Kişiler hukuku › Gerçek kişiler › Kişilik
Fiil ehliyetsizliği, hısımlık ve yerleşim yeri
Kısaca
TMK m.14, fiil ehliyetinin hangi kişilerde bulunmadığını belirler: ayırt etme gücü bulunmayanlar, küçükler ve kısıtlılar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesi, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı kuralını ve bu kuralın kanunda gösterilen ayrık durumlarını düzenler. TMK m.16, ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlıların fiil ehliyetinin sınırını düzenler. TMK m.17, kan hısımlığının türlerini ve derecesinin nasıl belirleneceğini düzenler.
Kapsam
Bu konu, Türk Medeni Kanunu m.14–22 hükümlerini kapsar.
TMK m.14 — Genel olarak
Madde, fiil ehliyetinin hangi kişilerde bulunmadığını belirler: ayırt etme gücü bulunmayanlar, küçükler ve kısıtlılar. Bu üç grup bakımından fiil ehliyetsizliğinin varlığını tespit eder ve hangi halde tam, hangi halde sınırlı ehliyetsizlik doğduğunu ayrıca açıklamaz. Maddede yalnız fiil ehliyetinin yokluğu yer alır; fiil ehliyetinin kapsamı ve sınırlı ehliyetsizin hangi işlemleri yapabileceği düzenlenmemiştir. Madde, fiil ehliyetinin koşullarını da saymaz; bu koşullar ile ergin kılınma, işlem ehliyetinin istisnaları ve yasal temsil ayrı maddelerde düzenlenmiştir (m.9, m.10, m.13, m.15, m.16). Hak ehliyeti (m.8), haksız fiil sorumluluğu ve yasal temsilcinin yetkileri de bu maddenin kapsamı dışındadır.
Genel olarak: hangi kavramlar bilinmeli?
- Fiil ehliyeti
- Kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi yeteneğidir. Hak ehliyetinden ayrılır; fiil ehliyetsiz kişi de yasal temsilcisi aracılığıyla hak kazanabilir ve borç altına girebilir.
- Ayırt etme gücü
- Akla uygun biçimde davranabilme yeteneğidir; yaş, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ve benzeri sebeplerle bu yetenekten yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir. Belirli bir yaşa bağlı değildir.
- Tam ehliyetsizlik
- Ayırt etme gücüne sahip olmama halidir. Bu kişinin yaptığı hukuki işlemler kural olarak kesin hükümsüzdür.
- Sınırlı ehliyetsizlik
- Ayırt etme gücü bulunup fiil ehliyetinin kısıtlı olduğu hallerdir. Madde metninde küçükler ve kısıtlılar bu gruba girer; ayrıntılı sınırlar ilgili hükümlerde belirlenir.
- Kısıtlılık
- Mahkeme kararıyla, kişinin fiil ehliyetinin sınırlandırılmasıdır. Kısıtlama istek üzerine veya re'sen yapılabilir ve kararla kişinin fiil ehliyeti kısıtlanır.
Genel olarak: hangi şartlar aranır?
- Kişinin fiil ehliyetinden yoksun sayılabilmesi için ayırt etme gücünden yoksun olması ya da küçük veya kısıtlı olması gerekir.
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişi tam ehliyetsizdir; bu halde yaşının küçük olup olmadığı ayrıca aranmaz.
- Küçük veya kısıtlı olan ancak ayırt etme gücüne sahip kişi sınırlı ehliyetsiz sayılır; bu halde fiil ehliyetsizliği yalnızca ilgili kişinin yaşı ya da kısıtlanma kararıyla belirlenir.
- Fiil ehliyetsizliğinin doğması için kişinin ayırt etme gücünü kaybetmiş olmasının geçici ya da sürekli olması, kusurlu ya da kusursuz olması önem taşımaz.
Genel olarak: hangi sonuçları doğurur?
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin fiil ehliyeti yoktur ve yaptığı hukuki işlemler kural olarak kesin hükümsüzdür.
- Küçük veya kısıtlı kişinin fiil ehliyeti yoktur; bu kişi kendi fiilleriyle hak edinemez ve borç altına giremez, ancak m.15 ve diğer istisnalar saklıdır.
- Tam ehliyetsizin fiil ehliyetinin bulunmaması, onu haksız fiilden sorumlu tutulamaz hale de getirir; bu konuda ayırt etme gücü aranır.
- Ayırt etme gücüne sahip, küçük veya kısıtlı olmayan ergin kişi fiil ehliyetine sahiptir ve bu madde kapsamında sayılmaz.
- Madde yalnız fiil ehliyetinin yokluğunu tespit eder; sınırlı ehliyetsizin hangi işlemleri yapabileceği bu maddenin değil, ilgili hükümlerin konusudur.
Tam ehliyetsizlik ile sınırlı ehliyetsizlik arasındaki fark nedir?
Ayırt etme gücünden yoksun kişiler tam ehliyetsizdir; ayırt etme gücü bulunmaması, yaşın küçüklüğü ya da kısıtlanma kararından bağımsız olarak fiil ehliyetini ortadan kaldırır.
Küçük veya kısıtlı olup ayırt etme gücü bulunan kişi sınırlı ehliyetsizdir; ehliyetsizlik yalnızca belirli işlemlerle sınırlıdır.
Tam ehliyetsizin yaptığı işlemler kesin hükümsüz olup yasal temsilci izni ya da icazetle geçerlik kazanmaz; sınırlı ehliyetsizin işlemleri ise kanunda öngörülen hallerde geçerli olabilir.
Küçük ile kısıtlı arasındaki fark nedir?
Küçük, yaşının küçüklüğü nedeniyle kanunen fiil ehliyetinden yoksundur ve bu durum kendiliğinden doğar.
Kısıtlı, mahkeme kararıyla fiil ehliyeti sınırlandırılmış kişidir ve bu durum kararın kesinleşmesine bağlıdır.
Küçüklükte yaş belirleyicidir; kısıtlılıkta ise mahkeme kararının varlığı ve tarihi önem taşır.
Ayırt etme gücü bulunmayan küçük ile ayırt etme gücü bulunan küçük arasındaki fark nedir?
Ayırt etme gücü bulunmayan küçük tam ehliyetsizdir.
Ayırt etme gücü bulunan küçük sınırlı ehliyetsizdir.
Aynı yaştaki iki kişi hakkında fiil ehliyetinin derecesi farklı olabilir; yaş tek başına ayırt etme gücünü belirlemez.
Genel olarak: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yaşı küçük olan her kişiyi ayırt etme gücünden yoksun saymak; yaş ile ayırt etme gücü ayrı kavramlardır ve ayırt etme gücü her yaşta değerlendirilmelidir.
- Sınırlı ehliyetsizliği tam ehliyetsizlik gibi değerlendirmek; ayırt etme gücü bulunan küçük ve kısıtlının işlemlerinin tamamını hükümsüz saymak yanlıştır.
- Kısıtlı sayılan kişinin mahkeme kararından önce yaptığı işlemleri ehliyetsizlik gerekçesiyle geçersiz saymak; kısıtlama kararının etkisi karar tarihinden itibaren doğar.
- Ayırt etme gücünün yalnızca sürekli kayıplarda aranacağını düşünmek; geçici kayıp da fiil ehliyetsizliği doğurur.
- Maddeyi fiil ehliyetinin koşullarını gösteren hüküm gibi okumak; koşullar m.10'da, istisnalar m.15'te düzenlenmiştir.
- Ehliyetsizlik iddiasını yalnızca tarafların ileri sürmesi gerektiğini düşünmek; bu konu re'sen gözetilir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yüksek mahkemeler madde metnindeki üç grubu sayarken fiil ehliyetinin yokluğunu bu maddeden çıkarmakta, ayırt etme gücü eksikliğini ayrıca araştırmaktadır. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025)
- Mahkemeler fiil ehliyetinin varlığını re'sen gözetilmesi gereken bir hukuki neden olarak ele almakta, ehliyetsizlik iddiası üzerinde ayrıntılı araştırma yapılmasını aramaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2017/778 E., 2020/20 K., 23.01.2020)
- Yüksek mahkeme kararları m.14'ü m.9, m.10, m.13 ve m.15 ile birlikte değerlendirmekte; ehliyetsizlik sonucunu yalnız bu maddeye dayandırmamaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2023/1726 E., 2023/1820 K., 15.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K., 31.05.2023)
- Hukuk Genel Kurulu m.14'ü m.15 ile birlikte okuyarak ayırt etme gücü bulunmayanların ve kısıtlıların hukuki işlemlerinin hükmünü belirlemektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/615 E., 2025/217 K., 09.04.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Fiil ehliyetsizliğini ileri süren taraf, karşı tarafın ayırt etme gücünden yoksun olduğunu veya küçük ya da kısıtlı olduğunu ispatlamakla yüküm altındadır.
- Küçüklük yaş bakımından nüfus kaydıyla, kısıtlılık ise kesinleşmiş mahkeme kararıyla kolayca ispat edilir.
- Ayırt etme gücünün yokluğu tıbbi raporlar, bilirkişi incelemesi ve tanık beyanlarıyla ispatlanır; bu ispatta ilgilinin o andaki durumu belirleyicidir.
- Karşı taraf, ilgilinin işlem sırasında ayırt etme gücüne sahip olduğunu veya kendisini ayırt etme gücüne sahipmiş gibi gösterdiğini ileri sürerek savunma yapabilir; bu savunmayı kendisi ispatlamalıdır.
- Fiil ehliyetsizliği kamu düzenine ilişkin olduğundan hâkim bunu re'sen gözetir; taraflar sessiz kalsa da ehliyetsizlik incelenir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.9: Fiil ehliyetinin tanımını verir; m.14'te yokluğu belirtilen ehliyetin içeriğini ortaya koyar.
- 4721 m.10: Fiil ehliyetinin olumlu koşullarını (ayırt etme gücü, ergin olma, kısıtlı olmama) sayar; m.14 bu koşulların eksikliğinin sonucunu düzenler.
- 4721 m.13: Ayırt etme gücünün tanımını ve bu gücü ortadan kaldıran sebepleri belirler.
- 4721 m.15: Ayırt etme gücü bulunmayanların ve kısıtlıların işlemlerinin kesin hükümsüzlüğüne ilişkin istisnaları düzenler.
- 4721 m.16: Sınırlı ehliyetsizlerin hukuki işlemlerinde yasal temsilci iznine ilişkin kuralları düzenler.
TMK m.15 — Ayırt etme gücünün bulunmaması
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 15. maddesi, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı kuralını ve bu kuralın kanunda gösterilen ayrık durumlarını düzenler. Madde, hem işlemler hem de fiiller bakımından ayırt etme gücünden yoksun gerçek kişilere uygulanır. Maddede süre, tutar veya oran yer almaz. Madde, ayırt etme gücünün tanımını ve hangi hallerde ortadan kalktığını düzenlemez (m.13). Ergin ve kısıtlı olmayan kişilerin fiil ehliyetinin kapsamı ile ergin olmayanların veya kısıtlıların işlemlerinde temsilcinin iznine ve onayına bağlı geçerlilik düzenlenmez (m.16). Haksız fiil sorumluluğunda ayırt etme gücü olmayanın hakkaniyet gereği tazminat ödemesi ise Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiştir ve bu maddenin kapsamı dışındadır.
Ayırt etme gücünün bulunmaması: hangi kavramlar bilinmeli?
- Ayırt etme gücü
- Kişinin akla uygun biçimde davranabilme ve fiillerinin sebep ve sonuçlarını kavrayabilme yeteneğidir. Madde bu gücü tanımlamaz, ortadan kaldıran halleri m.13'te sayar. Nisbi bir kavramdır ve her olayda o işlem veya fiil bakımından ayrıca değerlendirilir.
- Hukuki sonuç doğurmayan fiil
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin davranışının, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hiçbir hukuki sonuca bağlanmamasıdır. Bu, hem işlem niteliğindeki hem de sadece fiil niteliğindeki davranışlar için geçerlidir. Sonuç doğmaması kesin hükümsüzlük anlamına gelir.
- Kanunda gösterilen ayrık durumlar
- Kanunun ayırt etme gücü olmayanın fiillerine belirli sonuçlar bağladığı hallerdir. Madde bunları saymaz, ilgili hükümlere havale eder. Haksız fiil sorumluluğunda hakkaniyet tazminatı bunun bir örneğidir.
- Kesin hükümsüzlük
- İşlemin baştan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmamasıdır. Ayırt etme gücü olmayanın işlemi, temsilcinin onayıyla da geçerli hale gelmez. Bu niteliği nedeniyle sonradan onayla iyileştirilemez.
Ayırt etme gücünün bulunmaması: hangi şartlar aranır?
- Failin fiil anında ayırt etme gücünden yoksun olması gerekir; bu yokluk m.13'teki hallerden biri nedeniyle ya da kişinin makul davranma yeteneğini ortadan kaldıran benzer bir sebeple oluşmuş olmalıdır.
- Ayırt etme gücünün yokluğu fiil anında aranmalı ve somut olay bakımından değerlendirilmelidir; genel olarak yoksunluk yeterli değildir.
- Ayırt etme gücünün yokluğu, fiilin hukuki sonuç doğurmaması için yeterlidir; ancak yokluğun geçici olup kişinin kendi kusuruyla oluşmuş olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
- Kanunda gösterilen ayrık bir hüküm bulunmamalıdır; böyle bir hüküm varsa sonuç o hükme göre belirlenir.
Ayırt etme gücünün bulunmaması: hangi sonuçları doğurur?
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin fiilleri, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere hukuki sonuç doğurmaz.
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin yaptığı işlem kesin hükümsüzdür ve kanuni temsilcinin onayı ile geçerli hale getirilemez.
- Hukuki sonucun doğması için irade beyanı gerekmeyen hallerde, ayırt etme gücü bulunmayan kişi objektif olarak bağlanan sonuçlarla hak sahibi olabilir.
- Haksız fiil bakımından ayırt etme gücü bulunmayanın fiili, TBK'daki hakkaniyet hükmü uyarınca tazminat ile sonuçlanabilir.
- Geçici yoksunlukta kişi kendi kusuruyla bu duruma düşmüşse, fiil nedeniyle sorumlu olur.
- Ayırt etme gücünün yokluğu ispat edilirse fiilin hukuki sonucu doğmaz.
İşlem ile haksız fiil arasındaki fark nedir?
Bir hukuki işlem yapılmışsa ayırt etme gücü yoksa işlem kesin hükümsüzdür ve temsilci onayı ile geçerli hale gelmez.
Haksız fiil sorumluluğunda ise fiil hukuki sonuç doğurmaz denmekle birlikte kanunun ayrık hükmü devreye girebilir.
İşlemde m.15 doğrudan kesin hükümsüzlük doğurur; haksız fiilde ayrık durumlar (TBK hakkaniyet tazminatı) saklıdır.
Geçici yoksunluk ile sürekli yoksunluk arasındaki fark nedir?
Geçici yoksunluk, ayırt etme gücünün belirli bir süre kaybına ilişkindir ve yoksunluk anındaki fiil değerlendirilir.
Sürekli yoksunluk ise ayırt etme gücünün hiç ya da uzun süre bulunmamasıdır.
Geçici yoksunlukta kişinin bu duruma kendi kusuruyla düşüp düşmediği önemlidir; kendi kusuruyla düşmüşse sorumluluk doğar. Sürekli yoksunlukta bu ayrım uygulanmaz.
Ayırt etme gücünün yokluğu ile varlığı (ispat yükü) arasındaki fark nedir?
Ayırt etme gücünün yokluğunu iddia eden kimse bunu ispatlamalıdır.
Akıl hastalığı, akıl zayıflığı ve çok küçük yaş gibi hallerde yokluk asıl kabul edilebilir.
Ayırt etme gücü karinedir; yokluğu ileri süren taraf yükü taşır, ancak bazı hallerde yükün yönü değişir.
Kendi istemiyle sarhoşluk ile kendi kusuru dışında geçici yoksunluk arasındaki fark nedir?
Kişi kendi isteğiyle alkol veya benzeri bir etkiye girerek ayırt etme gücünü geçici olarak kaybetmişse kusurlu sayılır.
Kişinin bu duruma kendi kusuru olmadan düştüğü ispat edilirse sorumluluk doğmaz.
Kendi kusuruyla düşen kişi, ayırt etme gücü bulunmasa da haksız fiilden sorumlu tutulur.
Ayırt etme gücünün bulunmaması: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Ayırt etme gücünü yaştan veya genel bir tanıdan çıkarmak; oysa ayırt etme gücü her olayda o işlem bakımından ayrı değerlendirilmelidir.
- Ayırt etme gücünün yokluğunu fiil anında aramamak; sonradan ortaya çıkan bir durumu geriye doğru uygulamak yanlıştır.
- Kesin hükümsüz işlemin temsilcinin onayıyla geçerli kılınabileceğini varsaymak.
- Geçici yoksunlukta kişinin kendi kusurunu araştırmadan sorumluluğu ya da sorumsuzluğu doğrudan kabul etmek.
- Ayırt etme gücünün karine olduğunu unutup yokluğu ileri sürene ispat yükünü yüklememek.
- Hukuki sonuç doğurmayan fiil ile haksız fiil sorumluluğunu birbirine karıştırmak; m.15 sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz, TBK hakkaniyet hükmü saklıdır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Ayırt etme gücünün varlığı karine olarak kabul edilmekte, yokluğunu ileri süren kişinin bunu ispatlaması gerektiği görüşü benimsenmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K., 31.05.2023)
- Ayırt etme gücünün yokluğu, işlem veya fiil anındaki somut duruma göre değerlendirilmekte ve bu değerlendirme için çoğu zaman bilirkişiye başvurulmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K., 31.05.2023)
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemi kesin hükümsüz kabul edilmekte, temsilci onayı ile geçerlilik kazanmayacağı belirtilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023)
- Kesin hükümsüzlüğün yalnızca ayırt etme gücü olmayanın aleyhine ileri sürülmesi halinde, bunun hakkın kötüye kullanılması sayılabileceği kabul edilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2023/1107 E., 2023/2896 K., 25.10.2023)
Nasıl ispat edilir?
- Ayırt etme gücünün yokluğunu ileri süren taraf bu iddiasını ispatla yükümlüdür; ayırt etme gücü karine olduğundan aksi ispat edilene kadar varlığı kabul edilir. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K., 31.05.2023)
- Ayırt etme gücünün yokluğu, çoğunlukla bilirkişi incelemesi ve tanık beyanları ile ispatlanır; hakim bu konuda takdir yetkisini kullanır. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K., 31.05.2023)
- Geçici yoksunluk hâlinde, kişinin bu duruma kendi kusuru olmadan düştüğünü ispat yükü, sorumluluktan kurtulmak isteyen kişiye düşer.
- Ayırt etme gücü olmayan kişi ile işlem yapan karşı taraf, işlemin kesin hükümsüzlüğünü ileri sürdüğünde, bu hakkın kötüye kullanılmadığını bu kişinin bakış açısından değerlendirmek zorundadır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.13: Ayırt etme gücünü ortadan kaldıran halleri sayar; m.15'in uygulanabilmesi için bu hallerden birinin varlığı gerekir.
- 4721 sayılı Kanun m.16: Ergin olmayan veya kısıtlı kişilerin işlemlerinde temsilcinin iznine ve onayına bağlı geçerliliği düzenler; m.15 ile ayırt etme gücü olmayanlar bakımından sınırı çizer.
- 6098 sayılı Kanun m.64: Ayırt etme gücü bulunmayanın haksız fiilinde hakkaniyet gerektiriyorsa tazminat ödetilebilmesine ilişkin istisnayı düzenler.
TMK m.16 — Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar
TMK m.16, ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlıların fiil ehliyetinin sınırını düzenler. Birinci fıkra, bu kişilerin kendi işlemleriyle borç altına girmek için yasal temsilcinin rızasını almasını şart koşar; ikinci cümle, karşılıksız kazanma ile kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda bu rızanın aranmayacağını belirtir. İkinci fıkra ise bu kişilerin haksız fiillerinden sorumlu olduğunu söyler. Madde, ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar bakımından uygulanır; ayırt etme gücü bulunmayanlar hakkında doğrudan hüküm kurmaz. Maddede düzenlenmeyenler: ayırt etme gücünün tanımı ve ortadan kaldıran haller (m.13), ergin kılınma (m.11 ve izleyen hükümler), kısıtlama sebepleri ve usulü (m.405 vd.), icazet ve rızanın sonuçları (m.452 ve izleyen hükümler) ile kısıtlama kararının üçüncü kişilere etkisi (m.410)."
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar: hangi kavramlar bilinmeli?
- Ayırt etme gücü
- Akla uygun biçimde davranabilme, fiillerin sebep ve sonuçlarını kavrayabilme yeteneğidir. Yaşa bağlı bir sınır yoktur; her somut olayda ayrı değerlendirilir.
- Sınırlı ehliyetsiz
- Ayırt etme gücüne sahip olup ergin olmayan veya kısıtlanmış kişilerdir. Kural olarak işlem yapma bakımından ehliyetsizdir, ancak m.16 ve diğer hükümlerdeki alanlarda ehliyetlidir.
- Yasal temsilcinin rızası
- Sınırlı ehliyetsizin borç altına girecek işlemi yapabilmesi için gereken, işlemden önce verilmesi gereken izin ya da onaydır. Rızanın sonradan verilmesi (icazet) ile farkı, işlemin hangi anda hüküm doğurmaya başladığıdır.
- Karşılıksız kazanma
- Kişinin bir karşılık vermeksizin malvarlığında artış sağlayan kazanımlarıdır; bağış ve hibe bunun örneğidir. Bu kazanımlar için yasal temsilcinin rızası aranmaz.
- Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar
- Hak sahibinin kişiliğini yakından ilgilendiren, kural olarak temsile kapalı haklardır. Bunları kullanmak için rıza gerekmez, ancak kanun belirli hallerde rızayı ayrıca şart koşabilir.
- Haksız fiil ehliyeti
- Kişinin haksız fiilinden dolayı sorumlu tutulabilmesi için gereken ehliyettir. Ayırt etme gücü bulunması yeterlidir; yasal temsilcinin rızası bu sorumluluk için aranmaz.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar: hangi şartlar aranır?
- Kişinin ayırt etme gücüne sahip olması gerekir; ayırt etme gücü yoksa m.16 değil m.15 uygulanır ve işlem kesin hükümsüzdür.
- Kişinin küçük ya da kısıtlı olması gerekir; ergin ve kısıtlı olmayan kişi için bu madde değil tam ehliyet hükümleri uygulanır.
- Yapılan işlemin kişiyi borç altına sokması gerekir. Bu durumda yasal temsilcinin işleme rızası bulunmalıdır; rıza yoksa işlem geçersiz (noksan) kalır.
- İşlem karşılıksız kazanma niteliğinde ise ya da kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanılmasıysa yasal temsilcinin rızası aranmaz.
- Haksız fiilden dolayı sorumluluk için kişinin ayırt etme gücüne sahip olması yeterlidir; yasal temsilcinin rızası aranmaz.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar: hangi sonuçları doğurur?
- Ayırt etme gücüne sahip küçük veya kısıtlı, yasal temsilcinin rızası olmadan borç altına girecek bir işlem yaparsa işlem noksandır ve geçerlilik yasal temsilcinin onayına bağlıdır.
- Yasal temsilci onay verirse işlem baştan itibaren geçerli olur; onay vermezse işlem baştan itibaren geçersiz sayılır.
- Karşılıksız kazanma ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda işlem rıza olmadan da geçerli kalır.
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemi, rıza ile de geçerli hale getirilemez (m.15).
- Ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlı, haksız fiilinden dolayı yasal temsilcinin rızasına gerek olmaksızın sorumlu olur.
- Sorumluluğun doğması için ayırt etme gücünün fiil anında bulunması yeterlidir.
Borç altına sokan işlem ile karşılıksız kazanma arasındaki fark nedir?
Kişiyi borç altına sokan işlemde (ör. satım, kefalet, kira) yasal temsilcinin rızası gerekir.
Karşılıksız kazanmada (ör. bağış, hibe) kişi bir borç üstlenmediği için rıza aranmaz.
Bağış kabul edilebilir; yasal temsilci sonradan kazandırmayı iade ederek işlemi bozabilir. Satım ve kefalet rıza olmadan geçersizdir.
Borç altına sokan işlem ile kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar arasındaki fark nedir?
Malvarlığı hukukuna ilişkin borçlandırıcı işlemler kişinin malvarlığını etkiler.
Sıkı sıkıya bağlı haklar kişinin kişiliğine ilişkindir ve kural olarak temsile kapalıdır.
Sıkı sıkıya bağlı haklarda kural olarak rıza aranmaz; ancak nişanlanma, evlenme ve evlatlığa alınma gibi hallerde kanun rızayı ayrıca şart koşar.
Ayırt etme gücüne sahip küçük ile ayırt etme gücü olmayan küçük arasındaki fark nedir?
Ayırt etme gücüne sahip küçüğün işlemi m.16 kapsamındadır ve rıza eksikliğinde noksandır.
Ayırt etme gücü olmayan küçük için m.15 uygulanır; işlem hiçbir sonuç doğurmaz.
Ayırt etme gücüne sahip küçüğün işlemi rızayla geçerli hale gelir; ayırt etme gücü olmayanın işlemi rıza ile bile geçerli olmaz.
Ayırt etme gücüne sahip küçük ile ayırt etme gücüne sahip kısıtlı (üçüncü kişinin iyiniyeti) arasındaki fark nedir?
Ayırt etme gücüne sahip küçükte yasal temsilcinin onay vermemesi halinde karşı tarafın iyiniyeti korunmaz.
Ayırt etme gücüne sahip kısıtlıda iyiniyet, kısıtlama kararının ilan edilip edilmediğine bağlıdır.
Kısıtlama kararı ilan edilmemişse üçüncü kişi iyiniyetini ileri sürebilir; ilandan sonra bu iddia dinlenmez.
Haksız fiil sorumluluğu ile sözleşmesel borç arasındaki fark nedir?
Haksız fiilden doğan sorumlulukta ayırt etme gücü yeterlidir ve yasal temsilcinin rızası aranmaz.
Kendi işlemiyle borç altına girmede yasal temsilcinin rızası zorunludur.
Ayırt etme gücüne sahip küçük, rıza olmadan işlediği haksız fiilden sorumlu olur.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Ayırt etme gücüne sahip küçüğün her işlemini kesin hükümsüz saymak; oysa rıza ile geçerli hale gelebilir, sadece noksandır.
- Karşılıksız kazanma ile borç altına girmeyi aynı şey saymak; bağış kabulü rıza gerektirmez.
- Ayırt etme gücünün yaşa bağlı olduğunu varsaymak; kanun yaş sınırı koymaz, her olay ayrı değerlendirilir.
- Sıkı sıkıya bağlı hakların tamamında rızayı hiç aramamak; nişanlanma, evlenme ve evlatlığa alınmada rıza gerekir.
- Haksız fiil sorumluluğu için de yasal temsilcinin rızasını aramak; ikinci fıkra bu rızayı gerektirmez.
- Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin işlemini rıza ile geçerli saymak; bu durumda m.15 uygulanır ve rıza işlemi kurtarmaz.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlının borç altına girdiği işlemler, yasal temsilcinin rızası olmadıkça geçersiz kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025)
- Ayırt etme gücü olan küçük için kural, yasal temsilcinin onay vermemesi halinde karşı tarafın iyiniyetinin korunmamasıdır. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026)
- Haksız fiilden doğan davalarda yetkili mahkemenin belirlenmesi için m.16'nın haksız fiil yetkisine ilişkin hükmü ile bu maddenin ehliyet hükmü birbirinden ayrı tutulmaktadır. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/1488 E., 2026/145 K., 02.02.2026; Hukuk Genel Kurulu, 2017/1085 E., 2020/357 K., 09.06.2020)
Nasıl ispat edilir?
- Borç altına girdiğini ileri süren taraf, işlemin yasal temsilcinin rızası olmadan yapıldığını ispatla yükümlüdür; işlem belgesi ve taraflar arasındaki yazışmalar bu konuda temel delildir.
- Karşı taraf, işlemin yasal temsilcinin rızasıyla yapıldığını ya da işlemin karşılıksız kazanma niteliğinde olduğunu ileri sürerse, bu savunmayı ispat yükü kendisine düşer.
- Kişinin ayırt etme gücüne sahip olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamalıdır; ayırt etme gücü aksi kanıtlanana kadar işlemin yapıldığı tarihte var sayılmaz, somut olaya göre değerlendirilir.
- Kişinin kısıtlı olduğu iddiası, kısıtlama kararının ilan edilip edilmediği bakımından, karar belgesi ve sicil kaydı ile ispatlanır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.13: Ayırt etme gücünün tanımını ve yokluğunun hallerini düzenler; m.16'nın uygulanabilmesi için ön koşuldur.
- 4721 m.15: Ayırt etme gücü bulunmayanların işlemlerinin kesin hükümsüz olduğunu belirtir; m.16 bu kişileri kapsamaz.
- 4721 m.452: Rızanın sonradan verilmesi olan icazetin sonuçlarını düzenler; m.16'daki noksan işlemin geçerlilik kazanma yolunu tamamlar.
- 4721 m.410: Kısıtlama kararının ilan edilmesinin üçüncü kişilere karşı etkisini düzenler; ayırt etme gücüne sahip kısıtlıda iyiniyet korumasını belirler.
- 4721 m.11: Ergin kılınmanın koşullarını düzenler; m.16'daki yaş ve ergin olma ayrımının dayanağıdır.
TMK m.17 — Kan hısımlığı
TMK m.17, kan hısımlığının türlerini ve derecesinin nasıl belirleneceğini düzenler. Kan hısımlığını üstsoy-altsoy ve yansoy olarak ayırır ve derecenin hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belirleneceğini söyler. Madde, kan hısımlığı kuran bağın kaynağını (evlilik, evlat edinme gibi kan dışı yollar) ve kayın hısımlığını düzenlemez (m.18). Evlat edinmeden doğan yapay hısımlık ile evlatlığın hısımlık ilişkisi de bu maddenin kapsamında değildir (m.311 vd.). Soybağının kurulma yolları (m.282-284) ile soybağına bağlanan hak ve yükümlülükler (m.321-334) ve hısımlığın hukuki sonuçları (örneğin evlenme yasakları, m.129) da bu maddede yer almaz.
Kan hısımlığı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kan hısımlığı
- Kişilerin birbirinden gelmesi ya da ortak bir kökten gelmesi sonucu doğan hısımlık türüdür. Evlilik veya evlat edinme gibi sonradan kurulan hısımlıklardan ayrılır.
- Üstsoy-altsoy hısımlığı
- Biri diğerinden gelen kişiler arasındaki kan hısımlığıdır. Kişiden yukarı doğru çıkan kuşaklar üstsoy, aşağı doğru inenler altsoy olarak adlandırılır. Bu hısımlığın yukarı ve aşağı doğru bir sınırı yoktur.
- Yansoy hısımlığı
- Biri diğerinden gelmeyip ortak bir kökten gelen kişiler arasındaki kan hısımlığıdır. Kardeşler, amca-yeğen gibi ilişkiler bu kapsamdadır.
- Hısımlık derecesi
- Hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belirlenen ölçüdür. Yansoy hısımlığında derece, ortak köke kadar değil, hısımlardan birinden diğerine kadar olan doğumların sayısına göre hesaplanır.
- Doğum sayısı
- Derecenin ölçüsü olarak kullanılan, iki kişiyi birbirine bağlayan doğum adımlarının toplamıdır. Her kuşak bağı bir doğum olarak sayılır.
Kan hısımlığı: hangi şartlar aranır?
- Kişiler arasında kan bağı bulunmalıdır; bu bağ biri diğerinden gelme ya da ortak bir kökten gelme biçiminde kurulmuş olmalıdır.
- Üstsoy-altsoy hısımlığı için kişilerden biri diğerinden doğrudan ya da dolaylı olarak gelmiş olmalıdır.
- Yansoy hısımlığı için kişiler birbirinden gelmemiş, fakat ortak bir kökten gelmiş olmalıdır.
- Derecenin belirlenmesi için hısımları birbirine bağlayan doğum sayısı tespit edilmelidir.
Kan hısımlığı: hangi sonuçları doğurur?
- Kişiler arasında üstsoy-altsoy ya da yansoy kan hısımlığı varsa, bu hısımlık kanun ve diğer düzenlemelerde kan hısımlığına bağlanan hukuki sonuçları doğurur.
- Hısımlık derecesi, hısımları birbirine bağlayan doğum sayısıyla belirlenir; derece, bu sayının karşılığıdır.
- Kan bağı bulunmayan kişiler arasında, bu madde uyarınca kan hısımlığı doğmaz.
Üstsoy-altsoy ile yansoy hısımlığı arasındaki fark nedir?
Biri diğerinden gelen kişiler arasında kurulur; örneğin baba ile oğul ya da dede ile torun.
Biri diğerinden gelmeyip ortak bir kökten gelen kişiler arasında kurulur; örneğin kardeşler ya da amca ile yeğen.
Hısımlığın türü, derecenin hesaplanma biçimini ve kimin hangi hısım sayıldığını belirler.
Üstsoy hısımlığı ile altsoy hısımlığı arasındaki fark nedir?
Kişiden yukarı doğru çıkan kuşaklar (baba, ana, büyük ana, büyük baba) üstsoydur.
Kişiden aşağı doğru inen kuşaklar (çocuk, torun) altsoydur.
Aynı bağ iki yönden okunur; her iki taraf için de hısımlık aynı dereceyi taşır.
Yansoy kan hısımlığı: tam kan ile yarım kan arasındaki fark nedir?
Ortak köklerin ikisi de aynıysa (ana ve baba bir kardeşler) tam kan yansoy hısımlığı vardır.
Köklerden yalnızca biri ortaksa (yalnızca ana bir ya da yalnızca baba bir kardeşler) yarım kan yansoy hısımlığı vardır.
Kaynakta yarım kan hısımların evlenme yasağı bakımından ayrı değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtilmektedir; madde metninde bu ayrım yer almaz.
Kan hısımlığı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yansoy hısımlığında derecenin ortak köke kadar olan doğumlarla hesaplanmasını yapmak; madde, hısımlardan birinden diğerine kadar olan doğumları esas alır.
- Evlat edinme ile kurulan ilişkiyi kan hısımlığı saymak; madde yalnızca kan bağına dayanan hısımlığı kapsar.
- Üstsoy-altsoy hısımlığına bir üst ya da alt sınır koymak; kanun yukarı ve aşağı doğru bir sınır öngörmez.
- Kardeşler arasındaki hısımlığı birinci derece saymak; kardeşler ortak bir kökten geldiği için yansoy hısımlığında ikinci derecedir.
- Amca ile yeğen arasındaki hısımlığı üstsoy-altsoy ilişkisi olarak değerlendirmek; bu ilişki yansoy hısımlığıdır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Ceza uygulamasında, TCK 86/3-a bendindeki üstsoy hısımlığının TMK m.17'de tanımlanan kan hısımlığı olarak anlaşıldığı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2015/1184 E., 2018/614 K., 06.12.2018; 1. Ceza Dairesi, 2026/326 E., 2026/2306 K., 30.03.2026)
- Aynı nitelikli halin uygulanabilmesi için TMK m.17'deki kan hısımlığının aranması gerektiği, evlatlığın bu anlamda kan hısımı sayılmayacağı kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2023/3958 E., 2023/2752 K., 08.05.2023; 1. Ceza Dairesi, 2022/12631 E., 2022/10103 K., 19.12.2022)
- Mahkemelerin, hısımlık bağının varlığını tespit ederken kan bağını esas alması ve evlat edinme yoluyla kurulan ilişkiyi kan hısımlığından ayrı tutması gerektiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2023/3958 E., 2023/2752 K., 08.05.2023; 1. Ceza Dairesi, 2022/12631 E., 2022/10103 K., 19.12.2022)
Nasıl ispat edilir?
- Kan hısımlığını ileri sürenin, hısımlığın varlığını ve derecesini ispatlaması gerekir; bu ispat nüfus kayıtları, doğum kayıtları ve soybağını gösteren belgelerle yapılır.
- Ceza davalarında kan hısımlığına dayanan bir nitelikli halin uygulanması için iddia makamı, sanık ile mağdur arasındaki kan bağını ispatlamalıdır; evlatlık ilişkisi tek başına kan bağı yerine geçmez. (1. Ceza Dairesi, 2023/3958 E., 2023/2752 K., 08.05.2023; 1. Ceza Dairesi, 2022/12631 E., 2022/10103 K., 19.12.2022)
- Karşı taraf, hısımlığın bulunmadığını ya da derecenin farklı olduğunu iddia ederse, bu iddiayı doğum sayısını gösteren kayıtlarla ispatlamak zorundadır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.18: Kayın hısımlığını düzenler. Eşlerden birinin kan hısımları diğer eşin kayın hısımı olur; bu hısımlık kan hısımlığından ayrıdır.
- 4721 m.129: Kan hısımlığına bağlanan evlenme yasağlarını düzenler; hısımlık derecesinin önemini gösterir.
- 4721 m.282-284: Soybağının kurulma yollarını düzenler; kan hısımlığının hangi hallerde doğduğunu bu maddeler belirler.
TMK m.18 — Kayın hısımlığı
TMK m.18, evlilikle kurulan kayın hısımlığının kimler arasında doğduğunu ve evliliğin sona ermesinin bu hısımlığı ortadan kaldırmayacağını düzenler. Kayın hısımlığının derecesi ve türü, kan hısımlığı hesabına (m.17) göre belirlenir. Madde, kayın hısımlığının bir hukuki sonuç doğuran hısımlık olarak tek başına yasal durumlarını ayrıca saymaz. Hüküm, kanunda kayın hısımlığına bağlanan tüm sonuçlar bakımından geçerlidir. Maddede kayın hısımlığının evlenme yasağı, tanıklıktan kaçınma, hâkimin red sebebi ve vesayet gibi sonuçları düzenlenmez; bunlar ilgili kanun maddelerinde yer alır. Evlilik dışı birliktelikler ile evlat edinmeden doğan hısımlık da bu maddenin kapsamında değildir (m.17 ve m.305 vd. ilgili hükümlerdir).
Kayın hısımlığı: hangi kavramlar bilinmeli?
- Kayın hısımlığı
- Evlilik sonucu, eşlerden birinin kan hısımları ile diğer eşin arasında doğan hısımlıktır. Eşler birbirinin kayın hısmı değildir; kayın hısımlığı eşlerin kan hısımları arasında kurulur. Evlenmenin geçerli olup olmaması bu hısımlığın doğumu için belirleyici değildir; kurulması için evlilik bağının bulunması yeterlidir.
- Aynı tür ve derece
- Kayın hısımlığının türü (üstsoy-altsoy ya da yansoy) ve derecesi, eşin kan hısmının kendi eşiyle olan kan hısımlığıyla aynıdır. Derece m.17 uyarınca doğum sayısıyla belirlenir; kayın hısımlığının derecesi kan hısımlığı gibi hesaplanır.
- Kan hısımlığı
- Biri diğerinden gelen ya da ortak bir kökten gelen kişiler arasındaki hısımlıktır (m.17). Kayın hısımlığı, kan hısımlığı üzerinden kurulan bir hısımlık olduğu için m.17 ölçütleri kayın hısımlığında da kullanılır.
- Evliliğin sona ermesi
- Boşanma veya evliliğin iptali gibi evlilik bağının sona ermesi olaylarıdır. Bu olaylar kurulmuş kayın hısımlığını ortadan kaldırmaz; ancak sona erme sonrası yeni bir kayın hısımlığı doğurmaz.
Kayın hısımlığı: hangi şartlar aranır?
- Eşler arasında geçerli veya geçersiz de olsa bir evlilik bulunmalıdır; kayın hısımlığı evlenmeyle kendiliğinden kurulur.
- Kayın hısımlığı, eşlerden birinin kan hısımları ile diğer eşin arasında doğar; eşlerin kendileri arasında kayın hısımlığı kurulmaz.
- Kayın hısımlığının türü ve derecesi, eşin kan hısmının kendi eşiyle olan kan hısımlığı ile aynı olmalıdır (aynı tür ve dereceden olmalıdır).
- Kayın hısımlığı, evlenme sırasında var olan ve evlilik sırasında doğan kan hısımları bakımından kurulur; evlenmeden sonra kurulan yeni hısımlıklar bu kapsamda değildir.
Kayın hısımlığı: hangi sonuçları doğurur?
- Evlenme ile eşlerden birinin kan hısımları diğer eşin kayın hısmı olur.
- Evlilik boşanma veya iptalle sona erse de kayın hısımlığı ortadan kalkmaz.
- Evlilik sona erdikten sonra doğan kişilerle yeni bir kayın hısımlığı kurulmaz.
- Eşler birbirinin kayın hısmı olmaz; eşlerin kan hısımları arasında da evlenme ile hısımlık doğmaz.
- Kayın hısımlığı evlenmenin geçerli olup olmamasına bakılmaksızın doğar.
- Kayın hısımlığına bağlanan evlenme yasağı (m.129), vesayet, tanıklıktan kaçınma ve hâkimin red sebepleri gibi sonuçlar bu maddeden değil, ilgili hükümlerden doğar.
Evlilik devam ederken ile evlilik sona erdikten sonra arasındaki fark nedir?
Evlilik devam ederken eşlerden birinin kan hısımları ile diğer eşin arasında kayın hısımlığı vardır.
Evlilik boşanma veya iptalle sona erdikten sonra da kurulmuş olan kayın hısımlığı devam eder.
Sona eren evlilikten doğan kayın hısımlığı kaldırılamaz; ancak evlilik sona erdikten sonra doğan kişilerle yeni kayın hısımlığı kurulmaz.
Evlilik öncesi doğan kan hısımları ile evlilik sırasında doğan kan hısımları arasındaki fark nedir?
Evlenme sırasında var olan kan hısımları kayın hısımlığı kapsamına girer.
Evlilik sırasında doğan kan hısımları da kayın hısmı olur.
Her iki grup da kayın hısmı sayılır; buna karşın evlilik sona erdikten sonra doğan kan hısımları bu kapsamda değildir.
Kayın hısımlığı ile kan hısımlığı arasındaki fark nedir?
Kayın hısımlığı evlilik bağı üzerinden kurulan hısımlıktır.
Kan hısımlığı doğum veya ortak kök bağından doğar.
Kayın hısımlığının derecesi ve türü kan hısımlığı kurallarıyla belirlenir; kayın hısımlığında evlilik ayrı bir kan bağı kurmaz.
Eşin kan hısmı ile eşin kardeşi ile diğer eşin kan hısmı arasındaki fark nedir?
Eşlerden birinin kan hısmı ile diğer eş arasında kayın hısımlığı doğar.
Eşlerin kendi kan hısımları arasında (örneğin iki eşin anne-babası arasında) evlenme ile hısımlık kurulmaz.
Eşin kardeşi ile diğer eş arasında kayın hısımlığı bulunur; ancak iki eşin kan hısımları birbirinin kayın hısmı olmaz.
Kayın hısımlığı: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Boşanmayla eşler arasındaki kayın hısımlığının kendiliğinden sona erdiğini kabul etmek; m.18/2 gereği kayın hısımlığı sona ermez.
- Eşlerin birbirinin kayın hısmı olduğunu varsaymak; kayın hısımlığı eşin kan hısımları ile diğer eş arasında kurulur.
- Evlilik sona erdikten sonra doğan kişilerle de kayın hısımlığı kurulduğunu sanmak; yeni kayın hısımlığı kurulmaz.
- Eşin kan hısımlarıyla diğer eş arasındaki kayın hısımlığının derecesini kan hısımlığı hesabı yapmadan belirlemek; derece m.17 ölçütüyle hesaplanır.
- Kayın hısımlığından doğan evlenme yasağını m.18'den çıkarmak; bu yasak m.129'da düzenlenir ve evlenmenin sona ermesi bu hükmün ayrı bir alanıdır.
- Eşlerin kendi kan hısımları arasında kayın hısımlığı olduğunu varsaymak; evlenmeyle bu kişiler arasında hısımlık doğmaz.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kayın hısımlığının evlilik sona erse de devam ettiği ve boşanmayla ortadan kalkmadığı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2012/1397 E., 2013/265 K., 28.05.2013; Hukuk Genel Kurulu, 2021/567 E., 2022/1586 K., 24.11.2022)
- Eşlerin birbirinin kayın hısmı olmadığı, kayın hısımlığının eşin kan hısımları ile diğer eş arasında kurulduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/567 E., 2022/1586 K., 24.11.2022; 2. Ceza Dairesi, 2024/13770 E., 2024/18589 K., 04.12.2024)
- Kayın hısımlığını kuran evliliğin sona ermesinin kayın hısımlığını kaldırmadığı, hükmün tanıklıktan kaçınma gibi usul sonuçlarında da uygulandığı kabul edilmektedir. (14. Ceza Dairesi, 2019/4360 E., 2020/333 K., 13.01.2020; 14. Ceza Dairesi, 2013/1970 E., 2013/4971 K., 25.04.2013)
- Maddedeki kayın hısımlığının evlilik sözleşmesinden doğduğu ve geçerli evlilik gerektirmediği yönünde uygulama bulunmaktadır. (1. Ceza Dairesi, 2022/1428 E., 2022/3608 K., 16.05.2022)
Nasıl ispat edilir?
- Kayın hısımlığına dayanan bir hakkı ya da yasağı ileri süren taraf, evlilik bağını nüfus kaydı veya evlilik kütüğü ile ispatlar; bu evlilik kayın hısımlığının temel unsurudur.
- Eşin kan hısımlığı, nüfus kaydı, soy kütüğü ve doğum belgeleri ile ispatlanır; kan hısımlığının derecesi m.17 ölçütüyle hesaplanır.
- Evliliğin boşanma veya iptalle sona ermiş olduğunu ileri süren taraf, bu sona ermeyi resmi kayıtla ispatlar; sona erme kayın hısımlığını kaldırmadığından bu ispat tek başına hısımlığı ortadan kaldırmaz.
- Evlilik sona erdikten sonra doğan kişilerle kayın hısımlığı iddia eden taraf, bu kişinin evlilik sırasında doğmadığını ve kayın hısımlığı kurulamayacağını karşı tarafa karşı ortaya koyması gerektiğini bilir; bu iddia ancak evlilik dönemine ilişkin kayıtlarla değerlendirilebilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.17: Kayın hısımlığının türü ve derecesi, kan hısımlığı kurallarına göre hesaplanır. Derecenin doğum sayısıyla belirlenmesi m.17'de düzenlenir.
- 4721 m.129: Kayın hısımlığını meydana getiren evlilik sona ermiş olsa bile altsoy ve üstsoy kayın hısımları ile evlenme yasağını düzenler; m.18'in sonuçlarından biridir.
- 4721 m.145: Evli bir kişinin yeniden evlenmesinin mutlak butlanla sakat olduğunu düzenler; kayın hısımlığının evlenme yasağı bakımından m.129 ile birlikte okunur.
TMK m.19 — Tanım
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 19. maddesi, gerçek kişilerin yerleşim yerinin tanımını, yerleşim yerinin tekliği kuralını ve bu kuralın ticari ve sınai kuruluşlar bakımından uygulanmamasını düzenler. Madde gerçek kişilere uygulanır; tüzel kişiler bakımından yerleşim yeri TMK m.51 çerçevesinde belirlenir. Madde, yerleşim yerinin değiştirilmesini, yasal yerleşim yerini (m.21) ve Türkiye'de yerleşim yeri edinmemiş kişilerin halen oturduğu yeri (m.20) düzenlemez. Yasal yerleşim yeri m.21'de, yerleşim yerinin değiştirilmesi ve geçici oturma halleri m.20 ile m.21'de yer alır. Yerleşim yerinin hakimce takdiri ve yetki kuralları (HMK m.6) bu maddenin kapsamı dışındadır.
Tanım: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yerleşim yeri
- Bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Madde, yerleşim yerinin hukuki tanımını bu iki unsura (sürekli kalma niyeti ve oturma) bağlar.
- Sürekli kalma niyeti
- Kişinin oturduğu yerde uzun süre ya da süresiz kalma iradesidir. Bu irade, kişinin kendi serbest iradesiyle yerleşim yeri seçebildiği hallerde aranır.
- Yerleşim yerinin tekliği
- Bir gerçek kişinin aynı anda birden fazla yerleşim yerinin bulunamayacağı kuralıdır. Kural, yalnızca yerleşim yerine ilişkindir; kişinin birden fazla konut veya iş yeri bulunmasını engellemez.
- Ticari ve sınai kuruluşlar
- Maddenin tekliği kuralının uygulanmadığı tüzel nitelikteki işletmelerdir. Bu kuruluşlar bakımından birden çok yerleşim yerine sahip olmaları maddenin ikinci fıkrasına aykırı sayılmaz.
Tanım: hangi şartlar aranır?
- Yerleşim yeri tespiti için kişinin oturduğu yerde sürekli kalma niyetinin bulunması gerekir.
- Yerleşim yeri tespiti için kişinin o yerde fiilen oturması gerekir.
- Bağımsız olmayan (yasal yerleşim yeri tabi) kişiler bakımından sürekli kalma niyetinin aranmaması, kanunda öngörülen yerin yerleşim yeri sayılması gerekir.
- Bir gerçek kişinin aynı anda birden çok yerleşim yerine sahip olmaması gerekir.
- Ticari ve sınai kuruluşlar bakımından birden çok yerleşim yerine ilişkin tekliğin uygulanmaması gerekir.
Tanım: hangi sonuçları doğurur?
- Sürekli kalma niyeti ve oturma birlikte bulunduğunda o yer kişinin yerleşim yeridir.
- Bir gerçek kişinin aynı zamanda birden çok yerleşim yeri olduğu kabul edilemez; birden çok yerle bağlantı bulunsa da yerleşim yeri tek olarak belirlenir.
- Ticari ve sınai kuruluşlar bakımından birden çok yerleşim yeri bulunması maddeye aykırılık oluşturmaz.
- Sürekli kalma niyeti dış olgularla ortaya konamadığında yerleşim yeri tespit edilemez; bu durumda diğer maddelerdeki (m.20, m.21) kurallara başvurulur.
- Yerleşim yerinin hukuki tanımı, yetki ve tebligat gibi usul sonuçlarına bağlanır (HMK m.6 ve m.9 atıfları).
Sürekli kalma niyeti ile fiili oturma arasındaki fark nedir?
Sürekli kalma niyeti, kişinin iradesine dayanan ve oturma yerinin yerleşim yeri olabilmesi için aranan sübjektif unsurdur.
Fiili oturma, dış dünyaya yansıyan objektif unsurdur; kişinin oturduğu yerin fiilen belirlenmesini sağlar.
Kişinin yerleşme niyeti dış olgularla ortaya konamıyorsa, değerlendirme dış olgulara göre yapılır; iç niyet açıklanmamışsa dikkate alınmaz.
Bağımsız yerleşim yeri ile yasal yerleşim yeri arasındaki fark nedir?
Kendi iradesiyle yerleşim yeri seçebilen kişilerde sürekli kalma niyeti aranır.
Velayet altındaki çocuk gibi bağımsız yerleşim yeri kuramayan kişilerde kanunda öngörülen yer esas alınır (m.21).
Yasal yerleşim yerine tabi kişilerde niyet aranmaz; kişi kanunun gösterdiği yerde oturmasa bile o yer yerleşim yeri sayılır.
Gerçek kişi ile ticari ve sınai kuruluş arasındaki fark nedir?
Gerçek kişiler bakımından yerleşim yerinin tekliği kuralı tam olarak uygulanır.
Ticari ve sınai kuruluşlar bu kuralın dışındadır.
Ticari ve sınai kuruluşlar birden çok yerleşim yerine sahip olabilir; gerçek kişi için aynı durum söz konusu değildir.
Birden çok konut ile birden çok yerleşim yeri arasındaki fark nedir?
Kişinin birden çok konutu, iş yeri veya yazlığı bulunabilir.
Yerleşim yeri, bu yerlerden yalnızca en sıkı bağlantının bulunduğu ve sürekli kalma niyetinin olduğu yerdir.
Birden çok yerle ilişki olması yerleşim yeri sayısını artırmaz; hakim tüm durumlara göre tek yerleşim yerini belirler.
Tanım: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Birden çok konutu veya iş yeri bulunan kişide birden çok yerleşim yeri olduğunu kabul etmek; oysa tekliğe göre tek yerleşim yeri belirlenir.
- Yerleşim yerini yalnızca nüfus kaydına bakarak belirlemek; kaydın karine olduğu ve aksinin ispat edilebileceği göz ardı edilmemelidir.
- Tüm kişiler için sürekli kalma niyetini aramak; velayet altındaki çocuk ve vesayet altındaki kişi gibi bağımsız olmayan kişilerde niyet aranmaz (m.21).
- Ticari ve sınai kuruluşlara tekliği uygulamak; bu kuruluşlar bakımından madde ikinci fıkranın dışındadır.
- Öğrenim veya eğitim amacıyla bir yerde bulunmayı yerleşim yeri edinme saymak; bu hal m.22 kapsamında yeni yerleşim yeri doğurmaz.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yerleşim yerinin tespitinde sürekli kalma niyeti dış olgulara bakılarak objektif olarak değerlendirilir; kişinin açıklanmamış iç niyeti dikkate alınmaz. (5. Hukuk Dairesi, 2025/2916 E., 2025/5865 K., 22.04.2025)
- Kişinin Türkiye'de adresinin bulunması tek başına sürekli kalma şartını sağlamaz; yurt dışında uzun süre yaşamış ve Türkiye'ye yalnızca az sayıda gelmiş kişilerde sürekli kalma niyeti kabul edilmemektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/2916 E., 2025/5865 K., 22.04.2025)
- Yerleşim yeri m.19/1 uyarınca sürekli kalma niyeti ve oturma unsurlarıyla belirlenmekte; bu unsurlar birlikte aranmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2025/2652 E., 2025/5844 K., 22.04.2025; Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/375 E., 2026/398 K., 11.05.2026; Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/350 E., 2026/372 K., 04.05.2026)
- Nüfus kütüğündeki adres kaydı yerleşim yeri bakımından karine oluşturur; bu karine aksi ispat edilebilir. (10. Hukuk Dairesi, 2013/4563 E., 2013/7332 K., 10.04.2013)
Nasıl ispat edilir?
- Yerleşim yerinin belirlenmesini isteyen taraf, kişinin sürekli kalma niyetini ve oturduğu yerdeki fiili oturmayı ispatlamakla yükümlüdür.
- Nüfus kütüğündeki adres kaydı yerleşim yeri bakımından karine teşkil eder; karşı taraf bu karinenin aksini her türlü delille ispat edebilir.
- Sürekli kalma niyeti dış olgularla (iş, aile, konut, mal varlığı, oturma süresi) ispat edilir; iç niyetin doğrudan delili aranmaz.
- Yerleşim yerinin birden çok olduğu iddiasını ileri süren taraf, bu iddiayı somut olgularla ortaya koymakla yükümlüdür; ticari ve sınai kuruluş olduğunu öne süren taraf da kuruluşun niteliğini ispatlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.20: Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yurt dışındaki yerleşim yerini bırakmış ve Türkiye'de yerleşim yeri edinmemiş kişilerin halen oturduğu yeri yerleşim yeri sayar; m.19'daki tanımın tamamlayıcısıdır.
- 4721 m.21: Velayet altındaki çocuk, vesayet altındaki kişi gibi bağımsız yerleşim yeri kuramayan kişilerin yasal yerleşim yerini belirler; m.19'daki sürekli kalma niyeti ölçütü bu kişiler bakımından aranmaz.
- 4721 m.22: Öğrenim, eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulma hallerinin yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmadığını düzenler; m.19'daki niyet unsurunun sınırını çizer.
- 4721 m.51: Tüzel kişilerin yerleşim yerinin belirlenmesinde m.19'daki tekliğin tüzel kişiler yönünden de uygulanmasına ilişkin dayanaktır.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.6: Yetkili mahkemenin tespitinde yerleşim yerinin 4721 sayılı Kanun'a göre belirleneceğini düzenler; m.19 usul bakımından bu atıfla uygulanır.
TMK m.20 — Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri
Bu madde, yerleşim yerinin değiştirilmesinin koşulunu ve yerleşim yeri bulunmayan kişiler bakımından yerleşim yerinin nasıl belirleneceğini düzenler. Kural, Türkiye'de yerleşim yeri bulunan ve bulunmayan gerçek kişilere uygulanır. Madde, yerleşim yerinin tanımını (m.19), yasal yerleşim yerlerini (m.21), öğretim, eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulma hâllerini (m.22) ve yerleşim yerinin tekliğini (m.19/II) düzenlemez. Yerleşim yerinin kişi bakımından yetki ve tebligat sonuçları ile HMK m.9 gibi usul hükümleri de bu maddenin kapsamında değildir.
Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yerleşim yeri
- Bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Kanun bu tanımı m.19'da yapar; m.20 bu tanımın ötesinde değişiklik ve boşluk hâllerini düzenler.
- Yerleşim yerinin değiştirilmesi
- Eski yerleşim yerinin bırakılması ile yeni bir yerleşim yerinin edinilmesinin birlikte gerçekleşmesidir. Yalnız eski yerleşim yerinden ayrılmak değişiklik için yeterli değildir.
- Halen oturulan yer
- Kişinin o anda fiilen oturduğu yerdir. Bu kavram, yerleşim yeri bulunmayan kişiler için yedek bir ölçüt olarak kullanılır ve sürekli kalma niyetinin ispatını gerektirmez.
- Önceki yerleşim yerinin belli olmaması
- Kişinin son yerleşim yerinin tespit edilemediği hâldir. Bu durum, halen oturulan yere yerleşim yeri niteliği kazandırmanın ön koşullarından biridir.
- Yabancı ülkedeki yerleşim yeri
- Kişinin Türkiye dışında kurduğu yerleşim yeridir. Bu durumda kişi, Türkiye'de yeni bir yerleşim yeri edinmemişse halen oturduğu yer Türkiye'deki yerleşim yeri sayılır.
Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri: hangi şartlar aranır?
- Kişinin bir yerleşim yerini bırakarak yeni bir yerleşim yeri edinmesi gerekir; yalnız eski yerden ayrılmak değişiklik sonucu doğurmaz.
- Yerleşim yerinin değiştirilmesi için yeni yerleşim yerinin m.19 anlamında sürekli kalma niyeti ve oturma birlikte bulunmalıdır.
- Yerleşim yeri bulunmayan kişi için m.20/2 uygulanabilmesi için önceki yerleşim yerinin belli olmaması ya da yabancı ülkede bulunması gerekir.
- m.20/2 uygulanabilmesi için kişinin Türkiye'de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olması gerekir.
- Kişinin Türkiye'de hâlen oturduğu yer, yerleşim yeri olarak kabul edilebilmesi için fiilen oturulan yer olmalıdır.
Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri: hangi sonuçları doğurur?
- Yeni yerleşim yeri edinildiğinde eski yerleşim yeri sona erer ve yeni yer yerleşim yeri olur.
- Yeni yerleşim yeri edinilmeden eski yerden ayrılan kişinin yerleşim yeri değişmez.
- Önceki yerleşim yeri belli olmayan ya da yabancı ülkedeki yerleşim yerini bırakan ve Türkiye'de henüz yerleşim yeri edinmemiş kişinin halen oturduğu yer, onun yerleşim yeri sayılır.
- Bu kişinin Türkiye'de oturduğu yer birden fazla yer olursa, bu yerlerden hangisinin halen oturulan yer olduğu somut olaya göre belirlenir.
- Halen oturulan yer kuralı, kişinin Türkiye'de sürekli kalma niyetinin varlığını aramaz; kişinin fiilen oturduğu yeri esas alır.
- Bu maddeye göre yerleşim yeri belirlenemeyen kişi için yerleşim yeri kurulamaz; sonuç doğması için fiilî oturma gereklidir.
Yerleşim yerinin değiştirilmesi ile yerleşim yerinin bırakılması arasındaki fark nedir?
Yeni yerleşim yeri edinilerek eski yerleşim yerinin terk edilmesi hâlidir.
Yalnız eski yerleşim yerinden ayrılıp yeni bir yer edinilmemesi hâlidir.
Yalnız ayrılma değişiklik sayılmaz; eski yerleşim yeri sürer. Yeni yerleşim yeri edinildiğinde değişiklik gerçekleşir.
Yerleşim yeri bulunan kişi ile yerleşim yeri bulunmayan kişi arasındaki fark nedir?
Önceki yerleşim yeri belli olan ya da Türkiye'de yerleşim yeri bulunan kişidir.
Önceki yerleşim yeri belli olmayan ya da yabancı ülkedeki yerleşim yerini bırakıp Türkiye'de yeni yer edinmemiş kişidir.
Yalnız ikinci gruptaki kişiler için halen oturulan yer yerleşim yeri sayılır.
Yerleşim yerinin değiştirilmesi ve oturma yeri: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yerleşim yerinin değiştirilmesini yalnız eski yerden ayrılma ile açıklamak; yeni yerleşim yerinin edinilmesi şartını gözden kaçırmak.
- Halen oturulan yer kuralını, kişinin sürekli kalma niyetini ayrıca araştırmadan uygulamak; m.20/2 yalnız yerleşim yeri bulunmayan kişiler için geçerlidir.
- Kişinin Türkiye'de yerleşim yeri bulunup bulunmadığını araştırmadan m.20/2'yi uygulamak.
- Öğrenim veya tedavi için bulunulan yeri yerleşim yeri saymak; bu hâller m.22 kapsamında yeni yerleşim yeri doğurmaz.
- Yerleşim yerinin tespitinde kişinin iç niyetine dayanmak; hâkim dış olgulara göre değerlendirme yapar.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yerleşim yerinin tespitinde kişinin iç niyeti değil, dış olgular esas alınır; yerleşme niyeti maddi belirtilerle objektif olarak değerlendirilir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/3511 E., 2019/308 K., 14.03.2019)
- Kişinin hafta sonu ve tatil aylarında başka bir yerde kalması, o yerde yerleşme niyetinin varlığını kendiliğinden göstermez; görev yeri ile aile yeri birlikte değerlendirilir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/2866 E., 2019/223 K., 28.02.2019)
- Önceki yerleşim yeri tespit edilemediğinde kişinin fiilen oturduğu yer, yerleşim yeri nazarıyla değerlendirilir. (10. Hukuk Dairesi, 2025/939 E., 2026/946 K., 05.02.2026)
Nasıl ispat edilir?
- Yerleşim yerinin değiştirildiğini ileri süren taraf, yeni yerleşim yerinin edinildiğini ispatlamakla yükümlüdür.
- Yeni yerleşim yerinin edinilmesi, kişinin oturma süresi, eşyasının yerleşmesi, aile ve iş bağlantıları gibi somut olgularla ispatlanır.
- Önceki yerleşim yerinin belli olmadığını ileri süren taraf, bunun araştırılmasına rağmen tespit edilemediğini göstermelidir.
- Kişinin yalnız niyetini bildirmesi yeterli değildir; dış dünyaya yansıyan maddi belirtiler aranır.
- Halen oturulan yerin Türkiye'de olduğunu ve kişinin Türkiye'de yeni yerleşim yeri edinmediğini ileri süren taraf bu olguları kanıtlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.19: Yerleşim yerinin tanımını ve sürekli kalma niyeti ile oturma unsurlarını verir; m.20 bu tanıma göre değişiklik ve boşluk hâllerini düzenler.
- 4721 m.21: Yasal yerleşim yerlerini düzenler; m.20 ise bağımsız yerleşim yeri bulunmayan kişilerin durumunu ayrıca çözer.
- 4721 m.22: Öğretim, eğitim, sağlık ve benzeri hâllerde yeni yerleşim yeri edinilmeyeceğini belirtir; m.20'nin değişiklik koşuluna sınır koyar.
- 4721 m.4: Yerleşim yerinin birden fazla yerde bulunması hâlinde hâkimin takdirine ilişkin genel ilkeyi verir; m.20 ile birlikte uygulanır.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.9: Yerleşim yeri Türkiye'de bulunmayan kişiler bakımından mutad meskenin yetki sonucunu düzenler; m.20'nin yerleşim yeri tespitinin yetki hukukuna etkisini sınırlar.
TMK m.21 — Yasal yerleşim yeri
Madde, velayet altındaki çocuğun, vesayet altındaki kişinin yerleşim yerini (yasal yerleşim yeri) belirler; bu kişilerin kendi iradeleriyle bağımsız yerleşim yeri kuramamasının kanuni karşılığıdır. Çocuk bakımından önce ana ve babanın ortak yerleşim yerine, bunun yoksa çocuğun kendisine hukuken bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yerine, bu da bulunmazsa fiilî oturma yerine bakılmasını; vesayet altındakiler bakımından ise vesayet makamının bulunduğu yeri düzenler. Kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer olarak genel yerleşim yeri tanımını, yerleşim yerinin tekliğini, değişikliğini ve yerleşim yeri bulunmayan kişilerin durumunu düzenlemez (m.19, m.20). Öğretim, eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulmanın yerleşim yeri doğurmayacağı kuralı (m.22) ile ticari ve sınai kuruluşların yerleşim yeri (m.19) bu maddenin kapsamında değildir. Evlilik birliğinde eşlerin yerleşim yeri ve evli kadının bağımsız yerleşim yeri edinmesi de bu maddede düzenlenmemiştir. Madde, sadece yasal yerleşim yeri sahiplerine uygulanır; bağımsız yerleşim yeri olan erişkinler bakımından uygulanmaz.
Yasal yerleşim yeri: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yasal yerleşim yeri
- Kişinin iradesine bakılmaksızın kanunun belirlediği yerleşim yeridir. Velayet altındaki çocuk ve vesayet altındaki kişiler için söz konusudur. Bu kişiler kendi iradeleriyle bağımsız yerleşim yeri kuramazlar.
- Ana ve babanın ortak yerleşim yeri
- Velayet sahibi ana ve babanın birlikte oturdukları yerleşim yeridir. Çocuğun yerleşim yeri bakımından öncelikli ölçüttür; ana ve baba ayrı yerleşim yerlerinde yaşıyorsa bu ölçüt devreye girmez.
- Kendisine bırakılma
- Çocuğun, ana veya babanın velayeti ya da koruması altına hukuken verilmesidir. Fiilen çocuğun yanında yaşamak bu anlama gelmez; hukuken bırakılmanın yapıldığı ana veya baba aranır.
- Oturma yeri
- Çocuğun fiilen oturduğu yerdir ve yerleşim yerinin yedek ölçütüdür. Sürekli kalma niyeti aranmaz; yalnızca fiilî oturma yeterlidir ve yalnızca ana ve babanın ortak ya da bırakıldığı yerleşim yerinin bulunmadığı hallerde uygulanır.
- Vesayet makamı
- Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerini belirleyen, bağlı olduğu makamdır. Maddenin metninde vesayet makamının bulunduğu yer belirleyici olduğundan, vasinin yerleşim yeri değil makamın bulunduğu yer esas alınır.
Yasal yerleşim yeri: hangi şartlar aranır?
- Kişinin velayet altında bir çocuk ya da vesayet altında bir kişi olması gerekir; bu sıfat olmadan madde uygulanmaz.
- Velayet altındaki çocuk bakımından ana ve babanın ortak yerleşim yerinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir; varsa çocuğun yerleşim yeri bu yerdir.
- Ortak yerleşim yeri yoksa çocuğun hukuken kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeri aranmalıdır.
- Ortak yerleşim yeri de bırakılma da yoksa çocuğun fiilen oturduğu yer yerleşim yeri sayılmalıdır.
- Vesayet altındaki kişi bakımından bağlı olduğu vesayet makamının bulunduğu yer tespit edilmelidir; vasinin ya da kişinin fiilî oturma yerine bakılmaz.
Yasal yerleşim yeri: hangi sonuçları doğurur?
- Velayet altındaki çocuğun yerleşim yeri, ana ve babanın ortak yerleşim yeri ise bu yerdir.
- Ortak yerleşim yeri yoksa çocuğun yerleşim yeri, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir.
- Ortak yerleşim yeri yoksa ve çocuk hukuken bırakılmamışsa çocuğun oturma yeri onun yerleşim yeri sayılır.
- Vesayet altındaki kişinin yerleşim yeri, bağlı olduğu vesayet makamının bulunduğu yerdir.
- Yasal yerleşim yeri, kişinin fiilen o yerde oturup oturmadığına bakılmaksızın kanunun belirlediği yerdir; yani velayet altındaki çocuk, ebeveynin yerleşim yerinde oturmasa bile orası onun yerleşim yeridir.
- Bu kişiler kendi iradeleriyle başka bir yerleşim yeri kuramaz; yerleşim yerinin değiştirilmesi, yasal ölçütün değişmesine (örneğin ebeveynin yerleşim yerinin değişmesine ya da vesayet makamının değişmesine) bağlıdır.
Ana ve babanın ortak yerleşim yeri ile bırakılan ana veya babanın yerleşim yeri arasındaki fark nedir?
Ana ve babanın birlikte yerleşik olduğu hallerde çocuğun yerleşim yeri bu ortak yerdir.
Ana ve baba ayrı yaşıyor ya da boşanmışsa ortak yerleşim yeri yoktur ve çocuğun bırakıldığı tarafın yerleşim yeri esas alınır.
Çocuk fiilen hangi ebeveynin yanında yaşarsa yaşasın, yerleşim yeri hukuken bırakılan ebeveynin yerleşim yeridir; fiilî yaşam yeri belirleyici değildir.
Bırakılan ana veya baba ile çocuğun fiilen oturduğu yer arasındaki fark nedir?
Çocuğun hukuken bırakıldığı ana ya da babanın yerleşim yeri, bu ikinci ölçütün önündedir.
Çocuğun fiilen oturduğu yer, ancak ortak yerleşim yeri ve bırakılma hiçbiri bulunmadığında yedek olarak esas alınır.
Velayet ana ya da babaya ait olduğu hâlde fiilen babanın yanında yaşayan çocuğun yerleşim yeri annesinin yerleşim yeridir.
Velayet altındaki çocuk ile vesayet altındaki kişi arasındaki fark nedir?
Velayet altındaki çocuğun yerleşim yeri ana ve babanın ya da bırakıldığı ebeveynin yerleşim yeridir.
Vesayet altındaki kişinin yerleşim yeri, bağlı olduğu vesayet makamının bulunduğu yerdir.
Vesayet altındaki kişi için ebeveyn yerleşim yeri değil, vesayet makamının yeri belirleyicidir; bu nedenle vesayet makamının değişmesi yerleşim yerini de değiştirir.
Yasal yerleşim yeri ile bağımsız yerleşim yeri arasındaki fark nedir?
Bu maddedeki kişiler kendi iradeleriyle yerleşim yeri seçemez ve sürekli kalma niyeti aranmaz.
Erişkin ve ayırt etme gücüne sahip kişiler, m.19 uyarınca sürekli kalma niyetiyle yerleşim yeri seçer.
Erişkin bir kişinin yerleşim yeri m.19'a göre belirlenir; velayet ya da vesayet altındaki kişinin yerleşim yeri ise m.21'e göre kanunen tayin edilir.
Yasal yerleşim yeri: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Çocuğun yerleşim yerini fiilen yaşadığı yerle özdeşleştirmek; hukuken bırakılan ebeveynin yerleşim yerinin esas alınması gerekir.
- Ortak yerleşim yerinin bulunmadığı hâlde ana ve babadan birinin yerleşim yerini otomatik olarak çocuğun yerleşim yeri saymak; önce çocuğun kime bırakıldığının tespit edilmesi gerekir.
- Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerini, vasinin yerleşim yeri ile karıştırmak; maddeye göre belirleyici olan vesayet makamının bulunduğu yerdir.
- Velayet altındaki çocuk için m.19'daki sürekli kalma niyetini aramak; bu kişiler iradeleriyle yerleşim yeri kuramadığından niyet unsuru aranmaz.
- Öğretim, eğitim veya sağlık amacıyla başka bir yerde bulunan çocuğun yerleşim yerinin değiştiğini kabul etmek; m.22 uyarınca bu hâller yeni yerleşim yeri doğurmaz.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Ana ve babanın ortak yerleşim yeri bulunmadığı hallerde çocuğun yerleşim yerinin, çocuğun hukuken kendisine bırakıldığı ebeveynin yerleşim yeri olduğu kabul edilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/14389 E., 2026/4305 K., 09.03.2026; 5. Hukuk Dairesi, 2025/5652 E., 2025/8739 K., 16.06.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/2921 E., 2025/7899 K., 20.05.2025)
- Çocuğun ebeveynle birlikte yaşaması değil, hukuken hangi ebeveyne bırakıldığı belirleyici sayılmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2024/12054 E., 2025/4211 K., 27.03.2025)
- Çocuğun yerleşim yerinin tespitinde velayet ve yerleşim yeri ilişkisinin birlikte değerlendirildiği, yerleşim yerinin çocuğun velayetinin bulunduğu ebeveynin yerleşim yeri olarak kabul edildiği görülmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/12054 E., 2025/4211 K., 27.03.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Çocuğun yerleşim yerini ileri süren taraf, ortak yerleşim yerinin bulunmadığını ve çocuğun hangi ebeveynin yanında bırakıldığını ispatlamalıdır; bu konuda nüfus kaydı, adres kayıt sistemi ve velayet ya da koruma kararı esas delildir.
- Ortak yerleşim yerinin varlığı iddia edildiğinde, ana ve babanın aynı adreste kayıtlı olduğu belgeler ile birlikte yaşam durumu ispatlanmalıdır; karşı taraf ayrı yerleşimi göstererek bu iddiayı çürütebilir.
- Hukuken bırakılma, fiilî oturmadan ayrı olarak mahkeme kararı ya da velayet ilamı ile ispatlanır; çocuğun fiilen kimin yanında yaşadığına dair tanık beyanı tek başına bu sonucu doğurmaz.
- Vesayet altındaki kişi bakımından yerleşim yerini ileri süren taraf, vesayet makamının kararını ya da vesayet dosyasını delil olarak sunmalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 sayılı Kanun m.19: Sürekli kalma niyeti ve oturma unsurlarından oluşan genel yerleşim yeri tanımını verir; m.21 ise bu tanımın dışında kalan, iradeye bağlı olmayan yasal yerleşim yeri hallerini düzenler.
- 4721 sayılı Kanun m.20: Önceki yerleşim yeri belli olmayan ya da yurt dışındaki yerleşim yerini bırakan kişilerin halen oturduğu yerin yerleşim yeri sayılmasını düzenler; m.21 ile çakışmaz, çocuklar bakımından uygulanmaz.
- 4721 sayılı Kanun m.22: Öğretim, eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulmanın yeni yerleşim yeri doğurmadığını belirtir; m.21 kapsamındaki çocuğun yerleşim yeri bu nedenle değişmez.
- 4721 sayılı Kanun m.4: Hâkimin takdir yetkisini düzenler; m.21 ile belirlenen yasal yerleşim yeri dışında kalan durumlarda yerleşim yerinin tespiti için kullanılır.
TMK m.22 — Kurumlarda bulunma
Madde, bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunmanın, ayrıca eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulmanın yerleşim yeri sonucunu doğurmayacağını düzenler; yani bu tür kurumlarda bulunma halinin kişinin yeni yerleşim yeri edinmesine yol açmamasını hükme bağlar. Kişinin yerleşim yerine ilişkin genel ölçütü (m.21) ve yerleşim yerinin birden fazla olması veya değişmesi gibi konuları düzenlemez (m.20, m.21). Kişinin ikametgâhının tekliği ilkesini düzenlemez (m.20). Tüzel kişilerin yerleşim yerini düzenlemez (m.51). Kurumlarda bulunmanın yetkili mahkeme veya nüfus kaydı bakımından usul sonuçlarını düzenlemez (ilgili usul kuralları, 6100 sayılı HMK).
Kurumlarda bulunma: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yerleşim yeri
- Kişinin yaşam merkezi olarak sürekli oturduğu yerdir. Bu maddede yerleşim yerinin edinilmesi, kurumlarda bulunmanın bu sonucu doğurmadığı hallerle sınırlandırılır.
- Öğretim, eğitim, sağlık, bakım ve ceza kurumuna konulma
- Maddede sayılan kurumlara devam etmek ya da bu kurumlarda bulunmak için kişinin orada kalmasıdır. Kişinin kendi tercihiyle oraya yerleşmesi ile kurum niteliği gereği orada bulunması aynı şekilde ele alınmaz; madde kurum niteliğinden doğan bulunmayı kapsar.
- Yeni yerleşim yeri edinme
- Kişinin önceki yerleşim yerini bırakıp başka bir yerde yerleşim yeri kazanmasıdır. Madde, sayılan kurumlardaki bulunmanın bu sonucu doğurmadığını söyler; bu nedenle kurumda bulunma tek başına yerleşim yeri değişikliği yaratmaz.
Kurumlarda bulunma: hangi şartlar aranır?
- Kişinin bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunması ya da eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulmuş olması gerekir.
- Bulunma halinin kurumun gerektirdiği bir bulunma olması, yani kişinin oraya kendi iradesiyle yerleşmiş olmaması, madde kapsamında değerlendirilmelidir; kuruma bağlı olarak bulunma ile kişinin kendi tercihiyle yerleşmesi ayrılmalıdır.
- Bu bulunma sonucunda kişinin yeni bir yerleşim yeri edinmiş sayılmaması için, başka bir yerleşim yeri edinme koşulunun ayrıca gerçekleşmediği ortaya konulmalıdır.
Kurumlarda bulunma: hangi sonuçları doğurur?
- Kişi öğretim kurumuna devam etmek için bulunduğu yerde yeni yerleşim yeri edinmiş sayılmaz.
- Kişi eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulduğunda bu konulma yeni yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz.
- Kişinin önceki yerleşim yeri, bu tür bir kurumda bulunma nedeniyle değişmiş sayılmaz.
- Kurumda bulunma yerleşim yeri değişikliğine yol açacak ise, bu değişiklik ancak madde dışındaki genel ölçütlerin gerçekleşmesi ile mümkündür.
Kurumda bulunma ile kurumun dışında oturma arasındaki fark nedir?
Madde kapsamındaki kurumlarda bulunma, kişinin kurum niteliği gereği orada kalmasıdır.
Kişinin kurum dışında, kendi tercihiyle sürekli oturduğu yer ise yerleşim yeri ölçütüne tabidir.
Kurumda bulunma tek başına yeni yerleşim yeri doğurmaz; kişinin dışarıda sürekli yaşam merkezi kurması halinde yerleşim yeri değişebilir.
Sayılan kurumlar ile sayılmayan kurumlar arasındaki fark nedir?
Madde öğretim, eğitim, sağlık, bakım ve ceza kurumlarını açıkça sayar.
Bu kurumlar dışında kalan yerlerde bulunma, maddenin doğrudan kapsamına girmez.
Sayılmayan bir yerde bulunma için madde yerine genel yerleşim yeri ölçütü değerlendirilir.
Kurumlarda bulunma: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kurumda bulunmayı, kişinin kendi tercihiyle yerleşmesi gibi değerlendirmek; madde yalnızca kurum niteliği gereği bulunmayı kapsar.
- Maddede sayılmayan bir yeri (örneğin özel bir yurt ya da bakım yeri) kendiliğinden madde kapsamına dahil etmek.
- Kurumda bulunmanın yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmadığını, kişinin önceki yerleşim yerini hiç değiştiremeyeceği biçiminde yorumlamak; kişi dışarıda sürekli yaşam merkezi kurarsa genel ölçüt uygulanır.
- Adres kayıt sistemindeki kaydı kesin delil saymak; bu kayıt karine niteliğindedir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kısıtlı bir kişinin bakımevinde bulunmasının, yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmayacağı ve kişinin adres kayıt sistemindeki yerleşim yerinin korunacağı kabul edilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/6339 E., 2024/7931 K., 01.07.2024)
- Madde metni, kurumlarda bulunma halinin yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmadığını açıkça düzenlediğinden, bu hükmün yorum yoluyla genişletilmesi kabul edilmemektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2025/13320 E., 2025/17540 K., 16.12.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/13778 E., 2025/16437 K., 08.12.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/11342 E., 2025/15792 K., 01.12.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/12014 E., 2025/13921 K., 03.11.2025; 5. Hukuk Dairesi, 2025/9768 E., 2025/12837 K., 14.10.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Kurumda bulunma nedeniyle yerleşim yeri değiştiğini iddia eden taraf, kişinin kurum dışında gerçekten sürekli yaşam merkezi kurduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Kişinin kurumda bulunduğunu gösteren belgeler (kurum kaydı, yatış belgesi, öğrenci kaydı) kurum bulunma hâlinin varlığının ilk delilidir.
- Adres kayıt sistemindeki kayıt, yerleşim yerinin tespitinde karine niteliğinde değerlendirilir; kaydın karşı taraf tarafından çürütülmesi için kurum dışında fiili yerleşmenin ortaya konulması gerekir.
- Karşı taraf, kişinin kurumda bulunma nedeniyle yerleşim yerini değiştirmediğini ileri sürüyorsa bu savunmayı bulunma niteliğini ve süresini gösteren belgelerle ispatlar.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 4721 m.21: Yerleşim yerinin genel ölçütünü belirler; madde 22, bu genel ölçütün kurumlarda bulunma hali bakımından uygulanmamasını sağlayan istisna niteliğindedir.
- 4721 m.20: Yerleşim yerinin tekliği ve birden fazla yerleşim yeri konularını düzenler; madde 22 bu çerçevede kurumda bulunmanın yerleşim yeri sayılmasını engeller.
Konuda geçen kararlar
49 karar- Hukuk Genel Kurulu, 2023/615 E., 2025/217 K., 09.04.2025İlgili madde: m.14, m.15
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023İlgili madde: m.15
- Hukuk Genel Kurulu, 2021/922 E., 2023/548 K., 31.05.2023İlgili madde: m.14, m.15
- Hukuk Genel Kurulu, 2021/567 E., 2022/1586 K., 24.11.2022İlgili madde: m.18
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/1085 E., 2020/357 K., 09.06.2020İlgili madde: m.16
- Ceza Genel Kurulu, 2017/778 E., 2020/20 K., 23.01.2020İlgili madde: m.14
- Ceza Genel Kurulu, 2016/962 E., 2020/15 K., 21.01.2020İlgili madde: m.16
- Hukuk Genel Kurulu, 2015/3511 E., 2019/308 K., 14.03.2019İlgili madde: m.20
- Hukuk Genel Kurulu, 2015/2866 E., 2019/223 K., 28.02.2019İlgili madde: m.20
- Ceza Genel Kurulu, 2015/1184 E., 2018/614 K., 06.12.2018İlgili madde: m.17
Diğer 39 karar
- Ceza Genel Kurulu, 2015/1 E., 2018/5 K., 16.01.2018İlgili madde: m.16
- Ceza Genel Kurulu, 2012/1397 E., 2013/265 K., 28.05.2013İlgili madde: m.18
- 1. Ceza Dairesi, 2026/326 E., 2026/2306 K., 30.03.2026İlgili madde: m.17
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/14389 E., 2026/4305 K., 09.03.2026İlgili madde: m.21
- 10. Hukuk Dairesi, 2025/939 E., 2026/946 K., 05.02.2026İlgili madde: m.20
- 10. Hukuk Dairesi, 2025/257 E., 2026/139 K., 20.01.2026İlgili madde: m.20
- 10. Hukuk Dairesi, 2025/10960 E., 2025/17950 K., 24.12.2025İlgili madde: m.20
- 10. Hukuk Dairesi, 2025/11238 E., 2025/17978 K., 24.12.2025İlgili madde: m.20
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/13320 E., 2025/17540 K., 16.12.2025İlgili madde: m.22
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/13778 E., 2025/16437 K., 08.12.2025İlgili madde: m.22
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/11342 E., 2025/15792 K., 01.12.2025İlgili madde: m.22
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/12014 E., 2025/13921 K., 03.11.2025İlgili madde: m.22
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/9768 E., 2025/12837 K., 14.10.2025İlgili madde: m.22
- 7. Hukuk Dairesi, 2025/488 E., 2025/4256 K., 13.10.2025İlgili madde: m.17
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/5652 E., 2025/8739 K., 16.06.2025İlgili madde: m.21
- 8. Hukuk Dairesi, 2023/4790 E., 2025/4422 K., 03.06.2025İlgili madde: m.17
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/2921 E., 2025/7899 K., 20.05.2025İlgili madde: m.21
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/2916 E., 2025/5865 K., 22.04.2025İlgili madde: m.19
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/2652 E., 2025/5844 K., 22.04.2025İlgili madde: m.19
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/12848 E., 2025/4381 K., 07.04.2025İlgili madde: m.21
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/12054 E., 2025/4211 K., 27.03.2025İlgili madde: m.21
- 5. Hukuk Dairesi, 2025/2448 E., 2025/3843 K., 24.03.2025İlgili madde: m.21
- 2. Ceza Dairesi, 2024/13770 E., 2024/18589 K., 04.12.2024İlgili madde: m.18
- 5. Hukuk Dairesi, 2024/6339 E., 2024/7931 K., 01.07.2024İlgili madde: m.22
- 3. Hukuk Dairesi, 2023/1107 E., 2023/2896 K., 25.10.2023İlgili madde: m.15
- 1. Ceza Dairesi, 2023/3958 E., 2023/2752 K., 08.05.2023İlgili madde: m.17
- 3. Hukuk Dairesi, 2022/8507 E., 2023/1307 K., 04.05.2023İlgili madde: m.15
- 1. Ceza Dairesi, 2022/12631 E., 2022/10103 K., 19.12.2022İlgili madde: m.17
- 1. Ceza Dairesi, 2022/1428 E., 2022/3608 K., 16.05.2022İlgili madde: m.18
- 14. Ceza Dairesi, 2019/4360 E., 2020/333 K., 13.01.2020İlgili madde: m.18
- 14. Ceza Dairesi, 2013/1970 E., 2013/4971 K., 25.04.2013İlgili madde: m.18
- 10. Hukuk Dairesi, 2013/4563 E., 2013/7332 K., 10.04.2013İlgili madde: m.19
- Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/375 E., 2026/398 K., 11.05.2026İlgili madde: m.19
- Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/350 E., 2026/372 K., 04.05.2026İlgili madde: m.19
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2129 E., 2026/662 K., 09.04.2026İlgili madde: m.14, m.16
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/1488 E., 2026/145 K., 02.02.2026İlgili madde: m.16
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/514 E., 2025/1534 K., 26.09.2025İlgili madde: m.14, m.16
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/647 E., 2025/1102 K., 30.05.2025İlgili madde: m.19
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2023/1726 E., 2023/1820 K., 15.11.2023İlgili madde: m.14, m.15
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 2.1. Kişiler Hukuku Gerçek Kişiler bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış