Özel borç ilişkileri

Sona ermesi, kumar ve bahis

TBK m.598–606Borçlar Hukuku Özel Hükümler

Kısaca

TBK m.598, kefilin borcunun kanun gereği sona ermesini ve gerçek kişi kefilleri bakımından kefaletin kendiliğinden ortadan kalkmasını ve bu sürenin uzatılmasını düzenler. TBK m.599, gelecekte doğacak bir borca yapılan kefalette kefilin, borç doğmadan önce kefalet sözleşmesinden dönme hakkını ve dönmenin sonucunda alacaklıya karşı doğan zarar giderme sorumluluğunu düzenler. Süreli kefalette kefilin, kefalet süresinin bitiminde asıl borçtan kendiliğinden kurtulacağını düzenler.

Kapsam

Bu konu, Türk Borçlar Kanunu m.598–606 hükümlerini kapsar.

TBK m.598 — Kanun gereğince

Bu madde, kefilin borcunun kanun gereği sona ermesini ve gerçek kişi kefilleri bakımından kefaletin kendiliğinden ortadan kalkmasını ve bu sürenin uzatılmasını düzenler. Asıl borcun sona ermesiyle kefalet borcunun sona ermesi, borçlu ve kefil sıfatının aynı kişide birleşmesi halinde alacaklının kefaletten doğan özel yararlarının saklı kalması, gerçek kişi kefaletinin on yıllık azami süresi, bu sürenin dolmasından sonra takibe ilişkin sınır ve süre uzatımı kurallarını kapsar. Kefalet sözleşmesinin kuruluşu, şekli ve geçerlilik koşulları bu maddenin konusu değildir (m.583-584). Kefilin asıl borçludan rücu hakkı ile kefilin def'i ve savunma imkânları bu maddede düzenlenmez (m.593-600 ilgili hükümleri). Asıl borcun sona erme sebeplerinin genel düzenlemesi (ifa, ibra, takas vb.) bu maddede değil, borçların sona ermesine ilişkin hükümlerde yer alır (m.131 ve devamı). Kefilin zamanaşımı süresi de ayrı bir hükümdir ve bu maddede yer almaz.

Kanun gereğince: hangi kavramlar bilinmeli?

Kanun gereğince sona erme
Kefaletin, alacaklı ile kefil arasındaki bir işleme değil, doğrudan kanunun öngördüğü olaya bağlı olarak kendiliğinden ortadan kalkmasıdır. Asıl borcun herhangi bir sebeple sona ermesi bu olaydır.
Kefaletten doğan özel yararlar
Borçlu ile kefil sıfatının aynı kişide birleşmesi halinde alacaklının kefalet sayesinde sahip olduğu, kefalet borcunun sona erdiği kabul edilmeyerek korunan haklardır. Kefilin mirasçı olarak borçluyu da temsil etmesi bu hâlin tipik örneğidir.
On yıllık azami süre
Gerçek kişi tarafından verilen kefaletin, sözleşmenin kurulmasından itibaren kendiliğinden ortadan kalkacağı süredir. Kefalet daha uzun bir süre için verilmiş olsa da bu sınır geçerlidir.
Kefalet süresinin uzatılması
Kefalet süresinin en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azami on yıllık yeni bir dönem için uzatılmasıdır.
Takip edilebilirlik
Alacaklının kefile karşı icra veya dava yoluyla alacağını talep edebilme olanağıdır. Kefil ancak on yıllık sürenin dolmasına kadar takip edilebilir.

Kanun gereğince: hangi şartlar aranır?

  • Asıl borcun hangi sebeple olursa olsun sona ermiş olması gerekir; bu hâlde kefil de borcundan kurtulur.
  • Borçlu ile kefil sıfatı aynı kişide birleşmişse, alacaklının kefaletten doğan özel yararlarının bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir; bu yararlar varsa kefalet borcu sona ermez.
  • Kefilin gerçek kişi olması ve kefaletin on yıllık sürenin dolmasıyla kendiliğinden sona ermiş olması gerekir; bu süre sözleşmenin kurulmasından başlar.
  • Kefalet on yıldan uzun süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmemişse kefil yalnızca on yıllık süre dolana kadar takip edilebilir.
  • Süre uzatımı için en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmış bir açıklama bulunmalıdır.
  • Süre uzatımı için açıklamanın kefalet sözleşmesinin şekline uygun ve kefil tarafından yazılı olarak yapılmış olması gerekir.
  • Uzatılan süre, azami on yıl olarak belirlenmelidir.

Kanun gereğince: hangi sonuçları doğurur?

  • Asıl borç hangi sebeple olursa olsun sona erdiğinde kefil de borcundan kurtulur.
  • Borçlu ile kefil sıfatı aynı kişide birleşirse, alacaklının kefaletten doğan özel yararları saklı kalır ve kefalet borcu bu yararlar ölçüsünde varlığını sürdürür.
  • Gerçek kişi tarafından verilen kefalet, sözleşmenin kurulmasından on yıl geçtiğinde kendiliğinden ortadan kalkar.
  • On yıldan uzun süreli kefalet verilmiş olsa bile, uzatım veya yeni kefalet yoksa kefil yalnızca on yıllık süre dolana kadar takip edilebilir.
  • Süresi içinde ve şekline uygun yapılan uzatım açıklamasıyla kefalet, azami on yıllık yeni bir dönem için devam eder.
  • Süresinde veya şekline uygun olmadan yapılan uzatım açıklaması hüküm doğurmaz; kefalet on yıllık sürenin sonunda sona erer.
  • Uzatım, kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklama gerektirir; sözlü beyan uzatım için yeterli değildir.

Gerçek kişi kefili ile tüzel kişi kefili arasındaki fark nedir?

Gerçek kişi tarafından verilen kefalet, on yıl sonunda kendiliğinden sona erer ve takip sınırına tabidir.

Tüzel kişi tarafından verilen kefalet için bu maddedeki on yıllık kendiliğinden sona erme kuralı uygulanmaz; bu kefalet üçüncü fıkranın kapsamı dışındadır.

On yıllık azami süre ve süre uzatımı yalnızca gerçek kişi kefilleri bakımından geçerlidir.

Asıl borcun sona ermesi ile borçlu ile kefil sıfatının birleşmesi arasındaki fark nedir?

Asıl borç herhangi bir sebeple sona erdiğinde kefalet kendiliğinden biter.

Borçlu ile kefil sıfatı aynı kişide birleşirse kefalet borcu, alacaklının kefaletten doğan özel yararları saklı kalacak biçimde varlığını korur.

Birleşme hâlinde kefalet borcunun tamamen sona ermesi değil, alacaklının korunması amacıyla sınırlı devamı söz konusu olur.

On yıllık sürenin dolması ile takip sınırı arasındaki fark nedir?

Kefalet sözleşmesinin kurulmasından on yıl geçtiğinde kefalet kendiliğinden ortadan kalkar.

On yıldan uzun süreli kefalet, uzatım veya yeni kefalet yoksa yalnızca on yıl dolana kadar takip edilebilir.

Süre dolmadan başlatılmış takip hakkı korunur; süre dolduktan sonra kefil takip edilemez.

Süre uzatımı ile yeni kefalet arasındaki fark nedir?

Süre uzatımı, kefilin yazılı açıklamasıyla ve en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılır.

Yeni kefalet verilmesi, uzatımdan ayrı bir işlemdir ve uzatım şartlarına bağlı değildir.

Uzatım için bir yıl önceki zaman sınırı ve yazılı şekil aranır; yeni kefalet ise ayrı bir sözleşme olarak kurulur.

Kanun gereğince: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • On yıllık sürenin başlangıcını asıl borcun doğumu veya temerrüt tarihi olarak almak; süre sözleşmenin kurulmasından itibaren işler.
  • Kefalet süresinin uzatımını sözlü beyanla yeterli saymak; uzatım kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklama gerektirir.
  • Uzatım açıklamasını en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmamış olduğu hâlde geçerli saymak.
  • Borçlu ile kefil sıfatının birleşmesini gördüğünde kefaletin tamamen sona erdiğini kabul etmek; alacaklının kefaletten doğan özel yararları saklı kalır.
  • Tüzel kişi kefilleri için de on yıllık kendiliğinden sona erme kuralını uygulamak; bu sınır yalnızca gerçek kişi kefilleri için geçerlidir.
  • On yıldan uzun süreli kefalette süre dolmadan başlatılan takibin sonradan da sürdürülebileceğini unutmak; takip süre içinde başlatılmış olmalıdır.
  • Yeni bir kefalet verilmesini süre uzatımıyla karıştırmak; yeni kefalet ayrı bir sözleşmedir ve uzatım şartlarına bağlı değildir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kefalet süresinin on yıl hesabında başlangıç olarak kefalet sözleşmesinin kurulma tarihi alınmaktadır, asıl borcun doğum veya temerrüt tarihi esas alınmamaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/506 E., 2019/331 K., 06.03.2019; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/421 E., 2019/131 K., 30.01.2019)
  • Kefalet sözleşmesi 01.07.2012 tarihinden önce kurulmuş olsa da, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükten kalkmasıyla birlikte 6098 sayılı Kanun'un bu maddesinin on yıllık sınırı uygulanmaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/1520 E., 2026/601 K., 08.05.2026)
  • Takip tarihinin on yıllık süre içinde olup olmadığı, sözleşme tarihinden değil takip tarihinden değil, kefalet sözleşmesinin kurulmasından hesaplanmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2020/1246 E., 2023/371 K., 06.04.2023)
  • Kefilin ileri sürdüğü on yıllık süre savunmasında, kefalet sözleşmesinin kurulma tarihinin ispatı ve buna göre sürenin dolup dolmadığının tespiti önemli görülmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2017/4278 E., 2020/1052 K., 11.06.2020)
  • Kefalet süresinin uzatıldığı iddiası, yazılı ve kefil tarafından imzalanmış bir açıklamaya dayanmadığı sürece kabul edilmemektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2020/194 E., 2021/52 K., 21.01.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Kefalet sözleşmesinin kurulma tarihini ileri süren taraf, bu tarihi kefalet sözleşmesiyle ispatlar; on yıllık süre savunmasını yapan kefil bakımından da bu tarih belgeyle ortaya konulmalıdır.
  • Takibin kefile karşı on yıllık süre içinde başlatıldığını ileri süren alacaklı, takip tarihini icra dosyası ile ispatlar.
  • Süre uzatımının yapıldığını ileri süren alacaklı, uzatım açıklamasının kefil tarafından yazılı olarak yapıldığını ve en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce gerçekleştiğini belgeyle ispatlar.
  • Asıl borcun sona erdiğini ileri süren kefil, bu sona ermeyi ödeme, ibra veya benzeri bir belgeyle ispatlar; alacaklı ise birleşme nedeniyle kefaletten doğan özel yararların saklı kaldığını ileri sürerek karşı savunmada bulunur.
  • Borçlu ile kefil sıfatının birleşmesini ileri süren taraf, bu birleşmeyi mirasçılık belgesi gibi resmi belgelerle ispatlar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 818 sayılı Borçlar Kanunu m.492: Bu maddenin ilk fıkrasının karşılığıdır; asıl borcun sona ermesiyle kefaletin sona ermesi kuralı aynen korunmuştur.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.131: Borcun sona ermesinin etkisini düzenler; asıl borcun sona ermesiyle fer'i borçların da sona ereceği genel kuralını verir.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.583: Kefalet sözleşmesinin kuruluşu ve kefilin şekil koşullarıyla ilgilidir; uzatım açıklamasının şekli bu hükümle bağlantılıdır.

TBK m.599 — Kefaletten dönme

Bu madde, gelecekte doğacak bir borca yapılan kefalette kefilin, borç doğmadan önce kefalet sözleşmesinden dönme hakkını ve dönmenin sonucunda alacaklıya karşı doğan zarar giderme sorumluluğunu düzenler. Dönme hakkının iki koşulu vardır: borçlunun borç doğmadan önceki mali durumunun sözleşmeden sonra önemli ölçüde bozulması ve mali durumunun kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğunun ortaya çıkması. Madde yalnızca gelecekte doğacak borçlara yapılan kefaleti kapsar; borcu zaten doğmuş olan kefalette dönme hakkı tanınmaz. Maddenin uygulanması, kefilin dönme beyanının alacaklıya yazılı bildirimle yapılmasını da gerektirir. Kefaletin süreli ya da süresiz olmasının sonuçları, kefaletin sona ermesi ve ihbar süreleri bu maddede düzenlenmez (m.600, m.601, m.602). Asıl borçlunun kefili borçtan kurtarma yükümlülüğü ile kefilin ihtiyati teminat talep hakkı bu maddede yer almaz (m.595). Kefilin ödeme sonrası rücu hakkı da bu maddenin konusu değildir (m.596 ve devamı). Kefalet sözleşmesinin iptali ve genel irade sakatlıkları ise genel hükümlerde yer alır (m.31, m.32).

Kefaletten dönme: hangi kavramlar bilinmeli?

Gelecekte doğacak borca kefalet
Henüz doğmamış ya da ileride doğacak bir borç için verilen kefalet türüdür. Madde yalnızca bu tür kefalete uygulanır; borcu doğmuş bir borca verilen kefalette dönme hakkı yoktur.
Dönme (kefaletten dönme)
Kefilin yenilik doğuran tek taraflı bir beyanla kefalet sözleşmesini geçmişe etkili olarak sona erdirmesidir. Alacaklının kabulüne ya da mahkeme kararına gerek yoktur; beyan alacaklıya ulaştığında sonuç doğar.
Mali durumun önemli ölçüde bozulması
Borçlunun, borç doğmadan önce, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra malvarlığı ve ödeme gücünün ciddi biçimde azalmasıdır. Bozulmanın kefilin dönme hakkı doğuracak ölçüde önemli olması gerekir.
İyiniyetle varsayım
Kefilin kefalet sırasında borçlunun mali durumu hakkında dürüstçe ve makul olarak edindiği kanaattir. Gerçek durumun bu kanaatten çok daha kötü çıkması, kefili dönme hakkına kavuşturur.
Menfi zarar (güven zararı)
Alacaklının kefalete güvendiği için uğradığı zarardır. Sözleşmenin geçerli kurulacağına güvenen tarafın, güvenin boşa çıkması nedeniyle katlandığı zararı kapsar; sözleşmenin ifasından beklenen yararı kapsamaz.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kefaletten dönme beyanı, borç doğmadan yapılmadığı sürece sonuç doğurmaz; borç doğduktan sonraki dönme beyanları bu maddeye dayanılarak kabul edilmemektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/1534 E., 2025/275 K., 06.03.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2020/2276 E., 2023/1407 K., 14.12.2023)
  • Dönme sebebi olarak ileri sürülen olguların mali durumla ilgili olması gerekir; mali durum dışındaki bir sebebe dayanılan bildirimin m.599 kapsamında değerlendirilmediği görülmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/383 E., 2025/1398 K., 13.10.2025)
  • Bildirim ile kefalet sınırının ek sözleşmeye yayılması gibi kapsam sorunlarında, kefilin hangi borçlardan sorumlu olduğu sözleşme metninden belirlenmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/1961 E., 2025/2352 K., 17.11.2025)
  • Kefalet sözleşmesi uyarınca doğan alacağa ilişkin davalarda, kefilin dönme beyanının borç doğmadan önce yapılıp yapılmadığı önemli bir ayrım noktası olarak incelenmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2022/604 E., 2024/1764 K., 04.12.2024)

TBK m.600 — Süreli kefalette

Süreli kefalette kefilin, kefalet süresinin bitiminde asıl borçtan kendiliğinden kurtulacağını düzenler. Süreli kefaletin sona ermesinin hukuki sonucunu belirler. Maddeye göre kefil, sürenin dolmasından sonra alacaklıya karşı ayrıca bir işlem yapmadan borç sorumluluğundan çıkar. Hüküm, kefalet süresi belirlenmiş kefalet ilişkileri bakımından uygulanır. Süresiz kefaletteki takip süresi ve bir aylık hak düşürücü süre (m.601) bu maddenin konusu değildir. Gerçek kişi kefaletinin on yılla sınırlanması (m.598), kefaletin uzatılması ve yeniden kefalet (m.598) ile kefilin çalışanlara ilişkin fesih hakkı (m.602) bu maddede düzenlenmez. Süre içinde doğan borçlardan sorumluluk ve rücu süreleri ayrı hükümlere tabidir.

Süreli kefalette: hangi kavramlar bilinmeli?

Süreli kefalet
Kefilin sorumluluğunun belirli bir sürenin sonuna bağlandığı kefalet türüdür. Süre taraflarca kefalet sözleşmesinde belirlenmiş olmalıdır.
Kefalet süresinin sonu
Kefilin sorumluluğunun kendiliğinden sona ereceği andır. Bu andan sonra alacaklının kefile karşı ayrı bir fesih ya da bildirim yapmasına gerek yoktur.
Süresiz kefalet
Kefalet süresinin belirlenmediği kefalet türüdür. Bu türde sona erme m.601 kapsamında asıl borcun muaccel olmasıyla birlikte işler ve bu madde uygulanmaz.

Süreli kefalette: hangi şartlar aranır?

  • Kefalet sözleşmesinde belirli bir süre kararlaştırılmış olmalıdır; süre belirli bir tarihle ya da belirlenebilir bir olayla sınırlanmış olmalıdır.
  • Kefalet sözleşmesinin kurulmasının ardından bu süre dolmuş olmalıdır.
  • Kefilin sorumluluğunu uzatan bir kefalet yenilemesi, uzatma sözleşmesi ya da yeni kefalet bulunmamalıdır.
  • Kefil, süre sonunda borçtan kurtulmak için ayrıca ihbar veya fesih bildirimi yapmak zorunda değildir.

Süreli kefalette: hangi sonuçları doğurur?

  • Kefalet süresi dolduğunda kefil, asıl borca ilişkin sorumluluğundan kendiliğinden kurtulur.
  • Süre dolmadan doğmuş ve kefalet süresi içinde muaccel olmuş borçlar için kefil, bu madde uyarınca sorumluluktan çıkmaz; sürenin dolması, süre içinde doğmuş alacağın takibini engellemez.
  • Süre dolduktan sonra alacaklı kefile karşı dava açarsa, kefil kurtulma def'ini ileri sürer.
  • Kefilin sorumluluğu bakımından sürenin uzatılması, yenilenmesi ya da yeni kefalet sözleşmesi yapılması hâlinde kurtulma gerçekleşmez.
  • Hüküm sürelidir ve kefil lehinedir; sözleşmeyle kefilin aleyhine değiştirilmesi, kefilin sorumluluğunu sürenin ötesine uzatması mümkün değildir.

Süreli kefalet ile süresiz kefalet arasındaki fark nedir?

Süreli kefalette sorumluluk kefalet süresinin dolmasıyla kendiliğinden sona erer. Kefil süre dolduğu anda borçtan kurtulur.

Süresiz kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca m.601 uyarınca alacaklıdan dava ve takip hakkını kullanmasını isteyebilir. Bu istek yerine getirilmezse kefil borçtan kurtulur.

Süresi belirli kefilin sorumluluğu sürenin sonunda kendiliğinden biter. Süresiz kefilde ise alacaklının takip yükümlülüğü ve bir aylık süre söz konusudur.

Eski hukuk (BK m.493) ile yeni hukuk (TBK m.600) arasındaki fark nedir?

Eski düzende süre dolduktan sonra alacaklının bir ay içinde takibe geçmesi gerekiyordu; geç kalınırsa kefil kurtuluyordu.

Yeni düzende süre dolduğu anda kefil kendiliğinden borçtan kurtulur; ayrıca bir ay içinde takip şartı aranmaz.

Kefilin lehine değişiklik yapılmıştır. Eski döneme ait kefalet ilişkilerinde hangi hükmün uygulanacağı geçiş hükümlerine göre belirlenir.

Süreli kefalette: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Süreli kefaleti süresiz kefalet gibi değerlendirip sürenin dolmasından sonra bir aylık takip süresini aramak; süreli kefalette bu süre aranmaz.
  • Sürenin dolmasını yeterli görüp, süre içinde doğmuş ve kefalet süresi içinde muaccel olmuş borçların da kefili kurtardığını sanmak.
  • Süreyi uzatan yazılı açıklama ya da yeni kefalet bulunup bulunmadığını kontrol etmeden kefilin kurtulduğunu kabul etmek.
  • Eski BK m.493'e göre yapılan bir aylık takip kuralını yeni hukuka aktararak uygulamak; yeni düzende bu koşul yoktur.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Süreli kefalette sürenin dolmasıyla kefilin borçtan kurtulacağı, bu sonucun kendiliğinden doğduğu kabul edilmektedir. (6. Hukuk Dairesi, 2015/6560 E., 2016/2185 K., 21.03.2016)
  • Kefilin kurtuluşunun gerçekleşmesi için alacaklının ayrıca bir dava veya takip açmasının gerekmediği yönünde yerleşik bir yaklaşım bulunmaktadır. (3. Hukuk Dairesi, 2017/3083 E., 2018/5791 K., 24.05.2018; 6. Hukuk Dairesi, 2015/6560 E., 2016/2185 K., 21.03.2016)
  • Bir kararda davacı kefilin sorumluluğu sürenin dolmasına dayandırılarak değerlendirilmiştir; m.600'ün kendiliğinden kurtulma sonucu uygulama bakımından önemlidir. (3. Hukuk Dairesi, 2017/3083 E., 2018/5791 K., 24.05.2018)

Nasıl ispat edilir?

  • Kefalet süresinin belirli olduğunu ve dolduğunu ileri süren kefil, kefalet senedi ya da sözleşme metni ile bu süreyi ispatlar.
  • Süreyi uzatan bir yazılı açıklama, yeni kefalet sözleşmesi ya da yenileme belgesi bulunduğunu ileri süren alacaklı, bu belgeyi ortaya koyarak sorumluluğun devam ettiğini ispatlar.
  • Kefil, süre içinde doğan borç için sorumluluğunun devam ettiğini savunan alacaklıya karşı, borcun süre içinde doğup doğmadığını belgelerle gösterir; borcun süre içinde doğduğunu ileri süren alacaklı bunu ispatlamakla yükümlüdür.
  • Sözleşmede süre belirtilmemişse, kefil süreli kefalet savunmasını yapamaz; bu durumda süresiz kefalet hükümleri (m.601) gündeme gelir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.601: Süresiz kefalette takip ve dava hakkını ve bir aylık süreyi düzenler. Bu madde süreli kefaletin sonunu belirlerken m.601 süresiz kefaleti ayırır.
  • 6098 sayılı Kanun m.598: Gerçek kişi kefaletinde on yıllık sınırı, kefaletin uzatılmasını ve yeni kefalet şartlarını düzenler. Süreli kefaletin uzatılması durumunda m.600'ün sonucunu değiştirir.
  • 6098 sayılı Kanun m.602: Çalışanlara süresiz kefalette kefilin fesih hakkını düzenler. Süreli kefalet için m.600 uygulanır, süresiz çalışan kefaleti için m.602 ayrıca uygulanır.

TBK m.601 — Süreli olmayan kefalette

Madde, süreli olmayan kefalette kefilin asıl borç muaccel olduğunda alacaklıya karşı kullanabileceği istem haklarını düzenler. Adi kefalette bu istem her zaman, müteselsil kefalette kanunun öngördüğü hâllerde yapılabilir. Borcun alacaklının borçluya yapacağı bildirimle muaccel olacağı hâlde kefilin bildirimin yapılmasını isteme hakkını ve alacaklının bu istemleri yerine getirmemesinin sonucunu da düzenler. Kefaletin sona ermesinin diğer halleri, yani asıl borcun sona ermesi, on yıllık süre, süreli kefalette sürenin dolması ve çalışanlara kefalet (m.598, m.600, m.602), bu maddenin kapsamı dışındadır. Kefilin ödeme sonrası rücu hakkı ve bildirim yükümlülüğü (m.599 ve ilgili hükümler) ile kefalete güvenen alacaklının zararı, bu maddede değil kefalet sözleşmesinin genel hükümlerinde yer alır. Kefilin rücu ve sebepsiz zenginleşme davası da bu maddenin konusu değildir.

Süreli olmayan kefalette: hangi kavramlar bilinmeli?

Süreli olmayan kefalet
Kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun bir süreye bağlanmadığı kefalet türüdür. Bu türde kefilin sorumluluğu, asıl borcun muaccel olmasına ve kefilin bu maddede öngörülen istemlerine bağlanır.
Muaccel olma
Borcun ödenmesinin istenebilir hale gelmesidir. Bu madde bakımından kefilin istem hakkı asıl borç muaccel olunca doğar.
Adi kefalet ve müteselsil kefalet
Kefilin borçlu ile birlikte sorumlu olup olmadığına göre ayrılan iki kefalet türüdür. Adi kefalette istem hakkı her zaman kullanılabilirken, müteselsil kefalette kanunun öngördüğü hâllerle sınırlıdır.
Bildirim sonucunda muaccel olan borç
Muaccel olması için alacaklının borçluya bildirimde bulunması gereken borçtur. Bu tür borçta kefilin istem hakkı, kefalet sözleşmesinin kurulmasından bir yıl sonra doğar.
Rehnin paraya çevrilmesi
Asıl borç için verilmiş rehnin satış yoluyla paraya dönüştürülmesidir. Varsa kefilin istemine konu olabilir ve takibin bu yoldan başlatılmasını ifade eder.

Süreli olmayan kefalette: hangi şartlar aranır?

  • Kefalet sözleşmesinin süreli olmayan kefalet olarak kurulmuş olması gerekir.
  • Asıl borcun muaccel olması gerekir; bildirime bağlı borçlarda bu muaccelliğin bildirimle gerçekleşmesi ve kefalet sözleşmesinin kurulmasından bir yıl geçmiş olması gerekir.
  • Adi kefalette kefilin istemi her zaman yapılabilir; müteselsil kefalette ise kanunun öngördüğü hâllerin varlığı aranmalıdır.
  • Kefil, alacaklının bir aylık süre içinde borçlu aleyhine dava açmasını ve icra takibi başlatmasını, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini isteyebilmelidir.
  • Bildirime bağlı muaccel borçta kefil, alacaklıdan bildirimi yapmasını ve borç muaccel olunca yukarıdaki istemleri yerine getirmesini talep etmelidir.
  • Alacaklı kefilin bu istemlerini yerine getirmemiş olmalıdır.

Süreli olmayan kefalette: hangi sonuçları doğurur?

  • Adi kefalette asıl borç muaccel olunca kefil, alacaklıdan dava ve takip haklarını kullanmasını her zaman isteyebilir.
  • Müteselsil kefalette kefil, kanunun öngördüğü hâllerde aynı istemde bulunabilir.
  • Alacaklı, kefilin istemi üzerine bir ay içinde borçluya karşı dava açar veya takibe geçer ve takibe ara vermeden devam ederse kefalet sürer.
  • Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse kefil borcundan kurtulur.
  • Bildirime bağlı muaccel olacak borçta kefil, sözleşmenin kurulmasından bir yıl sonra bildirim yapılmasını isteyebilir.
  • Bildirim yapıldıktan sonra borç muaccel olursa kefil, yukarıdaki istemleri kullanabilir.
  • Madde kefilin kefaletten kurtulmasının kanuni bir sonucunu düzenler; alacaklı kefilin istemi üzerine takibe geçerse kefalet sona ermez.

Adi kefalet ile müteselsil kefalet arasındaki fark nedir?

Adi kefalette kefil, asıl borç muaccel olduktan sonra her zaman istemde bulunabilir.

Müteselsil kefalette istem hakkı kanunun öngördüğü hâllerle sınırlıdır.

Müteselsil kefil, istem hakkını kullanabilmek için kanunda öngörülen bir hâlin varlığını ispatlamak zorundadır.

Doğrudan muaccel olan borç ile bildirimle muaccel olacak borç arasındaki fark nedir?

Asıl borç vadeye bağlıysa kefil, muaccelliğin gerçekleşmesi üzerine istemde bulunur.

Asıl borç alacaklının borçluya yapacağı bildirimle muaccel oluyorsa kefil, önce bildirimin yapılmasını ister.

Bildirime bağlı borçta kefilin istem hakkı, kefalet sözleşmesinden bir yıl sonra doğar; bu süreden önce bildirim talebi yapılamaz.

Süreli olmayan kefalette: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Süreli olmayan kefaleti süreli kefalet gibi değerlendirip sürenin dolmasıyla kefilin kurtulacağını saymak; bu durumda m.600 uygulanır.
  • Müteselsil kefalette de her zaman istem yapılabileceğini düşünmek; bu türde kanunun öngördüğü hâller aranmalıdır.
  • Bildirime bağlı muaccel borçta kefalet sözleşmesinin kurulmasından bir yıl geçmeden istem yapılabileceğini sanmak.
  • Alacaklının bir ay içindeki takip yükümlülüğünü, kefilin ihtarının gönderilmesiyle yerine getirilmiş saymak; yükümlülük takibin fiilen başlatılmasıdır.
  • Kefilin borçtan kurtulmasını alacaklının takip yapmamasının dışında ek bir bildirim şartına bağlamak; metinde ek bildirim aranmamaktadır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargı kararlarında, alacaklının kefilin istemine rağmen bir ay içinde takibe geçmemesi hâlinde kefilin borçtan kurtulacağı, istemin yazılı bir ihtarla yapılmasının uygulamada önem kazandığı kabul edilmektedir. (11. Hukuk Dairesi, 2023/6084 E., 2023/6648 K., 20.11.2023)
  • Kefilin bu maddeye dayanarak borçtan kurtulmasının, alacaklının süre içinde takip yapmamasına bağlı olduğu ve bu hakkın fesih veya ihtar yoluyla kullanılabildiği kabul edilmektedir. (11. Hukuk Dairesi, 2021/7228 E., 2023/1894 K., 28.03.2023)
  • Mahkemelerin, kefalet sözleşmesinin içeriğinde süreli olmayan kefalet olup olmadığını belirlerken sözleşme metnine ve tarafların iradesine bakması gerektiği kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/164 E., 2022/87 K., 27.01.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Kefilin istemde bulunduğunu ve bu istemin alacaklıya ulaştığını ispat yükü kefildedir; bu ispat için yazılı ihtarname veya noter ihbarı gibi belgeler kullanılır.
  • Asıl borcun muaccel olduğunu ispat yükü kefili talep eden tarafta olup, bu ispat için sözleşme, vade veya bildirim belgeleri kullanılır.
  • Alacaklının bir ay içinde takibe geçtiğini veya istemleri yerine getirmediğini ispat yükü, kefilin borçtan kurtulduğunu ileri süren kefildedir; bu ispat için icra dosyası kaydı ve dava dosyası kullanılır.
  • Müteselsil kefalette kanunun öngördüğü hâlin varlığını ispat yükü kefildedir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.598: Gerçek kişi tarafından verilen kefaletin on yıl sonra kendiliğinden sona ermesini düzenler; bu maddedeki istemlerin süreli olmayan kefalet için ayrı bir sona erme yolu olduğunu gösterir.
  • 6098 sayılı Kanun m.600: Belirli süreli kefalette sürenin sonunda kefilin kurtulmasını düzenler; bu madde ile süreli olmayan kefalet arasındaki ayrımı belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.602: Çalışanlara süreli olmayan kefalette fesih yoluyla sona ermeyi düzenler; bu madde ile m.601 arasında kefalet türüne göre ayrım yapar.
  • 6098 sayılı Kanun m.599: Kefilin ödeme ve bildirim yükümlülüğü ile alacaklının zararına ilişkin hükümler içerir; m.601'in kapsamı dışında kalan rücu ve zarar boyutunu belirler.

TBK m.602 — Çalışanlara kefalette

Madde, süreli olmayan kefaletde çalışanlar bakımından kefilin sözleşmeyi feshetme hakkını ve bu feshin sonucunu düzenler. Kefil, her üç yılda bir kullanabileceği bir fesih bildirimiyle, kefaletin ileriye etkili olarak sona ermesini sağlayabilir. Uygulama alanı, çalışanlar lehine süreli olmayan kefalet ilişkileridir. Madde süreli kefaleti düzenlemez (m.601 ve ilgili hükümler). Kefilin asıl borç muaccel olduğunda alacaklıdan dava ve takip talep etmesini (m.602'nin dayandığı m.601), kefaletin genel sona erme hallerini (m.598) ve kefilin ödeme sonrası rücu ve bildirim yükümlerini (m.596-597) bu maddede aramak gerekmez.

Çalışanlara kefalette: hangi kavramlar bilinmeli?

Çalışanlara süreli olmayan kefalet
Kefilin, alacaklının bir çalışanının göreve aykırı davranışlarından doğacak zararı güvence altına almak için verdiği, süresi kararlaştırılmamış kefalet türüdür. Kefaletin bu özel türü için madde ayrı bir fesih hakkı tanır.
Fesih bildirimi
Kefilin sözleşmeyi sona erdirme iradesini alacaklıya karşı açıklamasıdır. Madde metninde dönme değil fesih söz konusudur; bildirim geriye değil geleceğe etkili sonuç doğurur.
Ertesi yılın sonu
Feshin hukuki etkisinin doğduğu andır. Bildirim hangi tarihte yapılmış olursa olsun, bildirimin yapıldığı yılı izleyen yılın sonunda kefalet sona erer.

Çalışanlara kefalette: hangi şartlar aranır?

  • Kefaletin süreli olmayan kefalet olması gerekir; süreli kefalette bu fesih yolu kullanılamaz.
  • Kefaletin çalışanlar bakımından, yani alacaklının bir çalışanının davranışları için verilmiş olması gerekir.
  • Kefilin, alacaklıya karşı sözleşmeyi feshettiğini açıkça bildirmesi gerekir.
  • Fesih hakkı her üç yılda bir kullanılabilir; iki fesih bildirimi arasında üç yıllık bir aralık bulunmalıdır.
  • Fesih, bildirimin yapıldığı yılı izleyen yılın sonunda geçerli olur; bu tarihe kadar kefil sorumluluğunu sürdürür.

Çalışanlara kefalette: hangi sonuçları doğurur?

  • Kefil, her üç yılda bir sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğinde kefalet, bildirimin yapıldığı yılı izleyen yılın sonunda ileriye etkili olarak sona erer.
  • Fesih bildirimi yapıldıktan sonra, ertesi yılın sonuna kadar doğan asıl borç ilişkisinden kefil sorumlu kalmaya devam eder.
  • Üç yıllık süre dolmadan yapılan yeni bir fesih bildirimi, bu maddeye dayanarak hüküm doğurmaz.
  • Kefil fesih hakkını kullanmamışsa kefalet süreli olmayan kefalet olarak sürer; kefil fesih bildirimi ile sorumluluktan kurtulmak zorundadır.

Çalışanlara süreli olmayan kefalet ile diğer süreli olmayan kefalet arasındaki fark nedir?

Alacaklının bir çalışanı için verilen süreli olmayan kefalet; bu madde uygulanır ve kefile üç yılda bir fesih hakkı tanınır.

Çalışan dışındaki bir kişi için verilen süreli olmayan kefalet; bu hükme göre fesih yolu bulunmaz.

Kefil ancak çalışan kefaletinde bu maddedeki fesih hakkını kullanabilir; diğer süreli olmayan kefalette genel hükümler (m.598) geçerlidir.

Fesih ile dönme arasındaki fark nedir?

Bu maddedeki fesih, sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirir.

Dönme, sözleşmeyi geçmişe etkili ortadan kaldırmayı amaçlar.

Kefil fesih bildirimi yaptığında, bildirim tarihi ile sona erme tarihi arasında doğan borçlardan sorumlu kalır; dönme sonucu bu sorumluluk aynı şekilde doğmaz.

Kefilin feshi ile asıl borçlunun ya da alacaklının feshi arasındaki fark nedir?

Kefil, bu maddeye dayanarak sözleşmeyi kendi iradesiyle sona erdirir.

Asıl borcun sona ermesi ya da alacaklının bildirimle muaccelliği sağlaması başka bir hukuki olaydır.

Kefil fesih bildirimi yapmadan asıl borç muaccel olursa, muaccellik üzerine takip ve dava haklarını m.601 yoluyla kullanabilir; bu fesih hakkının yerini tutmaz.

Çalışanlara kefalette: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Fesih bildiriminin hemen sonuç doğurduğunu saymak; oysa sonuç bildirimin yapıldığı yılı izleyen yılın sonunda doğar.
  • Fesih ile dönmeyi karıştırmak; fesih ileriye etkilidir, geçmişe dönük sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
  • Üç yıl kuralını her fesih bildirimi için ayrı bir hak gibi uygulamak; hak her üç yılda bir yeniden kullanılabilir, aralık kuralı ihlal edilmemelidir.
  • Her süreli kefalete bu maddeyi uygulamak; madde yalnızca süreli olmayan çalışan kefaletini kapsar.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kefil fesih bildiriminin ileriye etkili olduğunu, geçmişe dönük sorumluluğu ortadan kaldırmadığını kabul etmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/164 E., 2022/87 K., 27.01.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Fesih hakkını kullanan kefil, bildirimin alacaklıya yapıldığını ve tarihini ispatlamakla yükümlüdür; bildirimin yazılı yapılması ispat açısından önemlidir.
  • Kefil, son fesih bildiriminden bu yana üç yılın geçtiğini ileri sürüyorsa bunu ispatlamalıdır; alacaklı ise erken bildirim savunmasını yapabilir.
  • Kefaletin çalışanlar için verildiğini ve sözleşmenin süreli olmadığını ileri süren taraf, bu niteliği belgelerle göstermelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.601: Asıl borç muaccel olduğunda kefilin alacaklıdan dava ve takip talep etme hakkını düzenler. Fesih hakkı ile birlikte kefilin korunmasına hizmet eder, ancak fesih bildirimi yerine geçmez.
  • 6098 sayılı Kanun m.598: Kefaletin süresi ve sona erme hallerini düzenler. Süreli olmayan kefalette on yıl sınırı bu maddeyle ilişkilidir; fesih sonucu kefil sorumluluğu bu sınırın içinde kalır.

TBK m.603 — Uygulama alanı

Madde, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin, gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanmasını düzenler. Uygulama alanı kefalet dışındaki güvence sözleşmelerine genişletilmiştir. Madde, kefaletin tanımını, kefalet sözleşmesinin kurulma koşullarını, kefil sorumluluğunun kapsamını ve kefaletin sona ermesini düzenlemez (m.581-602). Maddenin metni, kişisel güvence niteliği taşımayan sözleşmeleri, tüzel kişilerin verdiği güvenceleri ve kefaletin dışındaki borca katılma veya borç üstlenme ilişkilerinin tamamını kapsamaz; bu hükümlerin hangi sözleşmeye uygulanacağı ayrıca yorumla belirlenir.

Uygulama alanı: hangi kavramlar bilinmeli?

Kişisel güvence
Bir borcun ödenmesi için borçlu dışında bir gerçek kişinin kendi malvarlığı ile sorumlu kılınmasını sağlayan işlem. Maddenin uygulanabilmesi için sözleşmenin bu niteliği taşıması gerekir.
Başka ad altında yapılan sözleşme
Taraflarca kefalet adı verilmeyen, ancak işlevi bakımından kefalete benzeyen sözleşme. Adı önemli değildir; belirleyici olan kişisel güvence sağlama amacı ve sonucudur.
Kefil olma ehliyeti
Gerçek kişinin kefil sıfatıyla bağlanabilmesi için gereken ehliyet. Maddeye göre bu ehliyet kuralı, kefalete benzer sözleşmelerde de aranır.
Eşin rızası
Evli kişinin kefil olması veya kefalete benzer bir güvence vermesi için eşinin onayının alınması. Bu rızanın koşulları ve şekli kefalet hükümlerinden belirlenir.
Şekil
Kefaletin geçerlilik için aranan yazılılık gibi biçim koşulu. Maddeye göre bu koşul kefalete benzer sözleşmelere de uygulanır.

Uygulama alanı: hangi şartlar aranır?

  • Sözleşmenin gerçek kişilerce yapılmış olması gerekir; tüzel kişinin taraf olduğu güvence bu hükmün kapsamında değildir.
  • Sözleşmenin kefalet adı altında değil, başka bir ad altında yapılmış olması gerekir; adın kefalet olmaması hükmün uygulanmasını engellemez.
  • Sözleşmenin kişisel güvence verilmesine ilişkin olması, yani bir borç için borçlu dışındaki gerçek kişinin malvarlığıyla sorumlu tutulması gerekir.
  • Hükmün uygulanabilmesi için sözleşmenin kefalete benzer işlevi taşıması, yani kefalet hükümlerinin korumasının gerektiği bir durumun bulunması gerekir.
  • Kefaletin şekline ilişkin hükümler, bu koşullar gerçekleşince sözleşmeye uygulanır.
  • Kefil olma ehliyetine ilişkin hükümler, bu koşullar gerçekleşince sözleşmeye uygulanır.
  • Eşin rızasına ilişkin hükümler, güvence veren gerçek kişi evli ise uygulanır.

Uygulama alanı: hangi sonuçları doğurur?

  • Başka ad altında yapılan kişisel güvence sözleşmesi, kefaletin şekline ilişkin hükümlere tabi olur; kefalet için aranan yazılı şekle uyulmamışsa sözleşme geçersiz kalır.
  • Güvence veren gerçek kişinin kefil olma ehliyeti, kefalet hükümlerine göre belirlenir.
  • Güvence veren evli ise eşin rızası aranır; rıza alınmamışsa ilgili koruma sonuçları doğar.
  • Sözleşme kişisel güvence niteliği taşımıyorsa bu hükümler uygulanmaz ve sözleşme genel hükümlere göre değerlendirilir.
  • Maddenin sonucu, sözleşmeye farklı bir ad verilmesinin tek başına kefalet hükümlerinden kaçmayı sağlamamasıdır.

Kefalet ile başka ad altında kişisel güvence arasındaki fark nedir?

Adı açıkça kefalet olan sözleşme doğrudan kefalet hükümlerine tabidir.

Adı kefalet olmayan ancak kişisel güvence işlevi gören sözleşme, m.603 yoluyla kefalet hükümlerine bağlanır.

Taraflar sözleşmeye farklı bir ad vererek kefalet hükümlerinden kaçamaz; şekil, ehliyet ve eşin rızası kuralları yine uygulanır.

Gerçek kişi ile tüzel kişi güvencesi arasındaki fark nedir?

Güvence veren gerçek kişi ise madde uygulanır.

Güvence veren tüzel kişi ise madde metni ona uygulanmaz.

Tüzel kişinin verdiği güvence için kefalete benzer koruma hükümleri bu madde yoluyla uygulanmaz.

Evli güvence veren ile bekâr güvence veren arasındaki fark nedir?

Güvence veren gerçek kişi evli ise eşin rızası aranır.

Güvence veren gerçek kişi bekâr ise eşin rızası sorunu doğmaz.

Evli kişinin başka ad altında verdiği güvence, eşin rızası olmadan geçersiz kalabilir.

Kişisel güvence ile kişisel güvence niteliği taşımayan sözleşme arasındaki fark nedir?

Borcun ödenmesi için gerçek kişinin malvarlığıyla sorumlu tutulduğu sözleşme bu kapsamdadır.

Gerçek kişinin bir borç için sorumlu tutulmadığı, başka bir amaçla yapılan sözleşme bu kapsamda değildir.

Kişisel güvence niteliği taşımayan sözleşmeye m.603 uygulanmaz.

Uygulama alanı: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Sözleşmenin adına bakarak m.603'ün uygulanmayacağını varsaymak; uygulamada belirleyici olan sözleşmenin işlevidir.
  • Maddeyi tüzel kişilerin verdiği güvencelere de uygulamak; madde metni yalnız gerçek kişileri kapsar.
  • Kişisel güvence niteliği taşımayan sözleşmelere kefalet şekil kurallarını uygulamak.
  • Gerekçedeki örneği, yani üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesini, her güvence sözleşmesi için kesin kural saymak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yüksek mahkeme kararlarında, m.603'ün başka ad altındaki sözleşmelere kefalet şekil, ehliyet ve eşin rızası kurallarını taşıdığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/1135 E., 2017/1012 K., 24.05.2017; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2022/276 E., 2022/515 K., 31.03.2022)
  • Kefalet niteliğinde olmayan veya kişisel güvence işlevi taşımayan sözleşmelerde maddenin uygulanmayacağı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/91 E., 2023/105 K., 22.02.2023)
  • Kambiyo senetleri gibi özel kanunla düzenlenmiş sözleşmelerde m.603'ün uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır ve kararlar bu konuda ayrışmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/91 E., 2023/105 K., 22.02.2023; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/164 E., 2022/87 K., 27.01.2022)
  • Gerekçede verilen örneğin, yani üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesinin, uygulamada m.603'ün ana örneği olduğu kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2022/276 E., 2022/515 K., 31.03.2022)
  • Kefalet hükümlerinin uygulanmasının sözleşmenin kefalete benzer olduğu tespitine bağlı olduğu, sözleşme adının belirleyici olmadığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/1135 E., 2017/1012 K., 24.05.2017; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/926 E., 2026/272 K., 12.03.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Kişisel güvence niteliğini ileri süren taraf, sözleşmenin borç için gerçek kişinin malvarlığıyla sorumluluk doğurduğunu yazılı belge ve sözleşme içeriğiyle ispatlar.
  • Sözleşmenin başka ad altında yapılmış olduğu iddiası, sözleşmenin metni ve tarafların amacına ilişkin delillerle değerlendirilir; ad tek başına belirleyici değildir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2022/276 E., 2022/515 K., 31.03.2022)
  • Evli güvence verenin eşinin rızasının bulunduğunu savunan taraf, rızanın varlığını yazılı belgeyle ispatlamak zorundadır.
  • Sözleşmenin kişisel güvence niteliği taşımadığını savunan taraf, sözleşmenin kefalete benzemediğini ve başka bir amaca hizmet ettiğini ispatlamakla yükümlüdür.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.581: Kefaletin tanımını yapar; m.603'ün uygulanacağı başka ad altındaki sözleşmenin karşılaştırma ölçütü budur.
  • 6098 sayılı Kanun m.584: Kefaletin şekline ilişkin hükmü içerir ve m.603 ile bu şekil kuralı başka ad altındaki sözleşmelere taşınır.
  • 6098 sayılı Kanun m.128: Üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesini düzenler; madde gerekçesinde m.603'ün kapsamına girdiği örnek olarak verilen sözleşme budur.

TBK m.604 — Alacağın dava ve takip edilememesi

TBK m.604, kumar ve bahisten doğan alacaklar ile kumar ve bahis niteliğindeki bazı vadeli işlemlerden doğan alacaklar bakımından dava açılmasını ve takip yapılmasını yasaklar. Birinci fıkra kumar ve bahis alacağını, ikinci fıkra ise kumar veya bahis için bilerek verilen avans ve ödünç paraları ile borsa mallarının, yabancı paraların ve kıymetli evrakın fiyat farkı esasına dayalı vadeli satışlarını kapsar. Hüküm, borçlu ile alacaklı arasındaki ilişkiye uygulanır ve kumar ve bahis borcunun geçerli bir borç olarak ifa edilmesini engellemez. Maddenin düzenlemediği konular: kumar ve bahis sözleşmesinin tanımı ve borcun doğuşu (m.605 ve m.606 ile ilgili kısmı dahil değildir), kumar borcunun senede bağlanması ve senedin üçüncü kişiye devri (m.605), piyango ve şans oyunlarından doğan borçlar (m.606), sebepsiz zenginleşme yoluyla geri istemenin koşulları ile ifanın geri istenememesi halleri (m.77 ve devamı, ilgili hükümler), zamanaşımı süreleri (m.146 ve devamı) ve kumar borcunun teminatına ilişkin ayrıntılar ile uyuşmazlığın usulü.

Alacağın dava ve takip edilememesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Eksik borç
Hukuken geçerli bir borç olmakla birlikte alacaklıya dava ve takip yoluyla zorlama yetkisi vermeyen borçtur. Borçlu gönüllü olarak ifa ederse bu ifa geçerlidir ve geri istenemez.
Kumar
Birden fazla kişinin, kazanç sağlamak amacıyla, sonucu talih ve tesadüfe bağlı birbirine zıt koşullar altında kazananın bir edim alacağını kabul ettikleri sözleşmedir. Burada kişisel beceri ve ustalık sonucu belirleyici olmamalıdır.
Bahis
Birden fazla kişinin bir iddia üzerinde karşılıklı olarak iddialarını pekiştirmek için birbirine karşı edim üstlendikleri sözleşmedir. İddiasının yanlış çıkan taraf, karşı tarafa bir edim borçlanır.
Avans veya ödünç para
Kumar veya bahis için, borçlu bahse girmeden önce ve verenin bunun kumar veya bahis amacıyla kullanılacağını bilerek verdiği paradır. Bu niteliği taşımayan avans veya ödünç ilişkileri bu fıkranın kapsamı dışındadır.
Fiyat farkı esası üzerine vadeli satış
Borsada işlem gören mallar, yabancı paralar ve kıymetli evraka ilişkin olup teslim yapılmadan vadeli olarak fiyat farkının ödenmesi amacıyla yapılan satıştır. Kumar veya bahis niteliğinde olduğunda bu fıkra uygulanır.

Alacağın dava ve takip edilememesi: hangi şartlar aranır?

  • Alacağın kaynağının kumar veya bahis sözleşmesi olması gerekir; birinci fıkra bakımından bu sözleşmeden doğan borcun varlığı aranır.
  • Avans veya ödünç para söz konusu ise, verilen paranın borçlu kumar veya bahse karar vermeden önce verilmiş olması gerekir.
  • Avans veya ödünç para verenin, bu parayı kumar veya bahis düzenlemek amacıyla verdiğini bilmesi gerekir.
  • Verilen avans veya ödünç paranın kumar veya bahiste kullanılmış olması gerekir.
  • Vadeli satış söz konusu ise, işlemin borsada işlem gören mal, yabancı para veya kıymetli evrak üzerine fiyat farkı esasına dayanması ve kumar veya bahis niteliği taşıması gerekir.
  • Alacağın kumar veya bahis borcu olduğu ileri sürülüp ispatlandığında hükmün uygulanması için başka bir karşılık ya da edim aranmaz; yasak doğrudan alacağın niteliğinden kaynaklanır.

Alacağın dava ve takip edilememesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Kumar veya bahisten doğan alacak için dava açılamaz ve takip yapılamaz.
  • Kumar veya bahis borcu, borçlu tarafından bilerek ve gönüllü olarak ifa edilirse bu ifa geçerlidir ve geri istenemez.
  • Kumar veya bahis için bilerek verilen avans veya ödünç paradan doğan alacak için de dava açılamaz ve takip yapılamaz.
  • Kumar veya bahis niteliğindeki fiyat farkı esasına dayanan vadeli satışlardan doğan alacak için de dava açılamaz ve takip yapılamaz.
  • Hüküm emredicidir; taraflar sözleşmeyle bu yasağı kaldıramaz ve hakim bu hususu yargılamanın her aşamasında re'sen gözetir.
  • Kumar ve bahis borcunun bir senede bağlanması, takas edilmesi, yenilenmesi, ceza koşulu ile güvence altına alınması ve kefalet veya rehinle teminat altına alınması da bu yasağa tabidir; bunlara dayanarak dava veya takip yapılamaz.
  • Yasak, alacağın tahsilini yalnız hukuki yoldan engeller; borç doğru ise ifa edilebilir.

Gönüllü ifa ile dava veya takip yoluyla istenme arasındaki fark nedir?

Borçlu kumar borcunu bilerek ve gönüllü olarak öderse, bu ifa geçerlidir.

Alacaklı borcunu ödemeyen borçludan dava veya icra takibi yoluyla bu alacağı isteyemez.

Gönüllü ödenen tutar sebepsiz zenginleşme gerekçesiyle geri istenemez; zorunlu tahsil yolu kapalıdır.

Kumar ve bahis borcu ile kumar veya bahis için verilen avans ve ödünç para arasındaki fark nedir?

Doğrudan kumar veya bahisten doğan borçta alacak, sözleşmenin kendisinden doğar.

İkinci fıkrada ise alacak, bahisten önce verilen ve kumar amacına yönelik bilinerek verilen avans veya ödünçten doğar.

Her iki durumda da dava ve takip yasaktır; ikinci fıkra, bahis sözleşmesi bulunmasa bile ilişkiyi kapsar, ancak üç şartın birlikte bulunması gerekir.

Kumar ve bahis ile borsada vadeli fiyat farkı işlemleri arasındaki fark nedir?

Kumar ve bahis sözleşmesi kişisel talihe bağlıdır.

Vadeli satışta ise mal, yabancı para veya kıymetli evrak üzerinde fiyat farkı esasına dayanılır ve ikinci fıkra gereği kumar veya bahis niteliğinin bulunması gerekir.

Her iki durumda da dava ve takip yasaktır; yalnız vadeli satışta kumar niteliği ayrıca aranır.

Alacağın dava ve takip edilememesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kumar veya bahis borcunu sıradan bir alacak gibi değerlendirerek dava açmak; bu alacak dava ve takip yasağı kapsamındadır.
  • Hakimin kumar niteliğini yalnız tarafın itirazı üzerine araştırması; hakim bunu re'sen gözetmek zorundadır.
  • Avans veya ödünç paranın tüm hâllerde kumar borcu sayılması; üç unsurun (önceki verilme, bilme, kumar veya bahiste kullanma) birlikte aranması gerekir.
  • Vadeli satışta fiyat farkı esasının bulunduğu her işlemi kumar sayması; işlemin ayrıca kumar veya bahis niteliğinde olması gerekir.
  • Gönüllü ödenen kumar borcunun sebepsiz zenginleşme yoluyla geri istenebileceğini düşünmek; ifa geçerlidir ve geri istenemez.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kumar veya bahis borcu olduğu iddia edilen alacaklarda hakim, dava konusu alacağın kumar veya bahisten doğup doğmadığını re'sen araştırır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2018/778 E., 2021/17 K., 14.01.2021)
  • Kumar ve bahis borçlusunun ayrıca itiraz etmesine gerek yoktur; hakim dosyadaki bilgilerden bu niteliği re'sen dikkate alır. (11. Hukuk Dairesi, 2022/7450 E., 2024/1649 K., 29.02.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Alacağın kumar veya bahisten doğduğunu ileri süren taraf, kumar veya bahis niteliğini ispatlamakla yükümlü değildir; hakim bunu re'sen araştırır, ancak dayanak bilgiyi ortaya koyan tarafın ilgili belgeleri sunması pratikte önemlidir.
  • Avans veya ödünç para bakımından, paranın bahisten önce verildiği, verenin kumar veya bahis amacını bildiği ve paranın kumar veya bahiste kullanıldığı üç unsur birlikte ispatlanmalıdır; ispat yükü bu alacağı dava eden tarafta ise bu unsurları ileri süren tarafa aittir.
  • Borçlunun gönüllü ödeme yaptığını ileri süren taraf, ödemenin kumar borcu bilinerek yapıldığını ispatlamaya çalışır; ödemenin geri istenmesi bakımından bu bilinç karşı tarafın ispat konusudur.
  • Kumar veya bahis borcunu senet, kefalet veya rehinle güvence altına alan belgeler ileri sürüldüğünde, bu belgelerin dayanağının kumar veya bahis borcu olduğu iddiası ispat edilmelidir; iyiniyetli üçüncü kişi bakımından senedin kıymetli evrak niteliği dikkate alınır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.605: Kumar veya bahis borcu için senet verilmesi ve bu senetlerin üçüncü kişiye devri hâlinde yasağın nasıl işleyeceğini düzenler. Bu maddeye göre iyiniyetli üçüncü kişiye sağlanan kıymetli evrak haklarının saklı olduğu kabul edilir.
  • 6098 sayılı Kanun m.606: Piyango veya diğer şans oyunlarından doğan borçların, düzenlenmesine kanun veya yetkili makamlarca izin verilmedikçe eksik borç sayılacağını belirler; m.604 bu borçlara da uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.605: Eksik borcun ifa edilmesi hâlinde geri istenememesi ilkesinin kumar ve bahis bakımından dayanağını oluşturur.

TBK m.605 — Borç senedi verme ve isteyerek ödeme

Bu madde, kumar ve bahis borçlarının hukuki sonuçlarını düzenler. Birinci fıkra, kumar veya bahis nedeniyle doğan adi borç senetlerinin ve kambiyo senetlerinin, devredilmiş olsa bile bunlara dayanılarak dava açılmasını ve takip yapılmasını engeller; fıkranın ikinci cümlesi iyiniyetli üçüncü kişilerin korunmasını saklı tutar. İkinci fıkra, kumar ve bahis borcunun isteyerek ödenmesi halinde ödemenin geri alınıp alınamayacağını ve bu imkânın hangi hallerde doğduğunu düzenler. Madde, kumar ve bahis sözleşmesinin kendisinin geçerliliğini, kumar ve bahis dışındaki borçları ve kambiyo senedinin genel hükümlerini düzenlemez. Ayrıca kumar ve bahis sözleşmelerinin ve karşılığında doğan edimlerin genel geçersizlik hükümlerini (m.27 ve devamı) ve sebepsiz zenginleşmeye ilişkin geri verme yükümlülüğünü (m.77 ve devamı) düzenlemez; bu konular ilgili maddelerde yer alır.

Borç senedi verme ve isteyerek ödeme: hangi kavramlar bilinmeli?

Kumar
Tarafların kazancının veya kaybının esas olarak şansa bağlı olduğu oyun veya işlem anlamına gelir. Kazancın becerisine bağlı olması ayrı bir ölçüt olarak burada aranmaz.
Bahis
Taraflardan birinin lehine, bir olayın gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olarak karşılıklı alacak-borç doğuran sözleşmedir. Bahsin dayandığı olay ile tarafların ilgisi bulunup bulunmamasına bakılmaksızın kumar gibi değerlendirilir.
Adi borç senedi
Kambiyo senedi niteliği taşımayan, borçlunun borcunu ikrar ettiği yazılı belgedir. Bu madde kapsamında kumar veya bahis borcuna dayanılarak kullanılamaz.
Kambiyo senedi
Poliçe, bono ve çek gibi, kanunda öngörülen şekle ve kambiyo ilkelerine tabi, içerdiği hakkın senetten ayrı ileri sürülemediği senetlerdir. Kumar veya bahis borcu için düzenlenmiş olsa da iyiniyetli üçüncü kişiye karşı kambiyo senedinden doğan haklar korunur.
İyiniyetli üçüncü kişi
Senedin devrini alırken kumar veya bahis borcunu bilmeyen ve bilmesi gerekmeyen kişidir. Bu kişiye karşı, kıymetli evrakın sağladığı haklar saklıdır.
İsteyerek yapılan ödeme
Borçlunun borcun varlığını ve ödeme yükümlülüğünü bilerek, zorlama olmaksızın yaptığı ifadır. Bu nitelikte ödeme, kural olarak geri alınamaz.

Borç senedi verme ve isteyerek ödeme: hangi şartlar aranır?

  • Dava veya takibe konu alacağın kumar veya bahis nedeniyle doğmuş olması gerekir; bu durumda adi borç senedi ya da kambiyo senedi, devredilmiş olsa bile bunlara dayanarak dava açılamaz ve takip yapılamaz.
  • Kambiyo senedi bakımından iyiniyetli üçüncü kişinin hakkı korunur; bu kişiye karşı kıymetli evrakın sağladığı haklar ileri sürülebilir.
  • Kumar veya bahis borcunun isteyerek ödenmiş olması gerekir; bu ödeme, geri alma imkânı bulunmadıkça geri istenemez.
  • Ödemenin geri alınabilmesi için kumar veya bahsin usulüne göre yürütülmesinin beklenmedik bir olayla ya da diğer tarafın fiiliyle engellenmiş olması gerekir.
  • Ödemenin geri alınabilmesi için diğer tarafın kumar veya bahse hile karıştırmış olması da yeterli bir sebeptir; bu durumda ayrıca engelleme aranmaz.
  • Geri alma talebi için ödemenin zorlama altında değil, isteyerek yapılmış olması gerekir.

Borç senedi verme ve isteyerek ödeme: hangi sonuçları doğurur?

  • Kumar veya bahis nedeniyle doğan adi borç senedi ve kambiyo senedi, devredilmiş olsa bile bunlara dayanarak dava açılamaz ve takip yapılamaz.
  • İyiniyetli üçüncü kişi, kambiyo senedinden doğan haklarını kullanabilir; bu hak kumar veya bahis savunması ile sınırlanmaz.
  • İsteyerek yapılan kumar ve bahis borcu ödemesi, kural olarak geri alınamaz.
  • Kumar veya bahsin beklenmedik bir olayla ya da diğer tarafın fiiliyle engellenmesi hâlinde, isteyerek yapılan ödeme geri alınabilir.
  • Diğer tarafın kumar veya bahse hile karıştırması hâlinde, isteyerek yapılan ödeme geri alınabilir.
  • Engelleme veya hile bulunmayan hallerde, ödenen tutarın geri istenmesi hakkı doğmaz.

Adi borç senedi ile kambiyo senedi arasındaki fark nedir?

Adi borç senedi, borçlunun kumar veya bahis borcunu ikrar ettiği belgedir ve devredilse bile bu senede dayanılarak dava açılamaz.

Kambiyo senedi, kanunda öngörülen şekle tabi ve kendine özgü devir rejimine sahip senettir; kumar veya bahis borcu için düzenlenmiş olsa da senet devredilmişse iyiniyetli üçüncü kişiye karşı haklar korunur.

Adi senet bakımından üçüncü kişi koruması aranmaz; kambiyo senedinde iyiniyetli üçüncü kişi korunur ve bu kişiye karşı kumar veya bahis savunması ileri sürülemez.

İsteyerek yapılan ödeme ile zorlama altında yapılan ödeme arasındaki fark nedir?

İsteyerek yapılan ödeme, borçlunun borcun varlığını bilerek yaptığı ödemedir ve kural olarak geri alınamaz.

Kumar veya bahsin engellenmesi ya da karşı tarafın hilesi hâlinde yapılan ödeme, borçlunun iradesinin bu nedenlerle etkilendiği bir ödemedir.

Yalnızca engelleme veya hile hâllerinde isteyerek yapılmış ödeme geri alınabilir; diğer hallerde ödenen tutar geri istenemez.

Engelleme hali ile hile hali arasındaki fark nedir?

Engelleme hali, kumar veya bahsin usulüne göre yürütülmesinin beklenmedik bir olayla ya da diğer tarafın fiiliyle engellenmesidir.

Hile hali, diğer tarafın kumar veya bahse hile karıştırmasıdır ve burada oyunun seyrinin engellenmiş olması aranmaz.

Her iki hâlde de ödeme geri alınabilir; hile hâlinde ayrıca bir engelleme gösterilmesi gerekmez.

Borç senedi verme ve isteyerek ödeme: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kumar veya bahis borcu için düzenlenmiş kambiyo senedini, devredilmiş olması nedeniyle iyiniyetli üçüncü kişiye karşı da geçersiz saymak; oysa kambiyo senedinde iyiniyetli üçüncü kişinin hakkı saklıdır.
  • Adi borç senedi ile kambiyo senedi arasındaki farkı gözden kaçırıp, her iki senedin de kumar savunmasıyla aynı şekilde düşeceğini kabul etmek.
  • Her isteyerek yapılan ödemenin geri alınabileceğini varsaymak; oysa geri alma yalnızca engelleme veya hile hâllerinde mümkündür.
  • Hile halinde ayrıca engellemenin gösterilmesini aramak; hile başlı başına geri alma sebebidir.
  • Engelleme hâlini yalnızca oyunun durması olarak değerlendirmek; beklenmedik bir olay ya da karşı tarafın fiili de engelleme sayılır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kumar veya bahis borcunun ödenmesinde, ödemenin isteyerek yapıldığı ve engelleme ya da hile bulunmadığı sabit ise geri istemin reddedilmesi yönünde uygulama bulunmaktadır.
  • Hile iddiasında, karşı tarafın oyuna hile karıştırdığının somut delillerle ortaya konulması gerektiği kabul edilmektedir.

Nasıl ispat edilir?

  • Ödemenin geri istenmesinde ispat yükü ödemeyi geri isteyen borçludadır; isteyerek yapıldığını karşı taraf ispat etmek zorunda değildir, ancak engelleme veya hile iddiası borçlu tarafından ispat edilmelidir.
  • Engelleme iddiasında, kumar veya bahsin beklenmedik bir olayla ya da karşı tarafın fiiliyle sekteye uğradığı, yazılı kayıt, tanık veya bilirkişi gibi delillerle gösterilmelidir.
  • Hile iddiasında, diğer tarafın oyuna hile karıştırdığı, hile fiilinin açıkça ortaya konulmasıyla ispatlanır.
  • Dava veya takip konusu senedin kumar veya bahis nedeniyle düzenlendiği, kambiyo senedi bakımından ise iyiniyetli üçüncü kişinin kötüniyetini bilmediği hususu ilgili tarafça ispatlanır; kötüniyet iddiasını ileri süren kişi bunu ispat etmelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.27: Kanuna veya ahlaka aykırı sözleşmelerin genel geçersizlik rejimini düzenler; kumar ve bahis sözleşmesinin genel olarak geçersizliğine ilişkin ölçütün tespitinde bu madde ile birlikte değerlendirilir.
  • 6098 sayılı Kanun m.77: Sebepsiz zenginleşme nedeniyle geri verme yükümlülüğünü düzenler; ödemenin geri alınamadığı hallerde bu genel hükme dayanılması mümkün değildir ve m.605 özel hüküm niteliğindedir.
  • 6098 sayılı Kanun m.103: Borcun ödenmesi hâlinde borçlunun makbuz ve borç senedinin geri verilmesi veya iptalini isteme hakkını düzenler; kumar ve bahis borcu ödemesinin ardından bu haklar genel ilkelere göre kullanılır.

TBK m.606 — Piyango ve diğer şans oyunları

Bu madde, kanun veya yetkili makamların izni olmadan düzenlenmiş piyango ve diğer şans oyunlarından doğan alacaklar bakımından dava ve takip yasağını düzenler; izinsiz oyunların kumar ve bahis hükümlerine tabi olmasını ve izin alınmamış yabancı piyango ve şans oyunlarının yasal korumadan yararlanamamasını kapsar. Kanun veya yetkili makam izniyle düzenlenen piyango ve şans oyunlarının tam borç doğurduğu ilkesi maddenin örtük karşıtı olarak uygulanır. Madde, izinli oyunların hangi özel kanunlarla düzenlendiğini, kumar ve bahis borçlarının genel yasağını, avans ve ödünç ile borsa vadeli işlemlerini düzenlemez (m.604). Kumar ve bahis borcunun teminata bağlanamaması ve kıymetli evrakın iyiniyetli üçüncü kişiye etkisi de bu maddede yer almaz (m.605). Yabancı oyunlara ilişkin ayrıntılı izin rejimi, özel kanunlardaki izin ve denetim hükümleri de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Piyango ve diğer şans oyunları: hangi kavramlar bilinmeli?

Piyango
Bastırılmış numaralı biletlerin satılması ve belirli günde çekilen kura ile ikramiye kazanacak numaraların belirlenmesi esasına dayanan şans oyunudur. Maddenin uygulanabilmesi için oyunun bu yapıda olması yeterlidir, adı önemli değildir.
Diğer şans oyunları
Talih ve tesadüfe bağlı olarak sonucu belirlenen, piyango dışındaki oyunlardır. Örnek olarak sayısal loto ve hemen-kazan gibi oyunlar gösterilebilir.
Düzenlenmiş piyango ve şans oyunu
Kanunla veya yetkili makamın izniyle kurulmuş ve yürütülen oyundur. Bu oyunlardan doğan borçlar tam borçtur ve dava ile takibe konu olabilir.
Yetkili makam izni
Kanun dışında, idari makamın verdiği izindir. Maddeye göre izin yalnızca kanun veya yetkili makam tarafından verilebilir; izin olmadan yürütülen oyunlar kumar hükümlerine tabi olur.
Yasal koruma
Dava açma ve takip yapma imkânını ifade eder. Yabancı ülkede kendi kurallarına göre düzenlenmiş olan oyun, Türkiye'de bilet satımına izin verilmedikçe bu korumadan yararlanamaz.

Piyango ve diğer şans oyunları: hangi şartlar aranır?

  • Oyunun piyango veya diğer şans oyunu niteliğini taşıması gerekir; yani bastırılmış biletler, kura veya talih ve tesadüfe bağlı bir sonuç bulunmalıdır.
  • Oyunun düzenlenmesi için kanunda ya da yetkili makamın izninde dayanak bulunmalıdır; bu dayanak yoksa oyun izinsiz sayılır.
  • İzinsiz oyundan doğan bir alacak ileri sürülüyorsa dava açılamaz ve takip yapılamaz; bu yasak alacaklının talebi üzerine değil, hakim tarafından da dikkate alınır.
  • İzinsiz oyunlarda kumar ve bahise ilişkin hükümler uygulanır; oyundan doğan borç eksik borç niteliğindedir ve bu niteliğin ortaya çıkması için ayrıca bir koşul aranmaz.
  • Yabancı ülkede kendi kurallarına uygun düzenlenen oyunun yasal korumadan yararlanabilmesi için Türkiye'de yetkili makamların bu oyunun biletlerinin satılmasına izin vermiş olması gerekir.

Piyango ve diğer şans oyunları: hangi sonuçları doğurur?

  • İzinsiz piyango veya şans oyunundan doğan alacak hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz.
  • İzinsiz oyunda kumar ve bahis hükümleri uygulanır; borç eksik borç olarak değerlendirilir.
  • Kanun veya yetkili makam izni bulunan oyunlarda borç tam borçtur ve alacaklı dava açabilir ve takip yapabilir.
  • Yabancı ülkede düzenlenen oyun, Türkiye'de bilet satımına izin verilmeden yasal korumadan yararlanamaz.

İzinli piyango ile izinsiz piyango arasındaki fark nedir?

Kanunla veya yetkili makam izniyle düzenlenen oyun, örneğin Milli Piyango, sayısal loto veya at yarışları.

Dayanağı bulunmayan ve izin almadan yürütülen piyango veya şans oyunu.

İzinli oyundan doğan borç tam borçtur ve dava ile takibe konu olur; izinsiz oyundan doğan borç eksik borçtur ve dava ile takip edilemez.

İzinli oyun içinde izin verilmeyen durum ile izin verilen durum arasındaki fark nedir?

Kanun izin vermiş olsa bile, izin verilmemiş olan durumlar için oyun izinsiz sayılır.

İzin kapsamına giren oyun ve durumlar.

İzin kapsamı dışındaki durumlarda kumar ve bahis hükümleri uygulanır.

Yerli oyun ile yabancı ülkede düzenlenen oyun arasındaki fark nedir?

Türkiye'de düzenlenen piyango veya şans oyunu.

Yabancı ülkede kendi kuralları uyarınca düzenlenmiş oyun.

Yabancı oyun, Türkiye'de bilet satımına izin verilmedikçe yasal korumadan yararlanamaz; yani o oyundan doğan borç da dava ve takibe konu olmaz.

Piyango ve diğer şans oyunları: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Madde metnindeki izin şartını yalnızca oyunun adına bakarak değerlendirmek; oyunun gerçekte piyango yapısında olup olmadığını ve dayanağını incelememek.
  • Milli Piyango gibi izinli oyunlardan doğan borçları eksik borç saymak; bu borçlar tam borçtur.
  • İzin kapsamına giren oyunun bütün durumlarını izinli saymak; izin verilmemiş durumlar için kumar hükümleri uygulanır.
  • Yabancı oyunun kendi ülkesinde yasal olması nedeniyle Türkiye'de koruma sağladığını düşünmek; Türkiye'de bilet satımına izin verilmemişse koruma yoktur.
  • Hakimin bu yasağı yalnızca borçlunun itirazı üzerine dikkate alacağını varsaymak; yasak re'sen göz önüne alınır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • İzinsiz piyango ve şans oyunlarından doğan borçların kumar borcu gibi değerlendirildiği kabul edilmektedir.
  • İzin kapsamında düzenlenen Milli Piyango, at yarışları ve futbol müşterek bahisleri tam borç doğurur, bu borçlar dava ve takibe konu olabilir.

Nasıl ispat edilir?

  • Dava veya takip yoluyla alacağını isteyen taraf, alacağın dayanağının izinli bir piyango veya şans oyunu olduğunu ispatlamak zorundadır; kanuni dayanak ya da yetkili makam izni belgesiyle ispatlanır.
  • Alacağın izinsiz bir oyundan doğduğu savunmasını yapan karşı taraf, oyunun bu niteliğini ileri sürmelidir; ancak hakim bu hususu dosya bilgilerinden re'sen de dikkate alır.
  • Yabancı ülkede düzenlenen oyunun yasal korumadan yararlandığını iddia eden taraf, Türkiye'de bilet satımına izin verildiğini yetkili makam kararı ile ispatlamak zorundadır.
  • Oyunun piyango veya şans oyunu niteliğinin ve bilet ya da kura düzeninin varlığı tanık ve belgeyle ortaya konabilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.604: Kumar ve bahisten doğan alacaklar için dava ve takip yasağını koyar; bu madde izinsiz piyango ve şans oyunlarını aynı rejime bağlar.
  • 6098 sayılı Kanun m.605: Kumar ve bahis borcunun teminata bağlanamaması, devri ve kıymetli evrakın iyiniyetli üçüncü kişiye etkisini düzenler; izinsiz piyango borçlarında da bu hükümler uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.604/II: Kumar ve bahis için verilen avans ve ödünç ile borsa vadeli işlemlerini kumar hükümlerine bağlar; bu madde ise piyango ve şans oyunlarını kapsar.

Süreler

SüreMaddeHüküm
on yılınm.598Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.
on yıldanm.598Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.
on yıllıkm.598Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.
bir yılm.598Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir.
bir aym.601Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, adi kefalette her zaman ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya…
bir yılm.601Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri…
üç yıldam.602Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir.

Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.

Konuda geçen kararlar

24 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2021/91 E., 2023/105 K., 22.02.2023
    İlgili madde: m.603
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2017/1135 E., 2017/1012 K., 24.05.2017
    İlgili madde: m.603
  3. 11. Hukuk Dairesi, 2022/7450 E., 2024/1649 K., 29.02.2024
    İlgili madde: m.604
  4. 11. Hukuk Dairesi, 2023/6084 E., 2023/6648 K., 20.11.2023
    İlgili madde: m.601
  5. 11. Hukuk Dairesi, 2021/7228 E., 2023/1894 K., 28.03.2023
    İlgili madde: m.601
  6. 3. Hukuk Dairesi, 2017/3083 E., 2018/5791 K., 24.05.2018
    İlgili madde: m.600
  7. 6. Hukuk Dairesi, 2015/6560 E., 2016/2185 K., 21.03.2016
    İlgili madde: m.600
  8. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/1520 E., 2026/601 K., 08.05.2026
    İlgili madde: m.598
  9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/926 E., 2026/272 K., 12.03.2026
    İlgili madde: m.603
  10. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/781 E., 2026/178 K., 26.02.2026
    İlgili madde: m.603
Diğer 14 karar
  1. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1431 E., 2026/261 K., 13.02.2026
    İlgili madde: m.599
  2. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/1961 E., 2025/2352 K., 17.11.2025
    İlgili madde: m.599
  3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/383 E., 2025/1398 K., 13.10.2025
    İlgili madde: m.599
  4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/1534 E., 2025/275 K., 06.03.2025
    İlgili madde: m.599
  5. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2022/604 E., 2024/1764 K., 04.12.2024
    İlgili madde: m.599
  6. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2020/2276 E., 2023/1407 K., 14.12.2023
    İlgili madde: m.599
  7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2020/1246 E., 2023/371 K., 06.04.2023
    İlgili madde: m.598
  8. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2022/276 E., 2022/515 K., 31.03.2022
    İlgili madde: m.603
  9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/164 E., 2022/87 K., 27.01.2022
    İlgili madde: m.600, m.601, m.602, m.603
  10. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2020/194 E., 2021/52 K., 21.01.2021
    İlgili madde: m.598
  11. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2018/778 E., 2021/17 K., 14.01.2021
    İlgili madde: m.604
  12. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2017/4278 E., 2020/1052 K., 11.06.2020
    İlgili madde: m.598
  13. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/506 E., 2019/331 K., 06.03.2019
    İlgili madde: m.598
  14. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/421 E., 2019/131 K., 30.01.2019
    İlgili madde: m.598

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 10. SAKLAMA BORCU DOĞURAN SÖZLEŞMELER bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış