Özel borç ilişkileri › Vekâlet ilişkileri

Vekâlet sözleşmesi

TBK m.502–514Borçlar Hukuku Özel Hükümler

Kısaca

TBK m.502, vekâlet sözleşmesinin tanımını (vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlenmesi), vekâlet hükümlerinin adi işgörme sözleşmelerine kıyasen uygulanmasını ve vekilin ücret hakkının kaynağını düzenler.

Kapsam

Bu konu, Türk Borçlar Kanunu m.502–514 hükümlerini kapsar.

TBK m.502 — Tanımı

Madde, vekâlet sözleşmesinin tanımını (vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlenmesi), vekâlet hükümlerinin adi işgörme sözleşmelerine kıyasen uygulanmasını ve vekilin ücret hakkının kaynağını düzenler. Hüküm, vekâlet sözleşmesinin taraflarına ve bu sözleşme tipine girebilecek, Kanunda ayrıca düzenlenmemiş tüm işgörme ilişkilerine uygulanır. Vekâletin kapsamını (m.504), vekilin özen borcunu, hesap verme ve giderlerin ödenmesini (m.506 vd.) ve vekâletin sona ermesini (m.509 vd.) düzenlemez; bunlar ayrı maddelerde yer alır. Kredi mektubu ve simsarlık sözleşmeleri de bu maddenin konusu değildir (m.515 vd. ve m.520 vd. bakımından ayrı rejimler söz konusudur). Ücretin miktarı, ödeme zamanı ve ücretsiz vekâletin sonuçları da bu maddede ayrıca belirlenmemiştir.

Tanımı: hangi kavramlar bilinmeli?

Vekâlet sözleşmesi
Vekilin, vekâlet verenin menfaatine ve iradesine uygun bir işi görme veya bir işlemi yapma borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşmenin konusu işin görülmesi borcudur; işin sonucunun elde edilmesi borcu değildir.
Vekil
Vekâlet sözleşmesinde iş görme borcu altına giren taraftır. Çalışma biçimi kural olarak bağımsızdır ve belli bir süreye bağlı değildir.
Vekâlet veren
İşin görülmesi ya da işlemin yapılmasının kendi menfaatine olduğu ve bu işin sonuçlarına yönelik iradeyi ortaya koyan taraftır.
Torba (şemsiye) iş görme sözleşmesi
Kanunda özel olarak düzenlenmemiş işgörme sözleşmelerini kapsayan genel niteleme alanıdır. Vekâlete ilişkin hükümler, bu sözleşmelere niteliklerine uygun düştükleri ölçüde kıyasen uygulanır.
Ücret
Vekilin iş görmesine karşılık vekâlet verenden isteyebileceği bedeldir. Yalnızca sözleşmede kararlaştırılmış olması veya teamülün bulunması hâlinde doğar; kanun kendiliğinden ücret öngörmez.
Teamül
Belirli bir meslek veya çevrede yerleşmiş ve tarafların bilmesi gereken uygulama anlamına gelir. Ücret hakkını doğuran ikinci kaynaktır ve yazılı bir hüküm bulunmasa da ücret talebine dayanak olabilir.

Tanımı: hangi şartlar aranır?

  • Bir işin görülmesi veya bir işlemin yapılmasının konu olması gerekir; üstlenilen edim hukuki işlem olabileceği gibi salt maddi fiil de olabilir.
  • İş veya işlem vekâlet verenin yararına görülmelidir; vekil bu iş için bağımsız biçimde çalışır ve belli bir süreye bağlı olarak çalışmaz.
  • Tarafların birbirine uygun karşılıklı irade beyanları bulunmalıdır; bu beyanlar açık olabileceği gibi örtülü de olabilir.
  • Vekilin ücret alabilmesi için sözleşmede ücret kararlaştırılmış olmalı ya da teamül bulunmalıdır; bu iki kaynaktan biri yoksa vekil ücrete hak kazanmaz.
  • Sözleşme vekilin iş görme borcu altına girdiği bir borç sözleşmesi olmalıdır; sonucun elde edilmemesi riski vekâlet verene geçmez.

Tanımı: hangi sonuçları doğurur?

  • Sözleşmede ücret kararlaştırılmış veya teamül varsa vekil ücrete hak kazanır.
  • Sözleşmede ücret kararlaştırılmamış ve teamül de yoksa vekil ücret hakkı kazanmaz; sözleşme eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme olarak kalır.
  • Vekâlet hükümleri, niteliğine uygun düştükleri ölçüde Kanunda düzenlenmemiş işgörme sözleşmelerine de uygulanır.
  • Niteliğine uymayan vekâlet hükümleri kıyas yoluyla uygulanmaz.
  • Vekâlet sözleşmesinin kurulmasında kural olarak herhangi bir şekil şartı aranmaz; sözleşme taraflarının irade beyanlarıyla kurulur.

Vekâlet sözleşmesi ile eser sözleşmesi arasındaki fark nedir?

Vekâlette borçlanılan edim işin görülmesidir ve sonucun elde edilmemesi riski vekâlet verendedir.

Eser sözleşmesinde borçlanılan edim bir eserin meydana getirilmesidir ve sonuç elde edilmediğinde yüklenici sorumlu olur.

Sözleşmenin vekâlet mi eser mi olduğu, borcun sonuç taahhüdü içerip içermediğine göre belirlenir; sonuç taahhüdü yoksa vekâlet hükümleri uygulanır.

Ücretli vekâlet ile ücretsiz vekâlet arasındaki fark nedir?

Ücret kararlaştırılmış ya da teamül varsa vekil ücrete hak kazanır ve sözleşme tam iki tarafa borç yükleyen niteliktedir.

Ücret kararlaştırılmamış ve teamül de yoksa vekil ücret talep edemez ve sözleşme eksik iki tarafa borç yükleyen niteliktedir.

Ücret hakkının varlığı, vekilin ücret talep edip edemeyeceğini ve sözleşmenin tipini belirler.

Vekâlet hükümleri ile kanunda düzenlenmemiş işgörme sözleşmeleri arasındaki fark nedir?

Açıkça vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilen ilişkilerde vekâlet hükümleri doğrudan uygulanır.

Kanunda özel tipi bulunmayan işgörme sözleşmelerinde vekâlet hükümleri yalnızca niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyasen uygulanır.

Kıyas yoluyla uygulanacak hükümlerin seçimi, sözleşmenin niteliğine ve ilgili hükmün amacına göre yapılır.

Vekâlet ile temsil yetkisi arasındaki fark nedir?

Vekâlet sözleşmesi, tarafların iş görme borcu konusundaki karşılıklı irade beyanıyla kurulan bir borç sözleşmesidir.

Temsil yetkisi, yetki verenin tek taraflı beyanıyla verilir ve üçüncü kişilere karşı yetkinin doğmasını sağlar.

Vekâlet sözleşmesi olmadan temsil yetkisi verilebilir; temsil yetkisi olmadan da vekâlet sözleşmesi kurulabilir.

Tanımı: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Vekâlet sözleşmesini yalnızca sözleşmenin adına bakarak nitelemek; bunun yerine iş görme borcunun içeriğine ve sonuç taahhüdü olup olmadığına bakmak gerekir.
  • Vekile her hâlde ücret ödeneceğini varsaymak; ücret hakkı yalnızca sözleşmede kararlaştırılmış ya da teamül varsa doğar.
  • Kanunda düzenlenmemiş işgörme sözleşmelerinde vekâlet hükümlerinin tümünü doğrudan uygulamak; yalnızca niteliğine uygun düşen hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
  • Teamülü genel bir iddia olarak kabul edip somut meslek uygulamasını araştırmadan ücret hakkını kabul etmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesinin ve ücret hakkının varlığı, sözleşme hükmü ya da teamül araştırılarak belirlenir; sözleşmede ücret yazmadığı hâlde teamülden ücret hakkı doğduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/433 E., 2025/214 K., 09.04.2025)
  • Vekâlet hükümlerinin işgörme sözleşmelerine kıyasen uygulanması, sözleşmenin niteliğine uygunluk ölçütüne bağlanmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/433 E., 2025/214 K., 09.04.2025)
  • Vekâlet sözleşmesi ile sözleşmenin tipinin belirlenmesinde, yalnızca sözleşmenin adı değil, taraflar arasındaki iş görme borcunun içeriği esas alınmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/1073 E., 2023/1128 K., 22.11.2023)
  • m.502 uyarınca vekâletin tanımına uyan ilişkilerde, davacının ücret talebi ile birlikte sözleşmenin vekâlet niteliği ileri sürüldüğünde mahkemelerce bu nitelik tartışılmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/251 E., 2024/662 K., 11.12.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Ücret talep eden vekil, ücretin sözleşmede kararlaştırıldığını ya da teamülün bulunduğunu ispatlamakla yükümlüdür; bu ispat yazılı belge, tanık veya meslek kuruluşu uygulamalarıyla yapılabilir.
  • Vekâlet veren, ücret kararlaştırılmadığını veya teamülün bulunmadığını savunuyorsa bu savunmasını ispatlamakla yükümlüdür.
  • Sözleşmenin vekâlet sözleşmesi olduğunu ileri süren taraf, işin vekâlet verenin yararına görüldüğünü ve taraflar arasında karşılıklı irade uyuşmasının bulunduğunu ispatlamalıdır.
  • Sözleşmenin kurulmuş olduğu ve iş görme borcunun içeriği, yazılı belge bulunmadığında da tanık, yazışma ve fiili davranışlarla ispat edilebilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.504: Vekâletin kapsamını düzenler; m.502’de tanımlanan işin veya işlemin sınırının nasıl belirleneceğini gösterir.
  • 6098 sayılı Kanun m.503: Kendisine iş görme önerilen kişinin öneriyi reddetmemesi hâlinde vekâlet sözleşmesinin kurulmuş sayılmasını düzenler; m.502’deki sözleşme kurulmasının özel bir hâlidir.
  • 6098 sayılı Kanun m.505: Vekilin vekâlet verenin talimatına uyma borcunu düzenler; m.502’deki iş görme borcunun içeriğini belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.510: Vekilin yaptığı giderlerin vekâlet verence ödenmesini düzenler; ücretli vekâletin tali borçlarını tamamlar.

TBK m.503 — Kurulması

Madde, vekâlet sözleşmesinin kurulmasında öneri üzerine susmanın kabul sayılmasını düzenler; kendisine iş önerilen kişinin resmî sıfatı, mesleği veya iş kabul edeceğini duyurması hâllerinde, öneriyi hemen reddetmemesinin sözleşmenin kurulması sonucunu doğurduğu kuralını koyar. Kuralın kime uygulandığı, yani vekil adayının hangi sıfat ya da durumda bulunduğu, maddenin kapsamındadır. Madde, vekâlet sözleşmesinin genel kurulma kurallarını düzenlemez; bunlar TBK m.1-11 kapsamındadır. Vekâletin sona erdirilmesi ve vekâlet verenin vekili geri alma yetkisi (m.512) düzenlemez. Vekilin sözleşmeyi sona erdirme ve geri alma yetkisi ile ilgili yetki sınırları (m.512) ve zamanaşımı ya da ispat usulüne ilişkin hükümler de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Kurulması: hangi kavramlar bilinmeli?

Örtülü kabul
Öneriye açık bir beyanla değil, öneriyi reddetmeme yoluyla verilen kabul türüdür. TBK m.6 bu genel ilkeyi koyar; m.503 bu ilkenin vekâlet sözleşmesine özgü bir uygulama alanıdır.
Resmî sıfat
Kişiye devletin ya da mahkemenin atamasıyla verilen ve işi görmesini gerektiren sıfattır. Mahkemece resmen seçilen avukat ve bilirkişi bu kapsamda örnek gösterilir.
Mesleğin gereği
Kişinin meslek sahibi olması nedeniyle ilgili işi yapması beklenen hâldir. Avukat, hekim, mühendis, mimar ve veteriner gibi meslek sahipleri bu kapsamda değerlendirilir.
Derhal red
Öneriyi alan kişinin makul bir süre içinde, gecikmeksizin reddetmesidir. Madde 'hemen' ifadesini kullanır; bu ifade lafzi değil makul anlamda yorumlanır, vekile öneriyi düşünmesi için kısa bir süre tanınmalıdır.

Kurulması: hangi şartlar aranır?

  • Kendisine bir işin görülmesi önerilmiş olmalıdır; öneri, vekâlet sözleşmesine konu bir işin görülmesine yönelmelidir.
  • Öneri alan kişi, bu işi görme konusunda resmî bir sıfata sahip olmalıdır; ya da işin yapılması onun mesleğinin gereği olmalıdır.
  • Alternatif olarak, öneri alan kişi bu gibi işleri kabul edeceğini duyurmuş olmalıdır; duyuru ilan, tabela ya da kamuya yapılan benzeri bir açıklama ile olabilir.
  • Öneri, öneri alan tarafından hemen reddedilmemiş olmalıdır; bu süre makul anlamda yorumlanır, öneri alana düşünmesi için kısa bir süre tanınmalıdır.
  • Hazırlar arasında, özellikle telefonla yapılan icaplarda bu madde uygulanmaz; bu hâllerde TBK m.4/2 hükmü esas alınır.

Kurulması: hangi sonuçları doğurur?

  • Madde koşulları gerçekleşince, öneri hemen reddedilmediği sürece vekâlet sözleşmesi kurulmuş sayılır ve öneri alan kişi vekil sıfatıyla bağlanır.
  • Öneri alan kişi öneriyi hemen reddederse vekâlet sözleşmesi kurulmaz.
  • Sıfat, meslek veya duyuru koşullarından hiçbiri yoksa, öneri alan kişinin sessizliği kabul sayılmaz ve sözleşme bu madde uyarınca kurulmaz; genel örtülü kabul kuralı (TBK m.6) yine de değerlendirilebilir.
  • Vekil sözleşme konusu işi görmeyi kabul etmiş sayıldığında, işi süresinde yürütmekle yükümlüdür.
  • Madde, kurulan vekâletin devam eden yükümlülüklerini değil, kurulma anını düzenler; sözleşmenin sona erdirilmesi TBK m.512 kapsamındadır.
  • Madde emredici niteliktedir ve tarafların sözleşmeyle farklı bir kurulma biçimi kararlaştırması, öneri alan kişinin sessizliğini kabul sayılmasını engellemez; bu bakımdan tarafların aksini öngörmesi konusunda ayrıca bir düzenleme yoktur.

Resmî sıfat / Mesleğin gereği / Duyuru: fark nedir?

Resmî sıfat, kişinin devlet veya mahkeme tarafından işi görmek üzere atanmış olmasıdır; mesleğin gereği ise kişinin meslek sahibi olmasıdır. Duyuru ise kişinin işi kabul edeceğini açıkça bildirmesidir.

Bu üç hâlde ölçüt farklıdır: resmî sıfat ve meslek hâlinde kişinin durumu esas alınır, duyuru hâlinde ise kişinin kendi beyanı belirleyicidir.

Üç hâlden herhangi birinin bulunması yeterlidir; bunlardan birinin varlığı, öneriyi hemen reddetmeme sonucunun doğması için gerekli koşulu oluşturur.

Mahkemece tayin edilen avukat ile mesleği gereği avukat arasındaki fark nedir?

Mahkemece tayin edilen avukat resmî sıfat taşır ve görevi bu sıfatın gereğidir.

Meslek sahibi avukat ise sıfatı mesleğinden doğar ve kendisine yapılan öneri mesleki faaliyetle ilgilidir.

Her iki durumda da sözleşme, öneriyi hemen reddetmeme sonucu kurulmuş sayılır; resmî sıfat ve meslek hâlleri birbirinden ayrı olarak aranabilir.

Genel örtülü kabul (TBK m.6) ile vekâlete özgü örtülü kabul (TBK m.503) arasındaki fark nedir?

TBK m.6 genel olarak öneri uygun bir sürede reddedilmediğinde sözleşmenin kurulmuş sayılacağını düzenler; sürenin uygun olması yeterlidir.

TBK m.503 ise öneri hemen reddedilmediğinde vekâlet sözleşmesinin kurulmuş sayılacağını düzenler ve 'hemen' ifadesini kullanır.

Vekâletteki 'hemen' ifadesi, genel kuraldaki 'uygun süre' ölçütünden daha sıkı bir reddetme yükümlülüğü getirir; ancak lafzi değil makul anlamda yorumlanır.

Hazırlar arası icap ile telefonla yapılan icap arasındaki fark nedir?

Hazırlar arasında yapılan icapta öneri doğrudan karşıdaki kişiye yöneltilmiş olur.

Telefonla yapılan icap, hazırlar arası sayılmaz ve TBK m.4/2 hükmü uygulanır.

Telefonla yapılan öneri hâlinde m.503 uygulanmaz; sözleşmenin kurulması hazırlar arası icap kuralına göre değerlendirilir.

Kurulması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • 'Hemen' ifadesini lafzi anlamda yorumlamak; öneri alan kişinin düşünme süresi tanınmadan susmasını kabul sayıp sözleşmeyi kurulmuş saymak hatalıdır.
  • Madde ile TBK m.6'daki genel 'uygun süre' kuralını birbirine karıştırmak; vekâlette ölçüt 'hemen' ifadesidir.
  • Telefonla yapılan öneride bu maddeyi doğrudan uygulamak; bu hâlde m.4/2 esas alınmalıdır.
  • Resmî sıfat ile mesleğin gereğini aynı şey saymak; her iki hâlin koşulları ve ispat yükü farklıdır.
  • Duyuru koşulunu, öneri alanın gerçekten işi kabul edeceğini bildirmiş olması yerine yalnızca genel bir reklam ya da ilan ile karıştırmak hatalıdır.
  • Madde kurulmayı düzenlediği hâlde, sözleşmenin sona erdirilmesini (m.512) bu maddeyle çözmeye çalışmak yanlıştır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mahkemeler, vekâlet sözleşmesinin kurulmasında 'hemen' ifadesini lafzi anlamda değil, makul anlamda yorumlamaktadır; öneri alan kişiye öneriyi incelemesi için kısa bir süre tanınması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2021/1753 E., 2022/309 K., 17.03.2022; Hukuk Genel Kurulu, 2013/1913 E., 2015/1260 K., 22.04.2015)
  • Mahkemece resmen seçilen avukat ve bilirkişiler resmî sıfat kapsamında değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023)
  • Avukatlık, işin yapılmasının mesleğin gereği olduğu bir iş olarak kabul edilmektedir ve avukatın susması vekâletin kabulü sonucunu doğurur. (Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/75 E., 2021/92 K., 11.02.2021)
  • Kurulan vekâlet ilişkisi, mevzuat hükmüne dayanılarak yürütülmekte ve kararlarda bu sözleşmenin 502 ila 514. maddeler arasında düzenlendiği belirtilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2024/289 E., 2024/3678 K., 18.11.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Vekâletin kurulduğunu ileri süren taraf, öneri, sıfat, meslek veya duyuru koşullarının gerçekleştiğini ispatla yükümlüdür.
  • Öneri ve reddin yapılmadığı, yazılı belge, e-posta, ilan, tabela veya tanık beyanı ile ispatlanabilir; öneri alan kişinin hemen reddetmediğini ileri süren taraf bunu ispatlamalıdır.
  • Resmî sıfat, mahkeme atama kararı ya da resmî belge ile ispatlanır; meslek sıfatı ise ruhsat, oda kaydı veya benzeri belgelerle gösterilebilir.
  • Öneri alan kişinin, öneriyi düşünmek için makul süreye sahip olmadığını ileri süren taraf bu savunmasını ispatlamalıdır.
  • Öneri alan kişi, öneriyi hemen reddettiğini ispatlayarak sözleşmenin kurulmadığını savunabilir; bu savunma yazılı red ya da tanık ile ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.6: Genel örtülü kabul kuralıdır. TBK m.503, bu genel kuralın vekâlet sözleşmesine özgü bir uygulama alanıdır ve 'hemen' ifadesi ile ondan ayrılır.
  • 6098 sayılı Kanun m.4: Hazırlar arası ve telefonla yapılan icaplarda bu madde uygulanmaz; sözleşmenin kurulma anı m.4/2 uyarınca belirlenir.
  • 6098 sayılı Kanun m.512: Vekâlet verene ve vekile sözleşmeyi her zaman sona erdirme yetkisi tanır; m.503 kurulmayı, m.512 sona erdirmeyi düzenler.
  • 6098 sayılı Kanun m.1-11: Sözleşmenin genel kurulma kuralları bu hükümlerdedir; m.503 bunların özel bir uygulama alanıdır.

TBK m.504 — Vekâletin kapsamı

6098 sayılı Kanun'un 504. maddesi, vekâletin kapsamının nasıl belirleneceğini, vekilin hukuki işlemler bakımından yetkisinin neyi kapsadığını ve hangi işlemler için özel yetki gerektiğini düzenler. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir; vekil, üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemleri yapabilir. Düzenleme vekâlet sözleşmesinin tarafı olan vekil ve vekâlet veren bakımından uygulanır ve yollamayla (örneğin adi şirket yöneticisi ortak bakımından) başka ilişkilere de uygulanabilir. Madde, vekilin başkasına iş gördürmesinin koşullarını (m.506), alt vekâlet ve ikame vekâlet sonuçlarını (m.507) ve vekâlet sözleşmesinin kuruluş ve sona erme hükümlerini düzenlemez; bunlar ayrı maddelerde yer alır. Vekâletin şekli, vekâletnamenin düzenlenmesi ve temsil yetkisinin kapsamının noterlik işlemleri ile tapu işlemlerindeki yansımaları da bu maddenin kapsamı dışındadır.

Vekâletin kapsamı: hangi kavramlar bilinmeli?

Vekâletin kapsamı
Vekilin hangi işleri ve hangi hukuki işlemleri yapmaya yetkili olduğunu gösteren sınırdır. Sözleşmede açıkça belirlenmişse o belirleme esas alınır; belirlenmemişse görülecek işin niteliği ölçüt olur.
Görülecek işin niteliği
Vekâlet konusu işin amacından ve yapılış biçiminden hareketle, vekilin hangi işlemleri yapmasının gerektiğini belirleyen objektif ölçüttür. Vekâlet veren, vekilin ulaşmak istediği amacı esas alarak değerlendirilir.
Hukuki işlem yetkisi
Vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemleri yapabilmesidir. Bu yetki vekâletin kapsamına dahildir ve ayrıca belirtilmesi gerekmez.
Özel yetki
Maddede sayılan belirli işlemlerin vekil tarafından yapılabilmesi için vekâlet verenin bunları açıkça ve tek tek yetkilendirmesidir. Genel yetki ile bu işlemleri kapsamaz.
Kambiyo taahhüdü
Poliçe, bono, çek gibi kıymetli evraklardan doğan borç altına girme işlemidir. Vekilin bu taahhüdü yapabilmesi için özel yetki gerekir.

Vekâletin kapsamı: hangi şartlar aranır?

  • Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmişse bu belirleme esas alınmalıdır; açık gösterilmemişse kapsam görülecek işin niteliğine göre belirlenmelidir.
  • Vekilin yaptığı hukuki işlemin, üstlendiği işin görülmesi için gerekli olması bulunmalıdır; bu durumda vekil yetki kapsamındadır.
  • Maddenin üçüncü fıkrasında sayılan işlemlerin (dava açma, sulh, hakeme başvuru, iflas ve konkordato talebi, kambiyo taahhüdü, bağışlama, kefalet, taşınmaz devri, hak ile sınırlandırma) yapılabilmesi için vekâlet verenin bu işlemler için özel olarak yetkilendirmesi bulunmalıdır.
  • Özel yetki olmaksızın bu işlemlerden birinin yapılmamalıdır; genel yetkilendirme bu işlemleri kapsamaz.

Vekâletin kapsamı: hangi sonuçları doğurur?

  • Sözleşmede kapsam açıkça gösterilmemişse vekilin yetkisi görülecek işin niteliğine göre belirlenir.
  • Vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemleri yapması, vekâletin kapsamında kalır ve ayrıca yetki verilmesi gerekmez.
  • Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça m.504/3'te sayılan işlemleri yapamaz.
  • Özel yetki bulunmaksızın yapılan m.504/3 kapsamındaki işlem, vekâlet veren bakımından bağlayıcı olmaz ve hukuki sonucu vekâlet verene doğmaz; bu durumda işlemin geçerliliği ve vekâlet verene etkisi, temsil yetkisinin aşılması hükümlerine göre değerlendirilir.
  • Maddenin emredici olup olmadığı açıkça belirtilmemiştir; m.504/3 kapsamındaki yetki sınırının sözleşmeyle genişletilmesi, özel yetkilendirme ile yapılabilir.

Genel yetki ile özel yetki arasındaki fark nedir?

Genel yetki, işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin tamamını kapsar ve vekilin üstlendiği iş ile sınırlıdır.

Özel yetki, m.504/3'te sayılan belirli işlemler için ayrıca ve açıkça verilen yetkidir.

Genel yetkiyle dava açma, sulh, kefalet gibi üçüncü fıkradaki işlemler yapılamaz; bunlar için özel yetki gerekir.

Açık kapsam ile kapsamın işin niteliğinden belirlenmesi arasındaki fark nedir?

Sözleşmede kapsam açıkça gösterilmişse o belirleme geçerlidir.

Sözleşmede açıklık yoksa kapsam görülecek işin niteliğine göre tespit edilir.

Açık hükmün bulunduğu durumda yorum ölçütü değil sözleşme metni uygulanır.

Vekilin m.504/2 kapsamındaki işlemleri ile m.504/3'teki işlemleri arasındaki fark nedir?

Üstlenilen işin görülmesi için gerekli hukuki işlemler, vekâletin kendiliğinden kapsamındadır.

Dava açma, kefalet, taşınmaz devri gibi işlemler, işin niteliği ne olursa olsun ayrıca yetki gerektirir.

Gerekli olan işlem olsa bile m.504/3'teki işlem için özel yetki yoksa vekil bu işlemi yapamaz.

Vekâletin kapsamı: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Genel vekâletnamenin m.504/3 kapsamındaki işlemleri de kapsadığını saymak; bu işlemler için ayrıca özel yetki gerektiğini gözden kaçırmak.
  • Vekilin üstlendiği işin gerektirdiği her hukuki işlemin m.504/3 kapsamında da serbest olduğunu düşünmek; dava açma veya kefalet gibi işlemler için işin gerekliliği yeterli değildir.
  • Kapsamı belirlerken sözleşmenin açık hükmünü dikkate almadan doğrudan işin niteliğine bakmak.
  • Adi şirket yöneticisi ortağa m.504/3'ü doğrudan uygulamak; bazı görüşlere göre TTK m.223 esas alınmalıdır, bu tartışmanın varlığını gözden kaçırmak.
  • Vekilin hukuki işlemi kendi adına mı yoksa vekâlet veren adına mı yaptığını ayırt etmeden kapsamı değerlendirmek; bu konu temsil yetkisi ile ilgilidir ve m.504 tek başına yanıt vermez.
  • m.504/3'teki işlemlerden birinin özel yetki olmadan yapıldığını tespit ettikten sonra işlemin tümüyle geçersiz olduğunu varsaymak; sonuç temsil yetkisinin aşılması hükümlerine göre değerlendirilmelidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâletin kapsamının sözleşmede açıkça gösterilmediği hallerde, kapsamın görülecek işin niteliğine göre belirlenmesi kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024)
  • Vekilin kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi için vekâletnamede bu yetkinin açıkça verilmiş olması aranmakta; genel yetkilendirme yeterli görülmemektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/174 E., 2024/1512 K., 26.09.2024; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2024/1142 E., 2025/1824 K., 10.12.2025)
  • Vekâletname içeriğinde m.504/3 kapsamındaki işlemler için açık yetki bulunmadığında, vekilin bu işlemleri yapmaya yetkili olmadığı sonucuna varılmaktadır. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/174 E., 2024/1512 K., 26.09.2024)
  • Vekâletin hukuki düzenlemesinin m.502 ila m.514 arasında yer aldığı ve bu çerçevede m.504'ün uygulandığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Özel yetkinin varlığını iddia eden taraf, bu yetkinin vekâletnamede veya sözleşmede açıkça verildiğini ispatlamakla yükümlüdür.
  • Vekâletname, noterde düzenlenen yazılı belge olarak en güçlü delildir; yetkinin kapsamı bu belgenin içeriğinden okunur.
  • Vekâletnamede genel ifadelerle yetki verilmişse, vekâlet verenin m.504/3 kapsamındaki işlemler için özel yetki verdiğini ileri süren taraf bunu ayrıca ispat etmelidir.
  • Görülecek işin niteliğine göre kapsam belirlenecekse, işin amacı ve vekilin üstlendiği iş tanıklar ve yazılı belgelerle ispatlanabilir.
  • Özel yetki bulunmadığını savunan taraf, yetkisizlik nedeniyle işlemin vekâlet verene bağlanamayacağını ileri sürer; bu savunmanın dayanağını ispat etmesi gerekmez, karşı taraf yetkiyi ispatlamakla yükümlüdür.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.506: Vekilin işi başkasına yaptırabilmesinin koşullarını düzenler; m.504'ün kapsam belirlemesi ile birlikte vekilin yetkisinin sınırını oluşturur.
  • 6098 sayılı Kanun m.507: Alt vekâlet ve ikame vekâlet halinde vekilin sorumluluğunu düzenler; m.504 kapsamındaki işlemlerin başkasına gördürülmesi durumunda uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.630: Adi şirkette yönetici ortağa vekâlet hükümlerinin uygulanmasını yollar; bu yollama nedeniyle m.504/3 yönetici ortak bakımından uygulanır.
  • 6102 sayılı Kanun: TTK'nin kollektif şirkete ilişkin 223. maddesi, bazı görüşlere göre adi şirketlerde m.504/3 yerine uygulanması gereken hükümdür.

TBK m.505 — Talimata uygun ifa

Madde, vekilin vekâlet verenin talimatına uyma yükümlülüğünü ve bu talimattan ayrılmanın koşullarını ile talimata aykırı davranışın sonucunu düzenler. Vekil bakımından, talimatla bağlı olarak iş gören her vekâlet ilişkisinde uygulanır. Maddede vekilin şahsen ifa, sadakat ve özen borcu, hesap verme ve iade borcu düzenlenmemiştir; bunlar sırasıyla m.506 ile m.508 kapsamındadır. Vekilin talimatsız iş görme koşulları ile vekâlet verenin zararının tazmini yönünden vekâletsiz iş görmeye ilişkin hükümler (m.527 ve devamı) ve alt vekâlet sorumluluğu (m.507) bu maddenin dışında kalır.

Talimata uygun ifa: hangi kavramlar bilinmeli?

Açık talimat
Vekâlet verenin, vekilin işi nasıl göreceğini belirten, vekile varmış tek taraflı irade açıklamasıdır. Talimat, yerine getirilmeden önce geri alınabilir veya değiştirilebilir.
Talimattan ayrılma
Vekilin açık talimata aykırı biçimde hareket etmesidir. Maddeye göre ancak vekâlet verenden izin alınamadığında ve vekâlet verenin de izin vereceği açık olduğunda caizdir.
Fiktif ifa
Talimattan izinsiz ayrılan vekilin, doğan zararı karşılayarak vekâlet borcunu ifa etmiş sayılmasıdır. Vekil zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile borcunu ifa etmiş sayılmaz.

Talimata uygun ifa: hangi şartlar aranır?

  • Vekâlet verenin vekile yönelik açık bir talimatının bulunması gerekir.
  • Talimattan ayrılma için vekâlet verenden izin alma imkânının bulunmaması gerekir.
  • Talimattan ayrılma için, vekâlet verenin durumu bilseydi izin vereceğinin açık olması gerekir.
  • Talimattan ayrılmanın doğurduğu zararın vekil tarafından karşılanmadığı hallerde, işin görülmüş olması vekâlet borcunun ifası sonucunu doğurmaz; bu durumda vekilin zararı karşılaması gerekir.
  • Talimata aykırı ifada, talimatın hukuka veya ahlaka aykırı olmaması ve vekilin bunu bildirme yükümünü yerine getirmesi gerekir.

Talimata uygun ifa: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekil açık talimata uymakla yükümlüdür; talimatın yerine getirilmesi vekâlet borcunun konusuna uygun ifadır.
  • Talimattan maddede öngörülen koşullarla ayrılan vekil, vekâlet borcunu ifa etmiş sayılır.
  • Talimattan izinsiz ayrılan vekil, doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz.
  • Vekâlet veren talimata uygun ifada ısrar edebilir ve talimata aykırı edimi kabul etmeyebilir.
  • Edimin ifası imkânsız olduğunda vekâlet veren tazminat isteyebilir.
  • Talimatın vekâlet verenin amacına veya durumuna aykırı olduğu hallerde vekil, bunu gerekçeleriyle vekâlet verene bildirmek ve görüşünü almakla yükümlüdür.
  • Vekâlet veren talimatında ısrar ederse vekil, sözleşmeyi fesih yoluyla sona erdirebilir (m.512 ile bağlantılı).

Talimattan izinli ayrılma ile izinsiz ayrılma arasındaki fark nedir?

İzin alma imkânı yokken ve vekâlet verenin izin vereceği açıkken talimattan ayrılma; vekil bu durumda talimata bağlı kalmaz.

Bu koşullar bulunmadan talimattan ayrılma; vekil talimata aykırı davranmış olur.

İzinli ayrılmada vekil sorumlu olmaz; izinsiz ayrılmada zararı karşılamadıkça vekâlet borcunu ifa etmiş sayılmaz.

Hukuka aykırı talimat ile hukuka uygun talimat arasındaki fark nedir?

Hukuka veya ahlaka aykırı talimat hukuken geçersizdir ve vekil buna uymakla yükümlü değildir.

Hukuka uygun açık talimat, vekili uymakla yükümlü kılar.

Geçersiz talimata uyulmaması, m.505 kapsamında talimattan ayrılma sayılmaz.

Talimata uygun ifa: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Talimattan ayrılmanın koşullarını genel bir yetki gibi okumak; maddede izin alma imkânsızlığı ve açık izin varsayımı birlikte aranmalıdır.
  • Vekilin talimata uymamasını her hâlde sorumluluk doğuran ihlal saymak; izinli ayrılma hâlinde vekil sorumlu tutulmaz.
  • Zarar karşılanmadan işin görülmüş olmasının vekâlet borcunu ifa sayılacağını düşünmek; m.505/II uyarınca ifa sayılmaz.
  • Hukuka aykırı talimata uymamayı talimattan ayrılma saymak; böyle bir talimat geçersizdir.
  • Talimatın durum ve amaca aykırılığını vekâlet verene bildirmeden uygulamaya geçmek; vekil önce bilgilendirme ve görüş alma yükümünü yerine getirmelidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Talimata uyma yükümünün, vekâlet verenin vekil üzerinde mutlak bir emir hakkı doğurmadığı, vekil ile vekâlet veren arasında bağımlılık ilişkisi kurmadığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/251 E., 2024/662 K., 11.12.2024)
  • Vekâlet ilişkisinin, m.502 ile m.514 arasındaki hükümlere tabi bir sözleşme tipi olduğu ve bu çerçevede talimata uyma yükümünün m.505'te düzenlendiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023)
  • Kanunun talimata uyma hükmünün, vekilin borçları başlığı altında yer aldığı ve m.506'daki özen yükümü ile birlikte değerlendirildiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Talimattan ayrılmanın caiz olduğunu ileri süren vekil, vekâlet verenden izin alma imkânının bulunmadığını ve vekâlet verenin izin vereceğinin açık olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.
  • Açık talimatın varlığını ve içeriğini ileri süren vekâlet veren, yazılı belge, yazışma veya tanıkla ispat yükü altındadır.
  • Talimattan izinsiz ayrılmanın zararına ilişkin ispat yükü vekâlet verendedir; vekil ise zararı karşılayarak borcunu ifa etmiş sayılma iddiasını ispatlamalıdır.
  • Talimatın hukuka veya ahlaka aykırılığını ileri süren taraf bu iddiasını ispatlamalıdır; talimatın geçersizliği bu yolla ortaya çıkar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.506: Vekilin işi bizzat ifa ve özenle yürütme borçlarını düzenler; talimata uyma borcunun yanında vekilin özen yükümünü tamamlar.
  • 6098 sayılı Kanun m.507: Vekilin işi başkasına yaptırması hâlinde sorumluluğunu düzenler; talimat ve yetki sınırlarıyla bağlantılıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.508: Vekilin hesap verme ve aldığı şeyleri iade borcunu düzenler; talimata uyma borcunun ifa edilip edilmediğinin izlenmesinde kullanılır.
  • 6098 sayılı Kanun m.512: Talimatın durum ve amaca aykırı olması hâlinde vekilin sözleşmeyi fesih yoluyla sona erdirebilmesini düzenler.
  • 6098 sayılı Kanun m.527: Talimattan izinsiz ayrılmanın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre sorumluluk doğurabileceği hâllerde uygulanır.

TBK m.506

Madde, vekilin vekâlet borcunu bizzat ifa yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğün istisnasını olan işin başkasına yaptırılmasını düzenler. Ayrıca vekilin üstlendiği işi sadakat ve özenle yürütme borcunu ve bu özen borcundan doğan sorumluluğun objektif ölçütünü belirler. Maddenin konusu, vekilin işi üçüncü kişiye gördürmesi halidir; bu hâlin sonuçları ve vekil ile alt vekil arasındaki ilişki madde metninde ayrıca düzenlenmemiştir. Kanun, vekilin sorumluluğunu düzenlerken kusursuzluk karinesi, sorumluluğun sözleşme dışı hükümlere göre belirlenmesi gibi konuları bu maddede çözmez. Vekâlet verenin talimata uyma yükümlülüğü (m.505), alt vekil yetkisinin sonuçları (m.507), vekilin hesap verme ve devir borcu ile edinilen hakların vekâlet verene geçmesi (m.509) ve vekâlet ücreti (m.510 ve izleyen maddeler) bu maddede düzenlenmez.

m.506: hangi kavramlar bilinmeli?

Bizzat ifa
Vekilin vekâlet konusu işi kendisi yerine getirmesi yükümlülüğüdür. Kural olarak vekil işi başkasına yaptıramaz.
İşin başkasına yaptırılması
Vekilin, vekâlet konusu işi kendi adına ve sorumluluğunda bir üçüncü kişiye gördürmesidir. Yetki verilmesi, durumun zorunlu kılması ya da teamülün buna imkân tanıması hâllerinde mümkündür.
Sadakat ve özen borcu
Vekilin üstlendiği iş ve hizmetleri vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek yürütmesi gereken genel davranış yükümlülüğüdür.
Basiretli vekil ölçütü
Özen borcuna aykırılığın belirlenmesinde kullanılan objektif standarttır. Vekilin kişisel bilgi ve becerisi değil, benzer alanda iş üstlenen basiretli bir vekilin göstereceği davranış esas alınır.

m.506: hangi şartlar aranır?

  • Vekâlet sözleşmesinin bulunması ve vekilin vekâlet konusu işi üstlenmiş olması gerekir.
  • Vekilin işi başkasına yaptırabilmesi için vekile yetki verilmiş olması, durumun zorunlu kılması ya da teamülün buna imkân tanıması gerekir.
  • Kanuni olarak işin başkasına yaptırılması yalnız bu hâllerde mümkündür; bu hâller dışında işin üçüncü kişiye gördürülmesi bizzat ifa yükümlülüğüne aykırılık oluşturur.
  • Vekil işi üstlenirken ve yürütürken vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözetmelidir ve sadakat ile özen göstermelidir.
  • Özen borcuna aykırılığın tespitinde benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin davranışı esas alınmalıdır.

m.506: hangi sonuçları doğurur?

  • Yetki, zorunluluk veya teamül bulunduğunda vekil işi başkasına yaptırabilir.
  • Bu hâllerin dışında işi başkasına yaptıran vekil, bizzat ifa borcunu ihlal etmiş olur.
  • Vekilin özen borcuna aykırı davranışı, vekâlet sözleşmesinden doğan sorumluluk doğurur; sorumluluğun ölçütü basiretli vekil davranışıdır.
  • Madde, alt vekilin kusurundan doğan sorumluluğun ayrıntısını ve vekil ile alt vekil arasındaki ilişkiyi düzenlemez; bu konular ilgili diğer maddelere tabidir.

Bizzat ifa ile işin başkasına yaptırılması arasındaki fark nedir?

Kural olarak vekil işi bizzat yapmakla yükümlüdür ve kendi kişisel edimini ifa eder.

Yetki, zorunluluk veya teamül varsa vekil işi başkasına yaptırabilir.

Yetki, zorunluluk ya da teamül bulunmayan hâlde işin üçüncü kişiye gördürülmesi bizzat ifa borcuna aykırılık doğurur.

Vekilin özen borcu ile sadakat borcu arasındaki fark nedir?

Sadakat, vekâlet verenin haklı menfaatlerinin gözetilmesi anlamına gelir.

Özen, benzer alanda basiretli bir vekilin gösterebileceği davranışa göre ölçülür.

Sadakat ve özene aykırılık, vekilin sorumluluğunu doğurur; ölçüt kişisel değil objektiftir.

m.506: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Vekilin işi başkasına yaptırabileceğini, yetki veya teamül aranmadan kabul etmek; kural bizzat ifadır ve istisnalar sınırlı tutulmalıdır.
  • Özen ölçütünü vekilin kişisel bilgi ve becerisine göre değerlendirmek; madde objektif basiretli vekil ölçütünü öngörür.
  • Sadakat borcunu yalnızca özen borcundan ayrı bir yükümlülük olarak görmemek ya da iki borcu karıştırmak; madde ikisini ayrı fıkralarda düzenler.
  • İşin başkasına yaptırılmasının sonuçlarını m.506'dan çıkarmaya çalışmak; alt vekil sorumluluğu m.507 ile birlikte değerlendirilmelidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Avukatlık ilişkisinde vekilin özen ve sadakat borcunun, 6098 sayılı Kanun'un 506. maddesi uyarınca vekâlet verenin haklı menfaatlerinin gözetilmesi anlamına geldiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/1550 E., 2025/1496 K., 25.09.2025)
  • Vekâlet sözleşmesinde güven esasına dayalı iş görme edimi bulunduğu ve bu güvenin korunmasının 506. maddenin bir gereği olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024)
  • Avukatlık mesleğinin kamu hizmeti niteliği nedeniyle avukatın özen yükümlülüğünün 506. madde kapsamında değerlendirildiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi, 2024/3053 E., 2025/1762 K., 06.11.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2022/1072 E., 2023/1064 K., 08.11.2023)
  • Vekâlet ilişkisinin 502 ila 514. maddeler arasında düzenlendiği ve bu hükümlerin vekâlet sözleşmesinin çerçevesini oluşturduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Vekâlet verenin vekilin özen borcuna aykırılığını ve buna bağlı zararı ileri sürmesi gerekir; ispat yükü vekâlet verene aittir.
  • İşin başkasına yaptırılmasının yetki, zorunluluk veya teamül kapsamında olduğunu savunan vekil, bu hâlin varlığını ispatlamalıdır.
  • Yetki için yazılı belge, vekâlet sözleşmesi hükmü veya iş ve meslek teamülüne ilişkin deliller kullanılabilir.
  • Basiretli vekil ölçütüne göre bir davranışın yeterli olup olmadığı, bilirkişi incelemesiyle belirlenebilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.505: Vekilin vekâlet verenin açık talimatına uyma yükümlülüğünü düzenler; işin başkasına yaptırılmasında talimatın da gözetilmesi gerekir.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.507: Vekilin yetkisi dışında işi başkasına gördürmesinin sonuçlarını ve alt vekilin fiillerinden sorumluluğu düzenler; m.506 ile birlikte okunur.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.509: Vekilin kendi adına fakat vekâlet verenin hesabına edindiği hakların vekâlet verene geçişini düzenler; işin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde edinilen haklarla bağlantılıdır.

TBK m.507

Madde, vekilin yetkisini aşarak işi bir başkasına gördürmesi (alt vekalet) hâlinde vekilin sorumluluğunu ve vekilin yetkili olarak alt vekil seçmesi hâlinde sorumluluğunun kapsamını düzenler. Vekalet verenin, vekilin alt vekile karşı sahip olduğu haklarını doğrudan alt vekile karşı ileri sürebilmesine ilişkin kuralı da içerir. Madde, vekalet sözleşmesinin genel hükümlerine ve vekilin talimata uyma borcuna ilişkin hükümlere dayanır; alt vekil ile vekil arasındaki iç ilişkiyi düzenlemez. Vekilin genel özen ve sadakat borcunu (m.506 ve m.505 kapsamındaki yükümlülükleri) ayrıntılı biçimde düzenlemez. Vekalet sözleşmesinin kuruluşu, sona ermesi ve azil–istifa (m.509 ve sonrası) bu maddenin konusu değildir. Vekilin ihlal sonucu zararın tazmini ve borcun ifa edilmemesine ilişkin genel sorumluluk rejimi (m.112, m.116) yalnızca dolaylı olarak ilgilidir ve ayrıca uygulanır.

m.507: hangi kavramlar bilinmeli?

Alt vekalet
Vekilin, asıl vekalet sözleşmesinin konusu olan işi, vekalet verenle arasındaki ilişkiye dahil olmayan bir üçüncü kişiye gördürmesidir. Vekilin bu yetkisi ya sözleşmeden ya da olağan hayattan doğar.
Yetkisiz alt vekalet (işin başkasına gördürülmesi)
Vekilin, kendisine tanınmamış bir yetkiye dayanarak işi bir başkasına yaptırmasıdır. Bu hâlde vekil, alt vekilin fiilinden kendi fiili gibi sorumludur.
Yetkili alt vekalet
Vekilin başkasına vekâlet verme yetkisini taşıdığı hâldir. Bu hâlde vekilin sorumluluğu, alt vekili seçmede ve ona talimat vermede gösterilmesi gereken özenle sınırlıdır.
Doğrudan dava (doğrudan ileri sürme)
Vekalet verenin, vekile karşı sahip olduğu hakları aracı olmaksızın alt vekile karşı kullanabilmesidir. Bu yetki kanundan doğar ve sözleşme ilişkisi kurulmasını gerektirmez.
Müspet zarar
Borcun ifa edilmemesi ya da hatalı ifası sonucunda alacaklının uğradığı, borç ilişkisinin gerçekleşmesi hâlinde sahip olacağı durumla mevcut durum arasındaki farktır.

m.507: hangi şartlar aranır?

  • Vekilin, işi başkasına gördürmesi için vekalet verenin açık ya da zımni onayı bulunmamalı ya da vekil, sözleşme ile tanınan yetkinin dışına çıkmış olmalıdır.
  • İşin fiilen bir üçüncü kişiye (alt vekile) gördürülmüş olması gerekir.
  • Vekilin, yetkisi dışında alt vekil seçmiş olması durumunda, alt vekilin fiili vekilin kendi fiili gibi kabul edilir; bu hâlde vekilin kusurunun bulunup bulunmadığı önemli değildir.
  • Vekilin başkasına vekâlet verme yetkisi bulunuyorsa, vekil yalnızca alt vekili seçmede ve ona talimat vermede gerekli özeni göstermek zorundadır.
  • Vekalet veren, vekilin alt vekile karşı sahip olduğu hakları (ifa, tazminat, fesih ve bunların dışındaki haklarını) doğrudan alt vekile karşı ileri sürebilmek için vekilin yetkili ya da yetkisiz alt vekil seçmiş olmasının ayrımını yapmaz; kanundan doğan bu hak her iki hâlde de vardır.

m.507: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekil yetkisi dışında işi başkasına gördürürse, alt vekilin fiilinden kendisi yapmış gibi sorumlu olur.
  • Vekil yetkili olarak alt vekil seçmişse, alt vekilin verdiği zarardan yalnızca seçim ve talimat özeni eksik olduğu ölçüde sorumlu olur.
  • Vekalet veren, vekilin alt vekile karşı sahip olduğu hakları, hangi hâl olursa olsun, doğrudan alt vekile karşı ileri sürebilir.
  • Doğrudan ileri sürme hakkı, vekalet veren ile alt vekil arasında sözleşme ilişkisi bulunmasını gerektirmez; kanundan doğan tek taraflı bir talep hakkıdır.

Yetkisiz alt vekalet ile yetkili alt vekalet arasındaki fark nedir?

Vekil yetkisi olmadan işi başkasına gördürmüşse, alt vekilin fiilinden kendi fiili gibi sorumludur (m.507/1).

Vekil başkasına vekâlet verme yetkisine sahipse, yalnızca alt vekili seçerken ve talimat verirken özen göstermekle yükümlüdür (m.507/2).

Yetkisiz alt vekalette vekilin sorumluluğu, kusurundan bağımsız bir sorumluluk gibi işler; yetkili alt vekalette ise vekil, alt vekilin fiilinden değil, kendi seçim ve talimat özeninden sorumludur.

Vekilin sorumluluğu ile vekalet verenin alt vekile karşı doğrudan hakları arasındaki fark nedir?

Vekil, alt vekilin fiilinden dolayı kendisi hakkında doğan sorumluluğu üstlenir.

Vekalet veren, vekilin alt vekile karşı sahip olduğu hakları doğrudan alt vekile karşı ileri sürebilir.

Vekalet veren, vekile ya da alt vekile karşı ayrı ayrı dava açabilir; hakları ikisine karşı da kullanabilir.

Yetkisiz alt vekalet (birinci fıkra) ile yetkili alt vekalet (ikinci fıkra) arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra, vekilin yetkisini aştığı durumu düzenler.

İkinci fıkra, vekilin yetkili olduğu durumu düzenler.

Birinci fıkrada sorumluluk fiil üzerinden kurulurken, ikinci fıkrada sorumluluk özen yükümlülüğü üzerinden kurulur.

m.507: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Yetkisiz alt vekalet hâlinde vekilin kusurunu aramak; oysa birinci fıkra, alt vekilin fiilinden vekili kendi fiili gibi sorumlu tutar ve vekilin kusurunun bulunup bulunmadığı önemli değildir.
  • Yetkili alt vekalet hâlinde vekilin alt vekilin her türlü fiilinden sorumlu olduğunu varsaymak; ikinci fıkra yalnızca seçim ve talimat özeninden sorumluluk getirir.
  • Vekalet verenin doğrudan dava hakkını, vekil ile alt vekil arasında sözleşme ilişkisi bulunmasına bağlamak; bu hak kanundan doğar.
  • Doğrudan ileri sürme hakkını yalnızca ifa talebiyle sınırlamak; madde, vekilin sahip olduğu bütün hakları kapsar (ifa, tazminat, fesih dahil).
  • Bu maddeyi, vekilin genel sorumluluğunu düzenleyen m.112 ya da m.116 ile karıştırmak; m.507 özel bir kuraldır ve öncelikle uygulanır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesinin tarafları ve hükümleri, mahkemelerce 6098 sayılı Kanun'un 502 ila 514. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/433 E., 2025/214 K., 09.04.2025)
  • Vekâlet ilişkisinin ticari nitelikte olup olmadığı ve serbest meslek hizmetlerinde (ör. mali müşavirlik, avukatlık) vekâlet hükümlerinin uygulanması, mahkemelerce somut olaya göre belirlenmektedir. (Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/75 E., 2021/92 K., 11.02.2021; Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/370 E., 2021/489 K., 25.06.2021)
  • Pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddinin, m.507/3 uyarınca vekalet verenin alt vekile karşı doğrudan dava hakkını yok saymak anlamına gelebileceği, bu nedenle usulden bozma sebebi sayıldığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/1073 E., 2023/1128 K., 22.11.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Alt vekalet iddiasını ileri süren taraf, vekilin işi başkasına gördürdüğünü ispatlamakla yükümlüdür; bu olgu tanık, yazılı yazışma veya alt vekilin fiilen işi yaptığını gösteren belgelerle kanıtlanabilir.
  • Vekilin yetkili olduğunu savunan taraf (vekil), vekalet sözleşmesi veya vekalet verenin sonradan verdiği yazılı onay ile yetkisinin varlığını ispatlamak zorundadır.
  • Yetkili alt vekalet hâlinde vekil, alt vekili seçerken ve talimat verirken özen gösterdiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir; bu ispat yükü vekildedir.
  • Vekalet verenin, vekilin alt vekile karşı sahip olduğu haklarını doğrudan ileri sürdüğünde, bu hakların varlığını (ör. sözleşme, ifa talebi, zarar belgesi) ispatlaması gerekir.
  • Alt vekilin, kendi şahsına ilişkin ya da vekilin hakkındaki def'ilerini ileri sürmesi hâlinde, bu def'ilerin varlığını da alt vekil ispatlar.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.505: Vekilin vekalet verenin açık talimatına uyma borcunu düzenler; m.507/2'deki talimat verme özeninin dayanağıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.502-514: Vekalet sözleşmesinin genel hükümleridir; m.507 bu hükümlerin içinde alt vekalete ilişkin özel kuraldır.

TBK m.508 — Hesap verme

Madde, vekilin vekalet verene karşı iki temel borcunu düzenler: işin hesabını verme ve vekâletle ilgili olarak aldıklarını vekalet verene teslim etme. İkinci fıkrası, teslimde geciktiği paranın faizinin ödenmesini kurar. Madde vekâlet sözleşmesinin tarafı olan vekil ve vekalet veren arasındaki ilişkiye uygulanır. Madde, vekilin özen ve sadakat borcunu, talimata uyma yükümlülüğünü, alt vekil atanmasını ve vekilin sorumluluğunu düzenlemez (m.502, m.505, m.507 ve m.509 ilgili konulardır). Vekilin yerine getirdiği işin kapsamı, ücret ve masraf istemi ile vekalet ilişkisinin sona ermesinin sonuçları da bu maddede yer almaz (m.510 ve m.512 ilgili konulardır). Hesap verme ve teslim borcunun zamanaşımı ile bu alacakların ileri sürülmesine ilişkin usul de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Hesap verme: hangi kavramlar bilinmeli?

Hesap verme
Vekilin yürüttüğü işin gidişatı, sonuçları ve giderleri hakkında vekalet verene bilgi ve belge sunmasıdır. Yalnızca para hesabıyla sınırlı değildir; işin zamanlaması, karşılaşılan güçlükler ve bunların aşılma biçimi de kapsama girer.
Aldıklarını vekalet verene vermek
Vekilin vekâlet ilişkisinden dolayı elde ettiği para, mal veya belge gibi her şeyi vekalet verene teslim etmesidir. Madde metninde şey kelimesi geçmekle birlikte, malvarlığı değeri taşımayan şeyler de bu borcun kapsamına girer.
Doğrudan temsil
Vekilin vekalet verenin adına hareket ettiği ve işlemin sonuçlarının doğrudan vekalet verene doğduğu temsil biçimidir. Bu halde vekilin ayrıca geri verme borcu doğmaz.
Dolaylı temsil
Vekilin kendi adına, ancak vekalet verenin hesabına iş gördüğü temsil biçimidir. İşlemden doğan alacak ve haklar önce vekilde toplanır, bu nedenle geri verme borcu bu halde ortaya çıkar.
Tesliminde geciktiği paranın faizi
Vekilin vekalet verene ait parayı teslim yükümlülüğünün doğduğu andan sonra geciktirmesi halinde ödemek zorunda olduğu faizdir. Faiz, gecikmenin gerçekleşmesine bağlıdır; ayrıca bir sözleşme hükmü aranmaz.

Hesap verme: hangi şartlar aranır?

  • Bir vekâlet sözleşmesinin bulunması ve vekilin vekalet verenin istemi üzerine iş görmüş olması gerekir.
  • Vekalet verenin hesap verilmesini istemesi veya vekilin hesap verme yükümlülüğünü kendiliğinden yerine getirmemesi bulunmalıdır; bilgi verme yükümlülüğü, vekalet verenin talebi olmasa da sadakat borcunun gereği olarak doğar.
  • Vekilin vekâletle ilişkili olarak aldığı para, mal veya belgeler vekalet verene teslim edilmelidir; bu teslim hukuki fiil ya da maddi fiil niteliğinde olabilir.
  • Teslim borcunun muaccel olmuş olması ve vekilin bu borcu gecikmeksizin yerine getirmemesi gerekir; faiz yükümlülüğü için gecikme koşulu aranır.
  • Doğrudan temsilde vekilin geri verme borcu doğmaz; işlemin sonuçları doğrudan vekalet verene kazandırıldığı için bu hal dışında kalır.
  • Dolaylı temsilde vekilin aldıklarını geri verme borcu doğar; bu borcun ifası için vekalet verenin vekile karşı borçlarını ödemiş olması gerekir.

Hesap verme: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekil hesap verme borcunu yerine getirmekle yükümlüdür; vekalet veren bu hesabı her zaman isteyebilir.
  • Vekil vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekalet verene vermekle yükümlüdür; bu borç kendiliğinden ifa edilmelidir.
  • Vekil, tesliminde geciktiği paranın faizini ödemek zorundadır; faiz borcu, gecikmenin oluşmasıyla birlikte doğar.
  • Dolaylı temsilde vekilin üçüncü kişilerdeki alacağı, vekalet verenin vekile karşı borçlarını ifa etmesiyle kendiliğinden vekalet verene geçer.
  • Doğrudan temsilde vekalet verene geçirilecek bir alacak doğmadığı için geri verme borcu da doğmaz.
  • Hesap verme ve teslim borcunun yerine getirilmemesi, vekalet verene karşı tazminat ve fesih gibi sonuçlar doğurabilir; bu sonuçlar madde metninde düzenlenmemiştir.

Hesap verme borcu ile tesliminde geciken paranın faizi arasındaki fark nedir?

Vekilin vekalet verene işin hesabını vermesi ve vekâletle ilgili aldıklarını teslim etmesi; bilgi ve belge verme yükümlülüğünü de içerir.

Tesliminde geciktiği paranın faizini ödeme yükümlülüğü; yalnızca para teslimindeki gecikmeye bağlanır.

Hesap verme ve teslim borcu ihlal edilmese bile para alacağı için gecikme faizi ayrıca doğar; faiz borcu gecikmeden, yani paranın teslim edilmesi gerektiği andan itibaren işler.

Doğrudan temsil ile dolaylı temsil (geri verme kapsamı) arasındaki fark nedir?

Doğrudan temsilde vekil, işlemin konusu olan alacak ve hakları doğrudan vekalet verene kazandırdığı için ayrıca geri verme borcu taşımaz.

Dolaylı temsilde vekil kendi adına işlem yapar; doğan alacak ve haklar önce vekilde toplanır ve vekalet verene geçirilmesi gerekir.

Dolaylı temsilde vekil, aldıklarını vekalet verene devretme ve teslim etme borcu altındadır; geri verme borcu bu halde işler.

Hukuki fiil ile maddi fiil (geri verme borcunun niteliği) arasındaki fark nedir?

Aldıklarını geri verme borcu hukuki fiillerde asli edim yükümlülüğüdür.

Maddi fiillerde aynı borç yan edim yükümlülüğü niteliğindedir.

Borcun niteliği, ifa edilmemesinin ağırlığını ve sözleşmeye bağlı sonuçlarını belirler.

Vekil (sözleşmeye dayalı) ile vekaletsiz işgören arasındaki fark nedir?

Vekil, vekalet sözleşmesi çerçevesinde 508. madde uyarınca hesap verme ve teslim borçludur.

Vekaletsiz işgörende bilgi ve hesap verme borcu 508'in kıyasen uygulanmasından çok dürüstlük kuralından doğar.

Hesap verme yükümlülüğünün kaynağı farklıdır; sözleşmeye dayalı vekilde madde doğrudan, vekaletsiz işgörende dolaylı olarak uygulanır.

Hesap verme: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Hesap verme borcunu yalnızca para hesabıyla sınırlamak; bilgi verme, işin gidişatı ve güçlüklerin bildirilmesi de bu borcun kapsamında olduğu hâlde yalnız tutarların dökülmesini yeterli saymak.
  • Doğrudan temsilde de geri verme borcu olduğunu varsaymak; bu borç yalnızca dolaylı temsil halinde ortaya çıkar.
  • Faiz borcunu her ödeme gecikmesinde kendiliğinden doğmuş saymak; faiz, paranın teslim edilmesi gereken andan sonraki gecikmeye bağlıdır.
  • Vekaletsiz işgörenin bilgi ve hesap verme borcunu doğrudan 508 üzerinden kurmak; bu borç esasen dürüstlük kuralından doğar ve 508 kıyasen uygulanır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Hukuk Genel Kurulu, sadakat ve özen borcunu vekilin en önde gelen borcu olarak kabul etmekte ve hesap verme yükümlülüğünü bu borcun bir uzantısı saymaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2021/244 E., 2022/340 K., 22.03.2022)
  • Hukuk Genel Kurulu, vekilin vekâlet verenin istemi üzerine işin hesabını vermek ve aldıklarını vermekle yükümlü olduğunu tekrarlamakta, bu yükümlülüğü m.508 ile sınırlı tutmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2025/478 E., 2025/677 K., 22.10.2025; Hukuk Genel Kurulu, 2024/201 E., 2025/551 K., 24.09.2025)
  • Hukuk Genel Kurulu, vekâlet sözleşmesinin 502 ila 514. maddeler arasında düzenlendiğini ve m.508'in bu bütünün parçası olduğunu kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Hesap verme borcunun yerine getirildiğini ispat yükü vekildedir; vekil, verdiği hesabı ve ilgili belgeleri sunmakla yükümlüdür.
  • Vekalet verenin, vekilin hesap vermediğini veya aldıklarını teslim etmediğini ileri sürmesi halinde ispat yükü ona düşer; bu iddiasını yazılı belgelerle veya kayıtlarla kanıtlamalıdır.
  • Vekilin geciken paranın faizini ödemesi gerektiğini ileri süren vekalet veren, paranın teslim edilmesi gereken tarihi ve paranın alındığını gösteren belgeleri sunmalıdır.
  • Vekilin hesabında gösterilmeyen harcamalar konusunda, harcamanın vekâletin gereğine uygun olduğunu gösteren belge ve kayıtları vekil sunmak zorundadır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.502: Vekâlet sözleşmesinin tanımını ve tarafların temel borçlarını düzenler; m.508 bu temel borçlardan hesap verme ve teslim borcunu ayrıntılandırır.
  • 6098 sayılı Kanun m.505: Vekilin talimata uyma ve işi özenle yürütme borcunu düzenler; talimata aykırı davranışın sonuçları m.508 ile birlikte değerlendirilir ve dolaylı temsilde m.505/II vekaletsiz iş görme hükümlerini işaret eder.
  • 6098 sayılı Kanun m.507: Vekilin alt vekil atama yetkisini düzenler; alt vekilin işlemlerinin vekalet verene yansıması da hesap ve teslim borcuna bağlıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.527: Vekaletsiz işgörenin sorumluluğunu düzenler; dolaylı temsilde talimata aykırılığın sonucu olarak m.508 ile birlikte uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.530: Vekaletsiz işgörenin işsahibine iade ve masraf ilişkisini düzenler; hesap ve geri verme borcunun vekaletsiz iş görmedeki karşılığıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.631: Ortakların ortaklık işlerine ilişkin bilgi alma ve inceleme hakkını düzenler; hesap verme yükümlülüğünün adi ortaklıktaki karşılığı olarak anılır.

TBK m.509 — Edinilen hakların vekâlet verene geçişi

Madde, vekilin dolaylı temsil ilişkisinde kendi adına ve vekâlet veren hesabına edindiği alacakların ve taşınır eşyanın vekâlet verene geçişini düzenler. Alacağın kendiliğinden geçmesini, bu geçişin iflas masasına karşı ileri sürülmesini, vekâlet verenin taşınır eşyayı iflas masasından ayırma talebini ve vekilin hapis hakkının iflas masasına etkisini kapsar. Vekâlet verenin vekilden mülkiyet devrini isteme yolunu, taşınmazların geçişini ve vekâletin genel kurallarını düzenlemez. Taşınmazların tapu siciline güven ilkesi nedeniyle bu kapsama girmediği, dolaylı temsilde vekilin kendi adına iş görmesinin genel çerçevesi ise bu maddede aranmamalıdır (m.506 ve m.507 ile ilgili bölümler dahil). Vekâlet verenin vekile karşı borçlarının ifası ve vekilin yetkisinin kapsamı, ilgili vekâlet hükümlerinde (m.504 ve m.505 bağlamında) yer alır.

Edinilen hakların vekâlet verene geçişi: hangi kavramlar bilinmeli?

Dolaylı temsil
Vekilin işlemi kendi adına, ancak vekâlet verenin hesabına yapmasıdır. Bu durumda doğan hak ve borçlar önce vekilin üzerinde toplanır.
Kanuni devir (legalzesyon)
Alacağın, devir sözleşmesi ve bildirim gerekmeksizin, kanunun öngördüğü koşulların gerçekleşmesiyle kendiliğinden başka bir kişiye geçmesidir. Bu maddede alacak, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda geçer.
Taşınır eşya üzerinde ayırma talebi
Vekilin kendi adına ve vekâlet veren hesabına edindiği taşınır eşyanın iflas masasından ayrılarak vekâlet verene verilmesini isteme hakkıdır. Mülkiyetin kendiliğinden geçmesi değil, bu eşyanın iflas masasından çıkarılmasını sağlayan bir haktır.
Hapis hakkı (vekil yönünden)
Vekilin, vekâlet verenin borçlarını ödemediği sürece eşyayı elinde tutma yetkisidir. Maddeye göre bu hak iflas masasına da yarar; kişisel nitelikte olduğu kabul edilmektedir.

Edinilen hakların vekâlet verene geçişi: hangi şartlar aranır?

  • Vekil, üçüncü kişiyle kendi adına, ancak vekâlet verenin hesabına iş görmüş olmalıdır.
  • Geçişin konusu alacak hakkı veya taşınır eşya olmalıdır; taşınmazlar bu kapsama girmez.
  • Vekâlet veren, vekile karşı vekâlet ilişkisinden doğan bütün borçlarını (ücret, gider, avans, zarar vb.) ifa etmiş olmalıdır.
  • Alacağın geçişi için ayrıca devir sözleşmesi yapılması gerekmez; ancak alacak, belirli ve devre elverişli olmalıdır.
  • Taşınır eşya yönünden ayırma talebi için vekâlet verenin borçlarını ödemesi aranır; bu ödeme yapılmadıkça iflas masası ayırmaya karşı ödemezlik defini ileri sürebilir.

Edinilen hakların vekâlet verene geçişi: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, vekilin üçüncü kişideki alacağı kendiliğinden vekâlet verene geçer.
  • Alacak, yan haklar, temerrüt doğan haklar ve def'ilerle birlikte vekâlet verene geçer.
  • Vekilin iflasında alacak ilke olarak iflas masasına girer; vekâlet veren borçlarını önceden ödemişse alacak ona geçer.
  • Vekâlet veren, vekilin kendi adına ve hesabına edindiği taşınır eşyanın iflas masasından ayrılarak kendisine verilmesini isteyebilir.
  • Vekil veya iflas masası, vekâlet veren borçlarını ödemediği sürece ayırma talebine karşı ödemezlik defini ileri sürebilir.
  • Vekâlet veren borçlarını ifa ettiğinde vekilin hapis hakkı ortadan kalkar.
  • Üçüncü kişilerin, geçişi bildirilmeden vekile yaptığı iyiniyetli ödemeler geçerlidir ve borçlunun borcu sona erer.
  • Borçlu, vekile karşı hem borçlu hem alacaklı ise takas hakkını kullanabilir (TBK m.188/II'nin uygulanması).

Alacak ile taşınır eşya arasındaki fark nedir?

Alacak hakkında madde kendiliğinden geçiş (legalzesyon) öngörür; vekâlet veren, borçları ödendiği anda alacağın sahibi olur.

Taşınır eşyada mülkiyet kendiliğinden geçmez; vekâlet veren vekilden mülkiyet devrini istemek zorundadır.

Alacakta devir sözleşmesi aranmaz, taşınır eşyada ise vekil mülkiyeti devretmezse vekâlet veren mülkiyetin devri davası açar.

Vekilin iflası öncesi ile vekâlet verenin borçlarını ödemeden iflas arasındaki fark nedir?

Vekâlet veren borçlarını ödemişse, alacak veya taşınır eşya iflas masasına girmez ve vekâlet verene geçer.

Vekâlet veren borçlarını ödememişse, alacaklar ilke olarak iflas masasına geçer.

Vekâlet veren borçlarını iflas masasına öderek de alacağı kurtarabilir; ödeme yapılmadıkça ayırma talebi karşılanmaz.

Alacağın iflas masasına karşı ileri sürülmesi ile iyiniyetli üçüncü kişinin ödemesi arasındaki fark nedir?

Vekâlet veren, alacağın kendisine geçtiğini iflas masasına karşı ileri sürebilir.

İyiniyetli üçüncü kişi vekile ödeme yaparsa, vekil veya vekâlet veren geçişi kendisine bildirmediği sürece bu ödeme geçerlidir.

Bildirim yapılmamışsa ödeme borçtan kurtarıcı etki doğurur (TBK m.186 ile birlikte değerlendirilir).

Edinilen hakların vekâlet verene geçişi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Taşınır eşyada mülkiyetin kendiliğinden vekâlet verene geçtiğini sanmak; bu yolda yalnızca mülkiyetin devri davası açılabilir.
  • Taşınmazların da bu maddeye göre kendiliğinden geçtiğini kabul etmek; tapu siciline güven ilkesi nedeniyle bu geçiş gerçekleşmez.
  • Alacağın geçişi için yazılı devir sözleşmesi yapılması gerektiğini düşünmek; madde kanuni devri öngörür, devir sözleşmesi gerekmez.
  • Vekâlet verenin bazı borçlarını ödemesinin yeterli olacağını sanmak; ödeme vekâlet ilişkisinden doğan tüm borçları kapsamalıdır.
  • Vekilin iflası halinde alacakların hiçbir zaman vekâlet verene geçmeyeceğini düşünmek; önceden tüm borçlar ödenmişse alacak vekâlet verene geçer.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet ilişkisinden doğan ücret, gider ve avans gibi borçların tamamının ödenmiş olması, geçişin koşulu olarak yorumlanmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023)
  • Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümler, 6098 sayılı Kanun'un 502 ila 514. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, bu maddenin bağlı olduğu genel çerçeve bu aralıkta değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2023/433 E., 2025/214 K., 09.04.2025)
  • Ticari nitelikli vekâlet ilişkilerinde (örneğin mali müşavirlik ve avukatlık) bu düzenlemenin vekâlet sözleşmesi hükümleri çerçevesinde uygulandığı görülmektedir. (Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/75 E., 2021/92 K., 11.02.2021; Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/370 E., 2021/489 K., 25.06.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Alacağın geçtiğini ileri süren vekâlet veren, vekilin üçüncü kişiyle kendi adına ancak kendi hesabına işlem yaptığını ve bütün borçlarını ödediğini ispatlamalıdır; işlem belgeleri ve ödeme dekontları bu konuda kullanılır.
  • Vekâlet verenin vekile karşı borçlarını ödediğini iddia etmesi halinde, ödemenin yapıldığını ispat yükü vekâlet verene aittir; aksi halde iflas masası ödemezlik defini kullanır.
  • İflas masası, vekâlet verenin borçlarını ödemediğini ileri sürerse, bu savunmayı ispatlamak zorunda değildir; ancak ödemenin yapıldığını ileri süren vekâlet veren bunu belgeyle göstermelidir.
  • Taşınır eşyanın vekilin kendi adına ve vekâlet veren hesabına edinildiği, alım belgeleri ve vekâlet ilişkisinin kanıtlarıyla gösterilebilir.
  • Üçüncü kişinin iyiniyetini ve geçişe ilişkin bildirimin yapılmadığını ileri süren taraf, bu hususları belgeyle ortaya koyar; bildirim yapıldığını iddia eden taraf bunu ispatlamak zorundadır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.504: Vekilin hukuki işlemleri yapmak için temsil yetkisine sahip olmasını düzenler; dolaylı temsil ilişkisinin çerçevesini oluşturur.
  • 6098 sayılı Kanun m.507: Vekilin işi başkasına gördürmesi halinde sorumluluğunu düzenler; alt vekil üzerinden edinilen hakların geçişiyle ilgili bağlantılıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.97: Vekâlet veren borçlarını ödemediği sürece, iflas masasına ve vekile karşı ödemezlik defini kullanılabilmesinin dayanağıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.186: Vekile iyiniyetle yapılan ödemenin borçtan kurtarıcı etkisini düzenler; geçişin bildirilmediği hallerde uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.188: Takas hakkının kullanılabilmesini düzenler; borçlunun vekile karşı hem borçlu hem alacaklı olması halinde uygulanır.
  • 4721 sayılı Kanun: Taşınmazların tapu siciline güven ilkesi nedeniyle bu maddenin kapsamı dışında kalmasının dayanağıdır (Medeni Kanun m.1023 ile birlikte).

TBK m.510 — Vekâlet verenin borçları

TBK m.510, vekalet sözleşmesinde vekâlet verenin vekile karşı borçlarını düzenler. Düzenlenen konular; vekilin yaptığı giderlerin ve verdiği avansların faiziyle birlikte ödenmesi, vekilin yüklendiği borçlardan kurtarılması ve vekilin vekaletin ifası sebebiyle uğradığı zararın tazmini ile bu tazmin sorumluluğunda vekâlet verenin kusursuzluğunu ispat ederek kurtulma imkânıdır. Kural vekâlet veren ile vekil arasındaki vekâlet ilişkisine uygulanır. Madde ücret borcunu düzenlemez (m.502/III); vekilin özen, talimat ve hesap verme borçları (m.506-508), vekil ile üçüncü kişi arasındaki ilişki ile edinilen hakların vekâlet verene geçişi (m.509) ve vekâlet sözleşmesinin sona ermesi (m.512-513) ayrı maddelerde düzenlenmiştir. Vekil ve vekâlet verenin kusura dayalı genel zamanaşımı ve usul yönleri de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Vekâlet verenin borçları: hangi kavramlar bilinmeli?

Giderler ve avanslar
Vekilin vekâletin ifası için kendi malvarlığından yaptığı harcamalar ile para olarak yaptığı ön ödemelerdir. Vekâletin usulüne uygun ifası için objektif olarak gerekli olması aranır; işin görülmesiyle ilgili olmayan ve gereksiz ya da aşırı tutarlı harcamalar bu kapsamda değerlendirilmez.
Borçtan kurtarma
Vekilin vekâletin ifası için kendi adına üçüncü kişilere karşı üstlendiği borcun vekâlet veren tarafından ödenmesi ya da vekilin bu borçtan ibra edilmesi yükümüdür. Borcun vekâlet verenin hesabına ve vekâletin gereği gibi ifası için doğmuş olması gerekir.
Vekâletin gereği gibi ifası
Vekilin işi vekâlet verenin talimatlarına uygun ve işin görülmesi için objektif olarak zorunlu biçimde yürütmesidir. Bu koşul, giderlerin ve avansların ödenmesi ile borçtan kurtarma yükümü için ön koşuldur.
Kusur karinesi
Zararın vekâlet verenin sözleşmeye aykırılığından doğduğunun kabulü ve vekâlet verenin kusursuzluğunu ispat etme yükü ile birlikte ortaya çıkan kusur sorumluluğu biçimidir. Vekâlet veren kusursuzluğunu ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
Faiz
Vekilin giderlerinin ve avanslarının ödenmesi borcuna eklenen ve bu paranın vekil tarafından kullanılmasının karşılığı olan ödemedir. Maddede faizin oranı belirtilmemiştir; oran için genel hükümler esas alınır.

Vekâlet verenin borçları: hangi şartlar aranır?

  • Geçerli bir vekâlet sözleşmesinin kurulmuş olması gerekir; sözleşme geçerli değilse vekil giderlerini ve avanslarını bu madde uyarınca isteyemez.
  • Vekilin yaptığı giderlerin veya verdiği avansların vekâletin ifası için kullanılmış ve işin görülmesi için objektif olarak gerekli olması gerekir; işle ilgisiz ya da haddinden fazla yüksek harcamalar kapsam dışında kalır.
  • Vekilin vekâletin gereği gibi ifasını gerçekleştirmiş olması gerekir; ifa vekâlet verenin talimatlarına ve objektif zorunluluğa uygun olmalıdır.
  • Borçtan kurtarma yükümünün doğması için vekilin kendi adına, vekâlet veren hesabına üçüncü kişiyle borç doğurmuş ve bu borcun halen devam ediyor olması gerekir.
  • Vekilin zarar görmüş olması ve bu zararın vekâletin ifası sebebiyle doğması gerekir; zarar maddi olabileceği gibi manevi de olabilir.
  • Zararın vekâlet verenin sözleşmeye aykırı bir davranışından, yani akdi bir davranış yükümlülüğünün ihlalinden doğmuş olması gerekir.
  • Vekâlet veren kusursuzluğunu ispat ederse tazmin yükümlülüğünden kurtulur; bu ispat gerçekleşmezse vekâlet veren zararı gidermek zorundadır.

Vekâlet verenin borçları: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekâlet veren, vekilin vekâletin gereği gibi ifası için yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte ödemek zorundadır.
  • Vekâlet veren, vekilin yüklendiği ve vekâletin ifasıyla ilgili borçlardan vekili kurtarmakla yükümlüdür.
  • Vekilin vekâletin ifası sebebiyle uğradığı zarar vekâlet verenden istenebilir.
  • Vekâlet veren kusursuzluğunu ispat ederse tazmin sorumluluğundan kurtulur.
  • Giderler, avanslar ve borçtan kurtarma yükümü, vekilin kendi işlemi nedeniyle doğan ve vekâletin ifasıyla ilgisi bulunmayan kalemleri kapsamaz.
  • Vekil, kendi yararına doğurduğu borçlar için vekâlet verenden bu madde uyarınca talepte bulunamaz.
  • Madde düzenleyici niteliktedir; taraflar sözleşmeyle farklı düzenleme yapabilir ve bu tür bir kayıt geçerlidir.
  • Vekâlet sözleşmesi geçerli kurulmamışsa veya gereği gibi ifa edilmemişse giderler ve avanslar bu madde uyarınca istenemez.

Giderler ve avanslar ile vekilin ücreti arasındaki fark nedir?

Giderler ve avanslar, vekilin işin görülmesi için kendi malvarlığından yaptığı harcamalardır ve ücretin parçası değildir.

Ücret, sözleşme veya teamül gereği vekile ödenen karşılıktır ve bu maddenin değil m.502/III'ün konusudur.

Giderler ve avanslar ücret yoksa da, ivazsız vekâlette de istenebilir; ücret alacağı ise ancak sözleşme veya teamülle doğar.

Vekilin giderleri ile vekilin genel işletme giderleri arasındaki fark nedir?

Vekilin vekâletin ifası için yaptığı ve işe özgü olan giderler bu madde kapsamındadır.

Vekilin kendi işyerinin kira, elektrik, su, telefon ve işçi ücretleri gibi genel giderleri vekilin kendi işletme masrafıdır.

Genel giderler vekâlet verenden istenemez; yalnız işe özgü giderler talep edilebilir.

Borçtan kurtarma ile zararın tazmini arasındaki fark nedir?

Borçtan kurtarma, vekilin kendi adına üstlendiği ve vekâlet veren hesabına olan borcun ödenmesi veya ibrasıdır.

Zararın tazmini, vekilin vekâletin ifası sebebiyle uğradığı ve borç niteliği taşımayan zarardır.

İkinci fıkradaki tazmin sorumluluğu kusur karinesine dayanır ve vekâlet veren kusursuzluğunu ispatla kurtulabilir; borçtan kurtarma yükümü ise ilk fıkraya göre ayrıca doğar.

Vekil ile vekâlet veren hesabına yapılan işlem ile vekil kendi yararına yaptığı borç arasındaki fark nedir?

Vekil borcu vekâletin ifası için ve vekâlet veren hesabına doğurmuşsa borçtan kurtarma talep edilebilir.

Vekil borcu kendi yararına doğurmuşsa vekâlet verenden talepte bulunamaz.

Yalnız vekâletin ifası amacıyla doğan borçlar bu maddenin korumasından yararlanır.

Vekâlet veren kusursuz ile vekâlet veren kusurlu arasındaki fark nedir?

Vekâlet veren kusursuzluğunu ispat ederse zararı tazmin etmez.

Vekâlet veren kusursuzluğunu ispat edemezse vekilin zararını gidermek zorundadır.

Kusursuzluk savunması başarılı olursa tazmin yükümü doğmaz; başarısız olursa vekil zararın tamamını isteyebilir.

Vekâlet verenin borçları: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Vekilin genel işletme giderlerini (kira, elektrik, işçi ücreti gibi) işe özgü giderlerle karıştırarak vekâlet verenden talep etmek; bu kalemler istenemez, yalnız işe özgü harcamalar istenebilir.
  • Ücret alacağını bu maddeye dayandırmak; ücret alacağı m.502/III uyarınca sözleşme veya teamülle doğar.
  • Vekâlet verenin kusursuzluğunu ispat etmesi gerektiği yerde vekilin kusurunu ispatlaması gerektiğini sanmak; ilk fıkraya göre kusur karinesi vekâlet verenin aleyhinedir.
  • Gereksiz veya aşırı yüksek giderleri de vekâlet veren ödemek zorundaymış gibi hesaplamak; yalnız işin görülmesi için objektif olarak gerekli olanlar talep edilebilir.
  • Borcun vekilin kendi yararına doğması halinde borçtan kurtarma talep etmek; bu durumda vekil talepte bulunamaz.
  • Madde düzenleyici olduğu halde sözleşmede yazılı aksi bir kaydın geçersiz olduğunu varsaymak; taraflar bu hükmün aksini kararlaştırabilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekilin giderlerinin ve avanslarının istenebilmesi için vekâletin usulüne uygun ifa edilmiş olması ve harcamanın işin görülmesi için zorunlu olması aranmaktadır. (İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2022/57 E., 2025/340 K., 07.05.2025)
  • Gereken özeni göstermeyen vekilin vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılacağı ve bu durumda giderlerinin istenemeyeceği kabul edilmektedir. (İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2022/57 E., 2025/340 K., 07.05.2025)
  • Vekâletin dayanağını oluşturan 502 ila 514. maddelerin bütün olarak vekâlet ilişkisini düzenlediği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/75 E., 2021/92 K., 11.02.2021)
  • Madde metni üzerinde yapılan uygulamada, sözleşme kayıtlarıyla bu maddenin düzenleyici niteliğine uygun farklı düzenleme yapılabileceği kabul edilmektedir. (11. Hukuk Dairesi, 2023/3698 E., 2024/6040 K., 05.09.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Giderlerin ve avansların ödenmesini talep eden vekil, vekâletin geçerli kurulduğunu ve harcamaların işin görülmesi için yapıldığını ispat yükü altındadır; bu ispat yazılı belgelerle, fatura, makbuz ve dekontla yapılır.
  • Vekâlet veren, harcamanın işle ilgisiz veya gereksiz ya da aşırı tutarlı olduğu savunmasını ileri sürerse bunu ispat etmekle yükümlüdür; ispat tanık ve bilirkişi ile yapılabilir.
  • Borçtan kurtarma talebinde vekil, borcun vekâletin ifası için kendi adına doğduğunu ve hâlâ devam ettiğini yazılı belgeyle göstermelidir.
  • Zararın tazmini talebinde vekil, zararın varlığını ve vekâletin ifası ile nedensel bağını ispat etmelidir; zararın miktarı belgelerle ortaya konur.
  • Vekâlet veren kusursuzluğunu ispat etmekle yükümlüdür; bu ispat başarılı olmazsa tazmin yükümü doğar. Kusur karinesi nedeniyle vekilin ayrıca kusuru ispatlaması gerekmez.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.502: Vekâletin tanımını ve ücret hakkının sözleşme veya teamülle doğduğunu düzenler; ücret alacağı bu maddede değil m.502/III'te yer alır.
  • 6098 sayılı Kanun m.505: Vekilin talimata aykırı üçüncü kişi işlemlerinin vekâlet verene etkisini ve bu durumda vekilin sorumluluğunu düzenler.
  • 6098 sayılı Kanun m.506: Vekilin talimata uyma ve özen borcunu düzenler; m.510/II'deki zararın doğup doğmadığının değerlendirilmesinde ilişkilidir.
  • 6098 sayılı Kanun m.508: Vekilin hesap verme ve aldıklarını teslim etme borçlarını düzenler; vekâlet verenin karşılıklı yükümlülüklerinin bütününde yer alır.
  • 6098 sayılı Kanun m.509: Vekilin kendi adına fakat vekâlet veren hesabına doğurduğu alacakların vekâlet verene geçişini düzenler; borçtan kurtarma ile birlikte değerlendirilir.
  • 6098 sayılı Kanun m.511: Vekâlet verenin borçlarını ve bu borçların kapsamını genel olarak düzenleyen ilgili hükümdür; m.510 ile birlikte uygulanır.

TBK m.511 — Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu

Bu madde, birden fazla kişinin birlikte vekalet vermesi halinde vekalet verenlerin vekile karşı sorumluluğunu ve birden fazla vekilin vekaleti birlikte üstlenmesi halinde vekillerin sorumluluğunu ile vekalet verenin bu vekillerin işlemleriyle borç altına girme koşullarını düzenler. Hüküm, vekalet sözleşmesinin taraflarından çoğulluk bulunan hallerde uygulanır. Vekalet verenin ücret, gider ve zarar borçlarını (m.510), vekilin özen ve talimat yükümlülüklerini (m.505 ve devamı), alt vekil tayinini (m.507) ve vekalet sözleşmesinin sona ermesini (m.512 ve devamı) düzenlemez. Birlikte temsil yetkisinin dış ilişkideki geçerliliği ile temsil hukukunun ayrıntıları da bu maddenin kapsamında değildir.

Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu: hangi kavramlar bilinmeli?

Birlikte vekalet verenler
Aynı işi tek bir vekile, aynı vekalet sözleşmesiyle devreden birden fazla kişidir. Her birinin vekile karşı tam sorumluluğu, ayrı ayrı vekaletnameler verilmesi halinde değil, ortak vekalet ilişkisi bulunması halinde söz konusudur.
Müteselsil sorumluluk
Birden fazla borçludan her birinin borcun tamamından sorumlu olması halidir. Alacaklı borçlulardan dilediğine tamamını isteyebilir; bu sorumluluk paylara bölünmez.
Birlikte üstlenme
Birden fazla vekilin aynı vekaleti birlikte kabul ederek ifa yükümlülüğünü paylaşmasıdır. Vekillerin ayrı ayrı görevlendirilmiş olması bu kavramın kapsamına girmez.
Birlikte yapılan fiil ve işlemler
Vekillerin ortak karar alarak veya birlikte hareket ederek gerçekleştirdiği iş ve işlemlerdir. Bu işlemler vekalet verenin borç altına girmesi için yeterli kabul edilir; tek başına yapılan işlem bu kapsama girmez.
Devir hakkı (altvekalet yetkisi)
Vekilin vekalet yetkisini başka bir kişiye devredebilme yetkisidir. Bu yetki varsa vekiller birlikte hareket etmeseler de tek başına işlem yapabilir ve vekalet veren bu işlemlerle bağlanır.

Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu: hangi şartlar aranır?

  • Birden fazla kişinin aynı vekile birlikte vekalet vermiş olması gerekir.
  • Birden fazla kişinin vekaleti birlikte üstlenmiş olması gerekir.
  • Vekaletin ifasından doğan sorumluluk için, birlikte üstlenen vekillerin tamamının vekalet ilişkisine taraf olması gerekir.
  • Vekillerin yetkilerini başkalarına devretme hakkı bulunmamalıdır; devir hakkı varsa ikinci fıkradaki sınırlama uygulanmaz.
  • Vekalet verenin borç altına girmesi için vekillerin birlikte yaptığı fiil ve işlemlerin bulunması gerekir.

Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu: hangi sonuçları doğurur?

  • Birden fazla vekalet veren, vekile karşı müteselsil olarak sorumludur; vekil bunlardan dilediğine tamamını isteyebilir.
  • Birden fazla vekil vekaletin ifasından müteselsil olarak sorumludur.
  • Vekiller yetkilerini başkalarına devretme hakkına sahip değilse, vekalet veren yalnız birlikte yapılan fiil ve işlemlerle borç altına girer.
  • Vekiller yetkilerini başkalarına devredebiliyorsa, vekalet veren vekillerden birinin tek başına yaptığı işlemle de borç altına girebilir.
  • Vekillerin birlikte hareket etmediği, tek başına işlem yaptığı ve devir yetkisi bulunmadığı hallerde, bu işlemler vekalet verene karşı bağlayıcı olmaz.
  • Madde emredici nitelikte kabul edilmektedir; ancak taraflar sözleşmeyle vekillerin tek başına yetkili olacağını kararlaştırabilir ve bu durumda vekalet veren tek vekilin işlemiyle de bağlanır.

Birlikte vekalet veren ile birlikte vekil arasındaki fark nedir?

Birden fazla kişi bir kişiye vekalet verdiğinde (birinci fıkra), sorumluluk vekile karşı vekalet verenlerin tamamına aittir.

Birden fazla kişi vekaleti birlikte üstlendiğinde (ikinci fıkra), sorumluluk vekillerin vekaletin ifasından dolayı müteselsil sorumluluğudur.

Birinci fıkra vekil ile vekalet verenler arasındaki ilişkiyi, ikinci fıkra vekiller ile vekalet veren arasındaki bağlamı düzenler; biri diğerinin yerine uygulanmaz.

Vekillerin ortak yetkisi ile her birinin tek başına yetkisi arasındaki fark nedir?

Vekiller yetkilerini birlikte kullanmak zorundaysa, vekalet veren yalnız birlikte yapılan fiil ve işlemlerle borç altına girer.

Vekiller yetkilerini başkalarına devredebiliyorsa veya her biri tek başına yetkili ise, ikinci fıkranın sınırlaması uygulanmaz.

Ortak yetki halinde vekalet veren yalnız birlikte işlemlerle bağlanır; tek başına yetkide tek vekilin işlemi de vekalet verene borç yükleyebilir.

Vekalet verenlerin sorumluluğu ile vekil için sorumluluk arasındaki fark nedir?

Vekalet verenler arasındaki sorumluluk vekile karşı müteselsildir.

Vekillerin sorumluluğu vekaletin ifasından doğar ve yine müteselsildir.

Her iki durumda da alacaklı vekil, borçlulardan birine karşı tamamını isteyebilir; aralarındaki iç ilişki bu maddeye göre belirlenmez.

Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin sorumluluğu: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Birinci fıkradaki müteselsil sorumluluğu, vekillerin birlikte hareket etmesi koşuluna bağlamak; birinci fıkra vekalet verenlerin sorumluluğunu düzenler, ikinci fıkradaki sınırlama vekillerin işlemleri için geçerlidir.
  • Vekillerin yetkilerini devretme hakkını ihmal ederek ikinci fıkradaki sınırlamayı her durumda uygulamak; devir yetkisi varsa sınırlama uygulanmaz.
  • Vekaletnamede her vekile tek başına yetki verildiğinin dikkate alınmaması; bu durumda vekillerin tek başına işlemi vekalet verene bağlayabilir.
  • Müteselsil sorumluluğu paylı sorumlulukla karıştırmak; alacaklı her borçludan tamamını isteyebilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Birden fazla vekaletnamenin tek bir dava için verilmesi halinde vekillerin her birine tek başına yetki tanındığı hallerde, vekillerin müteselsil sorumluluğunun ve tek başına yetkinin sonuçlarının uygulandığı kabul edilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2024/2109 E., 2025/1802 K., 24.03.2025)
  • Ortak vekalet bağlamında vekalet verenlerin vekile karşı müteselsil sorumluluğu, 511/1 hükmüne dayanılarak uygulanmaktadır. (3. Hukuk Dairesi, 2023/3770 E., 2024/1863 K., 06.06.2024)
  • Bu maddeye ilişkin genel kabul, vekalet sözleşmesinin 502-514 maddeleri arasında düzenlendiği ve birlikte vekillik hallerinin bu çerçevede değerlendirilmesi yönündedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/75 E., 2021/92 K., 11.02.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Birlikte vekalet verildiğini ve sorumluluk talep edilen kişilerin bu vekalette taraf olduğunu ileri süren taraf ispat yükü altındadır; vekaletname ve dava dosyası kapsamındaki belgeler bu amaçla kullanılır.
  • Vekillerin birlikte hareket ettiğini veya birlikte karar verdiğini iddia eden taraf, bu iddiasını yazılı belge veya tanık ile ispatlamalıdır; işlemin birlikte yapıldığı vekaletnamenin içeriğinden de anlaşılabilir.
  • Vekillerin yetkilerini başkalarına devretme hakkına sahip olduğu savunmasını ileri süren taraf, bu hakkın vekaletnamede veya sözleşmede bulunduğunu ispatlamak zorundadır.
  • Vekaletnamede her vekile tek başına yetki verildiği belirtilmişse, vekalet verenin ortak hareket şartının gerçekleşmediğini ileri sürmesi halinde bu iddiasını ispatlaması gerekir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 m.510: Vekil ile vekalet veren arasında giderlerin ve zararların karşılanması ile vekilin borçlardan kurtarılması düzenlenir; 511. madde bu borçların birden fazla kişi tarafından üstlenilmesi halini ayrıca düzenler.
  • 6098 m.505: Vekilin talimata uyma ve vekalet verenin menfaatini gözetme yükümlülüğü, birlikte vekillerin yaptığı işlemin vekalet verene yüklenip yüklenmeyeceği bakımından bağlantılıdır.
  • 6098 m.507: Vekilin alt vekil tayin etmesi halinde sorumluluğu düzenler; 511/2'deki devir yasağı bağlamında devir yetkisinin varlığı bu hükümle birlikte değerlendirilir.
  • 6098 m.42: Temsilde birlikte temsil yetkisi düzenlemesi; 511. maddedeki birlikte hareket ilkesinin temsil hukukundaki karşılığıdır (kıyas yoluyla).

TBK m.512 — Tek taraflı sona erdirme

Bu madde vekalet sözleşmesinin taraflardan birinin tek taraflı iradesiyle sona erdirilmesini düzenler. Vekalet verenin azli ve vekilin istifası ile bu hakkın emredici niteliği ve uygun olmayan zamanda sona erdirmenin sonuçları kapsanır. Vekaletin ölüm, ehliyetsizlik ve iflas gibi sebeplerle sona ermesi (m.513), sona ermenin hükümleri (m.514) ve isimsiz işgörme sözleşmelerine uygulanma sorusu (m.502) bu maddede düzenlenmez. Genel hükümlerdeki fesih ve dönme ile borç ilişkisinin sona ermesine ilişkin diğer sebepler de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Tek taraflı sona erdirme: hangi kavramlar bilinmeli?

Azil
Vekalet verenin vekaleti tek taraflı irade beyanıyla sona erdirmesidir. Karşı tarafın kabulüne ya da iznine bağlı değildir.
İstifa
Vekilin vekalet görevini tek taraflı irade beyanıyla bırakmasıdır. Vekilin bu hakkı da karşı tarafın onayına tabi değildir.
Bozucu yenilik doğuran hak
Tek taraflı beyanla bir hukuki ilişkiyi karşı tarafın rızası olmaksızın ileriye etkili olarak sona erdiren haktır. Azil ve istifa bu niteliktedir.
Uygun olmayan zaman
Sona erdirmenin karşı tarafın sözleşmenin süreceğine ilişkin güvenine aykırı düştüğü an anlamına gelir. Haklı sebep olup olmadığı ayrı bir ölçüttür.
Menfi zarar
Sona erdirmeye güvenen tarafın, sözleşmenin devam edeceğine inanmasından doğan zararıdır. Bu madde kapsamında tazmin edilecek zarar türü budur.
Tipik ve atipik vekalet
Tipik vekalet, şahsa sıkı bağlı ve mutlak güven ilişkisine dayanan vekalettir. Atipik vekalet ise bu niteliği taşımayan isimsiz ya da karma vekalet sözleşmesidir.

Tek taraflı sona erdirme: hangi şartlar aranır?

  • Vekalet sözleşmesinin geçerli biçimde kurulmuş ve yürürlükte olması gerekir.
  • Sona erdirmeyi yapan tarafın, vekalet veren ya da vekil olarak sözleşmenin tarafı bulunması gerekir.
  • Sona erdirme, karşı tarafın kabulüne ya da iznine bağlanmadan tek taraflı bir irade beyanıyla yapılmalıdır.
  • Sona erdirme beyanı karşı tarafa ulaşmış olmalıdır; bu, hakkın kullanılmasının geçerlilik koşuludur.
  • Haklı sebep aranmaz; ancak sona erdirme uygun olmayan zamanda yapılmışsa m.512/2 uyarınca tazminat doğar.
  • Tazminat sorumluluğu için sona erdirmenin objektif ve haklı bir sebebe dayanmaması ve karşı tarafın güvenine aykırı bir zamanda gerçekleşmesi birlikte aranmalıdır.
  • Tipik vekalette bu hakkın önceden kaldırılması ya da sınırlanması kayıtları geçersiz olmalıdır; atipik vekalette bu tür kayıtlar geçerli olabilir.

Tek taraflı sona erdirme: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekalet veren ya da vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir.
  • Sona erdirme ileriye etkilidir; geçmişte yapılmış işlemler ve ifalar bu sona erdirmeyle geri alınmaz.
  • Uygun olmayan zamanda sona erdiren taraf, diğerinin zararını gidermekle yükümlüdür.
  • Haklı bir sebep bulunmaksızın sözleşme uygun olmayan zamanda sona erdirilirse, tazmin edilecek zarar menfi zarardır.
  • Sona erdirme uygun bir zamanda yapılmışsa, örneğin karşı tarafın güvenine aykırı olmayan bir anda ise, tazminat sorumluluğu doğmaz.
  • Tipik vekalet sözleşmelerinde m.512/1 emredicidir; bu hakkı sınırlayan ya da ortadan kaldıran sözleşme kayıtları geçersizdir.
  • Atipik vekalet sözleşmelerinde m.512/1 emredici sayılmadığından, taraflar bu haktan önceden vazgeçebilir.
  • Sona erdirme için karşı tarafın kabulü ya da iznine ihtiyaç yoktur; bu yönden hüküm kesindir.

Azil ile istifa arasındaki fark nedir?

Azil, vekalet verenin sözleşmeyi sona erdirmesidir.

İstifa, vekilin sözleşmeyi sona erdirmesidir.

Her iki hâlde de sona erdirme tek taraflı bir irade beyanıyla ve ileriye etkili olarak gerçekleşir; kullanım için karşı tarafın kabulü ya da izni aranmaz.

Her zaman sona erdirme hakkı ile uygun olmayan zamanda sona erdirme arasındaki fark nedir?

Hakkın kullanılması, haklı sebep gösterilmeksizin yapılabilir ve bu hakkın kendisi sona erdirmeyi geçerli kılar.

Sona erdirme, karşı tarafın sözleşmenin süreceğine ilişkin güvenine aykırı bir zamanda yapılırsa m.512/2 uyarınca zarar doğar.

Hak kullanılmış olur ama uygun olmayan zamanda yapılan sona erdirme nedeniyle zarar gidermek gerekir; zarar menfi zarardır.

Vekaletin sona ermesi (m.512) ile sözleşmenin fesih veya dönmesi (genel hükümler) arasındaki fark nedir?

m.512 kapsamındaki sona erdirme, haklı sebep aranmadan kullanılan bir hak olarak düzenlenmiştir.

Genel hükümlerdeki fesih ve dönme, sözleşmede ya da kanunda öngörülen bir sebebin varlığını gerektirir.

Vekalette haklı sebep olmasa da sona erdirme mümkündür; ancak uygun olmayan zaman tazminat doğurur. Genel fesih ve dönmede ise sebep yokluğu hukuka aykırılık ve tazminat sonucu doğurur.

Tek taraflı sona erdirme: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Azli ve istifayı karşı tarafın kabulüne bağlı sanmak; bu hak tek taraflıdır ve kabul aranmaz.
  • Uygun olmayan zamanda sona erdirmeyi haksız fesih ile karıştırmak; haklı sebep yokluğu tek başına tazmin doğurmaz, zamanın uygunsuzluğu da gerekir.
  • Tipik ve atipik vekalet ayrımını yapmadan tüm vekaletlerde sona erdirme hakkından vazgeçilmesini geçersiz saymak.
  • Atipik vekalette m.512'nin emredici olmadığını gözden kaçırarak sona erdirme hakkını kısıtlayan kaydı geçersiz saymak.
  • Tazmin edilecek zararı müspet zarar olarak hesaplamak; bu maddede zarar menfi zarardır.
  • Vekalet verenin ölümünü m.512 kapsamında değerlendirmek; bu sebep m.513 kapsamındadır.
  • Sona erdirmenin geçmişe etkili olduğunu varsaymak; sona erdirme ileriye etkilidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekalet verenin ölümü hâlinde vekalet ilişkisinin kendiliğinden sona erdiği, bu sebebin m.512 değil m.513 kapsamında değerlendirildiği uygulamada kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1183 E., 2025/1277 K., 09.10.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2021/1243 E., 2025/14 K., 02.01.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/667 E., 2024/691 K., 05.06.2024)
  • İsviçre öğretisinden alınan ayrım, uygulamada tipik ve atipik vekalet ayrımını esas almaktadır; mahkemelerin bu ayrımı açıkça yaptığı kararlar sınırlıdır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2022/1669 E., 2025/510 K., 27.03.2025)
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında m.502 ve m.512 birlikte anılmakta, işgörme sözleşmelerinde vekalete ilişkin hükümlerin niteliğe uygun düştüğü ölçüde uygulanacağı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/1072 E., 2023/1064 K., 08.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Azil ya da istifa beyanının karşı tarafa ulaştığını ispat yükü sona erdirmeyi yapan tarafa aittir; beyanın yazılı yapılması ispatı kolaylaştırır.
  • Uygun olmayan zamanda sona erdirme nedeniyle tazminat isteyen tarafın, sona erdirmenin haklı bir sebebe dayanmadığını ve karşı tarafın güvenine aykırı bir zamanda yapıldığını ispatlaması gerekir.
  • Sona erdirmeyi yapan taraf, zamanın uygun olduğunu ve haklı bir sebebin varlığını savunursa bunu ispatla yükümlüdür.
  • Zarar miktarı, sona erdirilen sözleşme nedeniyle yapılan harcamalar ve kaybedilen ücret gibi belgelerle ispat edilir; menfi zarar hesabı için bilirkişi incelemesi yapılabilir.
  • Tipik vekalet ile atipik vekaletin ayrımı sözleşmenin niteliğine ilişkin olduğundan, bu nitelik taraflardan birinin iddiasına ve sözleşmenin içeriğine göre belirlenir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.502: Vekalete ilişkin hükümlerin niteliklerine uygun düştükleri ölçüde isimsiz işgörme sözleşmelerine uygulanmasını öngörür; atipik işgörme sözleşmelerinde m.512'nin uygulanıp uygulanmayacağı bu bağlantıya göre tartışılır.
  • 6098 sayılı Kanun m.513: Vekalet verenin ölümü, vekilin ehliyetsizliği ve iflası gibi sona erme sebeplerini düzenler; m.512'deki tek taraflı sona erdirmeyle birlikte okunur.
  • 6098 sayılı Kanun m.514: Vekalet sona erdiğinde tarafların hükümlerini düzenler.

TBK m.513 — Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas

Bu madde, vekalet sözleşmesinin vekil ya da vekalet verenin ölümü, fiil ehliyetini yitirmesi ya da iflas etmesi nedeniyle kendiliğinden sona ermesini ve bu hükmün tüzel kişilerde tüzel kişiliğin sona ermesi bakımından uygulanmasını düzenler. Ayrıca sona erme sebepleri gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılıyorsa ilişkinin devam edebilmesini ve vekalet veren tarafın menfaatleri tehlikedeyse vekilin işi sürdürme yükümlülüğünü kapsar. Madde, vekalet sözleşmesinin sona ermesinin hukuki sonuçlarını, vekilin bilgilendirilmesini ve işin görülmesi ya da süre dolmasıyla sona ermeyi düzenlemez (m.514 ve m.512 ile ilgili konular). Vekilin sözleşmeyi sona erdirme hakkı, sözleşmenin feshi ve tazminat sonuçları da bu maddenin kapsamında değildir (m.504 ve m.506 ile ilgili konular). Ölüm sonrası mirasçıların borçlardan sorumluluğu ve miras hukukuna ilişkin hükümler de bu maddenin konusu değildir.

Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas: hangi kavramlar bilinmeli?

Kendiliğinden sona erme
Vekalet sözleşmesinin bir tarafın ölümü, ehliyet kaybı veya iflası gibi olay gerçekleştiğinde ayrıca bir fesih beyanına gerek kalmadan son bulmasıdır. Sona erme, olayın varlığına bağlıdır; taraflardan birinin iradesine dayanmaz.
Ehliyet kaybı
Gerçek kişinin fiil ehliyetini yitirmesi, yani kendi işlemleriyle hak ve borç altına girme yetkisini kaybetmesidir. Maddede yalnızca bu sebep sayıldığı için, ehliyetin sınırlanması yetmez; kaybının gerçekleşmesi gerekir.
İflas
Borçlunun borçlarını ödeyemez duruma gelmesi üzerine iflas idaresinin malvarlığı üzerinde yetki kazandığı hukuki durumdur. Maddedeki iflas, vekil ya da vekalet verenin iflasını ifade eder; tüzel kişiler için ise tüzel kişiliğin sona ermesi aynı sonucu doğurur.
Tüzel kişiliğin sona ermesi
Tüzel kişinin tasfiye veya başka bir sebeple hukuki varlığını yitirmesidir. Madde, bu durumun gerçek kişilerin ölümü gibi değerlendirilmesini öngörür.
Aksi anlaşılma
Sözleşmenin metninden veya işin niteliğinden, sona erme sebebinin gerçekleşmesine rağmen ilişkinin sürdürülmesinin amaçlandığının anlaşılmasıdır. Bu, tarafların açık kararı ya da işin doğasından çıkan bir sonuç olabilir.
İşe devam yükümlülüğü
Vekalet sona ermiş olsa bile, vekalet verenin menfaatlerinin tehlikeye düşmemesi için vekil veya onun yerine geçen kişinin işi sürdürmek zorunda olmasıdır. Yükümlülük, ilgilinin işleri kendi başına görebilecek duruma gelmesine kadar sürer.

Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas: hangi şartlar aranır?

  • Vekalet sözleşmesinin geçerli biçimde kurulmuş ve yürürlükte olması gerekir.
  • Vekil veya vekalet verenin ölümü, ehliyet kaybı ya da iflası gibi maddede sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmiş olması gerekir.
  • Taraflar sözleşmede veya işin niteliğinde sona ermenin istisnasını öngörmemiş olmalıdır; aksi hâlde sözleşme kendiliğinden sona erer.
  • Taraflardan biri tüzel kişi ise, tüzel kişiliğin sona ermiş olması ayni sonucu doğurur.
  • İşe devam yükümlülüğü için vekaletin sona ermesinin vekalet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürmesi gerekir.
  • Devam yükümlülüğünün doğması için, vekalet veren veya mirasçısı ya da temsilcisinin işleri kendi başına görebilecek duruma gelmemiş olması gerekir.

Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekil veya vekalet verenin ölümü, ehliyet kaybı ya da iflası gerçekleştiğinde sözleşme kendiliğinden sona erer ve yeni bir fesih beyanı gerekmez.
  • Tüzel kişiliğin sona ermesi hâlinde de sözleşme kendiliğinden sona erer.
  • Taraflar sözleşmede sona erme sebebine rağmen ilişkinin devamını kararlaştırmışsa, sözleşme sona ermez ve devam eder.
  • İşin niteliği gereği ilişkinin devamı gerekiyorsa, sona erme sebebine rağmen vekalet sözleşmesi sona ermemiş gibi sürer.
  • Vekaletin sona ermesi vekalet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekalet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar vekilin işi sürdürmesini talep edebilir.
  • Vekil ölmüş, ehliyetini kaybetmiş veya iflas etmişse, işe devam yükümlülüğü mirasçısı ya da temsilcisine geçer ve vekalet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi bu kişiden talepte bulunabilir.
  • Devam yükümlülüğü, vekalet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürecek işlerle sınırlıdır; bunun dışındaki işler için yükümlülük doğmaz.
  • Sona erme sebepleri gerçekleşmediği sürece, vekil ile vekalet veren arasındaki ilişki normal şekilde devam eder.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra, sona erme sebeplerinin gerçekleşmesiyle sözleşmenin kendiliğinden bitmesini kural olarak öngörür.

İkinci fıkra, sona ermenin ardından vekalet verenin menfaatlerini korumak için işe devam yükümlülüğünü düzenler.

Birinci fıkra sözleşmenin sona erdiğini, ikinci fıkra ise sona erme sonrasında da belirli bir süre sorumluluğun devam ettiğini gösterir. İkinci fıkra, ilk fıkranın istisnası değil, sona erme sonrası ek yükümlülüktür.

Gerçek kişi ile tüzel kişi arasındaki fark nedir?

Gerçek kişide sona erme sebebi ölüm, ehliyet kaybı ya da iflastır.

Tüzel kişide ise tüzel kişiliğin sona ermesi, ölüme eşdeğer sebep olarak kabul edilir.

Tüzel kişinin tasfiye ile sona ermesi de vekaleti kendiliğinden bitirir. Ancak tüzel kişi için iflas hâli, ayrı bir sona erme sebebi olarak sayılmıştır.

Vekil ile vekalet veren arasındaki fark nedir?

Vekilin ölümü, ehliyet kaybı veya iflası hâlinde, mirasçı veya yasal temsilci vekalet verenin menfaatlerini korumak için işi sürdürmekle yükümlü kılınabilir.

Vekalet verenin ölümü, ehliyet kaybı veya iflası hâlinde ise vekil, vekalet verenin mirasçısı veya temsilcisi için işi sürdürmekle yükümlüdür.

Yükümlü kişi, sona erme sebebinin kimde gerçekleştiğine göre değişir. Kimin işe devam edeceği ve kimden talep edilebileceği bu ayrıma göre belirlenir.

Sözleşme ile aksi kararlaştırma ile işin niteliğinden doğan istisna arasındaki fark nedir?

Taraflar sözleşmede sona erme sebebine rağmen ilişkinin devamını açıkça kararlaştırabilir.

Sözleşmede böyle bir kayıt yoksa da işin niteliği ilişkinin devamını gerektirebilir.

Her iki hâlde de sözleşme kendiliğinden sona ermez. Sözleşmeden doğan istisna ile işin niteliğinden doğan istisna birbirinden ayrı değerlendirilir.

Birinci fıkra kapsamında sona erme ile ikinci fıkra kapsamında devam yükümlülüğü arasındaki fark nedir?

Sona erme, ilişkinin tamamen bitmesi anlamına gelir.

Devam yükümlülüğü, sona ermiş bir ilişkiden doğan ve sınırlı bir süre için geçerli olan sorumluluktur.

İkinci fıkra, vekaletin sona ermesinden sonra ortaya çıkan yükümlülüğü belirler. Yükümlülüğün kapsamı yalnızca vekalet verenin menfaatlerini koruyacak işlerle sınırlıdır.

Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Sözleşmenin sona ermesini, sözleşmede aksi kararlaştırılmış olsa bile kendiliğinden kabul etmek; önce sözleşmenin ve işin niteliğinin aksi öngörüp öngörmediğine bakmak gerekir.
  • Tüzel kişiliğin sona ermesini, gerçek kişinin ölümünden farklı bir sebep gibi değerlendirmek; madde her iki durumu aynı sonuca bağlar.
  • İkinci fıkradaki devam yükümlülüğünü süresiz bir yükümlülük olarak yorumlamak; yükümlülük, ilgilinin işleri kendi başına görebilecek duruma gelmesiyle sona erer.
  • Devam yükümlülüğünü vekalet verenin menfaatleriyle sınırlı tutmamak; yükümlülük yalnızca menfaati tehlikeye düşecek işlerle sınırlıdır.
  • Ehliyetin sınırlandırılmasını ehliyet kaybı ile karıştırmak; madde yalnızca ehliyet kaybını sona erme sebebi olarak sayar.
  • Vekil ölmüşse yükümlülüğü vekil yerine vekalet verenin mirasçısına yüklemek; ikinci fıkra, vekilin mirasçısı veya temsilcisi için de işi sürdürme yükümlülüğü öngörür.
  • İşin niteliğinden doğan istisnayı sözleşmedeki açık kayıt gibi değerlendirmek; her iki hâl ayrı ayrı incelenmelidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yönetim kurulu üyelerinin şirkete karşı sorumluluğu, üyeler ile şirket arasındaki vekalet ilişkisi üzerinden değerlendirilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/1550 E., 2025/1496 K., 25.09.2025)
  • Şirketin iflası üzerine, Türk Ticaret Kanunu'ndaki iflas sebebiyle sona erme hükmünün yanında, bu maddedeki kendiliğinden sona erme hükmünün de birlikte uygulandığı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2025/1007 E., 2026/254 K., 05.03.2026)
  • Vekaletin kendiliğinden sona erdiği sonucuna varılırken, 513. maddenin birinci fıkrasındaki genel düzenleme esas alınmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2026/354 E., 2026/254 K., 16.02.2026; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/1922 E., 2025/1932 K., 09.12.2025)
  • Ölüm veya ehliyet kaybı hâlinde vekalet ilişkisinin sona erdiği, buna bağlı olarak hesap ve bilgi taleplerinin değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2024/1201 E., 2025/1568 K., 11.12.2025)
  • Maddenin birinci fıkrasındaki 'aksi anlaşılma' istisnasının, sözleşme metni ve işin niteliği birlikte değerlendirilerek uygulandığı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2021/1854 E., 2022/832 K., 17.03.2022)

Nasıl ispat edilir?

  • Vekaletin sona erdiğini ileri süren taraf, sona erme sebebinin gerçekleştiğini ispat etmelidir; ölüm için nüfus kaydı, ehliyet kaybı için mahkeme kararı, iflas için iflas kararı belge olarak kullanılır.
  • Sözleşmenin sona ermeye rağmen devam ettiğini ileri süren taraf, sözleşmede açık bir kayıt bulunduğunu veya işin niteliğinin devamı gerektirdiğini ispat etmelidir; bu ispat yazılı belge ile yapılabilir.
  • İşe devam yükümlülüğünü talep eden taraf, vekalet verenin menfaatlerinin tehlikeye düşeceğini ortaya koymalıdır; bu konuda somut işlemler ve belgeler (dava zamanaşımı tarihi, beyanname süresi gibi) delil olarak sunulur.
  • Karşı taraf, işi kendi başına görebilecek duruma geldiğini ileri sürerse bu savunmayı ispat etmelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.514: Vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlemler bakımından korunmasını düzenler; bu maddeyle birlikte okunarak sona erme sonrası hukuki etkiler belirlenir.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.43: Temsil yetkisinin sona ermesini düzenler ve aksi kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça devam etme istisnası bakımından bu maddeyle paralellik gösterir.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.512: Vekalet sözleşmesinin kurulması ve ifası ile ilgili genel çerçeveyi belirler; bu madde sözleşmenin sona erme sebeplerini ayrıca düzenler.
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.28: Gerçek kişiliğin ölümle sona ereceğini kabul eder; bu nedenle ölüm sebebiyle vekaletin sona ermesi, kişiliğin sona ermesi ile bağlantılı olarak yorumlanır.

TBK m.514 — Hükümleri

Bu madde, vekâlet sözleşmesinin sona ermesinden haberdar olmayan vekilin, sona ermeden önce yaptığı işlerden doğan sorumluluğun kimi bağlayacağını düzenler; hüküm, vekâlet verenin ya da mirasçılarının vekâlet devam ediyormuş gibi sorumlu tutulmasını öngörür. Hüküm vekilin iyi niyetini korur ve vekâlet veren ile mirasçılarını, sona ermiş sayılan sözleşmenin sonuçlarına karşı bu bakımdan korumasız bırakır. Madde yalnızca sona erme anına ilişkin bilgisizlik halini ele alır; vekâletin sona erme sebepleri (azil, istifa, ölüm, iflas ve benzeri), vekilin vekâleti ifaya devam yükümlülüğü ve bu yükümlülüğün kapsamı (TBK m.513), vekilin hesap verme ve devir yükümlülüğü (TBK m.518-519) ve vekâletin sona ermesinin üçüncü kişilere karşı etkisi bu maddenin kapsamında değildir; bunlar ilgili maddelerde düzenlenmiştir. Hükmün uygulanması, vekâletin sona erme olgusu ile vekilin bu olgudan haberdar olması arasında geçen zaman dilimine ilişkindir.

Hükümleri: hangi kavramlar bilinmeli?

Vekâletin sona ermesi
Vekâlet ilişkisinin azil, istifa, taraflardan birinin ölümü, iflas ya da kanunda öngörülen diğer sebeplerle geleceğe yönelik olarak son bulmasıdır. Madde bu sebeplerin kendisini düzenlemez; yalnızca sona ermiş olan ilişkinin vekil tarafından henüz bilinmediği dönemi kapsar.
Öğrenme anı
Vekilin vekâletin sona erdiğini fiilen öğrendiği andır. Sorumluluğun sınırı bu andan itibaren değişir; sona erme ile öğrenme arasındaki zamanda yapılan işler hüküm kapsamındadır.
Sözleşmenin devam ediyormuş gibi sorumluluk
Vekilin sona erme anından önce ve öğrenmeden önce yaptığı işlemlerin, vekâlet verenin ya da mirasçılarının aleyhine ve lehine vekâlet devam ediyormuşçasına doğurduğu sonuçtur. Sorumluluk, vekilin kusurundan değil, sona ermenin bilinmemesinden doğar.
Vekâlet veren ve mirasçıları
Hükmün sorumlu tuttuğu taraftır. Vekâlet verenin ölümü halinde mirasçıların, vekâlet veren adına yapılan işlemler bakımından bu sorumluluğu üstlendiği anlaşılır.

Hükümleri: hangi şartlar aranır?

  • Vekâlet ilişkisinin geçerli biçimde kurulmuş ve sona erme olgusunun gerçekleşmiş bulunması gerekir.
  • Vekilin, sona erme olgusunu henüz öğrenmemiş olması gerekir; öğrenme anından sonra yapılan işler bu hükmün kapsamı dışındadır.
  • İşin, sona erme anından önce ve vekilin öğrenmesinden önce yapılmış olması gerekir.
  • İşin vekâletin kapsamındaki bir iş olması ve vekâlet verenin temsil edildiği bir işlem olması gerekir.
  • Vekilin sona ermeden önce yaptığı işlemler bakımından, vekâlet veren veya mirasçılarının bu işlemlerle bağlı tutulması için vekâlet devam ediyormuş gibi bir sorumluluk doğması gerekir.

Hükümleri: hangi sonuçları doğurur?

  • Vekâletin sona erdiğini öğrenmeden önce yapılan işlemler bakımından vekâlet veren veya mirasçıları, vekâlet devam ediyormuş gibi sorumlu olur.
  • Sorumluluk, işlemin vekâlet kapsamında ve vekilin yetkisi dâhilinde yapılmış olması halinde doğar.
  • Vekilin sona erme olgusunu öğrendikten sonra yaptığı işler bu hükmün kapsamında değildir ve bu işler vekâlet verene karşı sonuç doğurmaz.
  • Hüküm vekâlet verenin veya mirasçılarının bu sorumluluğu üstlenmesini sağlar; vekil, bu sorumluluk nedeniyle kendi kusuru aranmadan korunur.
  • Vekilin bilgisizliği ve iyi niyeti, bu sorumluluğun doğması için yeterli kabul edilir; vekilin özen eksikliği bu sonucu değiştirmez.
  • Hüküm, emredici niteliği olan bir koruma getirmez; taraflar sözleşmeyle bu sorumluluğu kaldırabilir ya da değiştirebilir (nispi emredici ya da yedek kabul edilmesi gereken sınırlar açık değildir; sözleşme kaydının akıbeti metinden kesin çıkmıyor).

Öğrenmeden önce ile öğrendikten sonra yapılan işler arasındaki fark nedir?

Vekilin sona erme olgusunu öğrenmeden önce yaptığı işler, vekâlet devam ediyormuş gibi sorumluluğa tabidir.

Vekilin sona erdiğini öğrendikten sonra yaptığı işler bu hükmün kapsamı dışındadır; vekil artık vekâlet kapsamında işlem yapamaz.

Öğrenme öncesi işler vekâlet verene bağlanır; öğrenme sonrası işler bakımından vekilin yetkisi kalmamıştır ve bu işlemler vekâlet verene bağlanmaz.

Vekâlet verenin ölümü ile diğer sona erme sebepleri arasındaki fark nedir?

Vekâlet verenin ölümü halinde sorumluluk mirasçılara geçer; mirasçılar da vekâlet devam ediyormuş gibi sorumlu olur.

Azil, istifa ve benzeri sebeplerde sorumluluk vekâlet verende kalır.

Sona erme sebebine göre sorumlu kişi değişir; ölüm halinde bu sorumluluk mirasçılara intikal eder.

Vekilin işlemi ile vekâlet verenin işlemi arasındaki fark nedir?

Vekilin sona erme öncesi kendi adına ve vekâlet verenin hesabına yaptığı işlem, vekâlet devam ediyormuş gibi vekâlet verene bağlanır.

Vekilin vekâlet kapsamı dışına çıkarak yaptığı işlem, bu hükmün koruması kapsamında değildir ve vekâlet verene yüklenemez.

Koruma yalnızca vekâlet kapsamındaki işlemlere uygulanır; kapsam dışı işlemler için vekâlet verenin sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.

Hükümleri: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Ölüm ile azil arasındaki farkı gözden kaçırarak her sona erme sebebinde sorumluluğu aynı kişiye yüklemek; ölüm halinde sorumluluk mirasçılara geçer.
  • Tebligatı gerçek öğrenme ile karıştırmak; tebligat tarihini öğrenme anı saymak her zaman doğru değildir.
  • Vekilin öğrenme öncesi yaptığı işlemin tümünü kapsam dışı saymak; bu işlemler hüküm kapsamındadır.
  • Vekilin öğrenme sonrasında yaptığı işlemleri de koruma kapsamında görmek; koruma yalnızca öğrenme öncesi işlere uygulanır.
  • Hükmü vekilin kusurlu davranışının sorumluluğunu doğuran bir hüküm gibi değerlendirmek; sorumluluk bilgisizlikten doğar.
  • Vekâletin sona ermesini doğuran sebepleri bu maddeye bağlamak; sona erme sebepleri bu maddenin konusu değildir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargıtay, vekâlet verenin ölümü halinde vekilin vekâleti geçici olarak sürdürmesi gerektiğini kabul etmektedir; vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürme ihtimali bulunan hallerde vekâlet ilişkisinin bu aşamada sona ermediği kabul edilmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/908 E., 2024/7180 K., 10.06.2024)
  • Yargıtay, davalı vekilin davacı asilin ölümünü öğrenmeden önce yaptığı işlemlerin, vekâlet devam ediyormuş gibi geçerli sayılacağını kabul etmektedir. (5. Hukuk Dairesi, 2024/908 E., 2024/7180 K., 10.06.2024)
  • Mahkemeler, azilnamenin öğrenildiği tarihten itibaren azledilen kişinin yaptığı işlemleri geçersiz sayabilmektedir; öğrenme tarihinin belirlenmesi bu nedenle önemlidir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2019/2817 E., 2020/54 K., 16.01.2020)
  • Mahkemeler, vekâlet ilişkisinin sona erdiğinin vekilin bilgisine ulaşıp ulaşmadığını dosya içeriğinden değerlendirmektedir; tebligat yapılan kişi ile gerçek öğrenme arasındaki farkın tespiti uygulamada tartışmalıdır. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2019/2817 E., 2020/54 K., 16.01.2020)

Nasıl ispat edilir?

  • Vekâletin sona erdiğini ileri süren taraf, sona erme olgusunu ve öğrenme tarihini ispatlamakla yükümlüdür; azilnamenin tebliği, ölüm belgesi veya ilgili resmî kayıt bu amaçla kullanılabilir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2019/2817 E., 2020/54 K., 16.01.2020)
  • Vekilin sona erme olgusunu öğrenmediğini ileri süren taraf, bu bilgisizliğini ispat etmelidir; tebligat tarihi ile fiilî öğrenme arasındaki fark, yazılı belge ve tanık beyanı ile ortaya konulabilir.
  • Vekâlet veren veya mirasçıları, vekilin işlemlerini vekâlet kapsamı dışında kaldığını ileri sürüyorsa, bu savunmayı ispat etmekle yükümlüdür.
  • Vekilin sona erme öncesi yaptığı işlemin varlığı ve içeriği, yazılı belge, dava dosyası kayıtları ve taraf beyanları ile ispatlanır. (5. Hukuk Dairesi, 2024/908 E., 2024/7180 K., 10.06.2024)
  • Yazılı belge bulunmadığı durumda öğrenme anının ispatı güçleşir; tebligat kaydı dosya içeriği ile birlikte değerlendirilir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2019/2817 E., 2020/54 K., 16.01.2020)

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.513: Vekilin vekâleti ifaya devam yükümlülüğünü düzenler; vekâlet veren ve mirasçıların bu yükümlülüğü devralması, bu maddeyle birlikte okunur.
  • 6098 sayılı Kanun m.502-514: Vekâlet sözleşmesinin genel hükümleri bütünüyle bu maddenin bağlamını oluşturur; m.514 bu bölümün son hükmüdür.

Konuda geçen kararlar

42 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2025/478 E., 2025/677 K., 22.10.2025
    İlgili madde: m.508
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2024/201 E., 2025/551 K., 24.09.2025
    İlgili madde: m.508
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2023/433 E., 2025/214 K., 09.04.2025
    İlgili madde: m.502, m.507, m.509
  4. Hukuk Genel Kurulu, 2023/251 E., 2024/662 K., 11.12.2024
    İlgili madde: m.502, m.505
  5. Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024
    İlgili madde: m.502, m.504, m.506
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2023/53 E., 2024/464 K., 25.09.2024
    İlgili madde: m.503, m.504, m.505, m.506, m.507, m.508, m.509, m.510, m.511, m.512, m.514
  7. Hukuk Genel Kurulu, 2023/605 E., 2024/356 K., 03.07.2024
    İlgili madde: m.502
  8. Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023
    İlgili madde: m.502
  9. Hukuk Genel Kurulu, 2022/1073 E., 2023/1128 K., 22.11.2023
    İlgili madde: m.502, m.507, m.508
  10. Hukuk Genel Kurulu, 2022/1072 E., 2023/1064 K., 08.11.2023
    İlgili madde: m.506, m.512
Diğer 32 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023
    İlgili madde: m.503, m.504, m.505, m.506, m.507, m.508, m.509, m.510, m.511, m.514
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2021/244 E., 2022/340 K., 22.03.2022
    İlgili madde: m.508
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2013/1913 E., 2015/1260 K., 22.04.2015
    İlgili madde: m.503
  4. 7. Hukuk Dairesi, 2024/3040 E., 2025/4459 K., 20.10.2025
    İlgili madde: m.511
  5. 3. Hukuk Dairesi, 2024/2109 E., 2025/1802 K., 24.03.2025
    İlgili madde: m.511
  6. 7. Hukuk Dairesi, 2024/1873 E., 2025/932 K., 20.02.2025
    İlgili madde: m.510
  7. 3. Hukuk Dairesi, 2024/289 E., 2024/3678 K., 18.11.2024
    İlgili madde: m.503
  8. 7. Hukuk Dairesi, 2023/3728 E., 2024/4178 K., 01.10.2024
    İlgili madde: m.514
  9. 11. Hukuk Dairesi, 2023/3698 E., 2024/6040 K., 05.09.2024
    İlgili madde: m.510
  10. 5. Hukuk Dairesi, 2024/908 E., 2024/7180 K., 10.06.2024
    İlgili madde: m.514
  11. 3. Hukuk Dairesi, 2023/3770 E., 2024/1863 K., 06.06.2024
    İlgili madde: m.511
  12. 7. Hukuk Dairesi, 2023/1772 E., 2024/1630 K., 19.03.2024
    İlgili madde: m.505
  13. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi, 2024/1631 E., 2026/391 K., 17.03.2026
    İlgili madde: m.504
  14. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2025/1007 E., 2026/254 K., 05.03.2026
    İlgili madde: m.513
  15. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2026/354 E., 2026/254 K., 16.02.2026
    İlgili madde: m.513
  16. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 2024/1201 E., 2025/1568 K., 11.12.2025
    İlgili madde: m.513
  17. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2024/1142 E., 2025/1824 K., 10.12.2025
    İlgili madde: m.504
  18. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2025/1922 E., 2025/1932 K., 09.12.2025
    İlgili madde: m.513
  19. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi, 2024/3053 E., 2025/1762 K., 06.11.2025
    İlgili madde: m.506
  20. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1183 E., 2025/1277 K., 09.10.2025
    İlgili madde: m.512
  21. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2025/1550 E., 2025/1496 K., 25.09.2025
    İlgili madde: m.506, m.513
  22. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2022/57 E., 2025/340 K., 07.05.2025
    İlgili madde: m.510
  23. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2022/1669 E., 2025/510 K., 27.03.2025
    İlgili madde: m.512
  24. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2021/1243 E., 2025/14 K., 02.01.2025
    İlgili madde: m.512
  25. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/174 E., 2024/1512 K., 26.09.2024
    İlgili madde: m.504
  26. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024
    İlgili madde: m.505
  27. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2024/667 E., 2024/691 K., 05.06.2024
    İlgili madde: m.512
  28. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2021/1753 E., 2022/309 K., 17.03.2022
    İlgili madde: m.503
  29. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2021/1854 E., 2022/832 K., 17.03.2022
    İlgili madde: m.513
  30. Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/370 E., 2021/489 K., 25.06.2021
    İlgili madde: m.507, m.509
  31. Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/75 E., 2021/92 K., 11.02.2021
    İlgili madde: m.503, m.505, m.507, m.509, m.510, m.511, m.514
  32. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2019/2817 E., 2020/54 K., 16.01.2020
    İlgili madde: m.514

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 9. İŞ GÖRME BORCU DOĞURAN SÖZLEŞMELER bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış