TTK › Ticari işletme

Tacir

TTK m.11–23Ticaret Hukuku

Kısaca

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11. maddesi ticari işletmenin tanımını, esnaf işletmesiyle sınırının Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenmesini ve ticari işletmenin bir bütün halinde devredilmesi ile bu bütünü konu alan diğer sözleşmelerin şeklini düzenler.

Kapsam

Bu konu, Türk Ticaret Kanunu m.11–23 hükümlerini kapsar.

TTK m.11 — Bütünlük ilkesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 11. maddesi ticari işletmenin tanımını, esnaf işletmesiyle sınırının Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenmesini ve ticari işletmenin bir bütün halinde devredilmesi ile bu bütünü konu alan diğer sözleşmelerin şeklini düzenler. Madde, gerçek ve tüzel kişi ayrımı gözetmeksizin ticari işletme işleten herkese ve ticari işletmeyi konu alan her devir ya da bütün halinde sözleşmeye uygulanır. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: tacir sıfatının kazanılması (m.12), küçük, kısıtlı ve yasak hâllerdeki tacirlik (m.13, m.14), tüzel kişilerin tacirliği (m.16), ticari işin ve ticari iş karinesinin belirlenmesi (m.3, m.19), ticaret siciline tescil yükümlülüğü ve süresi (TTK m.31 ve devamı) ile devre bağlı borçların üçüncü kişilere karşı sorumluluğu (m.23 ve devamı).

Bütünlük ilkesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Ticari işletme
Esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız biçimde yürütüldüğü işletmedir. Gelir sağlama hedefi yeterlidir; gelirin fiilen elde edilmesi aranmaz.
Esnaf işletmesi sınırı
Ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran gelir eşiğidir. Bu sınır madde metninde sabit bir rakamla değil, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.
İşletmenin bütün hâlinde devri
Ticari işletmeyi oluşturan malvarlığı unsurlarının tek tek devir işlemine tabi tutulmadan, işletme bir bütün olarak devredilmesidir. Aksi öngörülmediği sürece devir sözleşmesinin kapsamı kanunda sayılan unsurlarla belirlenir.
İşletme değeri ve sürekli özgülenen unsurlar
Devir sözleşmesinin kapsamına kendiliğinden giren malvarlığı kalemleridir: duran malvarlığı, işletme değeri, kiracılık hakkı, ticaret unvanı, diğer fikri mülkiyet hakları ve işletmeye sürekli özgülenen malvarlığı unsurları.
Bütünü konu alan diğer sözleşmeler
Ticari işletmenin bir bütün olarak devri dışında, işletmeyi bütün hâlinde konu alan kiralama gibi sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler de aynı şekil ve tescil kuralına tabidir.

Bütünlük ilkesi: hangi şartlar aranır?

  • Malvarlığının ticari işletme niteliğini taşıması için faaliyetin gelir sağlama hedefiyle yürütülmesi bulunmalıdır.
  • Gelir düzeyinin Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen esnaf sınırını aşması, yani ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın geçilmesi gerekir.
  • Faaliyetin devamlı olarak yürütülmesi gerekir.
  • Faaliyetin bağımsız olarak, yani işletenin kendi adına ve kendi sorumluluğunda yürütülmesi gerekir.
  • Devrin bir bütün hâlinde yapılabilmesi için ayrı ayrı tasarruf işlemlerinin yapılmasına gerek bulunmadığı, bu hâlde devir sözleşmesinin tasarruf niteliği taşıdığı kabul edilmelidir.
  • Aksi öngörülmemişse devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli işletmeye özgülenen unsurları kapsadığı kabul edilmelidir.
  • Ticari işletmeyi bütün hâlinde konu alan devir ve diğer sözleşmelerin yazılı yapılması zorunludur; yazılı şekle uyulmazsa sözleşme geçersiz olur.
  • Bu sözleşmelerin ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekir.

Bütünlük ilkesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Ticari işletmenin devri bütün hâlinde yapılabilir ve bu devir ayrı ayrı tasarruf işlemlerini gerektirmez.
  • Devir sözleşmesi yazılı yapılmazsa geçersizdir; yazılı şekil geçerlilik şartıdır.
  • Devir sözleşmesi ticaret siciline tescil ve ilan edilir; devir tescille hüküm ifade eder.
  • Ticari işletmeyi bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler (örneğin kiralama) de yazılı yapılır ve tescil ile ilan edilir.
  • Sözleşmede aksi öngörülmemişse işletme devri, kanunda sayılan unsurların tamamını kapsar.
  • İşletmeye ait taşınmazlar, devir sözleşmesi yazılı yapıldığında tescilsiz iktisap imkânı doğurabilir; gemi gibi siciline kayıtlı mallar da ticaret siciline tescil ve ilan yoluyla devredilebilir.
  • Ticari işletme tanımındaki unsurlardan biri eksikse işletme ticari işletme sayılmaz ve tacirlik hükümleri uygulanmaz.
  • Yazılı şekil ve tescil ilan yükümlülüğüne uyulmadığında devrin üçüncü kişilere karşı etkisi sınırlı kalabilir.

Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki fark nedir?

Gelir hedefi, devamlılık ve bağımsızlık unsurlarını taşıyan ve gelir düzeyi esnaf sınırını aşan faaliyet ticari işletmedir.

Aynı unsurları taşıyan ancak gelir düzeyi esnaf sınırının altında kalan faaliyet esnaf işletmesidir.

Sınırın üstünde kalan işletme tacir hükümlerine tabi olur; altında kalan kişi için TTK'nın tacirlere özgü hükümleri uygulanmaz. Sınırın belirlendiği Cumhurbaşkanı kararı güncel olarak kontrol edilmelidir.

Bütün hâlinde devir ile unsur unsur devir arasındaki fark nedir?

İşletmenin bütün hâlinde devrinde her malvarlığı unsuru için ayrı tasarruf işlemi yapılmaz; devir sözleşmesi tek işlemdir.

Unsurların tek tek devrinde her unsur için ayrı tasarruf işlemi ve ayrı şekil gerekir.

Bütün hâlinde devirde yazılı şekil ve ticaret siciline tescil ile ilan gerekir; ayrı devirde her unsurun kendi özel şekli uygulanır. Özel şekle bağlı unsurlar varsa bütün hâlinde devirde de bu şekil ayrıca aranmalıdır.

Devir sözleşmesinin aksi öngörülen kapsamı ile kanuni varsayılan kapsam arasındaki fark nedir?

Taraflar sözleşmeyle kapsamı daraltmış ya da genişletmişse sözleşmedeki kapsam geçerlidir.

Sözleşmede aksi öngörülmemişse kanun, devir sözleşmesinin duran malvarlığı, işletme değeri, kiracılık hakkı, unvan ve fikri mülkiyet haklarını içerdiğini kabul eder.

Kapsam belirlenirken sözleşme metni önce, kanuni varsayım sonra uygulanır.

Bütün hâlinde devir ile işletmeyi bütünüyle konu alan diğer sözleşmeler arasındaki fark nedir?

Devir sözleşmesi işletmenin mülkiyetinin el değiştirmesini konu alır.

Kiralama gibi diğer sözleşmeler işletmenin mülkiyetini değil kullanımını konu alır.

Her iki sözleşme de yazılı yapılır ve tescil ile ilan edilir; ancak devir tasarruf niteliğindedir, diğer sözleşmeler ise borç doğurucudur.

Bütünlük ilkesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Ticari işletme tanımında gelir sağlama hedefinin yeterli olduğunu, gelirin fiilen elde edilmesinin aranmadığını gözden kaçırmak.
  • Esnaf sınırını sabit bir rakam sanıp Cumhurbaşkanı kararındaki güncel sınırı kontrol etmemek.
  • Bütün hâlinde devirde ayrı tasarruf işlemlerinin gerektiğini varsaymak; devir sözleşmesinin tasarruf niteliğini gözden kaçırmak.
  • Yazılı şekil ile tescil ve ilanı birbirine karıştırmak; yazılı şekil geçerlilik şartıdır, tescil ise devrin üçüncü kişilere karşı etkisi için aranır.
  • Aksi öngörülmediği hâlde kanuni varsayımın kapsamını (duran malvarlığı, kiracılık hakkı, unvan ve fikri mülkiyet) devir sözleşmesinde yazılı değilse yok saymak.
  • Devir sözleşmesi sunulmadan işletme devrinin varlığını kabul etmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Ticari işletme niteliğinin tespitinde davacının işletmesinin bulunup bulunmadığı ve işletmenin ticari işletme vasfında olup olmadığı araştırılır. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/2203 E., 2023/174 K., 26.01.2023)
  • Tarafların tacir olup olmadığı, görevli mahkemenin belirlenmesi için açıklığa kavuşturulmalıdır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2024/1513 E., 2024/1377 K., 13.09.2024)
  • Esnaf sınırının aşılıp aşılmadığı, Cumhurbaşkanı kararında belirtilen kriterlere göre vergi kayıtları üzerinde yapılacak incelemeyle tespit edilir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2023/1077 E., 2023/1837 K., 24.10.2023)
  • Devir sözleşmesi sunulmadığında, işletme devrinin 6102 sayılı Kanun'un 11. maddesine uygun yapılmadığı sonucuna varılır. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2025/123 E., 2025/230 K., 05.03.2025; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1875 E., 2024/11 K., 09.01.2024)
  • İşletme devrinde yazılı şeklin geçerlilik şartı olduğu kabul edilmektedir. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/390 E., 2025/714 K., 24.04.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Ticari işletme niteliği iddiasını ileri süren taraf, işletmenin varlığını ve gelir sağlama hedefiyle devamlı ve bağımsız yürütüldüğünü ispatlamakla yükümlüdür.
  • Esnaf sınırının aşılıp aşılmadığı vergi kayıtları ve ilgili belgelerle ispatlanır; bu konuda bilirkişi incelemesi yaygın olarak kullanılır. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2023/1077 E., 2023/1837 K., 24.10.2023)
  • Bütün hâlinde işletme devrinin varlığı, yazılı devir sözleşmesi ile ispatlanır; yazılı sözleşme sunulmazsa devrin geçerliliği kabul edilmez. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2025/123 E., 2025/230 K., 05.03.2025; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1875 E., 2024/11 K., 09.01.2024)
  • Sözleşmede aksi öngörülmüş bir kapsam daraltması iddiasını ileri süren taraf, bu iddiayı sözleşme metniyle ispatlamalıdır.
  • Devrin ticaret siciline tescil ve ilan edildiği, sicil kayıtları ve tescil belgeleriyle ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 m.12: Tacir sıfatının kazanılması için ticari işletmenin kişi adına işletilmesini düzenler; m.11'deki ticari işletme kavramı bu hükmün ön koşuludur.
  • 6102 m.13: Küçük ve kısıtlının yasal temsilcisi aracılığıyla işlettiği ticari işletmede tacirlik ve sorumluluğu düzenler.
  • 6102 m.14: Ticaret yasağı bulunan veya izin almadan işletme yürüten kişilerin tacir sayılmasını düzenler.
  • 6102 m.16: Tüzel kişilerin tacir sayılmasını düzenler; ticari işletmenin tüzel kişi tarafından işletilmesi bu hükme göre değerlendirilir.
  • 6102 m.3: Ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillerin ticari sayılmasını düzenler; devir sözleşmesinin ticari niteliğini belirlemede kullanılır.
  • 6102 m.19: Tacirin borçlarının ticari olduğunu kabul eden karineyi düzenler; işletme devrinden doğan borçların niteliği bu hükümle belirlenir.
  • 6102 m.31: Ticaret siciline tescil ve ilan yükümlülüğünü düzenler; m.11/3'teki tescil zorunluluğunun genel çerçevesini oluşturur.

TTK m.12 — Genel olarak

Madde, gerçek kişi tacirin tanımını (fıkra 1), fiilen başlanmadan ilan veya tescil yoluyla tacir sayılmayı (fıkra 2) ve ticari işletme açmış gibi davranan kişinin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumluluğunu (fıkra 3) düzenler. Kurallar gerçek kişilere ilişkindir; tüzel kişi tacirliği bu maddenin konusu değildir. Madde, küçük ve kısıtlıların veli veya vasi aracılığıyla işlettiği işletmelerde cezai sorumluluğun kime ait olacağını düzenlemez (m.13). Ticaretten yasaklı kişilerin tacir sayılmasını (m.14), tüzel kişilerin tacirliğini (m.16) ve ticari işletme kavramını (m.11) da düzenlemez.

Genel olarak: hangi kavramlar bilinmeli?

Ticari işletme
Tacir sıfatının konusudur ve madde metninde tanımlanmaz; TTK m.11 kapsamında, esnaf işletmesi sınırını aşan gelir amacıyla faaliyetlerin sürekli ve bağımsız yürütüldüğü işletme olarak anlaşılır. Bu maddenin uygulanabilmesi için ortada bir ticari işletmenin bulunması gerekir.
Kısmen de olsa kendi adına işletme
Tacirliğin kişisel ölçütüdür. İşletmenin tamamının değil bir kısmının bile kişi adına işletilmesi yeterlidir. İşletmeyi kendi hesabına ve kendi adına yürüten kişi tacir olur.
Fiilen işletmeye başlamama
Tacir sıfatının kazanılması için kural olarak işletmenin müşteri çevresiyle ilişkiye girerek faaliyete geçmesi gerekir. Fıkra 2, bu kuralın istisnasını oluşturur.
İlan veya tescil yoluyla duyurma
Fıkra 2'de sayılan iki yoldur: sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirme ya da işletmeyi ticaret siciline tescil ettirerek ilan etme. Bunlardan biri yeterlidir.
Hukuken var sayılmayan şirket adına ortak sıfatıyla işlem
Fıkra 3'te yer alan ve adi şirket veya hukuken var olmayan başka bir şirket adına ortak gibi hareket edilmesidir. Bu durumda kişi, işletme açmış gibi görünür ve iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu tutulur.
İyiniyetli üçüncü kişi
Gerçek durumu, yani ticari işletmenin, adi şirketin veya ticaret şirketinin bulunmadığını bilmeyen ya da bilebilecek durumda olmayan kişidir. Korumanın kapsamı bu kişiyle sınırlıdır.
Tacir gibi sorumluluk
Fıkra 3 kişisine tacirlere yüklenen yükümlülükler yüklenir ancak tacirlere tanınan haklardan yararlandırılmaz. Bu durum fıkra 2'deki tacir sayılmadan ayrılır.

Genel olarak: hangi şartlar aranır?

  • Ortada bir ticari işletme bulunmalıdır; bu işletme ticari işletme niteliğini taşımalıdır (fıkra 1).
  • Ticari işletme, kısmen de olsa, kişinin kendi adına fiilen işletilmelidir (fıkra 1).
  • Fiilen işletmeye başlanmamış hâlde tacir sayılmak için işletmenin kurulup açıldığı sirküler, gazete, radyo, televizyon ya da diğer ilan araçlarıyla halka bildirilmiş olmalı veya işletme ticaret siciline tescil ettirilerek ilan edilmiş olmalıdır (fıkra 2).
  • Fiilen işletmeye başlanmamış hâlde ilan veya tescil, gerçek bir ticari işletmenin kurulup açıldığını bildirmelidir; işletmenin kurulmamış olduğu hâlde yapılan ilan ya da tescil fıkra 2 kapsamına girmez.
  • Tacir gibi sorumluluk için kişi, ister kendi adına ister adi şirket veya hukuken var sayılmayan başka bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunmalıdır (fıkra 3).
  • Tacir gibi sorumluluk için işlemler, bir ticari işletme açmış gibi yapılmış olmalıdır (fıkra 3).
  • Tacir gibi sorumluluk için karşı taraf iyiniyetli üçüncü kişi olmalıdır; üçüncü kişinin gerçek durumu bilmemesi veya bilebilecek durumda olmaması gerekir (fıkra 3).

Genel olarak: hangi sonuçları doğurur?

  • Kişi, ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına fiilen işletiyorsa tacir sayılır ve tacirlere ilişkin hak ve yükümlülüklere tabi olur (fıkra 1).
  • Tacir sıfatının kazanılması için ticaret siciline tescil zorunlu değildir; tescil bildirici bir işlemdir ve sicile kayıt olmadan da fiilen işleten kişi tacir olur.
  • Fiilen başlanmamış olsa bile, işletmenin kurulup açıldığı ilan veya tescil ile duyurulmuşsa kişi tacir sayılır ve hem haklardan yararlanır hem yükümlülüklere katlanır (fıkra 2).
  • Fiilen başlanmamış hâlde kişi, ilan veya tescil yapmamışsa ya da ticari işletmeyi kurup açtığını duyurmamışsa fıkra 2 uyarınca tacir sayılmaz.
  • İşletme açmış gibi davranan kişi, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur; bu kişiye tacirlere tanınan haklar tanınmaz (fıkra 3).
  • Fıkra 3 kişisi, iyiniyetli üçüncü kişi olmayan karşı tarafa karşı tacir gibi sorumlu tutulmaz; bu durumda sonuç doğmaz.
  • Ticari işletmenin kurulmadığı hâlde ilan veya tescil yapılmış ve üçüncü kişilerle işlem yapılmışsa, fıkra 2 değil fıkra 3 uygulanır.

Fiilen işletme ile fiilen işletmeye başlamama (fıkra 2) arasındaki fark nedir?

Gerçek bir ticari işletme işletilir ve müşteri çevresiyle ilişki kurulur; kişi m.12/1 uyarınca tacir olur.

İşletme fiilen başlamamıştır, ancak kurulup açıldığı ilan veya tescille duyurulmuştur; kişi fıkra 2 uyarınca tacir sayılır.

Fiilen başlanmamış olsa bile tacir sayılan kişi hem tacirin haklarından yararlanır hem yükümlülüklerine katlanır. Fıkra 3'teki kişiden farklı olarak doğrudan tacirdir.

Tacir sayılma (fıkra 2) ile tacir gibi sorumluluk (fıkra 3) arasındaki fark nedir?

Gerçek bir ticari işletme kurulmuş ve duyurulmuştur; kişi bizzat tacir sayılır.

Ticari işletme yoktur; kişi işletme açmış gibi, adi şirket veya var olmayan şirket adına ortak sıfatıyla işlem yapar.

Fıkra 3 kişisi yalnız iyiniyetli üçüncü kişiye karşı tacir gibi sorumlu olur, tacirlere tanınan haklardan yararlanamaz. Bu kişinin iflası istenebilir, ancak hakları yoktur.

Kısmi işletme ile tam işletme (fıkra 1) arasındaki fark nedir?

Ticari işletmenin tamamı kişi adına işletilir.

Ticari işletmenin yalnızca bir kısmı kişi adına işletilir.

İki hâlde de kişi tacir sayılır; kısmi işletme tacirlik için yeterlidir.

Gerçek durumu bilen ile bilmeyen veya bilebilecek durumda olmayan üçüncü kişi (fıkra 3) arasındaki fark nedir?

Karşı taraf, işletme veya şirketin bulunmadığını bilir ya da bilebilecek durumdadır.

Karşı taraf gerçek durumu bilmez ve bilebilecek durumda da değildir.

Yalnızca ikinci gruptaki iyiniyetli üçüncü kişi tacir gibi sorumluluk doğurur; birinci gruptaki kişiye karşı fıkra 3 sonucu doğmaz.

Genel olarak: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Tacirlik için ticaret siciline tescili zorunlu saymak; tescil bildirici bir işlemdir ve tescil olmaksızın fiilen işleten kişi de tacir olur.
  • Fiilen işletmeye başlamadan ilan veya tescil yapan herkesi tacir saymak; fıkra 2 yalnız gerçek bir ticari işletmenin kurulup açıldığı hâlde uygulanır.
  • Fıkra 2 ile fıkra 3'ü karıştırmak; fıkra 2'deki kişi doğrudan tacirdir ve haklardan yararlanır, fıkra 3'teki kişi yalnız tacir gibi sorumludur.
  • Fıkra 3'ü, ticari işletme gerçekten kurulmuş olan durumlarda uygulamak; fıkra 3 ticari işletme yokken dış görünüşe dayanır.
  • Fıkra 3 kişisinin tacirlere tanınan haklardan yararlanabileceğini kabul etmek; bu kişi yalnız yükümlülüklere tabi olur.
  • Fıkra 3'te iyiniyetli üçüncü kişi koşulunu gözden kaçırmak; karşı tarafın gerçek durumu bilmesi hâlinde fıkra 3 sonucu doğmaz.
  • Kişinin tacir sayılması için yalnız ilan veya tescilin yeterli olduğunu, işletmenin fiilen kurulmuş olması gerektiğini ihmal etmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Gerçek kişi tacirlik için yalnız ticari işletmenin varlığı ve kişi adına fiilen işletilmesinin aranması; ticaret siciline tescilin tacirlik için zorunlu olmadığı kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/652 E., 2025/783 K., 28.05.2025; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/227 E., 2026/661 K., 30.04.2026; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2026/465 E., 2026/537 K., 30.03.2026)
  • Fiilen işletmeye başlanmamış kişinin tacir sayılması için yalnız ilan veya tescil ile duyurunun yeterli olmadığı, işletmenin gerçekten kurulmuş olmasının gerektiği kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/227 E., 2026/661 K., 30.04.2026)
  • Ticari işletme kurulmadan ilan veya tescil yapılmış ve üçüncü kişilerle işlem girişilmişse fıkra 2 değil fıkra 3'ün uygulanacağı kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/170 E., 2026/652 K., 07.04.2026)
  • Fıkra 3 kişisinin iyiniyetli üçüncü kişiye karşı tacir gibi sorumlu olduğu, ancak tacirlere tanınan hakları kullanamadığı kabul edilmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2022/2094 E., 2022/409 K., 15.12.2022)
  • Tacirlik sıfatının belirlenmesinde ticari işletmenin kimin adına işletildiğine bakılması ve bu ölçütün karşı tarafın iddiasıyla değil, somut olguyla belirlenmesi kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1928 E., 2022/1424 K., 07.11.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Tacir sıfatını iddia eden taraf, kişinin ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına fiilen işlettiğini ispatlamalıdır; işletmenin varlığı, kişinin müşteri çevresiyle ilişkisi ve kendi adına işlem yaptığı belgelerle gösterilebilir.
  • Fıkra 2 kapsamında tacir sayılmayı iddia eden taraf, işletmenin kurulup açıldığını ve bunun ilan veya tescil yoluyla duyurulduğunu ispatlamalıdır; ilan belgesi, gazete veya yayın kaydı ve ticaret sicili kaydı bu amaçla kullanılabilir.
  • Fıkra 2'de fiilen başlanmamış ticari işletmenin varlığını savunan kişi, işletmenin gerçekten kurulduğunu ortaya koymalıdır; sadece ilan veya tescil, işletmenin varlığını kendiliğinden kanıtlamaz.
  • Fıkra 3 kapsamında sorumluluğu talep eden üçüncü kişi, iyiniyetini ispatlamalıdır; iyiniyetli olduğunu gösteren belge ve olgular sunmalıdır. Karşı taraf, üçüncü kişinin gerçek durumu bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu ispatlamalıdır.
  • Ticari işletmenin tescil edilmiş olmasının tacirlik için zorunlu olmadığı, bu nedenle tescil belgesi bulunmamasının tek başına tacirliği ortadan kaldırmayacağı ispat açısından gözetilmelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Kanun m.11: Ticari işletme kavramını tanımlar; fıkra 1'deki ticari işletme unsurunun dayanağıdır.
  • 6102 sayılı Kanun m.13: Küçük ve kısıtlının yasal temsilci aracılığıyla işlettiği işletmede tacirliği düzenler; m.12/1 bu tür kişileri de kapsar, ayrıca m.13 cezai sorumluluğu temsilciye yükler.
  • 6102 sayılı Kanun m.14: Ticaret yasağı veya izin gerektiren işleri yapan kişilerin tacir sayılmasını düzenler; m.12'nin tacirlik ölçütünü tamamlayan istisna niteliğindedir.
  • 6102 sayılı Kanun m.15: Ticari işletmenin tacir olmayan kişi adına işletildiği ve tacirlik sonucunun doğduğu hâllere ilişkin olarak m.12 ile bağlantılıdır.
  • 6102 sayılı Kanun m.16: Tüzel kişi tacirliğini düzenler; m.12 yalnız gerçek kişilere ilişkin olduğundan tamamlayıcı niteliktedir.
  • 6102 sayılı Kanun m.33: Tacirlerin ticaret siciline tescil yükümlülüğünü düzenler; m.12/2'deki tescil yoluyla duyurmanın dayanağıdır ve bildirici niteliğini tamamlar.

TTK m.13 — Küçük ve kısıtlılar

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 13. maddesi, küçük ve kısıtlılara ait ticari işletmenin bunların adına yasal temsilcileri (veli veya vasi) tarafından işletilmesi halinde tacir sıfatının kime ait olacağını ve yasal temsilcinin hangi bakımdan sorumlu tutulacağını düzenler. Madde, yalnızca kendisine yasal temsilci atanmış küçük ve kısıtlılar bakımından uygulanır. Maddenin kendisi tacir sıfatının genel kazanılma halleri, ticaretten men ve izinsiz işletme hallerini düzenlemez (TTK m.12, m.14). Küçük ve kısıtlıların ehliyetine, yasal temsilcinin izin ve icazet yetkisine ilişkin hükümler de maddede yer almaz (TMK m.13-16, m.462-463). Tacir sıfatının tescil yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe aykırılığın idari para cezası ise ayrı bir maddededir (TTK m.33).

Küçük ve kısıtlılar: hangi kavramlar bilinmeli?

Yasal temsilci
Küçük veya kısıtlının velayet ya da vesayet altında bulunması nedeniyle onun adına hukuki işlem yapmaya ve onu temsil etmeye yetkili kılınan kişidir; küçük için veli, kısıtlı için vasi. Madde bakımından ticari işletmeyi bu sıfatla işleten kişi ele alınır.
Tacir sıfatının temsil edilene ait olması
Ticari işletmenin yasal temsilci eliyle işletilmesi halinde tacir sıfatı işletmenin adına işletildiği küçük veya kısıtlıya aittir. Yasal temsilci, işletmeyi kendi adına değil temsil ettiği kişi adına yürüttüğü için tacir sayılmaz.
Tacir gibi sorumluluk
Tacir olmayan yasal temsilcinin, yalnızca ceza hükümleri bakımından tacirlere öngörülen yaptırımlara muhatap olmasıdır. Bu sorumluluk ticari hukuktaki borçlara ilişkin değildir.
Ticari işletme
Maddede işletme kavramı, küçük veya kısıtlının adına yürütülen ve ticari faaliyet niteliği taşıyan işletmedir. Bu işletmenin işletilmesi, yasal temsilcinin temsil yetkisinin kapsamı içinde yapılır.

Küçük ve kısıtlılar: hangi şartlar aranır?

  • Ticari bir işletmenin bulunması gerekir; işletme küçük veya kısıtlıya ait olmalıdır.
  • İşletmenin küçük veya kısıtlı adına, kendisine yasal temsilci atanmış bir kişi tarafından işletilmesi gerekir.
  • Yasal temsilci, işletmeyi kendi adına değil temsil ettiği küçük veya kısıtlı adına işletmelidir.
  • Tacir sıfatının doğması için bu işletmenin küçük veya kısıtlıya ait olması gerekir; yasal temsilcinin tacir sayılabilmesi için işletmeyi kendi hesabına işletmiş olması gerekmez, ancak bu durumda madde uygulanmaz.
  • Yasal temsilcinin cezai sorumluluk bakımından tacir gibi sorumlu tutulabilmesi için ceza hükümlerinin ilgili olması gerekir.

Küçük ve kısıtlılar: hangi sonuçları doğurur?

  • Ticari işletmenin küçük veya kısıtlı adına işletilmesi halinde tacir sıfatı küçük veya kısıtlıya aittir.
  • Yasal temsilci tacir sayılmaz ve ticari sıfata bağlı olarak tacir hükümlerine tabi tutulmaz.
  • Küçük veya kısıtlı tacir sayıldığı için iflas eder; iflas ettiğinde tacire ilişkin hukuki sonuçlar onun üzerinde doğar.
  • Hileli iflas gibi tacirlere öngörülen cezai müeyyideler yasal temsilci hakkında uygulanır.
  • Yasal temsilci ceza hükümleri yönünden tacir gibi sorumlu olur; bu sorumluluk ticari borçlara değil cezai yaptırımlara ilişkindir.
  • Madde yalnızca yasal temsilci tarafından işletme yapılan hallerde uygulanır; yasal temsilcisi bulunmayan izinsiz işletmede madde bir sonuç bağlamaz.

Küçük veya kısıtlı ile yasal temsilci arasındaki fark nedir?

Küçük veya kısıtlı, işletmenin sahibi olarak tacir sayılır. Tacir sıfatı işletmenin adına işletildiği kişiye aittir.

Yasal temsilci, işletmeyi fiilen ve adına yürüten kişidir ancak kendi adına tacir sayılmaz.

Hukuki sorumluluk ve ticari borçlar küçük veya kısıtlıya aittir; yasal temsilci ticari borçlardan sorumlu tutulmaz.

Hileli iflas ile genel iflas sorumluluğu arasındaki fark nedir?

Ticari işletmenin iflası halinde iflas, tacir sıfatı taşıyan küçük veya kısıtlı hakkında doğar.

Hileli iflas suçu, işletmeyi fiilen yürüten yasal temsilci hakkında uygulanır.

İflas hukuki sonuçları küçük veya kısıtlıya, hileli iflasa ilişkin cezai yaptırım yasal temsilciye yönelir.

Küçük ve kısıtlılar: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Yasal temsilciyi işletmeyi yürüten sıfatıyla tacir saymak; madde yasal temsilcinin tacir sayılmayacağını açıkça belirtir.
  • Tacir sıfatının yasal temsilciye geçtiğini kabul etmek; sıfat temsil edilene aittir.
  • Hileli iflas cezasını küçük veya kısıtlıya uygulamak; ceza yasal temsilci hakkında uygulanır.
  • Yasal temsilcinin ticari borçlardan sorumlu olduğunu varsaymak; sorumluluk yalnızca ceza hükümleri bakımındandır.
  • Yasal temsilcisi olmayan izinsiz işletmeye bu maddeyi uygulamak; madde yalnızca yasal temsilcili halleri kapsar.

Nasıl ispat edilir?

  • Tacir sıfatının küçük veya kısıtlıya ait olduğunu ileri süren taraf, işletmenin küçük veya kısıtlı adına ve yasal temsilci aracılığıyla işletildiğini ispatlamalıdır.
  • İşletmenin kimin adına işletildiğini gösteren belgeler (ticaret sicili kaydı, işletme ruhsatı, vesayet veya veli kararı) ile fiili işletme delilleri kullanılabilir.
  • Yasal temsilcinin işletmeyi kendi adına yürüttüğünü ileri süren taraf, bu iddiayı ispatla yükümlüdür; aksi halde madde uygulanır.
  • Hileli iflas suçu bakımından yasal temsilcinin fiili işletmeyi yürüttüğü ve hileli davranışta bulunduğu ceza yargılamasında ispat edilmelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 m.12: Tacir sıfatının genel kazanılma halleri düzenlenir; madde 13, bu genel kurallara yasal temsilci üzerinden bir istisna getirir.
  • 6102 m.14: Ticaretten men veya izinsiz işletme halinde tacir sıfatının ayrı kurallarla kazanıldığını gösterir; madde 13 yalnızca yasal temsilcili işletmeyi kapsar.
  • 6102 m.33: Tescil talebinde bulunmayan yasal temsilcinin idari para cezası ile karşılaşacağı hali düzenler.
  • 4721 m.13: Küçük ve kısıtlıların ayırt etme gücü ve ehliyet ilişkisini düzenler; yasal temsilcinin işletmeyi yürütme yetkisinin dayanağıdır.
  • 4721 m.462: Vasinin kısıtlı adına yapabileceği işlemlerin vesayet makamının iznine bağlanmasıyla yasal temsilcinin yetkisinin sınırını belirler.

TTK m.14 — Ticaret yapmaktan menedilenler

Madde, kanundan, yargı kararından, özel bir yasaktan ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine bağlı faaliyetlerde, yasak veya izin koşulu yerine getirilmeden ticari işletmeyi işleten kişinin tacir sayılmasını düzenler; ayrıca bu aykırılığın hukuki, cezai ve disipline ilişkin sorumluluğunun saklı olduğunu belirtir. Kişinin tacir sıfatının genel ölçütü, kişisel durumu, meslek ve görevi veya izin koşulu bakımından uygulanır. Madde, ticari işletmenin kısmen dahi olsa kendi adına işletilmesini genel tacir tanımı olarak düzenlemez (m.12); küçük ve kısıtlıya ait işletmenin yasal temsilci tarafından işletilmesi hâlini düzenlemez (m.13); fiilen başlanmadan ilan ya da tescil yoluyla tacir olunmasını düzenlemez (m.12/2); işletmeye açmış gibi davranılmasını düzenlemez (m.12/3); tacirlerin iflası ve tacir sıfatının tüzel kişilere uygulanmasını düzenlemez (m.16).

Ticaret yapmaktan menedilenler: hangi kavramlar bilinmeli?

Ticaret yasağı
Kişisel durum, yapılan işin niteliği ya da meslek ve görev nedeniyle kanundan veya bir yargı kararından doğan, ticari işletme işletmeyi engelleyen hukuki durumdur. Örneğin memurların DMK m.28 uyarınca tacir sayılmalarını gerektirecek faaliyette bulunamaması bu kapsamdadır.
İzin veya onay
Belirli bir faaliyetin yapılabilmesi için başka bir kişinin veya resmî bir makamın verdiği izin ya da ruhsattır. Madde, bu iznin alınmadan işletmenin işletilmesini tacir sayılma nedeni yapar; izin verilip verilmediğinin değerlendirilmesi bu maddenin kapsamına girmez.
Tacir sayılma
Kişinin tacir olmanın yükümlülüklerine tabi tutulması ve bu kapsamda iflasa tabi olmasıdır. Maddenin metni 'tacir sayılma' ifadesini kullanır; bu ifade hem yükümlülük hem de iflas yönünden tacir sıfatını ifade eder.
Disipline ilişkin sorumluluk
Kişinin meslek ya da kamu görevi bakımından ilgili özel kanunda öngörülen disiplin yaptırımlarına uğramasıdır. Bu sorumluluk, tacir sıfatından bağımsız olarak özel kanunun öngördüğü ölçüde doğar.

Ticaret yapmaktan menedilenler: hangi şartlar aranır?

  • Kişinin bir ticari işletmeyi işletmesi bulunmalıdır; işletme, kişinin kendi adına veya başkası hesabına fiilen yürütülmesi biçiminde ortaya çıkabilir.
  • Kişinin işletmeyi işletmesi, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir ticaret yasağına aykırı olmalıdır.
  • Ya da kişinin işletmeyi işletmesi için başka bir kişinin veya resmî bir makamın izni ya da onayı gerekmeli ve bu izin veya onay alınmamış olmalıdır.
  • Yasak ya da izin koşulu, kişisel durum, yapılan işin niteliği ya da meslek ve görev dolayısıyla ortaya çıkmış olmalıdır.
  • Hukuki sonucun doğması için yasağa veya izin koşuluna aykırılık ile işletme arasında bağlantı bulunmalıdır; yasağa aykırı işletme kişinin tacir sayılmasına yeter, ayrıca bir karar aranmaz.

Ticaret yapmaktan menedilenler: hangi sonuçları doğurur?

  • Yasağa veya izin koşuluna aykırı biçimde ticari işletmeyi işleten kişi tacir sayılır ve tacir olmanın yükümlülüklerine tabi olur.
  • Kişi tacir sayıldığı için iflasa tabi olur; işletmenin borçlarından dolayı iflası istenebilir.
  • Yasak ya da izin koşulu hiç ortaya çıkmamışsa, yani kişi işletmeyi yasaklanmamış veya izne gerek olmayan bir faaliyette yürütmüşse madde uygulanmaz.
  • Madde 14/2 uyarınca aykırılık hukuki, cezai ve disipline ilişkin sorumluluk doğurur; bu sorumluluk tacir sayılmaya bağlı olarak değil, ilgili özel kanunda öngörüldüğü ölçüde doğar.
  • Tacir sıfatının kazanılmasında işletmenin kimin hesabına yürütüldüğü önem taşımaz; kişinin kendi adına işletmesi yeterlidir.

Ticaret yasağı ile izin veya onay eksikliği arasındaki fark nedir?

Kişinin kanun veya yargı kararı nedeniyle ticaretten men edildiği hâllerde, yasak kişinin durumundan doğar ve işletme bu yasağa rağmen yürütülür.

İzin veya onay gerektiren hâllerde ise yasak yoktur; ilgili izin alınmadan işletme başlatılır.

İki halde de kişi madde kapsamında tacir sayılır; ancak yasak hâlinde ihlal, izin hâlinde ruhsat eksikliği esas alınır.

Madde 14 ile madde 12/2 (fiilen başlamadan tacir sayılma) arasındaki fark nedir?

Madde 14 kapsamında kişi, işletmeyi kanuna aykırı olarak fiilen işletir.

Madde 12/2 kapsamında kişi, işletmeyi ilan veya tescil ile duyurur ama fiilen başlamaz.

Madde 14'te faaliyet fiilen yürütülmekte, ilanda ise yalnız duyuru vardır; sonuçlar bu farka göre ayrılır.

Madde 14 ile madde 13 (küçük ve kısıtlı işletmesi) arasındaki fark nedir?

Madde 14'te işletmeyi bizzat kişi, yasak veya izin koşuluna aykırı olarak işletir.

Madde 13'te işletmeyi küçük veya kısıtlının yasal temsilcisi adına yürütür.

Madde 14'te tacir sıfatı işletmeyi işleten kişiye aittir; madde 13'te sıfat küçük veya kısıtlıya aittir, temsilci tacir sayılmaz.

Ticaret yapmaktan menedilenler: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddeyi genel tacir tanımı saymak; madde 14'ün yalnızca yasağa veya izin koşuluna aykırı işletmeyi kapsadığını gözden kaçırmak ve madde 12/1'i tek başına uygulamak.
  • Küçük ve kısıtlının yasal temsilcisi tarafından işletilen işletmede tacir sıfatını temsilciye yüklemek; bu hal madde 13'e göre küçük veya kısıtlıya aittir.
  • Yasağa aykırılığın yalnızca tacir sayılma sonucunu doğurduğunu sanmak; madde 14/2 uyarınca ayrıca hukuki, cezai ve disipline ilişkin sorumluluk doğar ve bu sorumluluk tacir sıfatından bağımsız değerlendirilir.
  • Ticaret yasağı ile izin eksikliğini aynı şey saymak; birinde kişisel durum ya da görev yasak yaratır, diğerinde izin koşulu eksiktir ve değerlendirme ölçütleri farklıdır.
  • Madde metninde açıkça yer almayan bir karar veya işlem şartını aramak; madde yalnızca yasağın ya da iznin bulunmasını ve işletmenin yürütülmesini şart koşar.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mahkemeler, 6102 sayılı Kanun'un 14. maddesini bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişinin tacir sayılması kuralını anlatmak için kullanmakta; bu bağlamda madde 14'ün genel tacir tanımı gibi okunduğu görülmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/784 E., 2025/827 K., 04.06.2025; Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/1693 E., 2022/1674 K., 15.09.2022; Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2021/1765 E., 2021/1966 K., 11.11.2021)
  • Mahkemeler, madde 14'ü tacir sıfatı ve dava şartı tartışmalarında, ticari işletmeyi kendi adına işleten kişinin tacir olduğunu belirtmek için dayanak almaktadır. (Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/1693 E., 2022/1674 K., 15.09.2022; Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2021/1765 E., 2021/1966 K., 11.11.2021; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/306 E., 2026/366 K., 21.05.2026; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/357 E., 2026/311 K., 04.05.2026)
  • Maddenin kendi metninde yasak veya izin şartı açıkça yer aldığı hâlde, uygulamada kararların bu şartı ayrıca tartışmadan genel tacir tanımına dayandığı görülmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/784 E., 2025/827 K., 04.06.2025; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/306 E., 2026/366 K., 21.05.2026; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/357 E., 2026/311 K., 04.05.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Tacir sayılma iddiasını ileri süren taraf, kişinin bir ticari işletmeyi işlettiğini ispatlamalıdır; işletmenin işletildiği, sicil kaydı, faturalar, ticari defter ve sözleşmeler gibi belgelerle gösterilebilir.
  • Kişinin madde 14 kapsamında tacir sayılması için, yasağın veya iznin varlığını ileri süren taraf bunu ispatlamalıdır; yasak kanundan ya da yargı kararından doğuyorsa bu kararın veya kanun hükmünün gösterilmesi gerekir.
  • İzin veya onay gerektiren hâllerde, iznin alınmadığını ileri süren taraf bunu ispatlamalıdır; ilgili resmî makamın yazısı veya izin belgesinin bulunmaması, bu hususta etkili delildir.
  • Kişi, işletmeyi yasağa aykırı olarak işletmediğini ya da izni aldığını savunuyorsa bu savunmayı kendisi ispatlamalıdır; izin belgesi bunun başlıca delilidir.
  • Madde 14/2 uyarınca hukuki, cezai veya disipline ilişkin sorumluluk iddiasında, bu sorumluluğu öngören özel kanun hükmü ile fiilin ayrıca ispatı gerekir; tacir sayılma kararı bu sorumluluğun yerini tutmaz.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.12: Genel tacir tanımını ve fiilen başlamadan ilan veya tescil yoluyla tacir sayılmayı düzenler; madde 14 ile birlikte tacir sayılma hallerini tamamlar.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.13: Küçük ve kısıtlının yasal temsilcisi tarafından işletilen işletmede tacir sıfatının küçük veya kısıtlıya ait olduğunu belirtir; madde 14'ten ayrı bir hal oluşturur.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.16: Tüzel kişilerin tacir sayılmasını düzenler; madde 14'ün kişisel yasak ve izin hallerinden ayrı bir hal oluşturur.
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.28: Memurların tacir sayılmalarını gerektirecek faaliyetlerde bulunmalarını yasaklar; madde 14'teki ticaret yasağının somut bir kaynağıdır.
  • 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125: Ticaret yasağına aykırı davranan memur hakkında uygulanacak disiplin cezalarını düzenler; madde 14/2'deki disipline ilişkin sorumluluğun dayanağıdır.
  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.18: Tacir sayılan kişilerin iflasa tabi olmasını düzenler; madde 14'ün tacir sayılma sonucunun iflas yönünü tamamlar.

TTK m.15 — Esnaf

Madde, Türk Ticaret Kanunu bakımından esnaf kavramını tanımlar: sabit ya da gezici olarak faaliyet gösteren, ekonomik faaliyeti sermayesinden çok bedeni çalışmasına dayanan, geliri kanunun 11. maddesi uyarınca çıkarılacak kararnamedeki sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişinin esnaf sayılmasının koşullarını düzenler. Maddenin ikinci cümlesi, esnafa uygulanacak istisnai TTK hükümlerini (20. ve 53. maddeler ile Türk Medeni Kanunu m.950/2) sayar. Madde esnafın ticari işletme sınırının nasıl çizileceğini, sicil ve oda kaydını düzenlemez; sınırın belirlenmesi 11. maddenin ikinci fıkrasına bağlıdır (m.11). Tacir tanımı ve tacir sıfatının kazanılması (m.12, m.16) ile esnafın tacir sayılmadığı konusundaki genel kural da bu maddenin dışındadır (m.12). Esnaf ve sanatkâr sicili, oda kaydı ve 5362 sayılı Kanun'daki meslek kolu düzenlemesi de TTK kapsamında değildir.

Esnaf: hangi kavramlar bilinmeli?

Esnaf
Sanat veya ticaretle uğraşan, ekonomik faaliyetini sermayesinden çok bedeni çalışmasına dayandıran ve geliri kararnamedeki sınırı aşmayan gerçek kişidir. Gezici ya da sabit (dükkân, sokağın belirli yeri) olması tanımı değiştirmez.
Bedeni çalışma ve sermaye ölçütü
Esnafta faaliyetin ağırlığı bedeni çalışmadadır; tacirde ise nakdi sermaye esastır. Ölçüt, faaliyetin hangi unsura dayandığıdır.
Gelir sınırı
11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen üst sınırdır. Sınır aşıldığında kişi esnaf sayılmaz ve faaliyeti ticari işletme niteliği kazanır.
Esnafa uygulanan TTK hükümleri
Esnaf tacir olmadığı için TTK'nın tacirlere özgü hükümleri kural olarak ona uygulanmaz; ancak madde, 20. ve 53. maddeler ile TMK m.950/2'yi esnaf bakımından da açık biçimde uygulanır kılar.

Esnaf: hangi şartlar aranır?

  • Kişinin sanat veya ticaretle uğraşması gerekir.
  • Ekonomik faaliyetin sermayesinden fazla bedeni çalışmaya dayanması gerekir.
  • Faaliyetin gezici veya sabit (dükkân ya da sokağın belirli bir yeri) yürütülmesi, esnaf sayılmayı etkilemez.
  • Elde edilen gelirin 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmaması gerekir; sınır aşılırsa kişi esnaf sayılmaz.
  • Esnaf sayılan kişi bakımından 20 ve 53. maddeler ile TMK m.950/2 hükümleri uygulanır; bu, esnafın tacir sayılması anlamına gelmez.

Esnaf: hangi sonuçları doğurur?

  • Kişi esnaf sayılırsa tacir sıfatı kazanmaz ve TTK'nın tacirlere özgü genel hükümleri kural olarak ona uygulanmaz.
  • Esnaf sayılan kişi bakımından 20. madde (iş veya hizmet karşılığı ücret ve masraf için faiz isteme hakkı) uygulanır.
  • Esnaf sayılan kişi bakımından 53. madde (işletme adının tescili ve korunması) uygulanır.
  • Esnaf sayılan kişi bakımından TMK m.950/2 (esnaflar arası alacak ve zilyetlik bağlantısında hapis hakkı) uygulanır.
  • Gelir sınırı aşıldığında kişi esnaf sayılmaz ve işletmesi ticari işletme olarak tacire özgü hükümlere tabi olur.
  • Madde, esnaf sıfatının kazanılmasını ve sınırın değerini kendisi belirlemez; sınır 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnameye bağlıdır.
  • Esnaf sayılmanın sonucu olarak esnafın, TTK'da düzenlenen tacir yükümlülüklerinden (ticaret unvanı, ticaret sicili kaydı, defter tutma vb.) kural olarak muaf olduğu sonucu çıkar.

Esnaf ile tacir arasındaki fark nedir?

Esnaf, faaliyetini ağırlıklı olarak bedeni çalışmaya dayandırır ve kazancı geçimini sağlamaya yeten düzeydedir.

Tacir, ekonomik faaliyetini nakdi sermayeye dayandırır ve kazancı geçimin ötesine geçer.

Esnaf tacir sayılmaz ve TTK'nın tacirlere özgü hükümleri kural olarak ona uygulanmaz; yalnızca m.15/2'de sayılan hükümler uygulanır.

Esnaf kapsamındaki istisnai hükümler ile genel esnaf kuralı arasındaki fark nedir?

20. madde (ticari işletmeye ilişkin iş veya hizmetin ücret ve faiz hakkı), 53. madde (işletme adı) ve TMK m.950/2 (hapis hakkı) esnaf için de geçerlidir.

Bu üç hüküm dışındaki tacirlere özgü TTK hükümleri esnafa uygulanmaz.

Esnaf, işletme adını tescil ettirmek ve bu adın korunmasından yararlanmak gibi sonuçlara bağlanır; buna karşılık genel tacir yükümlülükleri (defter, ticaret sicili vb.) esnafa doğmaz.

Esnaf sınırının altında kalan ile sınırı aşan kişi arasındaki fark nedir?

Geliri kararnamedeki sınırın altında kalan kişi esnaftır.

Geliri sınırı aşan kişi, ekonomik faaliyeti esnaf olma koşulunu taşımaz.

Sınırı aşan işletme ticari işletme sayılır; sahibi tacir olur ve 15. maddedeki istisnai hükümler dışında tam TTK rejimine tabi olur.

Bedeni çalışma ağırlıklı ile nakdi sermaye ağırlıklı faaliyet arasındaki fark nedir?

Bir muslukçu, sıvacı veya berber gibi el işiyle uğraşan ve yanında az sayıda kişi çalıştıran kişi, bedeni çalışmaya dayandığı için esnaf sayılabilir.

Büyük bir kuaför salonu gibi çok sayıda çalışanı ve şubesi olan işletme, nakdi sermayeye dayanan bir işletme niteliği taşır.

Ölçüt salt çalışan sayısı değil, faaliyetin hangi unsura dayandığı ve gelir düzeyidir; bu nedenle ikisi arasındaki sınır faaliyetin niteliği ve gelir sınırı birlikte değerlendirilerek çizilir.

Esnaf: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Esnafı yalnızca dükkân sahibi veya sabit işyeri olan kişi olarak tanımlamak; madde gezici esnafı da kapsar.
  • Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılan kişiyi TTK bakımından da esnaf saymak; VUK'taki sınıflandırma TTK'yı kendiliğinden bağlamaz.
  • Esnafın tacir olduğunu varsayarak TTK'nın tacirlere özgü tüm hükümlerini ona uygulamak; yalnızca m.15/2'deki hükümler esnafa uygulanır.
  • Gelir sınırını madde metninde yazılı bir rakam sanıp kendi kafasında sabit bir tutar almak; sınır 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnameye bağlıdır.
  • Çalışan sayısını tek başına ölçüt almak; esnaf ayrımında esas olan faaliyetin sermaye veya bedeni çalışmaya dayanması ile gelir düzeyidir.
  • Esnaf sicili veya oda kaydının bulunmamasını tacir olmanın kesin kanıtı saymak; bu kayıtlar tek başına belirleyici değildir.
  • Madde metnindeki 'Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesi' atfını TTK'nın kendi maddesi sanmak; atıf TMK'dadır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Gelir vergisinden muaf olanlar ile basit usulde vergilendirilenlerin, başka bir koşul aranmadan esnaf sayılacağı kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1141 E., 2025/1717 K., 07.11.2025)
  • Vergi Usul Kanunu'nun işletme hesabına göre defter tutan kişiler bakımından esnaf ayrımında, 213 sayılı VUK 177/1 (1) ve (3) numaralı bentlerindeki nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bentteki limitin tamamını aşıp aşmadığına bakılması kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/199 E., 2025/390 K., 24.06.2025; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/295 E., 2025/304 K., 18.03.2025)
  • Esnaf sicilinde kayıtlı olmakla birlikte ticaret siciline kaydı bulunmayan ve gelir limitlerinin altında kalan davalının esnaf sayılacağı kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/199 E., 2025/390 K., 24.06.2025; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2024/653 E., 2024/920 K., 24.05.2024)
  • Vergi mükellefi olmanın, ticaret siciline veya odaya kayıtlı bulunmanın tek başına tacir ya da esnaf ayrımında kesin ölçüt olmadığı kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2022/1038 E., 2025/733 K., 15.09.2025)
  • Esnaf sayılma koşullarından birinin de Esnaf ve Sanatkâr Meslek Kolları listesine dahil bulunmak olduğu kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1141 E., 2025/1717 K., 07.11.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Esnaf sayılmanın iddia edildiği tarafta, kişinin sanat veya ticaretle uğraştığını, faaliyetin bedeni çalışmaya dayandığını ispat yükü vardır.
  • Gelirin kararnamedeki sınırın altında kaldığı, gelir vergisi beyannamesi, basit usul veya işletme hesabı defterleri ve banka kayıtlarıyla ispatlanır.
  • Karşı taraf, faaliyetin sermayeye dayandığını veya gelirin sınırı aştığını iddia ederse, bu iddiayı işletmenin ticari hacmi, çalışan sayısı ve iş hacmine ilişkin belgelerle ispatlamalıdır.
  • Esnaf sicilinde kayıt veya meslek kolu listesine dahil olma, esnaf sayılma koşulunun belgesi niteliğindedir; kaydın bulunmaması tek başına tacir sayılmanın kesin kanıtı değildir.
  • Vergi mükellefiyeti ya da ticaret siciline kayıt tek başına karar verdirici olmadığından, hakim tüm delilleri birlikte değerlendirir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 m.11: Esnaf ile ticari işletme arasındaki gelir sınırını kararnameye bağlayan hükmü içerir; 15. maddedeki 'kararnamede gösterilen sınır' ifadesinin dayanağıdır.
  • 6102 m.20: Esnaf sayılanlar bakımından da uygulanan, iş veya hizmet karşılığı ücret ve masraf faizi hakkını düzenler.
  • 6102 m.53: Esnaf sayılanlar bakımından da uygulanan işletme adının tescili ve korunmasına ilişkin hükümdür.
  • 4721 m.950: Maddenin ikinci cümlesinde anılan TMK m.950/2 hapis hakkı hükmüdür; esnaflar arası ilişkilerde esnaf bakımından uygulanır. (Not: madde metni '6102 TTK m.15' içinde 'Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesi' olarak anar; kanun numarası 4721'dir.)
  • 6102 m.12: Tacir tanımını ve tacir sıfatının kazanılmasını düzenler; esnafın tacir sayılmaması bu tanımın tersinden sonucudur.
  • 6102 m.16: Tüzel kişi tacirleri düzenler; esnaf kavramına girmeyen tüzel kişilerin tacir sayılmasının dayanağıdır.

TTK m.16 — Tüzel kişiler

Madde, hangi tüzel kişilerin tacir sayılacağını ve kamu tüzel kişileri ile belirli dernek ve vakıfların ticari işletme işletmesinin tacir sıfatı doğurup doğurmayacağını düzenler. Ticaret şirketleri, amacına varmak için ticari işletme işleten vakıf ve dernekler ile kamu tüzel kişilerinin kurduğu kurum ve kuruluşlar birinci fıkra kapsamındadır; ikinci fıkra ise kamu tüzel kişileri, kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere ayıran vakıflar bakımından istisna getirir. Madde gerçek kişi tacirleri, tacirlik sıfatının kazanılmasında ticari işletmenin kendisini, tüzel kişiliğin kazanılma koşullarını ve tescil usulünü düzenlemez. Gerçek kişi tacirlik (m.12-14), ticari işletme kavramı ile tacirin ticari işlerini ve işletmenin tescilini (m.18 ve devamı, m.19-21) ayrıca düzenlemez. Tüzel kişiliğin kazanılması (TMK m.47) ile ticaret şirketlerinin tescili (TTK m.125) ve donatma iştiraki (TTK m.1064) de bu maddenin dışındadır. Kamu tüzel kişilerinin tacir sayılmayan kurum ve kuruluşlarının iflas yükümlülüğünden muaf tutulması gibi sonuçlar başka hükümlerde yer alır.

Tüzel kişiler: hangi kavramlar bilinmeli?

Tacir
Ticari işletmesi bulunan ve ticaret siciline kayıtlı olan kişi anlamında kullanılan, TTK'nın ticari hukuk rejimine tabi tuttuğu özne. Bu maddede tüzel kişilerin tacir sayılıp sayılmayacağı belirlenir.
Ticari işletme işletme
Tüzel kişinin amacına varmak için ticari nitelikte bir faaliyeti sürdürmesi. Tüzel kişinin asıl amacının ticari olması gerekmez; ticari işletme, amaca ulaşmak için bir araç olarak yeterlidir.
Kamu yararına çalışan dernek
Kamu yararına çalışan dernek statüsünü taşıyan ve ikinci fıkra kapsamında tacir sayılmayan dernek. Statünün kazanılması bu maddenin değil dernekler mevzuatının konusudur.
Kamu görevi niteliğindeki işler
İkinci fıkrada geçen ve vakfın gelirinin yarısından fazlasının ayrılması gereken hizmet alanı. Bu oranın hesabı ve yeterliliği uygulamada vakıf gelirine göre yapılır.
Kamu tüzel kişisi tarafından kurulan kurum ve kuruluş
Devlet, il özel idaresi, belediye, köy veya diğer kamu tüzel kişilerince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek ya da ticari şekilde işletilmek üzere kurulan yapı. Birinci fıkraya göre bu kuruluşlar tacirdir; kuran kamu tüzel kişisi ise ikinci fıkra uyarınca tacir sayılmaz.

Tüzel kişiler: hangi şartlar aranır?

  • Tüzel kişinin ticaret şirketi olması ya da amacına varmak için ticari bir işletme işletmesi gerekir; bu durumda tacir sıfatı birinci fıkra gereği doğar.
  • Vakıf veya derneğin amacına varmak için işlettiği işletmenin ticari nitelikte olması gerekir; sosyal ve manevi amaçlı olması tek başına tacirlik doğurmaz.
  • Kamu tüzel kişisi tarafından kurulan kurum veya kuruluşun, özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek ya da ticari şekilde işletilmek üzere kurulmuş olması gerekir.
  • Devlet, il özel idaresi, belediye, köy ve diğer kamu tüzel kişilerinin bir ticari işletmeyi doğrudan ya da kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen bir tüzel kişi eliyle işletmesi halinde kendileri tacir sayılmaz; bu halde ikinci fıkra uygulanır.
  • Kamu yararına çalışan dernek ya da gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıf, ticari işletme işletse dahi tacir sayılmaz; bu olumsuz koşul sağlanmalıdır.
  • Vakfın gelirinin yarısından fazlasının kamu görevi niteliğindeki işlere harcandığının ortaya konulması gerekir; yarıyı geçmeyen vakıf bu istisnadan yararlanamaz.
  • Tacirlik sonucunun doğması için işletmenin ticaret siciline tescil edilmiş olması gerekir; tescil, tüzel kişinin adına yapılır.

Tüzel kişiler: hangi sonuçları doğurur?

  • Ticaret şirketi tescil ile tüzel kişilik kazandığı anda tacir sıfatını da kazanır.
  • Amacına varmak için ticari işletme işleten vakıf ve dernek, bu işletme dolayısıyla tacir olur ve işletme kendi adına ticaret siciline tescil edilir.
  • Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri, kurdukları kurum veya kuruluş tacir olsa da bu kamu tüzel kişilerinin kendileri tacir sayılmaz.
  • Kamu yararına çalışan dernek ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıf, ticari işletme işletse dahi tacir sayılmaz.
  • Kamu tüzel kişisinin kendisinin tacir olmaması, onun işletmesini kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen başka bir tüzel kişi eliyle işletmesi halinde de geçerlidir.
  • Tacir sayılmayan bir dernek veya vakfın ticari işletmesi tacirlik sonucu doğurmadığı için, bu işletmeden doğan borçlar açısından tacirlere ilişkin hükümler kendiliğinden uygulanmaz.

Ticaret şirketi ile ticari işletme işleten dernek ve vakıf arasındaki fark nedir?

Ticaret şirketleri, kuruluşları ticaret siciline tescille tüzel kişilik kazanan ve bu tescil ile tacir sıfatı elde eden kuruluşlardır.

Dernek ve vakıflar sosyal ve manevi amaçlı tüzel kişiler olup kendileri tacir değildir; ancak amaca ulaşmak için ticari işletme işletirlerse tacir olurlar.

Ticaret şirketi her halde tacirdir. Dernek veya vakıf ise yalnız ticari işletme işlettiğinde tacir olur ve işletme dernek veya vakıf adına tescil edilir.

Birinci fıkra kapsamındaki tüzel kişi ile ikinci fıkra kapsamındaki kamu tüzel kişisi arasındaki fark nedir?

Kamu tüzel kişilerinin kurduğu kurum ve kuruluşlar, özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari işletilmek üzere kurulmuşsa birinci fıkra gereği tacirdir.

Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri, bir ticari işletmeyi doğrudan ya da kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen tüzel kişi eliyle işletirse kendileri tacir sayılmaz.

Kurum veya kuruluş tacir olur; kendisini kuran kamu tüzel kişisi ise tacir olmaz. Bu ayrım, kamu tüzel kişisinin işletmesinin tacirlik sonucu doğurmadığını gösterir.

Genel vakıf ve dernek ile kamu yararına çalışan dernek ve kamu görevi ağırlıklı vakıf arasındaki fark nedir?

Genel vakıf veya dernek, ticari işletme işletirse birinci fıkra gereği tacir olur.

Kamu yararına çalışan dernek veya gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıf, ticari işletme işletse de ikinci fıkra gereği tacir sayılmaz.

Sosyal amaçlı dernek ve vakıf için ticari işletme tacirlik doğurur; istisna kapsamındaki dernek ve vakıf için ticari işletme tacirlik doğurmaz.

Tüzel kişiler: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Devlet, belediye veya il özel idaresinin kurduğu kurumu tacir saymamak; kurum ayrı bir tüzel kişi olduğu ve birinci fıkra kapsamında bulunduğu için tacir sayılır, istisna yalnız kuran kamu tüzel kişisine uygulanır.
  • Kamu tüzel kişisinin işlettiği ticari işletmeyi, işletmenin tüzel kişiliği bulunmadığı gerekçesiyle tacir saymamak; tacirlik işletmeye tanınır ve tüzel kişiliğin varlığına bağlı değildir.
  • Kamu yararına çalışan dernek ya da kamu görevi ağırlıklı vakfın her ticari işletmesini istisna kapsamında saymak; istisna yalnız bu tüzel kişinin gelir yapısı ve statüsü varsa geçerlidir.
  • Vakfın gelirinin yarısını geçip geçmediğini hesaplamadan istisnayı uygulamak; yarı oranı aşılmadan ikinci fıkra uygulanmaz.
  • Dernek veya vakfın ticari işletmesini tacirlik doğurmayan bir faaliyet gibi değerlendirmek; amaç sosyal ve manevi olsa da ticari işletme işletildiğinde birinci fıkra gereği tacir olunur.
  • Ticari işletmenin dernek veya vakıf adına tescil edilmesi gerektiğini gözden kaçırmak; tescil eksikliği tacir sıfatının ispatını zorlaştırır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Tacir sayılmayan kamu tüzel kişisinin kurduğu kurumun tacir olduğu ve bu nedenle ticari davalarda ticari hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir. (Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2026/440 E., 2026/339 K., 25.03.2026)
  • Kamu tüzel kişisinin ticari işletme işletmesi halinde ikinci fıkranın kendisini tacir sayılmama sonucuna bağladığı, ancak kurulan kurumun tacirliğini bu sonuca bağlamadığı kabul edilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/460 E., 2026/616 K., 06.04.2026; Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2026/440 E., 2026/339 K., 25.03.2026)
  • Kamu yararına çalışan dernek ve kamu görevi niteliğindeki işlere ağırlıklı gelir ayıran vakıfların ticari işletmesi nedeniyle tacir sayılmadığı, bu nedenle taraf sıfatı ve görevli mahkeme değerlendirmesinde bu istisnanın dikkate alındığı kabul edilmektedir. (Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/860 E., 2024/666 K., 27.03.2024; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2023/1709 E., 2023/1668 K., 13.12.2023)
  • Ticari işletme işleten vakıf veya derneğin tacir sayılıp sayılmadığının, işletmenin amaç ilişkisi ve istisna koşullarının birlikte incelenmesiyle belirlendiği kabul edilmektedir. (Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/2099 E., 2023/2148 K., 30.11.2023; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/971 E., 2023/851 K., 25.09.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Tacirlik iddiasını ileri süren taraf, tüzel kişinin ticaret siciline kayıtlı olduğunu ya da ticari işletme işlettiğini ticaret sicil kaydı, şirket sözleşmesi veya işletme belgeleriyle ispatlamalıdır.
  • Kamu tüzel kişisinin kendisinin tacir olmadığı savunmasını ileri süren taraf, işletmeyi kurulan kurum veya kuruluş eliyle işlettiğini ve kuruluş belgesiyle ilgili kamu tüzel kişisine ait olduğunu göstermelidir.
  • Kamu yararına çalışan dernek veya kamu görevi ağırlıklı vakıf savunmasını yapan taraf, bu statüyü ve gelirin yarısından fazlasının kamu görevi niteliğindeki işlere harcandığını bilançolar ve kuruluş belgeleriyle ispatlamalıdır.
  • Vakfın gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcadığı iddiası, yıllık gelir-gider ve harcama belgeleriyle ispatlanır; bu kanıtın sunulmaması istisnanın uygulanmasını engeller.
  • Ticari işletmenin dernek veya vakıf adına tescil edilip edilmediği, ticaret sicil kaydıyla ispatlanır; tescil eksikliği tacirlik savunmasını doğrudan etkiler.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.12: Gerçek kişi tacirlikte fiilen işletmeye başlama ve işletme açmış gibi işlem yapma hallerini düzenler; bu madde tüzel kişi tacirleri ele alır.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.14: Ticaret yasağı ve izin/ruhsat almadan işletme hallerinde kişinin tacir sayılmasını düzenler; bu madde tüzel kişilerin tacirliğini belirler.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.18: Tacirin ticari işletmesinin tanımını ve ticari işlerle ilgili temel kuralları düzenler; bu maddede geçen ticari işletme kavramı ona dayanır.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.17: Donatma iştiraki bakımından tacirlere ilişkin hükümlerin uygulanmasını öngörür; tüzel kişiliği olmayan bu topluluk için tacir hükümlerinin uygulanması bu maddeyle karşılaştırılabilir.
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.47: Tüzel kişiliğin kazanılmasının genel koşullarını düzenler; amacı hukuka veya ahlaka aykırı kişi ve mal topluluklarının tüzel kişilik kazanamayacağını belirtir ve tacirlik ön koşulu olan tüzel kişiliği belirler.

TTK m.17 — Donatma iştiraki

TTK m.17, donatma iştiraklerine tacirlere ilişkin hükümlerin aynen uygulanacağını düzenler. Donatma iştirakinin tanımı, tescil ve iflas ehliyeti gibi konular bu maddenin doğrudan konusu değildir. Hüküm, donatma iştirakinin tüzel kişiliği bulunmadığı halde tacir hükümlerinden yararlanmasını ve bu hükümlere tabi olmasını sağlar. Kime uygulandığı bakımından madde, birden çok kişinin paylı mülkiyetle malik olduğu bir gemiyi ortak işletmesi halinde ortaya çıkan donatma iştiraklerini kapsar. Donatma iştirakinin tanımını (TTK m.1064), tescil yükümlülüğünü (TTK m.1065) ve sona erme nedenlerini (TTK m.1082 vd.) düzenlemez. Ticaret unvanının kuruluşu ile ticaret unvanına ilişkin kurallar da bu maddede yer almaz (TTK m.44 ve m.46). Donatma iştiraklerinde ortakların ticari sorumluluğu ile tasfiye süreci de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Donatma iştiraki: hangi kavramlar bilinmeli?

Donatma iştiraki
Birden çok kişinin paylı mülkiyet şeklinde malik olduğu bir gemiyi, aralarındaki sözleşme uyarınca hepsi adına ve hesabına deniz ticaretinde kullanmaları durumunda ortaya çıkan topluluktur. Tanımın unsurları ortaklar arasında paylı mülkiyet ve sözleşmeye dayalı ortak işletmedir.
Tüzel kişilik
Hukuk düzeninin hak ve borç ehliyeti tanıdığı tüzel varlıktır. Donatma iştiraki tüzel kişiliğe sahip değildir; bu nedenle kendisi tacir sıfatı da taşımaz.
Tacir sıfatı
Ticari işletmeyi kendi adına işleten kişiye tanınan sıfattır. Donatma iştirakinde bu sıfat olmadığı halde madde tacirlere ilişkin hükümlerin iştirak hakkında aynen uygulanmasını öngörür.
Paylı mülkiyet
Bir malın birden çok kişiye hisseler halinde ait olmasıdır. Donatma iştirakinde gemi bu biçimde ortaklar arasında paylaştırılmış olarak bulunur.

Donatma iştiraki: hangi şartlar aranır?

  • Birden çok kişinin bir gemi üzerinde paylı mülkiyet hakkına sahip olması gerekir.
  • Bu kişilerin aralarında sözleşme yapmış olmaları ve gemiyi hepsi adına ve hesabına kullanmayı kabul etmiş olmaları gerekir.
  • Gemi deniz ticaretinde kullanılmalıdır.
  • Tacirlere ilişkin hükümlerin uygulanabilmesi için iştirakin bu niteliklere sahip bir donatma iştiraki olması gerekir; ayrıca tacir sıfatının bulunmaması, uygulamanın önünde engel oluşturmaz.

Donatma iştiraki: hangi sonuçları doğurur?

  • Donatma iştiraki, tacirlere ilişkin hükümlere tabi olarak işlem görür ve bu hükümler iştirak hakkında aynen uygulanır.
  • Donatma iştiraki tüzel kişiliğe sahip olmadığı için kendi adına tacir sayılmaz; yine de tacir hükümleri onun hakkında geçerlidir.
  • Donatma iştirakinin iflasına karar verilebilir; iflas masası iştirakin konusu olan gemi ve eklentisinden oluşur.
  • Donatanların tacir sıfatı bulunmadığından, iflas kararı donatanlar hakkında değil iştirak hakkında verilir.

Donatma iştiraki ile donatanlar arasındaki fark nedir?

Donatma iştiraki, ortakların paylı mülkiyetle sahip olduğu gemi ve sözleşmeye dayalı ortak işletme üzerine kurulan topluluktur. Tüzel kişiliği yoktur.

Donatanlar ise iştirakin ortaklarıdır. Her biri kendi adına hareket eden gerçek ya da tüzel kişilerdir ve iştirakten ayrı hukuki varlıkları vardır.

Tacir sıfatı donatanlarda aranır; iştirakte ise yoktur. Ancak madde tacir hükümlerini iştirak hakkında da uygulatır. Uygulamada iflas kararı donatma iştirakine verilir, donatanların bireysel iflası söz konusu olmaz.

Tacir hükümlerinin donatma iştirakine uygulanması ile tacir sıfatının kendisi arasındaki fark nedir?

Tacir hükümleri, tacir sıfatı taşıyan kişilere ilişkin düzenlemelerdir ve madde ile bu hükümler donatma iştirakine aynen uygulanır.

Tacir sıfatı ise bir kişinin tacir olarak nitelendirilmesidir ve donatma iştirakinde bu sıfat bulunmaz.

Hükümlerin uygulanması için tacir sıfatının bulunması gerekmez. Bu nedenle iştirak, tacir sıfatı olmadan da tacir hükümlerinden yararlanır.

Donatma iştiraki: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Donatma iştirakinin tüzel kişiliği olduğunu varsayıp iflas kararını doğrudan iştirakin adına değil ortaklar adına vermek.
  • Tacir sıfatının bulunmamasını tacir hükümlerinin hiç uygulanmayacağı şeklinde yorumlamak; madde tam tersini öngörür.
  • Donatanların tacir sıfatı taşıdığını varsayıp bireysel iflas talebinde bulunmak.
  • Donatma iştirakini genel bir ortaklık gibi değerlendirerek bu maddenin uygulanmasını gereksiz görmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargıtay, donatma iştirakinin tüzel kişiliği bulunmadığı için iflas hükümlerinin doğrudan donatanlara uygulanamayacağını ve iflasın iştirak hakkında istenebileceğini kabul etmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/7857 E., 2025/1594 K., 10.02.2025)
  • Donatma iştirakinin iflası için tacir hükümlerinin iştirak hakkında aynen uygulanması ilkesi esas alınmaktadır. (5. Hukuk Dairesi, 2024/7857 E., 2025/1594 K., 10.02.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Donatma iştirakinin varlığını ileri süren taraf, birden çok kişinin gemi üzerinde paylı mülkiyeti ve aralarındaki ortak kullanım sözleşmesini ispatlamalıdır.
  • Paylı mülkiyet, tapu veya gemi sicili kaydı gibi resmi belgelerle ispatlanır; ortak kullanım sözleşmesi yazılı belge ile gösterilebilir.
  • Donatma iştirakinin tescilli olup olmadığı, ticaret ve gemi siciline ilişkin kayıtlarla ortaya konur.
  • İflas talebinde bulunan taraf, iştirakin iflasına karar verilebilmesi için iştirakin varlığını ve borcunu ispatlamakla yükümlüdür.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

TTK m.18 — Genel olarak

Madde, tacirin kendi sıfatına bağlı yükümlülüklerini (iflasa tabi olma, ticaret unvanı seçme ve tescil ettirme, ticari defter tutma, basiretli iş adamı gibi hareket etme) ve tacirler arasında yapılan belirli ihbar ve ihtarların şeklini düzenler. Hüküm, tacir sıfatını taşıyan kişiler bakımından uygulanır; üçüncü fıkradaki şekil kuralı ise yalnızca her iki tarafın tacir olduğu ilişkilerde ve yalnızca temerrüde düşürme, sözleşmeyi feshetme ya da sözleşmeden dönme amacı taşıyan bildirimlerde gündeme gelir. Tacir sıfatının kazanılması ve kaybı, ticari işletme kavramı, ticari işletmenin tescili ve odaya kayıt ayrıntıları bu maddede düzenlenmez (m.12, m.16 ve TTK'nın ilgili hükümleri, ticaret siciline kayıt ise ayrı düzenlemelerdedir). Ticari iş karinesi (m.19), faturaya itiraz (m.21), teyit mektubu (m.22) ve ücret ile cezai şartın indirilmesi (m.22 ve m.20 ayrımına bağlı hükümler) bu maddenin dışındadır. İflas yoluyla takibin usulü ve sürecine ilişkin hükümler İİK kapsamındadır.

Genel olarak: hangi kavramlar bilinmeli?

Tacir
TTK m.12 uyarınca bir ticari işletmeyi kendi adına kısmen de olsa işleten kişidir. Tacir sıfatı işletmenin fiilen var olmasına ve kişi adına işletilmesine bağlıdır; bu maddenin yükümlülükleri tacir sıfatını taşıyan herkes için geçerlidir.
Ticari işletme
Tacirin sahip olduğu ve ticari amaçla kullandığı maddi ve manevi unsurların bütünüdür. Maddenin uygulanabilmesi için bu varlığın bulunması gerekir.
Basiretli iş adamı ölçütü
Tacirin davranışının, tacirin kişisel durum ve yeteneğine göre değil, aynı ticaret dalındaki tedbirli, sağduyulu ve öngörülü bir tacirden beklenen özen düzeyine göre değerlendirilmesidir.
İhbar ve ihtar
Karşı tarafa bir hukuki durumu bildiren beyandır. Üçüncü fıkra kapsamında yalnızca diğer tarafı temerrüde düşürme, sözleşmeyi feshetme ya da sözleşmeden dönme amacı taşıyanlar şekil kuralına tabidir.
Kayıtlı elektronik posta sistemi
Güvenli elektronik imza kullanılarak yapılan ihbar ve ihtarların iletildiği, kanunda öngörülen elektronik iletişim yoludur. Üçüncü fıkrada şekil seçeneklerinden biri olarak sayılmıştır.
İspat şartı (şekil)
Üçüncü fıkrada öngörülen şeklin, ihbar ve ihtarın geçerlilik koşulu değil, yapıldığının ispatına yarayan bir koşul olmasıdır. Gerekçeye göre eski metindeki geçerlilik şartı bu değişiklikle kaldırılmıştır.

Genel olarak: hangi şartlar aranır?

  • Tacirin sıfatını taşıması için bir ticari işletmenin bulunması ve bu işletmenin kişi adına kısmen de olsa işletilmesi gerekir.
  • Tacirin ticaret unvanını kanuna uygun seçmesi, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmesi ve ticari defterleri tutması gerekir.
  • Tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.
  • Tacirler arasındaki ihbar veya ihtarın diğer tarafı temerrüde düşürmek, sözleşmeyi feshetmek ya da sözleşmeden dönmek amacı taşıması gerekir.
  • Bu amaçla yapılan ihbar veya ihtarın noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemiyle yapılması gerekir.
  • Tacir sıfatına bağlı diğer hükümlerin saklı kalması gerekir; bu fıkra başka tacir hükümlerinin uygulanmasını engellemez.

Genel olarak: hangi sonuçları doğurur?

  • Tacir, her türlü borcundan dolayı iflasa tabidir; ticari olmayan borçlar bakımından da iflas yoluyla takip mümkündür.
  • Tacirin ticaret unvanı, tescil ve defter yükümlülüklerini yerine getirmemesi, bu maddenin ihlali sonucunu doğurur; bu ihlalin yaptırımları ilgili düzenlemelerde aranır.
  • Üçüncü fıkradaki şekle uygun yapılmayan temerrüt, fesih veya dönme bildirimi, kanunun aradığı şekil koşulu eksik olduğundan ispat bakımından zayıf kalır ve bildirimin ileri sürülmesinde güçlük doğar.
  • Üçüncü fıkra bir geçerlilik şartı değil ispat şartı olduğundan, şekle uyulmamış olması bildirimi kendiliğinden hükümsüz kılmaz; ancak bildirimin yapıldığının kanıtlanması karşı taraf açısından sorun yaratır.
  • Kanunda öngörülmeyen bir şekil (örneğin sıradan posta ile gönderilen yazı) üçüncü fıkra kapsamındaki bildirimlerde ispat gücü taşımaz.
  • Basiretli iş adamı gibi hareket etmeme, tacir için özen yükümlülüğünün ihlali sayılır ve bu ihlalin sonuçları ayrıca değerlendirilir.
  • Tacir sıfatına bağlı diğer hükümler (m.18/4 gereği) saklıdır; bu nedenle ilgili diğer maddelerdeki ek yükümlülükler de geçerlidir.

Tacir ile tacir gibi sorumlu olan kişi arasındaki fark nedir?

Tacir, TTK m.12/1 uyarınca ticari işletmeyi kendi adına işleten kişidir ve hem yükümlülüklerine katlanır hem haklarından yararlanır.

Tacir gibi sorumlu olan kişi, m.12/3 uyarınca işletme açmış gibi işlem yapan ve yalnızca iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olan kişidir.

Tacir gibi sorumlu olan kişi tacirlere tanınan haklardan yararlanamaz, yalnızca yükümlülüklere tabi olur. Madde 18 yükümlülükleri bakımından bu kişiye de uygulanır.

Tacirler arasındaki ihbar-ihtar ile diğer ihbar ve ihtarlar arasındaki fark nedir?

Her iki tarafın tacir olduğu ve temerrüt, fesih ya da dönme amacı taşıyan ihbar ve ihtarlar üçüncü fıkradaki şekle tabidir.

Bu amaç dışında kalan ihbar ve ihtarlar, örneğin alacağın temliki bildirimi veya ayıp ihbarı, üçüncü fıkradaki şekle tabi değildir.

Ayıp ihbarı şekil olmaksızın yapılabilir; ancak aynı satış sözleşmesinden dönme beyanı üçüncü fıkradaki şekilde yapılmalıdır.

Tacir olan taraf ile tacir gibi sorumlu olan taraf ile ihbar arasındaki fark nedir?

Taraflardan birinin tacir, diğerinin TTK m.12/2 kapsamında tacir sayılan kişi olması hâlinde üçüncü fıkra uygulanır.

Tacir gibi sorumlu olan kişiler bakımından yalnızca bunların gönderdiği ihtar ve ihbarların üçüncü fıkradaki şekle uygun olması gerekir.

Tacir gibi sorumlu olan kişi karşı taraf olarak ihbar aldığında şekil kuralına bağlı değildir; kendi gönderdiği bildirimde ise bağlıdır.

Genel olarak: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Temerrüt, fesih veya dönme amacı taşımayan ihbarlarda da üçüncü fıkradaki şekle uyulması gerektiğini düşünmek; bu tür bildirimlerde şekil zorunlu değildir.
  • Üçüncü fıkradaki şekli geçerlilik şartı saymak; madde gerekçesine göre bu şekil ispat şartıdır, şekle uyulmaması bildirimi kendiliğinden hükümsüz kılmaz.
  • Tacir gibi sorumlu olan kişinin karşı taraftan aldığı ihbarda da şekle bağlı olduğunu düşünmek; bu kişiler bakımından şekil yalnızca kendi gönderdikleri bildirimler için aranır.
  • Kayıtlı elektronik posta dışındaki elektronik iletişimi, örneğin sıradan e-posta veya mesajlaşma uygulamasını üçüncü fıkradaki şekle uygun saymak.
  • Sıradan posta ile gönderilen ihtarnameyi taahhütlü mektup yerine geçer saymak; madde yalnızca belirtilen yolları kabul eder.
  • Basiretli iş adamı ölçütünü tacirin kişisel durumuna ve yeteneğine göre değerlendirmek; ölçüt aynı ticaret dalındaki ortalama tacirin özenidir.
  • Tacir sıfatının ancak tescil ile kazanıldığını düşünmek; tescil bildirici niteliktedir ve sıfat işletmenin fiilen var olmasıyla da doğabilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Tacirler arasındaki temerrüt ihtarının, sözleşmenin feshi veya dönme beyanının üçüncü fıkradaki şekle uygun yapılmasının aranması kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2020/424 E., 2023/1992 K., 02.11.2023; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1341 E., 2026/874 K., 31.03.2026)
  • Ayıp ihbarının satış sözleşmesi kapsamında derhal yapılması gerektiği, ancak bu ihbarın üçüncü fıkradaki şekle tabi olmadığı; buna karşın ayıp nedeniyle dönme beyanının üçüncü fıkradaki şekilde yapılması gerektiği kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2020/424 E., 2023/1992 K., 02.11.2023; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/150 E., 2025/388 K., 09.04.2025)
  • Tacirin ihtarnamesinin 8 günlük yasal sürede üçüncü fıkradaki şekilde gönderilmemesinin, tacir davacının ayıp bildirimini geçersiz kılacağı yönünde değerlendirme yapıldığı görülmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/150 E., 2025/388 K., 09.04.2025)
  • Tacirlerin temerrüde düşürme ihtarlarını şekle uygun yapmaları gerektiği, bu yapılmadığında asıl temerrüdün karşı tarafa yüklenemeyeceği yönünde sonuç çıkarılmaktadır. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/814 E., 2024/1616 K., 19.09.2024)
  • Ticari işletme tacirinin ihtarnamesinin şekle uygunluğunun tartışıldığı davalarda, ihbarın mevzuata uygun yapılıp yapılmadığının somut olarak incelendiği görülmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1848 E., 2025/978 K., 12.06.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1341 E., 2026/874 K., 31.03.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Temerrüde düşürme, fesih veya dönme bildirimini yapan tarafın, bildirimin üçüncü fıkradaki şekle uygun yapıldığını ispatlaması gerekir; ispat yükü bildirimi ileri süren tarafa aittir.
  • Noter aracılığıyla yapılan bildirimlerde noter ihtarnamesi, taahhütlü mektupta taahhütlü posta kaydı ve alındı belgesi, telgrafta telgraf kaydı ile delil elde edilir.
  • Güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemiyle yapılan bildirimlerde sistem kayıtları ve elektronik imzanın geçerliliği ispat aracıdır.
  • Karşı taraf, bildirimin şekle uygun olmadığını veya hiç yapılmadığını ileri sürdüğünde, bildirimi yapanın şekle uyduğunu kanıtlaması gerekir; karşı tarafın bu savunmayı ispat yükü bakımından ayrıca yerine getirmesi zorunlu değildir.
  • Ayıp ihbarı gibi üçüncü fıkra kapsamı dışında kalan bildirimlerde şekil şartı aranmadığından, bildirimin yapıldığını gösteren her türlü delil, tanık ve yazışma kabul edilebilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Kanun m.12: Tacir sıfatının kazanılma koşullarını düzenler; m.18 yükümlülüklerinin kime uygulanacağını belirler.
  • 6102 sayılı Kanun m.19: Tacirin borçlarının ticari olduğunu varsayan karineyi düzenler; m.18/1'deki iflas yükümlülüğünün kapsamını etkiler.
  • 6102 sayılı Kanun m.20: Tacirin ücret ve faiz isteme hakkını düzenler; m.18/3'teki temerrüt bildirimleriyle birlikte değerlendirilir.
  • 6102 sayılı Kanun m.21: Faturaya itiraz süresini düzenler; tacirler arası bildirim yükümlülüğü bakımından ayrı bir usul getirir.
  • 6102 sayılı Kanun m.22: Teyit mektubu ve ücret ile cezai şartın indirilmesine ilişkin hükümleri içerir; m.18 ile birlikte tacir hükümleri arasında yer alır.
  • 6102 sayılı Kanun m.64: Ticari defterlerin tutulmasına ilişkin ayrıntılı hükümleri düzenler; m.18/1'deki defter tutma yükümlülüğünü tamamlar.

TTK m.19 — Ticari iş karinesi

Madde, tacirin borçlarının ticari sayılacağı karinesini (birinci fıkra) ve taraflardan yalnızca birinin açısından ticari olan sözleşmenin diğer taraf açısından da ticari sayılmasını (ikinci fıkra) düzenler. Birinci fıkrada gerçek kişi tacir ile tüzel kişi tacir ayrımına göre karinenin niteliği farklılaşır. Madde, tacir olan veya olmayan kişilere uygulanır. Madde, ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillerin genel ölçütünü düzenlemez (m.3). Ticari iş olan işlemlerde tacirin ticari işletme ile ilgisinin ölçüsü ayrıca değerlendirilmez. Ücret ve faiz isteme hakkını düzenlemez (m.20). Tacirlerin indirim hükümlerinden yararlanamamasını düzenlemez (m.22). Tüketici sayılmanın koşullarını ve TKHK uygulamasını düzenlemez (6502 sayılı Kanun).

Ticari iş karinesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Ticari iş karinesi
Tacirin borçlarının ticari olacağına ilişkin kanuni varsayımdır. Gerçek kişi tacirler bakımından adi karinedir, tüzel kişi tacirler bakımından ise kesindir.
Adi karine
Karşı delille çürütülebilen karinedir. Gerçek kişi tacirin işleminin ticari işletmeyle ilgili olmadığı açıkça bildirilirse veya halin icabından anlaşılırsa borç adi sayılır.
Tüzel kişi tacirin mutlak karinesi
Tüzel kişi tacirin tüm borçlarının ticari olduğu ve aksinin ispat edilemeyeceği kabul edilen karinedir. Tüzel kişinin adi iş alanı bulunmaz.
Yayma kriteri (m.19/2)
Taraflardan yalnız birinin açısından ticari iş niteliğinde olan sözleşmenin, Kanunda aksine hüküm yoksa diğer taraf açısından da ticari iş sayılmasıdır.
Halin icabı
İşlemin çevresinden, yapılış biçiminden ve taraflar arasındaki ilişkiden anlaşılan durumdur. İşin ticari sayılmasına elverişli olmadığını gösteren somut olgulardır.

Ticari iş karinesi: hangi şartlar aranır?

  • Birinci fıkranın uygulanabilmesi için borcun bir tacirin borcu olması gerekir.
  • Gerçek kişi tacir söz konusuysa karine çürütülmeden borç ticari sayılır; tüzel kişi tacirde çürütme yolu yoktur.
  • Gerçek kişi tacirin borcunun adi sayılması için işlem yapıldığı anda ticari işletmeyle ilgili olmadığının karşı tarafa açıkça bildirilmesi veya halin icabından işin ticari sayılmasına elverişli olmadığının anlaşılması gerekir.
  • İkinci fıkranın uygulanabilmesi için sözleşmenin taraflardan yalnız biri açısından ticari iş niteliğinde olması gerekir.
  • Sözleşmenin diğer taraf açısından da ticari sayılması için kanunda aksine hükmün bulunmaması gerekir.
  • İkinci fıkra yalnızca sözleşmeden doğan ilişkilerde uygulanır; haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlara uygulanmaz.

Ticari iş karinesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Gerçek kişi tacirin işleminin ticari işletmeyle ilgisiz olduğu bildirilir veya halin icabından anlaşılırsa, bu borç adi sayılır ve ticari iş hükümleri uygulanmaz.
  • Gerçek kişi tacirin çürütme koşulları gerçekleşmezse borç ticari sayılır.
  • Tüzel kişi tacirin her borcu ticari sayılır; bu borcun adi olduğu ileri sürülemez.
  • Taraflardan yalnız biri için ticari olan sözleşme, diğer taraf açısından da ticari sayılır; tacir olmayan taraf bakımından da ticari iş hükümleri uygulanır (örneğin ticari temerrüt faizi).
  • Sözleşmede aksine kanun hükmü varsa ikinci fıkra uygulanmaz.
  • Gerçek kişi tacir, ticari işletmesiyle ilgisiz bir sözleşmeyi karşı tarafa bildirmiş olsa bile sözleşme karşı taraf açısından ticari ise, ikinci fıkra gereği ticari kalmaya devam eder.

Gerçek kişi tacir ile tüzel kişi tacir arasındaki fark nedir?

Gerçek kişi tacirin borçlarında ticari iş karinesi adi karinedir; işlemin ticari işletmeyle ilgisiz olduğu karşı tarafa açıkça bildirilebilir veya halin icabından anlaşılabilir.

Tüzel kişi tacirin borçlarında karine kesindir; aksi ispat edilemez, tüzel kişinin adi iş alanı yoktur.

Gerçek kişi tacirin ticari olmayan (adi) borcu doğabilir ve tüketici hukuku hükümleri uygulanabilir; tüzel kişinin yaptığı her iş ticari sayılır.

Gerçek kişi tacirin adi işi ile ticari işletmeyi ilgilendiren işi arasındaki fark nedir?

Ticari işletmeyle ilgisiz, örneğin evi için mobilya alımı gibi bir işlem, çürütme yollarından birine uygun ise adi iş sayılır.

Ticari işletmeyi doğrudan veya dolaylı ilgilendiren işlem TTK m.3/2 uyarınca ticari iştir ve m.19 çürütmesine konu olmaz.

Adi işte TTK'nın ticari işlere özgü hükümleri (örneğin ticari faiz) uygulanmaz; ticari işletme ilgisi varsa ticari hükümler işler.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra, tacirin kendi borçlarının ticari olduğunu düzenler ve gerçek kişi tacire karşı çürütülebilir bir karine kurar.

İkinci fıkra, taraflardan yalnız birinin açısından ticari olan sözleşmenin diğer taraf açısından da ticari sayılmasını düzenler.

Birinci fıkradaki çürütme, karşı taraf tacir ise ikinci fıkra uyarınca sözleşme yine ticari kalır; sözleşmenin tacir olmayan tarafı da ticari hükümlere bağlanır.

Sözleşme ilişkisi ile haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme arasındaki fark nedir?

İkinci fıkranın uygulanabilmesi için taraflar arasındaki ilişkinin bir sözleşmeye dayanması gerekir.

Haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden doğan ilişkilerde yaygın görüşe göre ikinci fıkra uygulanamaz.

Sözleşmeden doğmayan ilişkide tacir olmayan tarafın ticari hükümlere tabi tutulması engellenir.

Ticari iş karinesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Tüzel kişi tacirin borcunda da gerçek kişi tacir gibi çürütme yolu aramak; tüzel kişinin karinesi kesindir ve aksi ispat edilemez.
  • Gerçek kişi tacirin kendi karinesinin çürütülmesini, işlemin ticari işletmeyle ilgisiz olduğunu sonradan bildirmek yoluyla yapmak; bildirim işlem yapıldığı anda yapılmış olmalıdır.
  • Yalnız tacir olmayan tarafın tüketici sayılmasını, ikinci fıkranın tacir olmayan tarafa uygulanmasını engelleyen bir durum saymak; tüketici sıfatı ve ikinci fıkra birlikte uygulanabilir.
  • İkinci fıkrayı sözleşme dışı ilişkilere de uygulamak; fıkra yalnızca sözleşmeden doğan borçlar için geçerlidir.
  • Ticari iş niteliğinin yalnız tacirin sıfatına bağlı olduğunu sanmak; ticari işletme ile ilgi ölçütü de belirleyicidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Tüzel kişi tacirlerin, personeli için yaptıkları kiralama gibi işlemlerin ticari iş sayılacağı kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi, 2024/1844 E., 2026/860 K., 28.04.2026)
  • Taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan işin diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın niteliğini ticari hale getirmediği yönünde kararlar vardır. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/673 E., 2026/894 K., 28.04.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/3191 E., 2025/3417 K., 25.12.2025; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2023/1794 E., 2023/1999 K., 02.11.2023; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/468 E., 2023/770 K., 11.05.2023)
  • Tacir ile tacir olmayan kişi arasındaki kira sözleşmesinin, kiracı tacirin işletmesini ilgilendirmesi nedeniyle ticari iş sayıldığı ve tacir olmayan tarafa da ikinci fıkranın uygulandığı kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi, 2024/1844 E., 2026/860 K., 28.04.2026)
  • Bir tarafın yaptığı işin ticari olması, o işin diğer tarafı bakımından da ticari işlem sonucunu doğurabilmektedir; yıkım işinde kamu idaresinin tarafı olduğu uyuşmazlıkta da ikinci fıkra uygulanarak davanın ticaret mahkemesinde açılması gerektiği kabul edilmiştir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2023/770 E., 2023/909 K., 12.09.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Ticari işlem olduğunu ileri süren taraf, borcun bir tacirin borcu olduğunu ve tacirin ticari işletmesi ile bağlantılı olduğunu ispatlamalıdır; bu ispat gerçek kişi tacirde borç ticari sayılmaya yeterlidir.
  • Gerçek kişi tacir, işlemin ticari işletmesiyle ilgili olmadığını karşı tarafa açıkça bildirdiğini yazılı veya tanık delilleriyle ispatlamalıdır; bildirimin işlem anında yapılmış olması aranır.
  • Halin icabından adi nitelik çıktığını ileri süren taraf, işin durumunu (örneğin kişisel kullanım amacı) gösteren olgularla ispatlamalıdır.
  • Karşı tarafın sözleşmenin ticari iş niteliğini ileri sürmesi halinde, sözleşmenin taraflardan birinin tacir olmasını ve sözleşmenin tacir açısından ticari olmasını ispatlaması gerekir.
  • Haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi sözleşme dışı bir kaynak ileri sürüldüğünde, ikinci fıkranın uygulanmadığı savunması yapılabilir; bu savunmayı ileri süren taraf kaynağın sözleşme olmadığını ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 m.3: Ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillerin ticari sayılmasını düzenler; m.19/1 çürütülmediği sürece bu geniş kapsam tacirin borçlarında da geçerlidir.
  • 6102 m.20: Ticari işletmeyle ilgili iş veya hizmet görmüş tacire ücret ve faiz isteme hakkı tanır; m.19 ile birlikte ticari iş niteliğinin ölçütünü oluşturur.
  • 6102 m.22: Tacir sıfatına sahip borçlunun TBK'daki belirli indirim hükümlerinden yararlanamayacağını düzenler; ticari iş karinesinin sonucuna bağlıdır.
  • 6502 sayılı Kanun m.3: Tüketici tanımı; gerçek kişi tacirin ticari işletmesiyle ilgisiz işlemde tüketici sayılabileceğini ve TKHK hükümlerinin uygulanabileceğini belirler.

TTK m.20 — Ücret isteme hakkı

Madde, tacirin ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmesi halinde uygun bir ücret isteme hakkını ve tacirin verdiği avanslar ile yaptığı giderler için ödeme tarihinden itibaren faiz isteme hakkını düzenler. Hüküm, tacir olan veya olmayan karşı tarafa karşı uygulanır; ücret ve faiz talebi tacirin lehinedir. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: tacir yardımcılarına özgü ücret ve masraf hakları (TTK m.102 vd. ve TTK m.116-117 gibi özel hükümler), tacirin sözleşmeden doğan ücret talebi ve tacir sıfatının ispatına ilişkin karine (TTK m.19), tacirin indirim talebinin sınırı (TTK m.22) ve zamanaşımı ile usul kuralları.

Ücret isteme hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?

Uygun ücret
Tacirin ticari işletmesiyle ilgili yaptığı iş veya hizmet karşılığında, taraflar arasında ücret kararlaştırılmamış olsa dahi isteyebileceği bedeldir. Sözleşmede ücret kararlaştırılmışsa bu ücret esas alınır; kararlaştırılmamışsa uygunluk iş ve hizmetin niteliğine göre belirlenir.
Ticari işletmeyle ilgili iş veya hizmet
Tacirin kendi ticari işletmesinin alanına giren ve bu işletme kapsamında görülen iş veya hizmettir. Hizmetin ticari işletme ile bağlantısı yoksa ücret hakkı doğmaz.
Avans
İleride doğacak bir borca mahsuben önceden yapılan ödemedir. Madde bakımından tacirin verdiği avanslar faize konu olur.

Ücret isteme hakkı: hangi şartlar aranır?

  • Ücret talep eden tarafın tacir olması gerekir.
  • Görülen iş veya hizmetin karşı tarafın değil, tacirin kendi ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir; örnekte olduğu gibi işletmeyle ilgisiz bir hizmet ücret doğurmaz.
  • Karşı tarafın tacir olması aranmaz; tacir olan veya olmayan bir kişiye karşı ücret istenebilir.
  • Ücretin sözleşmede ayrıca kararlaştırılmış olması şart değildir; sözleşmede ücret yoksa uygun ücret talep edilebilir.
  • Faiz hakkı için tacirin avans verdiği veya gider yaptığı ve bu avans ya da giderin ticari işletmeyle ilgili olduğu ortaya konulmalıdır.
  • Faiz, avans veya giderin ödeme tarihinden itibaren işler.

Ücret isteme hakkı: hangi sonuçları doğurur?

  • Tacir, ticari işletmesiyle ilgili iş veya hizmet için uygun bir ücret isteyebilir.
  • Sözleşmede ücret kararlaştırılmamış olsa bile ücret hakkı doğar.
  • Tacirin verdiği avanslar ve yaptığı giderler için ödeme tarihinden itibaren faiz hakkı doğar.
  • İş veya hizmet tacirin ticari işletmesiyle ilgili değilse ücret hakkı doğmaz.
  • Ücret ve faiz, tacir olan veya olmayan karşı tarafa karşı istenebilir.
  • Ücretin oranı kararlaştırılmamışsa uygunluk ölçütüne göre belirlenir; bu hal genellikle yargı yoluyla belirlenir.

Tacir olan karşı taraf ile tacir olmayan karşı taraf arasındaki fark nedir?

Karşı tarafın tacir olduğu hal; ticari ilişki olduğu için ücret talebi kolaylıkla kabul edilir.

Karşı tarafın tacir olmadığı hal; madde tacir olmayan kişiye karşı da ücret isteme imkânı tanır.

Her iki halde de ücret hakkı doğar; karşı tarafın tacir olması ücret hakkının şartı değildir.

Sözleşmede ücret kararlaştırılmış ile kararlaştırılmamış arasındaki fark nedir?

Taraflar ücreti sözleşmede belirlemişse bu ücret esas alınır.

Sözleşmede ücret yoksa tacir, uygun ücreti talep edebilir.

Ücret açıkça kararlaştırılmamış olsa da hak doğar; uygun ücret ayrıca belirlenir.

Ticari işletmeyle ilgili hizmet ile ilgisiz hizmet arasındaki fark nedir?

Hizmet tacirin ticari işletmesi kapsamında görülmüşse ücret hakkı doğar.

Hizmet işletmeyle ilgili değilse, madde kapsamında değildir.

İlgisiz hizmette ücret talep edilemez.

Ücret ile faiz arasındaki fark nedir?

Ücret, işin karşılığı olarak istenen bedeldir.

Faiz, avans ve giderlerin karşılığı olarak ödeme tarihinden itibaren işleyen bir hakkıdır.

İkisi birlikte istenebilir; faiz ücretin yerine geçmez.

Ücret isteme hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Karşı tarafın tacir olmasını ücret hakkının şartı saymak; maddenin metni bunu aramaz.
  • Ücretin sözleşmede kararlaştırılmış olmasını şart koşmak; kararlaştırılmamışsa da uygun ücret istenebilir.
  • İş veya hizmetin tacirin ticari işletmesiyle ilgili olup olmadığına bakmadan ücret hakkını kabul etmek; işletmeyle ilgisiz hizmette hak doğmaz.
  • Faizi ücretin bir parçası saymak; faiz avans ve giderler için ayrı bir haktır.
  • Faizin oranını madde metninden çıkarmaya çalışmak; oran 3095 sayılı Kanun m.1'e göre belirlenir.
  • Tacir yardımcılarına ilişkin özel ücret ve masraf hükümlerini (TTK m.102 vd.) m.20 ile karıştırmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Ücret hakkının doğması için sözleşmede ücret kararlaştırılmış olmasının şart olmadığı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2021/1897 E., 2024/1742 K., 05.12.2024)
  • Tacirin ticari işletmesiyle ilgili iş veya hizmet görmesi halinde münasip bir ücret isteyebileceği, tacirin banka olması veya ticari kredi kullandırması halinde de kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2021/1897 E., 2024/1742 K., 05.12.2024)
  • Madde kapsamında ücret talep edilebileceği yönünde derece mahkemeleri tarafından doğrudan atıf yapılan uygulamalar bulunmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/313 E., 2025/726 K., 25.06.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/1193 E., 2023/190 K., 08.02.2023)
  • Sigorta başvurusunda eksik evrak nedeniyle üstlenilen işin zamanında ve eksiksiz yerine getirilmemesi hâlinde ücret hakkının doğmayacağı yönünde değerlendirme yapılmıştır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2023/623 E., 2024/549 K., 03.04.2024)
  • Madde metninin uygulanmasında derece mahkemeleri 6102 sayılı Kanunun 20. maddesine dayanan talepleri ücret ve faiz başlıkları altında değerlendirmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/1982 E., 2024/693 K., 24.05.2024; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2020/467 E., 2022/624 K., 24.05.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Ücret talebinde bulunan tacir, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmeti gördüğünü ispatlamakla yükümlüdür; delil olarak sözleşme, yazışmalar veya fiilen yapılan işin belgeleri kullanılabilir.
  • Ücretin uygunluğu, katedilen mesafe, taşınan yük, kullanılan araç gibi ölçütlere göre bilirkişi marifetiyle belirlenebilir; bu konuda ispat yükü ücret talep eden tacirdedir.
  • Karşı taraf, işin ticari işletmesiyle ilgisiz olduğunu veya işin hiç görülmediğini ileri sürerse, bu savunmayı kendisi ispatlamak zorundadır.
  • Avans ve giderlerin faize esas olması için ödeme tarihinin ve ödeme miktarının belgeyle (banka kaydı, fatura, makbuz) ispatı gerekir.
  • Ücretin sözleşmede kararlaştırıldığını ileri süren taraf, bu iddiasını yazılı belge veya tanıkla ispatlar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.19: Tacir sıfatını ve ticari işletmeyle ilgili işlemler bakımından ticari karineyi düzenler; ücret hakkının tacirlik unsurunu belirler.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.22: Tacir sıfatını haiz borçlunun belirli hallerde ücret veya cezanın indirilmesini isteyemeyeceğini düzenler; madde kapsamındaki ücret talebinde indirim sınırını belirler.
  • 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun m.1: Avans ve giderler için işleyen faizin oranının belirlenmesinde başvurulan kanundur.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.102 vd.: Acente gibi tacir yardımcılarının ücret ve masraf haklarına ilişkin özel hükümleri içerir; m.20 bu alanın dışında genel ücret hakkını düzenler.

TTK m.21 — Fatura ve teyit mektubu

Bu madde, tacirin ticari işletmesi bağlamında mal satması, üretmesi, iş görmesi veya menfaat sağlaması hâlinde karşı tarafın fatura talep etme hakkını; faturanın ve teyit mektubunun içeriğine sekiz gün içinde itiraz edilmemesi hâlinde bu içeriğin kabul edilmiş sayılmasını düzenler. Talep eden tarafın tacir olmasının aranmadığı kabul edilir. Düzenlemenin dışında kalan konular şunlardır: faturanın vergi usulü açısından düzenlenme zorunluluğu ve vergi cezaları (VUK m.229, m.230, m.231 ve m.353 alanı), tacirin ücret ve cezai şart indirimi istemesinin sınırı (m.22 ve m.27), ihbar ve ihtarların yapılma şekli (m.18), ticari zamanaşımı ve sözleşmelerin geçersizliği (m.6).

Fatura ve teyit mektubu: hangi kavramlar bilinmeli?

Fatura
Taraflar arasında yapılmış bir satış veya iş görme sözleşmesinin ifa safhasıyla ilgili, satılan malın veya görülen işin türünü, miktarını, bedelini gösteren belgedir. Sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura niteliği taşımaz ve bu hükmün sonucu doğmaz.
Teyit mektubu
Telefon, telgraf, iletişim veya bilişim aracı, diğer teknik araç ya da sözlü olarak kurulan sözleşmenin veya yapılan açıklamanın içeriğini yazıya döken ve onay için karşı tarafa gönderilen belgedir. Sözleşmenin esaslı unsurlarını içermesi gerekir; bu unsurları taşımayan yazı öneri niteliğindedir.
İçeriğin kabulü karinesi
Alınan faturaya ya da teyit mektubuna sekiz gün içinde itiraz edilmemesi hâlinde belgedeki içeriğin kabul edilmiş sayılmasıdır. Kanun bunu kabul fiktifi olarak değil, aksi ispat edilebilen bir karine olarak düzenler.
Sekiz günlük itiraz süresi
Belgenin alındığı tarihten başlayan itiraz süresidir. Satış malının alıcıya ulaştığı tarih bu sürenin başlangıcı değildir; belgenin alındığı tarih esastır.

Fatura ve teyit mektubu: hangi şartlar aranır?

  • Faturanın talep edilebilmesi için, faturayı düzenleyen tarafın ticari işletmesi bağlamında mal satmış, üretmiş, iş görmüş veya menfaat sağlamış bir tacir olması gerekir.
  • Faturayı talep eden tarafın tacir olması aranmaz; tacir olmayan alıcı da fatura isteyebilir.
  • Bedel ödenmişse bunun da faturada gösterilmesi talep edilebilir.
  • Karinenin doğması için belgenin fatura niteliğini taşıması, yani taraflar arasında satış veya iş görme sözleşmesine dayanması gerekir.
  • Karinenin doğması için belgenin alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması gerekir.
  • Teyit mektubu bakımından, sözlü, telefonla, telgrafla, iletişim veya bilişim aracıyla ya da diğer teknik araçla kurulmuş bir sözleşmenin veya açıklamanın içeriğini doğrulayan yazının alınmış olması gerekir.
  • Teyit mektubu karinesinin doğması için, alınan yazıya alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması gerekir.

Fatura ve teyit mektubu: hangi sonuçları doğurur?

  • Tacir, talep üzerine fatura düzenlemek ve bedel ödenmişse bunu faturada göstermek zorundadır; talep yoksa tacirin fatura verme yükümü doğmaz.
  • Alınan faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmezse faturadaki içerik kabul edilmiş sayılır ve bu içerik alıcı aleyhine karine oluşturur.
  • Bu karine, alıcının sözleşme veya işletmenin ticari defterindeki kayıtlarla çürütülebilir.
  • Süresinde itiraz edilmeyen teyit mektubu, sözleşmenin teyit mektubunda gösterilen koşullarla kurulduğu yönünde karine oluşturur ve yazılı kanıt niteliği kazanır.
  • Süresinde itiraz edilmesi hâlinde karine doğmaz ve içerik üzerindeki uyuşmazlık genel delil kuralları çerçevesinde çözülür.
  • Sözleşmenin geçersiz olduğu hâllerde süresinde itiraz edilmeyen fatura veya teyit mektubu sözleşmeyi geçerli kılmaz.
  • Faturaya itiraz edilmesi, faturada yer alan miktarın kesinleşmesi sonucunu doğurur; işin yapıldığını veya malın teslim edildiğini kabul etmek anlamına gelmez.

Fatura talebi ile tacir sıfatı arasındaki fark nedir?

Faturayı talep eden taraf, tacir olması aranmaksızın fatura isteyebilir.

Faturayı düzenleyen taraf ticari işletmesi bağlamında mal satmış, üretmiş, iş görmüş veya menfaat sağlamış bir tacir olmalıdır.

Fatura verme yükümü yalnızca tacire yüklenir; karşı tarafın sıfatı bu yükümlülüğü doğurmaz.

Fatura karinesi ile teyit mektubu karinesi arasındaki fark nedir?

Fatura, taraflar arasındaki satış veya iş görme sözleşmesinin ifa safhasıyla ilgilidir ve içeriği, malın miktarı, türü, bedeli gibi ifaya ilişkin hususlarla sınırlıdır.

Teyit mektubu, sözleşmenin kurulması aşamasıyla ilgilidir ve sözleşmenin esaslı unsurlarını içermelidir.

Her iki belge de sekiz günlük süre içinde itiraz edilmezse karine doğurur, ancak hangi konuda doğuracağı belgenin niteliğine göre değişir.

Sözleşme ilişkisi var ile yok arasındaki fark nedir?

Taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunduğunda gönderilen fatura veya teyit yazısı karineye konu olur.

Sözleşme ilişkisi bulunmadığında veya sözleşme geçersizse gönderilen belge fatura ya da teyit mektubu niteliği taşımaz; yalnızca öneri sayılabilir.

Bu hâllerde süresinde itiraz edilmemesi kabul sonucunu doğurmaz.

Fatura alıcısının itirazı ile satış malının ulaşması arasındaki fark nedir?

İtiraz süresinin başlangıcı, faturanın alındığı tarihtir.

Satış konusu malın alıcıya ulaştığı tarih süreyi başlatmaz.

Mal sonradan ulaşsa bile süre belge alındığında işlemeye başlar; muayene yükümlülüğü ise malın tesliminden itibaren doğar.

Fatura ve teyit mektubu: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Fatura karinesini tacir sıfatı aranmayan her alıcı için aynen uygulamak; kanunun tacir sıfatını yalnızca fatura düzenleyen taraf için aradığını gözden kaçırmak.
  • Sekiz günlük süreyi mal alındığı tarihten saymak; süre belgenin alındığı tarihten işler.
  • Süresinde itiraz edilmemesini sözleşme ilişkisinin varlığının kanıtı saymak; karine ancak sözleşme ilişkisi ispatlandıktan sonra gündeme gelir.
  • VUK m.231/5 uyarınca yedi günlük fatura düzenleme süresinin geçmesini, ticaret hukukunda faturanın kabul karinesini ortadan kaldırdığını düşünmek; bu süre ticaret hukukunda geçerli değildir.
  • Sekiz günlük süreyi hak düşürücü süre saymak; süre geçse de hak düşmez, yalnızca ispat yükü değişir.
  • İtirazın ihbar ve ihtar şekline tabi olduğunu düşünmek; faturaya itiraz TTK m.18/3'teki şekle bağlı değildir ve sözlü de olabilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Fatura karinesinin uygulanabilmesi için taraflar arasında gerçek bir satış veya iş görme ilişkisinin bulunmasının ispat edilmiş olması gerektiği kabul edilmektedir. (Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/177 E., 2025/193 K., 26.02.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2023/793 E., 2024/149 K., 06.03.2024)
  • Sözleşme ilişkisi kanıtlanamadığında yalnızca fatura gönderilmiş olmasının davayı sonuçlandırmaya yetmeyeceği, ilişkinin varlığının karine öncesinde araştırılması gerektiği kabul edilmektedir. (Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/177 E., 2025/193 K., 26.02.2025)
  • Fatura karinesinin tacir olmayan alıcı bakımından uygulanamayacağı yönünde uygulamada tartışmalı bir görüş ağırlık kazanmıştır; yüksek mahkeme kararlarında bu tartışmaya ilişkin ayrıntılı değerlendirme yapıldığı görülmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, 2024/1203 E., 2024/1610 K., 03.12.2024)
  • Fatura içeriğindeki bir kaydın, örneğin vade farkı, sözleşmede yer almadan faturaya kaşeyle eklenmesi hâlinde süresinde itiraz edilmemesinin bu kaydı kabul anlamına gelmediği kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/2885 E., 2023/1587 K., 26.09.2023)
  • Denetime elverişli olmayan veya fatura içeriğinin açıkça bilinmeden düzenlenen bir belgenin itiraz edilmemesinin zımni kabul sayılamayacağı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/793 E., 2024/149 K., 06.03.2024)
  • Kanunun ispat yükünü ters çevirdiği, bu nedenle karine ortaya çıktığında karşı tarafın belgenin içeriğini ispat etme yükünü üstlendiği kabul edilmektedir. (Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/386 E., 2025/371 K., 30.04.2025; Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/210 E., 2025/200 K., 26.02.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Fatura içeriğine dayanan taraf, belgenin fatura niteliğini taşıdığını ve taraflar arasında satış veya iş görme sözleşmesi bulunduğunu ispatlamakla yükümlüdür; sözleşme ilişkisi ispat edilmeden karine doğmaz.
  • Faturanın alıcıya gönderildiğini ve alındığı tarihi iddia eden taraf bunu ispat etmelidir; uyuşmazlıkta faturanın gönderilmiş olması da ispatlanmalıdır.
  • Süresinde itiraz edilmemiş fatura, alıcı aleyhine yazılı delil niteliği kazanır; aksinin ispatı yazılı kanıt, ticari defter veya yemin ile yapılabilir.
  • Süresinde itirazda bulunan taraf, itirazını sekiz gün içinde yaptığını ispatlamakla yükümlüdür; sözlü itiraz da ispatlanması kaydıyla geçerlidir.
  • Teyit mektubunda kabul karinesine dayanan taraf, sözleşmenin sözlü veya teknik araçla kurulduğunu ve yazının içeriğinin sözleşmeyle uyumlu olduğunu ispatlamalıdır; karşı taraf ise aksini ispatlayabilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Kanun m.18: Tacirler arasında ihbar ve ihtarların yapılma şeklini düzenler. Faturaya itiraz bu şekle tabi değildir; itiraz basit bir beyan olabilir.
  • 6102 sayılı Kanun m.22: Tacirin ücret ve cezai şartın indirilmesini isteme hakkını sınırlar; bu madde fatura içeriğinin kabulüyle doğrudan ilgili değildir.
  • 6102 sayılı Kanun m.6: Ticari zamanaşımı sürelerinin sözleşmeyle değiştirilememesi kuralını koyar. Fatura karinesi bir zamanaşımı süresi değildir.
  • 6102 sayılı Kanun m.27: Tacirin ücret veya cezai şartın indirilmesini mahkemeden isteyememesini düzenler; fatura karinesinin uygulamasından ayrı bir konudur.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.229: Fatura kavramını vergi hukuku bakımından tanımlar; ticaret hukukundaki fatura niteliği ile birlikte değerlendirilir.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.230: Faturada bulunması gereken unsurları düzenler; faturanın içeriğinin ne olduğu bakımından başvurulur.

TTK m.22 — Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi

TTK m.22, tacir sıfatını haiz borçlunun, aşırı ücret veya aşırı ceza kararlaştırıldığı iddiasıyla ücret ya da sözleşme cezasının mahkemece indirilmesini isteyip isteyemeyeceğini düzenler. Hüküm, Türk Borçlar Kanunu'nun 121. maddesinin ikinci fıkrası, 182. maddesinin üçüncü fıkrası ve 525. maddesinde yazılı hallerde uygulanır ve yalnızca borçlu tacir olduğunda devreye girer. Maddede, indirim yetkisinin hangi koşullarda tacire kapatıldığı, tacir sıfatının hangi kişilerde aranacağı ve karşı tarafın tacir olup olmamasının önemi yer almaz. Tacir sıfatının ve ticari işletme ilişkisinin tespiti (m.18–19), ticari iş karinesi, ticari iş sayılan hizmetlerde ücret isteme hakkı (m.20) bu maddenin dışındadır. Borçlunun tacir olmadığı hallerde indirimin istenmesi ve tacirin iradesini sakatlayan nedenlerle sözleşmeyi iptal ettirmesi de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Tacir sıfatını haiz borçlu
Borcu doğuran işlemde tacir olan ve ücret ya da sözleşme cezasını ödemekle yükümlü tutulan kişidir. Tacir olmayan kişi bakımından bu hüküm uygulanmaz; tacir sayılmak için ticari işletme ilişkisinin bulunması gerekir.
Aşırı ücret veya ceza
Kararlaştırılan ücret ya da sözleşme cezasının, borcun konusu ve ilişkinin niteliğine göre fahiş (aşırı) olduğu iddiasıdır. Hüküm, aşırılığın varlığını tespit etmez; yalnızca aşırılık iddiasıyla indirim talebini tacir bakımından kapatır.
Sözleşme cezası (cezai şart)
Borcun ifa edilmemesi, geç ifa edilmesi ya da gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere kararlaştırılan para borcudur. Maddede TBK 182. maddesi üçüncü fıkrasında düzenlenen indirim yetkisi kastedilmektedir.
Ücret
Hizmet ya da iş karşılığında ödenmesi kararlaştırılan bedeldir. Maddede TBK 525. maddesinde düzenlenen aracılık ücreti (simsarlık ücreti) örnek olarak anılır.
Tacir gibi sorumlu tutulan kişi
Tacir olmamakla birlikte TTK 12. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tacir gibi sorumlu tutulan kişidir. Bu kişi bakımından da m.22 uygulanabilir.

Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi: hangi şartlar aranır?

  • Borçlunun, ücret veya sözleşme cezasını doğuran işlem bakımından tacir sıfatını haiz olması veya tacir gibi sorumlu tutulması gerekir.
  • Ücret ya da ceza, TBK 121/2, TBK 182/3 veya TBK 525 kapsamındaki hâllerden birine ilişkin olmalıdır.
  • Dayanak aşırılık iddiası olmalıdır; yani ücret ya da cezanın fahiş olduğu ileri sürülmelidir.
  • Bu koşullar birlikte gerçekleştiğinde borçlu, mahkemeden indirim isteyemez; mahkeme de kendiliğinden indirim yapamaz.

Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Koşullar gerçekleştiğinde borçlu, aşırı ücret veya cezanın mahkemece indirilmesini talep edemez.
  • Mahkeme, aşırılığı re'sen dikkate alarak indirim yapamaz; kanun bu yetkiyi tacir bakımından kapatmıştır.
  • Hüküm TBK 121/2, TBK 182/3 ve TBK 525 kapsamındaki hâllerle sınırlıdır; bu hükümlerin dışındaki indirim sebepleri m.22 kapsamında değildir.
  • Tacir borçlu, aşırılık iddiasının dışında iradesinin sakatlanması (TBK 28, 30 vd.) nedeniyle sözleşmenin iptalini isteyebilir; iptal hâlinde ücret ya da cezayı ödemekten kurtulur.
  • Kanunun emredici bir düzenlemesi olduğu için sözleşmeyle bu kapsama giren indirim yasağı kaldırılamaz ya da daraltılamaz.
  • Tacir olmayan borçlu bakımından indirim yasağı yoktur ve indirim talebi ileri sürülebilir.

Tacir borçlu ile tacir olmayan borçlu arasındaki fark nedir?

Borçlunun tacir sıfatını haiz olduğu hâl; ticari işletme ile ilgili borç doğmuş olmalıdır.

Borçlunun tacir olmadığı hâl; ya da tacir sıfatının işlemle ilgisi bulunmayan kişi.

Tacir olmayan borçlu aşırı ceza veya ücretin indirilmesini her zaman isteyebilir. Tacir borçlu bu talepte bulunamaz.

Tacir sıfatının sona ermesi sonrası ile borç doğduğu sıradaki tacir sıfatı arasındaki fark nedir?

Borç, borçlunun tacir olduğu dönemde doğmuşsa; sonradan tacir sıfatı kaybedilse bile zamanaşımı süresince rejim değişmez.

Tacir olarak üstlenilmiş bir borcun tacir olmayan bir kişiye nakledilmesi hâli.

Doğrudan tacir sıfatı kaybı indirim hakkını doğurmaz. Borcu devralan tacir olmayan kişi ise indirim isteyebilir.

Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Tacir olmayan karşı tarafın varlığını, borçlunun tacir sıfatının yokluğu gibi göstermek; indirimin istenemeyeceğini düşünmek yerine, karşı tarafın tacir olup olmadığına bakmak.
  • Hükmü her tür ticari ilişkiye genelleştirip, borcun ticari işletme ile ilgisi olmadığı hâlde yasağı uygulamak.
  • Tacir sıfatının sonradan kaybedilmesinin, borcun doğduğu dönemdeki rejimi değiştireceğini düşünmek.
  • Tacirin aşırı ücret veya cezada indirimi istemesinin mahkemece re'sen yapılacağını kabul etmek; kanun tacir bakımından bu yetkiyi kapatmıştır.
  • Tacirin iradesinin sakatlanması veya ahlaka aykırılık yolunu, m.22'nin kapsamıyla karıştırmak; bu yollar m.22'den bağımsızdır.
  • TBK 121/2, 182/3 ve 525 dışındaki hâllerde m.22'nin uygulanacağını düşünmek; hüküm bu üç hükümle sınırlıdır.
  • Tacirin sözleşmeyle indirim hakkını kendi lehine düzenleyebileceğini düşünmek; hüküm emredicidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Tacir sıfatını haiz borçlunun, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim isteyemeyeceği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2020/49 E., 2020/203 K., 16.10.2020; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2025/59 E., 2026/412 K., 14.04.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/502 E., 2026/88 K., 22.01.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2024/1753 E., 2026/46 K., 20.01.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1346 E., 2025/1528 K., 20.11.2025)
  • Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 22. maddesinin uygulanacağı belirtilmekte, sözleşmenin tarihine göre hükmün uygulanmasına dikkat edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, 2023/1307 E., 2026/165 K., 20.02.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2024/1753 E., 2026/46 K., 20.01.2026)
  • Tacirler arasındaki sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın indirilmesinin, TTK 22 karşısında hatalı olacağı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2025/59 E., 2026/412 K., 14.04.2026)
  • Tacir borçlunun sözleşme cezasının fahiş olduğu iddiasının dinlenmeyeceği, buna karşılık sözleşmenin tümüyle geçersizliği gibi başka yolların ayrıca değerlendirilebileceği belirtilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/502 E., 2026/88 K., 22.01.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1346 E., 2025/1528 K., 20.11.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Aşırılık iddiasını ileri süren tarafın, ücret ya da cezanın indirim talebi açısından tacir sıfatını haiz borçluya karşı kurulduğunu ispat etmesi gerekir; borçlu tacir olduğunu itiraz olarak ileri sürdüğünde bu itirazın dayanağı ticaret sicili kaydı ile işletme faaliyetine ilişkin belgelerdir.
  • Borç işlemin ticari işletme ile ilgili olduğu, ticari iş karinesi çerçevesinde tespit edilir; karşı taraf, işlemin ticari işletmeyle ilgisiz olduğunu açıkça bildirdiğini ya da durumdan işin ticari olmadığının anlaşıldığını yazılı veya başka delille ispatlamalıdır.
  • Borçlunun tacir olmadığı ya da borç ticari işletme ile ilgisiz olduğu savunmasını ileri süren taraf bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Kanun m.18: Tacirin basiretli iş adamı gibi davranma yükümü, indirim yasağının gerekçesi olarak gösterilir.
  • 6102 sayılı Kanun m.19: Ticari iş karinesi, tacirin işleminin ticari sayılmasında ve dolayısıyla m.22'nin uygulanmasında belirleyicidir.
  • 6102 sayılı Kanun m.20: Ticari işletme ile ilgili hizmet ve ücret, m.22'nin uygulandığı tipik alanlardan biridir.
  • 6102 sayılı Kanun m.12: Tacir gibi sorumlu tutulan kişi kavramını belirler; bu kişi bakımından da m.22 uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.121: TBK 121/2 fıkrası, temerrüt faizi bakımından m.22'nin uygulandığı hâllerden biridir.
  • 6098 sayılı Kanun m.182: TBK 182/3, sözleşme cezasının hâkim tarafından indirilmesine ilişkin genel kuralı düzenler; m.22 bunun tacir bakımından istisnasıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.525: Simsarlık ücretinin indirimi bakımından m.22'nin uygulandığı hâllerden biridir.
  • 6098 sayılı Kanun m.26: Ahlak ve adaba aykırı derecede ağır ceza hâllerinde geçersizlik yoluyla denetimi sağlar; m.22'nin istisnası karşısında bu yol açık kalır.
  • 6098 sayılı Kanun m.27: Ceza koşulunun kısmen veya tamamen geçersizliğine ilişkin hükmü içerir; tacir borçlu için indirim yerine geçebilecek yol olarak anılır.

TTK m.23 — Ticari satış ve mal değişimi

Madde, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde Türk Borçlar Kanunu'nun satış ve mal değişimi hükümlerinin esas olarak uygulanacağını belirtir; bu genel uygulamanın yanında üç özel hükmü düzenler: kısmi ifa halinde alıcının haklarının sınırı ve feshi, alıcının temerrüdü halinde satıcının satışa izin isteme yetkisi ve ayıplı malın ihbar süreleri. Madde tacirler arası ticari satış ve mal değişimine uygulanır; tüketici satışları ve tacir olmayan taraflar bakımından uygulanmaz. Ayrıca deniz aşırı satışlara ilişkin eski hüküm (6762 sayılı Kanun m.25/5) bu maddeye alınmamış, düzenleme Borçlar Kanunu'na bırakılmıştır.

Ticari satış ve mal değişimi: hangi kavramlar bilinmeli?

Ticari satış ve mal değişimi
Tacirler arasında yapılan satış ve mal değişimi sözleşmeleridir. Madde tek ölçüt olarak taraflardan her ikisinin tacir olmasını aradığından, ticari satışın içeriği bu madde ile ayrıca belirlenmemiştir.
Kısmi ifa
Satılanın birden fazla parti hâlinde teslim edilmesi veya teslimin bir kısmının yapılmasıdır. Sözleşmenin niteliği, tarafların amacı ve malın cinsi bunun kısım kısım yerine getirilmesine uygunsa ya da alıcı çekince koymadan kısmi teslimi kabul etmişse bu hüküm uygulanır.
Alıcının mütemerrit olması
Alıcının malı kabul etmeyerek temerrüde düşmesidir. Bu hâlde satıcı, Türk Borçlar Kanunu'ndaki şartlar aranmadan malın satışına izin verilmesini mahkemeden isteyebilir.
Açıkça belli ayıp
Teslim anında alıcının incelemeye gerek kalmadan fark edebileceği ayıptır. Bu ayıpta ihbar süresi teslim sırasında başlar ve iki gündür.
Açıkça belli olmayan ayıp
Teslim anında fark edilemeyen, ancak alıcının malı teslim aldıktan sonra yapacağı inceleme ile ortaya çıkan ayıptır. Bu ayıpta süre teslimden sonra sekiz gün olarak işler.

Ticari satış ve mal değişimi: hangi şartlar aranır?

  • Satış veya mal değişiminin her iki tarafının tacir olması ve sözleşmenin ticari işletmeleri ilgilendiren bir satış ya da mal değişimi olması gerekir.
  • Kısmi ifa hakkı bakımından, sözleşmenin niteliği, tarafların amacı ve malın cinsine göre kısım kısım yerine getirilmenin mümkün olması ya da alıcının çekince koymadan kısmi teslimi kabul etmiş olması gerekir.
  • Kısmi ifa hâlinde alıcının haklarını yalnızca teslim edilmeyen kısım hakkında kullanabilmesi için bu kısmın eksikliği, sözleşmeden beklenen yararı ortadan kaldırmamalı ya da zayıflatmamalıdır.
  • Alıcının tüm sözleşmeyi feshedebilmesi için teslim edilmeyen kısmın sözleşmeden beklenen yararı ya da amacı ortadan kaldırması veya zayıflatması ya da kalan kısmın tam ve gereği gibi ifa edilemeyeceğinin durum ve şartlardan anlaşılması gerekir.
  • Satıcının malın satışına izin istemesi için alıcının mütemerrit olması gerekir; bu hâlde Türk Borçlar Kanunu'ndaki ek şartlar aranmaz.
  • Ayıplı malda ihbar yükümlülüğü doğması için malın ayıplı olması ve alıcının ayıbı ihbar etmesi gerekir; açıkça belli ayıpta teslim sırasında, açıkça belli olmayan ayıpta teslimden sonra sekiz gün içinde inceleme yapılıp ihbar edilmelidir.

Ticari satış ve mal değişimi: hangi sonuçları doğurur?

  • Kısmi ifada eksik kısım teslim edilmemişse alıcı haklarını yalnızca bu kısım hakkında kullanır.
  • Eksik kısım sözleşmeden beklenen yararı ortadan kaldırır veya zayıflatırsa alıcı sözleşmeyi feshedebilir.
  • Eksik kısım yararı etkilemiyorsa alıcı sözleşmeyi feshedemez; haklarını yalnızca eksik kısım hakkında kullanır.
  • Alıcı mütemerrit olduğunda satıcı mahkemeden malın satışına izin isteyebilir; mahkeme satışın açık artırma yoluyla ya da yetkilendirilen bir kişi aracılığıyla yapılmasına karar verir.
  • Satış giderleri düşüldükten sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak kaydıyla alıcı adına bir bankaya, banka yoksa noterde bırakılır ve durum alıcıya hemen bildirilir.
  • Açıkça belli ayıpta iki gün içinde ihbar yapılmazsa alıcı ayıba dayanma hakkını kaybeder; malı kabul etmiş sayılır.
  • Açıkça belli olmayan ayıpta sekiz gün içinde inceleme ve ihbar yapılmazsa alıcı haklarını yitirir.
  • Ayıp ihbar süreleri tacirler arası ticari satışta uygulanır; diğer hallerde Türk Borçlar Kanunu m.223/2 esas alınır.

Kısmi ifa ile sözleşmenin tamamının feshi arasındaki fark nedir?

Alıcı yalnızca teslim edilmeyen kısım için haklarını kullanır ve sözleşmenin o kısmını talep eder ya da bu kısım bakımından sözleşmeyi feshedebilir.

Teslim edilmeyen kısım sözleşmeden beklenen yararı ortadan kaldırıyor veya zayıflatıyorsa ya da kalan kısmın tam ifası mümkün değilse alıcı sözleşmenin tamamını feshedebilir.

Eksik kısım sınırlı kaldığında fesih yalnızca eksik kısma ilişkindir; yarar ortadan kalkmışsa tüm sözleşme feshedilebilir.

Açıkça belli ayıp ile açıkça belli olmayan ayıp arasındaki fark nedir?

Ayıp teslim sırasında açıkça anlaşılıyorsa alıcı durumu teslimden itibaren iki gün içinde satıcıya ihbar etmelidir.

Ayıp açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleme yapmalı, ayıp ortaya çıkarsa bu süre içinde ihbarda bulunmalıdır.

İki ayrı ihbar süresi uygulanır; açıkça belli ayıpta süre çok kısadır, açıkça belli olmayan ayıpta inceleme süresi tanınır.

Tacirler arası ayıp ihbarı ile türk Borçlar Kanunu'nun genel ayıp hükmü (m.223/2) arasındaki fark nedir?

Bu maddenin kapsamına giren tacirler arası satışlarda yukarıdaki iki gün ve sekiz gün süreleri uygulanır.

Maddenin düzenlemediği diğer hallerde Türk Borçlar Kanunu'nun 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.

Genel hükümde alıcının malı kabul etmiş sayılması ve ihbar süresi daha esnek belirlenir; özel süreler yalnızca tacirler arası ticari satışta işler.

Alıcının mütemerrüdü ile satıcının temerrüdü arasındaki fark nedir?

Alıcı malı kabul etmekten kaçınır; satıcı mahkemeden malın satışına izin isteyebilir.

Satıcı malı geç veya eksik teslim eder; bu hâlde alıcının haklarının kullanılması Türk Borçlar Kanunu'nun temerrüde ilişkin hükümlerine ve bu maddenin kısmi ifa hükmüne bağlıdır.

Alıcı temerrüdünde satış yoluna gidilir; satıcı temerrüdünde bu satış yetkisi doğmaz.

Ticari satış ve mal değişimi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Açıkça belli ayıp ile açıkça belli olmayan ayıbın ihbar sürelerini karıştırmak; birincide süre iki gün, ikincide teslimden sonra sekiz gün olarak işler.
  • Kısmi ifada eksik kısım yararı etkilemiyorsa sözleşmenin tamamını feshetmek; bu hâlde fesih değil yalnızca eksik kısım hakkında haklar kullanılır.
  • Her kısmi teslimde sözleşmenin feshedilebileceğini varsaymak; fesih yalnızca yarar ortadan kalkmış ya da zayıflamışsa mümkündür.
  • Alıcının mütemerrüdü hâlinde satışa izin istenirken Türk Borçlar Kanunu'ndaki temerrüt şartlarının aranmasını gerekli görmek; bu maddeye göre bu şartlar aranmaz.
  • Tüketici satışlarında da bu maddenin ihbar sürelerini uygulamak; madde yalnızca tacirler arası satışa uygulanır.
  • Gizli ayıpta iki veya sekiz günlük süreyi dava zamanaşımı gibi değerlendirmek; ayıp anlaşıldığı anda derhal ihbar gerekir, dava zamanaşımı ise Türk Borçlar Kanunu m.231'e göredir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Tacirler arası satışta ayıp ihbarının süresi ve içeriği, ayıbın açıkça belli olup olmadığı ayrımı üzerinden değerlendirilmekte; ayıbın gizli olduğu kabul edildiğinde ise ihbar süresinin ayıbın anlaşıldığı andan itibaren işlediği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2020/1781 E., 2022/1936 K., 22.12.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2020/1096 E., 2022/1362 K., 06.10.2022)
  • Gizli ayıbın ihbarında süre, ayıbın öğrenildiği tarihe göre hesaplanmakta; ayıbın kısa sürede ihbar edilmesi gerektiği uygulamada aranmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2020/1096 E., 2022/1362 K., 06.10.2022)
  • Ayıbın varlığının laboratuvar raporu gibi delillerle tespit edilmesinden sonra ihbar yapılmaması, alıcının ayıba dayanma hakkını kaybetmesi sonucunu doğurabilmekte; ihbar yükümlülüğü bu bakımdan titizlikle değerlendirilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2020/424 E., 2023/1992 K., 02.11.2023)
  • Maddede yer alan ihbar hükmü ile Türk Borçlar Kanunu m.223'ün birlikte okunması ve ticari satışta teslim sonrası ayıbın hangi süre içinde ihbar edildiğinin tespiti, somut olayda delillerle belirlenmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, 2022/440 E., 2022/798 K., 19.04.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi, 2025/665 E., 2026/519 K., 15.04.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Kısmi ifa iddiasını ileri süren alıcı, teslimin hangi kısımlarının yapıldığını ve kısmi teslimin çekince konmadan kabul edildiğini sevk ve irsaliye, fatura ile ispatlamalıdır.
  • Sözleşmenin kısım kısım ifa edilmesinin niteliğine uygun olduğunu iddia eden taraf, bu niteliği sözleşme metni, teamül ya da malın cinsi ile ispatlamalıdır.
  • Alıcının mütemerrit olduğunu iddia eden satıcı, teslim teklifini ve alıcının kabulden kaçındığını belgelerle ispat yükü altındadır.
  • Ayıbın açıkça belli olduğunu ileri süren satıcı ya da savunma yapan taraf, teslim anında ayıbın görülebilir olduğunu tanık, teslim tutanağı veya fotoğraf ile ispatlamalıdır.
  • Alıcı, ayıbı ihbar ettiğini ihbar yazısının (ihtarname, noter, KEP vb.) gönderildiği tarih ile ispatlamakla yükümlüdür; ihbarın süresinde yapıldığını gösteremezse satıcı süre aşımını savunabilir.
  • Açıkça belli olmayan ayıpta inceleme ve ihbarın süresinde yapıldığını iddia eden alıcı, inceleme raporu ve ihbar belgeleri ile bunu ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6102 sayılı Kanun m.23: Kısmi ifa, alıcının temerrüdü ve ayıp ihbarı hükümlerinin uygulanmasında bu maddenin kendi iç düzenlemesi, ayrıca genel satış hükümlerine yollama içerir.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.223: Madde, ayıp ihbarında ikinci fıkrasının uygulanacağı hali belirler; bu madde kapsamı dışındaki hallerde genel ayıp ihbarı kuralıdır.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.125: Satıcının temerrüdüne ilişkin genel hükümdür; bu madde ise yalnızca alıcının temerrüdü için özel hüküm koyar.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.231: Gizli ayıba dayanılan davanın zamanaşımını düzenler; ihbar süreleriyle birlikte ayıp rejiminin dava yönünü tamamlar.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.108: Alıcının kabzetmede temerrüdü hâlinde satıcının malı tevdi etme ve satış yollarını düzenler; bu madde tacirler arası satışta mahkeme izniyle satışı bu hükmün şartlarına bağlı kalmadan mümkün kılar.

Süreler

SüreMaddeHüküm
sekiz günm.21(2) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.
iki günm.23Satış giderleri satış bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla, satıcı tarafından alıcı adına bir bankaya ve banka bulunmadığı takdirde notere bırakılır ve durum hemen alıcıya ihbar edilir. c)…
sekiz günm.23Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.

Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.

Konuda geçen kararlar

72 karar
  1. 2013/72 E., 2013/126 K., 31.10.2013
    İlgili madde: m.13
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2023/777 E., 2024/476 K., 25.09.2024
    İlgili madde: m.18
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2023/793 E., 2024/149 K., 06.03.2024
    İlgili madde: m.21
  4. 5. Hukuk Dairesi, 2024/7857 E., 2025/1594 K., 10.02.2025
    İlgili madde: m.14, m.17
  5. 3. Hukuk Dairesi, 2024/559 E., 2025/279 K., 15.01.2025
    İlgili madde: m.13, m.17
  6. 13. Daire, 2021/4917 E., 2023/2033 K., 26.04.2023
    İlgili madde: m.17
  7. 13. Daire, 2021/4921 E., 2023/2034 K., 26.04.2023
    İlgili madde: m.17
  8. 13. Daire, 2021/4915 E., 2023/2031 K., 26.04.2023
    İlgili madde: m.17
  9. 13. Daire, 2021/4910 E., 2023/2030 K., 26.04.2023
    İlgili madde: m.17
  10. 11. Hukuk Dairesi, 2013/16933 E., 2014/5317 K., 19.03.2014
    İlgili madde: m.13
Diğer 62 karar
  1. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/306 E., 2026/366 K., 21.05.2026
    İlgili madde: m.14
  2. İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2026/357 E., 2026/311 K., 04.05.2026
    İlgili madde: m.14
  3. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/227 E., 2026/661 K., 30.04.2026
    İlgili madde: m.12
  4. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi, 2024/1844 E., 2026/860 K., 28.04.2026
    İlgili madde: m.19
  5. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/673 E., 2026/894 K., 28.04.2026
    İlgili madde: m.19
  6. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi, 2025/665 E., 2026/519 K., 15.04.2026
    İlgili madde: m.23
  7. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2025/59 E., 2026/412 K., 14.04.2026
    İlgili madde: m.22
  8. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/170 E., 2026/652 K., 07.04.2026
    İlgili madde: m.12
  9. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/460 E., 2026/616 K., 06.04.2026
    İlgili madde: m.16
  10. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1341 E., 2026/874 K., 31.03.2026
    İlgili madde: m.18
  11. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2026/465 E., 2026/537 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.12
  12. Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2026/440 E., 2026/339 K., 25.03.2026
    İlgili madde: m.16
  13. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, 2023/1307 E., 2026/165 K., 20.02.2026
    İlgili madde: m.22
  14. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/502 E., 2026/88 K., 22.01.2026
    İlgili madde: m.22
  15. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2024/1753 E., 2026/46 K., 20.01.2026
    İlgili madde: m.22
  16. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/3191 E., 2025/3417 K., 25.12.2025
    İlgili madde: m.19
  17. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1346 E., 2025/1528 K., 20.11.2025
    İlgili madde: m.22
  18. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1141 E., 2025/1717 K., 07.11.2025
    İlgili madde: m.15
  19. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2022/1038 E., 2025/733 K., 15.09.2025
    İlgili madde: m.15
  20. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/313 E., 2025/726 K., 25.06.2025
    İlgili madde: m.20
  21. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/199 E., 2025/390 K., 24.06.2025
    İlgili madde: m.15
  22. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1848 E., 2025/978 K., 12.06.2025
    İlgili madde: m.18
  23. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/784 E., 2025/827 K., 04.06.2025
    İlgili madde: m.14
  24. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/652 E., 2025/783 K., 28.05.2025
    İlgili madde: m.12
  25. Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/386 E., 2025/371 K., 30.04.2025
    İlgili madde: m.21
  26. Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/390 E., 2025/714 K., 24.04.2025
    İlgili madde: m.11
  27. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/150 E., 2025/388 K., 09.04.2025
    İlgili madde: m.18
  28. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/295 E., 2025/304 K., 18.03.2025
    İlgili madde: m.15
  29. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/139 E., 2025/313 K., 18.03.2025
    İlgili madde: m.15
  30. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2025/123 E., 2025/230 K., 05.03.2025
    İlgili madde: m.11
  31. Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/177 E., 2025/193 K., 26.02.2025
    İlgili madde: m.21
  32. Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/210 E., 2025/200 K., 26.02.2025
    İlgili madde: m.21
  33. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2021/1897 E., 2024/1742 K., 05.12.2024
    İlgili madde: m.20
  34. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, 2024/1203 E., 2024/1610 K., 03.12.2024
    İlgili madde: m.21
  35. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/814 E., 2024/1616 K., 19.09.2024
    İlgili madde: m.18
  36. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2024/1513 E., 2024/1377 K., 13.09.2024
    İlgili madde: m.11
  37. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2024/653 E., 2024/920 K., 24.05.2024
    İlgili madde: m.15
  38. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/1982 E., 2024/693 K., 24.05.2024
    İlgili madde: m.20
  39. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 2023/623 E., 2024/549 K., 03.04.2024
    İlgili madde: m.20
  40. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/860 E., 2024/666 K., 27.03.2024
    İlgili madde: m.16
  41. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1875 E., 2024/11 K., 09.01.2024
    İlgili madde: m.11
  42. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2023/1709 E., 2023/1668 K., 13.12.2023
    İlgili madde: m.16
  43. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/2099 E., 2023/2148 K., 30.11.2023
    İlgili madde: m.16
  44. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2020/424 E., 2023/1992 K., 02.11.2023
    İlgili madde: m.18, m.23
  45. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2023/1794 E., 2023/1999 K., 02.11.2023
    İlgili madde: m.19
  46. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2023/1077 E., 2023/1837 K., 24.10.2023
    İlgili madde: m.11
  47. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/2885 E., 2023/1587 K., 26.09.2023
    İlgili madde: m.21
  48. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2023/971 E., 2023/851 K., 25.09.2023
    İlgili madde: m.16
  49. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2023/770 E., 2023/909 K., 12.09.2023
    İlgili madde: m.19
  50. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/468 E., 2023/770 K., 11.05.2023
    İlgili madde: m.19
  51. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/1193 E., 2023/190 K., 08.02.2023
    İlgili madde: m.20
  52. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/2203 E., 2023/174 K., 26.01.2023
    İlgili madde: m.11
  53. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2020/1781 E., 2022/1936 K., 22.12.2022
    İlgili madde: m.23
  54. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2022/2094 E., 2022/409 K., 15.12.2022
    İlgili madde: m.12
  55. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1928 E., 2022/1424 K., 07.11.2022
    İlgili madde: m.12
  56. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2020/1096 E., 2022/1362 K., 06.10.2022
    İlgili madde: m.23
  57. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/1693 E., 2022/1674 K., 15.09.2022
    İlgili madde: m.14
  58. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2020/467 E., 2022/624 K., 24.05.2022
    İlgili madde: m.20
  59. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, 2022/440 E., 2022/798 K., 19.04.2022
    İlgili madde: m.23
  60. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2021/1765 E., 2021/1966 K., 11.11.2021
    İlgili madde: m.14
  61. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2020/49 E., 2020/203 K., 16.10.2020
    İlgili madde: m.22
  62. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2020/364 E., 2020/364 K., 16.06.2020
    İlgili madde: m.23

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 1. Ticaret Hukuku Giriş ve Ticari İşletme bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış