HMK

Dava çeşitleri, dava şartları ve ilk itirazlar

HMK m.105–117Medeni Usul HukukuSon değişiklik: 16.07.2026 (m.109)

Kısaca

HMK m.105, medeni usul hukukunda eda davasının tanımını yapar: davacının, davalının bir şeyi vermeye, bir işi yapmaya veya yapmamaya mahkûm edilmesini istediği dava türü. HMK m.106, tespit davasının tanımını (birinci fıkra), bu davada güncel hukuki yarar şartını (ikinci fıkra) ve maddi vakıaların tek başına tespit davasına konu olamayacağı kuralını (üçüncü fıkra) düzenler.

Kapsam

Bu konu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.105–117 hükümlerini kapsar.

Yürürlükten kaldırılmış: m.107.

HMK m.105 — Eda davası

Madde, medeni usul hukukunda eda davasının tanımını yapar: davacının, davalının bir şeyi vermeye, bir işi yapmaya veya yapmamaya mahkûm edilmesini istediği dava türü. Eda davası, hem kişisel hem aynî haklara dayanabilir ve davalının olumlu ya da olumsuz bir edaya mahkûm edilmesi talep edilebilir. Madde kişi bakımından bir sınır koymaz; dava açabilecek herkes, talep sonucu eda niteliğinde olan her davada uygulanır. Maddede süre, harç, yetki, görev ya da eda hükmünün icrasına ilişkin usul düzenlenmez. Tespit davasının şartları (m.106), inşai davalar (m.108), belirsiz alacak davası (m.107), kısmi dava (m.109), davaların yığılması (m.110), terditli dava (m.111), seçimlik dava (m.112) ve topluluk davaları (m.113) ayrı maddelerde düzenlenmiştir ve bu maddenin kapsamında değildir.

Eda davası: hangi kavramlar bilinmeli?

Eda davası
Davacının, davalının bir şeyi vermeye, bir işi yapmaya veya yapmamaya mahkûm edilmesini talep ettiği dava türüdür. Mahkemeden istenen koruma türüne göre sınıflandırılır.
Edim (eda)
Davalının yerine getirmekle yükümlü olduğu olumlu (vermek, yapmak) ya da olumsuz (yapmamak) davranıştır. Eda davasında mahkemenin hükmü bu edaya yöneliktir.
Yapmamaya mahkûmiyet
Davalının bir şeyi yapmaktan kaçınmasına, eski deyişle içtinap etmesine hükmedilmesidir. Gerekçeye göre bu hâl de maddenin kapsamındadır.
Şahsi ve aynî haklar
Eda davasının dayanabileceği iki hak türüdür. Şahsi hak örneği satış bedelinin ödenmesi, aynî hak örneği istihkak davasıdır. Maddede bu ayrım yapılmamıştır, eda davası her iki hakka dayanabilir.

Eda davası: hangi şartlar aranır?

  • Davacının talep sonucunda davalının bir şeyi vermesine, bir işi yapmasına veya yapmamasına karar verilmesini istemesi gerekir.
  • Talep edilen edanın davalıdan ifası beklenen bir edim olması gerekir.
  • Davacının eda davası açmakta hukuki yararının bulunması gerekir; davalının hakkı inkâr etmiş olması şart değildir.
  • Eda hükmü verilebilmesi için dava konusu hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının mahkemece tespit edilmesi gerekir.

Eda davası: hangi sonuçları doğurur?

  • Davacının talebi kabul edilirse mahkeme, davalının talep edilen edayı yerine getirmesine hükmeder.
  • Kabul kararında hem hakkın varlığına ilişkin tespit hem de edaya yönelik emir bulunur; yalnız tespit hükmüyle yetinilemez.
  • Talep reddedilirse davacının talep ettiği hakkın bulunmadığı tespit edilmiş olur ve ret kararı bir tespit hükmü niteliği taşır.
  • Eda hükmü, davalı gönüllü olarak yerine getirmezse ilamlı icra yoluyla zorla yerine getirtilebilir.
  • Davalının hakkı tanıması, ancak edimi yerine getirmemesi halinde de eda davası açılabilir; davalının inkârı şart değildir.
  • Eda davasının kabulü halinde verilen olumlu hükmün tespit bölümü, aynı taraflar arasında aynı hukuki ilişkiye dayanılarak açılacak sonraki davada kesin delil teşkil eder.

Eda davası ile tespit davası arasındaki fark nedir?

Eda davasında davacı, davalıdan bir edanın yerine getirilmesini ister. Hüküm icraya konulabilir nitelik taşır.

Tespit davasında davacı yalnız bir hakkın ya da hukuki ilişkinin varlığını veya yokluğunu belirletmek ister. Kararın icrası söz konusu olmaz.

Eda davası kabul edildiğinde hüküm icra kabiliyeti taşır (İİK m.32 atfı). Tespit davasında hüküm yalnız kesin delil niteliği taşır. Eda davası açılabiliyorsa tespit davası açılamaz.

Olumlu edim ile olumsuz edim arasındaki fark nedir?

Olumlu edimde davalının bir şeyi vermesi ya da bir işi yapması istenir. Örnek olarak taşınmazın tahliyesi verilebilir.

Olumsuz edimde davalının bir şeyi yapmaktan kaçınması istenir. Örnek olarak komşunun gürültü yapmaması verilebilir.

Her iki edim türü de maddenin kapsamına girer ve aynı dava türü içinde talep edilebilir. Olumsuz edimin ihlali halinde verilen eda hükmü, yapmamaya ilişkin yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlar.

Şahsi hak ile aynî hak temelli eda davası arasındaki fark nedir?

Şahsi hak temelli eda davasında, örneğin satış bedelinin ödenmesi talep edilir.

Aynî hak temelli eda davasında, örneğin istihkak davasında mülkiyet hakkına dayanılarak malın iadesi istenir.

İki durumda da eda davası niteliği aynıdır. Maddenin uygulanması için hakkın türü belirleyici değildir.

Eda davası: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Talep sonucunda yalnız bir hakkın varlığının belirlenmesini isteyip bunu eda davası saymak; bu durumda dava tespit davasıdır ve m.106 şartları aranır.
  • Eda davasının yalnız para alacakları için geçerli olduğunu düşünmek; maddeye göre teslim, tahliye, tescil ve yapmamaya mahkûmiyet de eda davasıdır.
  • Davalının hakkı inkâr etmiş olmasını eda davası açmanın ön koşulu saymak; hakkı tanıyıp edimi yerine getirmeyen davalıya karşı da eda davası açılabilir.
  • Eda davasında yalnız edaya ilişkin hüküm kurulacağını düşünüp hakkın varlığının tespitini hükme dahil etmemek; kabul kararında tespit bölümü de bulunur.
  • Olumsuz edimi (yapmamaya mahkûmiyet) yalnız tespit ya da men davası olarak nitelendirmek; maddenin metni yapmamaya mahkûmiyeti açıkça eda davası kapsamında sayar.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Eda davası, talep sonucunda davalının bir edaya mahkûm edilmesi isteniyorsa açıldığı kabul edilmekte; davanın niteliği dava dilekçesindeki talep sonucuna göre belirlenmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/2435 E., 2026/1143 K., 15.05.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/524 E., 2025/760 K., 02.07.2025)
  • Eda davasında davacının hukuki yararı, davalının hakkı inkâr etmesi ya da edimini yerine getirmemesi halinde de mevcut kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/3238 E., 2019/29 K., 29.01.2019)
  • Eda davasının kabulüne ilişkin kararda tespit ve eda hükmü birlikte yer almakta; yalnız tespit hükmüyle yetinilmemesi gerektiği kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2022/1160 E., 2022/900 K., 10.06.2022)
  • Mahkemeler, dava dilekçesinde talep edilen sonucun kişisel veya aynî hakka dayanmasına bakmaksızın, edim niteliğine göre eda davası olarak nitelendirmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/288 E., 2024/449 K., 07.03.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/2918 E., 2020/1098 K., 18.06.2020)

Nasıl ispat edilir?

  • Eda davasını açan davacı, talebin dayandığı hakkın ya da hukuki ilişkinin varlığını ve davalının edim yükümlülüğünü ispatla yükümlüdür.
  • Hakkın varlığı, sözleşme, senet, fatura ya da ilgili kayıtlar gibi yazılı belgelerle ispatlanır.
  • Davalı, borcunu ödediğini ya da edimi yerine getirdiğini ileri sürerse bu savunmayı kendisi ispatlamakla yükümlüdür.
  • Olumsuz edimlerde (yapmamaya mahkûmiyet) davacı, davalının yasaklanan davranışta bulunduğunu ispatlamalıdır; davalı, yasağa uyduğunu gösteren delil sunabilir.
  • Eda hükmünün tespit bölümü, aynı taraflar arasında aynı hukuki ilişkiye dayanan sonraki davada kesin delil niteliği taşıdığından, önceki eda kararı bu bakımdan ispat aracı olarak kullanılabilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.106: Tespit davasını düzenler. Eda davasının açılabildiği hallerde tespit davasının açılamayacağı kuralı, iki dava türünün sınırını belirler.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.108: İnşai davaları düzenler. Eda davasıyla birlikte üç temel dava türünden birini oluşturur ve bu maddenin kapsamına girmez.
  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.32: Eda davası sonucu verilen ilamın icra edilebilirliğini düzenler. Maddenin ilamın icrasına ilişkin sonucunu tamamlar.

HMK m.106 — Tespit davası

Madde, tespit davasının tanımını (birinci fıkra), bu davada güncel hukuki yarar şartını (ikinci fıkra) ve maddi vakıaların tek başına tespit davasına konu olamayacağı kuralını (üçüncü fıkra) düzenler. Tespit davası, bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının saptanmasını kapsar. Kural, davacı bakımından hem tespit davası açan tarafı hem de bu davanın konusunu belirlemek için uygulanır. Eda davası, inşai dava ve belirsiz alacak davasının koşulları maddenin kapsamı dışındadır: eda davasında hüküm sonucu bir edayı zorlar (m.106 bunu düzenlemez), belirsiz alacak davası ise HMK m.107 kapsamındadır ve bu madde metninde ele alınmamıştır. Delil tespiti kurumu (HMK m.400 ve devamı) ile tedbir niteliğindeki geçici hukuki korumalar da bu maddenin düzenlemediği konulardır.

Tespit davası: hangi kavramlar bilinmeli?

Tespit davası
Bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının mahkemece belirlenmesini isteyen dava türüdür. Davalıyı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya mahkum etmez; yalnızca mevcut durumu saptayan bir hüküm verir.
Güncel hukuki yarar
Davacının, hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde korunmaya değer bir menfaatinin bulunmasıdır. Yarar, davacının hakkının veya durumunun güncel bir tehlike veya tereddütle karşı karşıya olmasına bağlıdır; tespit hükmü bu tehlikeyi giderecek en uygun yol olmalıdır.
Maddi vaka
Hukuki sonuç doğurmayan, tek başına bir hak veya hukuki ilişki niteliği taşımayan olgudur. Tek başına tespit davasının konusu olamaz; bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğu bağlamında incelenebilir.
Müspet tespit davası
Davacının, davalının yokluğunu iddia ettiği bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının tespitini istediği tespit davasıdır.
Menfi tespit davası
Davacının, davalının iddia ettiği bir hakkın veya hukuki ilişkinin bulunmadığının belirlenmesini istediği tespit davasıdır.
Eda davası
Davalının bir şeyi vermeye, yapmaya veya yapmamaya mahkum edilmesini isteyen dava türüdür. Eda davasının açılabildiği hallerde tespit davasında güncel yarar kural olarak bulunmaz.

Tespit davası: hangi şartlar aranır?

  • Dava konusunun bir hak, hukuki ilişki veya belgenin sahteliği olması gerekir; salt bir maddi vakanın tespiti talep edilemez (m.106/3).
  • Davacının, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, tespit davası açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır (m.106/2).
  • Bu yarar, hukuki ilişkinin hemen tespit edilmesinde davacının hak veya hukuki durumunun güncel bir tehlike veya tereddütle karşılaşmasına dayanmalıdır.
  • Tespit hükmü, bu tehlike veya tereddütü giderecek en uygun yol olmalıdır; daha kapsamlı bir koruma sağlayan dava yolu bulunmamalıdır.
  • Eda davası açılabilecek durumda tespit davası açılmasının kural olarak hukuki yararı yoktur; bu şart da sağlanmalıdır.

Tespit davası: hangi sonuçları doğurur?

  • Tespit davası açanın güncel hukuki yararı yoksa dava, esasa girilmeksizin usulden reddedilir.
  • Kanunda öngörülen istisnai hallerde güncel yarar aranmaz; bu hallerde tespit davası doğrudan açılabilir.
  • Maddi vakanın tek başına tespiti talep edilirse dava dinlenmez.
  • Eda davasının açılabildiği hallerde tespit davası açılması kural olarak hukuki yarar eksikliği nedeniyle reddedilir.
  • Tespit davasında verilen hüküm, cebri icraya elverişli değildir; yalnızca kesin hüküm etkisi doğurur.
  • Hukuki yararın varlığı, ispat yükü davalıda olmak üzere, davacının dava açmasıyla kendiliğinden kabul edilir (uygulama eğilimi).

Müspet tespit ile menfi tespit arasındaki fark nedir?

Müspet tespit davasında davacı, davalının yokluğunu iddia ettiği bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının belirlenmesini ister.

Menfi tespit davasında davacı, davalının iddia ettiği bir hakkın veya hukuki ilişkinin bulunmadığının belirlenmesini ister.

Her iki dava da m.106 kapsamındadır ve aynı güncel yarar şartına tabidir; yalnızca tespit edilmek istenen durum farklıdır.

Tespit davası ile eda davası arasındaki fark nedir?

Tespit davası yalnızca hukuki ilişkinin varlığını veya yokluğunu belirler; davalıyı bir edaya mahkum etmez.

Eda davasında hüküm, davalıyı bir şeyi vermeye, yapmaya veya yapmamaya mahkum eder.

Eda davası açılabiliyorsa tespit davasında güncel yarar kural olarak bulunmaz; tespit davası eda davasının öncüsü sayılır.

Hukuki ilişki ile maddi vaka arasındaki fark nedir?

Hukuki ilişki, hak doğuran veya hukuki sonuç yaratan bir bağdır; tespit davasının konusu olabilir.

Maddi vaka, hukuki sonuç doğurmayan salt bir olgudur; tek başına tespit davasının konusu olamaz.

Maddi vakanın tespiti isteniyorsa tespit davası değil, delil tespiti kurumu gündeme gelir (gerekçeye göre).

Gerçek tespit davası ile tespit davası gibi adlandırılan dava arasındaki fark nedir?

Gerçek tespit davasında amaç, mevcut bir hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu hakkındaki uyuşmazlığı gidermektir.

Kira tespiti gibi davalar, adı tespit olsa da sözleşme içeriğini yeniden düzenlediği için inşai dava niteliğindedir.

Bu tür davalarda m.106'nın güncel yarar şartı ve tespit davasına ilişkin sınırlar doğrudan uygulanmaz; dava niteliğine göre rejim belirlenir.

Tespit davası: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Tespit davasını eda davasının yerine kullanmak; eda davası açılabilecekken tespit davası açıp güncel yarar şartını yerine getirmiş saymak.
  • Maddi vakanın tespitini talep ederek tespit davası açmak; bu talebi hukuki ilişki niteliği taşıyan bir hak talebiyle karıştırmak.
  • Tespit davasında verilen hükmü cebri icraya elverişli saymak; bu hüküm yalnızca kesin hüküm etkisi doğurur, edaya yetki vermez.
  • Kira tespiti gibi inşai nitelikli davaları m.106 kapsamında değerlendirip güncel yarar şartını doğrudan uygulamak.
  • Güncel yararın yalnızca davacının öznel isteğiyle doğduğunu varsaymak; yararın somut bir tehlike ve tereddüde dayanması gerektiğini gözden kaçırmak.
  • Belirsiz alacak davası ile tespit davasını birbirine karıştırmak; m.107'nin mülga olduğu dikkate alınmadan bu iki yolun ilişkisini kurmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Tespit davasında hukuki yararın bulunduğu kural olarak varsayılır; yararın yokluğunu iddia eden taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/450 E., 2023/1075 K., 08.11.2023)
  • Eda davası kabul edilirse verilen hüküm, hem hakkın varlığını tespit eder hem de davalıya bir edayı yükler; eda davası reddedilmiş olsun ya da kabul edilmiş olsun, tespite ilişkin hüküm aynı taraflar ve aynı dava sebebi için kesin hüküm teşkil eder. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/654 E., 2024/530 K., 23.10.2024)
  • Bir hakkın varlığı ya da yokluğu uyuşmazlığında, bu hakkın olup olmadığı m.106/1 uyarınca belirlenmesi talep edilebilir. (Hukuk Genel Kurulu, 2018/926 E., 2021/983 K., 14.09.2021)
  • Tedbir taleplerinde, tespit davasının güncel yararı ve m.106/1-2 koşulları aranarak tedbir kararı verilebilir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/430 E., 2024/956 K., 13.05.2024)
  • Hukuki ilişkinin henüz şartlarının tam oluşmaması veya davacının hak iddiasına karşı tehdit ve tehlike altında bulunması hallerinde, tespit davası ile hukuki koruma sağlanabiliyorsa güncel yarar kabul edilir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/1311 E., 2024/1619 K., 15.10.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Asıl talebi ileri süren davacı, hakkın veya hukuki ilişkinin varlığını ya da yokluğunu iddia ettiğini ve bu iddiasını belgeyle veya tanıkla ispatlamakla yükümlüdür.
  • Güncel hukuki yararın varlığını ispat yükü, kural olarak davacıdadır; ancak yararın bulunmadığını iddia eden davalı, bunu ispatlamakla yükümlüdür. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/450 E., 2023/1075 K., 08.11.2023)
  • Davacının hak veya hukuki durumunda güncel bir tehlike ya da tereddüt bulunduğunu, bu durumun zarar verebilecek nitelikte olduğunu davacı belgeyle veya tanıkla göstermelidir.
  • Eda davasının açılabildiği durumda tespit davası açıldığında, davalı eda davasının açılabilir olduğunu belge ve dava dosyası ile ispatlayarak yarar yokluğunu ileri sürebilir.
  • Maddi vakanın tek başına tespiti talep edildiğinde bu, davalının itirazı olmaksızın mahkemece re'sen gözetilir; davacının talebinin hukuki ilişki niteliği taşıdığını ispat etmesi gerekir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.107: Belirsiz alacak davasını düzenler; maddenin son fıkrasında tespit davasının bu davanın özel bir görünümü olarak açılabileceği belirtilmiştir. Ancak m.107 mülga olduğundan bu kural ayrıca ele alınmalıdır.
  • 6100 sayılı Kanun m.33: Dava şartlarını genel olarak düzenler; tespit davasında m.106'nın getirdiği güncel yarar şartı bu genel dava şartlarına ek olarak aranır.
  • 6100 sayılı Kanun m.114: Dava şartlarının sayıldığı düzenlemedir; hukuki yarar, m.106/2 uyarınca tespit davasına özgü ek bir şart olarak bu sisteme eklenir.

HMK m.108 — İnşaî dava

6100 sayılı Kanun'un 108. maddesi inşaî (yenilik doğuran) davayı tanımlar ve bu davanın hangi hallerde açılabileceğini belirler. Maddenin birinci fıkrası inşaî davanın amacını, yani yeni bir hukuki durum yaratılmasını, mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesini ya da ortadan kaldırılmasını düzenler. İkinci fıkra inşaî davanın yalnızca bir inşaî hakkın dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde açılacağını hükme bağlar. Üçüncü fıkra inşaî hükümlerin kanunda aksi belirtilmedikçe geçmişe etkili olmadığını öngörür. Madde, davanın kimler tarafından ve hangi hukuki ilişkide açılacağını, hangi inşaî hakların dava yoluyla kullanılacağını maddi hukuka bırakır; bu hakların tek tek listesini vermez. Madde, eda ve tespit davalarının koşullarını, dava şartlarını ve inşaî hükmün icrasına ilişkin usulü düzenlemez. Tek taraflı irade beyanıyla doğan inşaî hakların kullanımı ile dava yoluyla kullanılması gereken hakların ayrımı da maddi hukuk ile bağlantılıdır; bu ayrım ilgili maddi hukuk düzenlemelerinde aranır. Eda ve tespit davaları ile inşaî dava arasındaki ayrım kapsam dışında kalan bir konu değildir, ancak madde metninde ayrıntılı düzenlenmez. Bu maddenin dışında kalan, davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süreleri de maddi hukuka aittir.

İnşaî dava: hangi kavramlar bilinmeli?

İnşaî dava (yenilik doğuran dava)
Davacının bir inşaî hakkını mahkeme aracılığıyla kullanarak mevcut bir hukuki durumu değiştiren, ortadan kaldıran veya yeni bir hukuki durum yaratan dava türüdür. Hükmün kendisi inşaî hükümdür ve eda ya da tespit hükmünden farklı bir etki doğurur.
İnşaî hak
Hak sahibinin tek taraflı bir irade beyanıyla hukuki sonucu doğurabildiği hakkı ifade eder. Her inşaî hakka dayanan dava inşaî dava değildir; yalnızca hakkın mahkeme yoluyla kullanılmasının maddi hukukça zorunlu kılındığı hallerde inşaî dava açılır.
İnşaî hüküm
İnşaî davanın sonunda verilen ve hukuki durumu doğrudan değiştiren karardır. Kural olarak hükmün kesinleşmesiyle geleceğe etkili olur; geçmişe etki yalnızca kanunda açıkça öngörülmüşse söz konusudur.
Geleceğe etkili olma
İnşaî hükmün, kesinleşme anından itibaren doğurduğu sonuçtur. Kanunda aksi belirtilmedikçe inşaî hükümlerin varsayılan etkisi budur.
Dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olması
Bir inşaî hakkın, tek taraflı beyanla değil ancak mahkeme kararıyla gerçekleşebilmesini maddi hukukun öngörmesi durumudur. Bu zorunluluk olmadan açılan dava inşaî dava sayılmaz.

İnşaî dava: hangi şartlar aranır?

  • Davacının, dava konusu yaptığı hakkın inşaî bir hak olması gerekir; inşaî dava mutlaka bir inşaî hakka dayanmalıdır.
  • Hakkın maddi hukuk tarafından yalnızca mahkeme aracılığıyla kullanılmasına izin verilmiş ya da bu yolu zorunlu kılmış olması gerekir.
  • Davanın konusu, yeni bir hukuki durumun yaratılması, mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması olmalıdır.
  • Hakkın tek taraflı irade beyanıyla kullanılabildiği hallerde, karşı tarafın kabulü veya mahkeme kararı aranmamalıdır; aksi halde açılan dava inşaî dava olarak nitelendirilemez.
  • Kanunda geçmişe etki öngörülmemişse hükmün etkisi kesinleşme anından itibaren başlamalıdır; geçmişe etki için kanunda açık hüküm bulunmalıdır.

İnşaî dava: hangi sonuçları doğurur?

  • İnşaî dava, kanunun öngördüğü hallerde ve bir inşaî hakka dayanarak açılabilir; bu koşul gerçekleşmezse dava inşaî dava olarak kabul edilemez.
  • İnşaî dava kabul edilip hüküm kesinleşirse hukuki durum, hükmün kesinleşme anından itibaren değişir.
  • Kanunda aksi belirtilmedikçe inşaî hüküm geçmişe etkili olmaz ve geçmişteki hukuki ilişkiler aynen korunur.
  • Kanunun geçmişe etki öngördüğü hallerde hüküm, geçmişe uzanan sonuç doğurur.
  • Tek taraflı irade beyanıyla hukuki sonuç doğmuşsa bu sonucun doğmadığı iddiası inşaî dava ile değil eda veya tespit davasıyla incelenir.
  • İnşaî dava reddedilirse mevcut hukuki durum değişmez.

İnşaî dava ile eda veya tespit davası arasındaki fark nedir?

İnşaî dava, davacının inşaî hakkını mahkeme yoluyla kullanarak hukuki durumu doğrudan değiştirmesini ister. Hükmün kendisi durumu değiştirir.

Eda davasında mahkeme bir edimi yerine getirilmesine hükmeder; tespit davasında ise bir hakkın ya da hukuki ilişkinin varlığını ya da yokluğunu saptar. Bu davalarda hukuki durum mahkeme kararından önce de vardır.

Taraflardan biri tek taraflı beyanla bir hukuki sonuç doğurmuşsa ve karşı taraf bu sonucun doğmadığını ileri sürüyorsa uyuşmazlık inşaî dava ile değil eda veya tespit davasıyla çözülür.

Tek taraflı kullanılan inşaî hak ile dava yoluyla kullanılması zorunlu inşaî hak arasındaki fark nedir?

Hak sahibi, sözleşmenin feshi gibi tek taraflı bir irade beyanıyla hukuki sonucu doğurabilir; mahkemeye başvurması gerekmez.

Maddi hukuk, boşanma veya babalık gibi hallerde hakkın ancak mahkeme kararıyla kullanılmasını şart koşar; bu durumda inşaî dava açılır.

Yalnızca ikinci gruptaki haklar için inşaî dava açılabilir; birinci gruptaki hak için dava açılması gerekmez ve açılsa da inşaî dava niteliği taşımaz.

Geleceğe etkili inşaî hüküm ile geçmişe etkili inşaî hüküm arasındaki fark nedir?

Kanunda aksi belirtilmedikçe inşaî hüküm kesinleşme anından itibaren geleceğe etkilidir.

Kanun açıkça geçmişe etki öngörmüşse hüküm, geçmişe uzanan sonuçlar doğurur.

Geçmişe etkili olması gereken bazı hallerde (örneğin babalık, soybağının reddi, tenkis gibi) kanuna dayanılarak geçmişe etki kabul edilir; bu istisnalar dar yorumlanır.

İnşaî dava: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Her inşaî hakka dayanan davayı inşaî dava saymak; oysa yalnızca hakkın mahkeme yoluyla kullanılması zorunlu olan hallerde inşaî dava açılır.
  • Tek taraflı irade beyanıyla sona erdirilebilen bir sözleşmenin feshi uyuşmazlığını inşaî dava ile çözmeye çalışmak; bu uyuşmazlık eda veya tespit davasıyla giderilir.
  • İnşaî hükmü, kanunda açık hüküm yokken geçmişe etkili saymak; kural geleceğe etkilidir.
  • Kanunda açıkça öngörülmeyen bir inşaî davayı maddi hukuk boşluğuna dayanarak açmak; inşaî dava yalnızca kanunla öngörülen hallerde açılabilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kanun, inşaî davayı dava türü olarak tanımlar ve hangi hakların dava yoluyla kullanılacağını maddi hukuka bıraktığı için uygulamada inşaî dava niteliğinin önce ilgili maddi hukuk düzenlemesinde aranması kabul edilmektedir. (İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/471 E., 2026/301 K., 05.05.2026)
  • İnşaî dava niteliğinin belirlenmesinde, dava konusu hakkın inşaî hak olup olmadığı ve maddi hukukun hakkı mahkeme yoluyla kullanılmaya bağlayıp bağlamadığı incelenmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/3238 E., 2019/29 K., 29.01.2019; 7. Hukuk Dairesi, 2022/1332 E., 2024/4564 K., 16.10.2024)
  • Kanunda aksi belirtilmedikçe inşaî hükmün geleceğe etkili olacağı kabul edilmektedir; geçmişe etki yalnızca kanuni dayanağı olan hallerde tanınmaktadır. (7. Hukuk Dairesi, 2022/1332 E., 2024/4564 K., 16.10.2024)
  • İnşaî davada tespit ya da eda davasına özgü hukuki yarar aranmaz; bu davaların açılmasına izin verilen hallerde hukuki yarar mevcut kabul edilir.

Nasıl ispat edilir?

  • İnşaî dava açan davacı, dava konusu hakkın inşaî hak olduğunu ve maddi hukukun bu hakkı dava yoluyla kullanılmaya bağladığını ileri sürer ve bunu ispatlar.
  • Hakkın dayanağı olan maddi hukuk düzenlemesi ve ilgili nüfus, sözleşme ya da tüzel kişilik kayıtları gibi belgelerle ispat edilir.
  • Davalı, davacının hakkını tek taraflı beyanla kullanabildiğini ya da dava yolunun kapalı olduğunu ileri sürerse bu savunmayı ispatla yükümlüdür.
  • Tek taraflı irade beyanıyla doğan hukuki sonucun gerçekleşmediğini ileri süren taraf, inşaî dava yerine eda veya tespit davası açtığında o davanın koşullarını ispatlar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.105: Dava çeşitlerinin genel ayrımını yapar ve inşaî davayı eda ve tespit davalarıyla birlikte sıralar.
  • 6100 sayılı Kanun m.106: Eda davasını düzenler; inşaî davadan farkı, mahkemenin bir edimin yerine getirilmesine hükmetmesidir.
  • 6100 sayılı Kanun m.107: Belirsiz alacak davasını düzenler; inşaî davanın konusunu oluşturmaz ancak dava türleri arasında ayrım yapılırken karıştırılmamalıdır.
  • 4721 sayılı Kanun m.145: Evlenmenin butlanı, boşanma, babalık ve soybağı davaları gibi inşaî davaların maddi hukuktaki dayanağıdır; hangi hallerde dava yoluyla kullanılacağını gösterir.
  • 6098 sayılı Kanun m.182: Cezai şartın indirilmesi davası, maddi hukuk tarafından dava yoluyla kullanılması öngörülen bir inşaî hak örneğidir.

HMK m.109 — Kısmi dava

6100 sayılı Kanun'un 109. maddesi, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebildiği hallerde alacağın yalnızca bir kısmının dava yoluyla ileri sürülebilmesini (kısmi dava) düzenler; kısmi davanın açılabilmesi, dava açılırken fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamasının feragat sayılmaması ve sonradan ek dava açılabilmesi ile artırım imkânını kapsar. Hüküm, bölünebilir talep konularında taraflar arasındaki her türlü hukuki ilişkiden doğan alacak ve haklar bakımından uygulanır. Madde, belirsiz alacak davasını (m.107) düzenlemez; kısmi dava ile belirsiz alacak davasının birlikte değerlendirilmesi ve hukuki yarar ölçütü uygulamada tartışmalı kalmaya devam eder. Dava şartı olan hukuki yararın ayrıca denetimi (m.114/1-h), feragat ve bunun sonuçları (m.307 ve devamı) ile zamanaşımının kesilmesine ilişkin genel hükümler bu maddede yer almaz ve ayrıca incelenmelidir.

Kısmi dava: hangi kavramlar bilinmeli?

Kısmi dava
Davacının aynı hukuki ilişkiden doğan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir bölümünü dava konusu yapmasıdır. Kısmi dava, talep edilen hukuki korumaya göre bir eda davasıdır ve bölünebilir talep konularında açılabilir.
Talep konusunun bölünebilirliği
Talep konusunun niteliği gereği parçalara ayrılabilmesidir. Para alacakları bu niteliği taşıdığından kısmi dava açılmasına uygundur; bölünmesi niteliği gereği mümkün olmayan edimlerde kısmi dava açılamaz.
Hukuki yarar
Kısmi dava açan davacının, alacağın tümü yerine bir bölümü için dava açmakta korunmaya değer bir menfaatinin bulunmasıdır. Yargılama giderinden kaçınma gibi salt ekonomik bir yarar bu ölçütü karşılamaz; hukuki yarar dava şartıdır (m.114/1-h).
Ek dava
Kısmi davada dava edilmeyen ve feragat edilmemiş kısım için, kısmi dava karara bağlanmadan önce ya da sonra açılan ayrı davadır. Ek dava, ilk davanın yerine geçmez; ayrı bir dava olarak görülür.
Fazlaya ilişkin hak saklı tutma
Davacının dava dilekçesinde talep etmediği kısım üzerindeki haklarını sakladığını bildiren bir beyandır; açık feragat niteliği taşımaz. Madde 109/3 uyarınca bu beyanın bulunmaması tek başına feragat sayılmaz; açık feragat ise ek davanın önünü kapatır.
İddianın genişletilmesi
Davada talep sonucunun dava dilekçesindeki miktarın üzerine çıkarılmasıdır. Madde 109/4 kapsamındaki artırım bu yasağın istisnasıdır: alacağın yalnızca bir kısmı dava edilmişse, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, tahkikat sona erene kadar talep artırılabilir.

Kısmi dava: hangi şartlar aranır?

  • Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olması gerekir; para alacağı bu niteliği taşır.
  • Davacının aynı hukuki ilişkiden doğan alacağının tümü yerine yalnızca bir bölümünü dava konusu yapması gerekir.
  • Davacının kısmi dava açmakta korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir; bu, dava şartı olarak mahkemece kendiliğinden denetlenir.
  • Kısmi dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmemiş olması gerekir; aksi halde feragat sonucu ek dava açılamaz.
  • Dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olmaması gerekir; alacağın keyfi biçimde küçük parçalara bölünerek her parça için ayrı dava açılması kabul edilmez.
  • Artırım yapılacaksa, alacağın yalnızca bir kısmının dava edilmiş olması ve artırımın aynı davada, bir defaya mahsus olarak, tahkikatın sona ermesine kadar yapılması gerekir.

Kısmi dava: hangi sonuçları doğurur?

  • Alacağın bölünebilir olması ve hukuki yarar bulunması hâlinde kısmi dava açılabilir ve yalnızca dava edilen kısım hakkında karar verilir.
  • Alacağın tümü için dava açmaya davacı zorlanamaz; ancak keyfi küçük parçalara bölme hâlinde kısmi dava dürüstlük kuralına aykırı olur ve hukuki yarar bulunmadığından reddedilir.
  • Dava dilekçesinde kalan kısımdan açıkça feragat edilmişse, o kısım için sonradan ek dava açılamaz.
  • Dava dilekçesinde açık feragat yoksa, kısmi davanın kesinleşmesinden önce ya da sonra kalan kısım için ek dava açılabilir.
  • Madde 109/4 kapsamında artırım yapılırsa artırılan kısım bakımından zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.
  • Artırım, aynı davada bir defaya mahsus yapılabilir ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi değildir; tahkikatın sona ermesinden sonra artırım yapılamaz.

Kısmi dava ile belirsiz alacak davası arasındaki fark nedir?

Kısmi davada alacağın miktarı belli olduğu hâlde yalnızca bir bölümü istenir; davacı hukuki ilişkiden doğan alacağının belirli bir kesimini talep eder.

Belirsiz alacak davasında (m.107) alacağın miktarı davanın açıldığı anda belirlenemez ve davacı bunu tahmini değerle belirtir.

Madde 107 uyarınca alacağın miktarı belli veya belirlenebilir ise belirsiz alacak davası açılamaz; kısmi dava açılabilir. Belirlenebilir alacaklar için ayrıca belirsiz alacak davası açılmasının mümkün olmadığı uygulamada kabul edilmektedir.

Açık feragat ile saklı tutma (ek dava açılabilirliği) arasındaki fark nedir?

Dava dilekçesinde talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmişse, o kısım için ayrı dava açılamaz.

Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hak saklı tutulmamışsa, bu sessizlik feragat sayılmaz ve ek dava açılabilir.

Ek dava açılabilmesi için dilekçede saklı tutma bulunması gerekmez; yalnızca açık feragat ek dava imkânını ortadan kaldırır.

Kısmi dava (artırım öncesi) ile artırım (m.109/4) arasındaki fark nedir?

Kısmi davada talep başlangıçta dava edilen bölümle sınırlıdır.

Artırım, alacağın yalnızca bir kısmının dava edildiği durumda, aynı davada tahkikat sona erene kadar talebin genişletilmesidir.

Artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır; artırım bir defaya mahsus yapılabilir ve iddianın genişletilmesi yasağının dışında tutulur.

Kısmi dava ile ek dava ile artırım yoluyla genişleme arasındaki fark nedir?

Ek dava, kalan kısım için ayrı bir davadır ve ilk davadan bağımsız görülür.

Artırım, aynı davanın içinde talebin genişletilmesidir.

Artırım yoluyla genişletilen kısım aynı dava içinde incelenir ve zamanaşımı dava tarihinden kesilmiş sayılır; ek davada ise yeni dava açılır ve zamanaşımı ayrıca değerlendirilir.

Kısmi dava: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Alacağın tartışmasız veya belirli olmasını kısmi dava açılmasına engel saymak; eski 109/2 fıkrası yürürlükten kaldırıldığından bu hâlde de kısmi dava açılabilir, ancak hukuki yarar aranır.
  • Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamasını zımni feragat saymak; m.109/3 buna açıkça karşıdır ve ek dava açılabilir.
  • Kısmi davanın her hâlde kabul edileceğini varsayıp hukuki yararı incelememek; hukuki yarar dava şartıdır ve yokluğunda dava usulden reddedilir.
  • Alacağı küçük parçalara bölerek her parça için ayrı dava açmayı serbest saymak; bu durum hakkın kötüye kullanılması olabilir ve reddi gerektirir.
  • Artırımı tahkikatın sona ermesinden sonra da yapılabilir saymak; artırım süresi tahkikatın sona ermesi ile sınırlıdır.
  • Artırılan kısım için zamanaşımını artırım tarihinden başlatmak; m.109/4 uyarınca zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kısmi dava açılabilmesi için hukuki yararın bulunması aranır; alacağın küçük parçalara bölünerek her parça için ayrı dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması olduğu ve bu hâlde kısmi davanın reddedilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/2111 E., 2025/1849 K., 23.10.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2021/1403 E., 2021/1312 K., 30.09.2021)
  • Alacağın tartışmasız veya açıkça belirli olması, eski 109/2 fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla kısmi dava açılmasına engel değildir; belirli alacaklarda da kısmi dava açılabileceği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/11 E., 2024/539 K., 06.11.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2019/680 E., 2024/105 K., 14.02.2024)
  • Yargıtay, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamasının zımni feragat sayılmayacağı yönünde kararlar vermektedir; bu nedenle saklı tutma olmadığı için talep reddedilmez ve ek dava açılabilir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2020/222 E., 2020/732 K., 02.07.2020)
  • Kısmi dava açılmasının hukuki yararını davacı ortaya koymalıdır; sadece yargılama giderinden kaçınma gibi ekonomik bir yarar yeterli görülmemektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2019/680 E., 2024/105 K., 14.02.2024)
  • Bölünebilir olmayan edimlerde, örneğin mülkiyet hakkının tescili gibi niteliği gereği bölünemeyen taleplerde kısmi dava açılamayacağı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2025/523 E., 2025/765 K., 15.05.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Kısmi dava açan davacı, alacağın bölünebilir olduğunu ve kendi açısından hukuki yararın bulunduğunu ileri sürer ve bunu ispatlamakla yükümlüdür; alacağın varlığı ve miktarı da genel ispat kurallarına göre kanıtlanır.
  • Davalı, kısmi davanın hukuki yarar yokluğu veya keyfi parçalama nedeniyle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerse, bu savunmayı ispat yükü kendisine düşer; dosyadaki belgeler ve alacağın bölünme biçimi bu bakımdan değerlendirilir.
  • Dava dilekçesinde açık feragat bulunduğunu ileri süren karşı taraf, bu beyanın açık olduğunu yazılı belge veya dilekçe içeriğiyle ispatlamalıdır; sessizlik açık feragat sayılmaz.
  • Artırım yapılmak istendiğinde, artırılan kısmın alacağın parçası olduğu ve tahkikatın sona ermediği belgelerle gösterilmelidir; artırılan kısım için zamanaşımının dava tarihinden kesildiği de bu çerçevede kabul edilir.
  • Hukuki yararın varlığı konusunda tanık beyanı yerine yazılı belge ve alacağın kaynağını gösteren sözleşme veya fatura gibi delillerin üstünlüğü pratikte kabul edilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 m.107: Belirsiz alacak davası düzenlenmiştir; kısmi dava ile belirsiz alacak davasının birlikte değerlendirilmesi ve belirlenebilir alacaklarda hangisinin açılabileceği bakımından bağlantılıdır.
  • 6100 m.114/1-h: Hukuki yarar dava şartı olarak düzenlenmiştir; kısmi davada korunmaya değer hukuki yararın bulunup bulunmadığı bu hükümle denetlenir.
  • 6100 m.24/2: Hiç kimsenin kendi lehine olan davayı açmaya zorlanamayacağını düzenler; kısmi davanın açılabilmesinin dayanaklarından biridir. Yargıtay kararlarında bu hükme atıf yapılmaktadır.
  • 6100 m.107 ve 109: Hukuk Genel Kurulu kararında iki madde birlikte anılmış; belirlenebilir alacaklarda belirsiz alacak davası açılamayacağı için kısmi dava imkânının bu iki madde arasındaki sınırı çizdiği kabul edilmiştir.

HMK m.110 — Davaların yığılması

Madde, davacının aynı davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürebilmesi olan davaların yığılmasının (objektif dava birleşmesinin) koşullarını düzenler. Taleplerin aynı yargı çeşidi içinde olması ve tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunmasını şart koşar. Kime uygulandığı bakımından, tek davalıya karşı birden fazla talep ileri süren davacı ile bu talepleri birlikte görecek mahkeme esas alınır. Maddenin düzenlemediği konular: talepler arasında aslilik-ferilik ilişkisi bulunmasına dayanan dava türü olan terditli dava (m.111); birden fazla davacı ya da davalının yer aldığı dava arkadaşlığı (m.59 vd.); bağlantılı davaların birleştirilmesi (m.166); ve davaların yığılmasında her talep için ayrı ayrı görev ve yetki kurallarının uygulanması (m.1 ve m.6 vd. ile görev-yetki düzenlemeleri) hususları bu maddede yer almaz.

Davaların yığılması: hangi kavramlar bilinmeli?

Davaların yığılması (objektif dava birleşmesi)
Davacının aynı davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürmesidir. Talepler arasında aslilik-ferilik ilişkisi bulunmaz; her talep eşdeğerdir.
Asli talep
Diğer bir talebe bağlı olmayan, kendi başına dava konusu olabilecek talep. Bir talebin kabulü diğerinin sonucuna bağlı değildir.
Aslilik-ferilik ilişkisi
Bir talebin sonucunun diğer talebe bağlandığı ilişki. Bu ilişki varsa davaların yığılması değil, terditli dava söz konusudur.
Aynı yargı çeşidi
Birlikte ileri sürülen tüm taleplerin aynı yargı alanında, örneğin hukuk yargısında ya da idari yargıda yer alması.
Ortak yetkili mahkeme
Taleplerin tümü bakımından yetkili olan mahkemedir. Taleplerden biri bakımından yetkisi bulunmayan mahkeme, ortak yetkili sayılmaz.

Davaların yığılması: hangi şartlar aranır?

  • Davacının aynı davalıya karşı birden fazla talebi bulunmalıdır.
  • Talepler birbirinden bağımsız olmalı, aralarında aslilik-ferilik ilişkisi kurulmamalıdır.
  • Birlikte ileri sürülen taleplerin tümü aynı yargı çeşidi içinde yer almalıdır.
  • Taleplerin tümü bakımından geçerli bir ortak yetkili mahkeme bulunmalıdır.
  • Talepler arasında hukuki ya da ekonomik bir bağlantı aranmaz; bu koşul yoktur. Bağlantı yalnızca birleştirme ve bekletici mesele bakımından önem taşır.

Davaların yığılması: hangi sonuçları doğurur?

  • Koşullar gerçekleşirse davacı birden fazla talebini tek dava dilekçesinde ileri sürebilir.
  • Davacı talepleri ayrı ayrı davalar hâlinde de açabilir; yığılma yapmaya zorlanamaz.
  • Görünüşte tek dava vardır, ancak talep sayısınca dava bulunur; dava şartları her talep bakımından ayrı ayrı belirlenir.
  • Her bir talep için ayrı karar verilmesi ve bu kararların hüküm kısmında ayrıca belirtilmesi gerekir.
  • Mahkeme taleplerden birini kabul, diğerini reddedebilir; tümü hakkında tek ve aynı şekilde karar verme zorunluluğu yoktur.
  • Koşullardan biri bulunmazsa, örneğin ortak yetkili mahkeme yoksa, davaların ayrılması gerekir.
  • Talepler arasında bağlantı varsa ve ayrı açılmışlarsa birleştirme veya bekletici mesele kararı gündeme gelir.

Davaların yığılması ile terditli dava arasındaki fark nedir?

Davaların yığılmasında talepler birbirinden bağımsız ve eşdeğerdir; her talep ayrı ayrı karara bağlanır.

Terditli dava (m.111) talepler arasında aslilik-ferilik ilişkisi kurar; asli talep kabul edilirse ikinci talep incelenmez.

Birinde talep sayısınca hüküm verilir, diğerinde talepler sırayla değerlendirilir. Madde 110 terditli davayı kapsamaz.

Davaların yığılması ile dava arkadaşlığı arasındaki fark nedir?

Davaların yığılmasında tek davacı ile tek davalı arasında birden fazla talep vardır.

Dava arkadaşlığında birden fazla davacı veya davalı taraf olarak yer alır.

Dava arkadaşlığı kişi sayısına, yığılma talep sayısına bağlıdır; her ikisi birlikte de bulunabilir.

Yığılma yapılabilen hal ile yığılma yapılamayan hal arasındaki fark nedir?

Taleplerin tümü aynı yargı çeşidinde ve ortak yetkili mahkemenin önündedir.

Taleplerden biri başka yargı çeşidinde ya da ortak yetkili mahkeme yoksa yığılma kurulamaz.

Koşullar oluşmazsa davacı talepleri ayrı davalar hâlinde açmalıdır.

Yığılma ile bağlantılı davalar arasındaki fark nedir?

Yığılmada bağlantı aranmaz; talepler aynı dilekçede birlikte ileri sürülür.

Ayrı açılmış bağlantılı davalarda birleştirme (m.166) veya bekletici mesele söz konusu olur.

Ayrı açılmış bağlantılı davalar birleştirilebilir; yığılma hâlinde ise birleştirme gerekmez.

Davaların yığılması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Yığılmayı terditli dava ile karıştırmak; aslilik-ferilik ilişkisi bulunmadığı hâlde talepleri sıralı biçimde değerlendirmek.
  • Talepler arasında bağlantı aranacağını sanmak; bağlantı yığılmanın kurulması için gerekli değildir.
  • Taleplerden birinin dava şartı eksikliğini tüm talepleri etkiliyormuş gibi değerlendirmek; dava şartı her talep bakımından ayrı belirlenir.
  • Mahkemenin tüm talepler hakkında tek ve aynı şekilde karar vermek zorunda olduğunu düşünmek; her talep için ayrı hüküm kurulmalıdır.
  • Ortak yetkili mahkeme aranmadan talepleri aynı dilekçede kabul etmek; ortak yetki yoksa yığılma kurulamaz ve davaların ayrılması gerekir.
  • Görev yönünden tüm taleplerin aynı mahkemenin görevine girmesi gerektiğini gözden kaçırmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Davaların yığılması hâlinde talep sayısınca dava bulunduğu ve her talebin ayrı ayrı incelenip hüküm verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/2043 E., 2019/1303 K., 05.12.2019; Hukuk Genel Kurulu, 2015/3238 E., 2019/29 K., 29.01.2019)
  • Davaların yığılmasında taleplerden biri dava şartı arabuluculuğa tabi değilse, bu talep ile birlikte ileri sürülen diğer talepler de arabuluculuğa tabi olmayabileceği kabul edilmektedir; her talep bakımından dava şartı ayrı değerlendirilir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2025/1182 E., 2025/1355 K., 27.06.2025)
  • Yığılmada her talep için ayrı dava şartı değerlendirmesi yapılır; bir talebin usulden reddi diğerlerini kendiliğinden etkilemez. (Hukuk Genel Kurulu, 2025/40 E., 2025/689 K., 05.11.2025)
  • Davaların yığılmasında talepler arasında bağlantı aranmadığı, bağlantı varsa ayrı davalarda birleştirme ya da bekletici mesele gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/265 E., 2024/493 K., 02.10.2024)
  • Yığılma koşullarından biri eksikse mahkemenin talepleri ayırması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2025/225 E., 2026/196 K., 01.04.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Davaların yığılması iddiasını ileri süren davacı, birden fazla asli talebin varlığını ve bunların aynı davalıya karşı olduğunu dava dilekçesiyle ispatlar.
  • Taleplerin aynı yargı çeşidinde olduğu ve ortak yetkili mahkemenin bulunduğu koşulları davacı ileri sürer; bunların varlığı dava dosyasındaki belgelerle ispat edilir.
  • Talepler arasında aslilik-ferilik ilişkisi bulunduğunu ileri süren davalı, bu ilişkiyi dayandığı sözleşme veya hukuki durum ile ispatlar; bu hâlde yığılma değil terditli dava söz konusu olur.
  • Her talebin dava şartlarının ayrı ayrı gerçekleştiğini davacı, talebin dayanağı olan belgelerle ispat eder.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.111: Aslilik-ferilik ilişkisi kuran terditli davayı düzenler. Madde 110 bu tür talepleri kapsamaz; iki kurum birbirinden ayrılır.
  • 6100 sayılı Kanun m.166: Bağlantılı davaların birleştirilmesini düzenler. Yığılmada ayrı açılmış bağlantılı davalar için tamamlayıcı işlev görür.
  • 6100 sayılı Kanun m.59: Dava arkadaşlığı için genel çerçeveyi çizer; birden fazla davacı ya da davalıyla ilgilidir, yığılmadan ayrıdır.

HMK m.111 — Terditli dava

6100 sayılı Kanun'un 111. maddesi, aynı davalıya karşı birden fazla talebin aralarında asli-ferii ilişki kurularak aynı dava dilekçesinde ileri sürülmesi halinde (terditli dava) talepler arasındaki bağlantı şartını ve mahkemenin bu talepleri inceleme sırasını düzenler. Madde, davacı yönünden terditli dava açma yetkisini ve mahkemenin asli talep hakkında esastan ret kararı vermeden fer'i talebi inceleyemeyeceği kuralını kapsar. Kural, aynı davalıya karşı açılan davalar bakımından uygulanır. Maddenin düzenlemediği konular: şarta bağlı dava açılması ve dava şartı niteliğindeki hususlar, ayrı davaların birleştirilmesi (m.166), dava dilekçesinin içeriği (m.119), birden fazla davacı veya davalının bulunduğu hâller ile ıslah (m.176) ayrı hükümlere bağlıdır. Zamanaşımının kesilmesi ise Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerinde yer alır ve bu madde kapsamında değildir.

Terditli dava: hangi şartlar aranır?

  • Davanın aynı davalıya karşı açılmış olması gerekir.
  • Dava dilekçesinde birden fazla talebin bulunması ve bu talepler arasında aslilik-ferilik ilişkisinin kurulmuş olması gerekir.
  • Talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması gerekir; bağlantı yoksa terditli dava kurulamaz.
  • Mahkeme, fer'i talebi incelemeden önce asli talep hakkında karar vermelidir.
  • Fer'i talebin incelenip hükme bağlanabilmesi için asli talebin esastan reddedilmiş olması gerekir; asli talep kabul edilirse fer'i talep hakkında karar verilmez.

Terditli dava: hangi sonuçları doğurur?

  • Mahkeme asli talebi kabul ederse fer'i talep hakkında karar vermez.
  • Mahkeme asli talebi esastan reddederse fer'i talebi inceleyip hükme bağlayabilir.
  • Mahkeme asli talep hakkında karar vermeden fer'i talebi inceleyip hükme bağlarsa kararın hukuka aykırılığı nedeniyle bozma sebebi doğar.
  • Mahkeme, terditli davada birden fazla kademeli hüküm veremez; tek bir hüküm kurar.
  • Talepler arasında bağlantı yoksa mahkeme davaların ayrılmasına karar verebilir.

Terditli dava ile şarta bağlı dava arasındaki fark nedir?

Terditli davada talepler sıraya konur ve mahkeme önce asli talebi inceler; her iki talep de dava konusudur.

Şarta bağlı dava, bir talebin başka bir olgunun gerçekleşmesine bağlandığı dava türüdür.

Terditli dava şarta bağlı dava anlamına gelmez; şarta bağlı olarak hüküm verilemez.

Terditli hüküm ile terditli dava sonucunda verilen hüküm arasındaki fark nedir?

Terditli hüküm, mahkemenin kademeli biçimde birden fazla hüküm kurmasıdır.

Terditli dava sonucunda verilen hüküm ise tek bir hükümdür; asli talep kabul edilirse fer'i talep hakkında karar verilmez, reddedilirse yalnızca fer'i talep hakkında karar verilir.

Mahkeme terditli davada kademeli bir hüküm veremez, tek hüküm verir.

Asli talebin kabulü ile asli talebin reddi arasındaki fark nedir?

Asli talep kabul edilirse mahkeme fer'i talebi incelemez ve hakkında karar vermez.

Asli talep esastan reddedilirse mahkeme fer'i talebi inceleyip hükme bağlayabilir.

Asli talebin kabulü halinde yardımcı talebe özgü yargılama giderleri kural olarak davalıya yüklenemez, çünkü davalı o talep bakımından davayı kaybetmemiştir.

Terditli dava ile ıslah arasındaki fark nedir?

Terditli davada davacı, talepler arasından birinden vazgeçip tek talebe indirmek istediğinde ıslaha gitmesi gerekmez.

Genel olarak dava dilekçesinde değişiklik yapılması ıslah yoluyla gerçekleştirilir.

Terditli dava çerçevesindeki talep daraltımı için ıslah yoluna başvurulmasına gerek yoktur.

Terditli davadaki bağlantı ile bağlantısız talepler arasındaki fark nedir?

Talepler hukuki veya ekonomik bağlantı taşıdığında terditli olarak birlikte ileri sürülebilir.

Bağlantı bulunmayan talepler terditli dava olarak açılmış olsa dahi bağlantı yokluğu terditli davanın koşulunu oluşturmaz.

Hâkim, bağlantı bulunmayan davaların ayrılmasına her zaman karar verebilir.

Terditli dava: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Terditli davayı şarta bağlı dava olarak yorumlamak; talepler bir koşula bağlanmaz, yalnızca sıraya konur.
  • Asli talep hakkında karar vermeden fer'i talebi incelemek ve hükme bağlamak.
  • Asli talep kabul edildiği hâlde fer'i talep hakkında da hüküm kurmak.
  • Asli talep kabul edilmişken fer'i talebe özgü yargılama giderini davalıya yüklemek.
  • Talepler arasında bağlantı bulunmadığı hâlde terditli dava kabul edip ayrılmaya karar vermemek.
  • Talepten vazgeçmek için ıslah yoluna gitmeyi zorunlu saymak.
  • Terditli davada kademeli hüküm verilebileceğini düşünmek; mahkeme tek hüküm verir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Terditli davada mahkeme önce asli talebi inceler; asli talep hakkında esastan ret kararı verilmeden fer'i talebi incelemesi ve bu talebi hükme bağlaması bozma sebebi sayılmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2026/518 E., 2026/627 K., 02.04.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1632 E., 2025/1759 K., 25.12.2025)
  • Mahkeme asli talep hakkında kanaatini ara kararıyla açıklamak zorunda değildir; ancak kanaat oluşum sürecini nihai kararın gerekçesinde açıkça belirtmelidir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/1882 E., 2025/2218 K., 25.12.2025)
  • Asli talep ile fer'i talep birlikte kabul edilip her iki talep hakkında hüküm kurulması, madde hükmüne aykırı bulunarak bozulmaktadır. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/21 E., 2024/320 K., 05.03.2024)
  • Terditli dava açan davacının talepleri birbirine bağlandığında, talepler arasında bağlantının bulunup bulunmadığı ve dayanılan vakıaların farklılığı dikkate alınır. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/2142 E., 2025/576 K., 27.03.2025; Danıştay 3. Daire Başkanlığı, 2016/10941 E., 2017/179 K., 19.01.2017)

Nasıl ispat edilir?

  • Terditli davayı açan davacı, aslilik-ferilik ilişkisinin ve talepler arasındaki hukuki veya ekonomik bağlantının varlığını dava dilekçesinde ortaya koymakla yükümlüdür.
  • Bağlantı, dava dilekçesindeki vakıalar ve talep sebepleri üzerinden değerlendirilir; dayanılan vakıaların farklılığı bağlantıyı zayıflatabilir.
  • Asli talebin esastan reddedildiği, mahkemenin gerekçeli kararında kanaat oluşum sürecinin açıkça belirtilmesi ile ortaya konur.
  • Davalı, asli talebin reddedilmesine ilişkin savunmalarını ve delillerini sunmakla birlikte, fer'i talep bakımından yargılama giderinin kendisine yüklenmesine karşı, o talep bakımından davayı kaybetmediğini ileri sürebilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.166: Bağlantı bulunmayan veya ayrı davalar hâlinde davaların birleştirilmesi ve ayrılması bakımından ilgilidir.
  • 6100 sayılı Kanun m.176: Talep değişikliği ve ıslah bakımından ilgilidir; terditli davada talepten vazgeçme ıslah gerektirmez.

HMK m.112 — Seçimlik dava

Madde, seçimlik borçlarda seçim hakkı borçluda ya da üçüncü kişide bulunduğu hâlde bu hakkın kullanılmaması üzerine alacaklının açabileceği seçimlik davayı, bu davada verilecek seçimlik mahkûmiyet hükmünü ve bu hükmün cebri icraya konulmasında alacaklının takibi bir edime hasretme zorunluluğunu ve borçlunun diğer edimi ifa ederek borcundan kurtulma hakkını düzenler. Kurala, seçim hakkı borçlu ya da üçüncü kişide olan seçimlik borçlar bakımından uygulanır. Seçim hakkının alacaklıda bulunduğu hâlde seçimlik dava açılamayacağı, alacaklının önce seçimini yapıp eda davası açacağı hükmü maddede yer almaz. Seçimlik borcun kuruluşu ve seçim hakkının kime ait olacağı Borçlar Kanunu'ndaki seçimlik borç hükümlerine (BK m.87) bırakılmıştır. Dava şartları, görev ve yargılama usulü ile terditli dava ve ıslah gibi komşu kurumlar bu maddenin kapsamı dışındadır; görev bakımından asliye hukuk mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmiştir (m.1 ve dava çeşitlerine ilişkin genel düzen bakımından 105-113 arası hükümler). Terditli dava ve ıslah bakımından ayrı yargı kararları bu maddede değil, usul hükümlerinde ele alınır.

Seçimlik dava: hangi kavramlar bilinmeli?

Seçimlik borç
Borcun konusunun birden fazla şey olduğu ve bunlardan birinin ifasıyla borcun sona erdiği borç türüdür. Seçim hakkının kime ait olduğu bu kavramın ayrı bir unsurudur ve seçimlik borç olmakla seçimlik dava açılabilir olmak aynı şey değildir.
Seçimlik dava
Seçim hakkı borçlu ya da üçüncü kişide bulunan ve bu kişi seçim hakkını kullanmaktan kaçınan hâlde alacaklının bütün seçimlik taleplerini aynı davada ileri sürdüğü dava türüdür. Seçim hakkı alacaklıda ise bu dava açılamaz.
Seçimlik mahkûmiyet hükmü
Talebin hukuka uygun bulunması hâlinde mahkemenin, borçluyu edimlerden birine mahkûm eden ve hangisinin seçileceğini belirlemeden verdiği hükümdür. Mahkeme davalı adına seçim yapmaz.
Edimin hasredilmesi
Seçimlik mahkûmiyet hükmünü cebri icraya koyan alacaklının takibin konusunu hükümdeki edimlerden birine indirmesidir. Bu belirleme takibin konusunun belirli olması ilkesinden doğar.
Seçim hakkı
Seçimlik borçta hangi edimin ifa edileceğini belirleyen hakkın, borç ilişkisinin tarafı olan borçlu, alacaklı ya da üçüncü kişiden hangisinde bulunduğudur. Bu maddede yalnızca borçlu ya da üçüncü kişideki seçim hakkı düzenlenmiştir.

Seçimlik dava: hangi şartlar aranır?

  • Seçimlik bir borcun bulunması gerekir; borcun konusu birden fazla şeyden oluşmalı ve bunlardan birinin ifasıyla borç sona ermelidir.
  • Seçim hakkı borçlu veya üçüncü kişiye ait olmalıdır; seçim hakkı alacaklıda ise bu madde temelinde seçimlik dava açılamaz.
  • Seçim hakkı sahibi bu hakkını kullanmaktan kaçınmış olmalıdır; kullanılmış bir seçim varsa seçimlik dava değil normal eda davası söz konusu olur.
  • Alacaklı bütün seçimlik taleplerini aynı davada ileri sürmelidir; yalnızca seçilen edim için dava açılamaz.
  • Mahkeme talebin hukuka uygun olduğu sonucuna varmalıdır; bu hâlde seçimlik mahkûmiyet hükmü verilir ve mahkeme davalı adına seçim yapamaz.
  • Cebri icraya konulmak isteniyorsa alacaklı takibin konusunu hükümdeki edimlerden birine hasretmelidir.
  • Borçlunun diğer edimi ifa ederek borcundan kurtulma hakkı, hasredilmiş bir takip bulunsa da ortadan kalkmaz.

Seçimlik dava: hangi sonuçları doğurur?

  • Seçim hakkı borçlu veya üçüncü kişide olup kullanılmazsa alacaklı seçimlik dava açabilir.
  • Talep hukuka uygunsa mahkeme seçimlik mahkûmiyet hükmü verir ve hükümde hangi edimin ifa edileceğini belirlemez.
  • Mahkeme, davalının seçim hakkını onun yerine kullanamaz ve seçimlik talepler arasında davacı için en uygun olanı seçemez.
  • Cebri icraya konulan seçimlik mahkûmiyet hükmünde alacaklı takibini hükümdeki edimlerden birine hasretmek zorundadır.
  • Alacaklı hasredilmiş edime göre icra yoluna gitse de borçlu diğer edimi ifa ederek borcundan kurtulabilir.
  • Seçim hakkı alacaklıda ise seçimlik dava açılamaz; alacaklı seçimini yapıp eda davası açar.
  • Talep hukuka uygun bulunmazsa mahkeme davayı reddeder.

Seçim hakkı borçlu veya üçüncü kişide ile seçim hakkı alacaklıda arasındaki fark nedir?

Seçim hakkı borçlu ya da üçüncü kişidedir. Bu hâlde seçimlik borç için seçimlik dava açılabilir.

Seçim hakkı alacaklıdadır. Alacaklı önce seçimini yapar, sonra seçtiği edime ilişkin olarak eda davası açar.

Seçimlik dava yalnızca birinci hâlde mümkündür. İkinci hâlde seçimlik dava açılması kanunun amacına aykırıdır.

Seçimlik borç ile seçimlik dava arasındaki fark nedir?

Seçimlik borç, borcun konusunun birden fazla şeyden oluşmasıdır ve seçim hakkının kime ait olduğundan bağımsız olarak vardır.

Seçimlik dava, seçim hakkı borçlu ya da üçüncü kişide olup bu kişi hakkını kullanmazsa açılan dava türüdür.

Her seçimlik borç için seçimlik dava açılamaz; dava açılabilmesi için seçim hakkının belirli bir kişide olması ve kullanılmaması gerekir.

Seçimlik mahkûmiyet hükmü ile cebri icraya konulan takip arasındaki fark nedir?

Mahkeme hükümde borçluyu edimlerden birine mahkûm eder ama hangisinin ifa edileceğini belirlemez.

Cebri icrada alacaklı takibin konusunu hükümdeki edimlerden birine hasreder ve icra emri bu edime göre çıkar.

Hüküm seçimlik kalır, icra takibi ise belirli bir edime bağlanır. Borçlu ayrıca diğer edimi ifa ederek takibi sonlandırabilir.

Seçimlik dava: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Her seçimlik borç için seçimlik dava açılabileceğini sanmak; oysa dava yalnızca seçim hakkı borçlu ya da üçüncü kişide olup kullanılmadığında açılır.
  • Seçim hakkı alacaklıda olduğu hâlde seçimlik dava açmak; bu durumda alacaklı önce seçim yapıp eda davası açmalıdır.
  • Mahkemenin seçimlik hükümde davalı adına seçim yapabileceğini ya da en uygun edimi seçebileceğini düşünmek.
  • Cebri icrada takibi hasretmeden seçimlik hükme dayanarak icra emri düzenlemek; takibin konusu belirli olmalıdır.
  • Borçlunun, hasredilmiş edim için takip başladıktan sonra diğer edimi ifa ederek borcundan kurtulma hakkının kalmadığını sanmak.
  • Terditli istemlerden birinin sonradan istenmesini ıslah saymak; bu madde terditli dava ile ıslahı düzenlemez.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Seçimlik dava ancak seçim hakkının borçlu ya da üçüncü kişide olduğu hâllerde açılabilir ve yalnızca seçim hakkı kullanılmaktan kaçınıldığında söz konusu olur. Seçim hakkı alacaklıya aitse alacaklının seçimlik dava açması kabul edilmemektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/1079 E., 2024/528 K., 23.10.2024)
  • Seçimlik davada mahkeme, seçimlik borçlardan davacı için en uygun olanı seçemez ve seçimi davalı adına yapamaz; hüküm seçimlik olarak kurulur. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/1079 E., 2024/528 K., 23.10.2024)
  • Seçimlik mahkûmiyet hükmünün cebri icraya konulması aşamasında alacaklının takibi bir edime hasretmesi ve borçlunun diğer edimi ifa ederek takibi sonlandırabilmesi uygulamada kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/3238 E., 2019/29 K., 29.01.2019)
  • Seçimlik dava ile terditli dava ve ıslah ayrı kurumlardır; terditli istemlerden birinin sonradan istenmesi ıslah sayılmamaktadır. (11. Hukuk Dairesi, 2022/5819 E., 2023/5730 K., 10.10.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Seçimlik davayı açan alacaklı, seçim hakkının borçlu ya da üçüncü kişide bulunduğunu ve bu kişinin seçim hakkını kullanmaktan kaçındığını ispatlamakla yükümlüdür.
  • Seçimlik borcun varlığı, borç ilişkisini ve borcun konusunun birden fazla edimden oluştuğunu gösteren sözleşme veya diğer belgelerle ispatlanır.
  • Seçim hakkının kime ait olduğu, sözleşme hükmü veya BK m.87 uyarınca yapılan yorumla belirlenir ve bu hususta ispat yükü seçim hakkının kendisine ait olduğunu ileri süren tarafa aittir.
  • Borçlu, seçim hakkını kullandığını ya da diğer edimi ifa ettiğini iddia ederse bu savunmayı ödeme veya ifa belgesiyle ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 4721 sayılı Kanun m.87: Seçimlik borçların kuruluşu ve seçim hakkının kime ait olacağını düzenler. Madde 112 bu borçların yargı yoluyla ifasını sağlar.
  • 6100 sayılı Kanun m.105: Dava çeşitlerinin genel düzenine ilişkin hükümlerden biri olarak seçimlik davanın dava türleri arasındaki yerini belirler.

HMK m.113 — Topluluk davası

Madde, dernek ve diğer tüzel kişilerin topluluk davası açabilmesinin genel koşullarını düzenler: davanın hangi tüzel kişiler tarafından, hangi menfaatleri korumak için ve hangi talep türleriyle (tespit, hukuka aykırılığın giderilmesi, gelecekteki hakların ihlalinin önlenmesi) açılabileceğini belirler. Hüküm, tüzel kişinin kendi adına, statüsü çerçevesinde ve üyelerinin, mensuplarının ya da temsil ettiği kesimin menfaatleri bakımından dava açtığı tüm hallerde uygulanır. Madde, para ödenmesini isteyen tazminat davalarını düzenlemez; bu tür taleplerin topluluk davasında ileri sürülemeyeceği uygulamada kabul edilmektedir. Maddede yer almayan konular: tüketici alanına özgü topluluk davası hükümleri (6502 sayılı Kanun m.73 ve m.74), dava açma ehliyeti ve yetkisine ilişkin genel dava şartları (6100 sayılı Kanun m.114), tespit davasının genel koşulları (6100 sayılı Kanun m.106) ve geçici hukuki koruma (6100 sayılı Kanun m.389 ve devamı).

Topluluk davası: hangi kavramlar bilinmeli?

Topluluk davası
Tüzel kişinin, kendi adına ve bir topluluğun menfaatini korumak amacıyla açtığı dava türüdür. Davanın sonucu, davacı tüzel kişi dışındaki ilgililerin bireysel haklarını doğrudan bağlamaz; hükmün etkisi taraflar bakımından geçerlidir.
Statü çerçevesinde
Tüzel kişinin tüzük ya da kuruluş belgesinde yer alan amaç ve görevlerle bağlı olduğu ölçüttür. Davanın konusunun, tüzel kişinin kuruluş amacıyla ilgili olması gerekir; statüde açıkça dava açma yetkisinin yazılması şart değildir.
Kesimin menfaati
Tüzel kişinin üye veya mensubu olmayan ancak temsil ettiği bir kesimde yer alan kişilerin ortak menfaatidir. Örneğin tüketici örgütünün tüketiciler kesimi ya da bir meslek odasının meslek mensupları kesimi bu kapsamdadır.
Tespit talebi
Bir hakkın ya da hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece belirlenmesi istemidir. Topluluk davasında bu talep, ilgililerin haklarının tespiti biçiminde ileri sürülür ve HMK m.106'daki genel tespit davasının özel bir şekli olarak kabul edilir.
Hukuka aykırı durumun giderilmesi
Ortak menfaati zedeleyen bir fiilin, işlemin ya da uygulamanın sona erdirilmesini ya da ortadan kaldırılmasını isteyen talep türüdür.
Gelecekteki hakların ihlalinin önlenmesi
Henüz gerçekleşmemiş ancak yakın tehlike oluşturan bir ihlalin engellenmesini isteyen talep türüdür. Talebin tehlikeye dayanması gerekir.

Topluluk davası: hangi şartlar aranır?

  • Davacının dernek veya diğer bir tüzel kişi olması gerekir; gerçek kişiler bu maddeye dayanarak topluluk davası açamaz.
  • Davacı tüzel kişinin dava konusu menfaatin korunması, statüsünün amacı çerçevesinde bulunmalıdır.
  • Dava, tüzel kişinin üyelerinin, mensuplarının ya da temsil ettiği kesimin menfaatlerini korumak için açılmalıdır; davacının kendi doğrudan hukuki yararı aranmaz.
  • Talep, ilgililerin haklarının tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi ya da ilgililerin gelecekteki haklarının ihlalinin önlenmesi sonuçlarından birine yönelmelidir.
  • Davacı tüzel kişi kendi adına dava açmalıdır; ilgililerin adına vekâleten dava açılamaz.
  • Talep bir paranın ödenmesine yönelmemelidir; tazminat talebi bu maddenin kapsamı dışındadır.
  • Davada güncel ve hukuken korunmaya değer bir yarar bulunmalıdır.

Topluluk davası: hangi sonuçları doğurur?

  • Koşullar gerçekleştiğinde tüzel kişi, üyelerinin veya temsil ettiği kesimin menfaatleri için dava açabilir ve dava, dava takip yetkisi nedeniyle reddedilmez.
  • Tüzel kişinin dava konusu menfaatin korunması statüsünün dışında kalıyorsa, dava dava takip yetkisi yokluğu nedeniyle usulden reddedilir.
  • Dava tazminat talep ederse, bu talep topluluk davası kapsamında kabul edilmediğinden reddedilir.
  • Topluluk davasında verilen hüküm, davanın tarafları hakkında etki doğurur; Amerikan class action'dan farklı olarak dava açmayan ilgililer bakımından bağlayıcı değildir.
  • Ayrı ayrı ilgililer tarafından açılmış ya da açılacak kişisel davalar, topluluk davasının açılmasına engel olmaz ve mahkeme ilgililerden birinin açtığı dava ile bağlı değildir.
  • Davada geçici hukuki koruma da talep edilebilir.
  • Özel kanunda topluluk davası hükmü bulunsa bile m.113 genel hükmü ortadan kalkmaz.

Topluluk davası ile bireysel dava arasındaki fark nedir?

Topluluk davasında dava, tüzel kişinin kendi adına ve kolektif menfaat için açılır; davacı üyelerinin hak sahibi olduğu bir konuda hareket eder.

Bireysel davada dava, hakkı doğrudan ihlal edilen kişi tarafından kendi hukuki yararı için açılır.

Topluluk davasında hükmün etkisi taraflarla sınırlıdır ve dava açan ilgilinin kişisel davası bu davadan bağımsız sürer. Ayrı ayrı açılan davalar da topluluk davasının açılmasına engel değildir.

Dernek ile vakıf (davacı tüzel kişi olarak) arasındaki fark nedir?

Dernekler üyelerinin menfaatini korumak amacıyla dava açabilir ve üyelik bu bağın temelidir.

Vakıfların üyesi bulunmaz; temsil ettikleri kesimin menfaatini korumak için dava açabilirler.

Vakıf için dava takip yetkisi temsil edilen kesim üzerinden kurulur; üyelik aranmaz.

Kanunda özel düzenleme bulunan hal ile genel hüküm olarak m.113 arasındaki fark nedir?

Tüketici, sendika, rekabet gibi alanlarda özel kanunda topluluk davası hükümleri bulunur (örneğin TKHK m.73/6, m.74/1; SenK m.32).

Özel düzenleme bulunmayan alanlarda m.113 genel hükmü uygulanır.

Özel kanunda sayılan davacılar sınırlı kabul edilmez; m.113 genel hüküm olarak yanında uygulanır ve dar yorumdan kaçınılır.

Tespit ile tazminat talebi arasındaki fark nedir?

Tespit talebi, bir hakkın ya da hukuki ilişkinin varlığının belirlenmesine yönelir ve topluluk davasında ileri sürülebilir.

Tazminat talebi, bir paranın ödenmesini ister ve topluluk davası kapsamında kabul edilmez.

Para ödenmesi istenen talepler topluluk davası olarak açılamaz; ancak tespit ve giderim talepleri açılabilir.

Topluluk davası: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Topluluk davasını gerçek kişi üyelerin adına açılmış sayarak davayı kabul etmek; m.113 yalnız tüzel kişilere dava açma imkânı verir ve dava tüzel kişi adına açılmalıdır.
  • Derneğin statüsünde dava açma yetkisi açıkça yazılmadığı için davayı usulden reddetmek; statü amacıyla dava konusu arasındaki ilişkiye bakılmalıdır.
  • Vakıfların üyesi bulunmadığı için topluluk davası açamayacağını varsaymak; vakıflar temsil ettikleri kesimin menfaati için dava açabilir.
  • Tüketici kanunundaki sayılı davacıların dışında kalan tüzel kişileri m.113 kapsamından çıkarmak; bu sayılar sınırlı kabul edilmez ve hak arama hürriyeti lehine genel hüküm uygulanır.
  • Topluluk davasında tazminat talebini kabul etmek; para ödenmesi isteyen talepler bu maddeye göre açılamaz.
  • Topluluk davası açıldığında ilgililerden birinin açtığı kişisel davayı bekletici mesele yapmak veya ilgilinin açtığı davayı topluluk davasını engelleyen bir durum saymak; iki dava birbirinden bağımsızdır.
  • Topluluk davasında verilen hükmün bütün topluluk üyeleri hakkında bağlayıcı olduğunu varsaymak; hüküm yalnızca davanın tarafları hakkında etki doğurur.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Sendikaların üyeleri adına, ayrımcılık içeren bir uygulamanın tespiti, hukuka aykırılığın giderilmesi ve gelecekteki hak ihlalinin önlenmesi talepleriyle topluluk davası açabildiği kabul edilmektedir. (9. Hukuk Dairesi, 2023/17621 E., 2024/3296 K., 22.02.2024; 9. Hukuk Dairesi, 2025/6389 E., 2025/8095 K., 20.10.2025)
  • Bir baronun, avukatların sağlığını etkilediği iddia edilen baz istasyonunun kaldırılması için açtığı davada, dava konusunun avukatların kolektif menfaatini ilgilendirdiği gerekçesiyle dava takip yetkisinin bulunduğu kabul edilmiştir. (9. Hukuk Dairesi, 2024/9025 E., 2024/16318 K., 19.12.2024)
  • Yargıtay uygulamasında, dava konusu işlemin meslek mensuplarının kolektif menfaatini ilgilendirmediği ve tüzel kişinin amacının dışında kaldığı hallerde, topluluk davasının dava takip yetkisi yokluğundan reddedilebildiği kabul edilmektedir. (9. Hukuk Dairesi, 2024/13428 E., 2024/16115 K., 12.12.2024)
  • Topluluk davasında tüzel kişinin statüsünde doğrudan dava açma yetkisinin yazılı olması şart görülmemekte; önemli olan statünün davaya konu menfaati koruma amacını içermesi kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2018/678 E., 2021/1110 K., 28.09.2021)
  • Yargıtay bazı kararlarında, derneğin statüsünün dava açma yetkisi tanımadığı gerekçesiyle topluluk davasını reddetmiştir; bu yaklaşım statü amacı ile dava yetkisinin ayrı değerlendirilmesi gerektiği yönünde eleştirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2015/3238 E., 2019/29 K., 29.01.2019)
  • Topluluk davası ile ilgililerin açtığı kişisel davalar birbirinden bağımsız kabul edilmekte; ilgililerden birinin dava açmış olması topluluk davasına engel görülmemektedir. (9. Hukuk Dairesi, 2025/6389 E., 2025/8095 K., 20.10.2025)
  • Hukuk Genel Kurulu kararlarında, tüketici alanındaki özel düzenlemelerde sayılan davacıların sınırlı olmadığı ve m.113'ün genel kural olarak uygulanabildiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2018/678 E., 2021/1110 K., 28.09.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Topluluk davasını açan tüzel kişi, davanın kendi statüsü çerçevesinde ve ilgililerin ortak menfaatini koruma amacıyla açıldığını ispat yükü altındadır; tüzük, kuruluş belgesi ve statü kayıtları bu amaçla sunulur.
  • Davacı tüzel kişi, dava konusu menfaatin kolektif nitelikte olduğunu ve ilgililerin ortak menfaatini etkilediğini somut olayla ortaya koymalıdır; bu konuda ilgili olayın belgeleri ve tanık beyanı kullanılabilir.
  • Davalı, davacının dava takip yetkisinin bulunmadığını ya da dava konusunun statü amacı dışında kaldığını ileri sürerse, bu savunmanın dayanağını kendisi ispatlamalıdır.
  • Tazminat talebi içeren bir dava açılmışsa, bu talebin topluluk davası kapsamında olmadığı davalı tarafça ileri sürülebilir; bu itiraz hukuki nitelik taşıdığından delille ispat gerektirmez.
  • Tüketici alanında özel kanunda sayılmayan bir tüzel kişinin dava açması hâlinde, o tüzel kişinin kesimin temsilcisi olduğunu ve menfaatin bu kesimi ilgilendirdiğini davacı tarafın göstermesi gerekir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.106: Genel tespit davasını düzenler; topluluk davasındaki tespit talebi bu genel düzenlemenin özel bir şekli olarak kabul edilir.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.114: Dava şartlarını sayar; topluluk davasında da hukuki yarar ve dava takip yetkisi bu dava şartları çerçevesinde incelenir.
  • 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.73: Tüketici örgütlerinin tüketici mahkemelerinde dava açabilmesini düzenler; m.113 ile birlikte uygulanır ve yorum farkında hak arama hürriyetini en az sınırlayan yorum benimsenir.
  • 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.74: Ayıplı malın tespiti, durdurulması ve toplatılması için dava açma yetkisini belirler; özel bir topluluk davası hükmüdür.
  • 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.32: Sendikaların üyeleri adına topluluk davası açabilmesine ilişkin özel düzenlemedir; m.113 ile birlikte uygulanır.

HMK m.114 — Dava şartları

6100 sayılı Kanun'un 114. maddesi, davanın esasa girilip karara bağlanabilmesi için bulunması gereken genel dava şartlarını tek tek sayar; bunlar mahkemeye ilişkin (yargı hakkı, yargı yolu, görev, kesin yetki), tarafa ilişkin (taraf ve dava ehliyeti, temsil, dava takip yetkisi, vekâlet) ve dava konusuna ilişkin (gider avansı, teminat, hukuki yarar, derdestlik, kesin hüküm) şartlardır. Madde, davanın taraflarına ve davanın konusuna ilişkin şartların her davada aranmasını düzenler ve hâkimin bunları davanın her aşamasında dikkate almasını öngörür. Madde, dava şartlarının tamamının kaynağı değildir; ikinci fıkra uyarınca diğer kanunlardaki özel dava şartları saklıdır. Madde, dava şartı noksanlığının giderilmesi usulünü, ilk itirazları, yetki itirazının ileri sürülme süresini ve dava şartlarının ispatına ilişkin ayrıntıyı düzenlemez; bunlar 115, 116, 117 ve 119 gibi maddelerde yer alır. Ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 115. maddesi, dava şartı noksanlığının sonucunu ayrıca düzenler.

Dava şartları: hangi şartlar aranır?

  • Davanın konusu olan uyuşmazlığın Türk mahkemelerinin yargı yetkisi içinde kalması gerekir (m.114/1-a).
  • Uyuşmazlığın adli yargı yolunda çözülmesi caiz olmalıdır; yargı yolu caiz değilse dava şartı eksikliği vardır (m.114/1-b).
  • Davanın açıldığı mahkeme görevli olmalıdır (m.114/1-c).
  • Yetkinin kesin olduğu hâllerde açılan mahkeme yetkili olmalıdır (m.114/1-ç).
  • Taraflar taraf ehliyetine ve dava ehliyetine sahip olmalıdır; kanuni temsil söz konusuysa temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması gerekir (m.114/1-d).
  • Davacı davayı takip yetkisine sahip olmalıdır (m.114/1-e).
  • Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda vekil dava vekâleti ehliyetine sahip olmalı ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletname bulunmalıdır (m.114/1-f).
  • Davacı, yatırması gereken gider avansını yatırmış olmalıdır (m.114/1-g).
  • Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereği yerine getirilmiş olmalıdır (m.114/1-ğ).
  • Davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmalıdır (m.114/1-h).
  • Aynı davanın daha önce açılmış ve halen görülmekte olmaması gerekir; yani derdestlik bulunmamalıdır (m.114/1-ı).
  • Aynı davanın daha önce kesin hükme bağlanmamış olması gerekir (m.114/1-i).

Dava şartları: hangi sonuçları doğurur?

  • Dava şartları bulunmadığında mahkeme davanın esasına girmez ve dava şartı noksanlığı sebebiyle davayı usulden reddeder.
  • Dava şartı noksanlığı giderilebilir nitelikteyse mahkeme bunun tamamlanması için kesin süre verir; süre içinde giderilmezse davanın usulden reddine karar verilir (bu süre ve usul m.115'te düzenlenmiştir).
  • Dava şartı noksanlığı esasa girilmesinden önce fark edilmemiş ve taraflarca ileri sürülmemiş, fakat hüküm anında giderilmişse, başlangıçtaki eksiklik nedeniyle dava usulden reddedilemez.
  • Dava şartları hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilir; taraflar da noksanlığı her zaman ileri sürebilir.
  • Madde, sayılan şartların dışında kıyas veya yorum yoluyla dava şartı yaratılmasını engeller; tarafların iradesi de yeni dava şartı doğurmaz.
  • Diğer kanunlardaki özel dava şartları (ikinci fıkra) saklıdır; bunların eksikliği de aynı usulle sonuçlanır.

Olumlu dava şartı ile olumsuz dava şartı arasındaki fark nedir?

Olumlu dava şartları, varlığı aranan koşullardır (örneğin görev, yetki, ehliyet).

Olumsuz dava şartları, yokluğu aranan koşullardır: derdestlik (ı bendi) ve kesin hüküm (i bendi).

Olumsuz şartlarda aranan durum, dava açıldığında aynı davanın başka bir davada görülmekte olmaması veya kesin hükme bağlanmamış olmasıdır.

Genel dava şartı ile özel dava şartı arasındaki fark nedir?

Genel dava şartları m.114/1'de sayılanlardır ve her davada aranır.

Özel dava şartları diğer kanunlarda öngörülen şartlardır ve m.114/2 uyarınca saklıdır.

Özel dava şartı kıyasla veya yorumla çoğaltılamaz; yalnızca kanunda düzenlenmiş olmalıdır.

Dava şartları: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Dava şartlarını kanunda sayılmayan bir husus için kıyas yoluyla genişletmek; oysa m.114 şartları sınırlı sayılmıştır.
  • Mahkemeye ilişkin şartları ile taraflara ilişkin şartları karıştırmak ve sıralamayı kanun zorunluluğu sanmak.
  • Olumsuz dava şartlarını (derdestlik, kesin hüküm) olumlu şart gibi aramak; bunların yokluğu aranır.
  • Özel dava şartını genel dava şartı saymak ya da m.114/2'deki özel şartı göz ardı etmek.
  • Dava şartı noksanlığını tespit edince hemen usulden ret vermek; giderilebilir eksiklikte önce kesin süre verilmesi gerekir (m.115).
  • Dava şartı noksanlığının hüküm anında giderildiği hâlde davanın usulden reddetmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Aktif dava ehliyeti m.114/1 kapsamında dava şartı sayılmakta ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/298 E., 2025/595 K., 01.10.2025)
  • Zorunlu arabuluculuk veya başka bir özel başvuru şartının yerine getirilmemesi, m.114/2 kapsamında dava şartı eksikliği olarak değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2017/2695 E., 2020/587 K., 15.09.2020; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2019/2761 E., 2020/149 K., 05.02.2020)
  • Muaccel olmayan bir alacak için açılan davada m.114/1 kapsamındaki hukuki yarar eksikliği tartışılmaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/1891 E., 2025/1862 K., 25.12.2025)
  • Zorunlu dava şartı arabuluculuğa başvurulmadan dava açılmasının, görevsiz mahkemede dava açılması dışında sonradan tamamlanabilir bir eksiklik olmadığı kabul edilmektedir. (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/7074 E., 2025/3828 K., 27.11.2025)
  • Dava şartlarının dilekçe teatisi tamamlanmadan dosya üzerinden karara bağlanmasının bozma sebebi sayıldığı belirtilmektedir.

Nasıl ispat edilir?

  • Dava şartlarının varlığı mahkemenin re'sen araştırma görevi kapsamındadır; davacı, davasının dava şartlarını taşıdığını gösterecek belgeleri sunmakla yükümlüdür.
  • Vekâlet ilişkisinde usulüne uygun düzenlenmiş vekâletname, taraf ehliyetinde nüfus veya ticaret kaydı ve temsil yetkisinde ilgili resmi belgeler delil olarak kullanılır.
  • Gider avansının yatırıldığı, banka dekontu veya mahkemenin muhasebe kaydı ile ispatlanır.
  • Hukuki yararın bulunmadığını ileri süren davalı, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür; bu ise davanın dayandığı hakkın kendisine ilişkin tartışma olabilir.
  • Derdestlik veya kesin hüküm itirazında, karşılaştırılacak önceki dava dosyası ve kararı ile aynılık araştırılır; aynılığın ispat yükü ileri süren tarafa aittir.
  • Dava şartı noksanlığı ileri sürüldüğünde, bunun tamamlanmadığını gösteren belge eksikliği ve mahkeme kayıtları esas alınır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 m.115: Dava şartı noksanlığının sonucunu, giderilebilirlik halinde verilecek kesin süreyi ve davanın usulden reddini düzenler; m.114'teki şartların uygulanma sonucu burada belirlenir.
  • 6100 m.117: İlk itirazların dava şartlarından sonra inceleneceğini düzenler; m.114 ile birlikte yargılamanın sırasını belirler.
  • 6100 m.138: Dava şartları ve ilk itirazların dosya üzerinden karara bağlanmasına ve gerekirse ön inceleme duruşmasında tarafların dinlenmesine ilişkindir.
  • 6100 sayılı Kanun: m.114/2 uyarınca diğer kanunlardaki özel dava şartları da bu maddenin kapsamına girer; örneğin zorunlu arabuluculuk ve sosyal güvenlik kurumuna başvuru şartları.

HMK m.115 — Dava şartlarının incelenmesi

6100 sayılı Kanun'un 115. maddesi, dava şartı noksanlığının mahkemece ve taraflarca ne zaman ileri sürülebileceğini, noksanlık tespit edildiğinde mahkemenin hangi karara varacağını ve giderilebilir noksanlıkta tamamlama süresinin nasıl verileceğini düzenler. Dava şartlarının yargılama boyunca korunması ve hüküm anında giderilmiş noksanlığın usulden red sebebi olmaması da bu maddededir. Hüküm, davanın tarafları ve dava şartlarının bulunduğu her yargılama için geçerlidir. Dava şartlarının tek tek sayıldığı ve yargı yolu, görev, yetki gibi kalemlerin tanımlandığı hüküm 114. maddededir. İlk itirazların ön inceleme aşamasında karara bağlanmasına ilişkin usul 116. ve 138. maddelerde yer alır. Ön inceleme duruşmasının yapısı ve dava şartları hakkında dosya üzerinden karar verilmesi 137. ve 138. maddelerin konusudur. Kesin süreye uyulmamasının sonuçları ile istinaf ve temyiz yolları bu maddenin dışında kalır.

Dava şartlarının incelenmesi: hangi şartlar aranır?

  • Mahkemece ya da taraflarca dava şartı noksanlığının ileri sürülmesi veya mahkemenin dosya üzerinden incelemede bu izlenimi edinmesi gerekir; mahkeme bu incelemeyi davanın her aşamasında kendiliğinden yapar.
  • Noksanlığın mevcut olduğu tespit edilmelidir; bunun için dava şartının dava açıldığı anda bulunup bulunmadığı ve hüküm anına kadar sürüp sürmediği değerlendirilir.
  • Noksanlık giderilebilir nitelikte ise mahkeme tamamlama için kesin süre vermelidir; giderilemez nitelikte ise süre verilmeden davanın usulden reddine karar verilmelidir.
  • Kesin süre içinde noksanlık giderilmemişse davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmelidir.
  • Davanın esasına girilmeden önce fark edilmemiş ve taraflarca ileri sürülmemiş bir noksanlık hüküm anında giderilmişse, bu başlangıçtaki eksiklik nedeniyle dava usulden reddedilemez.

Dava şartlarının incelenmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir.
  • Noksanlık giderilebilir nitelikteyse mahkeme usulden red yerine tamamlanması için kesin süre verir.
  • Kesin süre içinde noksanlık giderilirse dava şartı tamamlanmış olur ve yargılamaya devam edilir.
  • Kesin süre içinde noksanlık giderilmezse mahkeme davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.
  • Noksanlık giderilemez nitelikteyse süre verilmeden davanın usulden reddine karar verilir.
  • Davanın esasına girilmeden önce fark edilmemiş ve ileri sürülmemiş bir noksanlık hüküm anında giderilmişse, bu başlangıçtaki eksiklik nedeniyle dava usulden reddedilmez.
  • Usulden red kararı esas hakkında kesin hüküm doğurmaz; bu nedenle aynı davanın dava şartı tamamlanarak yeniden açılmasına engel değildir.

Giderilebilir ile giderilemez dava şartı noksanlığı arasındaki fark nedir?

Eksikliğin tamamlanabileceği hallerde, örneğin gerekli tarafın davaya dahil edilmemesi ya da teminat yatırılmaması gibi, mahkeme önce kesin süre verir.

Eksikliğin tamamlanma olanağı bulunmadığı hallerde, örneğin aynı davanın başka mahkemede derdest olması durumunda, mahkeme süre vermeden diğer dava şartlarına geçmeksizin davayı usulden reddeder.

Giderilebilir noksanlıkta davanın hemen reddedilmesi usule aykırıdır; önce süre verilmesi gerekir. Süre içinde tamamlanmazsa red kararı verilir.

Mahkemenin kendiliğinden inceleme yükümlülüğü ile tarafların ileri sürme hakkı arasındaki fark nedir?

Mahkeme dava şartlarını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır.

Taraflar dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir ancak bu ileri sürme mahkemeyi bu yönde bir inceleme yapmaktan kurtarmaz.

Mahkeme, taraf ileri sürmese de noksanlığı fark ettiğinde süre verme veya red yükümlülüğü altındadır.

Başlangıçtaki noksanlık ile hüküm anındaki durum arasındaki fark nedir?

Dava açıldığında eksik olan ama hüküm anında giderilmiş dava şartı söz konusudur.

Hüküm anında hâlâ giderilmemiş dava şartı söz konusudur.

Birinci halde, fark edilmemiş ve ileri sürülmemiş ise dava usulden reddedilemez. İkinci halde usulden red gerekir.

Dava şartı ile ilk itiraz arasındaki fark nedir?

Dava şartı, davanın esasına girebilmenin koşuludur ve mahkeme bunu kendiliğinden inceler.

İlk itiraz, davalının ileri sürmesi gereken ve ön inceleme aşamasında karara bağlanan itirazlardır.

Her iki grup da ön incelemede öncelikle incelenir; ancak sadece dava şartlarında mahkeme kendiliğinden araştırma yapar.

Dava şartlarının incelenmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Giderilebilir bir dava şartı noksanlığında kesin süre vermeden doğrudan usulden red kararı vermek.
  • Süre verilmesi gerekirken süreyi uzatmak veya süresiz bırakmak; kesin süre, uzatılmayan bir süredir.
  • Dava şartı noksanlığını ön inceleme aşamasında fark ettiği halde tahkikata geçip sonradan red kararı vermek.
  • Hüküm anında giderilmiş olan başlangıçtaki noksanlığı dikkate alarak davayı usulden reddetmek; üçüncü fıkra bu red kararını yasaklar.
  • Dava şartlarını, ilk itirazlardan önce incelememek; önce dava şartları incelenir.
  • Mecburi dava arkadaşlığında eksik kişiyi göz ardı edip davayı esasa bağlamak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Dava şartı noksanlığı giderilebilir nitelikte olduğunda mahkemenin önce kesin süre vermesi ve süre içinde tamamlanmazsa usulden red kararı vermesi gerektiği kabul edilmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2022/81 E., 2022/312 K., 23.02.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2019/2761 E., 2020/149 K., 05.02.2020)
  • Kanunun öngördüğü kesin süre verilmeden doğrudan usulden red kararı verilmesi usul hatası sayılmaktadır. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2022/81 E., 2022/312 K., 23.02.2022)
  • Mecburi dava arkadaşlığı gibi taraf teşkili eksikliklerinde de eksik kişinin davaya dahil edilmesi için 115/2 uyarınca süre verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/920 E., 2023/806 K., 13.09.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2017/2695 E., 2020/587 K., 15.09.2020)
  • Tüketici veya zorunlu arabuluculuk gibi dava öncesi zorunlu başvuru koşullarının yerine getirilmemesi halinde, eksikliğin giderilebilir olup olmadığının değerlendirilerek bu doğrultuda işlem yapılması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/2695 E., 2020/587 K., 15.09.2020; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2019/2761 E., 2020/149 K., 05.02.2020)
  • Dava şartlarının ön inceleme aşamasında dosya üzerinden incelenmesinin istisnai hallerde yapılması gerektiği, tarafların dinlenmesi gereken durumlarda bu dinlemenin tahkikata ertelenmemesi gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/781 E., 2024/321 K., 06.06.2024)
  • Dava şartlarının dava açıldığı andan hükme kadar var olması gerektiği, dava açıldıktan sonra ortadan kalkan dava şartının usulden red sebebi olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Dava şartı noksanlığını ileri süren taraf, noksanlığın varlığını ispatlamakla yükümlüdür; ancak mahkeme dava şartlarını kendiliğinden araştırdığı için bu yük yalnızca tarafa ait değildir.
  • Dava şartının varlığı, dava dilekçesi, nüfus kayıtları, tapu kayıtları, zorunlu başvuru belgeleri gibi yazılı delillerle ispatlanır.
  • Karşı taraf, dava şartının bulunduğunu savunuyorsa bu iddiasını belgeyle ispatlamalıdır; örneğin arabuluculuk tutanağı veya başka bir davanın derdestlik kaydı sunulabilir.
  • Hüküm anında noksanlığın giderildiğini iddia eden taraf, giderildiğini belgelerle ispatlamalıdır; bu belge mahkemenin kararı için esas alınır.
  • Dava şartının giderilip giderilmediği belirsizse mahkeme ön inceleme duruşmasında tarafları dinleyerek karar verebilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.114: Dava şartlarının tek tek sayıldığı maddedir; 115. madde bu şartların noksanlığında uygulanacak usulü belirler.
  • 6100 sayılı Kanun m.116: İlk itirazların ön inceleme aşamasında incelenmesi ve karara bağlanmasını düzenler; dava şartlarından sonra değerlendirilir.
  • 6100 sayılı Kanun m.137: Ön inceleme aşamasında önce dava şartlarının incelenmesini ve tahkikata geçilmeden bu noksanlıkların giderilmesini öngörür.
  • 6100 sayılı Kanun m.138: Dava şartlarının dosya üzerinden karara bağlanmasını ve gerektiğinde tarafların ön inceleme duruşmasında dinlenmesini düzenler.
  • 6100 sayılı Kanun m.353: Dava şartlarına aykırılığın istinaf sebebi olmasını düzenler.
  • 6100 sayılı Kanun m.371: Dava şartlarına aykırılığın temyiz sebebi olmasını düzenler.

HMK m.116 — Konusu

HMK m.116, dava başında ileri sürülmesi gereken ilk itirazları sınırlı olarak sayar: kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazı ile uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı. Madde, bu itirazların hangileri olduğunu ve yalnızca bunların davanın başında ileri sürülebileceğini düzenler. Kurallar tüm hukuk mahkemelerinde yargılanan davalar bakımından davacı ve davalı tarafa uygulanır. Maddenin düzenlemediği konular: yetki kuralının kesin olup olmadığının belirlenmesi ve kesin yetki hâlinde itirazın dava şartı olarak incelenmesi (m.115 ve ilgili yetki hükümleri), dava şartlarının incelenmesi (m.115), ilk itirazların ileri sürülme usulü ve incelenmesi (m.117), derdestlik ve davaların birleştirilmesi gibi dava şartı olan ya da her aşamada ileri sürülebilen hususlar.

Konusu: hangi kavramlar bilinmeli?

İlk itiraz
Davanın esasına girilmesine engel olan ve yalnızca davanın başında, cevap dilekçesi ile birlikte ileri sürülmesi gereken usule ilişkin itirazlardır. Kanunda sınırlı sayılmıştır; bu sayım dışında ilk itiraz ileri sürülemez. İlk itiraz ileri sürülmediğinde ilgili hususta esasa girilmesine engel kalmaz, yani itiraz süresi geçtikten sonra aynı konu ilk itiraz olarak tekrar gündeme getirilemez.
Kesin yetki
Kanunun belirli bir mahkemeyi yetkili kılarak taraflara ve mahkemeye yetki konusunda serbestlik tanımadığı yetki kuralıdır. Kesin yetki bulunduğunda yetki itirazı ilk itiraz değil dava şartı niteliğindedir; bu nedenle m.116/1-a yalnızca kesin yetki kuralı bulunmayan hâllere uygulanır.
Yetki itirazı
Davanın açıldığı mahkemenin, kesin yetki kuralı bulunmayan bir uyuşmazlıkta yetkili olmadığının ileri sürülmesidir. Davalı bu itirazı davanın başında ileri sürmezse mahkeme, kesin yetki bulunmayan davada yetkili duruma gelir.
Tahkim itirazı
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi gerektiğinin, yani tahkim anlaşmasının varlığının mahkemeye ileri sürülmesidir. Tahkim anlaşması bulunduğu hâlde dava mahkemede açılmışsa bu itiraz davanın başında ileri sürülmelidir.
Dava şartı
Davanın esasına girilebilmesi için gereken ve mahkemece re'sen gözetilen koşullardır. Kesin yetki itirazı ve diğer kesin yetki hâlleri dava şartı olarak incelenir; m.116 kapsamındaki ilk itirazlar ise yalnızca ileri sürülmesi hâlinde dikkate alınır.

Konusu: hangi şartlar aranır?

  • Dava, ilk itiraz olarak ileri sürülecek usule ilişkin bir hususa dayanmalıdır: yetki itirazı ya da tahkim itirazı olmalıdır.
  • Yetki itirazında uyuşmazlık için kesin yetki kuralı bulunmamalıdır; kesin yetki varsa itiraz ilk itiraz değil dava şartıdır.
  • Tahkim itirazında taraflar arasında geçerli bir tahkim anlaşması bulunmalı ve uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi gerektiği ileri sürülmelidir.
  • İtiraz davanın başında, yani esasa girilmeden önce ileri sürülmelidir; esasa girilmiş olması itirazı düşürür.
  • Kanunda sayılmayan bir husus ilk itiraz olarak ileri sürülemez.
  • İlk itirazın hukuki sonucunun doğması için itirazın, madde 117 uyarınca usulüne uygun ileri sürülmüş olması gerekir.

Konusu: hangi sonuçları doğurur?

  • Yetki itirazı davanın başında ileri sürülür ve kesin yetki kuralı yoksa mahkeme yetkisizlik kararı verir veya davayı yetkili mahkemeye gönderir.
  • Kesin yetki kuralı yoksa davalı yetki itirazında bulunmazsa mahkeme yetkili duruma gelir ve yetkisizlik nedeniyle davayı reddedemez.
  • Kesin yetki kuralı varsa yetki itirazı ilk itiraz değil dava şartıdır; mahkeme bunu re'sen inceler.
  • Tahkim itirazı davanın başında usulüne uygun ileri sürülürse mahkeme dava şartı yokluğu nedeniyle davayı usulden reddeder.
  • Tahkim itirazı ileri sürülmezse tahkim anlaşması davada esasa girilmesini engellemez ve dava mahkemede esastan görülür.
  • Madde 116 dışında kalan bir husus ilk itiraz olarak ileri sürülemez; böyle bir itiraz dikkate alınmaz.
  • Bu maddenin (c) bendinde daha önce yer alan 'iş bölümü itirazı' 7251 sayılı Kanunla mülga edilmiştir; bugün ilk itiraz olarak ileri sürülemez.

Kesin yetki ile ilk itiraz olarak yetki itirazı arasındaki fark nedir?

Kesin yetki kuralı bulunan uyuşmazlıkta yetki itirazı, dava şartı olarak mahkemece kendiliğinden incelenir.

Kesin yetki kuralı bulunmayan uyuşmazlıkta yetki itirazı, m.116/1-a uyarınca yalnızca davanın başında ilk itiraz olarak ileri sürülebilir.

Kesin yetki varsa davalının itirazı yokluğu mahkemeyi yetkili kılmaz; kesin yetki yoksa davalı itiraz etmezse mahkeme yetkili duruma gelir.

Tahkim itirazı ile yetki itirazı arasındaki fark nedir?

Tahkim itirazı, uyuşmazlığın mahkeme dışında tahkimde çözülmesi gerektiğini ileri süren bir ilk itirazdır.

Yetki itirazı, uyuşmazlığın hangi devletin hangi mahkemesinde görüleceği sorununa ilişkindir.

Tahkim itirazı ilk itiraz olarak ileri sürülmediğinde tahkim anlaşmasına dayanma hakkı kaybedilir ve dava esasa girilerek görülür.

Madde 116 kapsamındaki ilk itiraz ile m.114 ve m.115 kapsamındaki dava şartı arasındaki fark nedir?

İlk itiraz, yalnızca davalının ileri sürmesi hâlinde dikkate alınan ve sınırlı sayılan itirazdır.

Dava şartı, kanunun aradığı ve mahkemece kendiliğinden gözetilen koşuldur.

Dava şartı eksikse mahkeme re'sen usulden red verir; ilk itiraz ise ileri sürülmediğinde mahkeme bunu dikkate almaz.

Konusu: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kanunda sayılmayan iş bölümü, zamanaşımı, derdestlik ya da dava şartı niteliğindeki hususları ilk itiraz gibi değerlendirmek; bu konular m.116 kapsamında değildir.
  • Kesin yetki bulunan davada yetki itirazını ilk itiraz gibi ele alıp davalının itiraz etmemesinin yetkiyi doğurduğunu saymak; kesin yetkide itiraz dava şartıdır ve mahkeme bunu re'sen inceler.
  • Kesin yetki kuralının bulunmadığı durumda yetki itirazını davanın esasına girildikten sonra ileri sürülebilecekmiş gibi kabul etmek; ilk itiraz davanın başında ileri sürülmelidir.
  • Tahkim anlaşmasının varlığını yeterli saymak ve yazılı delil aramamak; tahkim itirazı için geçerli anlaşmanın ispatı gerekir.
  • Mülga iş bölümü itirazını hâlen kanunda bulunan bir ilk itiraz olarak uygulamak; bu bent 7251 sayılı Kanunla çıkarılmıştır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Davalı cevap dilekçesinde kanunda sayılan ilk itiraz nedenlerinin tümünü sıralayıp yetkisizlik ve görevsizlik gibi bir kısım itirazları birlikte ileri sürmekte, mahkemeler bu genel ve dayanaksız tekrarları ilk itiraz olarak değerlendirmekte; somut bir yetki ya da tahkim dayanağı gösterilmeyen itirazları incelemeden reddetmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2024/4246 E., 2026/91 K., 14.01.2026; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/1901 E., 2024/1721 K., 27.12.2024; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, 2023/257 E., 2024/942 K., 24.04.2024)
  • Zamanaşımı itirazının, kanunda sayılan ilk itirazlardan biri olmadığı ve m.116/1-a'daki yetki itirazı ile karıştırılamayacağı kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2024/2362 E., 2024/1947 K., 06.12.2024)
  • Yetkili mahkemenin belirlenmesinde kesin yetki kuralının bulunup bulunmadığı önce incelenmekte, kesin yetki varsa itiraz dava şartı kapsamında değerlendirilmekte; kesin yetki yoksa davalının yetki itirazında bulunmaması mahkemeyi yetkili kılmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2025/905 E., 2025/823 K., 09.05.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Yetki itirazını ileri süren davalıdır; itirazın dayanağı olan yetki kuralını ve yetkili mahkemeyi somut olarak göstermek zorundadır.
  • Kesin yetki kuralının bulunmadığı iddiası, ilgili yetki hükmünün kanunda kesin yetki öngörmediğinin tespitiyle ortaya çıkar; davacı kesin yetki bulunduğunu ileri sürerse bunu hükmü göstererek kanıtlar.
  • Tahkim itirazını ileri süren taraf, taraflar arasında geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunduğunu yazılı belge ile ispatlamalıdır.
  • Karşı taraf tahkim anlaşmasının geçersiz olduğunu ya da uyuşmazlığın tahkim kapsamında bulunmadığını savunursa bu savunmayı kendisi ispatlamalıdır.
  • İlk itirazın süresinde ve davanın başında ileri sürüldüğünü gösteren kayıt, cevap dilekçesinin tarihi ve içeriğidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 m.115: Dava şartlarının incelenmesini düzenler; kesin yetki hâllerinde yetki itirazının dava şartı olarak mahkemece re'sen incelenmesi bu maddeyle belirlenir.
  • 6100 m.117: İlk itirazların ileri sürülme ve incelenme usulünü düzenler; m.116 kapsamındaki itirazın hukuki sonuç doğurması için bu madde uyarınca usulüne uygun ileri sürülmesi gerekir.
  • 6100 m.114: Dava şartlarını sayar; kesin yetkinin dava şartı olarak sayılmasıyla m.116/1-a'nın uygulanma alanını sınırlar.

HMK m.117 — İleri sürülmesi ve incelenmesi

Madde, ilk itirazların hangi süreyle ve hangi biçimde ileri sürüleceğini, bu itirazların dava şartlarından sonra hangi aşamada incelenerek ön sorun gibi karara bağlanacağını düzenler. Hükmün uygulanması davalı tarafın cevap dilekçesi ile ilgilidir; ilk itirazı ileri sürme yükü davalıdadır. Madde, dava şartlarının kendisini, dava şartlarının dava içinde her zaman ileri sürülebilmesini, yetki itirazının kesin yetki ile ilişkisini ve ön incelemenin usulünü düzenlemez. Dava şartları (m.114, m.115), ilk itirazların incelendiği ön inceleme aşaması (m.137, m.138), ön inceleme duruşmasında kesin süre ve delil sunma (m.140), ön sorunun incelenme usulü ve tebliği (m.164) ayrı maddelerde yer alır.

İleri sürülmesi ve incelenmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Cevap dilekçesi
Davalının davaya karşı savunmasını ilk kez bildirdiği dilekçedir. İlk itirazların ileri sürülebileceği ilk ve, kural olarak, tek süreli yerdir; cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen ilk itiraz sonradan dinlenmez.
Ön sorun
Esasa ilişkin hükmü etkileyen, ancak asıl uyuşmazlıktan önce ayrıca karara bağlanması gereken sorunlardır. İlk itirazlar, m.117/3 uyarınca ön sorun gibi incelenir ve bu nitelikle karara bağlanır.
Dava şartları
Davanın esasının incelenebilmesi için gereken ön koşullardır. İlk itirazlar dava şartlarından sonra incelenir; dava şartı eksikliği ise hâkim tarafından her aşamada re'sen dikkate alınabilir.
Ön inceleme
Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılan, dava şartları ve ilk itirazların incelendiği, uyuşmazlık konularının belirlendiği aşamadır. İlk itirazlar bu aşamada veya dosya üzerinden karara bağlanır.

İleri sürülmesi ve incelenmesi: hangi şartlar aranır?

  • İlk itirazın cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir; aksi halde itiraz sonradan dinlenemez.
  • İlk itirazın, davalının cevap dilekçesini verdiği süre içinde ve cevap dilekçesinde öne sürülmüş olması gerekir.
  • İlk itirazın ileri sürülmesi için davanın dilekçeler aşamasının tamamlanmış olması ve dava şartlarının incelenmiş bulunması gerekir; ilk itirazlar dava şartlarından sonra incelenir.
  • İlk itiraz, ön sorun niteliğinde incelenip karara bağlanmalı; bunun için hâkimin karara bağlamadan önce tarafların görüşünü alması gerekir.
  • Ön sorun hakkındaki karar, esasa girilmeden verilmelidir; esas hakkında karar verilmesi, ilk itirazın karara bağlanmamış olması hâlinde mümkün değildir.

İleri sürülmesi ve incelenmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen ilk itiraz dinlenmez ve bu itiraz hakkında karar verilmez.
  • İlk itirazlar süresinde ileri sürülmüşse, dava şartlarından sonra ve ön sorun gibi incelenerek karara bağlanır.
  • İlk itiraz hakkında ayrı bir karar verilmeden esasa girilmesi, usul hatası olarak kabul edilir ve bozma nedeni olabilir.
  • İlk itirazın kabul edilmesi hâlinde davanın usulden reddi veya yetki itirazında görevli ve yetkili mahkemeye gönderme gibi sonuçlar doğar; reddi hâlinde dava esasa geçer.
  • Ön sorun hakkındaki karar, taraflara tefhim veya tebliğ edilmelidir (m.164/3 ile bağlantılı olarak).

Cevap dilekçesinde ileri sürülen ile ileri sürülmeyen ilk itiraz arasındaki fark nedir?

Cevap dilekçesinde süresinde ileri sürülen ilk itiraz, mahkemece incelenir ve karara bağlanır.

Cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen ilk itiraz, sonradan ileri sürülse dahi dinlenmez.

Sonradan ileri sürülen ilk itiraz hakkında karar verilmez; davalı bu nedenle usulden itirazını kaybeder.

İlk itiraz ile dava şartı arasındaki fark nedir?

İlk itiraz davalının ileri sürmesine bağlıdır ve cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir.

Dava şartı eksikliği, hâkim tarafından her aşamada re'sen dikkate alınabilir; dava içinde her zaman ileri sürülebilir.

Dava şartı eksikliği için cevap dilekçesi süresi aranmaz; ilk itiraz için bu süre aranır.

İlk itiraz ile esasa ilişkin ön sorun arasındaki fark nedir?

İlk itiraz, usule ilişkin olup dava şartlarından sonra ve ön sorun gibi incelenir.

Esasa ilişkin ön sorun, tahkikat aşamasında değerlendirilir ve esasla birlikte karara bağlanır.

İlk itiraz, esas incelemesinden önce ayrıca karara bağlanır; esasa ilişkin ön sorun ise tahkikatta incelenir.

İleri sürülmesi ve incelenmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen ilk itirazı, sonradan verilen dilekçeyle ya da duruşmada dinlemek.
  • Dava şartı noksanlığını da ilk itiraz gibi cevap dilekçesi süresine bağlamak; dava şartları dava içinde her zaman ileri sürülebilir.
  • İlk itirazı karara bağlamadan esasa girmek ve hüküm kurmak.
  • Yetki itirazını, kesin yetki kuralı varsa da ilk itiraz gibi değerlendirmek; kesin yetkide re'sen dikkate alınır.
  • İlk itirazı ön sorun gibi incelemeden, tarafların görüşünü almadan karar vermek.
  • Ön sorun hakkındaki ara kararı taraflara tebliğ etmemek ve sonucunda davalının yokluğunda hüküm kurmak. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1137 E., 2024/1656 K., 02.10.2024)

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yetki itirazının kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde ilk itiraz olarak kabul edildiği ve ön sorun gibi öncelikle, esasa girilmeden incelenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/2840 E., 2026/191 K., 11.02.2026; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1770 E., 2024/2348 K., 05.12.2024)
  • Yetki itirazı hakkında verilen ara kararın ilgilisine tebliğinin yasal zorunluluk olduğu, bu karar verilmeden yargılamaya devam edilip davalının yokluğunda hüküm kurulmasının bozma nedeni sayıldığı kabul edilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1137 E., 2024/1656 K., 02.10.2024)
  • Davalının süresi içinde ileri sürdüğü ilk itirazın karara bağlanmadan esasa geçilmesinin usul hatası olduğu ve savunma hakkını etkilediği kabul edilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1296 E., 2024/1430 K., 11.09.2024)
  • Mahkemenin, davalının dayanmadığı bir savunmayı re'sen dikkate alarak karar vermesinin, taraflara ait iddia ve savunma çerçevesi bakımından usule aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/389 E., 2024/654 K., 04.04.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • İlk itirazı ileri sürme yükü davalıdadır; itirazın cevap dilekçesinde öne sürüldüğü, davalı tarafça cevap dilekçesi ile ispatlanır.
  • İlk itirazın süresinde ileri sürüldüğünü ispat yükü davalıdadır; dilekçe kaydı ve cevap dilekçesinin içeriği bu konuda belirleyicidir.
  • Davacının, davalının ilk itirazının cevap dilekçesinde yer almadığını ileri sürmesi hâlinde, dosya içeriği bu iddiayı ortaya koyar; mahkeme dosya üzerinden inceleme yapar.
  • Yetki itirazı gibi ilk itirazların incelenmesinde, ön sorun hakkında tarafların delil gösterme olanağı tanınmalıdır (m.164 uyarınca); bu olanak tanınmadan karar verilmesi hukuki dinlenilme hakkı ihlali sayılır. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/2840 E., 2026/191 K., 11.02.2026)

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.116/1-a: İlk itirazların kapsamını belirler; yetki itirazının kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde ilk itiraz olduğunu düzenler.
  • 6100 sayılı Kanun m.137: İlk itirazların ön inceleme aşamasında incelenmesi gerektiğini ve bu aşamanın kapsamını belirler.
  • 6100 sayılı Kanun m.138: Dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden veya ön inceleme duruşmasında karar verilebileceğini düzenler.
  • 6100 sayılı Kanun m.164: Ön sorunun incelenme usulünü ve ön sorun hakkındaki kararın tefhim veya tebliğini düzenler; m.117/3'ün uygulanma biçimini tamamlar.
  • 6100 sayılı Kanun m.115: Dava şartı noksanlığının dava içinde her zaman ileri sürülebileceğini düzenler; m.117/2'deki dava şartları sırasının dayanağıdır.

Konuda geçen kararlar

51 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2025/225 E., 2026/196 K., 01.04.2026
    İlgili madde: m.110
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2025/40 E., 2025/689 K., 05.11.2025
    İlgili madde: m.110
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2024/298 E., 2025/595 K., 01.10.2025
    İlgili madde: m.114
  4. Hukuk Genel Kurulu, 2023/654 E., 2024/530 K., 23.10.2024
    İlgili madde: m.106
  5. Hukuk Genel Kurulu, 2023/1079 E., 2024/528 K., 23.10.2024
    İlgili madde: m.112
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2023/265 E., 2024/493 K., 02.10.2024
    İlgili madde: m.110
  7. Hukuk Genel Kurulu, 2023/781 E., 2024/321 K., 06.06.2024
    İlgili madde: m.115
  8. Hukuk Genel Kurulu, 2022/1244 E., 2024/10 K., 24.01.2024
    İlgili madde: m.106
  9. Hukuk Genel Kurulu, 2022/747 E., 2023/1080 K., 15.11.2023
    İlgili madde: m.114, m.115
  10. Hukuk Genel Kurulu, 2022/450 E., 2023/1075 K., 08.11.2023
    İlgili madde: m.106
Diğer 41 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2022/920 E., 2023/806 K., 13.09.2023
    İlgili madde: m.115
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2018/678 E., 2021/1110 K., 28.09.2021
    İlgili madde: m.113
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2018/926 E., 2021/983 K., 14.09.2021
    İlgili madde: m.106
  4. Hukuk Genel Kurulu, 2017/2695 E., 2020/587 K., 15.09.2020
    İlgili madde: m.114, m.115
  5. Hukuk Genel Kurulu, 2017/2043 E., 2019/1303 K., 05.12.2019
    İlgili madde: m.110
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2015/3238 E., 2019/29 K., 29.01.2019
    İlgili madde: m.105, m.108, m.110, m.112, m.113
  7. 9. Hukuk Dairesi, 2025/6389 E., 2025/8095 K., 20.10.2025
    İlgili madde: m.113
  8. 9. Hukuk Dairesi, 2024/9025 E., 2024/16318 K., 19.12.2024
    İlgili madde: m.113
  9. 9. Hukuk Dairesi, 2024/13428 E., 2024/16115 K., 12.12.2024
    İlgili madde: m.113
  10. 7. Hukuk Dairesi, 2022/1332 E., 2024/4564 K., 16.10.2024
    İlgili madde: m.108
  11. 9. Hukuk Dairesi, 2023/17621 E., 2024/3296 K., 22.02.2024
    İlgili madde: m.113
  12. 11. Hukuk Dairesi, 2023/5716 E., 2023/7350 K., 13.12.2023
    İlgili madde: m.108
  13. 11. Hukuk Dairesi, 2022/5819 E., 2023/5730 K., 10.10.2023
    İlgili madde: m.112
  14. 9. Hukuk Dairesi, 2022/5248 E., 2022/6062 K., 16.05.2022
    İlgili madde: m.108, m.112
  15. 22. Hukuk Dairesi, 2017/44814 E., 2020/8773 K., 06.07.2020
    İlgili madde: m.112
  16. Danıştay 3. Daire Başkanlığı, 2016/10941 E., 2017/179 K., 19.01.2017
    İlgili madde: m.111
  17. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/2435 E., 2026/1143 K., 15.05.2026
    İlgili madde: m.105
  18. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/471 E., 2026/301 K., 05.05.2026
    İlgili madde: m.108, m.112
  19. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2026/518 E., 2026/627 K., 02.04.2026
    İlgili madde: m.111
  20. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/2840 E., 2026/191 K., 11.02.2026
    İlgili madde: m.117
  21. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1632 E., 2025/1759 K., 25.12.2025
    İlgili madde: m.111
  22. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/1882 E., 2025/2218 K., 25.12.2025
    İlgili madde: m.111
  23. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2023/1891 E., 2025/1862 K., 25.12.2025
    İlgili madde: m.114
  24. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/7074 E., 2025/3828 K., 27.11.2025
    İlgili madde: m.114
  25. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/524 E., 2025/760 K., 02.07.2025
    İlgili madde: m.105
  26. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2025/1182 E., 2025/1355 K., 27.06.2025
    İlgili madde: m.110
  27. İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, 2021/398 E., 2025/125 K., 15.04.2025
    İlgili madde: m.108
  28. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/2142 E., 2025/576 K., 27.03.2025
    İlgili madde: m.111
  29. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, 2024/1798 E., 2025/220 K., 22.01.2025
    İlgili madde: m.117
  30. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1770 E., 2024/2348 K., 05.12.2024
    İlgili madde: m.117
  31. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/1311 E., 2024/1619 K., 15.10.2024
    İlgili madde: m.106
  32. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1137 E., 2024/1656 K., 02.10.2024
    İlgili madde: m.117
  33. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1296 E., 2024/1430 K., 11.09.2024
    İlgili madde: m.117
  34. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/430 E., 2024/956 K., 13.05.2024
    İlgili madde: m.106
  35. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/389 E., 2024/654 K., 04.04.2024
    İlgili madde: m.117
  36. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/288 E., 2024/449 K., 07.03.2024
    İlgili madde: m.105
  37. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/21 E., 2024/320 K., 05.03.2024
    İlgili madde: m.111
  38. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2022/1160 E., 2022/900 K., 10.06.2022
    İlgili madde: m.105
  39. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2022/81 E., 2022/312 K., 23.02.2022
    İlgili madde: m.115
  40. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/2918 E., 2020/1098 K., 18.06.2020
    İlgili madde: m.105
  41. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2019/2761 E., 2020/149 K., 05.02.2020
    İlgili madde: m.114, m.115

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 16.07.2026 (m.109).

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 4. Teminat, Süreler, Eski Hale Getirme, Dava Çeşitleri, Şartları, İlk İtirazlar bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış