Genel hükümler › Borç ilişkisinin kaynakları › Sözleşmeden doğan borç ilişkileri

Korkutma ve yetkisiz temsil

TBK m.37–48Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Kısaca

TBK m.37, korkutma (ikrah) nedeniyle sözleşmenin bağlayıcılığının ortadan kalkmasını ve korkutulan tarafın üçüncü kişinin korkutması halinde karşı tarafa karşı tazminat yükümlülüğünü düzenler. TBK m.38, korkutma (ikrah) irade bozukluğunda korkutmanın gerçekleşmiş sayılmasının koşullarını düzenler. TBK m.39, yanılma, aldatma veya korkutma ile sözleşme yapan tarafın, bu irade bozukluklarından doğan iptal hakkını bir yıllık süreye bağlayan ve süre sonunda sözleşmeyi onamış sayılmasını düzenler.

Kapsam

Bu konu, Türk Borçlar Kanunu m.37–48 hükümlerini kapsar.

TBK m.37 — Hükmü

Bu madde, korkutma (ikrah) nedeniyle sözleşmenin bağlayıcılığının ortadan kalkmasını ve korkutulan tarafın üçüncü kişinin korkutması halinde karşı tarafa karşı tazminat yükümlülüğünü düzenler. Korkutma, karşı tarafın, üçüncü bir kişinin veya korkutmadan yararlanan tarafın korkutmasını kapsar. Madde, sözleşmeye bağlı olmama sonucunu karşı taraf korkutmasında ve üçüncü kişi korkutmasında ayrı ayrı ele alır. Kişiye ve mal varlığına yönelik ağır ve yakın tehlike koşullarını, korkutmanın hukuka aykırılığını ve korkutulanın bağlı olmama hakkının sınırlarını madde metninde doğrudan düzenlemez; bunlar m.38'de yer alır. İptal hakkının süresi ve icazet sonucu m.39'da düzenlenmiştir. Korkutmanın tazminat talebine ilişkin zamanaşımı ve sorumluluk rejimi (sözleşme dışı sorumluluk ya da culpa in contrahendo ayrımı) madde metninde yer almaz; uygulamada bu konular ayrıca tartışılmaktadır.

Hükmü: hangi kavramlar bilinmeli?

Korkutma (ikrah)
Bir kişinin, karşı tarafı sözleşme yapmaya sevk etmek amacıyla, kendisinin veya yakınlarının bir kötülüğe uğrayacağını bildirerek ya da mevcut bir korkudan yararlanarak onda korku yaratmasıdır. Korkunun sözleşme yapılmasında etkili olması gerekir.
Korkutan
Korkutmayı gerçekleştiren kişidir. Madde bakımından korkutan, sözleşmenin karşı tarafı, üçüncü bir kişi ya da korkutmadan yararlanan taraf olabilir.
Korkutulan
Korkutmanın etkisi altında irade beyanında bulunan ve sözleşmeyle bağlı olmak istemeyen taraftır.
Hakkaniyet
Üçüncü kişi korkutmasında korkutulanın tazminat ödeme yükümlülüğünün doğup doğmayacağını belirleyen ölçüttür. Hâkim, karşı tarafın uğradığı zararın korkutulana yüklenmesinin adil olup olmadığını değerlendirir.
Hukuka aykırı tehdit
Korkutmanın hukuka aykırı olmasını ifade eder. Hukuka aykırılık koşulu m.38'de ayrıca düzenlenmiştir; madde metni bu koşulu burada tekrar etmez.

Hükmü: hangi şartlar aranır?

  • Taraflardan birinin sözleşme yapmasına, karşı tarafın, bir üçüncü kişinin ya da korkutmadan yararlanan tarafın korkutması neden olmuş olmalıdır.
  • Korkutma sonucunda irade beyanında bulunulmuş ve sözleşme bu korku nedeniyle yapılmış olmalıdır.
  • Korkutma m.38 uyarınca koşulları taşımalıdır; yani ağır ve yakın bir tehlike, hukuka aykırılık ve m.38 kapsamındaki diğer şartlar gerçekleşmiş olmalıdır.
  • Üçüncü kişi korkutmasında karşı taraf bu korkutmayı bilmemeli ya da bilecek durumda bulunmamalıdır; aksi halde sözleşmeyle bağlı olmama, karşı tarafın bilmemesi koşuluna bağlı değildir.
  • Üçüncü kişi korkutmasında sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulanın tazminat ödeme yükümlülüğü ancak hakkaniyetin bunu gerektirmesi halinde doğar.

Hükmü: hangi sonuçları doğurur?

  • Taraflardan biri korkutma sonucu sözleşme yapmışsa, bu sözleşmeyle bağlı değildir.
  • Korkutan üçüncü kişi ise ve karşı taraf korkutmayı bilmiyor ya da bilecek durumda değilse, korkutulan sözleşmeyle bağlı kalmak istemiyorsa sözleşmeyle bağlı olmaz.
  • Üçüncü kişi korkutmasında korkutulan sözleşmeyle bağlı kalmak istemiyorsa, hakkaniyet gerektirdiği ölçüde karşı tarafa tazminat ödemekle yükümlü olur.
  • Hakkaniyet gerektirmiyorsa korkutulanın tazminat yükümlülüğü doğmaz.
  • Karşı taraf korkutmasında tazminat yükümlülüğü maddenin ikinci fıkrasındaki hakkaniyet koşuluna bağlı değildir; bu hal ayrı rejime tabidir.
  • Korkutulan iptal hakkını kullanmasa bile uğradığı zarar için tazminat talep edebilir; bu hak m.39 ile düzenlenmiştir.
  • Bu maddenin kendisi bağlı olmama hakkının kullanma süresini belirlemez; süre m.39'a göredir.

Karşı taraf korkutması ile üçüncü kişi korkutması arasındaki fark nedir?

Korkutan karşı taraf olduğunda, korkutulan sözleşmeyle bağlı değildir ve karşı tarafın bilgisi aranmaz.

Korkutan üçüncü kişi olduğunda, karşı taraf korkutmayı bilmiyorsa ya da bilecek durumda değilse sözleşmeyle bağlı olunmaz; bilmiyorsa ayrıca hakkaniyet ölçütüyle tazminat yükümlülüğü söz konusu olabilir.

Her iki halde de korkutma sözleşmeyle bağlı olmama sebebidir. Üçüncü kişi korkutmasında karşı tarafın iyi niyeti tazminat yükümlülüğünün kapsamını etkiler; korkutulanın bağlı olmama hakkı ise ayrıca korunur.

Sözleşmeyi iptal ile sözleşmeyi iptal etmeden tazminat arasındaki fark nedir?

Korkutulan sözleşmeyi iptal ettiğinde, üçüncü kişi korkutmasında hakkaniyet gerektiriyorsa karşı tarafın iptal yüzünden uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır.

Korkutulan sözleşmeyi iptal etmediğinde de uğradığı zarar için tazminat talep edebilir.

Tazminat talebi iptal hakkının kullanılmasına bağlı değildir; iptal etmeyen korkutulan da zararını isteyebilir.

Hükmü: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Üçüncü kişi korkutmasında karşı tarafın bilgisini tüm hallerde aramak; bilgi koşulu yalnızca üçüncü kişi korkutmasında sözleşmeyle bağlılık bakımından aranır.
  • Karşı taraf korkutmasında da hakkaniyet ölçütünü tazminat için uygulamak; hakkaniyet koşulu üçüncü kişi korkutmasına ilişkindir.
  • Tazminat talebini iptal hakkına bağlamak; korkutulan iptal etmese de tazminat isteyebilir.
  • Bu maddede yer alan bir yıllık süreyi bu maddeye dayandırmak; süre m.39'da düzenlenmiştir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren bir yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte kabul edildiği görülmektedir. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/464 E., 2022/386 K., 24.02.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2025/965 E., 2026/96 K., 22.01.2026)
  • Uyuşmazlıkta sürenin geçip geçmediğinin, korkutmanın etkisinin ne zaman sona erdiğine göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2025/965 E., 2026/96 K., 22.01.2026)
  • Karşı tarafın korkutmada bulunduğu iddiasıyla açılan davalarda 6098 sayılı Kanun m.37-39 birlikte değerlendirilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/889 E., 2024/279 K., 22.05.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2023/693 E., 2024/444 K., 18.09.2024)
  • Üçüncü kişi korkutmasında karşı tarafın bilgisinin ve tazminat talebinin ayrı değerlendirildiği görülmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2023/968 E., 2023/1044 K., 17.07.2023; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2024/1197 E., 2026/107 K., 28.01.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Korkutmayı ileri süren ve sözleşmeden kurtulmak isteyen korkutulan, korkutmanın varlığını, tehdidin içeriğini, korkuyu ve sözleşmenin bu korku nedeniyle yapıldığını ispatla yükümlüdür.
  • Tehdit, tanık, yazışma, ses veya görüntü kaydı ve tutanak gibi delillerle ispatlanabilir; yazılı delil yoksa tanık beyanı önemlidir.
  • Üçüncü kişi korkutmasında karşı tarafın korkutmayı bilmediğini ya da bilecek durumda olmadığını iddia eden taraf bunu ispatlamalıdır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2023/968 E., 2023/1044 K., 17.07.2023)
  • Tazminat isteyen taraf, uğradığı zararı ve zarar ile korkutma arasındaki nedensel bağı ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.38: Korkutmanın koşullarını (ağır ve yakın tehlike, hukuka aykırılık, hakkın kullanılması hali ve aşırı menfaat) düzenler. Bu madde korkutmanın varlığını, m.38 ise korkutma sayılacak haller ile sınırlarını belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.39: Korkutulanın iptal hakkının bir yıllık hak düşürücü süresini, icazet sonucunu ve tazminat talep hakkını düzenler.

TBK m.38 — Koşulları

Madde, korkutma (ikrah) irade bozukluğunda korkutmanın gerçekleşmiş sayılmasının koşullarını düzenler. Birinci fıkra, korkutulan kişinin kendisinin veya yakınlarının kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna haklı olarak inanmasını esas alır. İkinci fıkra, bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla yapılan sözleşmelerde, aşırı menfaat sağlanmış olmasını korkutmanın varlığı için aranan ölçüt olarak belirler. Madde, korkutmanın sözleşmeyi iptal edilebilir kılmasını, iptal süresini, tazminat sorumluluğunu ve sözleşme dışı tek taraflı işlemlere uygulanmasını düzenlemez; bunlar için 39. madde (korkutmanın sonuçları ve iptal süresi), 37. madde (korkutmanın sözleşmeye etkisi ve tazminat) ile ilgili hükümler esas alınır. Maddenin yanılma ve aldatmadan ayrılan yönü de ayrı hükümlerde (m.30 vd.) ele alınır.

Koşulları: hangi kavramlar bilinmeli?

Korkutma (ikrah)
Bir kimsenin, başına geleceği korkusuyla yapmayacağı bir hukuki işlemi yapmaya yöneltilmesidir. Korkutmanın varlığı, tehdit edilen kişinin inancına göre belirlenir.
Ağır ve yakın zarar tehlikesi
Kişilik haklarına veya malvarlığına yönelik, ciddi ve yakında gerçekleşebilecek bir zararı ifade eder. Önemsiz veya uzak bir tehlike bu kapsamda değerlendirilmez.
Haklı inanç
Korkutulan kişinin, içinde bulunduğu durum bakımından tehlikenin gerçekleşeceğini düşünmekte haklı olmasıdır. Tehlikenin gerçekten gerçekleşme olanağının bulunması şart değildir; ölçü kişinin durumuna göre objektif olarak haklılık değerlendirmesidir.
Yakın
Tehlikenin hemen veya kısa süre içinde gerçekleşme ihtimali taşıması anlamına gelir. Uzak ya da belirsiz bir gelecekteki tehlike bu koşulu taşımaz.
Aşırı menfaat
Bir hakkın veya yetkinin kullanılacağının bildirilmesi suretiyle, karşı tarafın zor durumundan yararlanılarak elde edilen orantısız üstünlüktür. İkinci fıkrada korkutmanın varlığını gösteren ölçüt olarak kullanılır.

Koşulları: hangi şartlar aranır?

  • Korkutulan kişinin kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik bir tehlike ile karşı karşıya kaldığına inanmış olması gerekir.
  • Bu tehlikenin ağır ve yakın olduğuna dair inancın, korkutulan kişinin içinde bulunduğu durum bakımından haklı olması gerekir.
  • Hakkın veya yetkinin kullanılacağı korkutması söz konusu ise, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın diğer tarafın zor durumundan aşırı bir menfaat sağlamış olması gerekir.
  • Aşırı menfaat sağlanmamışsa, hak veya yetkinin kullanılacağının açıklanması tek başına korkutma sayılmaz; bu durumda birinci fıkra ölçütüne göre değerlendirme yapılır.
  • Tehdit eden kişinin karşı taraf ya da üçüncü kişi olması, korkutmanın gerçekleştiğini belirlemede fark yaratmaz.

Koşulları: hangi sonuçları doğurur?

  • Korkutma gerçekleşmiş sayıldığında, korkutma altında yapılan işlem irade bozukluğu nedeniyle iptal edilebilir hâle gelir.
  • Korkutulan kişinin inancı haklı değilse, korkutma gerçekleşmiş sayılmaz ve sözleşmenin geçerliliği bu madde temelinde etkilenmez.
  • Kişinin kendiliğinden duyduğu bir korku sonucu irade beyanında bulunması hâlinde, bu madde kapsamında bir korkutmadan söz edilmez.
  • İkinci fıkra kapsamında aşırı menfaat bulunursa, hak veya yetki kullanımının açıklanması korkutma sayılır ve sözleşme iptale konu olabilir.
  • Aşırı menfaat bulunmazsa, hakkın kullanılacağını bildirmek tek başına korkutma değildir ve sözleşme bu madde gereğince iptal edilemez.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

Birinci fıkrada genel korkutma ölçütü vardır; tehdit edilen kişinin kendisinin veya yakınının kişilik ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir tehlike karşısında haklı inanç içinde olması aranır.

İkinci fıkra, bir hakkın veya kanundan doğan yetkinin kullanılacağının bildirilmesi yoluyla yapılan korkutmayı düzenler; ayrıca karşı tarafın zor durumundan aşırı menfaat sağlanmış olması ölçütünü getirir.

Hak veya yetki kullanımı tehdidinde, birinci fıkradaki tehlike ve haklı inanç ölçütü tek başına yeterli görülmez; aşırı menfaat unsurunun da bulunması gerekir.

Tehdidin kişisel mi, yakınlara yönelik mi olduğu: fark nedir?

Tehdit doğrudan korkutulan kişiye yöneltilmişse birinci fıkranın ilk cümlesindeki kişisel tehlike doğrudan karşılanır.

Tehdit korkutulanın yakınına yöneliyorsa, madde yakınlar için de korkutmayı kabul eder; bu hâlde yakınla ilgili tehlikenin de ağır ve yakın olması gerekir.

Her iki durumda da korkutma varlığı kabul edilebilir; yakın kişi kavramı ile tehdit edilen kişinin inancı birlikte değerlendirilir.

Gerçek tehlike ile tehlikenin gerçekleşme olanağının bulunmaması arasındaki fark nedir?

Tehdidin gerçekleşme olanağı bulunuyorsa, korkutmanın varlığı genel olarak kolayca kabul edilir.

Gerçekleşme olanağı bulunmasa bile, korkutulan kişi tehlikenin gerçekleşeceğini düşünmekte haklıysa korkutma kabul edilir.

Boş tabanca örneğinde olduğu gibi, tehdidin gerçek bir tehlike doğurmaması korkutmayı ortadan kaldırmaz.

Koşulları: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Birinci ve ikinci fıkrayı birbirinden ayırmadan, hak kullanımı tehdidinde de yalnızca ağır ve yakın tehlike ölçütüyle yetinmek; ikinci fıkradaki aşırı menfaat unsurunu gözden kaçırmak.
  • Tehlikenin gerçekten gerçekleşebilecek olup olmadığını aramak; oysa madde haklı inanç ölçütünü esas alır ve gerçekleşme olanağı tek başına aranmaz.
  • Tehdidin ortalama bir kişi için ağır olup olmadığına bakmak; uygulamada korkutulan kişinin sübjektif durumu esas alınır.
  • Kendiliğinden duyulan korku ile tehdit sonucu duyulan korkuyu karıştırmak; yalnızca birincisi korkutma sayılmaz.
  • Yakınlara yönelik tehdidi, doğrudan kişiye yönelik tehdit gibi değerlendirmek ya da yakınlığı hiç aramamak; yakın kişinin kapsamı ve tehlikenin ağırlığı ayrıca incelenmelidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Korkutmanın varlığında tehdit edilen kişinin sübjektif durumu esas alınır; tehdidin ağırlığı, ortalama bir kişi yerine korkutulanın kişisel özellikleri ölçüsünde değerlendirilir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2025/965 E., 2026/96 K., 22.01.2026)
  • Tehdidin hukuka uygun bir hakkın kullanımı olarak ileri sürülmesi tek başına korkutmayı ortadan kaldırmaz; ikinci fıkra bakımından aşırı menfaatin varlığı ayrıca aranır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/693 E., 2024/444 K., 18.09.2024; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/464 E., 2022/386 K., 24.02.2022)
  • Korkutmanın yalnızca doğrudan kişiye yönelik olmadığı, kişinin yakınlarına yönelik eylemlerin de birinci fıkra kapsamında değerlendirilebileceği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2023/1058 E., 2025/1631 K., 27.11.2025)
  • Korkutmanın tek taraflı hukuki işlemler bakımından da geçerli olduğu, irade bozukluğu hükümlerinin sözleşme dışı işlemlere de uygulanabildiği kabul edilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/1871 E., 2026/47 K., 15.01.2026)
  • Korkutma iddiasında, tehdidi yapan kişinin davalı olup olmadığı ve tehdidin doğrudan davalıdan geldiği hususu önem taşır; üçüncü kişi tarafından yapılan eylemler, davalının bilgisi ve yararı değerlendirilerek ele alınır. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/889 E., 2024/279 K., 22.05.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Korkutmaya dayanarak sözleşmenin iptalini isteyen taraf, tehdidin varlığını ve korkutulan kişinin haklı inancını ispatla yükümlüdür.
  • Tehdidin varlığı ve içeriği tanık, yazılı yazışma, kayıt ve olay örgüsü gibi delillerle ispat edilebilir; yazılı belge bulunmasa da tanık beyanı ile ispat mümkündür.
  • İkinci fıkra kapsamında hak veya yetki kullanımı tehdidi ileri sürülüyorsa, aşırı menfaat sağlandığını ispat yükü iptal isteyen taraftadır; karşı taraf, hakkın gerçekten var olduğunu ve kullanımın hukuka uygun olduğunu savunabilir.
  • Karşı taraf, korkutmanın bulunmadığını, tehlikenin önemsiz ya da uzak olduğunu veya korkunun kendiliğinden doğduğunu ileri sürerse, bu savunmasını ispatla yükümlüdür.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.37: Korkutmanın sözleşmenin geçerliliğine etkisini ve korkutmayı yapan kişi ile üçüncü kişiler bakımından sonuçlarını düzenler; bu maddedeki kavramların uygulama sonucu bu hükümle tamamlanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.39: Korkutma nedeniyle iptal hakkının kullanılma süresini ve bu hakkın sona erme koşullarını düzenler; madde 38'deki korkutmanın varlığı belirlendiğinde bu hüküm uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.30: Yanılma ve aldatma gibi diğer irade bozukluklarından korkutmayı ayırır; korkutma incelemesinin irade bozukluğu sisteminde nerede durduğunu gösterir.

TBK m.39 — İrade bozukluğunun giderilmesi

TBK m.39, yanılma, aldatma veya korkutma ile sözleşme yapan tarafın, bu irade bozukluklarından doğan iptal hakkını bir yıllık süreye bağlayan ve süre sonunda sözleşmeyi onamış sayılmasını düzenler. Maddenin ikinci fıkrası, aldatma veya korkutma halinde onanmış sayılmanın tazminat hakkını ortadan kaldırmayacağını hükme bağlar. Madde, iradesi sakatlanan taraf bakımından uygulanır; karşı tarafın iyiniyeti hükmün uygulanmasını değiştirmez. Madde, yanılma, aldatma ve korkutmanın şartlarını (m.30-38), iptal hakkının kullanılma biçimini ve tazminat yükümlülüğünü düzenlemez; bunlar için ilgili maddelere bakılır. Ayrıca aldatma ve korkutma nedeniyle def'i hakkı (m.72/II) ile zamanaşımı ve ispat kuralları bu maddenin kapsamında değildir.

İrade bozukluğunun giderilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Onamış sayılma
İradesi sakatlanan tarafın, bir yıllık süre içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmemesi ya da verdiği şeyi geri istememesi hâlinde, sözleşmeden vazgeçmiş sayılması sonucudur. Madde metni bu sonucu sözleşmeyi onamış sayılma olarak adlandırır.
Bir yıllık süre
Yanılma veya aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayan, iptal beyanının karşı tarafa ulaşması gereken süredir.
Tazminat hakkı
Aldatma veya korkutma nedeniyle sözleşme bağlayıcı olmadığında, iradesi sakatlanan tarafın karşı tarafa karşı tazminat isteyebilme hakkıdır. Onanmış sayılma bu hakkı ortadan kaldırmaz.

İrade bozukluğunun giderilmesi: hangi şartlar aranır?

  • Sözleşmenin yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle yapılmış olması gerekir.
  • İradesi sakatlanan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrenmiş ya da korkutmanın etkisinden kurtulmuş olmalıdır; bu andan itibaren bir yıllık süre işlemeye başlar.
  • Bir yıl içinde taraf sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmemeli ya da verdiği şeyi geri istememelidir.
  • Aldatma veya korkutma söz konusuysa tazminat hakkının korunması için bu hakkın ayrıca bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir; onanmış sayılma tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

İrade bozukluğunun giderilmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığı bildirilirse sözleşme iptal edilmiş olur; bildirim karşı tarafa ulaştığı andan itibaren sözleşme ortadan kalkar.
  • Bir yıl içinde bildirim yapılmaz ve verilen şey geri istenmezse sözleşme onanmış sayılır ve iptal hakkı düşer.
  • Aldatma veya korkutma nedeniyle onanmış sayılma, iradesi sakatlanan tarafın tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
  • Yanılma nedeniyle onanmış sayılmada tazminat hakkı bu maddeden doğmaz; tazminat ancak ayrı bir hukuki dayanağa bağlanabilir.

Yanılma ile aldatma veya korkutma arasındaki fark nedir?

Yanılma halinde taraf kendi kendine yanılmıştır; karşı tarafın bir davranışı yoktur.

Aldatma ve korkutmada karşı taraf ya da üçüncü kişi bir davranışla iradeyi etkilemiştir.

Yalnız aldatma ve korkutmada onanmış sayılma, ikinci fıkra uyarınca tazminat hakkını korur.

Öğrenme anı ile korkutmanın ortadan kalkma anı arasındaki fark nedir?

Yanılma ve aldatmada süre, yanılmanın veya aldatmanın öğrenildiği andan başlar.

Korkutmada süre, korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlar.

Süre başlangıcı irade bozukluğunun türüne göre değişir.

Tazminat hakkı ile sözleşmeden kurtulma hakkı arasındaki fark nedir?

Sözleşmeden kurtulma, bir yıllık süre içinde bildirilmeyen hak olarak sona erer.

Tazminat hakkı, onanmış sayılmaya rağmen ayrıca korunur.

Sözleşme bağlayıcı hâle gelse bile aldatma veya korkutmadan doğan tazminat talep edilebilir.

İrade bozukluğunun giderilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Sözleşmeyi onamak ile onanmış sayılmayı karıştırmak; maddede geçerli bir sözleşme onanmaz, yalnız iptal hakkından feragat sayılır.
  • Bir yıllık süreyi her irade bozukluğunda öğrenme anından değil, sözleşmenin yapıldığı andan saymak.
  • Aldatma veya korkutmada onanmış sayılmanın tazminat hakkını da düşürdüğünü varsaymak; ikinci fıkra bunun tersini söyler.
  • Yanılma halinde de tazminat hakkının bu maddeden doğduğunu düşünmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Onamış sayılmanın, sözleşmenin geçerli hâle geldiği anlamına geldiği ve yalnız iptal hakkının düştüğü kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/889 E., 2024/279 K., 22.05.2024)
  • Aldatma veya korkutma halinde bir yıllık süre geçse de tazminat talebinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/843 E., 2023/1162 K., 29.11.2023)
  • Yanılma, aldatma ve korkutma hükümlerinin 6098 sayılı Kanun'un 30-39. maddeleri kapsamında birlikte değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/332 E., 2025/381 K., 06.03.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • İptal hakkını kullanan taraf, iptal beyanını bir yıllık süre içinde karşı tarafa ulaştırdığını ispatlamakla yükümlüdür; ulaşma tarihini gösteren belge veya bildirim kaydı bu amaçla kullanılabilir.
  • Karşı taraf, sözleşmenin onanmış sayıldığını ileri sürüyorsa, bir yıllık sürenin geçtiğini ve iptal beyanının yapılmadığını ispatlamalıdır.
  • Yanılmayı veya aldatmayı öğrenme ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalkma anı, süre başlangıcı için önemlidir; bu tarihi ileri süren taraf ispatlamalıdır.
  • Onama, örtülü irade beyanı ile de gerçekleşebilir; karşı tarafın edimini istemesi veya dava açması bu bakımdan delil olarak değerlendirilebilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.30: Yanılmanın sözleşmeyi bağlayıcı olmaktan çıkarmasının genel kuralını koyar; m.39 bu iptal hakkının süresini düzenler.
  • 6098 sayılı Kanun m.36: Aldatma halinde sözleşmeyle bağlı olmama kuralını düzenler; m.39 bu hak için bir yıllık süre ve onanmış sayılma sonucunu getirir.
  • 6098 sayılı Kanun m.37: Korkutma halinde sözleşmeyle bağlı olmama ve üçüncü kişinin korkutması durumunda tazminat yükümlülüğünü düzenler; m.39 korkutulan bakımından süreyi belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.38: Korkutmanın hangi koşullarda var sayılacağını belirler; m.39'un korkutmada süre başlangıcının bağlandığı etkinin ortadan kalkması bu şartlara bağlıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.72: Aldatma ve korkutma haksız fiil sayıldığından, m.39/II'deki tazminat hakkı bakımından haksız fiil hükümlerine atıf yapılabilir.

TBK m.40

Madde, yetkili temsilcinin bir başkası adına ve hesabına yaptığı hukuki işlemin sonuçlarının kime ait olacağını düzenler. Doğrudan temsilin genel kuralını (temsil olunanı bağlama), temsilcinin sıfatını bildirmediği hâlde sonucun temsilciye ait olmasını ve bunun istisnasını (karşı tarafın temsil ilişkisini durumdan çıkarabildiği veya taraf farksızlığı hâllerinde doğrudan temsil olunana bağlanmasını) ve bu koşulların dışındaki hâllerde alacağın devri veya borcun üstlenilmesi hükümlerine yollamayı kapsar. Madde, temsil yetkisinin içeriğini ve derecesini düzenlemez; bu konu başlığı altında yer alan ayrı hükümlere bırakılmıştır (m.41 ve devamı). Vekâlet sözleşmesinin iç ilişkisi ve yetkinin kaynağı da bu maddenin konusu değildir (m.502 ve devamı vekâlet hükümleri). Temsilcinin temsil yetkisini aşması ve yetkisiz temsil sonuçları da bu maddede düzenlenmemiştir (m.46 ve devamı)."

m.40: hangi kavramlar bilinmeli?

Yetkili temsilci
Temsil olunan adına hukuki işlem yapma yetkisini bulunan kişidir. Yetkinin kaynağı kanun, mahkeme kararı veya temsil olunanın iradesi olabilir; yetki olmadan yapılan işlem bu maddenin kapsamında değildir.
Doğrudan temsil
Temsilcinin temsil olunan adına ve hesabına yaptığı işlemin sonuçlarının doğrudan temsil olunana ait olmasıdır. Sonuçların önce temsilciye geçip sonra devredilmesi gibi dolaylı bir yol izlenmez.
Temsil sıfatının bildirilmesi
Temsilcinin işlemi yaparken başkası adına hareket ettiğini karşı tarafa açıklamasıdır. Bildirim yapılmadığında kural, sonuçların temsilciye ait olmasıdır.
Durumdan çıkan temsil ilişkisi
Karşı tarafın işlemin koşullarına bakarak temsilcinin bir başkası adına hareket ettiğini anlaması gereken hâlidir. Tarafın gerçekte bilip bilmediği değil, bilmesinin beklenmesi ölçüttür.
Alacağın devri ve borcun üstlenilmesi
Doğrudan temsilin koşulları oluşmadığında, temsilcinin işlemden doğan hakkını temsil olunana devretmesi veya temsil olunanın borcu üstlenmesi yoluyla ekonomik sonucun aktarılmasıdır. Bu hükümler ancak madde bu yolu açıkça işaret ettiğinde devreye girer.

m.40: hangi şartlar aranır?

  • Temsilci, temsil olunan adına ve hesabına hareket etmiş olmalıdır; işlem kişisel adına yapılmışsa madde uygulanmaz.
  • Temsilci, yetkili olmalıdır; yetkisiz temsil hâlinde bu madde değil yetkisiz temsil hükümleri devreye girer.
  • Doğrudan temsil için temsilcinin temsil sıfatını işlem sırasında bildirmiş olması gerekir; bildirim yoksa sonuçlar temsilciye ait olur.
  • Sıfat bildirilmemişse de karşı taraf temsil ilişkisini durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyorsa sonuçlar temsil olunana ait olur.
  • Sıfat bildirilmemişse de işlemin temsilci ile temsil olunandan biriyle yapılması farksız ise sonuçlar temsil olunana ait olur.
  • Bu iki istisnanın hiçbiri gerçekleşmemişse, sonucun temsil olunana geçmesi için alacağın devri veya borcun üstlenilmesi hükümlerine başvurulması gerekir.

m.40: hangi sonuçları doğurur?

  • Yetkili temsilci, temsil olunan adına ve hesabına işlem yapmış ve sıfatını bildirmişse, işlemin sonuçları doğrudan temsil olunanı bağlar.
  • Temsilci sıfatını bildirmemişse, işlemin sonuçları temsilciye ait olur ve kendisi borçlanır ya da alacaklı olur.
  • Sıfat bildirilmemiş olsa bile karşı tarafın temsil ilişkisini durumdan çıkarması veya çıkarması gerekmesi hâlinde, sonuçlar doğrudan temsil olunana ait olur.
  • Sıfat bildirilmemiş olsa bile işlemin temsilci veya temsil olunandan biriyle yapılması farksız ise, sonuçlar doğrudan temsil olunana ait olur.
  • Yukarıdaki istisnaların hiçbiri gerçekleşmemişse, temsil olunana geçiş için alacağın devri veya borcun üstlenilmesi hükümleri uygulanır.
  • Madde emredici niteliği açıkça belirtmemekle birlikte, doğrudan temsil kuralı temsil olunanın korunmasına ve karşı tarafın öngörülebilirliğine dayanır; taraflar bu kurala sözleşmeyle açıkça aykırı davranabilir ancak bu konuda metinde ayrıca bir düzenleme yoktur.

Sıfatın bildirilmesi ile bildirilmemesi arasındaki fark nedir?

Temsilci sıfatını açıkça bildirmişse, işlem doğrudan temsil olunanı bağlar. Temsil ilişkisi karşı tarafa açıkça ortaya konulmuştur.

Temsilci sıfatını bildirmemişse, kural olarak sonuçlar temsilciye ait olur. Karşı taraf temsil ilişkisini bilmediği için işlemin muhatabı temsilcidir.

Bildirilen işlemde temsil olunan doğrudan borçlanır ya da alacaklı olur. Bildirilmeyen işlemde temsilcinin kendi malvarlığı bağlanır; temsil olunana geçiş ayrı bir hukuki yol gerektirir.

Bildirim yok, ama durumdan çıkan temsil ilişkisi ile bildirim yok ve durumdan çıkmıyor arasındaki fark nedir?

Karşı taraf işlemin koşullarına göre temsil ilişkisini çıkarıyor ya da çıkarması gerekiyorsa, madde 2. fıkranın birinci istisnası uygulanır. Burada karşı tarafın bilgisi değil, dürüstlük ölçütüyle bilmesi gereken durum esastır.

Karşı taraf temsil ilişkisini ne bilebilir ne de bilmesi gerekir ise, istisna devreye girmez ve temsilcinin kendi adına yaptığı işlem söz konusudur.

İlk durumda sonuçlar doğrudan temsil olunana ait olur; ikinci durumda sonuçlar temsilciye kalır ve alacağın devri veya borcun üstlenilmesi hükümleri gündeme gelir.

Temsilci ile temsil olunanın farksızlığı ile farklı kişilerle işlem arasındaki fark nedir?

İşlem temsilci veya temsil olunandan biriyle yapılıyorsa ve karşı taraf için ikisi arasında fark yoksa, madde 2. fıkranın ikinci istisnası uygulanır.

Karşı taraf işlemi yapmak istediği kişinin temsilci mi yoksa temsil olunan mı olduğuna göre değiştirecek bir durumla karşı karşıyaysa, bu istisna işlemez.

Farksızlık varsa sonuçlar doğrudan temsil olunana ait olur; farksızlık yoksa temsilci sorumludur ve geçiş için ek hukuki yol gerekir.

m.40: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Temsil olunanın hesabına yapılan her işlemi doğrudan temsil saymak; sıfatın bildirilmediği ve durumdan da çıkmadığı hâlde 40/1 kuralını uygulamak yerine 40/2 istisnasına göre sonucu temsil olunana bağlamak.
  • Madde metnindeki 'durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor' ölçütünü yalnızca karşı tarafın gerçek bilgisiyle sınırlamak; bilmesi gereken durumun da hesaba katılması gerektiğini gözden kaçırmak.
  • Vekâlet sözleşmesini temsil ilişkisi ile karıştırmak; vekâletin varlığının tek başına dış ilişkide temsil olunanı bağladığını varsaymak.
  • Sıfatı bildirilmeyen işlemde temsilcinin sorumluluğunun sona erdiğini kabul etmek; bu hâlde sonuçlar temsilciye aittir ve geçiş için devir veya üstlenme gerekir.
  • Üçüncü fıkrayı doğrudan temsilin bir uzantısı gibi okumak; madde, doğrudan temsilin koşullarının oluşmadığı hâllerde alacağın devri ve borcun üstlenilmesi yollarını ayrıca işaret eder.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesi ile temsil ilişkisinin birbirinden ayrılması gerektiği, vekâlet sözleşmesinin iç ilişkiyi, temsil ise dış ilişkiyi düzenlediği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024)
  • Bölge adliye mahkemeleri, madde 40/2'deki durumdan çıkan temsil ilişkisi istisnasını uygularken karşı tarafın işlem koşullarından temsili bilebilecek durumda olup olmadığını dikkate almaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2018/2618 E., 2021/903 K., 22.04.2021)
  • Madde 40 uyarınca temsil olunanın işlemle bağlanabilmesi için, işlemin temsil olunan adına yapıldığının karşı tarafa anlaşılabilir olması gerektiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/1412 E., 2025/45 K., 16.01.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Doğrudan temsil ve bu nedenle temsil olunanın bağlanması iddiasını ileri süren taraf, temsilcinin temsil olunan adına ve hesabına hareket ettiğini ispatla yükümlüdür; yetki belgesi, vekâletname veya kanuni dayanak bu amaçla kullanılabilir.
  • Temsilcinin sıfatını bildirdiğini iddia eden taraf, bildirimin işlem sırasında yapıldığını yazılı belge, yazışma veya tanık beyanı ile ispatlamalıdır.
  • Karşı tarafın temsil ilişkisini durumdan çıkarabileceği ya da çıkarması gerektiği iddiasını ileri süren taraf, işlemin koşulları, yazışmalar ve tarafların ilişkisi gibi somut olgularla bunu göstermelidir.
  • Temsilcinin kendi adına hareket ettiğini savunan karşı taraf ya da temsilci, bu savunmasını ispatlamakla yükümlü değildir; ancak sıfatın bildirilmediğini ve durumdan çıkmadığını ortaya koyan olgular bu savunmayı destekler.
  • Taraflar arasında farksızlık iddiası varsa, işlemin temsilci ile temsil olunandan hangisiyle yapıldığını ve karşı tarafın bunu ayırt edip edemeyeceğini gösteren belgeler ve tanıklar ispat araçlarıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.41: Temsil yetkisinin içeriği ve derecesini düzenler; m.40'ın uygulanabilmesi için temsilcinin hangi yetkiyle hareket ettiğinin belirlenmesi bu hükümlere bağlıdır.
  • 6098 sayılı Kanun m.46: Temsilcinin yetkisini aşması ve yetkisiz temsil hâlinde m.40'taki doğrudan temsil kuralının işlemeyeceğini, sonuçların farklı biçimde ele alınacağını belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.162: Doğrudan temsil yoluna gidilmediğinde, alacağın devri hükümleri m.40/3 uyarınca uygulanır; devrin koşulları ve sonuçları bu maddede düzenlenir.
  • 6098 sayılı Kanun m.193: Doğrudan temsil yoluna gidilmediğinde, borcun üstlenilmesi hükümleri m.40/3 uyarınca uygulanır; üstlenmenin şekli ve sonuçları bu maddede yer alır.
  • 6098 sayılı Kanun m.502: Vekâlet sözleşmesi temsil ilişkisinin iç yönünü düzenler; m.40 ise dış ilişkide sonuçların kime ait olacağını belirler. Karıştırılmamalıdır.

TBK m.41

Madde, başkası adına ve hesabına yapılan temsilde temsil yetkisinin içeriğinin ve derecesinin nereden belirleneceğini düzenler. Yetki, kamu hukukundan doğuyorsa ilgili yasal hükümlere, hukuki işlemden doğuyorsa o işleme, üçüncü kişilere bildirilmişse bu bildirime göre belirlenir. Maddenin düzenlediği başlıca konular: temsil yetkisinin kaynağı (kamu hukuku ya da hukuki işlem) ve üçüncü kişilere yapılan bildirimin yetkiyi belirlemesidir. Madde kişiler arasında temsilin kendisini kurmaz; kimin kime karşı ne kadar yetkiyle temsil ettiğini belirleyen ölçütleri gösterir. Madde, hukuki işlemden doğan yetkinin sınırlanması ve geri alınmasını ayrıca düzenlemez (TBK m.42 ve devamı). Temsilcinin yetki aşımı sonucunda işlemin geçerliliği ve üçüncü kişinin korunması, temsilcinin sorumluluğu, ve vekâlet sözleşmesinin kendisi bu maddede düzenlenmez; bu konular ilgili diğer maddelerde yer alır.

m.41: hangi kavramlar bilinmeli?

Temsil
Temsilci, başkası adına ve hesabına hukuki işlem yaptığında bunun sonuçlarının doğrudan temsil edilene doğmasıdır. Madde, temsil ilişkisinin varlığını değil, bu ilişkinin yetki boyutunu düzenler.
Temsil yetkisinin içeriği
Temsilcinin hangi işlemleri yapabileceğini gösteren kapsamdır. Yetkinin içeriği, yetkinin kaynağına veya üçüncü kişiye yapılan bildirime göre belirlenir.
Temsil yetkisinin derecesi
Temsilcinin yetkisinin genişliği ya da sınırlarıdır; tek başına ya da birlikte hareket etme gibi biçimleri de kapsayabilir. Derece, içerikten ayrı olarak yetkinin ölçüsünü ifade eder.
Kamu hukukundan doğan temsil
Temsil yetkisinin kanun, idari karar veya benzeri bir kamusal düzenlemeden kaynaklandığı temsil türüdür. Bu halde yetkinin kapsamı o kamusal hükümlerle belirlenir.
Hukuki işlemden doğan temsil
Temsil yetkisinin taraflar arasındaki bir hukuki işlemden, özellikle vekâletnameden veya yetki veren işlemden doğduğu temsil türüdür. Yetkinin kapsamı bu işleme bakılarak tespit edilir.
Üçüncü kişiye bildirim
Temsilcinin yetkisinin temsil edilenin, üçüncü kişiye yaptığı açıklama ile ona duyurulmasıdır. Bildirilen yetki, maddeye göre üçüncü kişi bakımından yetkinin içeriğini belirler.

m.41: hangi şartlar aranır?

  • Temsilcinin başkası adına ve hesabına hareket etmesi gerekir; hukuki sonuçlar temsil edilene doğmalıdır.
  • Yetkinin kaynağı belirlenmelidir: kamu hukukundan doğmuşsa yetkinin içeriği ve derecesi ilgili yasal hükümlerden alınır.
  • Yetki hukuki bir işlemden doğmuşsa yetkinin içeriği ve derecesi o işleme göre belirlenmelidir.
  • Temsil yetkisi üçüncü kişiye bildirilmişse, yetkinin içeriği ve derecesi bu bildirime göre tespit edilir.

m.41: hangi sonuçları doğurur?

  • Temsil yetkisi kamu hukukundan doğmuşsa, içerik ve derece ilgili yasal hükümlere göre belirlenir.
  • Temsil yetkisi hukuki işlemden doğmuşsa, içerik ve derece o işleme göre belirlenir.
  • Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse, içerik ve derece bu bildirime göre belirlenir.
  • Maddenin ikinci fıkrasındaki bildirim kuralı, kaynak ne olursa olsun üçüncü kişi bakımından yetkinin kapsamını bağlayıcı biçimde gösterir.

Kamu hukukundan doğan temsil ile hukuki işlemden doğan temsil arasındaki fark nedir?

Yetki kanun veya kamusal bir düzenlemeden doğar; kapsamı yasal hükümlerle belirlenir.

Yetki taraflar arasındaki hukuki işlemden doğar; kapsamı o işlemin metnine ve yorumuna göre belirlenir.

Aynı temsil ilişkisinde yetkinin kapsamı kaynağa göre farklı ölçütlerle tespit edilir.

Temsil yetkisinin kaynağı ile üçüncü kişiye yapılan bildirim arasındaki fark nedir?

Temsil yetkisinin kaynağı, yetkinin hangi hukuki dayanaktan doğduğunu gösterir.

Üçüncü kişiye yapılan bildirim, yetkinin o kişi bakımından görünen kapsamını belirler.

Maddeye göre üçüncü kişiye bildirilmiş yetki, o kişi bakımından bildirimdeki kapsamla belirlenir.

m.41: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Vekâlet sözleşmesi ile temsil yetkisinin kaynağını karıştırmak; vekâlet ilişkisinin iç ilişki, temsil yetkisinin ise dış yetki olduğu ayrımını gözden kaçırmak.
  • Üçüncü kişiye yapılan bildirimi yok saymak ve yetkiyi yalnızca iç ilişkiye göre belirlemek.
  • Kamusal kaynaklı yetkiyi hukuki işlem yorumuyla belirlemeye çalışmak; kaynağa göre farklı ölçüt uygulanır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesi ile 6098 sayılı Kanun'un 40 ila 48. maddeleri arasında düzenlenen temsil ilişkisinin birbirine karıştırılmaması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/130 E., 2023/943 K., 11.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/249 E., 2023/747 K., 12.07.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Temsil yetkisinin kapsamını iddia eden taraf, yetkinin kaynağını ispatlamalıdır: kamusal dayanak için ilgili yasal metin, hukuki işlem için vekâletname veya işlemin metni gösterilmelidir.
  • Üçüncü kişiye bildirim iddia ediliyorsa, bildirimin yapıldığı ve içeriği belgeyle veya yazılı bildirimle ispatlanmalıdır.
  • Yetkinin bildirilen kapsamdan dar olduğunu savunan taraf, bu iddiasını kendisi ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.40: Temsil ilişkisinin genel çerçevesini ve temsilcinin işlemlerinin temsil edilene sonuç doğurmasının koşullarını düzenler; bu madde yetkinin kapsamını belirlemeye ilişkindir.
  • 6098 sayılı Kanun m.42: Hukuki işlemden doğan yetkinin sınırlanması ve geri alınmasını düzenler; madde başlığında bu bölüme işaret edilmiştir.

TBK m.42

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 42. maddesi, temsil olunanın temsil yetkisini sınırlama veya geri alma hakkını düzenler. Yetkinin hukuki ilişkilerden doğabilecek haklar saklı kalmak kaydıyla geri alınabilmesini, bu hakkın önceden feragat edilemezliğini ve yetkinin üçüncü kişilere bildirilmiş olması hâlinde iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesini kapsar. Madde, temsil olunanın temsil yetkisini sınırlamasını veya geri almasını, temsilcinin ve temsil olunanın iç ilişkisinden ayrı olarak dış ilişkideki sonucu bakımından düzenler. Maddenin son bölümünde yer alan ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlara ilişkin başlık metinde ayrıca hüküm içermez. Vekâlet sözleşmesinin kuruluş ve sona erme koşulları (m.506 vd.) bu maddenin kapsamında değildir. Yetkisiz temsil ve temsilcinin yetkisinin sona ermesinden doğan sorumluluk (m.44) ile temsilcinin ölümü, ehliyetsizliği veya iflası gibi yetkiyi kendiliğinden sona erdiren halleri (m.45) bu madde düzenlemez.

m.42: hangi kavramlar bilinmeli?

Temsil yetkisi
Temsilcinin temsil olunan adına hukuki işlem yapabilmesini sağlayan dışa yönelik yetkidir. Yetkinin kaynağı, temsil olunanın tek taraflı beyanı veya hukuki işlemden doğan yetki belgesi olabilir.
Yetkinin geri alınması
Temsil olunanın verdiği temsil yetkisini tamamen sona erdirmesidir. Sınırlama ise yetkinin kapsamını daraltmaktır. Her iki hâl de temsil olunanın tek taraflı iradesiyle gerçekleşir.
İyiniyetli üçüncü kişi
Yetkinin sınırlandığını ya da geri alındığını bilmeden temsilciyle işlem yapan kişidir. Koruma, üçüncü kişinin bilmemesine ve bu bilmemenin temsil olunanın bildirmemesinden kaynaklanmasına bağlıdır.
Üçüncü kişiye bildirim
Temsil olunanın yetkiyi verdiğini üçüncü kişilere açıkça ya da dolaylı biçimde duyurmasıdır. Bildirim, yetkinin kapsamının da üçüncü kişilere iletilmesi anlamına gelir ve geri alma ya da sınırlama da aynı biçimde bildirilmelidir.
Önceden feragat yasağı
Temsil olunanın yetkiyi sınırlama ya da geri alma hakkından, henüz doğmadan ve önceden vazgeçemeyeceğini ifade eder. Bu yasak, hakkın kullanılmasını koşula bağlayan her türlü önceden kabul beyanını kapsar.

m.42: hangi şartlar aranır?

  • Yetkinin bir hukuki işlemden doğmuş olması gerekir; geri alma ve sınırlama hakkı bu tür yetki için tanınmıştır.
  • Temsil olunanın yetkiyi sınırlama veya geri alma iradesini açıklaması gerekir; bu irade her zaman kullanılabilir.
  • Geri alma veya sınırlama, taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık gibi hukuki ilişkiden doğabilecek haklar saklı kalarak yapılabilir; bu haklar kullanılamaz hâle getirilemez.
  • Temsil olunan, bu hakkından önceden feragat edememelidir; önceden yapılan feragat geçersizdir.
  • Yetkinin üçüncü kişilere bildirilmiş olması hâlinde, geri alma veya sınırlamanın da üçüncü kişilere bildirilmesi gerekir; aksi hâlde iyiniyetli üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez.

m.42: hangi sonuçları doğurur?

  • Temsil olunan, hukuki işlemden doğan temsil yetkisini her zaman tamamen veya kısmen geri alabilir ya da sınırlayabilir.
  • Geri alma veya sınırlama, hizmet, vekâlet ve ortaklık gibi ilişkilerden doğabilecek haklar saklı kalarak geçerlidir; bu haklar iç ilişkide talep edilebilir.
  • Temsil olunan geri alma hakkından önceden feragat edemez; önceden yapılan feragat beyanı geçersizdir.
  • Yetki üçüncü kişilere bildirilmiş ve geri alma ya da sınırlama aynı kişilere bildirilmemişse, iyiniyetli üçüncü kişiye karşı yetkinin geri alındığı ileri sürülemez.
  • Üçüncü kişi yetkinin geri alındığını ya da sınırlandığını biliyorsa, bu kişi iyiniyetli sayılmaz ve koruma sağlanmaz.
  • Temsilci, iç ilişkiden doğan haklarını korumak için sözleşmesel talepte bulunabilir.

Yetkinin geri alınması ile yetkinin sınırlanması arasındaki fark nedir?

Geri alma yetkiyi tamamen sona erdirir ve temsilcinin hiçbir işlem yapma imkânını ortadan kaldırır.

Sınırlama yetkinin yalnızca bir kısmını daraltır; geri kalan kapsam için temsil sürer.

Bildirim yükümlülüğü her iki hâlde de aynıdır; üçüncü kişiye bildirilmeyen kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez.

Yetkinin iç ilişkiden doğan haklarla çatışması ile çatışmaması arasındaki fark nedir?

Hizmet, vekâlet veya ortaklık ilişkisinden doğan haklar varsa geri alma bu hakları ortadan kaldıramaz.

İç ilişkide koruyucu bir hak yoksa temsil olunan yetkiyi serbestçe geri alabilir.

Haklı bir tazminat ya da iç ilişkiye dayalı talep doğabilir; ancak geri alma dış ilişkide geçerli kalır.

Bildirilmiş yetki ile bildirilmemiş yetki arasındaki fark nedir?

Temsil olunan yetkiyi üçüncü kişilere açıkça ya da dolaylı biçimde bildirmişse, bu kişilere karşı sorumluluk doğar.

Yetki üçüncü kişilere hiç bildirilmemişse, temsil olunanın geri alma beyanı dış ilişkiyi etkilemek için ayrıca bildirilmesi gerekmez.

Bildirilmiş yetkide geri almanın bildirilmemesi, iyiniyetli üçüncü kişiye karşı geri alınmanın ileri sürülememesi sonucunu doğurur.

m.42: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Vekâlet sözleşmesi ile temsil yetkisini aynı kavram saymak; oysa m.42 yalnızca temsil yetkisinin dış ilişkideki akıbetini düzenler.
  • Yetkinin geri alındığını üçüncü kişilere bildirmeden, iyiniyetli üçüncü kişiye karşı geri almayı ileri sürmek.
  • Önceden yapılan feragat beyanını geçerli saymak; m.42/II açıkça önceden feragati yasaklar.
  • Sınırlama ile geri almayı aynı hüküm sonucu bakımından ayırt etmemek; sınırlamada temsil kısmen devam eder.
  • Yetkinin üçüncü kişilere bildirilmediği hâlde iyiniyetli üçüncü kişiye karşı korumayı ileri sürmek; bildirim yoksa m.42/III uygulanmaz.
  • Saklı hakların varlığını kendiliğinden kabul etmek; bu hakların ayrıca ispatı gerekir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesinin temsil ilişkisiyle karıştırılmaması gerektiği, temsil yetkisinin dış ilişkideki kapsamının m.40 ila m.48 arasındaki hükümlerle belirlendiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023)
  • Üçüncü kişiye bildirilmiş bir yetkinin geri alındığının ileri sürülebilmesi için geri almanın da üçüncü kişiye bildirilmesi gerektiği, bu bildirim yapılmazsa iyiniyetli üçüncü kişiye karşı geri alma hükmünün uygulanamayacağı kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/71 E., 2025/961 K., 15.05.2025; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/2335 E., 2025/792 K., 30.04.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Yetkinin geri alındığını ya da sınırlandığını ileri süren temsil olunan, bu iradeyi açıklamış olduğunu yazılı belge, ihtarname veya diğer delillerle ispatlamalıdır.
  • Yetkinin üçüncü kişilere bildirildiğini ileri süren taraf, bu bildirimi açık ya da dolaylı biçimde ispatlamalıdır; yetki belgesinin üçüncü kişiye ibrazı da dolaylı bildirim sayılabilir.
  • Üçüncü kişinin iyiniyetini savunan taraf, yetkinin geri alındığını bilmediğini ispatlamalıdır; iyiniyet karinesi maddede açıkça düzenlenmemiştir.
  • Hizmet, vekâlet veya ortaklık ilişkisinden doğan saklı hakların varlığını ileri süren taraf, bu hakların kaynağını sözleşme veya ilişki belgeleriyle ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.44: Yetkinin sona ermesine rağmen temsilcinin yetkisiz temsil olarak işlem yapması hâlinde sorumluluğu düzenler; m.42/III'teki koruma ile birlikte değerlendirilir.
  • 6098 sayılı Kanun m.45: Ölüm, ehliyetsizlik ve iflas gibi halleri düzenler; m.42'deki geri alma ve sınırlama ile farklı olarak yetkiyi kendiliğinden sona erdiren olgulardır.
  • 6098 sayılı Kanun m.506: Vekâlet sözleşmesini düzenler; m.42'de saklı tutulan hukuki ilişki bakımından iç ilişkinin kaynağıdır.

TBK m.43

Madde, hukuki işlemden doğan temsil yetkisinin hangi hallerde kendiliğinden sona ereceğini düzenler. Bu haller temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğe karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi ve iflasıdır; tüzel kişiliğin sona ermesi de aynı sonucu doğurur. Madde, aksi kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça uygulanır ve tarafların karşılıklı kişisel haklarının saklı kaldığını belirtir. Madde, temsil yetkisini doğuran temel ilişkiyi (örneğin vekâlet sözleşmesinin sona ermesini) düzenlemez; bu konuda vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere (6098 sayılı Kanun m.506 vd.) bakılır. Yetki belgesinin geri verilmesi yükümlülüğü ve bu yükümlülüğün ihlalinden doğan sorumluluk bu maddenin kapsamında değildir. Temsil yetkisinin kapsamı, sınırları ve iyi niyetli üçüncü kişinin korunması da madde içinde ayrı bir hükümle düzenlenmemiştir; bu konular temsil yetkisinin dış ilişkisine ilişkin hükümlerdir (6098 sayılı Kanun m.40 vd.).

m.43: hangi kavramlar bilinmeli?

Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi
Temsilcinin temsil olunan adına hukuki işlem yapma yetkisidir ve temsil olunanın bir hukuki işlemiyle (genellikle vekâletname ile) verilir. Kanuni temsilden ayrılır; kanuni temsil yetkisi ilgili kanun hükmüne dayanır ve bu maddenin kapsamı dışındadır.
Aksi kararlaştırılma
Tarafların temsil yetkisinin ölüm, gaiplik, ehliyet kaybı veya iflas hâllerinde de devam edeceğini sözleşmeyle kabul etmeleridir. Bu kararlaştırma madde hükmünü bertaraf eder.
İşin özelliği
Temsil ilişkisinin amacından ya da niteliğinden çıkan ve yetkinin olaya rağmen sürdüğünü gösteren durumdur. Yazılı bir kayıt bulunmasa da bu durum yorumla belirlenir.
Gaiplik
Kişinin ölümü kesin olmamakla birlikte uzun süre haber alınamaması üzerine mahkemece gaipliğine karar verilmesi hâlidir. Madde bu kararı, temsil yetkisinin sona erdirici bir olgu olarak sayar.
Fiil ehliyetinin kaybı
Kişinin kendi işlemleriyle borç altına girme ehliyetini yitirmesidir; kısıtlanma ve ayırt etme gücünden yoksunluk bu kapsamdadır. Temsil yetkisinin sona ermesi bu olgunun gerçekleşmesine bağlıdır.
Tüzel kişiliğin sona ermesi
Tüzel kişinin tasfiye sonunda ya da hukuken sona ermesiyle varlığını yitirmesidir. Madde bu durumu gerçek kişinin ölümüne eşit tutar.

m.43: hangi şartlar aranır?

  • Temsil yetkisinin hukuki işlemden doğmuş olması gerekir; kanuni temsil bu maddenin kapsamında değildir.
  • Temsil yetkisinin sona ermesi için temsil olunanın veya temsilcinin ölmesi, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi ya da iflas etmesi gibi sayılan hâllerden birinin gerçekleşmesi gerekir.
  • Tüzel kişiliğin sona ermesi hâlinde de aynı sonucun doğması için tüzel kişinin hukuken sona ermiş olması gerekir.
  • Tarafların aksini kararlaştırmamış olması veya işin özelliğinden yetkinin sürdüğünün anlaşılmamış olması gerekir.
  • Yetkinin sona ermesi, tarafların karşılıklı kişisel haklarını ortadan kaldırmaz; bu haklar saklıdır.

m.43: hangi sonuçları doğurur?

  • Sayılan hâllerden biri gerçekleştiğinde temsil yetkisi kendiliğinden, ayrıca bir fesih beyanına gerek kalmadan sona erer.
  • Tarafların aksini kararlaştırmış olması ya da işin özelliğinden yetkinin sürdüğünün anlaşılması hâlinde yetki sona ermez.
  • Yetki sona erdikten sonra temsilci temsil olunan adına yeni işlem yapamaz; bu işlemler yetki olmadan yapıldığı için sonuçları ilgili hükümlere göre değerlendirilir.
  • Tarafların karşılıklı kişisel hakları yetkinin sona ermesiyle ortadan kalkmaz; bu haklar saklıdır.
  • Madde temsil yetkisinin sona ermesini düzenler; temel ilişkinin (örneğin vekâlet sözleşmesinin) sona ermesi sonucu ayrıca değerlendirilir.

Gerçek kişi ile tüzel kişi arasındaki fark nedir?

Gerçek kişide temsil yetkisi temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaiplik, ehliyet kaybı veya iflas ile sona erer.

Tüzel kişide ise tüzel kişiliğin sona ermesi bu sebep olarak eklenir; madde ikinci fıkrasıyla bunu açıkça belirtir.

Tüzel kişi temsilcisinin yetkisi, tüzel kişiliğin sona ermesiyle birlikte kendiliğinden düşer.

Temsil olunanın sona ermesi ile temsilcinin sona ermesi arasındaki fark nedir?

Temsil olunanın ölümü, gaipliği, ehliyet kaybı veya iflası, yetkiyi veren tarafın durumunda değişiklik olduğu için temsil yetkisini sona erdirir.

Temsilcinin aynı hâllerde ortaya çıkması da yetkiyi sona erdirir; madde iki tarafı da aynı biçimde sayar.

Her iki tarafın durumundaki değişiklik de yetkinin kendiliğinden sona ermesine yol açar; hangi tarafın ilgili olduğu sonucu değiştirmez.

Aksi kararlaştırılan hâl ile kararlaştırılmayan hâl arasındaki fark nedir?

Tarafların sözleşmesinde yetkinin bu hâllerde de sürmesi kararlaştırılmışsa ya da işin özelliği bunu gösteriyorsa madde uygulanmaz.

Böyle bir kayıt ya da işin özelliği yoksa madde hükmü aynen uygulanır.

Yetkinin sürüp sürmediği, sözleşme kaydına ya da işin niteliğine göre belirlenir.

m.43: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Temsil yetkisinin sona ermesini temel vekâlet ilişkisinin sona ermesiyle aynı şey saymak; iki kurum ayrı değerlendirilmelidir.
  • Madde hükmünü ölüm, gaiplik, ehliyet kaybı ve iflas dışındaki hâllere (örneğin yalnızca süre dolmasına) kıyasen genişletmek.
  • Aksi kararlaştırılmış ya da işin özelliğinden yetkinin sürdüğü hâlde maddeyi kendiliğinden uygulamak.
  • Tüzel kişilikte maddenin ikinci fıkrasını göz ardı ederek sona erme sebebini eksik saymak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargılama sırasında taraflardan birinin ölmesi hâlinde ölen tarafın ehliyetinin sona ereceği, vekilin varsa ölüm ile vekâlet ilişkisinin kural olarak sona ereceği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2022/499 E., 2026/505 K., 15.04.2026; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2025/771 E., 2025/1070 K., 04.07.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2022/454 E., 2025/872 K., 16.06.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2024/1750 E., 2025/186 K., 06.02.2025)
  • Vekâlet sözleşmesinin, 6098 sayılı Kanun'un 40 ilâ 48 inci maddeleri arasında düzenlenen temsil ilişkisi ile karıştırılmaması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Temsil yetkisinin sona erdiğini ileri süren taraf, sayılan hâllerden birinin gerçekleştiğini ispatlamakla yükümlüdür; ölüm, gaiplik kararı, ehliyet kaybı ya da iflas için resmi kayıtlar (nüfus kaydı, mahkeme kararı, iflas ilanı) esas delil olur.
  • Yetkinin sürdüğünü ileri süren taraf, sözleşmede aksinin kararlaştırıldığını ya da işin özelliğinden yetkinin devam ettiğini ispatlamakla yükümlüdür; bu iddia için yazılı sözleşme ve işin niteliğine ilişkin tanık ya da belge delil olabilir.
  • Tüzel kişiliğin sona erdiğini ileri süren taraf, tasfiye ya da sicilden silinme kaydıyla bunu ispatlamalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.506: Vekâlet sözleşmesinin sona ermesine ilişkin genel hükümdür; temsil yetkisinin sona ermesi ile temel ilişkinin sona ermesi ayrı konulardır, bu hüküm temel ilişki bakımından uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.40: Temsil ilişkisinin genel çerçevesini çizer; madde 43 bu temsil yetkisinin sona erme hâllerini düzenler.

TBK m.44

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 44. maddesi, temsilcinin yetkinin sona ermesi halinde yetki belgesini geri verme yükümlülüğünü ve temsil olunan ile halefleri bakımından bu belgenin geri alınmasına ilişkin ihmalin sonuçlarını düzenler. Hüküm temsil ilişkisinde temsil olunan, temsilci ve iyiniyetli üçüncü kişiler arasındaki ilişkiye uygulanır. Madde, yetki belgesinin geri alınmamasından doğan sorumluluğun dışında kalan konuları düzenlemez: yetkisiz temsil halinde işlemin icazete bağlı geçersizliği (m.47), temsil yetkisinin doğuş ve kapsamı (m.40-43), temsil yetkisinin olmadığı veya aşıldığı hallerde üçüncü kişinin korunması (m.41, m.42, m.45), vekâlet sözleşmesinin sona ermesi ve vekâlet ilişkisinin hükümleri ile zamanaşımı ve usul yönleri bu maddede yer almaz.

m.44: hangi kavramlar bilinmeli?

Yetki belgesi
Temsilcinin temsil yetkisine sahip olduğunu üçüncü kişilere gösterebildiği, temsil olunan tarafından düzenlenmiş yazılı belgedir. Belgenin varlığı, temsil yetkisinin dış görünüşünü oluşturur.
Yetkinin sona ermesi
Temsilcinin temsil yetkisinin hukuken son bulmasıdır. Bu durum, temsil yetkisinin dayandığı ilişkinin sona ermesi veya yetkinin geri alınması gibi hallerde ortaya çıkar.
İyiniyetli üçüncü kişi
Yetkinin sona erdiğini bilmeden ve bilmesi gerekmeden, yetki belgesine güvenerek temsilciyle işlem yapan kişidir. İyiniyet, üçüncü kişinin yetkinin sona erdiğini bilmediği ölçüsünde aranır.
Halef
Temsil olunanın hukuki durumunu devralan kişidir. Halefler, temsil olunanın yükümlülüklerini de üstlenir.

m.44: hangi şartlar aranır?

  • Temsilciye temsil yetkisini gösteren bir yetki belgesinin verilmiş olması gerekir.
  • Temsil yetkisinin sona ermiş olması gerekir.
  • Temsilcinin, yetki belgesini temsil olunana geri vermesi veya hâkimin belirlediği yere bırakması gerekir; bu yükümlülük temsilcinin sona eren yetkiye bağlı olarak doğar.
  • Temsil olunan veya halefleri, belgenin geri alınması için gereken işlemi yapmamış olmalıdır; bu ihmal yükümlülüğün ihlali sayılır.
  • Zarar gören üçüncü kişinin iyiniyetli olması gerekir; kötüniyet halinde bu sorumluluktan yararlanamaz.

m.44: hangi sonuçları doğurur?

  • Temsilci, yetki sona erdiğinde yetki belgesini temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.
  • Temsil olunan veya halefleri belgenin geri alınması için gerekeni yapmazlarsa, bundan doğan zarardan iyiniyetli üçüncü kişilere karşı sorumlu olurlar.
  • Zararın tazmini, üçüncü kişinin iyiniyetine bağlıdır; kötüniyetli üçüncü kişi bu tazminden yararlanamaz.
  • Temsil olunanın yetki belgesini geri almaması, üçüncü kişiyle arasında sözleşme ilişkisine dayanmayan, sözleşme öncesi kusur sorumluluğu doğurur.
  • Eğer üçüncü kişinin güveni m.41/II, m.42/III veya m.45 kapsamında korunuyorsa işlem geçerli sayılır ve tazminat gerekmez.
  • Madde metninde bu sorumluluk için bir sözleşme kaydıyla değiştirilebilirlik ya da emredici niteliğe ilişkin açık bir hüküm yer almamaktadır.

Temsilcinin yükümlülüğü ile temsil olunanın yükümlülüğü arasındaki fark nedir?

Temsilci, yetki sona erdiğinde belgeyi temsil olunana geri vermek veya hâkimin belirlediği yere bırakmakla yükümlüdür.

Temsil olunan ve halefleri ise, belgenin geri alınması için gerekeni yapmakla yükümlüdür; bu yükümlülük temsilcinin belgeyi geri vermesini sağlamaya yöneliktir.

Belgenin geri alınmamasından doğan sorumluluk temsil olunan ve halefleri bakımından ayrı bir ihmal sorumluluğu doğurur; temsilcinin kendi yükümlülüğünün ihlali ise ayrıca değerlendirilir.

Sözleşme öncesi sorumluluk (m.44/II) ile yetkisiz temsilcinin sorumluluğu (m.47) arasındaki fark nedir?

Bu maddede temsil olunanın, belgeyi geri almama ihmali nedeniyle iyiniyetli üçüncü kişiye karşı sorumluluğu söz konusudur.

Yetkisiz temsilcinin sorumluluğu, temsil yetkisi hiç bulunmadığında veya temsil olunan onam vermediğinde doğan ve m.47 kapsamında değerlendirilen sorumluluktur.

Her iki sorumluluk da sözleşme öncesi kusur sorumluluğu niteliğindedir, ancak biri belgenin geri alınmamasına, diğeri yetkisiz temsile dayanır.

m.44/II sorumluluğu ile m.41-42-45 koruma hükümleri arasındaki fark nedir?

Madde 44/II, yetkinin sona erdiğinin üçüncü kişiye bildirilmediği ve belgenin geri alınmadığı hallerde uygulanır.

m.41/II, m.42/III ve m.45 hükümleri, üçüncü kişinin temsil yetkisine güvenmesini koruyan ve işlemi geçerli sayan hükümlerdir.

Bu hükümlerden birinin kapsamına giren durumda işlem geçerli sayıldığından tazmin gerektiren bir zarar doğmaz; bu nedenle m.44/II ikincil ve tali nitelikte uygulanır.

m.44: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Madde 44/II'deki sorumluluğu yetkisiz temsilcinin m.47 kapsamındaki sorumluluğuyla karıştırmak; birincisi belgenin geri alınmamasına, ikincisi yetkisiz temsile dayanır.
  • Temsilcinin belgeyi geri verme yükümlülüğünü temsil olunanın yükümlülüğüyle aynı saymak; her iki yükümlülük ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
  • Üçüncü kişinin iyiniyetini varsaymak; iyiniyetin ispatı üçüncü kişiye aittir ve kötüniyetli üçüncü kişi tazminden yararlanamaz.
  • Bir hukuki işlemin m.41, m.42 veya m.45 kapsamında geçerli sayılacağı halde m.44/II'yi doğrudan uygulamak; m.44/II tali nitelikte olduğu için önce koruyucu hükümler değerlendirilmelidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesi ile 6098 sayılı Kanun'un 40-48. maddelerinde düzenlenen temsil ilişkisinin birbirinden ayrı tutulması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/130 E., 2023/943 K., 11.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/249 E., 2023/747 K., 12.07.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Yetki belgesinin temsil olunan tarafından düzenlendiği ve temsilciye verildiği, temsil olunanın bunu ispatlamakla yükümlüdür; belge temsil yetkisinin dış görünüşünü oluşturduğu için yazılı delille ispatlanması esastır.
  • Yetkinin sona erdiği iddiasını ileri süren taraf, bunu ispat etmekle yükümlüdür; temsil olunan yetkinin sona erdiğini ve belgeyi geri almak için gerekeni yapmadığını ortaya koymalıdır.
  • Üçüncü kişi, iyiniyetli olduğunu ve yetkinin sona erdiğini bilmediğini ispatlamakla yükümlüdür; iyiniyet karine olarak değerlendirilmez.
  • Temsil olunan, belgenin geri alınması için gerekeni yaptığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir; bu savunma temsil olunanın ispat yüküne tabidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.41: Temsil yetkisinin sona ermesi veya sınırlanması hallerinde üçüncü kişinin korunmasını düzenler; m.44/II ile birlikte yetkinin sona erdiği halde işlemin geçerli sayılıp sayılmayacağını belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.42: Temsil yetkisi belgesinin üçüncü kişiye ibrazı halinde doğan koruma hükmüdür; m.44/II'nin uygulama alanını daraltır.
  • 6098 sayılı Kanun m.45: Temsil yetkisinin sona erdiğinin ileri sürülememesi halini düzenler; m.44/II'nin tali uygulanmasında belirleyici olan koruma hükmüdür.
  • 6098 sayılı Kanun m.47: Yetkisiz temsilcinin sorumluluğunu düzenler; m.44/II'deki sorumluluktan ayrı bir sorumluluk rejimi olduğu için karşılaştırma konusudur.
  • 6098 sayılı Kanun m.35: Güven verici davranış nedeniyle doğan sorumluluk hükmüdür; belgenin geri alınmaması dışında bir güven verici davranışın varlığında uygulanır.

TBK m.45

Madde, temsilcinin yetkisinin sona ermesinden sonra yaptığı hukuki işlemlerin temsil olunan ve halefleri bakımından ne zaman bağlayıcı olduğunu düzenler. Temsilcinin iyiniyetinin korunması ile üçüncü kişinin yetkinin sona erdiğini bilmesi halinin etkisi maddenin kapsamındadır. Madde, yetkinin sona erme anını, yetkisiz temsilcinin işlemine onay verilmesini ve temsil belgesinin geri alınmasını doğrudan düzenlemez. Yetkisiz temsil halinde karşı tarafın tazminat talebi (m.47) ile temsil olunanın onay vermesi veya vermemesi (m.46) ayrı maddelerde düzenlenmiştir. Temsil belgesinin geri verilmesi ve üçüncü kişinin iyiniyetinin korunması (m.44), temsil yetkisinin dışa karşı etkisi (m.42) ve temsilin genel çerçevesi de bu maddenin dışındadır.

m.45: hangi kavramlar bilinmeli?

Yetkinin sona ermesi
Temsilcinin temsil yetkisinin, temsil ilişkisinin sona ermesi, yetki verenin yetkiyi geri alması veya yetkinin dayandığı başka bir nedenle düşmesi sonucu kalmamasıdır. Madde, yetkinin sona erdiği anı değil, bu andan sonraki işlemlerin sonucunu düzenler.
Temsilcinin iyiniyeti
Temsilcinin yetkisinin sona erdiğini bilmemesi halidir. Bilmemek yanında, yetkinin sona ermiş olduğunu bilmesi gerektiği hâllerde de iyiniyet kabul edilmez; madde metni yalnızca 'bilmediği sürece' ifadesini kullanır.
Üçüncü kişinin bilgisi
Karşı tarafın yetkinin sona erdiğini bilmesidir. Bu bilgi varsa temsil olunan veya halefleri işlemle bağlanmaz; madde metninde bu hâl açıkça korumanın dışında bırakılmıştır.
Noksan işlem
Yetkisiz temsilcinin yaptığı ve temsil olunanın onayına bağlı kalan işlemdir. Madde bu işlemin bağlayıcı hâle gelmesini, yetkinin sona ermesinin bilinmemesi koşuluna bağlar.

m.45: hangi şartlar aranır?

  • Temsilcinin yetkisinin sona ermiş olması gerekir.
  • Temsilcinin, yetkisinin sona erdiğini bilmiyor olması gerekir; bilmemesi hem temsilcinin hem de karşı tarafın iyiniyetli olmasıyla birlikte aranır.
  • Temsilcinin, temsil olunan adına hukuki işlem yapmış olması gerekir.
  • Karşı tarafın yetkinin sona erdiğini bilmiyor olması gerekir; bilen üçüncü kişi bakımından madde uygulanmaz.

m.45: hangi sonuçları doğurur?

  • Temsilci yetkisinin sona erdiğini bilmiyorsa ve karşı taraf da bilmiyorsa, temsilcinin yaptığı hukuki işlemin sonuçları temsil olunan veya halefleri bakımından doğar.
  • Karşı taraf yetkinin sona erdiğini biliyorsa, bu kural uygulanmaz ve işlem temsil olunan bakımından bağlayıcı olmaz.
  • Temsilci yetkisinin sona erdiğini biliyorsa, işlem bu madde uyarınca temsil olunanı bağlamaz.
  • Bu hâllerde işlemin akıbeti yetkisiz temsil hükümlerine (m.46, m.47) göre belirlenir; temsil olunanın onayı işlemi geçerli kılar.

Temsilcinin iyiniyeti ile temsilcinin kötüniyeti arasındaki fark nedir?

Temsilci yetkisinin sona erdiğini bilmiyorsa, işlem temsil olunan ve halefleri bakımından bağlayıcıdır.

Temsilci yetkisinin sona erdiğini biliyorsa, madde korumasından yararlanmaz ve işlem yetkisiz temsil hükümlerine göre değerlendirilir.

İyiniyetli temsilcinin işlemi temsil olunanı bağlar; kötüniyetli temsilcinin işlemi bu kurala göre bağlayıcı olmaz.

Üçüncü kişinin iyiniyeti ile üçüncü kişinin bilmesi arasındaki fark nedir?

Karşı taraf yetkinin sona erdiğini bilmiyorsa, korumadan yararlanır.

Karşı taraf yetkinin sona erdiğini biliyorsa, madde uygulanmaz.

Karşı taraf bilerek işlem yaptığında, temsil olunan işlemle bağlanmaz ve karşı taraf korunmaz.

m.45: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Yetkinin sona ermesinin bilinmesi ile yetkinin sona erdiğinin bildirilmesini aynı şey saymak; madde metni bilgiyi esas alır, bildirimin yapılmış olması tek başına yeterli değildir.
  • Madde m.42'deki dışa açıklanan yetki kurallarını bu maddeye uygulamak; m.45'te dışa açıklanan bir yetki bulunmadığından bu yol doğru değildir.
  • Temsilcinin kötüniyetli olduğu hâllerde işlemi doğrudan geçerli saymak; bu hâlde madde korumasından yararlanılmaz.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesi ile 6098 sayılı Kanun'un 40-48. maddelerinde düzenlenen temsil ilişkisinin birbirine karıştırılmaması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/130 E., 2023/943 K., 11.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/249 E., 2023/747 K., 12.07.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Temsilcinin iyiniyetini ileri süren kişi, temsilcinin yetkisinin sona erdiğini bilmediğini ispatlamalıdır; yetkinin sona erdiğinin bildirildiğini ve temsilcinin bu bildirimi bildiğini ileri süren taraf bunu ispatlamalıdır.
  • Karşı tarafın iyiniyeti bakımından, yetkinin sona erdiğini bildiğini ileri süren temsil olunan veya halefleri bu bilgiyi ispatla yükümlüdür; yetkinin bildirildiğine dair yazılı belge, tebligat veya tanık bu amaçla kullanılabilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.44: Temsil belgesinin geri verilmesi yükümlülüğünü düzenler ve iyiniyetli üçüncü kişinin korunmasında m.45 ile birlikte okunur.
  • 6098 sayılı Kanun m.46: Yetkisiz temsil hâlinde temsil olunanın işlemi onaylama imkânını düzenler; m.45 kapsamına girmeyen hâllerde işlemin akıbetini belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.47: Temsil olunanın onay vermemesi hâlinde, iyiniyetli karşı tarafın temsilciden tazminat isteyebilmesini düzenler; m.45'in iyiniyet koşulu bu hakkın bağlantısını oluşturur.
  • 6098 sayılı Kanun m.42: Dışa karşı açıklanan yetkinin etkisini düzenler; m.45'te ise dışa açıklanan bir yetki bulunmadığı için bu hüküm ayrı çalışır.

TBK m.46 — Onama hâlinde

Bu madde, yetkisiz temsilcinin, yani temsil yetkisi hiç bulunmayan, yetkisi sona ermiş olan ya da yetkisini aşan bir kişinin temsil olunan adına yaptığı hukuki işlemin temsil olunanı bağlayıp bağlamayacağını ve karşı tarafın bu belirsizlik karşısındaki hakkını düzenler. Düzenlediği konular; işlemin onama koşuluna bağlı olması, karşı tarafın temsil olunana onam için süre verilmesini isteme hakkı, sürenin sonunda karşı tarafın bağlılıktan kurtulması ve onamanın etkisidir. Madde, doğrudan temsilde yetkisiz temsil hallerine uygulanır. Madde, onama yokluğunda karşı tarafa tanınan zarar tazmini hakkını düzenlemez (TBK m.47). Yetkisiz temsilcinin iç ilişkiden doğan sorumluluğunu, vekaletsiz iş görme hükümlerini ve zamanaşımını da düzenlemez (TBK m.526; TBK m.146 kapsamındaki genel hükümler).

Onama hâlinde: hangi kavramlar bilinmeli?

Yetkisiz temsil
Bir kişinin temsil yetkisi bulunmadığı hâlde başkası adına hukuki işlem yapmasıdır. Yetkinin hiç verilmemiş olması, verilen yetkinin kapsamının aşılması veya yetkinin sona ermesi bu kapsamdadır.
Askıda hükümsüzlük
İşlemin temsil olunan bakımından onama verilinceye ya da onama verilmeyeceği anlaşılıncaya kadar hüküm doğurmayan durumda bulunmasıdır. İşlemin diğer tarafı bu süre içinde bağlıdır, temsil olunan bağlı değildir.
Onam (icazet)
Temsil olunanın, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemi sonradan benimsemesini ifade eden, şekle bağlı olmayan tek taraflı irade açıklamasıdır. Onam hem sözde temsilciye hem de üçüncü kişiye yöneltilebilir.
Uygun süre
Temsil olunanın onam kararını verebilmesi için karşı tarafın tespit edeceği ve durumun koşullarına göre belirlenen süredir. Madde metni somut bir gün sayısı koymaz; süre, teklifin temsil olunana ulaşması, cevabın gelmesi ve düşünme süresinin toplamı olarak değerlendirilir.
Onamadan kaçınma
Temsil olunanın, verilen süre içinde açık bir beyanla ya da susarak onam vermemesidir. Onamadan kaçınma, karşı tarafın bağlılıktan kurtulmasının koşuludur.

Onama hâlinde: hangi şartlar aranır?

  • Bir kişinin temsil olunan adına hukuki işlem yaptığı, ancak bu işlem için temsil yetkisinin bulunmadığı belirlenmelidir; yetki hiç verilmemiş, kapsam dışında kalmış ya da sona ermiş olabilir.
  • Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yapan karşı taraf, temsil olunandan uygun bir süre içinde işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini istemiş olmalıdır.
  • Temsil olunan bu süre içinde işlemi onamamalıdır; onam açık ya da örtülü olarak verilebilir, ancak süre içinde verilmelidir.
  • Onamanın hüküm doğurması için temsil olunanın işlemi yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemle aynı içerikte benimsemesi gerekir.
  • Sürenin onamasız geçmesi hâlinde karşı taraf işlemle bağlı olmaktan kurtulur; bu durumda işlemin hükmü ortadan kalkar.

Onama hâlinde: hangi sonuçları doğurur?

  • Temsil olunan işlemi onamadıkça işlem onu bağlamaz; işlemden doğan hak ve borçlar temsil olunana ait olmaz.
  • Karşı taraf, uygun süre içinde onam gelmezse işlemle bağlı olmaktan kurtulur ve işlem hükümsüz hâle gelir.
  • Onam verilirse işlem yapıldığı tarihten itibaren geçerli olur ve yarar ile zarar baştan itibaren temsil olunana ait olur.
  • Karşı taraf süre istemeden onam gelmesini beklemek zorunda değildir; ancak süre istemezse bağlılıktan kurtulma hakkı bu maddeye göre doğmaz.
  • Temsil olunanın onam vermemesi, karşı tarafa temsil olunandan tazminat isteme hakkı kendiliğinden vermez; tazminat ayrı hükümlere (TBK m.47) tabidir.
  • Onam verilmesi hâlinde yetkisiz temsilci sorumluluktan kurtulur; onam verilmemesi hâlinde yetkisiz temsilci, karşı tarafın bilmediği hâllerde zarar tazminine tabi olabilir.

Onama öncesi ile onama sonrası işlem arasındaki fark nedir?

Temsil olunan onamadan önce işlemle bağlı değildir; işlem askıdadır ve karşı taraf onam beklerken bağlıdır.

Temsil olunan onam verdikten sonra işlem, yapıldığı andan itibaren geçerli hâle gelir.

Onamanın etkisi geriye yürür; yarar ve zarar baştan itibaren temsil olunana aittir.

Süre içinde onam ile süre sonrası onam arasındaki fark nedir?

Karşı taraf süre vermişse ve temsil olunan bu süre içinde onam bildirirse işlem bağlayıcı olur.

Süre geçtikten sonra temsil olunanın onam bildirmesi, karşı tarafın bağlılıktan kurtulmuş olmasını etkilemez.

Süre geçtikten sonra yapılan onam işlemi yeniden geçerli kılmaz; taraflar yeni bir işlem yapmak zorundadır.

Karşı tarafın süre isteme hakkı kullanılmış ile kullanılmamış arasındaki fark nedir?

Karşı taraf temsil olunandan uygun süre isteyip onam beklerse işlemin akıbeti bu süre içinde netleşir.

Karşı taraf süre istememişse maddede öngörülen bağlılıktan kurtulma yolu açık değildir; işlemin akıbeti onam beklenerek belirsiz kalır.

Bağlılıktan kurtulma, yalnızca süre isteme ve süre içinde onamanın gelmemesi koşulunda gerçekleşir.

Onama hâlinde: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Onamın süre geçtikten sonra verilmesinin işlemi yeniden geçerli kıldığını saymak; süre geçince işlem hükümsüz hâle gelir, sonradan gelen onam bunu düzeltmez.
  • Karşı tarafın süre istemeden bağlılıktan kurtulduğunu varsaymak; bağlılıktan kurtulma için süre istenmiş olması gerekir.
  • Onamın yalnızca yazılı yapılabileceğini düşünmek; onam şekle bağlı değildir ve örtülü de olabilir.
  • Onam verilmemesinin karşı tarafa otomatik tazminat hakkı doğurduğunu saymak; tazminat ayrıca TBK m.47 koşullarına bağlıdır.
  • Uygun süreyi kanunda belirli bir gün sayısı olarak aramak; madde somut süre vermez, süre olayın koşullarına göre belirlenir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Onam verilmesi hâlinde işlemin geriye etkili olduğu ve temsil olunanın işlemden doğan hak ve borçlara baştan itibaren sahip olduğu kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/71 E., 2025/961 K., 15.05.2025)
  • Karşı tarafın süre isteyip gelmeyen onam üzerine işlemden kurtulduğu, bu durumda işlemin temsil olunana bağlanamayacağı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1453 E., 2025/580 K., 10.04.2025)
  • Yetkisiz temsil iddiasının işlemin yapıldığı tarih, yetki belgesi ve işlemin içeriği üzerinden değerlendirildiği; yazılı onam ve icazet bulunmadığında temsil olunanın bağlanmayacağı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1453 E., 2025/580 K., 10.04.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/990 E., 2024/1892 K., 26.12.2024)
  • Yetkisiz temsilcinin temsil olunanın yazılı onamını almadığı hâllerde işlemin temsil olunana yüklenemeyeceği uygulamada benimsenmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/1046 E., 2024/1552 K., 06.11.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Asıl talebi, yani işlemin temsil olunanı bağladığını ileri süren taraf, temsil yetkisinin bulunduğunu ya da temsil olunanın onamını ispatlamakla yükümlüdür.
  • Onamın varlığı yazılı belge, yazışma veya fiilî davranışlarla ispatlanabilir; onamın şekle bağlı olmadığı göz önünde tutulmalıdır.
  • Karşı tarafın süre isteme ve süre içinde onamın gelmediğini ileri sürmesi hâlinde bu talebin dayanağını gösterme yükü ona aittir.
  • Yetkisiz temsilcinin, karşı tarafın yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat etmesi, zarar tazmininden kurtulma savunmasında yetkisiz temsilciye düşer (TBK m.47 bağlamında).

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.47: Onamanın verilmemesi hâlinde karşı tarafın zararının giderilmesini ve yetkisiz temsilcinin bilgisine bağlı sorumluluk sınırını düzenler; bu madde ile birlikte uygulanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.37: Yetkinin sona ermesinin bilinmediği hâllerde temsilcinin işleminin sanki yetki varmış gibi sonuç doğurmasını düzenler; yetkisiz temsil ile yetkinin varlığı arasındaki sınırı belirler.
  • 6098 sayılı Kanun m.42: Temsil yetkisinin üçüncü kişilere bildirilmesi ve geri alınmasının etkisini düzenler; yetki belirsizse iyiniyetli üçüncü kişi lehine yetkisiz temsil sonuçlarını sınırlar.
  • 6098 sayılı Kanun m.526: Temsilci ile temsil olunan arasındaki iç ilişki için vekaletsiz iş görme hükümlerini belirler; onam yokluğunda bu iç ilişki ayrıca değerlendirilir.

TBK m.47 — Onamama hâlinde

Madde, temsil olunanın yetkisiz temsilcinin yaptığı hukuki işlemi onamaması hâlinde, yetkisiz temsilciye karşı açılacak zarar tazmini istemlerini düzenler. Olumsuz zararın tazmini, kusurlu yetkisiz temsilcinin hakkaniyete göre ödeyeceği ek zararlar ve sebepsiz zenginleşme hükümlerinin saklı kalması konularını kapsar. Kural, yetkisiz temsilci ile işlemi yaptığı karşı taraf arasındaki ilişkiye uygulanır. Temsil olunanın onama ya da onamama kararının kendisini, işlemin hükümsüzlüğünü ve onamanın sonuçlarını düzenlemez (m.46). Onama süresi ve onama beyanının biçimi de bu maddede yer almaz (m.46). Yetkisiz temsilcinin temsil yetkisinin varlığı ve kapsamı ile temsil ilişkisinin kurulması da düzenlenmez (m.40 ve devamı). Zamanaşımı ve usul yönü için ayrıca bakılması gerekir.

Onamama hâlinde: hangi kavramlar bilinmeli?

Yetkisiz temsilci
Temsil yetkisi bulunmadığı hâlde başkası adına hukuki işlem yapan kişidir. Madde, bu kişinin yaptığı işlemin temsil olunan tarafından onanmamasını varsayar.
Onamama
Temsil olunanın, yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemi açıkça ya da örtülü olarak benimsememesidir. Onamanın yokluğu, işlemin geçersiz hâle gelmesinin ön koşuludur.
Olumsuz zarar (güvenin zararı)
Karşı tarafın işlemin geçerli olduğuna güvendiği için uğradığı, işlem geçerli olsaydı bulunmayacağı durumda kalmasından doğan zarardır. Bu zarar, işlemin geçersizliği nedeniyle ortaya çıkar ve madde uyarınca yetkisiz temsilciden istenebilir.
Olumlu zarar
İşlem geçerli kurulmuş olsaydı karşı tarafın elde edeceği menfaatin kaybıdır. Madde, kusurlu yetkisiz temsilcide hakkaniyet gerektiriyorsa bu tür diğer zararların da istenebilmesine izin verir.
Kusur ve bilgi koşulu
Yetkisiz temsilcinin kendi yetkisizliğini bildiği veya bilmesi gerektiği durumdur. Olumsuz zarar sorumluluğunda kusur aranmaz; ancak karşı tarafın bu bilgiyi bildiğini ya da bilmesi gerektiğini ispat etmesi hâlinde sorumluluk ortadan kalkar.

Onamama hâlinde: hangi şartlar aranır?

  • Temsil olunanın yetkisiz temsilcinin yaptığı hukuki işlemi açık veya örtülü olarak onamamış olması gerekir.
  • İşlemin geçersiz olması ve bu geçersizlikten karşı tarafın bir zarar görmüş olması gerekir.
  • Karşı taraf, yetkisiz temsilcinin yetkisiz olduğunu bildiğini ya da bilmesi gerektiğini işlemin yapıldığı sırada bilmemelidir; aksi hâlde zarar tazmini istenemez.
  • Olumsuz zarar tazmini için yetkisiz temsilcinin kusurlu olması aranmaz.
  • Olumlu veya diğer zararların istenebilmesi için yetkisiz temsilcinin kusurlu olması ve hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekir.
  • Sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanan haklar bu maddenin kapsamı dışında kalır ve saklı tutulmuştur.

Onamama hâlinde: hangi sonuçları doğurur?

  • Temsil olunan işlemi onamazsa işlem hükümsüz hâle gelir ve karşı taraf işlemle bağlı olmaktan kurtulur; bu sonuç m.46 uyarınca doğar.
  • Onamamanın sonucu olarak karşı tarafın uğradığı olumsuz zarar, yetkisiz temsilciden istenebilir.
  • Karşı taraf yetkisizliği bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde, yetkisiz temsilci olumsuz zarardan sorumlu tutulamaz.
  • Yetkisiz temsilci kusurlu ise ve hakkaniyet gerektiriyorsa, hâkim olumsuz zararı aşan bir tazminata hükmedebilir.
  • Sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca doğan haklar, bu maddeden bağımsız olarak saklıdır.
  • Madde emredici nitelik taşıyan bir hüküm olarak sunulmuş olup, malzemede bu konuda sözleşme ile değiştirilebilirliğe ilişkin bir bilgi yoktur.

Olumsuz zarar ile diğer zararlar arasındaki fark nedir?

Olumsuz zarar, işlemin geçersizliğine güvenen karşı tarafın uğradığı zarardır ve kusur aranmadan istenebilir.

Diğer zararlar, işlem geçerli olsaydı elde edilecek olumlu zararları kapsar ve yetkisiz temsilcinin kusurlu olmasına bağlıdır.

Olumsuz zarar için yetkisiz temsilcinin kusuru aranmaz; diğer zararlar ise kusur ve hakkaniyet şartına bağlıdır, bu durumda hâkim tazminatı olumsuz zararı aşacak biçimde belirleyebilir.

Yetkisiz temsilcinin bilgisi ile karşı tarafın bilgisi arasındaki fark nedir?

Karşı tarafın yetkisizliği bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde, yetkisiz temsilci sorumluluktan kurtulur.

Karşı taraf yetkisizliği bilmiyor ve bilmesi gerekmiyorsa, yetkisiz temsilcinin olumsuz zarar sorumluluğu devam eder.

Karşı tarafın bilgisi, olumsuz zarar tazmininin engellenmesi için yetkisiz temsilcinin ispat edeceği bir olgudur.

Madde 47 ile sebepsiz zenginleşme arasındaki fark nedir?

Madde 47 zarar tazminine ilişkindir ve işlemin geçersizliğinden doğan zararı konu alır.

Sebepsiz zenginleşme, yetkisiz temsilcinin ya da temsil olunanın haksız biçimde elde ettiği bir kazancın iadesini konu alır.

İki hak birbirinden bağımsızdır; madde, sebepsiz zenginleşmeden doğan hakları saklı tutar ve bu haklar ayrıca ileri sürülebilir.

Onamama hâlinde: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Olumsuz zarar tazmininde yetkisiz temsilcinin kusurunu aramak; olumsuz zarar sorumluluğu kusursuz sorumluluktur, kusur yalnız diğer zararlar için aranır.
  • Karşı tarafın bilgisini yetkisiz temsilcinin ispat etmesi gerektiğini unutup bu yükü karşı tarafa yüklemek.
  • Olumsuz zararla olumlu zararı karıştırmak; olumsuz zarar güvenin zararıdır, işlem geçerli olsaydı elde edilecek menfaat ise olumlu zarardır ve yalnız kusurlu temsilciden hakkaniyete göre istenebilir.
  • Sebepsiz zenginleşme haklarının bu maddeyle birlikte kullanılabileceğini göz ardı etmek; madde bu hakları saklı tutar.
  • Temsil olunanın onama süresinin geçmesini maddede düzenlenmiş bir süre gibi ele almak; bu süre m.46 kapsamındadır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesinin, 6098 sayılı Kanun'un 40 ile 48 inci maddeleri arasında düzenlenen temsil ilişkisi ile karıştırılmaması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/130 E., 2023/943 K., 11.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/249 E., 2023/747 K., 12.07.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Olumsuz zarar talep eden karşı taraf, işlemin yetkisiz temsilci tarafından yapıldığını, temsil olunanın onamadığını ve işlemin geçersiz olduğunu ispatlamalıdır; bu olgular için yazılı işlem belgeleri, yazışmalar ve onama talebine ilişkin kayıtlar kullanılabilir.
  • Karşı tarafın uğradığı zararın varlığı ve miktarı, talep edenin ispat yükü altındadır; zararı gösteren belgeler ve gerekirse bilirkişi incelemesi kullanılabilir.
  • Karşı tarafın yetkisizliği bildiğini ya da bilmesi gerektiğini, yetkisiz temsilci ispatlamalıdır. Bu savunma yetkisiz temsilcinin sorumluluktan kurtulmak için ileri sürdüğü olgudur.
  • Yetkisiz temsilcinin kusurunun ve hakkaniyet gerekçelerinin varlığı, diğer zararların istenmesi hâlinde talep edenin ispat yükü altındadır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 sayılı Kanun m.46: Onamanın yapılmaması hâlinde işlemin hükümsüz hâle gelmesini ve onay hakkının süre sonunda düşmesini düzenler; m.47 bu hükümsüzlüğün sonuçlarına bağlanır.
  • 6098 sayılı Kanun m.40: Temsil yetkisinin varlığı ve kapsamı bu maddede düzenlenir; yetkisiz temsil olgusu ancak bu hükümlerle belirlenir.
  • 6098 sayılı Kanun m.72: Karşı tarafın yetkisiz temsilciye karşı açacağı zarar tazmini davasının zamanaşımının haksız fiil zamanaşımına tabi olduğu yönündeki görüş, m.47 kapsamındaki tazminat talebine ilişkindir.

TBK m.48 — Saklı hükümler

Madde, ortaklık temsilcilerinin, ortaklık organlarının ve ticari vekillerin yetkisine ilişkin özel hükümlerin, Borçlar Kanunu'nun genel temsil hükümlerine (TBK m.40-47) karşı öncelikli olduğunu belirtir; bu yönüyle bir saklı tutma (öncelik) kuralıdır. Uygulama alanı, Türk Ticaret Kanunu ve diğer kanunlarda düzenlenen ortaklık temsilcileri, ortaklık organları ve ticari vekillerdir. Madde kendi başına bu özel yetki rejimlerinin içeriğini düzenlemez. Düzenlemediği konular: genel temsil koşulları ve temsil yetkisinin kapsamı (m.40-47), vekâlet sözleşmesi (m.506 vd.) ile ticari vekâlet ilişkisinin sözleşme yönü, ve tüzel kişilerin organ işlemlerinin sorumluluğu için ilgili özel kanun hükümleri (ör. TTK).

Saklı hükümler: hangi kavramlar bilinmeli?

Saklı hükümler
Genel kuralın uygulanmasını, bu kurala aykırı olmayan başka bir hükmün öncelikle uygulanacağı çekince ile kapatan kanun tekniği. Burada genel temsil hükümleri, özel yetki rejimleri karşısında geri planda kalır.
Ortaklık temsilcisi
Bir ortaklık adına onu temsil etmek üzere yetkilendirilmiş kişi. Yetkisi ortaklığa ilişkin özel mevzuatta belirlenir; genel temsil kurallarına göre değil.
Ortaklık organları
Ortaklığın iradesini oluşturan ve dışa karşı temsil eden yapılar. Yetkileri ilgili ortaklık kanununda düzenlenir.
Ticari vekil
Tacirin işletmesi için ticari işlemlerde onun adına hareket etmeye yetkili kılınan kişi. Yetkisi ticari vekâlet hükümlerine ve bu yetkiye özgü düzenlemelere tabidir.

Saklı hükümler: hangi şartlar aranır?

  • Temsilin bir ortaklık temsilcisi, ortaklık organı veya ticari vekil tarafından kullanılması gerekir.
  • Söz konusu kişinin yetkisine ilişkin özel bir hüküm (ör. Türk Ticaret Kanunu, ilgili ortaklık kanunu) bulunmalıdır.
  • Özel hüküm varsa, temsil yetkisinin kapsamı ve sınırı bakımından bu özel hüküm uygulanmalıdır; genel temsil hükümleri ancak özel hükmün sustuğu noktada devreye girer.

Saklı hükümler: hangi sonuçları doğurur?

  • Ortaklık temsilcisi, ortaklık organı veya ticari vekilin yetkisi bakımından ilgili özel hükümler uygulanır ve genel temsil hükümleri bu özel rejimin önüne geçmez.
  • Özel hüküm yetkiyi açıkça düzenlemiş ise, genel temsil kurallarına göre daha geniş ya da daha dar bir yetki sonucu özel hükme aykırılık gerekçesiyle kabul edilemez.
  • Özel hükümde karşılığı bulunmayan hususlarda genel temsil hükümleri (m.40-47) tamamlayıcı olarak uygulanabilir.
  • Madde, bu yetkilerin ortaklık içi iç ilişkisini ya da sözleşmenin geçerliliğini kendi başına düzenlemez.

Genel temsil ile ortaklık temsilcisi ve ticari vekil arasındaki fark nedir?

Genel temsil hükümleri (TBK m.40 vd.), temsilcinin yetkisini ve temsilin sonuçlarını genel kurallara göre belirler.

Ortaklık temsilcisi, ortaklık organı ya da ticari vekil, kendi özel mevzuatında düzenlenen yetki rejimine tabidir.

Bu kişiler bakımından yetkinin kapsamı ve sınırı önce özel hükümlerle belirlenir; genel temsil kuralları yalnızca özel düzenlemenin boşluk bıraktığı yerde uygulanır.

Vekâlet sözleşmesi ile temsil ilişkisi arasındaki fark nedir?

Vekâlet sözleşmesi, vekilin iç ilişkisini ve sözleşmeden doğan borçları düzenleyen bir borç ilişkisidir.

Temsil ilişkisi, temsilcinin üçüncü kişilere karşı hak ve borç doğurucu işlem yapma yetkisine ilişkindir.

Yargı kararları vekâlet sözleşmesini m.40-48 kapsamındaki temsil ilişkisiyle karıştırmamak gerektiğini vurgulamaktadır; bu nedenle madde metni yalnızca dış yetki bakımından öncelik kuralı koyar.

Saklı hükümler: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Ortaklık temsilcisinin ya da ticari vekilin yetkisini genel temsil kurallarına (TBK m.40-47) göre belirlemek; özel hüküm varken genel kuralı uygulamak.
  • Madde metnini ortaklık organlarının yetkisine ilişkin bağımsız bir yetki düzenlemesi saymak; m.48 yalnızca öncelik kuralı koyar.
  • Vekâlet sözleşmesi ile temsil ilişkisini birbirine karıştırmak; iç ilişki ile dış yetkiyi ayrı değerlendirmek gerekir.
  • Özel hükmün sustuğu noktada genel temsil kurallarını da devre dışı bırakmak; genel kurallar tamamlayıcı olarak uygulanabilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Vekâlet sözleşmesinin, 6098 sayılı Kanun'un m.40-48 arasında düzenlenen temsil ilişkisiyle karıştırılmaması gerektiği kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024; Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2022/130 E., 2023/943 K., 11.10.2023; Hukuk Genel Kurulu, 2023/249 E., 2023/747 K., 12.07.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Ortaklık temsilcisi veya ticari vekil olduğunu ileri süren taraf, bu sıfatın dayanağı olan ortaklık sözleşmesi, ticaret sicili kaydı veya vekâlet belgesi ile sıfatını ispatlamakla yükümlüdür.
  • Yetkinin özel hükümle belirlendiğini iddia eden taraf, ilgili özel hükmü ve yetkinin kapsamını ortaya koymakla yükümlüdür.
  • Yetkiyi aşan işlemin bağlayıcı olmadığını savunan taraf, işlemin özel hükümde öngörülen yetki sınırını aştığını ispatlamalıdır.
  • Vekâlet ilişkisi ile temsil ilişkisinin ayrımında, iç ilişkiyi gösteren vekâlet sözleşmesi ile dış yetkiyi gösteren belgeler birlikte değerlendirilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6098 m.40: Genel temsil kuralının çerçevesini çizer; m.48 bu genel kurallara karşı öncelik tanır.
  • 6098 m.41: Temsil yetkisinin kapsamına ilişkin genel düzenleme olup, özel yetki rejimleri bulunduğunda bu kapsam özel hükümlerle belirlenir.
  • 6098 m.506: Vekâlet sözleşmesini düzenler; ticari vekil bakımından bu hüküm ve ticari vekâlete ilişkin özel düzenlemeler ayrıca dikkate alınır.

Süreler

SüreMaddeHüküm
bir yılm.39Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya…

Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.

Konuda geçen kararlar

31 karar
  1. Hukuk Genel Kurulu, 2024/46 E., 2025/282 K., 30.04.2025
    İlgili madde: m.39
  2. Hukuk Genel Kurulu, 2023/292 E., 2024/531 K., 23.10.2024
    İlgili madde: m.40, m.41, m.42, m.43, m.44, m.45, m.47, m.48
  3. Hukuk Genel Kurulu, 2023/693 E., 2024/444 K., 18.09.2024
    İlgili madde: m.37, m.38, m.39
  4. Hukuk Genel Kurulu, 2023/889 E., 2024/279 K., 22.05.2024
    İlgili madde: m.37, m.38, m.39
  5. Hukuk Genel Kurulu, 2022/843 E., 2023/1162 K., 29.11.2023
    İlgili madde: m.39
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2022/946 E., 2023/1154 K., 29.11.2023
    İlgili madde: m.41, m.42, m.44, m.45, m.47, m.48
  7. Hukuk Genel Kurulu, 2022/718 E., 2023/982 K., 18.10.2023
    İlgili madde: m.41, m.42, m.44, m.45, m.47, m.48
  8. Hukuk Genel Kurulu, 2022/130 E., 2023/943 K., 11.10.2023
    İlgili madde: m.41, m.44, m.45, m.47, m.48
  9. Hukuk Genel Kurulu, 2023/249 E., 2023/747 K., 12.07.2023
    İlgili madde: m.41, m.44, m.45, m.47, m.48
  10. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2022/499 E., 2026/505 K., 15.04.2026
    İlgili madde: m.43
Diğer 21 karar
  1. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2024/1197 E., 2026/107 K., 28.01.2026
    İlgili madde: m.37
  2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, 2025/965 E., 2026/96 K., 22.01.2026
    İlgili madde: m.37, m.38
  3. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2025/1871 E., 2026/47 K., 15.01.2026
    İlgili madde: m.38
  4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, 2025/233 E., 2025/1131 K., 25.12.2025
    İlgili madde: m.46
  5. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2023/1058 E., 2025/1631 K., 27.11.2025
    İlgili madde: m.38
  6. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, 2023/1272 E., 2025/1344 K., 12.11.2025
    İlgili madde: m.39
  7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2022/777 E., 2025/1376 K., 11.09.2025
    İlgili madde: m.40
  8. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2025/771 E., 2025/1070 K., 04.07.2025
    İlgili madde: m.43
  9. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2022/454 E., 2025/872 K., 16.06.2025
    İlgili madde: m.43
  10. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/71 E., 2025/961 K., 15.05.2025
    İlgili madde: m.40, m.42, m.46
  11. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/2335 E., 2025/792 K., 30.04.2025
    İlgili madde: m.40, m.42, m.46
  12. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1453 E., 2025/580 K., 10.04.2025
    İlgili madde: m.46
  13. Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/332 E., 2025/381 K., 06.03.2025
    İlgili madde: m.39
  14. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, 2024/1750 E., 2025/186 K., 06.02.2025
    İlgili madde: m.43
  15. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/1412 E., 2025/45 K., 16.01.2025
    İlgili madde: m.40
  16. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/990 E., 2024/1892 K., 26.12.2024
    İlgili madde: m.46
  17. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/1046 E., 2024/1552 K., 06.11.2024
    İlgili madde: m.46
  18. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi, 2021/2723 E., 2024/1426 K., 12.09.2024
    İlgili madde: m.41, m.42, m.43, m.44, m.45, m.47, m.48
  19. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2023/968 E., 2023/1044 K., 17.07.2023
    İlgili madde: m.37
  20. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/464 E., 2022/386 K., 24.02.2022
    İlgili madde: m.37, m.38
  21. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, 2018/2618 E., 2021/903 K., 22.04.2021
    İlgili madde: m.40

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 2.1. Borcun Kaynakları - Sözleşme bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış