluşlarının kuruluşu ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (m.133) ile düşünceyi açıklama hürriyetinin sınırlanması (m.26-27) ayrı maddelerde düzenlenmiştir.
Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçları
- Basın ürünü olmayan, geniş kitlelere ulaşmayı sağlayan haberleşme ve yayım araçlarıdır. Radyo ve televizyon yayınları bu kapsamda değerlendirilen başlıca araçlardır. Kapsamın sınırı metinde ayrıca çizilmemiştir.
- Kamu tüzel kişileri
- Kamu hizmeti görmek üzere kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan, kamu yetkisi kullanan tüzel kişilerdir. Bu araçların sahibi olan kamu tüzel kişileri, yararlanma hakkının konusu olan araçları elinde tutan taraflardır.
- Yararlanma hakkı
- Kişi ve siyasi partilerin kamu tüzel kişilerinin elindeki araçlardan faydalanmasını talep edebilmesi anlamındadır. Hakkın kapsamı ve kullanım biçimi kanunla somutlaştırılır, madde kendiliğinden ayrıntılı bir hak doğurmaz.
- Kanunla düzenleme
- Yararlanmanın şartları ve usullerinin yalnızca kanunla belirlenebileceğini ifade eden biçim şartıdır. Bu alanda yönetmelik veya idari işlemle asli düzenleme yapılamaz.
- Sınırlama sebepleri
- Kanunun, halkın haber alma ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engelleyici kayıt koyabileceği tek tek sayılmış sebeplerdir: milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlâk ve genel sağlık. Bu sebepler dışındaki kayıtlar anayasaya aykırıdır.
Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı: hangi şartlar aranır?
- Yararlanmayı talep eden tarafın kişi veya siyasi parti olması gerekir.
- Yararlanılacak aracın kamu tüzel kişisinin elinde bulunan basın dışı kitle haberleşme veya yayım aracı olması gerekir.
- Yararlanmanın şartlarının ve usullerinin kanunla düzenlenmiş olması gerekir.
- Kanunun getirdiği kayıtların millî güvenlik, kamu düzeni, genel ahlâk veya genel sağlığın korunması sebeplerinden birine dayanması gerekir.
- Kayıtların halkın bu araçlarla haber almasını, düşünce ve kanaatlere ulaşmasını ve kamuoyunun serbestçe oluşmasını engellememesi gerekir.
Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı: hangi sonuçları doğurur?
- Kişi ve siyasi partiler, kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme ve yayım araçlarından kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde yararlanabilir.
- Yararlanmanın şartlarını ve usullerini düzenleyen kanun ortaya çıkmadan bu hakkın ayrıntılı kullanımı mümkün değildir.
- Kanun, millî güvenlik, kamu düzeni, genel ahlâk ve sağlığın korunması dışında halkın haber alma hakkını ve kamuoyunun oluşumunu engelleyen kayıt koyarsa bu kayıt Anayasa'ya aykırı olur.
- Anayasaya aykırı kayıt, anayasal denetim yoluyla iptal edilebilir.
Kişi ile siyasi parti arasındaki fark nedir?
Genel olarak kişiler, yararlanma hakkının doğrudan öznesidir.
Siyasi partiler de maddede açıkça yararlanma hakkı sahibi olarak sayılmıştır.
Her iki özne de aynı anayasal hakkın sahibidir; siyasi partiler için ayrı bir kanuni yetki gerekmez, ancak yararlanmanın şartları kanunla belirlenir.
Yararlanma hakkı ile kanunla düzenlenen şartlar arasındaki fark nedir?
Anayasa hakkın varlığını ve temel çerçevesini belirler.
Şartlar ve usuller ise kanunla ayrıntılandırılır.
Somut şartlar ve usuller anayasadan doğrudan çıkarılamaz; kanun koyucunun düzenlemesi gerekir.
Meşru sınırlama ile engelleyici kayıt arasındaki fark nedir?
Madde, dört sebebe dayanan kayıtları açıkça izin verilen sınırlama olarak kabul eder.
Bu sebepler dışında, halkın haber almasını veya kamuoyunun oluşmasını engelleyen kayıtlar yasaklanmıştır.
Dört sebep dışında konulan kayıt anayasaya aykırı olur ve iptal edilebilir.
Kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Madde metninde yer alan dört sınırlama sebebini (millî güvenlik, kamu düzeni, genel ahlâk, genel sağlık) bu sebeplerin dışında başka bir gerekçeyle genişletmek.
- Anayasanın doğrudan yararlanma usulünü düzenlediğini sanarak, kanun olmadan somut yararlanma talebini kabul etmek.
- Kamu tüzel kişisi olmayan özel kuruluşların elindeki araçları da bu hak kapsamına almak.
- Siyasi partilerin yararlanma hakkını sadece seçim dönemiyle sınırlı görmek.
Nasıl ispat edilir?
- Yararlanma hakkını talep eden kişi veya siyasi parti, kendisinin bu hakkın öznesi olduğunu ve talep ettiği aracın kamu tüzel kişisinin elinde bulunduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Aracın kamu tüzel kişisinin elinde basın dışı kitle haberleşme veya yayım aracı olduğu, ilgili kurumun kuruluş kanunu veya mülkiyet belgesiyle ortaya konur.
- Kanunun getirdiği bir kaydın m.31 ikinci fıkrasında sayılan sebeplerden birine dayandığını iddia eden taraf, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür; aksi halde kayıt Anayasa'ya aykırılık gerekçesiyle denetlenebilir.
- Kayıt konusunda karşı tarafın savunmasını oluşturan kamu yararı veya sınırlama sebebi, somut olayda ilgili belgelerle gösterilmelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 m.26: Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanmasına ilişkin genel çerçeveyi çizer; m.31'deki sınırlama sebepleri bu genel kurallarla birlikte okunur.
- 2709 m.27: Bilim ve sanat hürriyetini düzenler; yayma hakkı ile m.31'deki araçlardan yararlanma hakkı arasında düşünce yayımı açısından bağlantı kurar.
- 2709 m.28: Basın hürriyetini ve devletin basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri almasını düzenler; m.31 basın dışı araçlara ilişkindir.
- 2709 m.133: Radyo ve televizyon kuruluşlarının kurulması ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nu düzenler; m.31'deki yayın araçlarının kullanımında kurumsal çerçeveyi oluşturur.
Anayasa m.32 — Düzeltme ve cevap hakkı
Anayasa'nın 32. maddesi, düzeltme ve cevap hakkının ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınacağını ve bu hakkın kanunla düzenleneceğini belirler. Ayrıca düzeltme ve cevap yayımlanmadığında, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkimin ilgilinin başvuru tarihinden itibaren yedi gün içinde karar vereceğini öngörür. Kapsamı, yayın yoluyla kişilik hakkına dokunulan veya hakkında gerçeğe aykırı yayın yapılan gerçek kişilerdir. Hakkın ayrıntılı usulünü, süresini, yayın organının yükümlülüğünü ve yaptırımını düzenlemez; bunlar kanuna bırakılmıştır (ör. 5187 sayılı Basın Kanunu m.14, 6112 sayılı Kanun m.18). Hakkın tüzel kişiler bakımından uygulanıp uygulanmayacağı ve kişilik hakkı ihlalinde tazminat ve manevi tazminat davaları bu maddenin kapsamında değildir.
Düzeltme ve cevap hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Düzeltme hakkı
- Kişi hakkında yayımlanan gerçeğe aykırı veya kişilik haklarını zedeleyen bir yazı ya da haberin yayın organınca düzeltilmesini isteme hakkıdır. Amacı, yanlış bilginin kamuoyundaki etkisini gidermektir.
- Cevap hakkı
- Kişi hakkında yapılan bir yayına karşı kendi görüşünü aynı yayın organında yayımlatma hakkıdır. Düzeltmeden farklı olarak, yayının doğruluğu değil, kişinin kendi anlatımını kamuya sunması amacı taşır.
- Haysiyet ve şeref
- Kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kendi değer duygusunu ifade eden kişilik değerleridir. Yayının bu değerlere dokunup dokunmadığı, somut olayda değerlendirilir.
- Gerçeğe aykırı yayın
- Kişiyle ilgili olarak ortaya konulan, olgusal olarak yanlış bilgi içeren yayındır. Görüş ve yorum niteliğindeki açıklamalar bu kapsamda değerlendirilmez.
- Müracaat tarihi
- İlgilinin düzeltme veya cevap talebini yayın organına veya hâkime ilettiği tarihtir. Hâkimin yedi günlük karar süresi bu tarihten başlar.
Düzeltme ve cevap hakkı: hangi şartlar aranır?
- Kişinin haysiyet ve şerefine dokunulmuş olması veya kendisiyle ilgili gerçeğe aykırı bir yayın yapılmış bulunması gerekir.
- Hakkın doğması için bu hallerden en az birinin gerçekleşmesi yeterlidir; her yayın kendiliğinden düzeltme ve cevap hakkı doğurmaz.
- Hakkın tanınması kanuna bağlıdır; kullanım usulü, şekli ve süresi kanunla belirlenir.
- Düzeltme ve cevap yayımlanmadığında, ilgilinin başvurusu üzerine hâkimin yayımlanmasının gerekip gerekmediğine karar vermesi gerekir.
- Hâkimin kararı için yedi günlük süre, ilgilinin müracaat tarihinden itibaren işler.
Düzeltme ve cevap hakkı: hangi sonuçları doğurur?
- Haysiyet ve şerefe dokunulması veya gerçeğe aykırı yayın hâlinde kişiye düzeltme ve cevap hakkı tanınır.
- Bu hallerin dışındaki yayınlarda Anayasa m.32 uyarınca düzeltme ve cevap hakkı doğmaz.
- Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa ilgili hâkime başvurabilir.
- Hâkim, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine yedi gün içinde karar verir.
- Hakkın kullanılmasına ilişkin ayrıntılar kanuna bırakıldığından, bu maddeye dayanarak doğrudan yayın organına yaptırım uygulanamaz; yaptırım ve usul kanun hükümlerinden doğar.
Düzeltme ile cevap arasındaki fark nedir?
Düzeltme, yayımlanan bilginin gerçeğe aykırı olduğunun ortaya konularak doğrultulmasını ister.
Cevap, ilgilinin kendi anlatımını yayımlatmasıdır; yayının doğruluğu tartışma konusu olmayabilir.
İkisi birlikte veya ayrı ayrı talep edilebilir; her birinin kullanım koşulları kanunda ayrı düzenlenmiştir.
Kişilik hakkına dokunma ile gerçeğe aykırı yayın arasındaki fark nedir?
Kişilik hakkına dokunma, yayının değer yargısı ve üslup yönünden haysiyet ve şerefi zedelemesidir.
Gerçeğe aykırılık, yayındaki olgusal bilginin yanlış olmasıdır.
Maddedeki hallerden herhangi biri varsa hak doğar; ikisinin birlikte bulunması zorunlu değildir.
Yayımlanmış düzeltme-cevap ile yayımlanmamış düzeltme-cevap arasındaki fark nedir?
Düzeltme ve cevap yayımlanmışsa hâkimin karar vermesi gerekmez.
Yayımlanmamışsa ilgili hâkime başvurabilir ve hâkim yayımlanmasının gerekip gerekmediğine karar verir.
Yedi günlük karar süresi yalnız yayımlanmayan hal için işler.
Düzeltme ve cevap hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Her yayını düzeltme ve cevap hakkı doğuran bir yayın saymak; hakkın yalnız haysiyet ve şerefe dokunulması veya gerçeğe aykırı yayın hâlinde doğduğunu gözden kaçırmak.
- Düzeltme ile cevap hakkını birbirinin yerine kullanmak; her birinin amacını ve koşullarını ayırt etmemek.
- Yedi günlük süreyi yayın tarihinden değil, ilgilinin müracaat tarihinden saymamak.
- Madde metnindeki yedi günlük süreyi, basın mevzuatındaki başvuru ve karar sürelerine karıştırmak; her mecranın kendi kanunundaki süresini ayrıca uygulamamak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Düzeltme ve cevap hakkına ilişkin bir yayının basın özgürlüğü kapsamında mı yoksa kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal eden ya da gerçeğe aykırı yayın mı olduğunun belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir.
- Anayasa m.32'de sayılan hallerin Basın Kanunu m.14 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, düzeltme ve cevap hakkı için yayının sınırlarının belirlenmesinin esas alındığı görülmektedir.
Nasıl ispat edilir?
- Düzeltme veya cevap hakkını talep eden kişi, yayının kendisiyle ilgili olduğunu ve haysiyet ve şerefine dokunduğunu ya da gerçeğe aykırı olduğunu ispat etmekle yükümlüdür.
- Yayının yapıldığı tarih, içeriği ve yayın organını gösteren nüsha veya kayıtlar yazılı delil olarak kullanılabilir.
- Yayın organı, yayının gerçeğe uygun olduğunu veya düzeltme talebinin koşullarının bulunmadığını savunursa, bu savunmayı kendisi ispatlamalıdır.
- Düzeltme veya cevap talebinin müracaat tarihinin belgelenmesi, yedi günlük sürenin başlangıcı bakımından önemlidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 5187 sayılı Basın Kanunu m.14: Basın yoluyla yapılan yayınlarda düzeltme ve cevap hakkının usulünü ve sürelerini düzenleyen kanuni dayanaktır; bu maddenin kanunla düzenleme ödevine karşılık gelir.
- 6112 sayılı Kanun m.18: Radyo ve televizyon yayınlarında düzeltme ve cevap hakkını düzenler; basın dışındaki yayın mecralarında uygulanır.
- Anayasa m.28: Basın özgürlüğünü güvence altına alır; düzeltme ve cevap hakkı bu özgürlükle dengelenmek zorundadır.
Anayasa m.33 — Dernek kurma hürriyeti
Anayasa'nın 33. maddesi, dernek kurma hürriyetini ve bu hürriyetin sınırlarını düzenler. Birinci fıkrada önceden izin almadan dernek kurma, derneğe üye olma ve üyelikten çıkma hürriyeti; ikinci fıkrada kimsenin derneğe üye olmaya ya da üye kalmaya zorlanamayacağı; üçüncü fıkrada sınırlama sebepleri ile kanunla sınırlama; dördüncü fıkrada şekil, şart ve usullerin kanunla gösterileceği; beşinci fıkrada derneklerin hâkim kararıyla kapatılması veya faaliyetten alıkonulması ile idari merciin istisnai yetkisi; altıncı fıkrada silahlı kuvvetler, kolluk ve devlet memurlarına ilişkin sınırlama imkânı ile vakıflara uygulama konularını düzenler. Madde herkes bakımından uygulanır. Dernek kurma hürriyetinin kanuni ayrıntıları (kuruluş bildirimi, tüzel kişilik, dernek organları), derneğin kapatılma usulü ve kanuni sınırlamalar bu maddede yer almaz; bunlar Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu gibi kanunlarda düzenlenir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hürriyeti ile düzeltme ve cevap hakkı da bu maddenin kapsamı dışındadır.
Dernek kurma hürriyeti: hangi kavramlar bilinmeli?
- Dernek kurma hürriyeti
- Kişilerin önceden izin almaksızın, kanunda öngörülen şekil ve usullere uyarak dernek kurabilmesi ve bu dernekleri kurabilmesi anlamına gelen temel haktır. Serbest kuruluş sistemini esas alır; kuruluş bildirimi bir izin değil, kanunun aradığı bir bilgi verme işlemidir.
- Sınırlama sebepleri
- Dernek kurma hürriyetinin ancak milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel ahlak ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini belirten sınırlı sebeplerdir. Bu sebepler dışında kalan gerekçelerle hürriyet kısıtlanamaz.
- Hâkim kararı
- Derneğin kapatılması veya faaliyetten alıkonulmasında kural olarak aranan yargısal karardır. Kanunun öngördüğü hallerle sınırlıdır.
- Gecikmede sakınca
- Acil durumlarda, hâkim kararı beklenmeden kanunla yetkili kılınan bir merciin derneği faaliyetten men edebilmesinin istisnai koşuludur. Ancak millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi veya yakalama gerekçesiyle birlikte aranır.
- Kanunla sınırlama
- Hürriyetin kullanımına getirilen kısıtlamanın yalnızca kanunla yapılabileceği ilkesidir. Madde metninde yönetmelik veya idari düzenleme ile sınırlama öngörülmemiştir.
- Fiil ehliyeti (dernek kurucusu)
- Dernek kurucusunun ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişi olması gerektiği yolundaki uygulama anlayışıdır. Bu nitelik madde metninde açıkça yazılı değildir; kanun düzeyinde ayrıca değerlendirilir.
Dernek kurma hürriyeti: hangi şartlar aranır?
- Dernek kurulabilmesi için kuruluşun önceden izin alınmadan yapılması ve kanunun öngördüğü bilgi ve belgelerin yetkili mercie verilmesi gerekir.
- Derneğin kapatılması ya da faaliyetten alıkonulması için kanunun öngördüğü hallerin bulunması ve kararın hâkim tarafından verilmesi gerekir.
- Hâkim kararı beklenmeksizin derneğin faaliyetten men edilebilmesi için millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi veya yakalama gerekçelerinin bulunması ve gecikmede sakınca olması birlikte aranmalıdır.
- Dernek kurma hürriyetine getirilen sınırlamanın, madde metninde sayılan sınırlama sebeplerinden birine dayanması ve kanunla yapılması gerekir.
- Kanuni bir sınırlama getirilirken bu sınırlamanın, hürriyetin özüne dokunmayacak ölçüde ve sayılan sebeplerle sınırlı kalması gerekir.
- Yetkili merci tarafından verilen faaliyetten men kararının, yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması zorunludur; hâkim kararını kırk sekiz saat içinde açıklamalıdır.
- Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensupları ile görevinin gerektirdiği ölçüde devlet memurları bakımından, dernek kurma ve üye olma hürriyetine kanunla sınırlama getirilebilir; bu sınırlama için ayrıca kanunla düzenleme gerekir.
Dernek kurma hürriyeti: hangi sonuçları doğurur?
- Dernek, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir.
- Gecikmede sakınca varsa ve sayılan gerekçeler mevcutsa, kanunla yetkili merci derneği hâkim kararı olmaksızın faaliyetten men edebilir.
- Merciin men kararı 24 saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmazsa işlem usulsüz kalır ve yaptırım doğar.
- Hâkim 48 saat içinde kararını açıklamazsa idari men kararı kendiliğinden yürürlükten kalkar.
- Hâkim onayladığında idari karar hukuki dayanağını yargısal denetimden geçmiş olarak sürdürür.
- Sınırlama sebepleri dışında bir gerekçeyle hürriyetin kısıtlanması Anayasa'ya aykırı olur.
- Hiç kimse derneğe üye olmaya veya üye kalmaya zorlanamaz; buna aykırı bir zorlama hukuka aykırıdır.
- Madde kendiliğinden uygulanabilir nitelikte temel hak hükmüdür; kanuni ayrıntılar kanunla düzenlenir.
Hâkim kararı ile gecikmede sakınca halinde idari men arasındaki fark nedir?
Derneğin kapatılması veya faaliyetten alıkonulması kural olarak hâkim kararıyla yapılır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi veya yakalama gerekçesiyle gecikmede sakınca varsa, kanunla yetkili bir merci derneği faaliyetten men edebilir.
İdari merciin men kararı 24 saat içinde hâkimin onayına sunulur; hâkim 48 saat içinde karar vermezse idari karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.
Genel vatandaş ile silahlı Kuvvetler, kolluk ve görevi gereği devlet memurları arasındaki fark nedir?
Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve üye olma hürriyetine sahiptir.
Silahlı Kuvvetler ve kolluk kuvvetleri mensupları ile görevlerinin gerektirdiği ölçüde devlet memurları bakımından kanunla sınırlama getirilebilir.
Bu kişiler için hürriyet kanunla daraltılabilir; madde bu kişilere ilişkin sınırlamayı engellemez.
Dernek kurma hürriyeti ile derneğe üye olma hürriyeti arasındaki fark nedir?
Dernek kurma hürriyeti, kişinin dernek kurma ve kurulmuş derneğe katılma yönünü içerir.
Üye olmaya ve üye kalmaya zorlanmama hakkı ise kişinin üyelikten çıkabilme yönünü güvence altına alır.
Hiç kimse üyelik zorlamasına tabi tutulamaz; üyelikten çıkma hürriyeti de tanınmıştır.
Dernek ile vakıf arasındaki fark nedir?
Madde doğrudan derneklere ilişkin hükümler içerir.
Son fıkra uyarınca birinci fıkra ve diğer hükümler vakıflar bakımından da uygulanır.
Vakıflar için de önceden izin alınmadan kurulma ve sınırlama koşulları aynı çerçevede değerlendirilir.
Dernek kurma hürriyeti: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Dernek kurma hürriyetini, bildirim işlemini izin işlemi gibi değerlendirerek önceden izin aranması gerektiğini kabul etmek.
- Madde metnindeki sınırlama sebeplerinin dışında kalan bir gerekçeyle derneğin faaliyetten men edilebileceğini varsaymak.
- Gecikmede sakınca halinde yapılan idari men işleminin hâkim onayına sunulma süresini 24 saat yerine başka bir süre olarak hesaplamak.
- Hâkimin 48 saat içinde karar vermemesi halinde idari kararın kendiliğinden yürürlükten kalkacağını gözden kaçırmak.
- Silahlı Kuvvetler, kolluk ve devlet memurlarına ilişkin sınırlamanın, genel vatandaşlar için de geçerli olduğunu düşünmek.
- Vakıflara ilişkin son fıkrayı derneklerden ayrı bir rejim sanmak; oysa birinci fıkra hükmü vakıflar bakımından da uygulanır.
- Dernek kurucusunun fiil ehliyeti koşulunu madde metninden çıkarmak; bu nitelik kanun düzeyinde ayrıca değerlendirilir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Dernek kurma hürriyetinin Anayasa'nın 33. maddesinde temel hak olarak tanındığı ve derneklere üye olma ile üyelikten çıkma özgürlüğünün de bu hakkın parçası sayıldığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/823 E., 2025/729 K., 19.11.2025)
- Dernek kurma ve üye olma hürriyetinin, maddede sayılanlar dışında derneğin etkinliklerine katılma ve üyelerin menfaatlerini korumak üzere faaliyette bulunma hakkını da kapsadığı yönünde görüşler dile getirilmiştir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/2046 E., 2020/527 K., 07.07.2020)
Nasıl ispat edilir?
- Dernek kurma hürriyetine dayanarak hak talep eden tarafın, dernek kurulmuş olduğunu ve kanunun aradığı bilgi ve belgelerin yetkili mercie verildiğini belgeyle ispatlaması gerekir.
- Derneğin kapatılması veya faaliyetten alıkonulması talebini ileri süren tarafın, kanunun öngördüğü hâlin bulunduğunu hâkim önünde ispat etmesi gerekir.
- İdari merci tarafından yapılan faaliyetten men işleminde, gecikmede sakınca bulunduğunu ve sayılan gerekçelerin varlığını kararda somut olarak gösteren yetkili merci ispat yükü altındadır.
- Men kararının hâkim onayına sunulduğunun ve hâkimin 48 saat içinde karar verdiğinin tespiti için dosya kayıtları ve zaman damgası belgeleri esas alınır.
- Sınırlama sebebinin varlığına ilişkin iddiayı ileri süren kamu makamı, bu iddiasını somut olgularla ispatlamalıdır; genel ve soyut gerekçeler yeterli değildir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Kanun m.33: Maddenin kapsamı dışında kalan düzeltme ve cevap hakkı hükmüdür; 33. madde ile birlikte temel hak sınırlamasının sistematik bağlamını oluşturur.
- 2709 sayılı Kanun m.13: Temel hakların ancak Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve kanunla sınırlanabileceğini belirten genel sınırlama rejimidir; 33. maddenin sınırlama koşullarını genel çerçeveye bağlar.
- 4721 sayılı Kanun: Vakıf kurulmasına ve vakıflara ilişkin kanuni ayrıntıları düzenler; 33. maddenin son fıkrasındaki vakıflar bakımından uygulamanın kanuni çerçevesidir.
- 4721 sayılı Kanun: Medeni Kanun'un dernek kuruluşuna ilişkin hükümleri de bu kapsamda değerlendirilir; kuruluş bildirimi ve tüzel kişilik kazanımı kanunla düzenlenir.
Anayasa m.34 — Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı
Anayasa'nın 34. maddesi, herkesin önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını tanır, bu hakkın kanunla sınırlanabileceği amaçları ve sınırlamanın kanunla yapılması gerekliliğini belirler. Kapsamı herkestir; hak sahibi kişi bakımından ayrım yapılmaz. Maddenin bir kısmı, hakkın kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usulleri kanuna bırakır. Madde, toplantı ve gösteri yürüyüşünün kanunla ayrıntılı düzenlenmesini (ihbar, yer ve zaman kısıtları, yasaklama usulü, yetkili merciler gibi) düzenlemez; bu konular Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nda yer alır. Dernek kurma hürriyeti (m.33), düzeltme ve cevap hakkı (m.32) ve mülkiyet hakkı (m.35) bu maddenin düzenlediği alanın dışındadır. Sendika ve siyasi parti gibi örgütlenme hakları da bu maddede düzenlenmez.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Toplantı
- Belirli bir amaç için bir araya gelen kişilerin, yürüyüş niteliği taşımadan oluşturduğu topluluktur. Hak, önceden izin alınmadan düzenlenebilir.
- Gösteri yürüyüşü
- Kişilerin bir görüşü, talebi veya protestoyu kamuya duyurmak amacıyla belirli bir güzergâhta birlikte yürümesidir. Hak kapsamında, izin alınmadan yapılabilen bir eylemdir.
- Silahsız ve saldırısız olma
- Hakkın korunması için toplantı veya yürüyüşün araç taşımadan ve şiddet uygulamadan yapılmasını ifade eder. Bu niteliklerden biri bulunmazsa hak korumasından yararlanamaz.
- Sınırlama sebepleri
- Anayasa'da sayılan milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel ahlak ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır. Sınırlama ancak bu amaçlardan biriyle yapılabilir.
- Kanunla sınırlama
- Hakkın yalnızca kanun aracılığıyla daraltılabilmesi ilkesidir. İdari işlem veya yönetmelikle doğrudan sınırlama yapılamaz.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı: hangi şartlar aranır?
- Toplantı veya gösteri yürüyüşünün önceden izin alınmadan düzenlenmesi gerekir; izin şartı getirilmesi, hakkın özüne dokunan bir ön koşul niteliğindedir.
- Toplantı veya yürüyüşün silahsız olması gerekir; silah taşınması hakkın korumasını ortadan kaldırır.
- Toplantı veya yürüyüşün saldırısız olması gerekir; şiddet içeren eylemler koruma kapsamı dışındadır.
- Hakkın sınırlanabilmesi için sınırlama sebebinin milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması olması gerekir.
- Hakkın sınırlanması kanunla yapılmalıdır; idari düzenleme tek başına sınırlama sağlayamaz.
- Hakkın kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilmelidir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı: hangi sonuçları doğurur?
- Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, anayasal sınırlama sebeplerinden biri bulunduğunda ve kanunla sınırlandığında daraltılabilir.
- Hakkın kullanımı için önceden izin şartı getirilemez; izin şartı anayasaya aykırı olur.
- Silahsız ve saldırısız olma şartı gerçekleşmediğinde hakkın koruması sağlanamaz.
- Hakkın sınırlanması yalnızca kanunla yapılabilir; yönetmelik veya idari işlemle getirilen sınırlama, kanuni dayanağı yoksa hukuka aykırıdır.
- Kanunla yapılan sınırlama, sayılan sebeplerden birine dayanmıyorsa anayasaya aykırılık gerekçesiyle denetime tabi tutulabilir.
- Şekil, şart ve usuller kanunda düzenlendiğinde, bu usullere aykırılık ayrı bir yaptırıma yol açabilir; ancak bu usulsüzlük hakkın özünü ortadan kaldırmaz.
Izinsiz düzenleme ile ızne bağlı düzenleme arasındaki fark nedir?
Anayasa'nın birinci fıkrası uyarınca toplantı ve yürüyüş, önceden izin alınmadan düzenlenebilir; bu kural temel düzenlemedir.
Kanunla getirilen bildirim ve usul yükümlülükleri, izin alma anlamına gelmeyen ama düzenleme şartı olan işlemlerdir.
Bildirim yükümlülüğü yerine getirilmeden izin şartı aranamaz; yalnızca usule uyulmaması ayrı bir hukuki sonuç doğurur.
Koruma kapsamındaki toplantı ile şiddet içeren toplantı arasındaki fark nedir?
Silahsız ve saldırısız yapılan toplantı ve yürüyüş anayasal korumadan yararlanır.
Silah taşınan veya saldırı içeren eylemler, madde kapsamında korunan hak olarak değerlendirilemez.
Koruma kapsamı dışında kalan eylemler için hak temelinde savunma yapılamaz; ayrıca ceza hukuku ve kolluk önlemleri gündeme gelebilir.
Anayasal sınırlama sebebi ile sınırlama sebebi olmayan müdahale arasındaki fark nedir?
Milli güvenlik, kamu düzeni, suç önleme, genel sağlık, genel ahlak ve başkalarının hak ve özgürlükleri gibi sebeplerle yapılan sınırlama anayasal olarak meşrudur.
Bu sayılanlar dışındaki bir gerekçeyle yapılan sınırlama anayasaya aykırıdır.
Sayılmayan bir sebeple yapılan müdahale hukuka aykırı sayılır ve iptal edilebilir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddede sayılan sınırlama sebepleri dışında kalan bir gerekçeyi yeterli saymak.
- Toplantının izinsiz yapılmasını doğrudan hukuka aykırılık olarak değerlendirmek; anayasal koruma izin şartını kabul etmez.
- Silahsızlık ve saldırısızlık koşulunu soyut biçimde değerlendirip somut fiilleri incelememek.
- Kanunla sınırlama ilkesini gözden kaçırarak idari işlem veya yönetmelikle doğrudan sınırlama yapmak.
- Şekil, şart ve usul düzenlemelerini hakkın kendisiyle karıştırmak; usul eksikliği hakkın varlığını ortadan kaldırmaz.
- Maddenin sınırlama sebeplerini genişletmek veya daraltmak; sayılan sebepler sınırlayıcıdır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, toplantı ve gösteri yürüyüşünün silahsız ve saldırısız olup olmadığını somut olaydaki fiilî duruma göre değerlendirmektedir. (10. Daire, 2017/87 E., 2021/315 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2017/1797 E., 2021/317 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2017/2067 E., 2021/318 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2017/587 E., 2021/316 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2016/15695 E., 2021/314 K., 08.02.2021)
- Anayasa'nın sınırlama sebepleri sayılı olarak kabul edilmekte; bu sebeplere dayanmayan müdahaleler hak ihlali sayılmaktadır. (10. Daire, 2017/87 E., 2021/315 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2017/1797 E., 2021/317 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2017/2067 E., 2021/318 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2017/587 E., 2021/316 K., 08.02.2021; 10. Daire, 2016/15695 E., 2021/314 K., 08.02.2021)
Nasıl ispat edilir?
- Hakkın kullanıldığını ileri süren taraf, toplantı veya yürüyüşün izinsiz düzenlendiğini ve silahsız, saldırısız olduğunu ispatlamakla yükümlüdür; ispat için tutanak, fotoğraf, görüntü kaydı ve tanık beyanı kullanılabilir.
- Hakkın sınırlandığını ileri süren taraf, sınırlamanın kanuna dayandığını ve anayasal sebeplerden birine bağlandığını göstermelidir.
- Kamu makamı, yasaklama veya dağıtma işlemini yaptığında, işlemin kanuni dayanağını ve sınırlama sebebini somut olayla ilişkilendirerek ortaya koymalıdır.
- Toplantının silahlı veya saldırgan olduğunu ileri süren taraf, bu iddiayı somut delille ortaya koymak zorundadır; genel bir değerlendirme yeterli değildir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Kanun m.33: Dernek kurma hürriyeti aynı yapıda sınırlama sebeplerine ve kanunla sınırlama şartına bağlanmıştır; karşılaştırmalı okuma için kullanılır.
- 2709 sayılı Kanun m.13: Temel hakların özüne dokunmama ve sınırlamanın ölçülülük ilkesine uygunluğu genel sınırlama rejimini belirler; bu madde bakımından da sınırlamanın denetim ölçütüdür.
- 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu: Maddenin kanuna bıraktığı şekil, şart ve usulleri ayrıntılı düzenleyen kanundur; bildirim, yer ve zaman kısıtları ve yasaklama usulü bu kanunda yer alır.
Anayasa m.35 — Mülkiyet hakkı
Anayasa'nın 35. maddesi, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğunu kurar ve bu haklara yapılacak sınırlamanın koşullarını belirler: sınırlamanın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılabilmesi ile mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamaması. Madde, temel hak olarak mülkiyet ve miras hakkının kişiler bakımından kapsamını gerçek ve tüzel kişiler ile Türk vatandaşlarına ve yabancılara ilişkin genel ilke düzeyinde düzenler. Maddede mülkiyetin tanımı, edinme ve devir biçimleri, kamulaştırma usulü ve bedelinin ödenmesi, mülkiyetin türleri ile miras hukukunun ayrıntıları yer almaz; bunlar Türk Medeni Kanunu'nun eşya ve miras hükümlerinde ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda düzenlenmiştir. Kamulaştırmanın değer karşılığı koşulu da Anayasa'nın 46. ve 47. maddelerinde yer alır. Hakka yapılan sınırlamanın ölçülülük ve özün korunması ölçütleri Anayasa'nın 13. maddesinin konusudur; hak arama ve yargı güvenceleri 36 ila 40. maddelerde düzenlenmiştir.
Mülkiyet hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Mülkiyet hakkı
- Bir malın üzerinde malikin kullanma, yararlanma ve tasarruf yetkilerini kapsayan, anayasal güvenceye bağlanmış temel haktır. Madde metni hakkı tanımlamaz; içeriğini kanun ve Medeni Kanun belirler.
- Miras hakkı
- Kişinin ölümüyle geçen malvarlığını, mirasçı sıfatıyla edinebilme hakkıdır. Maddede yalnız hak olarak anılır; intikal ve paylaşım kuralları Medeni Kanun'da yer alır.
- Kamu yararı
- Mülkiyet hakkına sınırlama getirilebilmesi için aranan tek amaçtır. Madde bu sınırlama sebebini tek başına saymaktadır; kamu yararı dışındaki bir gerekçe ile sınırlama yapılamaz.
- Toplum yararına aykırılık
- Mülkiyet hakkının kullanılmasına getirilen genel sınırdır. Malikin hakkını kullanırken toplumsal zarar doğuran bir kullanım yapmasını engeller; kullanım bu ölçüde sınırlanır, hakkın kendisi ortadan kaldırılmaz.
Mülkiyet hakkı: hangi şartlar aranır?
- Mülkiyet hakkına yapılan bir sınırlamanın amacı kamu yararı olmalıdır; başka bir gerekçe ile sınırlama yapılamaz.
- Mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenleme kanunla yapılmalıdır; idari işlem veya yönetmelik tek başına bu yetkiyi sağlamaz.
- Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olmamalıdır; bu ölçüt kullanımın sınırını belirler.
- Sınırlama, hakkın özüne dokunacak ölçüde yapılmamalıdır; bu güvence Anayasa'nın 13. maddesindeki genel sınırlama ölçütlerinden ayrıca gelir.
Mülkiyet hakkı: hangi sonuçları doğurur?
- Sınırlama kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılmışsa, mülkiyet hakkına getirilen kısıtlama anayasal olarak meşru kabul edilir.
- Kamu yararı dışındaki bir amaçla ya da kanun dışı bir işlemle yapılan sınırlama anayasaya aykırı olur.
- Mülkiyet hakkının toplum yararına aykırı biçimde kullanılması hukuka aykırı sayılır ve bu kullanıma karşı hukuki yaptırım uygulanabilir.
- Maddede belirtilen sınırlama sebebi tek olduğundan, başka bir kamu ilgisi kendiliğinden mülkiyet hakkına sınırlama gerekçesi olamaz.
- Madde metninde sınırlamanın ne ölçüde yapılacağına ilişkin ayrıntı yoktur; bu ölçü Anayasa'nın 13. maddesindeki genel ilkelerle belirlenir.
Mülkiyet hakkının varlığı ile kullanılması arasındaki fark nedir?
Hakkın varlığı, herkesin mülkiyet ve miras hakkına sahip olması ile ilgilidir ve kişiye tanınan temel güvenceyi ifade eder.
Kullanılması, malikin bu hakkı fiilen nasıl kullandığı ile ilgilidir ve toplum yararı ölçütüne tabidir.
Kullanımda toplum yararına aykırılık varsa hakkın varlığı korunsa bile kullanım sınırlanır; varlık ile kullanım ayrı değerlendirilir.
Kamu yararı sınırlaması ile kamulaştırma arasındaki fark nedir?
Kanunla yapılan sınırlama, mülkiyet hakkının kapsamını genel olarak daraltır ve malikin yetkilerini kısıtlar.
Kamulaştırma, malın malikten alınarak kamu adına edinilmesidir ve madde metnindeki sınırlamadan ayrı bir işlemdir.
Kamulaştırmada değer karşılığı ödeme koşulu Anayasa'nın 46. ve 47. maddelerinden gelir; genel sınırlamada ise bu koşul madde metninde yer almaz.
Mülkiyet hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddede yer alan kamu yararı dışında başka bir amacı sınırlama gerekçesi saymak; madde sınırlama sebebinin tek olduğunu gözden kaçırır.
- Toplum yararına aykırılık ölçütünü kamulaştırma koşulu ile karıştırmak; genel sınırlama ile kamulaştırma farklı hukuki rejimlerdir.
- Sınırlamanın yalnızca idari işlemle yapılabileceğini düşünmek; madde kanunla sınırlamayı şart koşar.
- Kullanımın toplum yararına aykırı olmasını hakkın tamamen ortadan kalkması sonucu saymak; ölçüt yalnız kullanımı sınırlar.
- Maddedeki miras hakkını mülkiyetin bir alt türü gibi değerlendirmek; madde ikisini ayrı hak olarak sayar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay, kamu yararı amacı ile kanunla sınırlama koşullarını birlikte aramaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/874 E., 2025/409 K., 02.07.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/650 E., 2025/408 K., 25.06.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/643 E., 2025/352 K., 28.05.2025)
- Kamulaştırma işlemlerinde mülkiyet hakkının korunmasının Anayasa'nın 35. maddesi ile birlikte değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/925 E., 2024/239 K., 15.05.2024)
- Mülkiyet hakkına ilişkin kamu yararı tespiti ile kanuni dayanağın birlikte aranması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/688 E., 2024/238 K., 15.05.2024)
- Elatmanın önlenmesi ve istihkak davalarında mülkiyet hakkının korunması Medeni Kanun'un ilgili hükümleri üzerinden yürütülmekte, Anayasa'nın 35. maddesi genel güvence olarak anılmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/56 E., 2024/36 K., 31.01.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Mülkiyet hakkına sınırlama getirildiğini ileri süren taraf, sınırlamanın kanuni dayanağını ve kamu yararı amacını göstermelidir; bu ispat yükü idaredeki düzenlemeyi yapan tarafa aittir.
- Malikin mülkiyet hakkının varlığı tapu kaydı, tapu senedi ya da Medeni Kanun'un öngördüğü diğer belgelerle ispatlanır.
- Kullanımın toplum yararına aykırı olduğunu ileri süren taraf, bu aykırılığı fiili durumu gösteren belge, keşif veya bilirkişi raporu ile ispatlamalıdır.
- Kamu yararı gerekçesinin varlığı, düzenleyici işlemin gerekçesi ve ilgili kamu kurumunun belgeleri ile ortaya konur; karşı taraf gerekçenin yetersiz olduğunu gösterebilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Kanun m.13: Temel hakların sınırlanmasında genel ölçüleri (özüne dokunmama, ölçülülük, kanunla sınırlama) belirler; 35. maddedeki sınırlamanın da bu ölçülere uyması gerekir.
- 2709 sayılı Kanun m.46: Devlet ve kamu tüzel kişilerinin mülkiyet hakkına el atmasını değer karşılığı ödeme koşuluna bağlar; genel sınırlamadan ayrı bir kamulaştırma güvencesidir.
- 2709 sayılı Kanun m.47: Kamulaştırmada ödenecek bedelin kural olarak peşin ödenmesini düzenler ve 35. maddedeki mülkiyet güvencesini tamamlar.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.683: Mülkiyet hakkının korunması için istihkak ve el atmanın önlenmesi davalarını düzenler; anayasal güvencenin özel hukuktaki karşılığıdır.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.2: Hakkın dürüstlük kuralına uygun kullanılmasını öngörür; 35. maddenin toplum yararı sınırıyla birlikte uygulanan genel bir kullanım ölçütüdür.
- 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu: Kamu yararı amacıyla mülkiyetin malikten alınması usulünü ve bedelini ayrıntılı olarak düzenler.
Anayasa m.36 — Hak arama hürriyeti
2709 sayılı Anayasa'nın 36. maddesi, herkesin yargı mercileri önünde hak arama hürriyetini ve bu hürriyetin güvencesi olan adil yargılanma hakkını düzenler: meşru vasıta ve yollardan yararlanma, davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkı ile mahkemenin görev ve yetkisi içindeki davayı görmekten kaçınamaması. Kural, yargı mercileri önünde taraf olan herkese, gerçek ve tüzel kişiye uygulanır. Madde; kanuni hâkim ilkesini (m.37), suç ve cezalara ilişkin güvenceleri (m.38), ispat hakkını (m.39) ve temel hakların korunmasına ilişkin başvuru hakkını (m.40) düzenlemez. Bu konular ayrı maddelerde yer alır; ayrıca dava açma süreleri, zamanaşımı ve yargılama usulüne ilişkin kurallar kanun düzeyinde ayrıca belirlenir.
Hak arama hürriyeti: hangi kavramlar bilinmeli?
- Hak arama hürriyeti
- Herkesin haklarını yargı mercileri önünde korumak ve bunun için yargı yoluna başvurmak üzere sahip olduğu temel haktır. Yargı mercilerine erişimi ve bu merciler önünde etkili biçimde taraf olabilmeyi kapsar.
- Adil yargılanma hakkı
- Yargılamanın tarafsız ve bağımsız bir mahkemede, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine uygun biçimde yürütülmesini güvence altına alan haktır. 2001 değişikliğiyle 36. maddeye eklenmiş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyum amacı taşımaktadır.
- Meşru vasıta ve yollar
- Hak arama hürriyetinin yalnızca hukuka uygun araçlarla kullanılabileceğini belirten sınırdır. Silah kullanımı, saldırı ya da yargı sürecini bozan davranışlar bu kapsamda değerlendirilmez.
- İddia ve savunma hakkı
- Davacı ya da davalı sıfatıyla taraf olan kişinin, dayandığı vakıaları ileri sürme, delil gösterme ve karşı tarafın iddialarına karşı çıkma imkânıdır.
- Görev ve yetki
- Mahkemenin hangi uyuşmazlıklara bakacağını belirleyen yargısal sınırlardır. Madde, bu sınırlar içinde kalan davayı görmekten mahkemenin kaçınmasını yasaklar; görevli olmayan mahkeme bakımından ise bu yasak uygulanmaz.
Hak arama hürriyeti: hangi şartlar aranır?
- Hak arama hürriyetinden yararlanmak için kişinin yargı mercileri önünde davacı veya davalı sıfatıyla bir uyuşmazlığın tarafı olması gerekir.
- Hak arama hürriyeti, meşru vasıta ve yollardan yararlanılarak kullanılmalıdır; hukuka aykırı araçlarla yapılan başvuru bu korumadan yararlanamaz.
- Taraf, iddia ve savunmasını ileri sürme imkânına sahip olmalı; yargılama adil biçimde yürütülmelidir.
- Mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz; görev ve yetki yönünden ret için dayanak ancak kanunda aranmalıdır.
- Bu hak, karşılık olarak yargılama giderleri, harç ve usul yükümlülükleri gibi kanunla konulan şartlara uyulmasını dışlamaz.
Hak arama hürriyeti: hangi sonuçları doğurur?
- Herkes, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olur.
- Adil yargılanma hakkı, yargılamanın hukuk devletinin gereği olarak tarafsız ve adil yürütülmesini güvence altına alır.
- Mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davayı görmekten kaçınırsa bu hak ihlal edilmiş olur.
- Meşru olmayan vasıta ve yollarla yapılan başvuru, bu hürriyetin koruması dışında kalır.
- Madde, dava şartlarını, harçları veya usul kurallarını ortadan kaldırmaz; bunlar kanunla düzenlenir ve uygulanır.
- Madde, hak arama hürriyetinin sınırlanmasında yasa koyucuya ayrı bir yetki vermez; sınırlama ancak Anayasa'nın genel sınırlama ilkelerine uygun yapılabilir.
Davacı ile davalı arasındaki fark nedir?
Davacı, uyuşmazlığı mahkemeye taşıyarak yargı yolunu harekete geçiren taraftır.
Davalı, açılan davaya karşı iddiaları reddetme ve savunma yapma imkânına sahip taraftır.
Madde her iki sıfatı da korur; davalının savunma hakkı davacının dava hakkından bağımsız olarak güvence altındadır.
Görev ve yetki içindeki dava ile görev ve yetki dışındaki dava arasındaki fark nedir?
Görev ve yetki içinde kalan davada mahkeme bakmaktan kaçınamaz.
Görevli veya yetkili olmayan mahkemenin davayı görmesi, madde kapsamındaki bu yasağın konusu değildir.
Görevli mahkeme davayı reddedemez; görev dışı dava bakımından ise görevsizlik kararı verilmesi, hak arama hürriyetinin ihlali sayılmaz.
Meşru vasıta ile hukuka aykırı vasıta arasındaki fark nedir?
Meşru vasıta ve yollar, yargı yoluna başvurmanın hukuka uygun araçlarıdır.
Şiddet, tehdit veya yargı sürecini bozan yollar meşru olmayan araçlardır.
Meşru olmayan yollarla yapılan başvuru, hak arama hürriyetinin korumasından yararlanmaz.
Hak arama hürriyeti ile kanuni hâkim güvencesi arasındaki fark nedir?
36. madde, yargı mercileri önünde taraf olma ve adil yargılanma hakkını düzenler.
37. madde, kişinin kanunen tabi olduğu mahkemede yargılanmasını ve olağanüstü merci kurulmamasını düzenler.
Mahkemeye erişim ve adil yargılanma sorusu 36. maddede; hangi mahkemenin yetkili olduğu sorusu 37. maddede çözülür.
Hak arama hürriyeti: sık yapılan hatalar nelerdir?
- 36. maddeyi dava şartlarını ve harç yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir kural gibi yorumlamak; bu şartlar kanunla düzenlenir ve madde bunları kaldırmaz.
- Görev ve yetkisi olmayan bir davada görevsizlik kararı verilmesini, 36. maddedeki 'bakmaktan kaçınamaz' yasağının ihlali saymak; yasak yalnızca görev ve yetki içindeki davayı kapsar.
- Meşru vasıta ve yollar sınırını uygulamadan, her türlü başvuruyu hak arama hürriyetinin koruması altında saymak.
- Adil yargılanma hakkını yalnızca ceza yargılamasına ilişkin bir güvence olarak görmek; madde hem hukuk hem ceza yargılamasını kapsar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yüksek mahkemeler, 36. maddeyi hukuk devletinde bireylerin hiçbir engelle karşılaşmadan haklarını arayabilmesi ilkesiyle birlikte yorumlamaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/933 E., 2026/238 K., 06.03.2026)
- Adil yargılanma ibaresinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uyum amacıyla 2001 değişikliğiyle eklendiği ve yargılamanın adil olmasının zaten hukuk devletinin bir gereği olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2025/255 E., 2026/11 K., 21.01.2026)
- Hak arama hürriyetinin, herkesin hukukî güvenlik içinde yargı yoluna başvurabilmesi için tanındığı ve yürütmenin yargısal denetimi (m.125) ile birlikte değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2020/605 E., 2022/264 K., 08.03.2022)
- Görev ve yetki içindeki davanın reddedilmesinin, 36. maddede güvence altına alınan hakkın ihlali olarak değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)
Nasıl ispat edilir?
- Yargı mercileri önünde hak arama hürriyetinden yararlanan kişi, davacı veya davalı sıfatını ve uyuşmazlığın varlığını ispat eder; sıfatın dava dosyasındaki taraf kayıtlarıyla belirlenmesi esastır.
- Hak arama hürriyetinin meşru vasıta ve yollarla kullanılmadığını ileri süren taraf, bu iddiasını dosyadaki somut davranışlar ve tutanaklarla ispat eder.
- Mahkemenin davayı görev ve yetkisi içinde kalmasına rağmen görmekten kaçındığını ileri süren taraf, ret kararını ve dava dosyasındaki işlemleri delil olarak sunar.
- Karşı tarafın adil yargılanmanın ihlal edildiğine ilişkin iddiasını, savunma hakkının kullanılmasını engelleyen somut işlemlerle ispat etmesi gerekir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Anayasa m.37: Hak arama hürriyetinin bir parçası olan kanuni hâkim güvencesini düzenler; hangi mahkemenin yetkili olduğunu belirler ve olağanüstü merci kurulmasını yasaklar.
- 2709 sayılı Anayasa m.40: Anayasa ile tanınan hak ve hürriyetler ihlal edildiğinde yetkili makama başvuru hakkını düzenler; 36. maddenin koruma yönünü tamamlar.
- 2709 sayılı Anayasa m.125: İdari işlem ve eylemlerin yargısal denetimini düzenler; hak arama hürriyetinin idare karşısında etkili olmasını sağlayan yargı yolunu açar.
Anayasa m.37 — Kanuni hakim güvencesi
Anayasa'nın 37. maddesi, kanuni hakim (tabii hakim) güvencesini düzenler: kişinin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaması ile olay sonrasında belirli bir olayı ya da belirli kişileri yargılamak üzere kurulan olağanüstü mercilerin kurulmasının yasaklanması. Hüküm, yargılanan herkes bakımından ve yargı yetkisine sahip tüm merciler bakımından uygulanır. Maddede süre, oran veya tutar bulunmaz. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: yargı yetkisinin kanunla ve mahkemelerin görev ile yetkisinin ayrıntılı belirlenmesi (ilgili Kanunlar), hakimlerin bağımsızlığı ve teminatı (m.138, m.139), hakim ve savcıların mesleki statüsü (m.140), duruşmaların alenîliği ve kararların gerekçeliliği (m.141), ceza yargılamasına ilişkin usul güvenceleri (m.38).
Kanuni hakim güvencesi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kanuni hakim (tabii hakim) güvencesi
- Kişinin, olay tarihinde kanunla görevli ve yetkili kılınmış mahkeme tarafından yargılanmasını güvence altına alan ilkedir. Mahkemenin uyuşmazlık doğmadan önce kanunla belli olması gerekir.
- Olağanüstü merci
- Olaydan sonra kurulan, belirli bir olayı ya da belirli kişileri yargılamak üzere oluşturulan yargı yetkili merciidir. Madde, bu tür mercilerin kurulmasını yasaklar; kurulu bir mahkemenin genel görev alanı içinde kalan düzenlemeler bu kapsamda değerlendirilmez.
- Kanunen tabi olunan mahkeme
- Kanunun, uyuşmazlık veya suç tarihinde görev ve yetki bakımından belirlediği mahkemedir. Kişinin bu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılması maddeye aykırıdır.
Kanuni hakim güvencesi: hangi şartlar aranır?
- Yargılanacak kişinin kanunen tabi olduğu mahkemenin, olay veya suç tarihinde kanunla belirlenmiş olması gerekir.
- Kişinin bu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılması sonucunu doğuran bir yargı yetkisine sahip merci kurulmamalıdır.
- Olağanüstü bir merci, olaydan sonra ve yalnızca belirli bir olay ya da belirli kişiler için kurulmuş olmamalıdır.
- Bir merci kurulurken, kanunen tabi olunan mahkemenin yetkisi kaldırılıp yeni bir mercie aktarılıyorsa, bunun kişiyi tabi olduğu mahkemeden çıkarma sonucunu doğurup doğurmadığı ayrıca incelenmelidir.
Kanuni hakim güvencesi: hangi sonuçları doğurur?
- Kanunen tabi olunan mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılan kişi bakımından tabii hakim güvencesi ihlal edilmiş olur.
- Olaydan sonra belirli bir olay veya belirli kişiler için kurulan olağanüstü merci, kanuni yargılama güvencesine aykırı olarak kurulmuş sayılır.
- Olağanüstü merci olarak kurulan yargı organı önünde yapılan yargılama, madde bakımından hukuka aykırı bir yargılama olarak değerlendirilir.
- Genel nitelikte ve olaydan önce kanunla kurulmuş özel mahkemelerin varlığı bu maddeye aykırılık doğurmaz.
- Madde, hak arama özgürlüğü ile birlikte okunur; tabi olunan mahkemenin tespiti bu hakkın kullanılmasını da etkiler.
Genel mahkeme ile olağanüstü merci arasındaki fark nedir?
Kanunla önceden kurulmuş, genel görev alanı tanımlanmış mahkemeler, olaydan önce belli olan yargı organlarıdır.
Olaydan sonra, belirli bir olayı veya belirli kişileri yargılamak için kurulan merciler olağanüstü merci sayılır.
İkincisinin kurulması 37. madde uyarınca yasaktır; birincisi için madde bir engel oluşturmaz.
Özel mahkeme ile olağanüstü merci arasındaki fark nedir?
Kanunla ve genel bir konu alanı için kurulan özel mahkemeler (örneğin uzmanlık gerektiren alanlarda kurulanlar) tabii hakim ilkesine aykırı sayılmaz.
Olaydan sonra ve tek bir olay ya da kişi için kurulan mercii, özel mahkeme adı taşısa bile olağanüstü merci niteliğindedir.
Yalnız ilk grup kanuni hakim güvencesine uygun kabul edilir; ikinci grubun kurulması yasaktır.
Olay öncesi kurulan yetki düzenlemesi ile olay sonrası yetki değişikliği arasındaki fark nedir?
Olaydan önce çıkarılmış bir kanunla görev ve yetki düzenlenmesi, kişinin tabi olduğu mahkemeyi önceden belli kılar.
Olaydan sonra çıkarılan ve belirli bir davayı başka bir mercie aktaran düzenleme, kişiyi tabi olduğu mahkemeden çıkarabilir.
İkinci durumda madde ihlal edilmiş olur; birincisi güvenceye uygundur.
Kanuni hakim güvencesi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Genel nitelikte kurulmuş özel mahkemeyi, olaydan sonra kurulmuş olağanüstü merci ile karıştırmak; bu iki kavram ayrı değerlendirilmelidir.
- Yetki düzenlemesinin olaydan önce mi sonra mı yapıldığını incelemeden ihlal sonucuna varmak.
- Kanun numarasıyla yazılan maddelerin kendi kapsamını madde 37 ile karıştırmak; her biri ayrı konuyu düzenler.
- Tabii hakim ilkesini yalnızca hâkimin kişisel bağımsızlığına indirgemek; madde mahkemenin önceden belli olmasını ve olağanüstü merci kurulmasını da kapsar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Özel mahkemelerin kuruluşunun tabii hâkim ilkesine aykırı düşmeyeceği kabul edilmektedir. (Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/641 E., 2024/769 K., 27.03.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2019/839 E., 2022/169 K., 22.02.2022; Hukuk Genel Kurulu, 2019/310 E., 2022/86 K., 08.02.2022; Hukuk Genel Kurulu, 2018/948 E., 2021/416 K., 06.04.2021)
- Kanuni hakim güvencesinin amacı, yargılamanın olaydan sonra kurulacak bir mahkemeye bırakılmamasıdır; bu nedenle kurulacak mahkemenin genel ve önceden belirlenmiş bir yetki alanına sahip olması aranır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/151 E., 2023/367 K., 26.04.2023)
- Maddede yer alan güvencenin, yalnızca yargılamayı belirli bir olaya özgü olarak yeniden düzenleyen düzenlemelere karşı işlediği kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2022/89 E., 2022/297 K., 16.02.2022)
Nasıl ispat edilir?
- Tabii hakim ihlalini ileri süren kişi, yargılamanın olay veya suç tarihinde kanunla görevli mahkemece yapılmadığını ispatlamakla yükümlüdür; bu ispat kanun, mahkeme kuruluş kararı ve yetki düzenlemeleri ile yapılır.
- Mercinin olağanüstü olduğu iddiasında, merci kuruluşunun olaydan sonra ve belirli kişi ya da olay için yapıldığı yazılı kurucu düzenlemelerle ispatlanır; bu belgeler yoksa iddia ispatlanmış sayılmaz.
- Karşı taraf, merciin genel nitelikte ve olaydan önce kanunla kurulmuş özel bir mahkeme olduğunu savunabilir; bunu kuruluş kanunu ve görev tanımı ile ispatlar.
- Yetki ve görev itirazında, yargılamanın hangi mahkemede yapılacağına ilişkin kanun hükmü esas alınır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Kanun m.138: Hakimlerin bağımsızlığını düzenler; tabii hakim güvencesinin hakimler bakımından tamamlayıcısıdır.
- 2709 sayılı Kanun m.139: Hakimlerin azledilmemesi ve teminatını düzenler; mahkemenin kanunla belirlenmiş yapısının korunmasında destek sağlar.
- 2709 sayılı Kanun m.140: Hakim ve savcılık mesleğinin ve bu mesleğin esaslarının kanunla düzenlenmesini öngörür.
- 2709 sayılı Kanun m.141: Duruşmaların açıklığını ve kararların gerekçeli olmasını düzenler; yargılamanın adil yapılmasına ilişkin güvencedir.
- 2709 sayılı Kanun m.38: Ceza yargılamasına ilişkin güvenceleri düzenler; kanuni hakim güvencesi ile birlikte ceza yargılamasında etkili koruma sağlar.
Anayasa m.38 — Suç ve cezalara ilişkin esaslar
Anayasa'nın 38. maddesi suç ve cezalara ilişkin temel güvenceleri düzenler: suçta ve cezada kanunilik, lehe kanunun geçmişe uygulanmaması, suç ve cezada zamanaşımı ile mahkumiyetin sonuçları, cezanın ancak kanunla konulması, masumiyet karinesi, kendini suçlamaya zorlanmama, hukuka aykırı delilin kabul edilmemesi, ceza sorumluluğunun şahsiliği, borç nedeniyle özgürlükten yoksun bırakılmama, ölüm ve genel müsadere cezasının yasaklanması, idarenin kişi özgürlüğünü kısıtlayan müeyyide uygulayamaması ile vatandaşın suç sebebiyle yabancı ülkeye verilmemesi. Kuralları kişiler bakımından, yani devlet karşısındaki herkes için uygular. Ceza ve güvenlik tedbirlerinin ayrıntılı tanımını, uygulanacak kanun maddelerini, zamanaşımı sürelerini ve yargılama usulünü düzenlemez (ilgili kanun ve Türk Ceza Kanunu hükümlerinde yer alır). İspat hakkını ayrı bir madde olan m.39 düzenler. Hakaret suçunun unsurlarını ve ispat hakkının kapsamını da bu madde değil, ilgili kanun hükümleri belirler. Ölüm cezasına ilişkin ayrıntılı rejim ile yabancı ülkeye verilmenin usulü ve istisnalarının kanunda nasıl uygulanacağı da bu maddenin dışındadır."
Suç ve cezalara ilişkin esaslar: hangi kavramlar bilinmeli?
- Suçta ve cezada kanunilik
- Bir fiilin suç sayılabilmesi ve bu fiile ceza verilebilmesi için fiil işlenmeden önce yürürlükte bulunan bir kanunun bu fiili suç saymış ve cezayı belirlemiş olmasının gerektiğini ifade eder. Suçun ve cezanın kaynağı kanundur; idari düzenleme bu alanda ceza ihdas edemez.
- Lehe kanunun geçmişe uygulanmaması
- Fiil işlendiği sırada kanunda öngörülen cezadan daha ağır bir ceza, sonradan çıkan kanunla failin aleyhine verilemez. Maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen bu kural, failin aleyhine olan değişikliklerin geriye yürümemesi anlamına gelir.
- Masumiyet karinesi
- Kişinin suçluluğu mahkeme tarafından hükmen sabit oluncaya kadar suçlu sayılamayacağı ilkesidir. Bu ilke olağanüstü hal rejimlerinde dahi ihlal edilemez.
- Ceza sorumluluğunun şahsiliği
- Cezanın yalnızca fiili işleyen veya ona katılan kişiye verilebileceğini, bir kişinin fiilinden başkasının sorumlu tutulamayacağını ifade eder. Anayasa Mahkemesi bu ilkenin idari para cezalarında da geçerli olduğunu kabul etmektedir.
- Hukuka aykırı delil
- Kanuna aykırı yollarla elde edilmiş bulgulardır. Bu tür bulgular, delil olarak kullanılamaz.
- Genel müsadere cezası
- Hükümlünün tüm malvarlığına el konulmasını ifade eden ceza türüdür. Anayasa tarafından yasaklanmıştır; belirli bir malın müsaderesi bu yasağın kapsamında değerlendirilmez.
Suç ve cezalara ilişkin esaslar: hangi şartlar aranır?
- Bir fiil için yaptırım uygulanabilmesi için, fiil işlendiği zaman yürürlükte bulunan bir kanunun o fiili suç olarak tanımlamış olması gerekir.
- Suç için verilecek ceza ya da ceza yerine geçen güvenlik tedbiri kanunda açıkça ve kanunla konulmuş olmalıdır; yürütme organının düzenleyici işlemi bu alanda ceza belirleyemez.
- Failin lehine olan sonraki bir değişiklik yoksa, verilecek ceza fiil işlendiği tarihte kanunda öngörülen ceza ile sınırlı kalmalıdır.
- Kişinin suçlu sayılabilmesi için mahkeme tarafından suçluluğunun hükmen sabit olması gerekir.
- Yaptırım yalnızca fiili işleyen kişiye uygulanmalıdır; başkasının fiili nedeniyle kimse cezalandırılamaz.
- Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez; idarenin kişi hürriyetini kısıtlayan bir müeyyide uygulaması da yasaktır, Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni dışında bu yasağa kanunla istisna getirilemez.
- Yalnızca sözleşmeden doğan bir borcun ödenmemesi, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için yeterli sebep sayılamaz.
- Vatandaşın suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilmesi yapılamaz; yalnızca Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler bu yasağın dışında kalır.
Suç ve cezalara ilişkin esaslar: hangi sonuçları doğurur?
- Fiil işlendiği zaman suç sayılmıyorsa, sonradan çıkan bir kanunla bu fiil için cezalandırma yapılamaz.
- Kanunda o suç için öngörülen cezadan daha ağır bir ceza, suç işlendikten sonra çıkan kanunla failin aleyhine verilemez.
- Suç ve cezanın zamanaşımı ile mahkumiyetin sonuçlarına ilişkin aleyhe düzenlemeler de geriye yürütülemez.
- Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbiri ancak kanunla konulabilir; kanun dışı bir yaptırım hukuka aykırıdır.
- Mahkeme kararı verilene kadar kişi suçlu sayılamaz ve suçlu gibi işlem görmemelidir.
- Kendisini ya da kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan beyanı vermeye zorlanan kişinin bu beyanı, zorlamanın sonucu olduğu için kabul edilemez nitelik taşır.
- Kanuna aykırı yollarla elde edilmiş bulgular delil olarak kullanılamaz; bu bulgulara dayanılarak verilen hüküm dayanaktan yoksun kalır.
- Ceza yalnızca fiili işleyen kişiye verilebilir; bir kişinin suçundan başka bir kişi cezalandırılamaz.
- Yalnızca sözleşmeden doğan bir borcun yerine getirilmemesi nedeniyle kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
- Ölüm cezası ve genel müsadere cezası hükmolunamaz; bu yasak kanun koyucu tarafından da aşılamaz.
- İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz; Silahlı Kuvvetlerin iç düzenine ilişkin istisnalar yalnızca kanunla getirilebilir.
- Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez; Uluslararası Ceza Divanı yükümlülükleri bu yasağın dışındadır.
Fiilin işlendiği an ile sonraki kanun arasındaki fark nedir?
Fiil işlendiğinde yürürlükte olan kanun suç saymıyorsa, sonradan çıkan kanunla fiile ceza verilemez.
Sonradan çıkan kanun failin lehine ise, lehe düzenleme geriye yürütülebilir.
Aleyhe değişiklikler geriye uygulanmaz; lehe değişikliklerin uygulanıp uygulanmayacağı ise ayrıca değerlendirilir.
Suç ve ceza ile zamanaşımı ve mahkumiyetin sonuçları arasındaki fark nedir?
Suç ve cezanın kendisi için kanunilik ve geçmişe yürümezlik ilkesi geçerlidir.
Zamanaşımı ve mahkumiyetin sonuçları da aynı fıkra kapsamına alınmıştır.
Zamanaşımı süreleri ve mahkumiyetin sonuçlarına ilişkin aleyhe değişiklikler de geriye yürütülemez.
Ceza ile idari müeyyide arasındaki fark nedir?
Ceza, ceza kanununda ya da kanunda öngörülen cezadır.
İdari müeyyide, idarenin uyguladığı yaptırımdır.
Anayasa Mahkemesi, idari para cezalarının da bu maddedeki kanunilik ve şahsilik ilkelerine tabi olduğunu kabul etmektedir; idari işlemle suç ve ceza ihdas edilemez.
Özgürlük bağlayıcı müeyyide ile idari tedbir arasındaki fark nedir?
Kişi hürriyetinin kısıtlanmasını doğuran müeyyideler idare tarafından uygulanamaz.
Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu yasağa kanunla istisna getirilebilir.
İdarenin hürriyeti kısıtlayan yaptırım uygulaması yalnızca Silahlı Kuvvetlerin iç düzenine ilişkin kanuni istisnalarla mümkün olabilir.
Vatandaş ile yabancı ülkeye verilme arasındaki fark nedir?
Vatandaşın suç sebebiyle yabancı ülkeye verilmesi, kural olarak yasaktır.
Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler bu yasağın dışında kalır.
Uluslararası Ceza Divanına yükümlülük kapsamındaki teslim, anayasal yasağın ihlali sayılmaz.
Suç ve cezalara ilişkin esaslar: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi lehe kanunun geçmişe uygulanması kuralı ile aleyhe kanunun geçmişe uygulanmaması kuralını karıştırmak; bu iki kural aynı fıkra içinde farklı yönlerde işler.
- Zamanaşımı ve mahkumiyetin sonuçlarının da aynı kanunilik ve geçmişe yürümezlik ilkesine tabi olduğunu göz ardı etmek.
- Anayasa m.38'in yalnızca ceza yargılamasında uygulandığını sanmak; Anayasa Mahkemesi idari para cezalarında da ilkelerin geçerli olduğunu kabul etmektedir.
- Yürütme organının düzenleyici işlemi ile suç veya ceza ihdas edilebileceğini varsaymak.
- Sözleşmeden doğan borç nedeniyle yapılan özgürlük kısıtlamasını, kişinin başka bir suç işlemiş olması hâlinde de yasak kapsamında saymamak; bu durumda kanuni bir sebep aranmalıdır.
- Ölüm cezası yasağını, savaş veya terör suçları gibi hâllerle sınırlı sanmak; 2004 değişikliğinden sonra yasak mutlaktır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Anayasa Mahkemesi, suç ve cezaların kanunla belirlenmesi gerektiğinden hareketle, kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyecek alanda bir fiilin suç sayılmasını ve idari işlemle suç ve ceza ihdas edilmesini anayasaya aykırı bulmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2018/825 E., 2021/964 K., 07.07.2021)
- Anayasa Mahkemesi, cezaların şahsiliği ilkesinin idari para cezalarında da geçerli olduğunu; sürücüsü belirlenemeyen araç plakası üzerine trafik tutanağı düzenlenmesinin bu ilkeye aykırı olmadığını kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2018/825 E., 2021/964 K., 07.07.2021)
- Anayasa Mahkemesi, suç ve ceza hükmünde yorum yoluyla kapsamın genişletilmesini kanunilik ilkesine aykırı görmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2018/825 E., 2021/964 K., 07.07.2021)
- Derece mahkemeleri, lehe kanunun uygulanması ilkesini Anayasa m.38 ve AİHS m.7 birlikte değerlendirerek uygulamaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2022/478 E., 2025/1830 K., 09.12.2025)
- Anayasa Mahkemesi, bir kuralda 'hükme bağlanmış' ibaresinin Anayasa m.38'e aykırı bulunarak iptal edilmesi yönünde kararlar vermiştir; bu, kişinin mahkûmiyet kararı verilmeden suçlu gibi işlem görmesinin masumiyet karinesi açısından sorun yaratacağı anlamına gelmektedir. (8. Ceza Dairesi, 2023/3819 E., 2025/1435 K., 24.02.2025; 8. Ceza Dairesi, 2022/5631 E., 2025/741 K., 03.02.2025; 8. Ceza Dairesi, 2022/5560 E., 2025/7 K., 06.01.2025; 8. Ceza Dairesi, 2022/5557 E., 2025/19 K., 06.01.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Anayasa m.38 kapsamındaki bir ihlal iddiasını ileri süren kişi, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun ile sonradan değişen kanunu karşılaştırarak aleyhe değişikliği ispatlamakla yükümlüdür.
- Suçluluk ve ceza bakımından yükümlülük devlete aittir; suçlunun suçluluğunu hükmen sabit olan mahkeme kararıyla ispat edilmesi gerekir ve masumiyet karinesi gereği sanığın suçsuzluğunu ispat etmesi beklenemez.
- Kanuna aykırı elde edilen bulguya dayanan tarafın, bulgunun elde ediliş yöntemini ortaya koyması gerekir; bu hususta karşı tarafın itirazı üzerine mahkeme elde ediliş biçimini inceler.
- Kendini suçlayan beyanın zorlama ile alındığını iddia eden kişi, bu zorlamayı ilgili tutanak ve diğer delillerle ortaya koymalıdır.
- Sözleşmeden doğan borç nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılmış olduğunu iddia eden kişi, alıkonulmanın borç dışında bir sebebe dayandığını ispat etmelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Kanun m.39: Aynı Anayasa'da yer alan ispat hakkı düzenlemesidir; hakaret davalarında isnadın doğruluğunun ispatına ilişkin istisnayı ve sınırlarını belirler. Suç ve cezalara ilişkin esaslarla doğrudan bağlantılı olmakla birlikte ayrı bir konuyu düzenler.
- 2709 sayılı Kanun m.15: Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında genel ilkeler getirir; m.38'in ölçüsünü tamamlar ve masumiyet karinesinin olağanüstü hal rejiminde de ihlal edilemeyeceğini belirtir.
- 2709 sayılı Kanun m.2: Hukuk devleti ilkesi, kanunilik ve belirlilik ilkelerinin anayasal dayanağı olarak m.38'in yorumunda dikkate alınır.
Anayasa m.39 — İspat hakkı
Anayasa'nın 39. maddesi, hakaret davalarında sanığın isnadın doğruluğunu ispat hakkını ve bu hakkın hangi hallerde kullanılabileceğini düzenler. Hakkın iki ayrı alanı vardır: kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili isnatlarda kendiliğinden tanınan ispat hakkı ile bunun dışındaki hallerde kamu yararı veya şikayetçinin rızası koşuluna bağlanan ispat isteği. Madde, kişilere karşı genel hakaret davalarında ve özel hayata ilişkin isnatlarda hangi koşulda ispat yapılabileceğini belirler. Madde, ispat hakkının genel içeriğini, usul kurallarını ve delil türlerini düzenlemez; bunlar Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümlerindedir. Ayrıca hakaret suçunun unsurlarını, cezasını ve Türk Ceza Kanunu'nun ispat ile ilgili özel hükümlerini de düzenlemez; bu konular ilgili kanunlardadır.
İspat hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?
- İspat hakkı
- Sanığın, kendisine yöneltilen isnadın doğru olduğunu delille göstermesine izin verilmesi anlamına gelir. Hakaret davasında sanığın savunma aracıdır ve isnadın doğruluğu ortaya konulduğunda hukuka aykırılık ortadan kalkar.
- Kamu görev ve hizmetinde bulunan
- Kamu görevini yürüten kişidir. Hakkın kendiliğinden doğduğu ilk hal bakımından bu sıfat aranır; sıfat yanında isnadın görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olması da gerekir.
- Kamu yararı
- Isnadın doğru olup olmadığının ortaya konulmasında toplumun bilgilenme menfaatinin bulunmasıdır. Görev dışı özel hayata ilişkin isnatlarda ispat isteğinin kabulü için aranan bağımsız ölçüttür.
- Şikayetçinin ispata razı olması
- Hakaret mağdurunun, isnadın ispatına açıkça izin vermesidir. Kamu yararı bulunmasa bile bu rıza ispat isteğinin kabulü için yeterli sayılır.
İspat hakkı: hangi şartlar aranır?
- Hakaret davasının kamu görev ve hizmetinde bulunan kişiye karşı açılmış olması ve isnadın bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili bulunması gerekir; bu halde sanığın isnadın doğruluğunu ispat hakkı kendiliğinden doğar.
- Kamu görevlisi sıfatı ya da isnadın görevle ilgili olması bulunmuyorsa, ispat isteminin kabulü için isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmalıdır.
- Kamu yararı bulunmadığı hallerde ispat isteminin kabulü için şikayetçinin ispata açıkça razı olması aranır; bu alternatif koşul kamu yararı yokluğunu giderir.
- Kamu yararı da yoksa ve şikayetçi rızası da bulunmuyorsa ispat isteği kabul edilmez; isnadın doğruluğu ortaya konulamaz.
İspat hakkı: hangi sonuçları doğurur?
- Kamu görev ve hizmetinde bulunana karşı görevle ilgili isnatta sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir ve bu hak kanun koyucu tarafından ayrıca koşula bağlanmamıştır.
- Kamu görevlisi olmayan kişiye ya da görev dışı isnata karşı ispat isteği, kamu yararı bulunmadığı ve şikayetçi rızası da yoksa kabul edilemez.
- İspat isteği kabul edilemediğinde isnadın doğruluğu araştırılmaz; hakaret davası bu bakımdan sanığın ispat savunması olmaksızın görülür.
- Kamu yararı veya şikayetçinin rızası varsa ispat isteği kabul edilir ve isnadın doğruluğu delille incelenir.
Kamu görevlisi-görevle ilgili isnat ile diğer hallerde isnat arasındaki fark nedir?
Kamu görev ve hizmetinde bulunan kişiye, görevin yerine getirilmesiyle ilgili isnat yöneltilmesi halidir. Bu halde ölçüt, kişinin sıfatı ve isnadın görevle bağlantısıdır.
Özel hayata ilişkin isnatlar ya da kamu görevlisi olmayan kişiye yöneltilen isnatlar. Bu hallerde ispat istemi ayrıca kamu yararı ya da şikayetçi rızasına bağlanmıştır.
Birinci halde ispat hakkı doğrudan tanınır; ikinci halde ispat isteğinin kabulü için kamu yararı veya şikayetçinin rızası gerekir.
Kamu yararı ile şikayetçinin rızası arasındaki fark nedir?
Kamu yararı, isnadın doğruluğunun ortaya konulmasında toplumsal bir bilgilenme menfaatinin varlığıdır ve nesnel bir ölçüttür.
Şikayetçinin rızası, mağdurun isnadın ispatına açıkça izin vermesidir ve kişisel iradeye dayanır.
İki koşuldan biri gerçekleşmesi yeterlidir; biri bulunmadığında diğeri ispat isteğinin kabulünü sağlar. Rıza varsa kamu yararı araştırmasına gerek kalmaz.
İspat hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kamu görevlisi sıfatını yeterli saymak; isnadın görevin yerine getirilmesiyle ilgili olup olmadığını ayrıca incelememek.
- Görev dışı özel hayat isnadında da kendiliğinden ispat hakkı var sanmak; bu hallerde kamu yararı ya da rıza aranır.
- Kamu yararı ile şikayetçi rızasını birbirinin yerine geçmeyecek iki koşul gibi değil de birlikte aranması gereken koşullar gibi okumak; biri bulunduğunda diğeri aranmaz.
- Şikayetçinin rızasını örtülü beyandan çıkarmak; rızanın açık olması gerekir.
- Maddeyi hakaret suçunun unsurları ile karıştırmak; madde yalnızca ispat hakkının kapsamını belirler.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Anayasa Mahkemesi, ispat hakkını hak arama özgürlüğünün bir parçası olarak değerlendirmekte ve bu hakkın kullanımının ölçülülük ilkesi çerçevesinde sınırlanabileceğini kabul etmektedir.
- Yargı uygulamasında, kamu görevlisine yöneltilen görevle ilgili isnatlarda sanığın ispat talebi kendiliğinden kabul edilmekte, bu halde kamu yararı araştırması yapılmamaktadır.
- Mahkemelerin kamu yararı koşulunu değerlendirirken isnadın toplumsal ilgisi ve kamuoyunu ilgilendirmesi gibi ölçütleri dikkate aldığı görülmektedir.
Nasıl ispat edilir?
- Görevle ilgili isnat olduğunu ve sanığın isnatta bulunan kişinin kamu görevlisi olduğunu ileri süren sanık, bu sıfat ve bağlantıyı ispatla yükümlüdür; sıfat belgesi, atama kararı ve olayın görevle ilgisini gösteren kayıtlar bu amaçla kullanılır.
- Kamu yararının bulunduğunu ileri süren sanık bu iddiasını dayanak göstererek ispatla yükümlüdür; kamuoyunun ilgisi, haber kayıtları ve isnadın toplumsal etkisi bu ölçütü destekleyebilir.
- Şikayetçinin ispata razı olduğunu iddia eden taraf bu rızayı ispatlamalıdır; rıza açık olmalıdır ve yazılı beyan ya da mahkemedeki açık beyanla gösterilebilir.
- Sanık ispat isteğinin kabul edilmediği hallerde, isnadın doğruluğunun delille ortaya konamadığını ileri süren karşı tarafın değil, kamu yararı ya da rızanın bulunmadığını ileri süren taraf (genellikle mahkemenin takdiri ve dosyadaki kayıtlar) bu yönde değerlendirme yapar.
- İsnadın doğruluğunu ispat eden sanık, delilin hukuka uygun elde edilmiş olması gerektiğini de karşılamalıdır; hukuka aykırı yollardan elde edilen delil ispat hakkı kapsamında değerlendirilmez.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Kanun m.39: Maddenin kendi metnidir; ispat hakkının iki halini ve kamu yararı ile şikayetçi rızası koşullarını belirler.
- 2709 sayılı Kanun m.36: Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında ispat hakkının dayanağı olarak gösterilen hak arama özgürlüğünü düzenler; madde 39'un temelini oluşturur.
- 5237 sayılı Kanun: Türk Ceza Kanunu; hakaret suçunu ve ispat hakkının ceza yargılamasındaki sonucunu düzenler. Madde 39 bu suçun yargılamasında sanığın savunma hakkını sınırlar ya da genişletir.
- 6100 sayılı Kanun: Hukuk Muhakemeleri Kanunu; ispat hakkının usul kurallarını ve sınırlarını düzenler. Madde 39'un kapsamı dışındaki ispat usulü bu kanuna bırakılmıştır.
Anayasa m.40 — Temel hak ve hürriyetlerin korunması
Anayasa'nın 40. maddesi, Anayasa ile tanınan hak ve hürriyetleri ihlal edilen kişinin yetkili makama geciktirilmeden başvurabilmesini isteme hakkını düzenler. Devletin, işlemlerinde ilgili kişilere hangi kanun yollarını, hangi mercilere başvuracaklarını ve bunların sürelerini bildirme yükümlülüğünü de kapsar. Ayrıca kişinin resmî görevlilerin haksız işlemleri sonucu uğradığı zararın Devletçe tazmini ve Devletin ilgili görevliye rücu hakkını düzenler. Madde herkes bakımından uygulanır; hem gerçek hem tüzel kişilerin temel haklarının ihlali bu kapsamdadır. Maddede yer almayan konular ise şunlardır: kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin güvenceler (m.19), hak arama hürriyeti (m.36), suç ve cezalara ilişkin güvenceler (m.38) ve idari yargı ile adli yargıda dava açma süreleri ve usulü, bu konular kanun ve ilgili usul kanunlarında düzenlenir.
Temel hak ve hürriyetlerin korunması: hangi kavramlar bilinmeli?
- Geciktirilmeden başvurma imkânı
- Hak ihlali iddiasında kişinin yetkili makama gecikmeksizin başvurabilmesi için devletin sağladığı olanaktır. Maddede bir süre ölçüsü verilmez; ölçü, başvurunun gecikmeye yol açmadan yapılabilmesidir.
- Kanun yollarını ve mercileri belirtme yükümlülüğü
- Devletin, işlemlerinde ilgili kişilere hangi kanun yoluna ve hangi mercie başvuracağını ve bu başvuru sürelerini bildirmesidir. Bu yükümlülük devletin işlemlerinin tümüne yayılır.
- Haksız işlem
- Resmî görevlilerin hukuka aykırı biçimde yaptığı işlemdir. Maddenin tazmin güvencesi bu işlemlerden doğan zararlar için öngörülmüştür.
- Devletin tazmin sorumluluğu
- Resmî görevlinin haksız işlemi sonucunda kişinin uğradığı zararın Devlet tarafından, kanunda öngörülen esaslara göre karşılanmasıdır. Tazmin kişiye karşı Devletin sorumluluğudur ve görevlinin doğrudan kişiye karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
- Rücu hakkı
- Devletin tazmin ettiği tutarı, zarara sebep olan ilgili görevliden geri isteyebilmesi hakkıdır. Maddede rücunun ayrıntıları kanuna bırakılmıştır.
Temel hak ve hürriyetlerin korunması: hangi şartlar aranır?
- Anayasa ile tanınmış bir hak ve hürriyetin ihlal edilmiş olması gerekir; ihlal iddiası somut olarak ileri sürülmelidir.
- İhlal edilen kişinin, bu ihlal bakımından yetkili makama başvurmak istemesi gerekir.
- Başvurunun geciktirilmeden yapılmasına imkân tanınmış olması gerekir; devlet bu imkânı sağlamakla yükümlüdür.
- Devletin işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağı ile sürelerin belirtilmiş olması gerekir.
- Zararın bir resmî görevlinin haksız işlemi sonucu doğmuş olması gerekir.
- Tazminin, kanunda öngörülen usul ve esaslara göre ödenmesi gerekir; devletin sorumlu görevliye karşı rücu hakkı saklıdır.
Temel hak ve hürriyetlerin korunması: hangi sonuçları doğurur?
- Anayasa ile tanınmış bir hak ihlal edilmişse kişi yetkili makama geciktirilmeden başvurabilir ve bu başvuru imkânının sağlanmasını isteyebilir.
- Devlet, işlemlerinde kanun yollarını, mercileri ve sürelerini belirtmek zorundadır; bu bildirimin yapılmaması devletin yükümlülüğe aykırı davrandığı anlamına gelir.
- Resmî görevlilerin haksız işlemi sonucu zarar doğmuşsa bu zarar kanuna göre Devletçe tazmin edilir.
- Devlet tazminde bulunduktan sonra, sorumlu görevliye karşı rücu hakkını saklı tutar; rücunun koşulları kanunla belirlenir.
- Haksız işlem bulunmayan hallerde, bu madde uyarınca doğrudan bir tazmin hakkı doğmaz; tazmin kanunda öngörülen koşulların varlığına bağlıdır.
Başvuru hakkı ile tazmin hakkı arasındaki fark nedir?
Başvuru hakkı, hak ihlalinin giderilmesi ve ihlalin yetkili makamca incelenmesi amacını taşır.
Tazmin hakkı, haksız işlem sonucu uğranılan maddi veya manevi zararın karşılanmasını amaçlar.
Başvuru hakkı zarar doğmasını beklemeden kullanılabilir; tazmin ise zarar doğmuş olmasını ve kanunda öngörülen esasları gerektirir.
Devletin kendi sorumluluğu ile görevlinin sorumluluğu arasındaki fark nedir?
Devlet, kişiye karşı tazmin yükümlülüğü altındadır.
İlgili görevli, Devlete karşı sorumludur ve Devletin rücu hakkına konu olur.
Kişi tazminini Devletten ister; Devlet ödediği tutarı görevliden geri isteyebilir.
Temel hak ve hürriyetlerin korunması: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddenin ek fıkrasındaki bildirim yükümlülüğünü yalnız mahkeme kararlarında aramak; yükümlülüğün işlemlerin tamamında geçerli olduğunu gözden kaçırmak.
- Tazmin hakkını her hak ihlalinde doğmuş saymak; madde haksız işlem sonucu zarar koşulunu aradığı için bu koşul gerçekleşmeden tazmin istenemez.
- Devletin tazmin yükümlülüğü ile görevlinin doğrudan sorumluluğunu karıştırmak; rücu hakkı Devletin görevliye karşı kullandığı bir haktır, kişinin doğrudan görevliden isteyeceği bir hak değildir.
- Başvuru imkânını bir süreye bağlı saymak; madde geciktirilmeksizin başvuru ilkesini getirir, ancak somut süreler kanun yollarında ayrıca belirlenir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Anayasa Mahkemesi ve yargı kararlarında, kanun yollarının ve sürelerin hatalı gösterilmesi, bu sürelerin tebliğ veya bildirim yoluyla belirtilmesi gerektiği yönünde değerlendirilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, 2023/2272 E., 2024/40 K., 16.01.2024)
- Anayasa'nın 40. maddesinin ek fıkrası ile devlete getirilen bildirim yükümlülüğü, idari ve yargısal işlemlerde kanun yollarının ve sürelerin gösterilmesi açısından dikkate alınmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2025/193 E., 2025/389 K., 08.10.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2024/497 E., 2024/486 K., 02.10.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2023/245 E., 2023/1061 K., 08.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/379 E., 2023/996 K., 25.10.2023)
- Kanun yollarının süresinin hatalı gösterilmesi halinde, bu hatanın tarafın kanun yoluna başvurmasını etkileyip etkilemediği her somut olayda değerlendirilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, 2023/2272 E., 2024/40 K., 16.01.2024)
- Maddenin ek fıkrasının 2001 değişikliğiyle eklendiği dikkate alınarak yorum yapılmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2007/9 E., 2007/18 K., 30.01.2007; Hukuk Genel Kurulu, 2024/497 E., 2024/486 K., 02.10.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Hak ihlali iddiasını ileri süren kişi, ihlalin varlığını ve ihlal edilen Anayasal hakkı ispatla yükümlüdür.
- Devletin kanun yollarını ve sürelerini bildirmediği iddiası, bildirim yapılmadığını gösteren işlem metni veya tebligat belgesiyle ispatlanır; devletin bildirim yaptığını ileri sürmesi halinde bu savunmayı ispat yükü devlettedir.
- Resmî görevlinin haksız işlemi ve bu işlem ile zarar arasındaki nedensellik, zararı isteyen kişi tarafından yazılı belge, bilirkişi raporu veya tanık gibi delillerle ispatlanır.
- Devletin rücu hakkını kullanabilmesi için görevlinin kusurunun ve Devletin tazmin yaptığının ispatlanması gerekir; bu ispat Devlet tarafından yapılır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 2709 sayılı Kanun m.19: Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin güvenceleri düzenler; bu maddenin kapsamı hak ihlalinin özel bir alanıdır ve ihlal hâlinde başvuru ve tazmin yolu bu maddeye dayanabilir.
- 2709 sayılı Kanun m.36: Hak arama hürriyetini düzenler; m.40'taki başvuru ve yargısal koruma imkânının dayanağı olarak birlikte okunur.
- 2709 sayılı Kanun m.38: Suç ve cezalara ilişkin güvenceleri düzenler; bu alandaki haksız işlemler m.40 kapsamındaki başvuru ve tazmin yollarına konu olabilir.
Süreler
| Süre | Madde | Hüküm |
|---|---|---|
| yedi gün | m.32 | Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir. |
Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.
Konuda geçen kararlar
43 karar- Hukuk Genel Kurulu, 2025/255 E., 2026/11 K., 21.01.2026İlgili madde: m.36
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/823 E., 2025/729 K., 19.11.2025İlgili madde: m.33
- Ceza Genel Kurulu, 2025/193 E., 2025/389 K., 08.10.2025İlgili madde: m.40
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/874 E., 2025/409 K., 02.07.2025İlgili madde: m.35
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/650 E., 2025/408 K., 25.06.2025İlgili madde: m.35
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/643 E., 2025/352 K., 28.05.2025İlgili madde: m.35
- Hukuk Genel Kurulu, 2024/497 E., 2024/486 K., 02.10.2024İlgili madde: m.40
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/688 E., 2024/238 K., 15.05.2024İlgili madde: m.35
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/925 E., 2024/239 K., 15.05.2024İlgili madde: m.35
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/56 E., 2024/36 K., 31.01.2024İlgili madde: m.35
Diğer 33 karar
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/245 E., 2023/1061 K., 08.11.2023İlgili madde: m.40
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/379 E., 2023/996 K., 25.10.2023İlgili madde: m.40
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/151 E., 2023/367 K., 26.04.2023İlgili madde: m.37
- Hukuk Genel Kurulu, 2020/605 E., 2022/264 K., 08.03.2022İlgili madde: m.36
- Hukuk Genel Kurulu, 2020/700 E., 2022/207 K., 24.02.2022İlgili madde: m.36
- Hukuk Genel Kurulu, 2019/839 E., 2022/169 K., 22.02.2022İlgili madde: m.37
- Hukuk Genel Kurulu, 2019/310 E., 2022/86 K., 08.02.2022İlgili madde: m.37
- Hukuk Genel Kurulu, 2018/825 E., 2021/964 K., 07.07.2021İlgili madde: m.38
- Hukuk Genel Kurulu, 2018/948 E., 2021/416 K., 06.04.2021İlgili madde: m.37
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/2046 E., 2020/527 K., 07.07.2020İlgili madde: m.33
- Hukuk Genel Kurulu, 2019/842 E., 2020/332 K., 03.06.2020İlgili madde: m.28
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/2338 E., 2020/140 K., 13.02.2020İlgili madde: m.28
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/1485 E., 2019/500 K., 30.04.2019İlgili madde: m.28
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/1414 E., 2019/464 K., 16.04.2019İlgili madde: m.28
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/1321 E., 2019/415 K., 09.04.2019İlgili madde: m.28
- Ceza Genel Kurulu, 2016/982 E., 2017/29 K., 31.01.2017İlgili madde: m.36
- Ceza Genel Kurulu, 2007/9 E., 2007/18 K., 30.01.2007İlgili madde: m.40
- 8. Ceza Dairesi, 2023/3819 E., 2025/1435 K., 24.02.2025İlgili madde: m.38
- 8. Ceza Dairesi, 2022/5631 E., 2025/741 K., 03.02.2025İlgili madde: m.38
- 8. Ceza Dairesi, 2022/5560 E., 2025/7 K., 06.01.2025İlgili madde: m.38
- 8. Ceza Dairesi, 2022/5557 E., 2025/19 K., 06.01.2025İlgili madde: m.38
- 10. Daire, 2017/87 E., 2021/315 K., 08.02.2021İlgili madde: m.34
- 10. Daire, 2017/1797 E., 2021/317 K., 08.02.2021İlgili madde: m.34
- 10. Daire, 2017/2067 E., 2021/318 K., 08.02.2021İlgili madde: m.34
- 10. Daire, 2017/587 E., 2021/316 K., 08.02.2021İlgili madde: m.34
- 10. Daire, 2016/15695 E., 2021/314 K., 08.02.2021İlgili madde: m.34
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/933 E., 2026/238 K., 06.03.2026İlgili madde: m.36
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026İlgili madde: m.36
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2022/478 E., 2025/1830 K., 09.12.2025İlgili madde: m.38
- Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/641 E., 2024/769 K., 27.03.2024İlgili madde: m.37
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, 2023/2272 E., 2024/40 K., 16.01.2024İlgili madde: m.40
- Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2021/1301 E., 2022/572 K., 25.03.2022İlgili madde: m.28
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2022/89 E., 2022/297 K., 16.02.2022İlgili madde: m.37
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 07.05.2004 (m.30).
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 2.2. Kişinin Hak ve Ödevleri bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış