HMK › Genel hükümler

Yargılamaya hâkim olan ilkeler

HMK m.24–33Medeni Usul Hukuku

Kısaca

HMK m.24, medeni yargılamada tasarruf ilkesini düzenler. HMK m.25, medeni yargılamada taraflarca getirilme ilkesinin iki yönünü düzenler: hâkimin tarafların söylemediği vakıa ve itirazları kendiliğinden dikkate almasının ve onları hatırlatabilecek davranışlarda bulunmasının yasaklanması (birinci fıkra) ile kanunla belirtilmedikçe hâkimin kendiliğinden delil toplayamaması (ikinci fıkra). HMK m.26, hâkimin taleple bağlılık ilkesi uyarınca karar verme sınırını düzenler.

Kapsam

Bu konu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.24–33 hükümlerini kapsar.

HMK m.24 — Tasarruf ilkesi

Madde, medeni yargılamada tasarruf ilkesini düzenler. Hâkimin taraflardan birinin talebi olmadan bir davayı inceleyip karara bağlayamayacağını, kimsenin kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamayacağını ve tarafların serbestçe tasarruf edebildikleri konularda dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisinin sürdüğünü kurallaştırır. Kurallar, özel hukuk ilişkilerinde ve tarafların serbestçe tasarruf edebildiği dava konularında uygulanır. Madde, hâkimin taleple bağlılığını (m.26), taraflarca getirilme ilkesini (m.25), hukuki dinlenilme hakkını (m.27) ve kanunda tasarruf yetkisinin sınırlandığı özel halleri düzenlemez. Dava şartları, davanın açılması için aranan süreler ve feragat ile kabulün usul sonuçları da bu maddede değil, ilgili hükümlerinde yer alır.

Tasarruf ilkesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Tasarruf ilkesi
Dava konusu hakkın ve davanın açılması, sürdürülmesi ve sonlandırılmasının taraf iradesine bağlı olması ilkesidir. Hâkim, bu iradeye dayanmadan davayı kendiliğinden başlatamaz.
Tasarruf yetkisi
Tarafın dava konusu hak üzerinde feragat, kabul, sulh gibi işlemlerle hukuki sonuç doğurabilme yetkisidir. Yalnız tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebildiği haklar için geçerlidir.
Kendi lehine olan dava
Tarafın kendi hukuki yararına olan ve açılıp açılmaması tamamen kendisine bırakılmış bulunan dava veya talepdir. Kanun açıkça aksini belirtmedikçe kişi bu davayı açmaya zorlanamaz.
Dava konusu hak
Davada ileri sürülen, tarafların serbestçe tasarruf edebildiği maddi hukuk ilişkisidir. Kamu düzenine ilişkin haklar ve kişi varlığına bağlı haklar bu kapsamda değerlendirilmez.
Dava açıldıktan sonra tasarruf
Davanın açılmasından sonra da tarafların feragat, kabul veya sulh yoluyla davayı sonlandırabilmesi ve konuyu değiştirebilmesi yetkisidir. Bu yetki yalnız tasarruf edilebilir haklarda devam eder.

HMK m.25 — Taraflarca getirilme ilkesi

Madde, medeni yargılamada taraflarca getirilme ilkesinin iki yönünü düzenler: hâkimin tarafların söylemediği vakıa ve itirazları kendiliğinden dikkate almasının ve onları hatırlatabilecek davranışlarda bulunmasının yasaklanması (birinci fıkra) ile kanunla belirtilmedikçe hâkimin kendiliğinden delil toplayamaması (ikinci fıkra). Kural, özel hukuk uyuşmazlıklarında yargılamayı yürüten tüm hâkimler ve mahkemeler bakımından uygulanır. Madde, hâkimin tasarruf ilkesi, talebe bağlılık ve kendiliğinden araştırma ilkesinin istisnaları gibi konuları düzenlemez. Kamu düzenine ilişkin davalarda kendiliğinden araştırmanın hangi davalarda geçerli olduğu, maddenin kendisinde değil, davanın düzenlendiği kanun maddesi ve niteliğinden belirlenir. Talebe bağlılık ilkesi (m.26), tasarruf ilkesi (m.24) ve tarafların hukuki dinlenilme hakkı (m.27) bu maddede yer almaz. Delil toplama yetkisi (ör. m.266, m.288, m.169) ve davanın ihbarı gibi usul müesseseleri de ayrı maddelerde düzenlenmiştir.

Taraflarca getirilme ilkesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Taraflarca getirilme ilkesi
Dava malzemesinin, yani dayanılan vakıaların ve bunların delillerinin mahkemeye taraflarca sunulması gerektiği ilkesidir. Hâkim, incelemesini taraflarca bildirilen malzeme üzerinde yapar.
Vakıa
Hukuki sonuç doğuran, somut ve tarafların ileri sürdüğü olgudur. Hukuki nitelendirme ve kanun bilgisi vakıa sayılmaz; hâkim hukuku resen uygular.
Dikkate alma
Hâkimin kararında bir vakıayı temel alması ya da onu hükme esas tutmasıdır. Tarafın bildirmediği bir vakıa, hâkimin kişisel bilgisinden gelse dahi hükme esas alınamaz.
Hatırlatabilecek davranış
Hâkimin, tarafa ileri sürmediği bir vakıayı ya da delili anımsatacak biçimde soru sorması, yönlendirici açıklama yapması veya ima içeren tutum takınmasıdır. Bu tür davranış da yasaktır.
Kendiliğinden delil toplama
Hâkimin tarafların göstermediği bir delili, kanunda öngörülmedikçe kendi girişimiyle getirmesidir. Bilirkişi, keşif ve isticvap gibi kanunda açıkça öngörülen hâller bu yasağın dışındadır.
Kanunda öngörülen istisna
Kanunun hâkime kendiliğinden araştırma yetkisi verdiği hallerdir. İstisnanın kapsamı, ilgili kanun maddesinin açık metninden belirlenir ve genişletilemez.

Taraflarca getirilme ilkesi: hangi şartlar aranır?

  • Vakıanın hükme esas alınabilmesi için, vakıanın taraflardan birince usulüne uygun biçimde ileri sürülmüş olması gerekir.
  • Hâkimin bir itiraz sebebini kendiliğinden gözetebilmesi için, o itiraz sebebinin dayanağı olan vakıanın usulüne uygun bildirilmiş olması gerekir; bildirilmemiş itiraz sebebi kendiliğinden gözetilemez.
  • Hâkimin bir delile başvurabilmesi için, delilin taraflarca gösterilmiş olması veya bunun kanunda öngörülen bir istisna (bilirkişi, keşif, isticvap gibi) olması gerekir.
  • Hâkimin söylemediği vakıayı hatırlatabilecek davranışta bulunmaması gerekir; aksi halde tarafsızlık ilkesi zedelenir.
  • Vakıa ile hukuki nitelendirme ayrılmalıdır; hâkim tarafların ileri sürdüğü vakıalara hukuku resen uygular.

Taraflarca getirilme ilkesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Tarafların ileri sürmediği bir vakıaya dayanılarak verilen hüküm, taraflarca getirilme ilkesine aykırı olur ve bozma sebebi oluşturur.
  • Usulüne uygun ileri sürülmemiş bir itiraz sebebi hâkim tarafından kendiliğinden gözetilemez; ancak usulüne uygun bildirilen vakıalardan doğan itiraz sebepleri kendiliğinden gözetilir.
  • Kanunla öngörülmeyen bir delil, hâkim tarafından kendiliğinden toplanamaz; böyle toplanan delile dayanılarak verilen karar hukuka aykırı olur.
  • Hâkimin, tarafa belli bir vakıayı veya delili hatırlatması yasaktır; ancak olayı aydınlatmak için taraftan açıklama ya da delil göstermesini istemesi serbesttir.
  • Kanunda öngörülen istisnalar (bilirkişi, keşif, isticvap gibi) uygulanırken hâkim kendiliğinden hareket edebilir.
  • Kamu düzenine ilişkin bir hüküm bulunması, tarafların bildirmediği vakıayı kendiliğinden dikkate almayı tek başına haklı kılmaz; bu, davanın niteliğine göre belirlenir.

Taraflarca getirilme ile kendiliğinden araştırma arasındaki fark nedir?

Özel hukuk uyuşmazlıklarında ve tarafların tasarruf serbestisinin bulunduğu davalarda, dava malzemesi taraflarca getirilir.

Kamu düzenini ilgilendiren ya da çekişmesiz yargılama niteliğindeki davalarda hâkim maddi gerçeği resen araştırır.

Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davada hâkim vakıayı ve delili resen araştırabilir; aksi halde m.25 hükümleri geçerlidir.

Vakıa ile hukuki nitelendirme arasındaki fark nedir?

Vakıa, tarafların ileri sürmesi gereken somut olgudur.

Hukuki nitelendirme, hâkimin kanun bilgisiyle yaptığı işlemdir.

Hâkim, tarafların ileri sürdüğü vakıalara doğru hukuk kuralını resen uygular; tarafların hukuki nitelendirmesiyle bağlı değildir.

Kanunda öngörülen istisna ile genel kural arasındaki fark nedir?

Kanun, hâkime açıkça kendiliğinden delil toplama ya da vakıayı dikkate alma yetkisi verdiği hallerde istisna geçerlidir.

Kanunda açık bir yetki bulunmayan hallerde genel kural (taraflarca getirilme) uygulanır.

İstisnanın varlığı her hâlde kanun maddesine dayandırılmalıdır; istisna yorumla genişletilemez.

Hâkimin kişisel bilgisi ile dava malzemesi arasındaki fark nedir?

Hâkimin tanık olduğu veya başka yolla öğrendiği olgular, kişisel bilgi niteliğindedir.

Dava malzemesi, tarafların usulüne uygun bildirdiği vakıa ve delillerden oluşur.

Kişisel bilgi, taraflarca sunulmadıkça hükme esas alınamaz; tanık olan hâkim için ayrıca ret sebebi doğabilir (m.36/1-c).

Taraflarca getirilme ilkesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Hâkimin, tarafların ileri sürmediği bir vakıayı dosyadaki başka bir belgeden kendiliğinden çıkarıp hükme esas alması; oysa vakıa tarafça usulüne uygun ileri sürülmedikçe hükme esas alınamaz.
  • Hukuki nitelendirmeyi vakıa sanmak; tarafların yanlış hukuki nitelendirmesiyle bağlı kalmadan hâkimin doğru kuralı resen uygulaması gerekir, bu m.25 ihlali değildir.
  • Kamu düzenini ilgilendiren her davayı kendiliğinden araştırma ilkesine tabi saymak; kamu düzenine ilişkin olmak tek başına yeterli değildir, davanın niteliği ve kanun maddesi birlikte değerlendirilmelidir.
  • Tarafın ileri sürmediği bir itiraz sebebini, ilk derece mahkemesinin usulüne uygun ileri sürülmemiş olmasına rağmen istinaf aşamasında kendiliğinden gözetmek.
  • Olayı aydınlatma görevi kapsamında tarafa açıklama veya delil sunmasını istemeyi, tarafa belirli bir delili hatırlatmak sanmak; birincisi serbest, ikincisi yasaktır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıayı kendiliğinden dikkate alması, taraflarca getirilme ilkesine aykırı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/849 E., 2024/1002 K., 06.06.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2023/1042 E., 2024/44 K., 31.01.2024)
  • Taraflarca getirilme ilkesinin uygulanmadığı kabul edilen davalarda, kamu düzenine ilişkin olup olmadığı davanın düzenlendiği kanun maddesine ve niteliğine göre belirlenmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/848 E., 2024/4 K., 24.01.2024)
  • Taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu bir davada, hâkimin vakıaya ilişkin delil toplaması kanuni istisna olmadıkça yapılamaz. (Hukuk Genel Kurulu, 2013/1881 E., 2015/1124 K., 01.04.2015)
  • İddia yükünün yerine getirilmemesi hâlinde ortada gerçek anlamda bir vakıa iddiası bulunmadığından, hâkimin bu vakıayı hatırlatması veya dayanması mümkün değildir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/310 E., 2026/343 K., 27.02.2026)
  • Hâkimin, tarafa dava malzemesini tamamlatmak üzere sorular sorması ve açıklama istemesi, olayı aydınlatma görevi kapsamında serbesttir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/849 E., 2024/1002 K., 06.06.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2023/1042 E., 2024/44 K., 31.01.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Asıl talebi ileri süren taraf, talebini dayandırdığı vakıaları ve bunların delillerini mahkemeye sunmak zorundadır; hâkim bu vakıaları kendiliğinden bulamaz.
  • Davalı, savunmasında dayandığı itiraz ve def'i vakıalarını kendisi bildirmek ve ispat etmek zorundadır; bildirilmeyen itiraz sebebi kendiliğinden gözetilmez.
  • Hâkimin kişisel bilgisi hükme esas alınamaz; bu bilginin dava malzemesine taraflarca getirilmesi gerekir ve karşı taraf bu vakıa üzerinde beyanda bulunma hakkına sahiptir.
  • Kendiliğinden araştırma istisnasının uygulandığı hâllerde, delil toplama yetkisinin kaynağı kanun maddesi olmalıdır; bu yetkiye dayanılmadan toplanan delil hükme esas alınamaz.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.24: Tasarruf ilkesini düzenler; taraflarca getirilme ilkesi bu ilkenin doğal bir tamamlayıcısıdır ve iki ilke birlikte uygulanır.
  • 6100 sayılı Kanun m.26: Talebe bağlılık ilkesini düzenler; hâkim, taraflarca getirilen vakıalarla birlikte talep sonuçlarıyla da bağlıdır.
  • 6100 sayılı Kanun m.27: Hukuki dinlenilme hakkını düzenler; tarafların vakıalarını bildirme ve delil sunma imkânını güvenceye alır.
  • 6100 sayılı Kanun m.36: Hâkimin tanık olması hâlinde ret sebebi oluşturduğu hükmünü içerir; kişisel bilginin hükme esas alınamaması ile bağlantılıdır.
  • 6100 sayılı Kanun m.169: İsticvabın hâkim tarafından kendiliğinden yaptırılabileceği istisnayı oluşturur.
  • 6100 sayılı Kanun m.266: Bilirkişi incelemesine hâkimin kendiliğinden karar verebileceği istisnayı oluşturur.
  • 6100 sayılı Kanun m.288: Keşfe hâkimin kendiliğinden karar verebileceği istisnayı oluşturur.

HMK m.26 — Taleple bağlılık ilkesi

HMK m.26, hâkimin taleple bağlılık ilkesi uyarınca karar verme sınırını düzenler. Hâkimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğunu, talep edilenden fazlasına ya da başka bir şeye karar veremeyeceğini, duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebileceğini belirtir. Kural, medenî yargılamada taraflara ait tasarruf ve talep yetkisine dayanan tüm davalarda, kanun yollarında da uygulanır. Maddenin ikinci fıkrası, hâkimin taleple bağlı olmadığı kanun hükümlerini saklı tutar. Madde, davanın açılması ve tasarruf ilkesinin kendisini düzenlemez (m.24). Taraflarca getirilme ilkesi ve vakıaların ileri sürülmesi (m.25) ile re'sen delil toplama yasağı da bu maddede yer almaz. Dava dilekçesinin içeriği, ıslah ve talep sonucunun artırılması usulleri de bu maddenin konusu değildir ve ilgili usul maddelerinde düzenlenir.

Taleple bağlılık ilkesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Taleple bağlılık ilkesi
Hâkimin karar sınırının tarafların talep sonuçlarıyla çizildiği ilkedir. Hâkim talep edilenden fazlasına, başka bir şeye karar veremez; talepten azına karar verebilir.
Talep sonucu
Davacının davasıyla istediği hukuki sonuçtur. Hâkimin karar sınırını belirler ve dava dilekçesinde belirlenir.
Ultra petita
Talepten fazlasına karar verilmesidir. Talep sonucunun miktar bakımından aşılmasıdır ve maddede yasaklanmıştır.
Extra petita
Talep edilmeyen başka bir şeye karar verilmesidir. Talebin niteliği bakımından aşılmasıdır ve maddede yasaklanmıştır.
Talepten azına karar verme
Talep edilenden daha az bir sonuca hükmetmedir. Kanunda izin verilmiştir ve talep sonucuyla aynı nitelikte olmalıdır.

Taleple bağlılık ilkesi: hangi şartlar aranır?

  • Karara bağlanacak talebin dava dilekçesinde ya da talep sonucunda açıkça belirlenmiş olması gerekir.
  • Hükmün talep sonucunun miktarını aşmaması gerekir; talepten fazlasına karar verilemez.
  • Hükmün talep edilenin dışında başka bir şeye ilişkin olmaması gerekir.
  • Talepten azına karar verilecekse bu, talep sonucuyla aynı nitelikte olmalıdır.
  • Hâkimin taleple bağlı olmadığını öngören bir kanun hükmü varsa, bu ilke o hüküm bakımından uygulanmaz.

Taleple bağlılık ilkesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Talep sonucundan fazlasına karar verilirse hüküm, talebi aşan kısım bakımından taleple bağlılık ilkesine aykırı olur ve bozma sebebi oluşturur.
  • Talep edilmeyen başka bir şeye karar verilirse hüküm, talep edilmeyen kısım bakımından aykırı sayılır.
  • Talepten daha azına karar verilmesi kanunda açıkça izin verilen bir hâldir ve aykırılık oluşturmaz.
  • Talep sonucu, davacının maddi hukuktan kaynaklanan hakkının yalnızca bir kısmı ise hâkim bu kısımla sınırlı karar verir.
  • Hâkimin taleple bağlı olmadığını öngören kanun hükümleri bulunan hallerde, ilke o hüküm bakımından uygulanmaz ve hâkim daha geniş karar verebilir.
  • Taleple bağlılık ilkesi kanun yollarında da geçerlidir.

Talepten fazla ile talepten az karar arasındaki fark nedir?

Talep sonucunun aşıldığı karar, yani talepten fazlası ya da talep edilmeyen başka bir şey içeren hüküm.

Talep sonucunun içinde kalan, daha azına hükmeden karar.

Birincisi taleple bağlılık ilkesine aykırıdır ve bozma sebebidir; ikincisi kanunca açıkça izin verilmiştir.

Talep miktarının aşılması ile talep niteliğinin aşılması arasındaki fark nedir?

Miktar bakımından aşım: talep edilen tutarın üzerine çıkılması, örneğin faiz talep edilmeden faizle birlikte hüküm kurulması.

Nitelik bakımından aşım: talep edilmeyen başka bir hukuki sonucun verilmesi, örneğin tazminat talebi üzerine alacağa hükmedilmesi.

Her iki hal de m.26 aykırılığıdır. Yargıtay uygulamasında miktar aşımı ile talep edilmeyen konuda hüküm, ayrı biçimlerde değerlendirilmiştir.

Taleple bağlılık ile hâkimin taleple bağlı olmadığı haller arasındaki fark nedir?

Genel kural: Hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır.

Kanunda açıkça öngörülen istisnai haller, m.26/2 kapsamında hâkimin taleple bağlı olmadığı durumlar.

İstisnai hallerde hâkim talep edilmeyen bir konuda da karar verebilir; bu hallerin kanunda açıkça belirtilmesi gerekir.

Talep sonucunun daha azı ile kanun yolu aşamasında talep sınırı arasındaki fark nedir?

İlk derece hükmünde talep sonucundan daha az bir karar verilmesi, kanunca mümkündür.

Kanun yolu incelemesinde, istinaf ya da temyiz edenin talebinin ötesine geçilmesi.

Kanun yollarında da taleple bağlılık geçerlidir; kararın kanun yolu talebinin ötesine geçilemez.

Taleple bağlılık ilkesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Talep edilmeyen faizin, alacak asıl kalemine hükmedilirken kendiliğinden eklenmesi; faiz talebinin varlığı ayrıca araştırılmalıdır.
  • Islahla artırılmayan talebin, bilirkişi raporundaki fazla kalemlerle genişletilmesi; ıslah bir usul işlemidir ve yeni dava yerine geçmez.
  • Talepten azına karar verilmesini de aykırı saymak; m.26 bu hali açıkça serbest bırakır, aykırılık oluşmaz.
  • Taleple bağlılığın yalnızca miktar bakımından aranacağını sanmak; talep edilmeyen başka bir şeye karar verilmesi de aynı ölçüde yasaktır.
  • m.26/2 istisnasını genel kural gibi uygulamak; istisna yalnızca kanunda açıkça öngörülen hallerde geçerlidir.
  • Kanun yolu incelemesinde talep sınırını gözden kaçırmak; taleple bağlılık kanun yolunda da geçerlidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Talep edilen alacağa faiz talep edilmeden faizle birlikte hüküm kurulmasının taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2026/216 E., 2026/184 K., 27.02.2026)
  • Davacının 13 günlük izin ücreti talep ettiği ve talebini ıslahla artırmadığı hâlde 91 günlük izin ücreti toplamına hükmedilmesinin m.26'ya aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/1976 E., 2026/189 K., 04.02.2026)
  • Talep edilen eşyalar dışında bilirkişi raporuna başka kalemlerin eklenerek hüküm kurulmasının, ıslahla talebin genişletilemeyeceği gerekçesiyle taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024)
  • Talebin miktar olarak aşıldığı ve talep edilmeyen bir kalemin hükme eklendiği hâllerin bozma sebebi olduğu kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/1582 E., 2026/183 K., 04.02.2026)
  • Kanun yolu aşamasında talep edilen sınırın aşılmasının da m.26 kapsamında değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/351 E., 2025/602 K., 08.10.2025)
  • Talep sonucunun ayni ya da edimsel içeriğinin aşılarak daha geniş bir yükümlülüğe hükmedilmesinin m.26'ya aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/2278 E., 2025/670 K., 17.04.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Talep sınırının aşılıp aşılmadığını ileri süren taraf, dava dilekçesindeki talep sonucu ile hükmün sonuç kısmını karşılaştırarak ortaya koyar; ispat yükü bu karşılaştırmayı yapan tarafa aittir.
  • Talep sonucu dava dilekçesi, ıslah dilekçesi ve duruşma tutanaklarıyla belirlenir; yazılı kayıt en üstün delildir.
  • Talebin miktar veya nitelik olarak aşıldığı iddiasını ileri süren taraf, hükmün sonuç kısmının talep edilmeyen bir konuya ilişkin olduğunu göstermekle yükümlüdür.
  • Dava konusunun bilirkişi raporuna dayanılarak genişletildiği iddiası, dava dilekçesi ile bilirkişi raporu karşılaştırılarak ispatlanır.
  • Hâkimin taleple bağlı olmadığı iddiasını ileri süren taraf, dayandığı kanun hükmünü göstermek zorundadır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.24: Tasarruf ilkesini düzenler; m.26, bu ilkenin bir açılımı olarak talep sınırını belirler.
  • 6100 sayılı Kanun m.25: Taraflarca getirilme ilkesini düzenler; hâkim vakıalar bakımından taraf iddialarıyla bağlıdır ve bu ilke m.26 ile birlikte uygulanır.
  • 6100 sayılı Kanun m.29: Medenî yargılamada asıl olan tasarruf ilkesinin genel çerçevesini düzenler; m.26 bu ilkenin bir yönünü açar.

HMK m.27 — Hukuki dinlenilme hakkı

Madde, yargılamanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri bakımından hukuki dinlenilme hakkının kapsamını ve bu hakkın üç unsurunu düzenler: yargılama hakkında bilgi sahibi olunması, açıklama ve ispat hakkı ile mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirme yapması ve kararların somut ve açık biçimde gerekçelendirilmesi. Hakkın taraflar dışındaki ilgililere de uygulandığını, ancak taraflar bakımından mutlak olduğunu ve diğer ilgililer bakımından yalnızca kendilerini ilgilendiren bölümle sınırlı olduğunu kapsar. Maddenin kendisi süre, tutar veya usul ayrıntısı içermez. Taraf teşkili kurallarını, tebligat usulünü ve delil toplama ayrıntılarını bu madde düzenlemez; bunlar ilgili HMK hükümlerinde yer alır. Talep ile bağlılık ilkesi (m.26) ve yargılama giderleri gibi komşu konular da bu maddenin kapsamında değildir.

Hukuki dinlenilme hakkı: hangi kavramlar bilinmeli?

Hukuki dinlenilme hakkı
Yargılamanın ilgililerinin kendi haklarıyla bağlantılı olarak yargılamadan haberdar olma, açıklama yapma ve ispat sunma, mahkemenin de bunları dikkate alma yükümlülüğüdür. Madde, iddia ve savunma hakkından daha geniş bir kavram olarak ele alınır.
Yargılamanın diğer ilgilileri
Taraf sıfatı bulunmayan ancak yargılamanın sonucundan etkilenen kişilerdir. Örneğin davada dinlenen tanık ve bilirkişi ile icra şikâyetinde menfaati etkilenen üçüncü kişiler bu kapsamda değerlendirilir. Bunların hakkı yalnızca kendilerini ilgilendiren bölümle sınırlıdır.
Müdahil
Davaya taraflardan birinin yanında katılan kişidir. Madde metninde müdahiller hukuki dinlenilme hakkı sahipleri arasında açıkça sayılmıştır. Asli müdahil zaten taraf sayılır.
Sürpriz karar yasağı
Mahkemenin, taraflara tartışma fırsatı verilmeden, hukuki dayanağı öngörülemeyen ya da yerleşik içtihada tamamen aykırı bir karar vermesini engelleyen ilkedir. Madde gerekçesinde geçer, metinde yer almaz.

Hukuki dinlenilme hakkı: hangi şartlar aranır?

  • Hukuki dinlenilme hakkının sahibinin taraf, müdahil veya yargılamanın diğer ilgilisi olması ve hakkının bu sıfatla bağlantılı bulunması gerekir.
  • Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasının sağlanması gerekir; ilgili, yargılamadaki gelişmelerden haberdar edilmelidir.
  • Açıklama ve ispat hakkı tanınmalıdır; ilgiliye iddia ve savunmasını sunma ve delil gösterme imkânı verilmelidir.
  • Mahkeme, ilgililerin açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmelidir; bunları hiç görmezden gelmek ya da yüzeysel incelemek hakkın ihlali sayılır.
  • Kararın somut ve açık biçimde gerekçelendirilmesi gerekir; eksik, şekli veya görünüşte gerekçe bu unsuru karşılamaz.
  • Diğer ilgililer bakımından hak, yalnızca davanın onları ilgilendiren bölümüyle sınırlı olarak uygulanmalıdır.

Hukuki dinlenilme hakkı: hangi sonuçları doğurur?

  • Hukuki dinlenilme hakkına aykırılık istinaf sebebi oluşturur.
  • Hukuki dinlenilme hakkına aykırılık temyizde bozma sebebi oluşturur.
  • Hakkın ihlalinin niteliğine göre yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak kabul edilebilir.
  • Hakkın ihlali hâlinde, iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurulabilir.
  • Taraflara bilgi verilmeden ve savunma imkânı tanınmadan verilen karar hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder.
  • Gerekçesi eksik, şekli veya görünüşte olan karar hakkın ihlali sonucunu doğurur.
  • Hak, taraflar bakımından mutlak niteliktedir; diğer ilgililer bakımından yalnızca kendilerini ilgilendiren bölümle sınırlıdır.
  • Hükmün emredici niteliği madde metninde açıkça belirtilmiş değildir; hak ilkesel bir güvencedir ve yargılamanın her aşamasında uyulması gerekir.

Taraflar ile diğer ilgililer arasındaki fark nedir?

Dava tarafları ve müdahil asli taraflar, hakkın bütün unsurlarından tam olarak yararlanır.

Tanık, bilirkişi ve icra şikâyetinde menfaati etkilenen üçüncü kişi gibi diğer ilgililer, yalnızca kendilerini ilgilendiren yargılama bölümü bakımından hakka sahiptir.

Taraflar için hak mutlaktır; diğer ilgililerin hakkı sınırlıdır ve ihlal hâlinde yalnız o bölüm bakımından sonuç doğurur.

Asli müdahil ile feri müdahil arasındaki fark nedir?

Asli müdahil, kendi hakkını ileri sürerek davaya katılır ve zaten taraf olarak değerlendirilir.

Feri müdahil, taraflardan birinin yanında davaya katılır ve onun hukuki yararını destekler.

Asli müdahil taraf gibi tam hakka sahipken, feri müdahil hakkını ilgili olduğu ölçüde kullanır; madde metninde müdahiller açıkça sayılmıştır.

Yargılamanın bütün evreleri ile belirli bir aşama arasındaki fark nedir?

Hukuki dinlenilme hakkı belli bir yargılamaya ya da aşamaya bağlı bir ilke değildir.

Ancak hakkın içeriği yargılamanın niteliğine, çözüm yoluna ve uyuşmazlığa göre belirlenir.

Çekişmeli ve çekişmesiz yargıda, geçici hukuki korumada ve icra takibinde hak uygulanır; ancak somut içerik her yargılama türüne göre değişir.

Açıklama hakkı ile mahkemenin değerlendirme yükümlülüğü arasındaki fark nedir?

Açıklama ve ispat hakkı, tarafın iddia ve savunmasını sunabilmesini güvence altına alır.

Değerlendirme yükümlülüğü, mahkemenin bu açıklamaları gerçekten dikkate alıp gerekçede karşılamasını ister.

Açıklamaya imkân verilmesi tek başına yeterli değildir; açıklamanın karara yansıtılmaması da hakkın ihlali sayılır.

Hukuki dinlenilme hakkı: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Hukuki dinlenilme hakkını yalnızca tarafların hakkı saymak; müdahiller ve yargılamanın diğer ilgililerini de kapsadığını gözden kaçırmak.
  • Diğer ilgililerin hakkını taraflarla aynı genişlikte uygulamak; oysa bu hak yalnızca kendilerini ilgilendiren bölümle sınırlıdır.
  • Hakkın yalnızca belli bir yargılama ya da aşama için geçerli olduğunu düşünmek; hak, yargılamanın her aşamasında geçerlidir.
  • Tebligat yapıldığını varsayarak dosya üzerinden karar vermek; savunma imkânı tanınıp tanınmadığının kontrol edilmemesi hatadır.
  • Açıklamalara imkân tanınmasını yeterli saymak; mahkemenin açıklamaları karara yansıtmadan hüküm kurması ayrı bir ihlaldir.
  • Gerekçeyi yalnızca var olması yeterli sayarak somutluk ve açıklık şartını aramamak; şekli ya da görünüşte gerekçe hakkı ihlal eder.
  • Hukuki dinlenilme hakkı ihlalini yalnızca usul hatası olarak görüp bozma, istinaf ve yenilenme sonuçlarını değerlendirmemek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Hukuki dinlenilme hakkına aykırılık, istinaf ve temyizde bozma sebebi olarak kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)
  • Taraflara tebligat yapılmadan ve savunma imkânı tanınmadan dosya üzerinden karar verilmesi hakkın ihlali sayılmaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)
  • Keşfin tarafların usulüne uygun davet edilmeden yapılması ve bu keşfe dayanılarak hüküm kurulması hakkın ihlali kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)
  • Mahkemenin, taraflara tanık bildirme imkânı tanınmasına rağmen bu talebi karara bağlamadan nihai hüküm kurması hak ihlali sayılmaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)
  • Mahkemenin kararlarında somut ve açık gerekçe yazmaması; atıf yapılmasına rağmen istemi tek tek değerlendirmemesi bozma sebebi kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)
  • Taraf teşkilinde eksiklik bulunan hâllerde, vesayet altına alınan kişiye savunma imkânı verilmeden hüküm kurulması hakkın ihlali olarak değerlendirilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)
  • Hak ihlalinin niteliğine göre yargılamanın yenilenmesi sebebi sayılabileceği kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Hukuki dinlenilme hakkına aykırılığı ileri süren taraf, ihlalin gerçekleştiğini ispatlamakla yükümlüdür; ihlal, dosya kayıtlarındaki tebligat, tutanak ve ara kararlarla gösterilir.
  • Tebligat ve davet işlemlerinin usulüne uygun yapıldığını ispat yükü mahkemededir; bu işlemlerin yapılmadığını ileri süren taraf, tebligat evrakındaki eksikliği ortaya koymalıdır.
  • Açıklama ve ispat hakkının kullanılmadığını ileri süren karşı taraf, ilgilinin bu hakkı kullanma imkânının bulunduğunu ve kullanmadığını göstermelidir.
  • Gerekçe eksikliği iddiasında, ispat yükü değerlendirme eksikliğini gösteren karar metnine dayanır; karar metninin kendisi bu delilin temelidir.
  • Taraflar ileri sürdükleri iddiaları ve delillerini dosyaya sunmakla yükümlüdür; sunulmayan bir delilin dikkate alınmaması tek başına hak ihlali sayılmaz.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 m.26: Talep ile bağlılık ilkesini düzenler. Hukuki dinlenilme hakkı kapsamında mahkemenin tarafların talebini aşmadan karar vermesi gerekir; aşan karar bu hakkın ihlali yönünden de değerlendirilir.
  • 6100 m.138: Dosya üzerinden karar verilmesine olanak tanıyan hükümdür; uygulamada bu yetkinin kullanılması da taraflara savunma imkânı tanınmasına bağlanmıştır.

HMK m.28 — Aleniyet ilkesi

Madde, medeni yargılamada duruşmaların ve kararların bildirilmesinin alenî olması ilkesini düzenler; duruşmaların kısmen veya tamamen gizli yapılmasının koşullarını, gizlilik talebinin incelenme usulünü ve gizli yargılamada hazır bulunanların bilgileri açıklamamasına ilişkin uyarıyı kapsar. Kurala, taraflar, mahkeme ve gizli duruşmada hazır bulunan kişiler bakımından uygulanır. Maddede gerekçe, tarihçe veya değerlendirme yer almaz. Madde; tanıkların ve bilirkişilerin dinlenmesine ilişkin usul kurallarını (m.240 vd.), ses ve görüntü nakli yoluyla duruşmayı (m.149 vd.), kararın içeriği ve gerekçesini (m.297 vd.) düzenlemez. Ayrıca, gizliliğin ihlali suçunun cezasını ve yaptırımını Türk Ceza Kanunu düzenler; maddede yalnız bu suça atıf yapılır. Yargılama ile ilgili ön sorunların çözüm usulü (m.33 çerçevesinde değerlendirilen ara kararları) ile hükmün tefhimi ayrı bir usul konusudur ve bu maddede ayrıca düzenlenmez.

Aleniyet ilkesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Alenîlik
Duruşmaların herkesin izleyebileceği biçimde yapılması ve kararların bildirilmesi ilkesidir. Duruşma salonunun kapısının sürekli açık olması anlamına gelmez; isteyenin salona girip yargılamayı izleyebilmesi yeterlidir.
Gizli duruşma
Duruşmanın tamamının veya bir kısmının herkese açık olmadan yapılmasıdır. Yalnızca genel ahlâkın, kamu güvenliğinin ya da yargılamayla ilgili kişilerin korunmaya değer önemli bir çıkarının kaçınılmaz biçimde gerektirdiği hâllerde uygulanabilir.
Kesin olarak gerekli kılma ölçütü
Gizliliğe karar verilebilmesi için ahlâk, kamu güvenliği veya üstün bir menfaatin korunmasının zorunlu olduğu bir durumun varlığını ifade eder. Sadece bu gerekçelerin bulunması yeterli değildir; gizliliğin kaçınılmaz olması aranır.
Gizlilik talebi
Tarafların gizli duruşma yapılmasını istemesidir. Bu talep, ön sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır.
Resen gizlilik kararı
Mahkemenin taraf talebi olmaksızın kendiliğinden gizli duruşmaya karar vermesidir. Kapsam olarak aynı kesin gerekli kılma ölçütüne bağlıdır.

Aleniyet ilkesi: hangi şartlar aranır?

  • Duruşmanın veya kararın bildirilmesinin herkese açık yapılması gerekir; bu, kural olarak tüm duruşmalar için aranan koşuldur.
  • Gizli duruşma yapılabilmesi için genel ahlâkın, kamu güvenliğinin ya da yargılamayla ilgili kişilerin korunmaya değer üstün çıkarının kaçınılmaz biçimde gerektirdiği bir durum bulunmalıdır; bu ölçüt sıradan gerekçelerle yetinmez.
  • Gizliliğe ilgilinin talebi üzerine veya resen mahkemece karar verilebilir; talep varsa mahkemenin ayrıca talebi değerlendirmesi gerekir.
  • Gizlilik talebi, ön sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenmeli ve karara bağlanmalıdır.
  • Gizlilik kararının gerekçesi, esas hakkındaki kararla birlikte açıklanmalıdır.
  • Gizli yargılama işlemleri sırasında hazır bulunanlara, edindikleri bilgileri açıklamamaları ve TCK'nın gizliliğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağı ihtar edilmeli ve bu husus tutanağa geçirilmelidir.

Aleniyet ilkesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Kesin gerekli kılma ölçütü gerçekleşmişse duruşmanın tamamı veya bir kısmı gizli yapılabilir.
  • Gizli yapılan duruşmada salonda taraflar, vekilleri ve ilgili tanık ya da bilirkişi dışında kimse bulunamaz.
  • Gizlilik talebinin reddi hâlinde de mahkeme, ön sorun incelemesi çerçevesinde bu kararını gerekçelendirmek zorundadır.
  • Gizlilik kararı, esas hakkındaki kararla birlikte gerekçesiyle açıklanır.
  • Gizli duruşmada hazır bulunanlar bilgileri açıklamamakla yükümlüdür; bu yükümlülük ihtar edilir ve tutanağa geçirilir.
  • Kararların bildirilmesi, gizlilik kararı verilmiş olsa dahi alenî kalır.
  • Kesin gerekli kılma ölçütü gerçekleşmeden duruşmayı gizli yapmak, alenîlik ilkesine aykırılık ve dolayısıyla kamu düzenine ilişkin bir ihlal doğurur. (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1172 E., 2025/366 K., 04.03.2025)

Alenî duruşma ile gizli duruşma arasındaki fark nedir?

Alenî duruşmada herkes salona girip yargılamayı izleyebilir; kural budur.

Gizli duruşmada salon herkese kapalıdır; yalnızca taraflar, vekilleri ve dinlenecek tanık ya da bilirkişi gibi ilgililer kendilerini ilgilendiren bölüm için salona alınabilir.

Gizli duruşma yalnızca kesin gerekli kılma ölçütü gerçekleşirse yapılabilir; aksi hâlde alenîlik kuralı uygulanır.

Duruşmanın gizliliği ile hükmün (kararın) bildirilmesi arasındaki fark nedir?

Duruşmalar gizli yapılabilir; gizliliğe ilişkin koşullar yalnızca duruşma için düzenlenmiştir.

Kararların bildirilmesi ise madde gereğince alenidir ve bu kuralın gizlilik istisnası maddede ayrıca yer almaz.

Gizlilik kararı verilmiş olsa bile kararın bildirilmesinin alenî olması kuralı ortadan kalkmaz; madde bu ayrımı açıkça gözetir.

Taraf talebi ile resen gizlilik arasındaki fark nedir?

İlgilinin talebi üzerine verilen gizlilik kararında talep, ön sorun olarak gizli duruşmada incelenir.

Mahkemenin resen verdiği gizlilik kararında taraf talebi bulunmaz; yine de aynı kesin gerekli kılma ölçütü aranır.

Her iki hâlde de gerekçe esas hakkındaki kararla birlikte açıklanır; talep reddedilirse gerekçesi ayrıca gösterilir.

Aleniyet ilkesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Gizlilik ölçütünü, ahlâk veya kamu güvenliği gibi genel gerekçelerin varlığı yeterliymiş gibi değerlendirmek; kesin gerekli kılma koşulunu aramamak.
  • Gizlilik kararı verildiğinde kararın bildirilmesinin de gizli olacağını sanmak; kararların bildirilmesi alenîdir.
  • Gizlilik talebini ön sorun usulü içinde gizli duruşmada incelememek ve gerekçesini esas hakkındaki kararla birlikte açıklamamak.
  • Gizli duruşmada hazır bulunanlara bilgi açıklamamaları yönünde uyarıda bulunmayı ve bunu tutanağa geçirmeyi unutmak.
  • Kesin olarak gerekli kılma ölçütünü, duruşmanın tamamı yerine yalnızca bir kısmı için gerekli olduğu hâlde, tüm duruşmayı gizli yapmak şeklinde uygulamak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Alenîlik ilkesinin ihlalinde, duruşmanın gizli yapılmasının kesin olarak gerekli kılınıp kılınmadığının somut olarak irdelenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1172 E., 2025/366 K., 04.03.2025; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2020/2196 E., 2022/113 K., 24.01.2022)
  • Hükmün tefhimi alenî olmak zorundadır; sır niteliğindeki bilgilerin görüşüldüğü oturumlar kapalı yapılabilir, ancak bu hâl hükmün alenîliğini ortadan kaldırmaz. (Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1172 E., 2025/366 K., 04.03.2025)
  • Gizlilik kararının gerekçesinin esas hakkındaki kararla birlikte açıklanması gerektiği kabul edilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2020/2196 E., 2022/113 K., 24.01.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Gizli duruşma yapılmasını talep eden taraf, kesin gerekli kılma ölçütünün gerçekleştiğini somut olgularla ortaya koymakla yükümlüdür.
  • Genel ahlâk, kamu güvenliği veya korunmaya değer üstün menfaat, belgeler, tanık beyanı ya da mahkemenin resen tespit ettiği olgularla ispatlanır.
  • Karşı taraf, gizliliğin gerekmediğini veya alenîlik kuralının daha ağır bastığını savunabilir ve bu savunmasını dayanakları ile ortaya koyar.
  • Gizlilik kararının gerekçesi, esas hakkındaki karar ile birlikte açıklanmadığında kararın denetlenebilirliği zedelenir; bu husus kararın gerekçesinde aranır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun: Türk Ceza Kanunu'nun gizliliğin ihlaline ilişkin hükmü, gizli yargılamada hazır bulunanların bilgileri açıklamaması hâlinde uygulanacak yaptırımı belirler.
  • 6100 sayılı Kanun m.27: Hukuki dinlenilme hakkı, gizli duruşmada da taraflara tanınan savunma olanaklarının korunması bakımından alenîlik ilkesiyle birlikte değerlendirilir.
  • 6100 sayılı Kanun m.33: Gizlilik talebinin incelenmesinde uygulanan ön sorunlar hakkındaki hükümler bu maddenin üçüncü fıkrasında atıf yoluyla kullanılır.

HMK m.29 — Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü

Madde, tarafların yargılama boyunca dürüstlük kuralına uygun davranma yükümlülüğünü (1. fıkra) ve davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun yapma yükümlülüğünü (2. fıkra) düzenler. Yükümlülük hem davacı hem davalı için, ayrıca temsilciler ve vekiller bakımından da geçerlidir. Maddenin düzenlemediği konular: hakimin davayı aydınlatma ödevi (m.31), delil gösterme ve delilleri ibraz yükümlülüğü ile tanık ve tarafların sıfatı gibi delil türüne özgü yükümlülükler (ilgili delil hükümleri), yargılamada usul ekonomisine ve süreye ilişkin yaptırımlar (m.150 gibi düzenlemeler) ile hakkın kötüye kullanılmasının genel hukuktaki kaynağı (TMK m.2) ayrıca hatırlanmalıdır.

Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü: hangi kavramlar bilinmeli?

Dürüstlük kuralı
Hukuki ilişkilerde kişilerin dürüst, namuslu ve karşı tarafta yaratılan güvenle tutarlı davranmasını ifade eden genel ve objektif davranış ölçütüdür. Ölçüt, toplumdaki orta zekâlı dürüst bir kişinin davranışıdır.
Doğruyu söyleme ödevi
Tarafların davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun yapma yükümlülüğüdür. Taraflar ileri sürecekleri vakıaları serbestçe seçebilir, ancak ileri sürdükleri vakıalar doğru olmalıdır.
Hakkın kötüye kullanılması
Bir hakkın, tanınma amacına aykırı biçimde ve kullanan için menfaat yokken ya da çok küçük bir menfaat varken kullanılmasıdır. Hukuk düzeninde emredici bir yasak niteliğindedir ve hâkim bunu resen dikkate alır.
Vakıa
Davanın dayanağını oluşturan, somut olarak gerçekleşmiş olay ve durumlardır. Hukuki nitelendirme vakıa değildir ve bu yükümlülüğün konusu vakıa beyanlarıdır.

Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü: hangi şartlar aranır?

  • Bir yargılama ilişkisinin bulunması gerekir; yükümlülük yargılama süresince, davacı ve davalı için geçerlidir.
  • Taraf, dürüstlük kuralına uygun davranmalıdır; bu davranış, kendi haklarını kullanırken ve yükümlülüklerini yerine getirirken de aranır.
  • Taraf, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun yapmalıdır.
  • Taraf, kendi aleyhine olan vakıaları ileri sürmek zorunda değildir; ancak ileri sürdüğü vakıalarda ve karşı tarafa ilişkin açıklamalarında mahkemeyi yanıltmamalıdır.
  • Açıklamaların hem yazılı hem sözlü yapılmış olması yükümlülüğü değiştirmez; aynı ödev her iki biçim için geçerlidir.

Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü: hangi sonuçları doğurur?

  • Taraf dürüstlük kuralına uygun davranmadığında, bu aykırılığa dayanan beyanlar mahkemece dikkate alınmaz ve değerlendirilmez.
  • Taraf bilinçli olarak yalan söylediğinde, bu durum tarafın beyanlarının değerine ve yargılamanın sonucuna etki eder.
  • Dürüstlük kuralına aykırılık her zaman işlemin hukuki sonuç doğurmasını engellemez; bu nedenle aykırılık, işlemin sonuçlarını ve yargılama giderlerini etkileyebilir.
  • Yükümlülük emredicidir; tarafların sözleşmeyle bu yükümlülüğü kaldırması veya daraltması öngörülmemiştir.
  • Taraflar aleyhlerine olan vakıaları ileri sürmek zorunda değildir; bu durumda doğruyu söyleme ödevi ihlal edilmiş sayılmaz.

Serbest ileri sürme ile gerçeğe aykırı beyan arasındaki fark nedir?

Taraf, hangi vakıayı ileri süreceği konusunda serbesttir ve aleyhine olanı bildirmek zorunda değildir.

Taraf, ileri sürdüğü vakıanın doğru olmasını ve karşı tarafa ilişkin açıklamalarında mahkemeyi yanıltmamasını sağlamalıdır.

Seçim serbestisi yalnız hangi vakıanın ileri sürüleceğini kapsar; gerçeğe aykırı beyan doğruyu söyleme ödevine aykırılık oluşturur.

Hukuki sonuç doğuran işlem ile beyanın dikkate alınmaması arasındaki fark nedir?

Dürüstlük kuralına aykırı işlemin hukuki sonuç doğurmasının mahkemece önlenmesi gerektiği yönündeki görüş, işlemin niteliğine göre belirlenir.

Doğruyu söyleme ödevine aykırılık halinde beyanın mahkemece dikkate alınmaması sonucu doğar.

Dürüstlük kuralına aykırılık, her zaman işlemin hukuki sonuç doğurmasını engellemez; örneğin dürüstlük kuralına aykırı açılan dava görülür, yalnız bu aykırılık yargılama giderleri gibi sonuçlarda dikkate alınır.

Dürüstlük kuralı ile hakkın kötüye kullanılması arasındaki fark nedir?

Dürüstlük kuralı, taraf davranışının genel ölçütüdür ve yargılama süresince geçerlidir.

Hakkın kötüye kullanılması, hakkın amacına aykırı kullanılmasıdır ve emredici bir yasaktır.

Hakkın kötüye kullanıldığı savunma olarak ileri sürülmese bile, hâkim bunu dava dosyasından anlaşıldığı ölçüde resen dikkate alır.

Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Taraf aleyhine olan vakıaları ileri sürmediği için doğruyu söyleme ödevine aykırı davrandığını saymak; ileri sürme serbestisi kapsamdadır.
  • Dürüstlük kuralına aykırılığın her zaman işlemin hükümsüzlüğüne yol açtığını varsaymak; madde bu sonucu açıkça bağlamaz.
  • Hakkın kötüye kullanılması savunmasının ileri sürülmediği için hâkimin bunu dikkate almaması gerektiğini düşünmek; bu yasak resen gözetilir.
  • Yazılı ve sözlü beyanlar arasında doğruyu söyleme ödevi bakımından ayrım yapmak; ödev her iki biçim için de geçerlidir.
  • Temsilci ve vekillerin bu yükümlülükten muaf olduğunu düşünmek; ödev onlar bakımından da geçerlidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargıtay, taraf açıklamalarında dürüstlük kuralına aykırı çelişkili davranışın bulunduğu hallerde, bu davranışa dayanarak karar vermeyi ve hakkın kötüye kullanılmasını dikkate almayı kabul etmektedir. (6. Hukuk Dairesi, 2025/4193 E., 2026/267 K., 21.01.2026; 9. Hukuk Dairesi, 2025/4921 E., 2025/8865 K., 19.11.2025)
  • Yargıtay, dürüstlük kuralına aykırılığın, taraf açıklamalarının aleyhte değerlendirilmesi veya hakkın korunmaması sonucunu doğurabileceğini kabul etmektedir. (2. Hukuk Dairesi, 2022/3989 E., 2023/66 K., 10.01.2023)
  • Hukuk Genel Kurulu, m.29'un dürüstlük kuralının usul hukukundaki özel görünümü olduğunu ve taraf açıklamalarında gerçeğe uygunluk aranacağını kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/419 E., 2024/414 K., 12.09.2024)
  • Yargıtay, dürüstlük kuralına aykırılığın mutlaka yaptırımsız kalmayacağını, ancak her durumda işlemin geçersizliğine yol açmayabileceğini kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/1139 E., 2024/581 K., 27.11.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Dürüstlük kuralına aykırılığı ileri süren tarafın, karşı tarafın gerçeğe aykırı beyanını ve bu beyanın yargılamadaki etkisini ispatlaması gerekir.
  • Çelişkili davranış ve gerçeğe aykırı beyan, dosyadaki yazılı belgeler, önceki dilekçeler, tutanaklar ve tanık beyanlarıyla ispatlanabilir.
  • Taraf, beyanının gerçeğe uygun olduğunu, çelişkinin ya da yanılmanın mazur görülebilir olduğunu savunarak ispat yükü altına girer.
  • Yazılı beyanlar sözlü beyanlarla çelişiyorsa, hâkim dosyadaki yazılı kayıtlara öncelik tanıyarak değerlendirme yapar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 4721 sayılı Kanun m.2: Dürüstlük kuralının ve hakkın kötüye kullanılması yasağının genel hukuk kaynağıdır; m.29 bu ilkenin usul hukukundaki görünümüdür.
  • 6100 sayılı Kanun m.31: Hâkimin davayı aydınlatma ödevini düzenler; taraf açıklamalarındaki belirsizlik ve çelişki halinde hâkim açıklama yaptırabilir ve soru sorabilir.

HMK m.30 — Usul ekonomisi ilkesi

Madde, hâkime yargılamanın makul süre içinde ve düzenli biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlama yükümlülüğü yükleyen usul ekonomisi ilkesini düzenler. Hükmün muhatabı hâkimdir; ilke yargılamanın tüm tarafları ve yargılama süreci boyunca mahkeme için bağlayıcıdır. Maddenin düzenlemediği konular şunlardır: hâkimin kesin süre verme ve bu süreye bağlı usul sonuçları (m.94); bireysel başvuru ve makul sürede yargılanma hakkının ihlaline karşı kanun yolu ve tazminat (kanun dışı içtihat ve Anayasa düzeyi, bu maddede ayrıca düzenlenmemiştir); adli yardım (m.334-340); dava birleştirme ve ayırma ile ilgili özel usul kuralları.

Usul ekonomisi ilkesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Usul ekonomisi ilkesi
Yargılamanın en az gider, en kısa sürede ve en az zorlukla yürütülmesini hedefleyen, hâkime yüklenmiş bir yargılama ilkesidir. Maddenin koyduğu yükümlülük, bu ilkenin hâkim tarafından gözetilmesidir.
Makul süre
Yargılamanın uyuşmazlığın niteliğine uygun, aşırı uzamadan tamamlanmasını ifade eden ölçüdür. Sabit bir gün veya ay sayısı değildir; davanın karmaşıklığı, tarafların davadaki tutumu ve mahkemenin tutumu gibi somut koşullara göre belirlenir.
Gereksiz gider
Davanın çözümü için zorunlu olmayan, önlenebilecek masraf ve harcamadır. Hâkimin, tarafların bu tür giderlere yol açacak işlemlerden kaçınması ve bu tür işlemleri önlemesi gerekir.
Düzenli yürütme
Yargılamanın kanunda öngörülen usul sırasına ve disipline uygun biçimde ilerlemesidir. Usul süreleri ve aşamaları bu düzenin araçlarıdır.

Usul ekonomisi ilkesi: hangi şartlar aranır?

  • Yargılamanın bir dava veya usul işi üzerinden yürüyor olması gerekir; ilke, mahkemenin yargılama faaliyeti sürerken uygulanır.
  • Yargılamanın makul süre içinde yürütülmesi sağlanmalıdır; hâkimin, gecikmeye yol açan gereksiz ertelemelerden ve uzatmalardan kaçınması gerekir.
  • Yargılamanın düzenli biçimde yürütülmesi sağlanmalıdır; usul işlemleri kanunda öngörülen sıra ve biçimde yapılmalıdır.
  • Gereksiz gider yapılmaması sağlanmalıdır; hâkim, çözüme gerekli olmayan masrafa yol açacak işlemlerden kaçınmalıdır.

Usul ekonomisi ilkesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli yürütülmesini sağlamakla yükümlüdür; bu yükümlülük hâkim için emredicidir.
  • Hâkim, gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür; tarafların gereksiz masrafa yol açacak işlemlerinin önlenmesi bu yükümlülüğün parçasıdır.
  • Yargılama makul süreyi aşarsa, bu durum kanun yolu incelemesinde hâkim hakkında değerlendirme konusu olabilir ve ilkenin ihlali sayılır.
  • Hâkimin usul ekonomisine aykırı biçimde yaptığı işlem, örneğin uygunsuz zamanda keşif, gereksiz masraf doğurur ve yargılamayı uzatır; bu durum ilkeye aykırılık oluşturur.
  • Madde hâkimi bağlar; tarafların ilkeye aykırı davranışına doğrudan bir yaptırım bu maddede yer almaz, onlar için ilgili usul kuralları uygulanır.
  • Bu madde tek başına bir hakkı doğurmaz; ilke, hâkimin yargılama faaliyetini yönlendiren genel bir ölçüt niteliğindedir.

Yargılamanın süresi ile kararın doğruluğu arasındaki fark nedir?

Usul ekonomisi, davanın hızlı ve ucuz sonuçlanmasını ister.

Adil yargılanma ve maddi gerçeğin bulunması, aceleye karşı korunmayı gerektirir.

Hızlı yargılama, hatalı karar riski taşıyorsa usul ekonomisi gerekçesiyle esas incelemesinin atlanması caiz değildir; ilke, adil yargılanma ile birlikte uygulanır.

Birlikte görülen davalar ile ayrılması gereken davalar arasındaki fark nedir?

Birlikte görülmesinde fayda olan ve birlikte açılmış davaların ayrılması usul ekonomisine aykırıdır.

Birlikte görülmesi gerekmeyen davaların ayrılmadan görülmeye devam edilmesi davayı gereksiz uzatır.

Her iki durumda da hâkim, davaların birleştirilmesi ya da ayrılması konusunda usul ekonomisine uygun karar vermek zorundadır.

Dava içinde çözülebilecek sorun ile ayrı dava gerektiren sorun arasındaki fark nedir?

Açılan davada çözülebilecek bir sorun, o davada çözülmelidir.

Bu sorunun çözümü için gereksiz yere ikinci bir dava açtırılması usul ekonomisine aykırıdır.

Hâkim, talepler hakkında karar vermeden tarafı yeni dava açmaya yöneltemez.

Usul ekonomisi ilkesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Usul ekonomisini tek amaç saymak; hızlı ama hatalı karar verilmesini meşru görmek. İlke adil yargılanma ve maddi gerçek araştırması ile birlikte uygulanmalıdır.
  • Makul süreyi sabit bir gün ya da ay sayısıyla belirlemek; oysa makul süre davanın somut koşullarına göre değerlendirilir.
  • Birlikte açılmış davaların ayrılmasını veya birlikte görülmeye devam edilmesini mekanik biçimde uygulamak; her iki durumda da usul ekonomisine uygunluk somut olaya göre değerlendirilmelidir.
  • Açılan davada çözülebilecek bir sorunu yeni bir davaya bırakmak; bu durum ilkeye aykırıdır.
  • Keşfin zamanlamasını gözetmeden yapmak; uygunsuz zamanda yapılan keşif gereksiz masraf doğurur.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Bölge adliye mahkemeleri, hâkimin yargılamayı makul süre içinde ve düzenli yürütme yükümlülüğünü bu maddeye dayanarak değerlendirmektedir. (Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, 2025/346 E., 2025/449 K., 06.02.2025; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, 2024/1128 E., 2026/722 K., 22.04.2026)
  • Yargıtay, usul ekonomisi ilkesini adaletin ucuz, çabuk ve isabetli sağlanmasının temel kurallarından biri olarak kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/604 E., 2024/70 K., 07.02.2024)
  • Uygunsuz zamanda yapılan keşif, gereksiz masraf arttırıcı bir işlem olarak usul ekonomisine aykırı kabul edilmektedir.

Nasıl ispat edilir?

  • Usul ekonomisine aykırılığı ileri süren taraf, yargılamada gereksiz gecikme veya gider doğduğunu dosya içeriğiyle ortaya koymalıdır; ispat yükü bu tarafa aittir.
  • Gecikmenin yargılama süreci içinde hangi işlemden kaynaklandığı duruşma zabıtları, ara kararlar ve dosya kayıtlarıyla ispatlanır.
  • Hâkimin gereksiz uzatmadığını ya da tarafın gecikmeye yol açtığını savunan karşı taraf, bu savunmasını dosyadaki usul işlemleriyle ortaya koymalıdır.
  • Usul ekonomisine aykırılığın sonucu olarak doğan giderin gereksizliği, masrafı yapan tarafın gerekli olduğunu gösterememesi halinde kabul edilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.94: Hâkimin kesin süre verme yetkisi ve süreye uyulmamasının sonuçları ile ilgilidir; usul ekonomisinin sürelerle işletilmesine yönelik araçtır.
  • 6100 sayılı Kanun m.334-340: Adli yardım, gider ve masraf yükünü azaltarak ucuzluk unsuruyla ilişkilidir.

HMK m.31 — Hâkimin davayı aydınlatma ödevi

Madde, hâkimin uyuşmazlığın aydınlatılması için taraflara açıklama yaptırabilmesini, soru sorabilmesini ve delil gösterilmesini isteyebilmesini düzenler. Hükmün kapsamı özel hukuk ve diğer yargılamalarda taraflarca getirme ilkesinin sınırları içindeki hâkim müdahalesidir. Madde, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden dikkate almasını, delil toplamasını veya tarafların ileri sürmediği bir talebi ortaya çıkarmasını düzenlemez (m.25). Dava şartlarının eksikliğinin giderilmesine ilişkin süreli davet ve usul işlemleri de bu maddenin konusu değildir (m.119, m.30). Tanık, bilirkişi ve keşif gibi delil türlerinin kendi usulleri de bu maddede yer almaz.

Hâkimin davayı aydınlatma ödevi: hangi kavramlar bilinmeli?

Taraflarca getirilme ilkesi
Dava konusunun ve dayanılacak vakıaların taraflar tarafından ileri sürülmesi ilkesidir. Aydınlatma ödevi bu ilkeyi tamamlar, onu ortadan kaldırmaz.
Uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunluluğu
Hâkimin müdahalesinin ancak uyuşmazlığın çözülebilmesi için gerekli olduğu hallerde yapılabileceğini gösteren ölçüttür. Hâkimin her belirsizlikte kendiliğinden müdahalesi bu ölçütle sınırlanır.
Maddi veya hukuki belirsizlik ve çelişki
Vakıaların açık olmaması ya da tarafların beyanlarının birbiriyle bağdaşmaması halidir. Hâkim bu durumda ilgili tarafa açıklattırmalıdır.
Talebin netleştirilmesi
Tarafların ileri sürdüğü talebin hangisi olduğunun açıklattırılmasıdır. Tarafların ileri sürmediği yeni bir talebi ortaya çıkarmayı kapsamaz.

Hâkimin davayı aydınlatma ödevi: hangi şartlar aranır?

  • Uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kılındığı bir durumun bulunması gerekir.
  • Hâkimin maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü bir husus bulunmalıdır.
  • Hâkimin müdahalesi taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmalar çerçevesinde kalmalıdır.
  • Hâkim, taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir veya delil gösterilmesini isteyebilir; bu işlemlerin her biri ayrı bir araçtır.
  • Hâkim, tarafların ileri sürmediği bir vakıayı ya da tarafın hangi delili göstereceğini belirtmeyi tarafa hatırlatamaz.

Hâkimin davayı aydınlatma ödevi: hangi sonuçları doğurur?

  • Hâkim gerekli gördüğünde taraflara açıklama yaptırabilir ve soru sorabilir; bu, hâkimin yetkisidir.
  • Uyuşmazlığın aydınlatılması için gerekli olduğunda hâkim delil gösterilmesini isteyebilir; delili getirme yükü tarafa aittir.
  • Hâkimin aydınlatma yetkisini kullanmaması, belirsizlik veya çelişki bulunan bir noktada karar vermesi halinde, karar eksik inceleme nedeniyle bozulabilir.
  • Tarafların ileri sürmediği vakıa ve talepler, hâkimin aydınlatma sorusuyla ortaya konulamaz; bu halde taraflarca getirilme ilkesi ihlal edilmiş olur.
  • Üçüncü kişiden bilgi alınması gerektiğinde bu kişi taraf değilse tanık olarak dinlenir.

Açıklama yaptırma ile delil ikamesi için kendiliğinden delil toplama arasındaki fark nedir?

Hâkim tarafa açıklattırır, soru sorar veya delil gösterilmesini ister. Delil taraf tarafından sunulur.

Hâkim kendiliğinden delil toplar. Kanunda belirtilen haller dışında buna yetkisi yoktur (m.25).

Madde ile hâkim yalnız aydınlatma aracına başvurur; delilin getirilmesi yine tarafların işidir, hâkim doğrudan delil toplayamaz.

Talebin netleştirilmesi ile yeni talep veya vakıa ortaya çıkarma arasındaki fark nedir?

Hâkim, tarafın ileri sürdüğü talebin hangi hukuki nedene dayandığını ve hangi taşınmaz veya alacağa ilişkin olduğunu açıklattırır.

Hâkim tarafın hiç ileri sürmediği bir vakıayı veya talebi tarafa önerir ya da hatırlatır.

İlk durum aydınlatma ödevi kapsamındadır; ikincisi taraflarca getirilme ilkesinin ihlali olur.

Hâkimin aydınlatma sorusu ile dava şartı eksikliğinin giderilmesi için kesin süreli davet arasındaki fark nedir?

Madde 31 kapsamındaki soru ve açıklama istemi, uyuşmazlığın aydınlatılmasına yöneliktir.

Dava dilekçesinde talep sonucunun açıkça yazılmaması gibi eksikliklerde kanun ayrı bir süreli davet öngörür.

İki kurum birbirinden ayrıdır; eksiklik halinde ayrı kanun hükmü uygulanır.

Üçüncü kişi ile taraf olarak dinleme arasındaki fark nedir?

Dava tarafı olan kişi hâkim tarafından açıklama yapmaya çağrılabilir.

Dava tarafı olmayan üçüncü kişiler bu yolla isticvap edilemez; yalnız tanık olarak dinlenebilir.

Üçüncü kişinin bilgisine başvurulacaksa tanık olarak dinlenmesi gerekir.

Hâkimin davayı aydınlatma ödevi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Hâkimin açıklama yaptırma yetkisini, tarafın ileri sürmediği yeni bir vakıayı ortaya çıkarmak için kullanmak; bu, taraflarca getirilme ilkesinin ihlalidir.
  • Aydınlatma sorusu ile dava dilekçesindeki talep sonucu eksikliğinin giderilmesi için verilen kesin süreli davetin aynı kurum sanılması.
  • Üçüncü kişiyi taraf gibi isticvap etmek; bu kişi tanık olarak dinlenmelidir.
  • Belirsiz veya çelişkili bir noktayı açıklattırmadan doğrudan karar vermek, aydınlatma ödevinin ihmali sayılır.
  • Hâkimin tarafa belirli bir delili hatırlatmasını aydınlatma olarak nitelemek; hatırlatma ile delil gösterilmesini isteme birbirinden ayrıdır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Hâkimin, dava dosyasında belirsiz veya çelişkili olan vakıa ve talepleri tarafa açıklattırması gerektiği kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/315 E., 2024/760 K., 06.05.2024)
  • Hâkimin aydınlatma yetkisini kullanmadan, talebin hangisi olduğu belirsizken karar vermesi yerinde bulunmamaktadır. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/315 E., 2024/760 K., 06.05.2024)
  • Hâkimin, tarafın ileri sürmediği bir vakıayı ya da delili ona hatırlatması aydınlatma sayılmamakta, taraflarca getirilme ilkesinin ihlali sayılmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2016/359 E., 2020/195 K., 20.02.2020)
  • Üçüncü kişilerin bilgisine başvurulduğunda bunların taraf olarak isticvap edilemeyeceği, tanık olarak dinlenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/163 E., 2024/372 K., 10.07.2024)
  • Hâkim, dava dosyasından anlaşılan kişileri tanık olarak dinleyebilir; ancak resen delil getirme yetkisi yoktur. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/592 E., 2024/381 K., 10.07.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Asıl talebi ileri süren taraf, uyuşmazlığın aydınlatılmasının gerektiği belirsiz veya çelişkili noktaları dilekçe ve duruşmada ortaya koymalıdır; hâkimin aydınlatma yükümlülüğü bu noktaların açıklığa kavuşturulmasını sağlar.
  • Hâkimin açıklattırdığı vakıaların ispatı, bu vakıaları ileri süren tarafa aittir; tarafın yazılı belge, tanık veya bilirkişi gibi delillerle ispatlaması gerekir.
  • Karşı taraf, hâkimin aydınlattığı vakıaya itiraz ederek kendi savunmasını yazılı delille ya da karşı tanıkla ortaya koyabilir.
  • Hâkimin delil gösterilmesini istediği durumda, delili getirme yükü tarafa aittir; delil tarafça sunulmadığında bunun sonucu tarafa yüklenir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.25: Taraflarca getirilme ilkesini düzenler. Aydınlatma ödevi bu ilkenin sınırıdır; hâkim tarafların söylemediği vakıayı dikkate alamaz.
  • 6100 sayılı Kanun m.119: Dava dilekçesinde talep sonucunun açıkça yazılmasını zorunlu kılar. Aydınlatma ile dilekçe eksikliği aynı şey değildir.
  • 6100 sayılı Kanun m.30: Dava şartı eksikliğinin yargılama sırasında giderilmesine ilişkin olarak bu maddeyle birlikte değerlendirilen bir hükümdür.

HMK m.32 — Yargılamanın sevk ve idaresi

6100 sayılı Kanun'un 32. maddesi, hâkimin yargılamayı sevk ve idare etmesini ve yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli tedbirleri alma yetkisini düzenler. Maddenin ikinci fıkrası, okunamayan, uygunsuz veya ilgisiz dilekçelerin yeniden düzenlenmesini ve bu konudaki sürenin işleyişini kapsar. Kişiler bakımından madde, dava dosyasında yer alan tüm taraflar, taraf vekilleri ve yargılamaya katılan ilgililer için geçerlidir. Madde, hâkimin davayı aydınlatma ödevini (m.31) düzenlemez. Duruşma düzenini bozan tutum ve davranışlara karşı alınacak yaptırımlar ile duruşma düzenine ilişkin işlemler ayrı bir maddededir (m.151). Taraf vekilinin uygunsuz davranışının disiplin yönü ile tarafın duruşmadaki tutumuna ilişkin kurallar (m.79) ve dilekçenin usulüne uygun verilmesine ilişkin şekil şartları da bu maddenin kapsamı dışındadır.

Yargılamanın sevk ve idaresi: hangi kavramlar bilinmeli?

Sevk ve idare
Hâkimin yargılamanın şeklî anlamda yürütülmesini, yani duruşma günü tayini, tebligat, müzekkere ve benzeri işlemleri yapmasıdır. Maddî anlamda vakıaların aydınlatılmasına yönelik işlemler bu kavramın kapsamına girmez; onlar m.31 ile sınırlıdır.
Yargılama düzeni
Duruşma ve yargılama faaliyetinin sağlıklı biçimde yürütülmesini sağlayan düzendir. Hâkim bu düzenin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alabilir.
Uygunsuz dilekçe
Savunma hakkının sınırlarını aşan, hakaret ya da uygunsuz ifadeler içeren dilekçedir. Uygunsuzluk, yazılan ifadelerin içeriğine bağlıdır; dilekçenin şekil eksikliği bu kavramın konusu değildir.
İlgisiz dilekçe
Davanın konusu ile bağlantısı bulunmayan ve dava bakımından bir değer taşımayan dilekçedir.
Okunamayan dilekçe
Yazısı okunaklı olmayan dilekçedir. Günümüzde dilekçelerin elektronik ortamda hazırlanması nedeniyle pratikte nadir görülür.

Yargılamanın sevk ve idaresi: hangi şartlar aranır?

  • Hâkimin yargılamayı sevk ve idare etmesi için dava dosyası üzerinde yargılamanın yürütüldüğü bir davanın bulunması gerekir.
  • Yargılama düzeninin bozulması tehlikesi bulunmalı ya da dilekçe okunamaz, uygunsuz veya ilgisiz nitelikte olmalıdır.
  • Yargılama düzenini korumak için hâkimin gerekli tedbiri takdiren seçmesi gerekir; bu tedbir hukuka uygun ve yargılamanın amacına uygun olmalıdır.
  • Okunamayan, uygunsuz veya ilgisiz dilekçe için yeniden düzenleme amacıyla uygun bir süre verilmesi gerekir.
  • Verilen süre içinde yeni dilekçe düzenlenmezse dosyada önceki dilekçe kalmaya devam eder ve tekrar süre verilmez.

Yargılamanın sevk ve idaresi: hangi sonuçları doğurur?

  • Hâkim, yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alır.
  • Okunamayan, uygunsuz veya ilgisiz dilekçe için yeniden düzenleme süresi verilir.
  • Yeni dilekçe düzenlenirse eski dilekçe ile değiştirilmiş olur; ancak eski dilekçe dosyada kalır.
  • Süre içinde yeni dilekçe düzenlenmezse tekrar süre verilemez.
  • Uygun süre verilmeden dilekçe hakkında işlem yapılması usul eksikliği oluşturur.
  • Yeniden düzenlenmeyen dilekçe dosyada kalmaya devam eder ve bu dilekçedeki uygunsuz ya da ilgisiz içerik yargılamada değerlendirme konusu olabilir.

Yargılamanın şeklî sevki ile maddî sevki arasındaki fark nedir?

Şeklî sevk; duruşma günü tayini, tebligat ve müzekkere gibi yargılamanın görünüşte yürütülmesidir.

Maddî sevk; vakıaların aydınlatılmasına yönelik işlemlerdir ve m.31 kapsamındadır.

m.32 esas olarak şeklî sevki düzenler; maddî aydınlatma yetkisi m.31'e dayanır.

Dilekçenin uygunsuzluğu ile ilgisizliği arasındaki fark nedir?

Uygunsuz dilekçe, savunma hakkının sınırını aşan veya hakaret içeren ifadeler taşıyan dilekçedir.

İlgisiz dilekçe, davanın konusuyla bağlantısı olmayan dilekçedir.

Her iki hâlde de dilekçenin yeniden düzenlenmesi için süre verilir ve dilekçe dosyada kalır.

Duruşma düzeni ile yargılama düzeni arasındaki fark nedir?

Duruşma düzeni, duruşmadaki davranışlara ilişkin olup m.151 ile düzenlenmiştir.

Yargılama düzeni, m.32 kapsamında dava dosyasının ve yargılamanın genel düzenidir.

Duruşmadaki uygunsuz davranışta m.151 uygulanır; dilekçe hakkındaki işlemler m.32/2'ye göre yapılır.

Yargılamanın sevk ve idaresi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Hâkimin maddî aydınlatma yetkisini m.32'ye dayandırmak; bu yetki m.31 kapsamındadır, m.32 şeklî sevki düzenler.
  • Uygunsuz dilekçe için süre vermeden doğrudan dilekçeyi dosyadan çıkarmak; m.32/2 dilekçenin dosyada kalmasını ve süre verilmesini öngörür.
  • Süre dolduktan sonra yeniden süre vermek; kanun tekrar süre verilemeyeceğini açıkça belirtir.
  • Her uygunsuz ifadeyi otomatik olarak uygunsuz saymak; ölçüt savunma hakkının sınırını aşıp aşmadığıdır.
  • Duruşmadaki davranış sorunu ile dilekçedeki uygunsuzluğu karıştırmak; duruşma düzeni m.151, taraf davranışı m.79 kapsamındadır.
  • Okunamayan dilekçe için süre verilmesi gerektiğini unutup dilekçeyi doğrudan geçersiz saymak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Hâkimin yargılamayı sevk ve idare yetkisinin şeklî anlamda olduğu ve maddî anlamda aydınlatma işlemlerinin m.31 ile sınırlandığı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2021/2057 E., 2022/566 K., 06.04.2022)
  • Dilekçenin uygunsuzluğunun değerlendirilmesinde, ifadelerin savunma hakkının sınırlarını aşıp aşmadığı, itiraz sınırlarını taşıp taşmadığı ve davanın aydınlanmasına katkısı ölçüt alınmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/1131 E., 2024/627 K., 04.12.2024)
  • Hakaret veya uygunsuz ifade içeren dilekçe hakkında mahkemenin yeni dilekçe için süre vermesi ve bu dilekçenin dosyada kalmasına karar vermesi uygulanmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/1659 E., 2019/166 K., 06.02.2019)
  • Uygunsuz ifadeler suç teşkil ediyorsa dilekçenin bir örneğinin baro başkanlığına gönderilmesine karar verilebileceği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/1131 E., 2024/627 K., 04.12.2024)
  • Hukuka uygun sevk ve idare için hâkimin tensip tutanağı düzenlemesi, duruşma tutanağı tutması ve duruşmada kayıt yapılmasına karar vermesi gibi işlemlerin m.32 kapsamında değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1887 E., 2026/89 K., 15.01.2026)
  • Davanın resen yürütülmesi hâkimin yükümlülüğü olarak kabul edilmekte; taraf talebi olmadan da kesin süre verilmesi ve gereksiz bekletici mesele kararından kaçınılması beklenmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1850 E., 2026/68 K., 13.01.2026)
  • Dava dosyasındaki uygunsuz dilekçe hakkında verilen süreye uyulmadığında tekrar süre verilmemesi uygulamada aynen işletilmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1855 E., 2026/62 K., 13.01.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Uygunsuz, okunamaz veya ilgisiz dilekçeyi ileri süren karşı taraf ya da hâkim, dilekçenin içeriğini dosya üzerinden gösterir; ispat dosyadaki dilekçe ile yapılır.
  • Yargılama düzeninin bozulduğunu iddia eden taraf, duruşma tutanağı, tensip tutanağı veya dilekçe metni gibi yazılı belgelerle bu durumu ortaya koyar.
  • Hâkimin verdiği yeniden düzenleme süresinin tebliğ edildiği, tebligat belgesi ile ispatlanır.
  • Verilen süre içinde yeni dilekçe verilmediğinin tespiti, dosya kayıtlarının incelenmesi ile yapılır.
  • Dilekçenin uygunsuzluğunu savunan taraf, ifadelerin savunma hakkının sınırını aşmadığını ya da davanın aydınlatılmasına katkı sağladığını ileri sürerse bunu dilekçe içeriği ile ispatlar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 sayılı Kanun m.31: Hâkimin davayı aydınlatma ödevini düzenler; m.32'nin maddî sevk yönü bu maddeye dayanır.
  • 6100 sayılı Kanun m.79: Davasını kendisi takip eden tarafın duruşmadaki uygunsuz tutum ve davranışlarına ilişkin işlemi düzenler.
  • 6100 sayılı Kanun m.151: Duruşma düzenini sağlamaya ilişkin hâkim yetkisini düzenler; m.32 ile birlikte yargılama düzeninin korunmasını tamamlar.

HMK m.33 — Hukukun uygulanması

6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi, hâkimin uyuşmazlığa uygulanacak hukuku resen (kendiliğinden) bulup uygulama yükümlülüğünü düzenler. Hukuki nitelendirme, uygulanacak hukuk kuralının tespiti ve tarafların bildirdiği hukuki sebeplerle bağlılığın olmaması konularını kapsar. Madde, mahkemeye uygulanacak hukuk bakımından yetki verir ve her davada, taraflar için geçerlidir. Madde, taraflarca getirilme ilkesini ve vakıaların ileri sürülmesini düzenlemez; bu konu 6100 sayılı Kanun'un 25. maddesine bırakılmıştır. Hâkimin kendiliğinden araştırma yetkisi ve delil toplama yükümlülüğü de bu maddenin konusu değildir (m.27 ve m.30 ile birlikte değerlendirilir). Yargılamanın yönetimi ve dilekçelerin düzeltilmesi (m.37) ile hukuki dinlenilme hakkı (m.27) da bu maddede yer almaz.

Hukukun uygulanması: hangi kavramlar bilinmeli?

Hukuku resen uygulama
Hâkimin, tarafların ileri sürdüğü veya göstermediği hukuki sebepten bağımsız olarak, somut olaya uygun hukuk kuralını kendiliğinden bulup uygulamasıdır. Tarafların bildirdiği hukuki nitelendirme hâkimi bağlamaz.
Türk hukuku
Yalnız kanunları değil; Anayasa, kanun hükmünde kararname, yönetmelik ve tüzük gibi yazılı mevzuatı, örf ve âdet hukukunu ve Türkiye'nin taraf olduğu, iç hukuk kabul edilen uluslararası sözleşmeleri kapsar.
Hukuki nitelendirme (tavsif)
Tarafların ileri sürdüğü maddi olayların hangi hukuki müessese ve kanun maddesine girdiğinin belirlenmesidir. Bu iş hâkime aittir; taraf nitelendirmesi yardımcı niteliktedir.
Taraflarca getirilme ilkesi
Maddi vakıaların taraflarca ileri sürülmesi gerektiği ilkesidir. Bu madde ile ayrılan alan, vakıaların değil hukuk kurallarının belirlenmesidir.

Hukukun uygulanması: hangi şartlar aranır?

  • Uyuşmazlığın bir yargılama konusu olması ve hâkimin önünde bulunması gerekir.
  • Tarafların ileri sürdüğü maddi vakıaların dava dilekçesi ve cevap bütünü içinde ortaya konulmuş olması gerekir; hukuki nitelendirme taraflarca yapılmış olsa da hâkim bunu bağlayıcı saymaz.
  • Hâkim, tarafların bildirdiği hukuki sebeplere bakmaksızın somut uyuşmazlığa uygun hukuk kuralını belirlemelidir.
  • Belirlenen kuralın Türk hukukuna ait olması gerekir; yabancı hukukun uygulanması bu maddenin kapsamında değildir ve ayrıca düzenlenmiştir.

Hukukun uygulanması: hangi sonuçları doğurur?

  • Hâkim, taraflarca gösterilen hukuki sebebe bakmaksızın somut olaya uygun kanun kuralını uygular.
  • Taraflar uygulanması gereken kuralı yanlış göstermiş olsa da hâkim doğru kuralı bulur ve uygular.
  • Tarafın hukuki sebebi sonradan değiştirilebilir; bu değişiklik iddianın değiştirilmesi sayılmaz.
  • Tarafların yanlış hukuki dayanağı, hâkimin doğru kuralı uygulamasını engellemez ve usuli kazanılmış hak doğurmaz.
  • Olaylar birden çok kuralın uygulanmasını gerektiriyorsa davacının seçtiği kural uygulanır.
  • Olaylar tek bir kanun hükmünü gerektiriyor ve davacı o hükmü göstermemişse, hâkim o hükmü doğrudan uygular.
  • Hâkimin tarafların hukuki sebepleriyle bağlı kalması, kuralın uygulanmasını sınırlar; bu durum hukuka aykırılık sayılır.

Vakıa ile hukuki nitelendirme arasındaki fark nedir?

Vakıalar, taraflarca getirilir; hâkim bunların dışına çıkamaz ve tarafların ileri sürmediği olayı kendiliğinden getiremez.

Hukuki nitelendirme ve uygulanacak kanun maddesinin tespiti hâkime aittir; taraf bunda bağlayıcı değildir.

Taraf yanlış hukuki sebep göstermiş olsa bile dava reddedilmez; hâkim doğru kuralı uygular. Olay ileri sürülmemişse hâkim yine de hüküm kuramaz.

Taraf hukuki sebebi ile hâkimin uyguladığı kural arasındaki fark nedir?

Tarafın dayandığı hukuki sebep ve bildirdiği kanun maddesi, hâkime yardımcı olur.

Hâkim, bu sebep ve kurallarla bağlı değildir ve uyuşmazlığa uygun başka bir kuralı uygular.

Hukuki sebebin sonradan değiştirilmesi serbesttir; bu değişiklik iddianın değiştirilmesi yasağına tabi değildir.

Seçilen hukuki sebep birden fazla kuralla çakışırken ile tek kanun maddesi uygulanırken arasındaki fark nedir?

Olaylar birden çok hükmün uygulanmasını gerektiriyorsa mahkeme davacının seçtiği kuralı uygular.

Olaylar tek bir kanun hükmünü gerektiriyorsa ve davacı o hükme dayanmamışsa, mahkeme o kanun hükmünü doğrudan uygular.

Davacının seçimi yalnız birden çok uygulanabilir kural varken belirleyicidir; aksi halde kendiliğinden uygulama zorunludur.

Taraf dayanağının yanlışlığı ile usuli kazanılmış hak arasındaki fark nedir?

Tarafların dayandığı kanun kuralı yanlış olsa ya da uyuşmazlığın hukuki sebebine dayanmamış olsa bile bu durum tarafın lehine veya aleyhine sonuç doğurmaz.

Tarafın ileri sürdüğü kural ile hâkimin uyguladığı kural arasındaki fark usuli kazanılmış hak doğurmaz.

Yanlış hukuki dayanak nedeniyle taraf, ileri sürdüğü kural üzerinden bağlanmış sayılmaz; hâkimin doğru kuralı uygulaması usule aykırılık oluşturmaz.

Hukukun uygulanması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Tarafın gösterdiği hukuki sebebi bağlayıcı kabul edip, dilekçedeki yanlış nitelendirme nedeniyle davayı reddetmek.
  • Vakıa ile hukuki nitelendirmeyi karıştırıp, tarafın ileri sürmediği bir olguyu kendiliğinden hükme esas almak.
  • Taraf kanun maddesini yanlış gösterdi diye usuli kazanılmış hak doğduğunu varsaymak.
  • Tek bir kanun hükmü uygulanması gereken yerde, davacının seçtiği kuralı zorunlu kabul etmek; davacı hükmü göstermemişse hâkim kuralı doğrudan uygulamalıdır.
  • Hukuki sebebin sonradan değiştirilmesini iddianın değiştirilmesi sayarak yasak saymak; bu değişiklik iddianın değiştirilmesi yasağına tabi değildir.
  • Yabancı hukukun uygulanmasını bu madde kapsamında değerlendirmek; bu konu ayrıca düzenlenmiştir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Hukuki nitelendirme ve uygulanacak kanun maddesinin tespitinin hâkime ait olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/439 E., 2023/627 K., 14.06.2023)
  • Hâkim, tarafların bildirdiği hukuki sebeplerle bağlı olmaksızın uyuşmazlığa uygun hukuki müessese ve kanun hükümlerini belirlemelidir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/81 E., 2025/553 K., 24.09.2025)
  • Taraflar dayanak olarak farklı bir kanun kuralı gösterseler ya da uyuşmazlığın hukuki sebebini oluşturan kurala dayanmasalar bile bu durum lehine veya aleyhine sonuç doğurmaz ve usuli kazanılmış hak oluşmaz. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/450 E., 2023/1075 K., 08.11.2023)
  • Madde kapsamındaki Türk hukuku, kanunların yanı sıra mevzuatı, örf ve âdet hukukunu ve iç hukuk kabul edilen uluslararası sözleşmeleri kapsamaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/760 E., 2025/637 K., 15.10.2025)
  • Hâkimin hukuku resen uygulaması ilkesi, tanık delilinin usulüne uygun dayanıldığı durumlarda da uygulanır ve bu ilke gereği ilgili delilin değerlendirilmesi zorunludur. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/760 E., 2025/637 K., 15.10.2025)
  • Davalı tarafın yasal süresi içinde cevap dilekçesi sunmaması, hâkimin hukuku resen uygulama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/761 E., 2025/638 K., 15.10.2025)
  • Bir hukuki sebebin uygulanabilmesi için gereken koşulların tespiti, tarafların bildirdiği nitelendirmeye bağlı kalmadan hâkim tarafından yapılır. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/412 E., 2023/271 K., 29.03.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Hukuki nitelendirme hâkimin işi olduğundan, tarafın hukuki sebebini doğru göstermesi ispat yükü sayılmaz; ispat yükü yalnız vakıalar bakımından taraflardadır.
  • Asıl talebi ileri süren taraf, dayandığı maddi vakıaları dava dilekçesinde ortaya koymak ve bunları delillerle ispatlamakla yükümlüdür; hukuki sebebi doğru göstermesi zorunlu değildir.
  • Karşı taraf, vakıalara ilişkin savunmalarını ve bunların delillerini sunmakla yükümlüdür; uyuşmazlığın hukuki çözümü ise hâkime aittir.
  • Hâkimin uyguladığı kuralın vakıaya uygun olup olmadığı, tarafın delille ispatladığı vakıalara göre değerlendirilir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/760 E., 2025/637 K., 15.10.2025)
  • Hukuki sebebin sonradan değiştirilmesi karşı tarafın savunma hakkını ihlal etmemelidir; bu nedenle değişiklik karşı tarafa tanınan süre içinde değerlendirilir. (Hukuk Genel Kurulu, 2024/81 E., 2025/553 K., 24.09.2025)

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6100 m.25: Taraflarca getirilme ilkesini düzenler; maddi vakıaların taraflarca ileri sürülmesi gerektiğini belirler. Bu madde ise vakıaya uygulanacak hukuku hâkime bırakır.
  • 6100 m.27: Hukuki dinlenilme hakkını düzenler; hâkimin hukuki nitelendirmesi taraflara bu konuda söz hakkı tanınması ile birlikte değerlendirilir.
  • 6100 m.37: Hâkimin yargılamayı sevk ve idare yetkisini düzenler; yargılama düzeni içinde dilekçelerin düzeltilmesi de bu kapsamdadır.

Konuda geçen kararlar

52 karar
  1. 2012/4 E., 2012/130 K., 27.09.2012
    İlgili madde: m.29
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2024/760 E., 2025/637 K., 15.10.2025
    İlgili madde: m.33
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2024/761 E., 2025/638 K., 15.10.2025
    İlgili madde: m.33
  4. Hukuk Genel Kurulu, 2024/351 E., 2025/602 K., 08.10.2025
    İlgili madde: m.24, m.25, m.26, m.28, m.31
  5. Hukuk Genel Kurulu, 2024/81 E., 2025/553 K., 24.09.2025
    İlgili madde: m.24, m.33
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2023/1131 E., 2024/627 K., 04.12.2024
    İlgili madde: m.32
  7. Hukuk Genel Kurulu, 2023/1139 E., 2024/581 K., 27.11.2024
    İlgili madde: m.29
  8. Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024
    İlgili madde: m.26
  9. Hukuk Genel Kurulu, 2024/419 E., 2024/414 K., 12.09.2024
    İlgili madde: m.29
  10. Hukuk Genel Kurulu, 2024/163 E., 2024/372 K., 10.07.2024
    İlgili madde: m.31
Diğer 42 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2023/592 E., 2024/381 K., 10.07.2024
    İlgili madde: m.31
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2023/235 E., 2024/195 K., 24.04.2024
    İlgili madde: m.24
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2023/604 E., 2024/70 K., 07.02.2024
    İlgili madde: m.30
  4. Hukuk Genel Kurulu, 2023/1042 E., 2024/44 K., 31.01.2024
    İlgili madde: m.25
  5. Hukuk Genel Kurulu, 2023/848 E., 2024/4 K., 24.01.2024
    İlgili madde: m.25
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2022/1232 E., 2023/1087 K., 15.11.2023
    İlgili madde: m.24
  7. Hukuk Genel Kurulu, 2022/450 E., 2023/1075 K., 08.11.2023
    İlgili madde: m.33
  8. Hukuk Genel Kurulu, 2023/439 E., 2023/627 K., 14.06.2023
    İlgili madde: m.33
  9. Hukuk Genel Kurulu, 2021/412 E., 2023/271 K., 29.03.2023
    İlgili madde: m.33
  10. Hukuk Genel Kurulu, 2022/507 E., 2023/225 K., 15.03.2023
    İlgili madde: m.24
  11. Hukuk Genel Kurulu, 2016/359 E., 2020/195 K., 20.02.2020
    İlgili madde: m.31
  12. Hukuk Genel Kurulu, 2013/1881 E., 2015/1124 K., 01.04.2015
    İlgili madde: m.25
  13. 6. Hukuk Dairesi, 2025/4193 E., 2026/267 K., 21.01.2026
    İlgili madde: m.29
  14. 9. Hukuk Dairesi, 2025/4921 E., 2025/8865 K., 19.11.2025
    İlgili madde: m.29
  15. 9. Hukuk Dairesi, 2024/9391 E., 2024/14507 K., 05.11.2024
    İlgili madde: m.31
  16. 2. Hukuk Dairesi, 2022/3989 E., 2023/66 K., 10.01.2023
    İlgili madde: m.29
  17. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2023/910 E., 2026/1159 K., 08.05.2026
    İlgili madde: m.24
  18. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, 2024/1128 E., 2026/722 K., 22.04.2026
    İlgili madde: m.30
  19. Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2026/805 E., 2026/626 K., 14.04.2026
    İlgili madde: m.30
  20. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/310 E., 2026/343 K., 27.02.2026
    İlgili madde: m.25
  21. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2026/216 E., 2026/184 K., 27.02.2026
    İlgili madde: m.26
  22. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/1976 E., 2026/189 K., 04.02.2026
    İlgili madde: m.26
  23. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/1582 E., 2026/183 K., 04.02.2026
    İlgili madde: m.26
  24. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2024/534 E., 2026/51 K., 15.01.2026
    İlgili madde: m.27
  25. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1887 E., 2026/89 K., 15.01.2026
    İlgili madde: m.28, m.32
  26. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1850 E., 2026/68 K., 13.01.2026
    İlgili madde: m.28, m.32
  27. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/1855 E., 2026/62 K., 13.01.2026
    İlgili madde: m.28, m.32
  28. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2024/1039 E., 2025/775 K., 02.07.2025
    İlgili madde: m.27
  29. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/98 E., 2025/469 K., 30.04.2025
    İlgili madde: m.27
  30. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/2278 E., 2025/670 K., 17.04.2025
    İlgili madde: m.26
  31. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2021/1508 E., 2025/356 K., 26.03.2025
    İlgili madde: m.27
  32. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2021/1248 E., 2025/296 K., 12.03.2025
    İlgili madde: m.27
  33. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2023/1172 E., 2025/366 K., 04.03.2025
    İlgili madde: m.28
  34. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, 2025/346 E., 2025/449 K., 06.02.2025
    İlgili madde: m.30
  35. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, 2022/978 E., 2024/1157 K., 12.06.2024
    İlgili madde: m.30
  36. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/849 E., 2024/1002 K., 06.06.2024
    İlgili madde: m.25
  37. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/315 E., 2024/760 K., 06.05.2024
    İlgili madde: m.31
  38. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/2304 E., 2023/1645 K., 22.11.2023
    İlgili madde: m.27
  39. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2022/944 E., 2022/978 K., 21.04.2022
    İlgili madde: m.30
  40. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2021/2057 E., 2022/566 K., 06.04.2022
    İlgili madde: m.32
  41. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2020/2196 E., 2022/113 K., 24.01.2022
    İlgili madde: m.28
  42. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/1659 E., 2019/166 K., 06.02.2019
    İlgili madde: m.32

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 2. Hakimin Yasaklılığı, Reddi, Hukuki Sorumluluğu bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış