TCK › Genel hükümler › Yaptırımlar

Güvenlik tedbirleri, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi

TCK m.53–63Ceza Hukuku Genel HükümlerSon değişiklik: 24.12.2025 (m.57)

Kısaca

TCK m.53, kasten işlenen suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak kişinin belirli hakları kullanmaktan yoksun kalmasını düzenler; bu yoksunluğun kapsamını (kamu görevi, seçme ve seçilme ehliyeti, velayet, vesayet ve kayyımlık, tüzel kişi yöneticiliği, izne tabi meslek ve serbest meslek/tacirlik), süresini, ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü ile 18 yaşını doldurmamış fail bakımından istisnaları, hak ve yetkinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suçlarda infazdan sonra uygulanacak yasaklamayı ve taksirli suçlarda meslek yasağı ile sürücü belgesinin geri alınmasını düzenler.

Kapsam

Bu konu, Türk Ceza Kanunu m.53–63 hükümlerini kapsar.

TCK m.53 — Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma

TCK m.53, kasten işlenen suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak kişinin belirli hakları kullanmaktan yoksun kalmasını düzenler; bu yoksunluğun kapsamını (kamu görevi, seçme ve seçilme ehliyeti, velayet, vesayet ve kayyımlık, tüzel kişi yöneticiliği, izne tabi meslek ve serbest meslek/tacirlik), süresini, ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü ile 18 yaşını doldurmamış fail bakımından istisnaları, hak ve yetkinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suçlarda infazdan sonra uygulanacak yasaklamayı ve taksirli suçlarda meslek yasağı ile sürücü belgesinin geri alınmasını düzenler. Maddenin uygulanmasının dayanağı olan mahkûmiyet hükmünün kendisi, cezanın türü ve miktarı, bu maddenin kapsamında değildir. Memnu hakların geri verilmesi usulü (Adli Sicil Kanunu m.13/A ve 5237 sayılı Kanun m.53 kapsamında değil, ayrı kurum), eşya müsaderesi (m.54), hapis ve adli para cezasının infazı ile erteleme ve koşullu salıverilmenin koşulları (ilgili infaz ve erteleme hükümleri) bu maddede düzenlenmez.

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma: hangi kavramlar bilinmeli?

Kanuni sonuç (hak yoksunluğu)
Kasten işlenen suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin hâkim tarafından ayrıca karar verilmesine gerek kalmadan doğan hak yoksunluğudur. Hükümde ayrıca belirtilmese de sonuç doğurur, ancak madde metni bu yoksunluğun süresini cezanın infazının tamamlanmasıyla sınırlar.
Kötüye kullanma yasağı
Birinci fıkradaki hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suçlardan dolayı, cezanın infazından sonra işlemek üzere verilen ayrı bir yasaklamadır. Hapis cezası ile birlikte veya yalnız adli para cezası hâlinde uygulanır; ölçüsü hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar (hapiste) ya da gün sayısının yarısından bir katına kadar (adli para cezasında) belirlenir.
Taksirli suçta meslek yasağı
Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyette, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, mesleğin icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilen bir güvenlik tedbiridir.
Ertelenen hükümlü hakkında istisna
Hapis cezası ertelenen ya da denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri bakımından yoksunluk uygulanmaz; izne tabi meslek ve serbest meslek yoksunluğu da hakim takdiriyle uygulanmayabilir.

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma: hangi şartlar aranır?

  • Failin kasten işlediği bir suç bulunmalıdır; taksirli suçta birinci fıkradaki yoksunluk doğmaz, yalnız altıncı fıkradaki meslek yasağı söz konusu olabilir.
  • Mahkûmiyet hapis cezasına ilişkin olmalıdır; yalnız adli para cezasına hükmedilmişse birinci fıkradaki yoksunluk uygulanmaz.
  • Hapis cezası ertelenmiş olmamalıdır; kısa süreli hapis cezası ertelenmişse birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
  • Fail fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmuş olmalıdır; on sekiz yaşını doldurmamış fail hakkında birinci fıkra uygulanmaz.
  • Birinci fıkradaki yoksunluk, mahkûm olunan hapis cezasının infazının tamamlanmasına kadar devam eder; hükümlü bu süre boyunca yasaklanan hakları kullanamaz.
  • Kötüye kullanma yasağı için suçun birinci fıkradaki bir hak veya yetkinin kötüye kullanılmasıyla işlenmiş olması gerekir ve mahkeme, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar yasaklamaya karar vermelidir.
  • Taksirli suç için suçun belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıkla işlenmiş olması ve yasaklama süresinin üç aydan az, üç yıldan fazla olmamak üzere belirlenmesi gerekir.

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma: hangi sonuçları doğurur?

  • Kasten işlenen suçtan hapis cezasına mahkûm olan kişi, birinci fıkrada sayılan hakları (kamu görevi, TBMM üyeliği, seçme ve seçilme ehliyeti, velayet, vesayet ve kayyımlık, tüzel kişi yöneticiliği ve denetçiliği, izne tabi meslek ve serbest meslek/tacirlik) cezanın infazının tamamlanmasına kadar kullanamaz.
  • Hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik ya da koşullu salıverme ile infaz edilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri bakımından birinci fıkra uygulanmaz.
  • Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş ya da fiil sırasında on sekiz yaşını doldurmamış kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
  • Yalnız adli para cezasına mahkûmiyette birinci fıkradaki yoksunluk doğmaz; yalnız beşinci fıkranın ikinci cümlesi uygulanır.
  • Hak ve yetkinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suçta hapis cezasının infazından sonra işlemek üzere yasaklama kararı verilirse, bu yasak cezanın infazı bittikten sonra başlar ve hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar sürer.
  • Yasaklama kararı hükmün kesinleşmesiyle icraya konur; adli para cezasında yasağın süresi adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
  • Taksirli suçta meslek yasağı veya sürücü belgesinin geri alınması hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre cezanın tümüyle infazından itibaren işler.
  • Birinci fıkra yoksunluğu ile beşinci fıkra yasağı hükmün unsurlarını yerine getirmesi hâlinde ayrı ayrı uygulanabilir; yoksunluk tedbirleri süresiz değildir ve infazın bitiminde sona erer.

Birinci fıkra yoksunluğu ile beşinci fıkra yasaklaması arasındaki fark nedir?

Birinci fıkradaki yoksunluk, mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak kendiliğinden doğar ve hapis cezası gerektirir.

Beşinci fıkradaki yasaklama, hak ve yetkinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suça özgü ve mahkemenin ayrıca karar verdiği bir tedbirdir.

Birinci fıkra yoksunluğu cezanın infazıyla sona erer; beşinci fıkra yasağı ise infazdan sonra başlayarak ayrı bir süre işler.

Hapis cezası ile yalnız adli para cezası arasındaki fark nedir?

Hapis cezasına mahkûmiyette birinci fıkra ve beşinci fıkranın hapis ölçüsü uygulanır.

Yalnız adli para cezasına mahkûmiyette birinci fıkra uygulanmaz, yalnız beşinci fıkranın ikinci cümlesi uygulanır.

Adli para cezasında yasak süresi hükmolunan gün sayısının yarısından bir katına kadar belirlenir ve adli para cezasının tamamen infazından itibaren işler.

Ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü ile diğer hükümlüler arasındaki fark nedir?

Cezası ertelenen veya denetimli serbestlik ya da koşullu salıverme ile infaz edilen hükümlü.

Cezası infaz edilen diğer hükümlü.

Birinci hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri bakımından yoksunluk uygulanmaz; izne tabi meslek ve serbest meslek yoksunluğu ise hakim takdiriyle uygulanmayabilir.

Kasten suç ile taksirli suç arasındaki fark nedir?

Kasten işlenen ve hapis cezasıyla sonuçlanan suç.

Meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği özen yükümlülüğüne aykırılıkla işlenen taksirli suç.

Kasıtlı suçta birinci fıkra ve beşinci fıkra; taksirli suçta yalnız altıncı fıkradaki meslek yasağı veya sürücü belgesinin geri alınması uygulanır.

Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş ile 18 yaşını doldurmamış fail arasındaki fark nedir?

Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş hükümlü ya da fiil sırasında on sekiz yaşını doldurmamış fail.

Diğer hükümlüler.

Bu kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Birinci fıkradaki yoksunluğu yalnız adli para cezasına mahkûmiyette uygulamak; bu hâlde birinci fıkra değil, beşinci fıkranın ikinci cümlesi uygulanır.
  • Beşinci fıkradaki yasağı cezanın infazı sırasında başlatmak; yasak cezanın infazından sonra işlemek üzere verilir.
  • Yasaklama süresini hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar değil, tamamını ya da sabit bir süreyi esas almak.
  • Taksirli suçta birinci fıkradaki yoksunluğu uygulamak; taksirli suçta yalnız altıncı fıkradaki meslek yasağı ya da sürücü belgesinin geri alınması söz konusu olabilir.
  • Altıncı fıkradaki yasağın süresini üç aydan az veya üç yıldan fazla belirlemek; süre bu sınırlar içinde kalmalıdır.
  • On sekiz yaşını doldurmamış failin fiil tarihi ile hüküm tarihini karıştırmak; belirleyici olan fiil anındaki yaştır.
  • Ertelenen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin de yoksunluğa tabi tutulması; bu yetkiler için istisna geçerlidir.
  • Koşullu salıverilmiş hükümlü hakkında izne tabi meslek yoksunluğunu zorunlu saymak; hakim bunu uygulamayabilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kanuni sonuç niteliğindeki hak yoksunluğunun hükümde ayrıca yazılmasının zorunlu olmadığı, ancak uygulamada hüküm fıkrasında belirtildiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2024/4604 E., 2026/2325 K., 30.03.2026; 1. Ceza Dairesi, 2024/6049 E., 2026/2330 K., 30.03.2026; 1. Ceza Dairesi, 2024/1916 E., 2026/2339 K., 30.03.2026)
  • Hapis cezasının yarısından bir katına kadar yasaklama kararında, hak ve yetkinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suç ile yasaklama arasındaki bağın somut olayda gerekçelendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/5550 E., 2026/2235 K., 26.03.2026)
  • Yasaklamanın infazdan sonraya bırakılmasının, hükmün yasaklanan hak ve yetkiyle ilişkili bir suçta yapılmasına bağlı olduğu kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2026/1163 E., 2026/2219 K., 26.03.2026)
  • Ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında izne tabi meslek yoksunluğunun uygulanmamasına hakimin takdirle karar verebileceği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/5248 E., 2026/2153 K., 25.03.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Hak yoksunluğunun kanuni sonuç olarak uygulanması için kasten işlenmiş suç ile hapis cezasına mahkûmiyetin bulunması gerekir; bu unsurları iddia eden savcılık ispat yükü altındadır ve hüküm metni ile dosya kapsamı esas alınır.
  • Kötüye kullanma yasağında, suçun birinci fıkradaki hak veya yetkinin kötüye kullanılmasıyla işlendiğini ortaya koyan delillerin (ilgili belge, yetki kaydı, olay tutanağı) sunulması gerekir; bu ispat yükü de iddiayı ileri süren tarafa aittir.
  • Failin fiil tarihinde on sekiz yaşını doldurmuş olduğu nüfus kaydı ile ispatlanır; bu hususta sanığın yaşına ilişkin savunma varsa mahkeme bunu resmi kayıtla değerlendirir.
  • Hapis cezasının ertelendiği, denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı ya da koşullu salıverildiği iddiasını ileri süren hükümlü, bunu infaz dosyası ve mahkeme kararı ile ispatlar; bu durum altsoyla ilgili istisnayı doğurur.
  • Taksirli suçta meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği özen yükümlülüğüne aykırılığın varlığı, meslek kaydı, ruhsat veya sürücü belgesi gibi belgelerle ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.54: Aynı bölümde yer alan eşya müsaderesidir; m.53'ün hak yoksunluğu ile birlikte uygulanabilen, ancak ondan bağımsız bir güvenlik tedbiridir.
  • 5237 sayılı Kanun m.36: Birinci fıkra ile ilgili olarak, mahkûmiyet kararının kesinleşmesi ve hükmün icrasına ilişkin usul bakımından m.53 yoksunluğunun başlangıcını belirler.
  • 5275 sayılı Kanun: Cezanın infazı, erteleme ve koşullu salıverme hükümlerini düzenler; m.53/3 ve m.53/2 bakımından infaz süresinin tespitinde esas alınır.
  • Adli Sicil Kanunu m.13/A: Yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumunu düzenler; m.53/5 ve m.53/6 saklı kalmak üzere, 5237 sayılı Kanun dışındaki kanunların hak yoksunlukları için geçerlidir.

TCK m.54 — Eşya müsaderesi

5237 sayılı Kanun'un 54. maddesi, suça konu, suçta kullanılan, suçun işlenmesine tahsis edilen veya suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesini; iyiniyetli üçüncü kişilerin sınırlı ayni haklarının korunmasını; müsaderenin ertelenmesi, kısmi müsaderesi ve paydaş eşyada yalnız iştirak eden payın müsaderesini düzenler. Ayrıca suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan ancak tehlikeli nitelikteki eşyanın, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın müsaderesi ile eşdeğer para tutarının müsaderesi de bu maddede yer alır. Madde, müsadereyi bir güvenlik tedbiri olarak düzenler ve uygulanması için failin mahkûmiyetini aramaz. Madde, kazanç müsaderesini (m.55) düzenlemez; bu konu ayrı maddededir. Müsaderenin hangi suçlar bakımından uygulanacağını belirleyen suç tipleri, hak düşürücü veya zamanaşımı nitelikli süreler, kararın infazı ve iade usulü bu maddede yer almaz. Mülkiyetin devletçe alınmasına ilişkin usul ve idari müsadere işlemleri de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Eşya müsaderesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Müsadere
Bir eşyanın mülkiyetinin devlete geçmesini sonuçlayan güvenlik tedbiridir. Maddeye göre cezaya bağlı bir yaptırım değildir ve failin mahkûmiyetini gerektirmez.
İyiniyetli üçüncü kişi
Eşyanın malikı veya zilyedi olup suçun işlendiğinden haberdar olmayan kişidir. Eşyanın suça bulaşmamış olması aranır; suç işleyen failin malı olmayan kişi bu kapsama girer, ancak suçun işlendiğini bilen üçüncü kişi iyiniyetli sayılmaz.
Sınırlı ayni hak
Eşya üzerinde iyiniyetli üçüncü kişi lehine kurulmuş, mülkiyetten ayrı ve mülkiyeti sınırlayan haktır; örneğin ipotek bu niteliktedir. Müsadere bu hakkı ortadan kaldırmaz, hak saklı kalarak karar verilir.
Eşdeğer para tutarının müsaderesi
Birinci fıkra kapsamındaki eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka surette imkânsız kılınması halinde, eşyanın değeri kadar paranın müsaderesidir.
Orantılılık (hakkaniyete aykırılık)
Suçta kullanılan eşyanın müsaderesinin işlenen suça göre daha ağır sonuç doğurmasıdır. Gerekçeye göre bu, müsaderenin kişinin yıkımına yol açmasıdır; tek geçim kaynağının elinden alınması buna örnek verilir.
Kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlike
Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın müsaderesi için aranan niteliktir. Eşyanın kendisinin tehlikeli olması gerekir; hazırlanmış olmak tek başına yeterli değildir.
Paydaş eşya
Birden fazla kişinin pay sahibi olduğu eşyadır. Müsadere yalnız suça iştirak eden kişinin payı ile sınırlıdır.

Eşya müsaderesi: hangi şartlar aranır?

  • Müsaderenin konusu olarak bir eşya bulunmalıdır; maddi varlığı olmayan haklar ve talepler müsaderenin konusu olamaz.
  • Eşya kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılmış, suçun işlenmesine tahsis edilmiş veya suçtan meydana gelmiş olmalıdır; taksirle işlenen suçlarda birinci fıkra uygulanmaz.
  • Eşya iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamalıdır. Üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığı ve eşyanın kime ait olduğu araştırılmalıdır.
  • Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişi lehine sınırlı ayni hak varsa, müsadere kararı bu hak saklı kalmak şartıyla verilmelidir.
  • Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın müsaderesi için, eşyanın kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması gerekir.
  • Müsadere, işlenen suça nazaran daha ağır sonuç doğuracak ve hakkaniyete aykırı olacak nitelikte olmamalıdır; aksi halde müsadereye hükmedilmeyebilir.
  • Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya için suça bağlılık aranmaz ve müsadere zorunludur.
  • Eşyanın bir kısmının müsaderesi yeterli ve tümüne zarar vermeden ayrılabilir olduğunda, yalnız o kısmın müsaderesine karar verilmelidir.
  • Eşya birden fazla kişinin paydaşı ise yalnız suça iştirak eden kişinin payı müsadere edilmelidir.

Eşya müsaderesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Şartlar gerçekleşirse eşyanın mülkiyeti devlete geçer; iyiniyetli üçüncü kişinin sınırlı ayni hakkı varsa bu hak saklı kalarak mülkiyet devlete geçer.
  • Eşya ortadan kaldırılmış, elden çıkarılmış, tüketilmiş veya müsaderesi imkânsız kılınmışsa eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
  • Kasıtlı suç dışındaki, yani taksirle işlenen suçlarda birinci fıkra uyarınca müsadere yapılamaz.
  • Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, tehlike niteliği bulunmadıkça müsadere edilmez.
  • Orantısızlık hâlinde müsadereye hükmedilmeyebilir; bu takdir hâkime bırakılmıştır.
  • Dördüncü fıkra kapsamındaki eşya, suç oluşturan niteliği nedeniyle müsadere edilir; iyiniyetli üçüncü kişi koşulu bu eşyalar için ayrıca aranmaz.
  • Eşyanın iyiniyetli üçüncü kişiye ait olması hâlinde müsadere kararı verilemez.
  • Müsadere bir güvenlik tedbiri olduğundan, failin mahkûmiyeti aranmaz; fail çocuk veya akıl hastası olup cezalandırılamasa da müsadereye hükmedilebilir.
  • Bu madde kapsamında müsadere kararı verilmeyen eşya için müsadere ile bağlantılı olarak devlete geçen bir mülkiyet doğmaz ve eşya ilgilisine iade edilir.

Suçta kullanılan / suçun işlenmesine tahsis edilen eşya / suçtan meydana gelen eşya: fark nedir?

Suçta kullanılan eşya, suçun işlenmesine katkı sağlayan eşyadır; suçun işlenmesine tahsis edilen eşya ise suçta kullanılmak için hazırlanan ve sürekli hazır bulundurulan eşyadır.

Suçtan meydana gelen eşya, suçun vücut verdiği, önceden mevcut olmayan şeylerdir (örneğin izinsiz üretilen bitkiler, tağşiş edilmiş yağ).

Suçta kullanılan eşyada orantılılık denetimi yapılabilir ve müsadere hükmedilmeyebilir; suçun işlenmesine tahsis edilen eşyada orantılılık ilkesi aranmaz. Suçtan meydana gelen eşya için ise suçun işlendiğinin ve eşyanın suçtan elde edildiğinin ispatı gerekir.

Birinci fıkra eşyası ile dördüncü fıkra eşyası arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra eşyası, suçla ilişkisi kurulan ve iyiniyetli üçüncü kişiye ait olmayan eşyadır.

Dördüncü fıkra eşyası, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması veya alım satımı kendisi suç oluşturan eşyadır.

Dördüncü fıkra eşyasında bir başka suçla bağlantı, failin o suça ait olması ve mahkûmiyet aranmaz; müsadere zorunludur ve iyiniyet ile orantılılık koşulları uygulanmaz.

Suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşya ile suça konu olan eşya arasındaki fark nedir?

Suçta kullanılmak üzere hazırlanan eşya, icra hareketine henüz başlanmamış olabilir ve tek başına müsadere edilmez.

Kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olan eşya ise hazırlık aşamasında da müsadere edilir.

Hazırlık aşamasındaki eşyanın müsaderesi yalnız tehlike niteliğiyle mümkündür.

Tam müsadere ile eşdeğer para tutarının müsaderesi arasındaki fark nedir?

Eşya bulunduğu hâlde müsadere edilebiliyorsa birinci fıkra gereği asıl eşya müsadere edilir.

Eşya ortadan kaldırılmış, elden çıkarılmış, tüketilmiş veya müsaderesi imkânsız kılınmışsa ikinci fıkra devreye girer.

Eşyanın yerine değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

Tüm eşya ile kısmi müsadere arasındaki fark nedir?

Eşyanın tamamı suça bağlıysa tamamının müsaderesi kural olarak uygulanır.

Yalnız bir kısmı müsaderesi gereken eşyada ve bu kısım tümüne zarar verilmeksizin ayrılabiliyorsa, yalnız o kısım müsadere edilir.

Kısmi müsadere kararı verilir; eşyanın geri kalanı üzerinde müsadere yapılmaz.

Paydaş eşya: suça iştirak eden pay ile iştirak etmeyen pay arasındaki fark nedir?

Suça iştirak eden kişinin payı müsadereye konu olur.

Suça iştirak etmeyen diğer paydaşların payları müsadere konusu değildir.

Müsadere yalnız suça iştirak eden kişinin payı ile sınırlı kalır.

Eşya müsaderesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Taksirle işlenen suçta eşyanın müsaderesine hükmetmek; birinci fıkra yalnız kasıtlı suçlarda uygulanır.
  • Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, tehlike niteliği aranmadan, hazırlık aşamasında müsadere edilmesi.
  • Eşyanın iyiniyetli üçüncü kişiye ait olup olmadığını araştırmadan müsadere kararı vermek; iyiniyetin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
  • Sınırlı ayni hak bulunan eşyada müsaderenin hakkı ortadan kaldırdığını kabul etmek; hak saklı kalarak karar verilir.
  • Dördüncü fıkra eşyasında orantılılık ve iyiniyet denetimi yapmak; bu koşullar bu eşya için aranmaz.
  • Eşyanın imha edilmiş olması hâlinde müsadereye yer olmadığına karar vermek; ikinci fıkra gereği değeri kadar para tutarının müsaderesi gerekir.
  • Paydaş eşyada tüm eşyanın müsaderesine karar vermek; yalnız suça iştirak eden payın müsaderesi mümkündür.
  • Müsaderenin ceza niteliğinde olduğunu kabul edip failin mahkûmiyetini aramak; madde müsaderenin güvenlik tedbiri olduğunu ve mahkûmiyet gerektirmediğini öngörür.
  • Eşya tümüne zarar vermeden ayrılabilirken tamamını müsadere etmek; beşinci fıkra uyarınca yalnız kısmın müsaderesine karar verilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Suçtan meydana gelen veya suçun konusunu oluşturan eşyada, bizatihi suç teşkil eden maddelerin imhasına karar verilmesi yerine dördüncü fıkraya göre müsadere edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (8. Ceza Dairesi, 2024/25919 E., 2026/325 K., 08.01.2026; 8. Ceza Dairesi, 2024/24589 E., 2025/11365 K., 25.12.2025)
  • Dördüncü fıkra kapsamındaki eşyanın imha edilmesi hâlinde müsadere yerine yer olmadığına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kabul edilmektedir. (7. Ceza Dairesi, 2022/7537 E., 2026/670 K., 02.02.2026; 7. Ceza Dairesi, 2025/4334 E., 2025/17219 K., 25.12.2025)
  • Uyuşturucu madde ticareti gibi suçlarda, mahkûmiyet kararında TCK m.54/4 uyarınca müsaderenin açıkça hükme bağlanması gerektiği kabul edilmektedir. (8. Ceza Dairesi, 2024/19463 E., 2026/178 K., 06.01.2026; 8. Ceza Dairesi, 2025/6211 E., 2026/36 K., 05.01.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Eşyanın müsaderesini talep eden savcılık, eşyanın suçta kullanıldığını, tahsis edildiğini veya suçtan meydana geldiğini ispatla yükümlüdür; bu ispat suçun işlendiğinin tespiti ile birlikte yapılır.
  • Eşyanın iyiniyetli üçüncü kişiye ait olmadığının ispatı, müsaderenin kurulması bakımından savcılığın yükündedir; üçüncü kişi iyiniyetini ileri sürdüğünde mülkiyet ve zilyetlik belgeleriyle bu iddiasını ispatlamalıdır.
  • Suçtan meydana gelen eşyada, eşyanın suçtan elde edildiğinin ispatı gerekir; izinsiz üretilen veya tağşiş edilmiş bir malın bu niteliği bilirkişi raporu ve tutanaklarla gösterilir.
  • Dördüncü fıkra eşyasında suç oluşturan niteliğin ispatı yeterlidir; eşyanın bir başka suçla bağlantısı veya failin mahkûmiyeti aranmaz.
  • Orantısızlığı ileri süren taraf, müsaderenin kişinin geçim kaynağını ortadan kaldıracağını somut belgelerle ortaya koymalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.55: Kazanç müsaderesini düzenler; suçtan elde edilen maddi menfaatler ve bunların değiştirilmiş biçimleri için ayrı bir rejim öngörür. Eşya müsaderesi ile kazanç müsaderesi birbirinden ayrıdır.
  • 4721 sayılı Kanun: Türk Medeni Kanunu'nun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümleri, müsaderede iyiniyetli üçüncü kişinin tespitinde medeni hukuk anlamına başvurulmasını sağlar.

TCK m.55 — Kazanç müsaderesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 55. maddesi kazanç müsaderesini düzenler; suçtan elde edilen maddi menfaatlerin ve bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine, bunun koşullarına, mağdurun iadesi halinde müsaderenin dışlanmasına, karşılığın para olarak müsaderesine (kaim değer) ve iyiniyetli iktisap ayrımına ilişkindir. Madde, kasıtlı suç nedeniyle ekonomik kazanç elde edilen herkes bakımından uygulanır ve failin o suç nedeniyle kusurlu bulunmasını şart koşmaz. Eşya müsaderesini (m.54), eşya müsaderesinin özel hallerini, güvenlik tedbirlerinin genel çerçevesini ve müsaderenin usulünü (m.55 dışındaki hükümler) düzenlemez; bu konular ilgili maddelerde yer alır.

Kazanç müsaderesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Kazanç müsaderesi
Suçun işlenmesi ile elde edilen, suçun konusunu oluşturan veya suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatlerin ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu doğan ekonomik kazancın devlete geçirilmesine karar verilmesidir. Eşya müsaderesinden farklı olarak malvarlığına giren ekonomik değeri hedefler.
Maddi menfaat
Failin veya başkasının malvarlığına suç yoluyla giren ekonomik değerdir. Madde metni bunu, suçun konusu, suçun işlenmesi için sağlanan ve suçtan elde edilen değerler olarak üç biçimde sayar.
Değerlendirme veya dönüştürme
Suçtan elde edilen bir değerin başka bir malvarlığı değerine çevrilmesi ya da değer artışı sağlayacak biçimde kullanılmasıdır. Dönüştürülen değerden doğan artış da müsaderenin konusuna girer.
Kaim değer
Müsadere konusu ekonomik değerin harcama, imha, tüketme gibi hareketlerle müsaderesinin imkânsız kılınması hâlinde, o değerin karşılığı olan para tutarıdır. Fıkra 2 uyarınca müsadere konusu eşya veya menfaate elkonulamadığında veya merciine teslim edilmediğinde de başvurulur.
İyiniyetli iktisap
Eşyayı sonradan iktisap eden kişinin Türk Medenî Kanunu'nun iyiniyet hükümlerinden yararlanmasıdır. Bu hükümlerden yararlanan kişi bakımından eşya müsadere edilemez; yararlanamayan kişi bakımından müsadere mümkündür.
Mağdura iade
Suç nedeniyle elde edilen menfaatin mağdura geri verilebilmesidir. Bu imkân varsa kazanç müsaderesi uygulanmaz; müsadere yalnız iade edilemeyen kısım bakımından söz konusu olur.

Kazanç müsaderesi: hangi şartlar aranır?

  • Kasıtlı bir suçun işlenmiş olması veya teşebbüs aşamasında kalması gerekir.
  • Suç nedeniyle maddi menfaatin elde edilmiş, suçun konusunu oluşturmuş ya da suçun işlenmesi için sağlanmış olması gerekir.
  • Elde edilen menfaatin veya ekonomik kazancın suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.
  • Ekonomik kazancın, bu değerlerin değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi yoluyla ortaya çıkmış olması hâlinde de müsadere konusu bu kazanç olabilir.
  • Müsadere konusu bir eşya bir başkasının malvarlığında bulunuyorsa, o kişinin Medenî Kanun'un iyiniyet hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.
  • Kazancın belirlenmiş olması gerekir; belirlenemeyen kısım bakımından müsadere kararı verilemez, kısmi tespit yapılmışsa o kısım müsadere edilir.
  • Müsadere konusu eşya veya menfaat elde bulunmuyorsa ya da merciine teslim edilmemişse, bunların karşılığı olan değerin para tutarı müsadere edilmelidir.
  • Failin o suç nedeniyle kusurlu bulunması gerekmez; ancak kazancın haksız kazanç olduğunun belirlenmesi zorunludur.

Kazanç müsaderesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Suç nedeniyle elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler müsadere edilir.
  • Bu menfaatlerin değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlar da müsadere edilir.
  • Menfaatin suçun mağduruna iade edilebilmesi hâlinde kazanç müsaderesine karar verilmez.
  • Müsadere konusu eşya veya menfaate elkonulamaması ya da merciine teslim edilmemesi hâlinde bunların karşılığı değerin para tutarı müsadere edilir.
  • Harcama, imha, tüketme gibi hareketlerle müsaderenin imkânsız kılınması hâlinde de karşılık para tutarı müsadere edilir.
  • Müsadere konusu eşya sonradan iktisap edilmişse, iktisap eden kişi MK iyiniyet hükümlerinden yararlanamıyorsa müsadere mümkündür; yararlanıyorsa müsadere edilemez.
  • Kazancın belirlenemediği hâllerde müsadere kararı verilemez; kısmi tespit yapılmışsa yalnız tespit edilen kısım müsadere edilir.
  • Madde, failin suç nedeniyle kusurlu bulunmasını şart koşmaz; kazancın suçtan doğmuş olması yeterlidir.
  • Hükmün uygulanması bir emredici kuraldır; taraflar arasında sözleşmeyle müsaderenin dışlanması ya da daraltılması mümkün değildir.

Kazanç müsaderesi ile eşya müsaderesi (m.54) arasındaki fark nedir?

Kazanç müsaderesi malvarlığına giren veya dönüştürülen ekonomik değeri hedefler ve maddi varlığı bulunmayan menfaatleri de kapsar.

Eşya müsaderesi maddi varlığı olan, suçta kullanılan, suça tahsis edilen veya suçtan meydana gelen eşyayı hedefler.

Hisse senedi, banka bakiyesi veya dönüştürülmüş değer kazanç müsaderesine konu olur; eşya müsaderesinin iyiniyetli üçüncü kişi koruması ile m.55'in iyiniyet ayrımı farklı kurallarla işler.

Kazanç müsaderesi (m.55/1) ile kaim değer müsaderesi (m.55/2) arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra, elde edilen değerin kendisinin, değerlendirilmiş veya dönüştürülmüş hâliyle müsaderesini düzenler.

İkinci fıkra, müsadere konusu değerin elkonulamaması, teslim edilmemesi veya harcama, imha, tüketme gibi hareketlerle müsaderesinin imkânsız kılınması hâlinde başvurulan para karşılığı müsaderedir.

Birinci fıkrada değer bulunduğu sürece o değer müsadere edilir; ikinci fıkrada değerin yerine para tutarı müsadere edilir.

Mağdura iade edilebilen menfaat ile mağdura iade edilemeyen menfaat arasındaki fark nedir?

Menfaatin mağdura geri verilmesi mümkünse, kazanç müsaderesi kararı verilmez.

Menfaatin mağdura iadesi mümkün değilse müsadere kararı verilebilir.

Mağdurun hukuki yoldan iade veya tazmin talebi bulunduğu hâllerde müsadere uygulanmaz; mağdur hakkı öncelikle korunur.

İyiniyetli iktisap eden kişi ile iyiniyetten yararlanamayan kişi arasındaki fark nedir?

Eşyayı sonradan iktisap eden kişi MK iyiniyet hükümlerinden yararlanıyorsa eşya müsadere edilemez.

Eşyayı sonradan iktisap eden kişi bu hükümlerden yararlanamıyorsa (örneğin müsadereden kaçırmak amacıyla iktisap etmişse) eşya müsadere edilebilir.

Eşya başka bir kişinin elinde bulunsa bile iyiniyetten yararlanamayan kişi nezdinde müsadere mümkündür.

Kazanç müsaderesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Kazancın tespit edilmeden müsadere kararı vermek; kazancın miktarı belirlenmeden genel bir değer üzerinden müsadere hükmü kurmak yanlıştır.
  • Mağdurun hukuk yoluyla iade veya tazmin talebinin bulunduğu hâlde m.55/1 uyarınca müsadere kararı vermek yanlıştır.
  • Kaim değer hükmünü (m.55/2) müsadere konusu değer hâlâ elde ise uygulamak yanlıştır; önce birinci fıkra ile değerin kendisi aranmalıdır.
  • Eşya müsaderesi (m.54) ile kazanç müsaderesini (m.55) birbirine karıştırmak; banka bakiyesi veya hisse senedi gibi maddi varlığı olmayan değerleri eşya müsaderesi kapsamında saymak yanlıştır.
  • Eşyayı sonradan iktisap eden kişinin iyiniyetini MK m.3'e bakmadan kabul etmek veya iyiniyeti yok sayarak doğrudan müsadere etmek yanlıştır.
  • Failin kusurlu bulunmadığını gerekçe göstererek kazanç müsaderesini uygulamamak, madde kusur aramadığı için yanlıştır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Kazanç müsaderesine karar verilebilmesi için kazancın somut olarak belirlenmiş olması gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2008/146 E., 2008/235 K., 16.12.2008)
  • Mağdurun hukuk davası yoluyla parayı geri alabildiği hâllerde m.55/1'e dayanılarak müsadere kararı verilmesinin yasaya aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2008/146 E., 2008/235 K., 16.12.2008)
  • Suç konusu paranın bir kısmı belirlenemiyor ya da kesin delil yoksa, yalnız kesin olarak tespit edilen kısım bakımından müsadere yapılması gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2011/119 E., 2011/162 K., 05.07.2011)
  • Ödenmeyen bir miktarın karşılığı olan değerin m.55 uyarınca müsadere edilmesi gerektiği, bunun yerine doğrudan tahsil kararı verilmesinin hatalı olduğu kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2008/146 E., 2008/235 K., 16.12.2008)
  • Kazanç müsaderesi ile eşya müsaderesinin kapsamının birbirinden ayrı tutulması gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2010/181 E., 2010/234 K., 23.11.2010)

Nasıl ispat edilir?

  • Kazanç müsaderesini talep eden savcılık veya davayı yürüten taraf, kazancın suç nedeniyle elde edildiğini ispatlamakla yükümlüdür.
  • Suç konusu değerin varlığı ve miktarı, banka kayıtları, bilirkişi raporu, tapu ve ticaret sicili kayıtları gibi yazılı ve belgesel delillerle ortaya konulur.
  • Mağdurun menfaatin kendisine iade edilebileceği yönündeki savunması karşısında, iadenin mümkün olmadığını ortaya koyma yükü müsadereyi isteyen tarafa düşer.
  • Üçüncü kişinin iyiniyetini savunması hâlinde, iyiniyetten yararlanamadığını ileri süren tarafın bunu ispatlaması gerekir; iyiniyet MK m.3 uyarınca asıl olduğu için bu yük yüksek tutulur.
  • Kazancın belirlenemediği hâllerde kesin delil bulunmadıkça müsadere kararı verilemez, karar kısmi tespitle sınırlı kalır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.54: Eşya müsaderesini düzenler; m.55 kazanç müsaderesini, m.54 ise maddi varlığı olan eşyayı kapsar. m.54/2'deki eşdeğer müsadere kavramı m.55/2 ile karşılaştırılmalıdır.
  • 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m.3: Fıkra 3'te anılan iyiniyet hükümlerinin kaynağıdır; iyiniyetin varsayımı ve özen yükü bu madde üzerinden belirlenir.
  • 5237 sayılı Kanun m.54: Eşya üzerindeki iyiniyetli üçüncü kişinin sınırlı aynî hakkı bulunduğunda müsaderenin bu hak saklı kalarak verilmesi kuralı m.54'te yer alır; m.55 bunu aynen tekrarlamaz.

TCK m.56 — Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri

TCK m.56, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu ve ne suretle uygulanacaklarını ayrı bir kanuna bırakan yollama hükmüdür. Hükmün kendisi tedbir türlerini saymaz, uygulama usulünü de göstermez; bu konular 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenmiştir. Madde, ceza sorumluluğu bulunmayan ve belirli yaş ile akıl hastalığı hallerinde kusur yeteneği taşımayan çocuklar bakımından uygulanır. Madde, yetişkinlere uygulanan güvenlik tedbirlerini (TCK m.57 ve devamı) düzenlemez; akıl hastası çocuklar için TCK m.57 de ayrıca değerlendirilir. Tedbir kararının verilme usulü, duruşma koşulu ve denetim gibi usul kurallarını da bu madde düzenlemez; bunlar Çocuk Koruma Kanunu'nun ilgili maddelerindedir.

Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri: hangi kavramlar bilinmeli?

Çocuklara özgü güvenlik tedbiri
Ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar hakkında, suç işlediği tespit edilen çocuğun korunması amacıyla uygulanan tedbirlerdir. Tedbirlerin türü ve uygulama biçimi TCK'da değil Çocuk Koruma Kanunu'nda gösterilir.
Yollama hükmü
Bir konunun düzenlenmesini başka bir kanuna bırakan normdur. TCK m.56 bu niteliktedir; tedbirlerin içeriğini kendisi belirlemez.
Kusur yeteneği
Failin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonucunu algılayabilmesi ve davranışlarını buna göre yönlendirebilmesi yeteneğidir. Yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı bu yeteneği etkileyen hallerdir.
Koruyucu ve destekleyici tedbir
Çocuk Koruma Kanunu m.5'te düzenlenen, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik tedbirlerdir. Danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınır.
Yaş küçüklüğü
Fiilin işlendiği tarihte çocuğun yaşına göre belirlenen ceza sorumluluğu sınırıdır. On iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur; on beş yaşını doldurmamış çocuklar için TCK m.31/2 ayrıca düzenlenmiştir.

Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri: hangi şartlar aranır?

  • Failin fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olması veya TCK m.31/2 kapsamında bulunması gerekir.
  • Suça sürüklenen çocuğun suç işlediğinin tespit edilmesi gerekir.
  • Tedbirin uygulanabilmesi için ceza sorumluluğu bulunmayan çocuk hakkında Çocuk Koruma Kanunu'nda öngörülen tedbirlerin seçilmesi gerekir.
  • Tedbir, Çocuk Koruma Kanunu'nda gösterilen türler arasından ve o kanunda öngörülen usulle uygulanmalıdır.
  • Akıl hastası çocuklar bakımından TCK m.31/1 ve m.31/2 kapsamındaki çocuklar için ayrı bir değerlendirme yapılması gerekir.

Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri: hangi sonuçları doğurur?

  • Ceza sorumluluğu bulunmayan çocuk hakkında ceza verilemez, ancak çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanabilir.
  • Tedbirlerin türleri ve uygulanma biçimi Çocuk Koruma Kanunu'nda gösterildiğinden, TCK m.56 tek başına bir tedbir uygulanmasına dayanak oluşturmaz.
  • Çocuklara özgü tedbirler, Çocuk Koruma Kanunu'nda öngörülen danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma tedbirleridir.
  • Ceza sorumluluğu bulunan çocuk hakkında çocuklara özgü tedbir uygulanmaz; bu çocuklar için indirilmiş ceza hükmolunur.
  • Akıl hastası çocuk bakımından, yaşına ve akıl hastalığına göre çocuklara özgü tedbir veya TCK m.32 uygulanır.
  • Madde emredici niteliktedir; tedbirin türü ve usulü taraf iradesine bağlı değildir.

Ceza sorumluluğu olmayan çocuk ile ceza sorumluluğu bulunan çocuk arasındaki fark nedir?

On iki yaşını doldurmamış çocuklar ile TCK m.31/2 kapsamındaki çocuklar hakkında güvenlik tedbiri uygulanır.

On beş yaşını doldurmuş olup on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar kural olarak kusur yeteneğine sahiptir ve ceza sorumluluğu bulunur.

Ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında güvenlik tedbiri değil, indirilmiş ceza uygulanır.

Yalnız yaş küçüklüğü ile yaş küçüklüğü ile akıl hastalığının birlikte bulunması arasındaki fark nedir?

Suça sürüklenen çocuğun aynı zamanda akıl hastası olması halinde, TCK m.31/1 ve m.31/2 kapsamındaki çocuklar hakkında çocuklara özgü tedbir uygulanır.

On beş yaşını doldurmuş ve on sekiz yaşını doldurmamış akıl hastası çocuk hakkında akıl hastalığına ilişkin hükümler (TCK m.32) uygulanır.

Hangi tedbirin uygulanacağı çocuğun yaşına ve akıl hastalığının durumuna göre değişir.

Çocuklara özgü tedbir ile yetişkin akıl hastası güvenlik tedbiri arasındaki fark nedir?

Çocuklara özgü tedbirler ÇKK'da düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirlerdir.

Yetişkin akıl hastalarına uygulanan tedbir TCK m.57 kapsamındadır ve yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmayı içerir.

İki tedbir farklı kanunlarda düzenlenmiş olup içerik ve uygulama usulü farklıdır.

Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • TCK m.56'yı doğrudan bir tedbir hükmü olarak okumak; oysa tedbirlerin içeriği Çocuk Koruma Kanunu'nda gösterilir.
  • On beş yaşını doldurmuş çocukları yaş küçüklüğü nedeniyle ceza sorumluluğu olmayan kabul etmek; bu yaş grubunda kural olarak kusur yeteneği vardır.
  • Çocuklara özgü tedbir ile TCK m.57 kapsamındaki yetişkin akıl hastası tedbirini karıştırmak.
  • Akıl hastası çocuk için hem çocuklara özgü tedbiri hem de akıl hastalığı hükümlerini birlikte uygulamak; yaş ve akıl durumuna göre yalnız biri uygulanır.
  • Tedbir kararını, ceza sorumluluğu bulunan çocuk hakkında verilmesi gereken indirilmiş ceza yerine koymak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • On iki yaşını doldurmamış çocuk hakkında soruşturma yapılabilir, ancak gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine başvurulamayacağı görüşü benimsenmektedir.
  • On beş yaşını doldurmuş ve on sekiz yaşını doldurmamış çocuğun kural olarak kusur yeteneğine sahip olduğu, bu nedenle ceza sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2006/64 E., 2007/147 K., 19.06.2007)
  • Ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında güvenlik tedbiri yerine indirilmiş ceza hükmolunması gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2006/55 E., 2006/115 K., 11.04.2006)
  • Akıl hastası yetişkinler hakkında yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmaya ilişkin TCK m.57 hükmünün, iyileşme koşulu aranmadan uygulanamayacağı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2006/52 E., 2006/96 K., 04.04.2006)

Nasıl ispat edilir?

  • Çocuklara özgü tedbir talep eden taraf, failin fiili işlediği sırada yaşını ve akıl durumunu belgelerle ortaya koymalıdır; yaş tespiti nüfus kaydı ile yapılır.
  • Failin suç işlediğinin sabit olması gerekir; eylemin sabit olmadığı durumda tedbir uygulanamaz. (Ceza Genel Kurulu, 2006/56 E., 2006/58 K., 28.03.2006)
  • Çocuğun yeterli idrak gücüne sahip olması halinde görüşünün alınması ve sosyal inceleme raporunun istenmesi, tedbir kararının dayanağını oluşturur.
  • Failin akıl hastası olduğu iddiası, sağlık kurulu raporu ile ispatlanır; savunmanın bu yönde ileri sürülmesi halinde ispat yükü savunmayı yapana aittir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5395 sayılı Kanun m.5: Çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin türlerini (danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma) düzenler. TCK m.56'nın yollama yaptığı asıl hükümdür.
  • 5395 sayılı Kanun m.11: Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar bakımından çocuklara özgü güvenlik tedbirini oluşturduğunu belirtir.
  • 5395 sayılı Kanun m.12: Suça sürüklenen çocuğun aynı zamanda akıl hastası olması halinde hangi çocuklar hakkında tedbir uygulanacağını belirler.
  • 5237 sayılı Kanun m.31: Yaş küçüklüğü hallerini düzenler; tedbirin hangi yaştaki çocuklar hakkında uygulanacağını belirleyen temel ölçüttür.
  • 5237 sayılı Kanun m.32: Akıl hastası çocuklarda, 15 yaşını doldurmuş olanlar bakımından akıl hastalığına ilişkin hükümlerin uygulanacağını gösterir.
  • 5237 sayılı Kanun m.57: Yetişkin akıl hastalarına uygulanan güvenlik tedbirini düzenler; çocuklara özgü tedbirlerden ayrıdır.

TCK m.57 — Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri

5237 sayılı Kanun m.57, fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişiler hakkında uygulanacak koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirini düzenler. Düzenlenen konular; tedbirin hükmedilmesi, tedbirin uygulanacağı yer, tedbirden serbest bırakılma koşulu, kurumda geçirilecek asgari süre, tıbbi kontrol ve takip, tehlikeliliğin yeniden arttığı hal ve alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü tedbirdir. Kişi bakımından, fiili işlediği anda akıl hastası olan failler ile suç işleyen madde bağımlısı failler için uygulanır. Madde, kusur yeteneği azalmış kişilerin cezasının tedbire çevrilmesini düzenlemez; bu husus mülga hükmü dolayısıyla eski dönemde kalmıştır. Akıl hastalığı nedeniyle ceza verilmemesi kararının koşullarını (m.32), tedbirin hükmedildiği yargılama usulünü (CMK m.223), tekerrür ve özel tehlikeli suçluları (m.58) ve tedbirin infazına ilişkin infaz hâkimliği yetkilerini ve tedbir süresinin denetimini (5275 sayılı Kanun) bu maddede aramak yanlıştır.

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri: hangi kavramlar bilinmeli?

Akıl hastası (fiil anında)
Fiili işlediği sırada akıl hastalığı nedeniyle fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamayan kişidir. Hükmün uygulanabilmesi için hastalığın fiil anında var olması gerekir; sonradan ortaya çıkan hastalık bu kapsamda değerlendirilmez.
Koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbiri
Toplumu tehlikeli kişiden korumak ile kişinin tedavisini birlikte amaçlayan, cezadan ayrı bir yaptırımdır. Tek başına koruma ya da yalnız tedavi amacı güdülmez.
Yüksek güvenlikli sağlık kurumu
Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri uygulanacak sağlık kurumudur. Tedbir, bu kurumda yerine getirilir.
Sağlık kurulu raporu
Kurumun sağlık kurulunca düzenlenen ve kişinin tehlikeliliği ile tıbbi kontrol ihtiyacını gösteren belgedir. Serbest bırakma ve tıbbi kontrol kararlarının dayanağıdır.
Tıbbi kontrol ve takip
Serbest bırakılan kişinin, rapordaki süre ve aralıklarla, teknik donanıma sahip ve yetkili sağlık kuruluşunda kontrol edilmesidir. Raporda gerekli görülmezse uygulanmaz ve Cumhuriyet savcılığınca gönderme yoluyla sağlanır.
Alkol veya uyuşturucu ya da uyarıcı madde bağımlısı
Suç işleyen ve bağımlılığı nedeniyle tedavi altına alınması gereken kişidir. Bu kişiler akıl hastası hükmü değil, ayrı bir güvenlik tedbiri rejimine tabidir.
Serbest bırakma
Tedbirin sona erdirilmesi için infaz hâkiminin kararıdır. Kurum sağlık kurulunun, tehlikeliliğin ortadan kalktığını veya önemli ölçüde azaldığını belirten raporuna dayanır.

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri: hangi şartlar aranır?

  • Fiilin işlendiği anda failin akıl hastası olması gerekir; fiil sonrasında ortaya çıkan hastalık bu hükmü uygulamaya yetmez.
  • Hakkında tedbire hükmedilebilmesi için koruma ve tedavi amacının gerektirdiği tedbir kararı verilmesi gerekir.
  • Hükmedilen kişinin yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınması gerekir.
  • Serbest bırakılabilmek için kurumun sağlık kurulunca düzenlenmiş raporda toplum açısından tehlikeliliğin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi gerekir.
  • Serbest bırakma kararının infaz hâkimi tarafından verilmesi gerekir.
  • Serbest bırakılma ancak kurumda geçirilmesi gereken asgari süre dolduktan sonra mümkün olabilir; bu süre, 32. maddenin birinci fıkrası uyarınca tedbir hükmedilen kişiler için ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıl, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda altı aydır.
  • Raporda tıbbi kontrol ve takibin gerekip gerekmediği ve gerekiyorsa süre ve aralıklarının belirtilmesi gerekir.
  • Tıbbi kontrol ve takip sırasında toplum açısından tehlikeliliğin arttığı anlaşılırsa, rapora dayanılarak infaz hâkimliğince yeniden tedbire hükmedilmesi gerekir.

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri: hangi sonuçları doğurur?

  • Fiil anında akıl hastası olan kişi hakkında koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilir ve bu kişiler yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır.
  • Sağlık kurulu raporunda tehlikeliliğin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir; bu bir zorunluluk değil, takdir yetkisidir.
  • Kurumda geçirilecek süre m.32/1 kapsamındaki suçlarda, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis gerektiren suçlarda altı aydan az olamaz; bu süre dolmadan serbest bırakılamaz.
  • Rapor tehlikeliliğin azaldığını göstermiyorsa kişi kurumda tedavi altında kalmaya devam eder.
  • Raporda tıbbi kontrol ve takip gerekli görülürse, süre ve aralıklar rapora göre belirlenir ve kişi serbest bırakıldıktan sonra da Cumhuriyet savcılığınca yetkili sağlık kuruluşuna gönderilerek takip edilir.
  • Tıbbi kontrol ve takipte tehlikeliliğin arttığı anlaşılırsa, infaz hâkimliğince yeniden koruma ve tedavi amaçlı tedbire hükmedilir.
  • Suç işleyen madde bağımlısı hakkında bağımlılara özgü sağlık kuruluşunda tedavi kararı verilir; tedavi bağımlılıktan kurtulana kadar sürer ve sağlık kurulu raporu üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir.
  • Kusur yeteneği azalmış kişinin cezasının tedbire çevrilmesi, m.57/6'nın 2025 değişikliğiyle mülga olduğundan artık uygulanmaz; bu kişiler cezalarını infaz kurumunda çeker.

Akıl hastası ile madde bağımlısı arasındaki fark nedir?

Fiil anında akıl hastalığı nedeniyle fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamayan ya da davranışlarını yönlendirme yeteneği bulunmayan fail, yüksek güvenlikli sağlık kurumuna yerleştirilir.

Suç işleyen alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı, bağımlılara özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınır.

İki grup için kurum türü, serbest bırakma ölçütü ve asgari kalış süresi farklıdır. Madde bağımlısı için m.57/2'deki asgari kalış süreleri uygulanmaz; tedavi bağımlılıktan kurtulmaya kadar sürer.

Tehlikeliliğin ortadan kalkması ile önemli ölçüde azalması arasındaki fark nedir?

Sağlık kurulu raporunda tehlikeliliğin tamamen ortadan kalktığının belirtilmesi serbest bırakmanın bir dayanağıdır.

Tehlikeliliğin önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi de aynı şekilde serbest bırakma için yeterlidir.

Her iki hal de serbest bırakma için alternatif olarak yeterlidir; ikisi birlikte aranmaz.

Tedbirin ilk uygulanması ile yeniden uygulanması arasındaki fark nedir?

Tedbir ilk kez hükmedildiğinde, kişi kurumda tedavi altına alınır ve asgari süreler geçerlidir.

Tıbbi kontrol sırasında tehlikeliliğin arttığı anlaşılırsa, infaz hâkimliğince yeniden tedbire hükmedilir.

Yeniden hükmedilen tedbirde ilk kararda izlenen işlemler (m.57/1-3) tekrarlanır.

Tıbbi kontrol gerekli ile gerekli değil arasındaki fark nedir?

Raporda tıbbi kontrol ve takip gerekli görülürse, süre ve aralıkları belirtilir ve kişi Cumhuriyet savcılığınca ilgili sağlık kuruluşuna gönderilir.

Raporda tıbbi kontrol gerekmediği belirtilirse kişi bakımından bu takip uygulanmaz.

Takip yükümlülüğü yalnız raporda öngörülmüşse doğar.

Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Serbest bırakma koşulunu tedavinin tamamen şifa bulmasına bağlamak; madde tehlikeliliğin ortadan kalkmasını veya önemli ölçüde azalmasını yeterli görür.
  • Asgari kalış süresini tüm suçlara uygulamak; altı ay, bir yıl ve on yıllık ölçütler suçun cezasına göre ayrı ayrı belirlenir.
  • Asgari süreyi kurumda geçirilen süreyle değil, mahkûm olunan ceza süresiyle hesaplamak; süre tedbirin uygulandığı kurumda geçen zamanla ölçülür.
  • Madde bağımlısı hakkında m.57/2'deki asgari kalış sürelerini uygulamak; bağımlılar için tedavi bağımlılıktan kurtulmaya kadar sürer.
  • Kusur yeteneği azalmış kişinin cezasının tedbire çevrildiğini varsaymak; bu hüküm 24/12/2025 tarihinde mülga edilmiştir.
  • Tedbir kararında koruma ve tedavi yerini belirtmek; yer gösterme yetkisi infaz savcısına aittir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Akıl hastası hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi, hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmesine engel değildir. (Ceza Genel Kurulu, 2011/451 E., 2012/115 K., 20.03.2012)
  • Tedbir süresinin tedavi sonunda şifaya bağlanması ve bu nedenle serbest bırakmanın şifa raporuna bağlanması, maddenin hükmüne aykırıdır; serbest bırakma koşulu tehlikeliliğin ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalmasıdır. (Ceza Genel Kurulu, 2008/22 E., 2008/80 K., 15.04.2008)

Nasıl ispat edilir?

  • Tedbire hükmedilmesini isteyen taraf, fiilin akıl hastalığı nedeniyle işlendiğini ve fiil anında algılama veya yönlendirme yeteneğinin bulunmadığını ispatlamakla yükümlüdür; bu ispat bilirkişi raporu ile yapılır. Dayanak, kurumdan alınan sağlık kurulu raporudur.
  • Serbest bırakma talep eden kişi veya savcılık, kurumun sağlık kurulu raporunda tehlikeliliğin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtildiğini ispatlamalıdır. Bu hususta sağlık kurulu raporu esas delildir.
  • Kurumda kalış süresinin asgari sınırı dolup dolmadığı, fiilin hangi suç kapsamında olduğu ve üst sınır ölçütünün karşılandığı, dosya kayıtlarından ispatlanır.
  • Tıbbi kontrol ve takip gerekliliğinin ve süre ile aralıklarının raporda yer aldığı, yazılı sağlık kurulu raporu ile ispatlanır; raporda yoksa takip yükümlülüğü doğmaz.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.32: Fiil anında akıl hastalığı nedeniyle kusur yeteneği kalkmış veya azalmış kişilerin ayrımını yapar. m.57/2'deki asgari süreler bu maddenin birinci fıkrasındaki kişiler için belirlenmiştir.
  • 5237 sayılı Kanun m.58: Tekerrür ve özel tehlikeli suçlular hakkındaki ayrı rejimi düzenler; m.57 kapsamındaki akıl hastalarına uygulanmaz.
  • 5237 sayılı Kanun m.57: Maddenin altıncı fıkrası 24/12/2025 tarihinde mülga edilmiştir; eski kusur yeteneği azalmış kişilerin cezasının tedbire çevrilmesi artık yoktur.

TCK m.58 — Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular

Bu madde, önceki bir suçtan dolayı kesinleşen mahkûmiyetin ardından yeni suç işlenmesi halinde tekerrür hükümlerinin hangi koşullarda uygulanacağını, tekerrürün süreli sistemini, tekerrürün kapsamına giren ve girmeyen suç türlerini, yabancı ülke mahkûmiyetlerinin etkisini, on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından istisnayı ve tekerrürün sonuçlarını (seçimlik cezada hapis tercihi, mükerrirlere özgü infaz rejimi, infazdan sonra denetimli serbestlik) düzenler. Kanunun 58/7 fıkrası uyarınca hükümde bu rejimin uygulanacağının belirtilmesi, 58/8 fıkrası uyarınca infazın kanunda gösterilen şekilde yapılması ve 58/9 fıkrası uyarınca itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçlu bakımından rejimin uygulanmasına karar verilmesi de bu maddenin kapsamındadır. Madde, tekerrürü cezanın artırılması değil infaz rejimini değiştiren bir kurum olarak düzenler. Madde, akıl hastalarına ve bağımlılara özgü güvenlik tedbirlerini düzenlemez (m.57). Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ayrıntılarını ve denetimli serbestlik tedbirinin süre ve yürütülmesini infaz mevzuatı belirler (5275 sayılı Kanun). Ertelenen hükümlerin denetim süresi ve erteleme kaldırılması (m.51), yasal zamanaşımı (m.66 ve devamı) ve bir suçtan sonra cezaların birlikte veya cezanın belirlenmesine ilişkin kurallar (m.61 ve devamı) bu maddenin dışındadır.

Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular: hangi kavramlar bilinmeli?

Tekerrür
Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hükmün kesinleşmesinden sonra yeni bir suçun işlenmesi durumudur. Önceki cezanın infaz edilmiş olması gerekmez; kesinleşmiş mahkûmiyet yeterlidir.
Süreli tekerrür
Tekerrür hükümlerinin ancak belirli sürelerin içinde işlenen suçlar bakımından uygulanmasıdır. Süre, önceki cezanın infaz edildiği tarihten itibaren hesaplanır ve ceza miktarına göre üç veya beş yıldır.
Mükerrirlere özgü infaz rejimi
Tekerrür halinde hükmolunan cezanın, mükerrirler için kanunla öngörülen özel usullerle çektirilmesidir. Bu rejimin ayrıntıları infaz mevzuatında düzenlenir.
Denetimli serbestlik tedbiri (tekerrür bağlamında)
Mükerrir hakkında cezanın infazından sonra uygulanan ek tedbirdir. Mahkûmiyet kararında bu tedbirin uygulanacağı belirtilir.
İtiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçlu
Özel tehlikeli suçlu olarak anılan kişi gruplarıdır. Kanunun 58/9 fıkrası uyarınca bu kişiler hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimi ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanabilir.
Milli tekerrür ve karma sistem
Tekerrürün esas olarak Türkiye'de verilen mahkûmiyetlere bağlanması, yabancı ülke mahkûmiyetlerinin ise yalnızca 58/4 fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olarak dikkate alınmasıdır.

Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular: hangi şartlar aranır?

  • Failin daha önce işlediği bir suç nedeniyle verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyetinin bulunması gerekir; önceki cezanın infaz edilmiş olması aranmaz.
  • Yeni suç, önceki mahkûmiyetin kesinleşmesinden sonra işlenmiş olmalıdır.
  • Önceki suç ile yeni suç arasında 58/4 fıkrası uyarınca tekerrüre engel bir ayrım bulunmamalıdır: sırf askerî suç niteliği taşıyan suçlar ile diğer suçlar arasında tekerrür uygulanmaz.
  • Yabancı ülke mahkûmiyeti esas alınacaksa, suç kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ya da parada veya kıymetli damgada sahtecilik olmalıdır.
  • Fiil işlendiğinde failin on sekiz yaşını doldurmuş olması gerekir; on sekiz yaşını doldurmamış kişilerin işlediği suçlar bakımından tekerrür hükümleri uygulanmaz.
  • Yeni suç, 58/2 fıkrasındaki süreler içinde işlenmiş olmalıdır: önceki mahkûmiyetin hapis cezası beş yıldan fazla ise infazın bitiminden itibaren beş yıl, beş yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası ise infazın bitiminden itibaren üç yıl içinde işlenmelidir.
  • Tekerrür halinde sonraki suç için kanunda hem hapis hem adli para cezası öngörülmüşse hapis cezasına hükmedilmelidir.
  • Hükümde mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilmelidir.

Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular: hangi sonuçları doğurur?

  • Şartlar oluştuğunda tekerrür hükümleri uygulanır ve mahkûmiyet kararında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve infazdan sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir.
  • Tekerrür halinde sonraki suç için seçimlik olarak hapis ve adli para cezası öngörülmüşse hapis cezasına hükmedilir.
  • Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir.
  • Mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.
  • Mükerrirlerin cezasının infazı ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması kanunda gösterilen şekilde yapılır.
  • Sürenin geçmesi, yani beş yıl veya üç yıl sonra işlenen suç bakımından tekerrür hükümleri uygulanmaz.
  • Sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında, yabancı mahkûmiyetin 58/4'te sayılmayan suçlarda ve on sekiz yaşını doldurmamış kişilerin işlediği suçlarda tekerrür hükümleri uygulanmaz.
  • Tekerrürün şartları oluşmasa bile, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına hükmedilebilir (58/9).

Beş yıldan fazla hapis ile beş yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası arasındaki fark nedir?

Önceki mahkûmiyet beş yıldan fazla hapis cezasına ilişkinse tekerrür süresi, cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıldır.

Önceki mahkûmiyet beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezasına ilişkinse süre üç yıldır.

Yeni suçun süre içinde işlenip işlenmediği bu ayrıma göre belirlenir; süre dolduktan sonra işlenen suçta tekerrür hükümleri uygulanmaz.

Kasıtlı suç ile taksirli suç arasındaki fark nedir?

Önceki ve sonraki suç kasıtlı ise aralarında tekerrür uygulanır; kasıtlı suçlar kendi aralarında tekerrüre esas olur.

Taksirli suç ile kasıtlı suç arasında tekerrür uygulanmaz; taksirli suçlar da kendi aralarında tekerrüre esas olur.

Kasıt ile taksir arasındaki karışık ilişkilerde tekerrür hükümleri işletilmez.

Milli mahkûmiyet ile yabancı ülke mahkûmiyeti arasındaki fark nedir?

Türkiye'de verilen mahkûmiyetler tekerrüre genel olarak esas olur.

Yabancı ülke mahkemelerinin hükümleri ancak 58/4 fıkrasında sayılan suçlar bakımından tekerrüre esas olur.

Sayılmayan suçlara ilişkin yabancı mahkûmiyet tekerrüre esas alınmaz.

Sırf askerî suç ile diğer suçlar arasındaki fark nedir?

Sırf askerî suçlardan doğan mahkûmiyetler.

Diğer suçlardan doğan mahkûmiyetler.

Bu iki grup arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz.

On sekiz yaşını doldurmuş fail ile on sekiz yaşını doldurmamış fail arasındaki fark nedir?

Fiil işlendiğinde on sekiz yaşını doldurmuş olan kişinin suçları tekerrüre esas olur.

Fiil işlendiğinde on sekiz yaşını doldurmamış olan kişinin suçları bakımından tekerrür hükümleri uygulanmaz.

Yaşa dayalı istisna, fiilin işlendiği tarihteki yaşa bakılarak uygulanır.

Seçimlik ceza içeren yeni suç ile yalnız hapis cezası öngören yeni suç arasındaki fark nedir?

Yeni suç için kanunda hem hapis hem adli para cezası seçimlik olarak öngörülmüşse.

Yeni suç için yalnız hapis cezası öngörülmüşse.

Birinci durumda tekerrür nedeniyle hapis cezasına hükmedilir; ikinci durumda seçim zaten bulunmadığından bu kural işlemez.

Tekerrür ile itiyadi suçluluk, meslek edinme ve örgüt mensubiyeti arasındaki fark nedir?

Tekerrür halinde mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanır.

İtiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da aynı rejim uygulanabilir.

Tekerrür şartları oluşmasa bile, 58/9 fıkrası kapsamındaki kişiler bakımından bu rejime karar verilebilir.

Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Önceki cezanın infaz edilmiş olmasını tekerrür için aramak; madde, kesinleşmiş mahkûmiyetin yeterli olduğunu açıkça belirtir.
  • Süre şartını cezanın kesinleşme tarihinden hesaplamak; süre, cezanın infaz edildiği tarihten başlar.
  • Beş yıl ile üç yıl süresini karıştırmak; önceki hapis cezası beş yıldan fazlaysa beş yıl, beş yıl veya daha az hapis ya da adli para cezasıysa üç yıl uygulanır.
  • Taksirli suç ile kasıtlı suç arasında tekerrür hükmü uygulamak; 58/4 bu ikisini ayırır.
  • Yabancı ülke mahkûmiyetini 58/4'te sayılmayan bir suç için tekerrüre esas almak.
  • On sekiz yaşını doldurmamış kişinin suçunu tekerrüre esas almak; istisna fiilin işlendiği tarihteki yaşa göre uygulanır.
  • Tekerrür halinde seçimlik hapis ve adli para cezası öngörülmüş bir suçta adli para cezasına hükmetmek; 58/3 hapis cezasını zorunlu kılar.
  • Hükümde mükerrirlere özgü infaz rejimini belirtmemek; 58/7 bunu hükmün zorunlu unsuru olarak öngörür.
  • Tekerrür hükümlerini yalnız hükmün gerekçesinde anıp fıkrada belirtmemek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargıtay, tekerrür için önceki mahkûmiyetin kesinleşmesinin yeterli olduğunu ve ayrıca cezanın infazının aranmadığını kabul etmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2024/4604 E., 2026/2325 K., 30.03.2026; 1. Ceza Dairesi, 2026/848 E., 2026/2305 K., 30.03.2026)
  • Mahkemelerin, tekerrür hükümlerinin uygulanacağını hükmün fıkrasında açıkça belirtmeleri gerektiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2024/1916 E., 2026/2339 K., 30.03.2026; 1. Ceza Dairesi, 2025/5550 E., 2026/2235 K., 26.03.2026)
  • Önceki hapis cezası infaz edilmiş ve üç yıldan fazla süre geçmişse, 58/2-b bakımından bu mahkûmiyetin tekerrüre esas alınamayacağı kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2026/272 E., 2026/2004 K., 23.03.2026)
  • Tekerrür halinde sonraki suç bakımından seçimlik hapis ve adli para cezasında hapis cezasına hükmedilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2024/1916 E., 2026/2339 K., 30.03.2026)
  • Tekerrür hükümleri uygulanırken, önceki ve sonraki suçların süre şartının, önceki cezanın infaz tarihine göre hesaplanması gerektiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2026/272 E., 2026/2004 K., 23.03.2026)
  • Basit yargılama usulünde verilen hükümlerde de tekerrür hükümlerinin uygulanabildiği ve bu hükmün kesinleşmiş mahkûmiyet olarak sayılacağı kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2026/557 E., 2026/2012 K., 23.03.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Tekerrürü ileri süren taraf, yani iddia makamı ve onun yerine kendisini dayandıran kurum, önceki kesinleşmiş mahkûmiyetin varlığını ispat yükü altındadır; bu ispat adli sicil kayıtları ile yapılır.
  • Önceki mahkûmiyetin hangi tarihte kesinleştiği ve cezanın hangi tarihte infaz edildiği, ilgili mahkeme kararı ve infaz kayıtlarıyla belirlenir; süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği bu belgelere dayanır.
  • Sanığın on sekiz yaşını doldurmuş olduğu, fiilin işlendiği tarihteki nüfus kaydı ile ispatlanır; yaşa ilişkin istisnayı ileri süren sanık bu savunmayı yapar.
  • Yabancı ülke mahkûmiyetinin tekerrüre esas alınması için, suçun 58/4 fıkrasında sayılanlardan olduğu ve yabancı hükmün kesinleştiği ilgili belgelerle gösterilmelidir; eksik belge durumunda bu mahkûmiyet dikkate alınmaz.
  • Hükmün fıkrasında tekerrür hükümlerinin uygulandığının ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin belirtilmediği durumda, bu eksikliğin hükmün gerekçesinde ve fıkrasında giderilmesi gerekir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.57: Akıl hastası ve bağımlılara özgü güvenlik tedbirlerini düzenler; bu madde tekerrürü düzenlediği için o tedbirler tekerrür rejimine girmez.
  • 5237 sayılı Kanun m.6: İtiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçlu kavramlarını tanımlar; 58/9 fıkrasının uygulanacağı kişi grubunu belirler.
  • 5237 sayılı Kanun m.5: Genel hükümlerin, ceza normu içeren diğer kanunlar bakımından da geçerli olduğunu belirtir; tekerrür hükümleri bu yolla diğer kanunlardaki suçlara da uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.51: Erteleme kurumunu düzenler; erteleme ve tekerrür birlikte uygulandığında hangi sonuçların doğacağı bu maddenin işleyişiyle ilişkilidir.
  • 5275 sayılı Kanun: Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve denetimli serbestlik tedbirinin ayrıntılı uygulanmasını düzenler; 58/8 fıkrası bu kanuna atıf yapar.

TCK m.59 — Sınır dışı edilme

TCK m.59, işlediği suç nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilen yabancının, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına veya koşullu salıverilmesine karar verildikten ve her halde cezasının infazı tamamlandıktan sonra, durumunun sınır dışı işlemleri bakımından değerlendirilmek üzere İçişleri Bakanlığına bildirilmesi yükümlülüğünü düzenler. Hüküm yalnızca yabancı uyruklu hükümlülere uygulanır; Türk vatandaşları ve suçun işlendiği tarihte vatandaş olan kişiler bakımından uygulanmaz. Maddede sınır dışı etme kararının kendisinin ne zaman ve hangi usulle alınacağı düzenlenmez; bu konu 6458 sayılı Kanun m.52 ve devamında yer alır. Sınır dışı kararına karşı yargı yolu ve kararın tebliği de bu maddede değil, 6458 sayılı Kanun m.54 ve sonrasındadır. Hükümlünün koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik koşulları ise TCK m.105 ve 5275 sayılı Kanun kapsamındadır.

Sınır dışı edilme: hangi kavramlar bilinmeli?

Yabancı
Türk vatandaşı olmayan kişidir; vatansız, özel statülü yabancı ve mülteci de bu kapsamdadır. Yabancılık, fiilin işlendiği an esas alınarak belirlenir; sonradan vatandaşlık kazanılması bu kişiyi sınır dışı edilebilir yabancı olmaktan çıkarır.
Hapis cezasına mahkûmiyet
Failin işlediği suç nedeniyle hapis cezasına hükmedilmiş olmasıdır. Kanun suçun kasten veya taksirle işlenmiş olması ayrımı yapmaz ve mahkûmiyetin süresi önemli değildir. Seçenek yaptırıma çevrilen kısa süreli hapis cezası bu kapsama girmez.
Denetimli serbestlik
Hükümlünün cezasının infazının belirli koşullarla açık ortamda veya denetim altında sürdürülmesine imkân veren infaz rejimidir. Maddede, bu tedbir uygulanarak infaza karar verilmiş olması bildirim yükümlülüğünün başlangıç koşullarından biridir.
Koşullu salıverilme
Hükümlünün cezasının belirli bir kısmını çektikten sonra, kanunda öngörülen koşullarla cezasının geri kalanının infazının durdurulmasıdır. Madde metni koşullu salıverilme kararını da bildirim tetikleyicisi olarak sayar.
Sınır dışı işlemleri / İçişleri Bakanlığına bildirim
Hükümlünün durumunun, sınır dışı edilmesinin gerekip gerekmediği yönünden değerlendirilmek üzere yetkili idari makama iletilmesidir. Bildirim, sınır dışı etme kararının kendisi değildir; kararı verme yetkisi idareye aittir.

Sınır dışı edilme: hangi şartlar aranır?

  • Failin işlediği suç nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilmiş olması gerekir.
  • Failin suçun işlendiği tarihte Türk vatandaşı olmaması, yani yabancı olması gerekir.
  • Hükümlünün denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına veya koşullu salıverilmesine karar verilmiş olması gerekir.
  • Bildirimin, cezanın infazının tamamlanmasından sonra yapılması gerekir; her hâlde infazın tamamlanmış olması şarttır.
  • Bildirim, İçişleri Bakanlığına derhal yapılmalıdır.

Sınır dışı edilme: hangi sonuçları doğurur?

  • Hapis cezasına mahkûm edilen yabancı hakkında, denetimli serbestlik veya koşullu salıverilme kararı verildiğinde ve her hâlde cezanın infazı tamamlandığında durumu İçişleri Bakanlığına bildirilir.
  • Bildirim üzerine İçişleri Bakanlığı, hükümlünün sınır dışı edilip edilmeyeceğini idari olarak değerlendirir.
  • Madde, bildirim üzerine sınır dışı etmenin kendiliğinden ya da mahkeme kararıyla gerçekleşeceğini öngörmez; sınır dışı etme kararı idari bir tedbirdir ve yetkili makamın takdirine bağlıdır.
  • Vatandaş olan hükümlü hakkında bu madde uygulanmaz ve bildirim yapılmaz.
  • Hükümlünün hapis cezası seçenek yaptırıma çevrilmişse bu madde kapsamında bildirim yapılmaz.
  • Madde hükmü bildirim yükümlülüğünü öngördüğü için, cezanın infazı sırasında bildirim yapılmaması ilgili makamın sorumluluğunu doğurur; bu durumda hükümlünün sınır dışı işlemi gecikebilir.
  • Madde, sınır dışı edilmenin bir ceza yaptırımı olmadığını ve bu nedenle hükümlüye ek bir ceza verilmesi anlamına gelmediğini ortaya koyar; sınır dışı etme tedbiri idari niteliktedir.

Yabancı ile türk vatandaşı hükümlü arasındaki fark nedir?

Suçun işlendiği tarihte Türk vatandaşı olmayan hükümlü, bu maddenin muhatabıdır.

Suçun işlendiği tarihte Türk vatandaşı olan, sonradan vatandaşlıktan çıkan ya da suçtan sonra Türk vatandaşlığına geçen kişi bu maddenin kapsamında değildir.

Vatandaş hakkında bildirim ve sınır dışı işlemi yapılmaz. Yabancılık, suç tarihinde belirlenir.

Mahkûmiyet ile seçenek yaptırıma çevrilen ceza arasındaki fark nedir?

Hapis cezasına mahkûmiyet bulunan yabancı hakkında bildirim yükümlülüğü doğar.

Kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırıma (adli para cezası, adli kontrol, kamu yararına çalışma gibi) çevrilmişse hapis cezası fiilen hükmolunmuş sayılmaz.

Çevrilmiş cezada bu maddeye göre bildirim yapılmaz.

Denetimli serbestlik-koşullu salıverilme ile cezanın tamamen infazı arasındaki fark nedir?

Denetimli serbestlik veya koşullu salıverilme kararı verildiğinde bildirim yapılır.

Her hâlde cezanın infazının tamamlanmasından sonra bildirim yapılır.

Bildirim, infazın tamamlandığı en geç an itibarıyla zorunludur; infaz tamamlanmadan sınır dışı işlemi için madde bildirim yükümlülüğü doğurmaz.

Bu madde ile 6458 sayılı Kanun m.52 vd. arasındaki fark nedir?

TCK m.59 yalnızca bildirim yükümlülüğünü düzenler; İçişleri Bakanlığı'nın değerlendirme yetkisi buradan doğar.

Sınır dışı etme kararının şekli, tebliği, itiraz yolu ve süreleri 6458 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir.

Kararın usulü ve sürelerinin tespiti için TCK değil 6458 sayılı Kanun esas alınır.

Sınır dışı edilme: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddeyi sınır dışı etme kararının kendisini düzenleyen hüküm gibi okumak; madde yalnızca bildirim yükümlülüğü koyar, kararın şekli ve süreleri 6458 sayılı Kanun'dadır.
  • Suç tarihindeki yabancılık yerine hüküm tarihindeki veya infaz sonrasındaki vatandaşlık durumuna bakmak; yabancılık fiilin işlendiği an esas alınarak belirlenir.
  • Seçenek yaptırıma çevrilmiş kısa süreli hapis cezasını hapis cezası gibi değerlendirip bildirim yapmak.
  • Denetimli serbestlik veya koşullu salıverilme kararı verildiği anda cezanın infazı tamamlanmış sayıp bildirimi hemen yapmak; madde her hâlde infazın tamamlanmasını da aradığı için bu iki anı karıştırmamak gerekir.
  • Maddeden kesin bir gün sayısı çıkarmaya çalışmak; metin 'derhal' ifadesini kullanır, kesin süre içermez.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mevzuat değişikliğinden önceki dönemde sınır dışı etme, hükmün içinde ve mahkeme tarafından hükmolunan bir güvenlik tedbiri olarak uygulanmaktaydı; hükümlü hakkında hapis iki yıl ve üzeri cezayı gerektiren suçta cezanın infazından sonra otomatik sınır dışı öngörülüyordu. (Ceza Genel Kurulu, 2006/64 E., 2007/147 K., 19.06.2007; Ceza Genel Kurulu, 2006/55 E., 2006/115 K., 11.04.2006)
  • Eski düzenlemenin, trafik kazası gibi kasten olmayan ve hafif sonuçlu fiillerde bile yabancıyı otomatik sınır dışına sürüklemesi haksız sonuçlar doğurduğu kabul edilmekteydi. (Ceza Genel Kurulu, 2006/52 E., 2006/96 K., 04.04.2006)
  • Değişiklikten sonra sınır dışı etme idari bir tedbir niteliğine dönüşmüş ve kararı verme yetkisi İçişleri Bakanlığı'na bırakılmıştır. (Ceza Genel Kurulu, 2006/56 E., 2006/58 K., 28.03.2006)
  • Ceza Genel Kurulu kararları, lehe yasanın tespiti ve infaza ilişkin hükümlerin karşılaştırılması bağlamında bu düzenlemeyi değerlendirmiştir; bu karşılaştırma ceza infazı yönünden yapılmıştır. (Ceza Genel Kurulu, 2006/59 E., 2006/59 K., 28.03.2006; Ceza Genel Kurulu, 2006/48 E., 2006/45 K., 21.03.2006)

Nasıl ispat edilir?

  • Bildirim yükümlülüğünün doğup doğmadığını gösteren belge, mahkûmiyet hükmü ile denetimli serbestlik veya koşullu salıverilme kararıdır; bu belgeler infazın bu aşamaya geldiğini ortaya koyar.
  • Failin suç tarihindeki vatandaşlık durumunun kendisinin ileri sürdüğü yabancılık iddiası, nüfus ve vatandaşlık kayıtlarıyla ispatlanır; kayıtlarda Türk vatandaşlığı görünüyorsa bu iddia kendi başına ispat yükünü karşılamaz.
  • Hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrildiği iddiasını ileri süren taraf, çevirme kararını ve çevrilen yaptırımın infazını belgelemekle yükümlüdür.
  • Cezanın infazının tamamlandığını gösteren infaz kayıtları, bildirimin zamanının belirlenmesinde esas alınır; infazın tamamlanmadığı iddiası ilgili infaz dosyasıyla ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 6458 sayılı Kanun m.52: Sınır dışı etme kararının kimler hakkında ve hangi makamca alınabileceğini düzenler; TCK m.59 bildirimi bu kararın değerlendirilmesinin başlangıcı olarak işler.
  • 6458 sayılı Kanun m.54: Sınır dışı etme kararı alınacak yabancıları sayar; TCK m.59 kapsamında değerlendirilenler bu listede yer alır.
  • 6458 sayılı Kanun m.53: Sınır dışı etme kararının gerekçesi, tebliği ve itiraz süreleri ile ilgilidir; bildirim sonrasındaki idari süreci tamamlar.
  • 5237 sayılı Kanun m.105: Koşullu salıverilmenin koşullarını düzenler; TCK m.59 bu kararın verilmesini bildirim tetikleyicisi olarak kullanır.

TCK m.60 — Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri

Bu madde, özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanacak iki güvenlik tedbirini düzenler: kamu kurumunun verdiği iznin iptali ve yararına işlenen suçlarda müsadere. Ayrıca bu tedbirlerin orantılılık gerekçesiyle uygulanmayabileceğini ve tedbirlerin yalnızca kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanacağını öngörür. Hüküm, organ veya temsilcileri aracılığıyla suç işlenen ve bir kamu kurumunun iznine dayanarak faaliyet gösteren özel hukuk tüzel kişileri bakımından uygulanır. Tüzel kişinin cezai sorumluluğunu ya da tüzel kişiliğin sona erdirilmesini düzenlemez (tüzel kişiliğin sona erdirilmesi ve kamu hukuku tüzel kişileri TCK m.60 kapsamı dışındadır). Taksirle işlenen suçlar ve yararına suç işlenmeyen haller de bu maddenin kapsamına girmez. Müsadere usulü ve iyi niyetli üçüncü kişilerin korunmasına ilişkin ayrıntılar CMK hükümlerinde yer alır.

Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri: hangi kavramlar bilinmeli?

Faaliyet izninin iptali
Bir kamu kurumunun belirli bir faaliyette bulunabilmek için özel hukuk tüzel kişisine verdiği iznin, mahkûmiyet üzerine mahkemece sona erdirilmesidir. Tüzel kişiliğin kendisi sona ermez; yalnızca izne dayanan faaliyet durdurulur.
Organ veya temsilci iştiraki
Tüzel kişinin yönetim organı veya temsilcisinin suçun işlenmesine katılmasıdır. Tüzel kişi kendi başına fiil işleyemediği için suç ancak bu kişiler aracılığıyla tüzel kişiye bağlanabilir; burada söz konusu olan teknik anlamda iştirak değildir.
Yararına işlenen suç
Suçun tüzel kişiye bir fayda sağlamak amacıyla ve bu faydayı doğuracak biçimde işlenmesidir. Suçun yalnızca failin kendi yararına işlenmesi bu şartı karşılamaz.
Müsadere (tüzel kişi bakımından)
Tüzel kişi yararına işlenen suçla bağlantılı eşya ve malvarlığı değerlerine el konulmasıdır. Tüzel kişinin tüm malvarlığını kapsamaz; yalnızca suçla bağlantılı değerleri kapsar.
Orantılılık istisnası
Tedbirlerin uygulanmasının işlenen fiile göre daha ağır sonuçlar doğurabileceği hallerde hâkimin tedbire hükmetmeyebilmesidir. Bu takdir hakkı, özellikle çok sayıda işsiz kalma veya iyi niyetli üçüncü kişilerin telafisi güç kayıpları gibi durumlarda kullanılabilir.

Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri: hangi şartlar aranır?

  • Özel hukuk tüzel kişisi bulunmalı ve bu tüzel kişi bir kamu kurumunun verdiği izne dayanarak faaliyette bulunmalıdır.
  • Suç, tüzel kişinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle işlenmiş olmalıdır.
  • Suç, iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenmiş olmalıdır; işlenen suçla iznin kullanılması arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.
  • Suç tüzel kişi yararına işlenmiş olmalıdır.
  • Suç kasten işlenmiş olmalı; taksirle işlenen suçlarda iznin iptaline karar verilemez.
  • İznin iptali için failin mahkûmiyeti gerekir; müsadere için ise tüzel kişi yararına suç işlenmesi yeterlidir ve müsadere hükümlerindeki koşulların da gerçekleşmiş olması gerekir.
  • Tedbirin uygulanacağı suç tipinde tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirinin öngörülmüş olması gerekir (m.60 son fıkra karşılığı kanunun ayrıca belirttiği hal).
  • Hâkimin, tedbirin fiile göre daha ağır sonuç doğuracağı kanaatine varmaması gerekir; aksi halde tedbire hükmetmeyebilir.

Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri: hangi sonuçları doğurur?

  • Tüzel kişinin organ veya temsilcisi, izin yetkisinin kötüye kullanılmasıyla tüzel kişi yararına kasıtlı bir suç işler ve mahkûmiyet kesinleşirse, mahkeme iznin iptaline karar verir.
  • İznin iptali tüzel kişiliği sona erdirmez; yalnızca izne dayanan faaliyet sona erer.
  • Tüzel kişi yararına işlenen suçla bağlantılı eşya ve malvarlığı değerleri müsadere edilebilir.
  • Müsadere hükümleri, yararına suç işlenen hallerde özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.
  • Taksirli suçta veya suç izin yetkisinin kötüye kullanılmasıyla işlenmemişse ya da tüzel kişi yararına işlenmemişse iznin iptali uygulanamaz.
  • Hâkim, tedbirin işlenen fiile göre daha ağır sonuç doğuracağı durumlarda tedbire hükmetmeyebilir.
  • Tedbirler yalnızca kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır; suç tipinde açıkça öngörülmemişse tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmedilemez.
  • İyi niyetli üçüncü kişilerin hakları korunur.

Faaliyet izninin iptali ile müsadere arasındaki fark nedir?

İznin iptali, tüzel kişinin izne dayanan faaliyetini sona erdirir ve organ veya temsilcinin iştirakiyle, izin yetkisinin kötüye kullanılmasıyla işlenen kasıtlı suçlara bağlıdır.

Müsadere, tüzel kişi yararına işlenen suçla bağlantılı eşya ve malvarlığı değerlerine yöneliktir ve izin yetkisinin kötüye kullanılmasını aramaz.

İki tedbir bağımsızdır; biri uygulanmadan diğeri uygulanabilir. Müsadere için izin şartı aranmaz.

Kasıtlı suç ile taksirli suç arasındaki fark nedir?

Kasıtlı suçta, organ veya temsilcinin iştirakiyle ve iznin kötüye kullanılmasıyla işlenmişse iznin iptali uygulanabilir.

Taksirle işlenen suçta ise tüzel kişi hakkında iznin iptaline karar verilemez.

Taksirli suç nedeniyle faaliyet izni iptal edilemez.

Tedbirin uygulanması ile tedbirden kaçınma arasındaki fark nedir?

Koşullar varsa ve kanunda o suç için öngörülmüşse tedbire hükmedilir.

Tedbirin işlenen fiile göre daha ağır sonuç doğuracağı hallerde hâkim tedbire hükmetmeyebilir.

Bu takdir yetkisi, özellikle iyi niyetli üçüncü kişilerin veya çok sayıda işçinin mağdur olacağı hallerde kullanılabilir.

Özel hukuk tüzel kişisi ile kamu hukuku tüzel kişisi arasındaki fark nedir?

Özel hukuk tüzel kişisi, kamu kurumunun verdiği izinle faaliyet gösteriyorsa bu maddedeki tedbirler uygulanabilir.

Kamu hukuku tüzel kişileri hakkında bu tedbirlere başvurulamaz.

Kamu hukuku tüzel kişileri bakımından bu madde uygulanmaz.

Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Tüzel kişiliğin sona erdirilmesi ile iznin iptalini karıştırmak; iznin iptali yalnızca izne dayanan faaliyeti durdurur.
  • Taksirle işlenen suçta da iznin iptaline karar verilebileceğini düşünmek; yalnızca kasıtlı suçlarda uygulanır.
  • Müsadere için izin yetkisinin kötüye kullanılmasını aramak; müsadere bu şarta bağlı değildir.
  • Suçun failinin yararına işlenmesi ile tüzel kişi yararına işlenmesini eşitlemek; tüzel kişiye fayda sağlanması gerekir.
  • Kanunda o suç tipi için açıkça öngörülmeden tüzel kişiye güvenlik tedbiri uygulamak.
  • Orantılılık istisnasını gözden kaçırarak tedbirin zorunlu olduğunu varsaymak; hâkimin takdir yetkisi vardır.
  • Kamu hukuku tüzel kişisi hakkında bu tedbirlere hükmetmek.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Ceza Genel Kurulu kararlarında, lehe yasanın tespiti ve tedbir, erteleme ve hapis cezasının yasal sonucu olarak yoksun bırakmalara ilişkin hükümler, 5237 sayılı Kanunun 50-60. maddeleriyle birlikte değerlendirilmiştir. (Ceza Genel Kurulu, 2006/64 E., 2007/147 K., 19.06.2007; Ceza Genel Kurulu, 2006/55 E., 2006/115 K., 11.04.2006; Ceza Genel Kurulu, 2006/52 E., 2006/96 K., 04.04.2006; Ceza Genel Kurulu, 2006/56 E., 2006/58 K., 28.03.2006; Ceza Genel Kurulu, 2006/59 E., 2006/59 K., 28.03.2006; Ceza Genel Kurulu, 2006/48 E., 2006/45 K., 21.03.2006)

Nasıl ispat edilir?

  • İznin iptali talep eden taraf, tüzel kişinin kamu kurumundan alınmış bir izne dayandığını ve faaliyetin bu izin kapsamında yürütüldüğünü belgelerle (ruhsat, izin belgesi, ticaret sicili kaydı) ispatlamakla yükümlüdür.
  • Suçun tüzel kişi organ veya temsilcisinin iştiraki ile işlendiğini ve işlenen suçla iznin kullanılması arasında nedensellik bağı bulunduğunu iddia eden taraf (savcılık veya katılan) ispatlamakla yükümlüdür.
  • Suçun tüzel kişi yararına işlendiği iddiası da ispat konusudur; tüzel kişiye fayda sağlanmadığını savunan taraf bunu delille ortaya koyabilir.
  • Müsadere talebinde, tüzel kişi yararına işlenen suçla bağlantılı eşya veya kazancın varlığını ilgili tarafın ispatlaması gerekir.
  • Tedbirin orantılılığa aykırı olduğunu savunan tüzel kişi, işsizlik veya iyi niyetli üçüncü kişilerin kayıpları gibi somut etkileri belgeyle ortaya koymalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.55: Müsadere hükümlerinin genel düzenlemesidir; m.60/2 uyarınca tüzel kişi bakımından da bu hükümler uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.56: Kazanç ve kâr müsaderesini düzenler; tüzel kişi yararına suçta m.60/2 kapsamında tüzel kişiye uygulanabilecek kazanç müsaderesinin dayanağıdır.
  • 5237 sayılı Kanun m.20: Tüzel kişilerin ceza yaptırımına tabi olmadığını, ancak kanunda öngörülen güvenlik tedbirlerinin saklı kaldığını belirtir; m.60'ın dayanağıdır.
  • 5237 sayılı Kanun m.50: Hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesi hâllerinde mahkûmiyet ve dolayısıyla iznin iptali koşulunun değerlendirilmesinde ilgilidir.

TCK m.61 — Cezanın belirlenmesi

5237 sayılı TCK m.61, temel cezanın belirlenmesinde hâkimin dikkate alacağı ölçütleri, bu ölçütlerin fiilin olası kastla veya bilinçli taksirle işlenmesi, birden fazla nitelikli hal, sonuç cezanın belirlenmesi, süreli hapis ve adli para cezasının hesaplanması ve kanunilik ilkesi bakımından sınırlarını düzenler. Madde, hâkimin cezanın alt ve üst sınırı arasında temel ceza belirlemesini ve bu cezanın sonuç cezaya dönüştürülme sırasını kapsar. Hükmün uygulanması, kanunda öngörülen cezası olan her suç bakımından, mahkûm edilen kişi yönünden söz konusudur. Madde, takdiri indirim nedenlerinin kendisini, tekerrürü, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve cezanın ertelenmesini düzenlemez (m.62, m.58, m.51). Ceza indiriminin şahsi sebeplerinin ayrıntıları ile teşebbüs, iştirak ve zincirleme suç hükümleri de bu maddenin değil, kendi maddelerinin konusudur (m.35, m.37, m.39, m.43, m.44). Adli para cezasının ödeme koşulları ve taksitlendirilmesi ile hapis cezasının infazı da bu maddenin kapsamı dışındadır.

Cezanın belirlenmesi: hangi kavramlar bilinmeli?

Temel ceza
Suçun kanuni tanımında öngörülen alt ve üst sınır arasında, m.61/1'de sayılan ölçütler gözetilerek belirlenen ilk ceza miktarıdır. Bu aşamada henüz teşebbüs, iştirak veya indirim gibi sonradan uygulanan hükümler dikkate alınmaz.
Sonuç ceza
Temel cezaya olası kast, bilinçli taksir ve nitelikli haller uygulandıktan sonra, m.61/5'te sayılan hükümler ve takdiri indirim nedenleri uygulanarak ulaşılan nihai cezadır.
Mükerrer değerlendirme yasağı
Kanun tarafından suç unsuru veya ağırlatıcı-hafifletici neden olarak düzenlenmiş bir hususun, aynı zamanda temel cezanın belirlenmesinde yeniden ölçüt olarak kullanılmasının yasak olmasıdır. Bu yasak m.61/3 ile sağlanır.
Olası kast ve bilinçli taksir
Kanunda kusur türü olarak ayrı düzenlenmiş iki kusur biçimidir. Madde, bu kusur biçimlerinin varlığında cezanın temel ceza üzerinden indirilmesini veya artırılmasını öngörür.
Gün birimi
Adli para cezasının hesaplanmasında esas alınan ve 1 günden 730 güne kadar değişebilen miktardır. Artırım ve indirimler bu birim üzerinden yapılır ve sonuç gün ile kişinin bir gün karşılığı ödeyebileceği miktarın çarpımıyla adli para cezası bulunur.

Cezanın belirlenmesi: hangi şartlar aranır?

  • Hâkimin, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırını esas alarak temel cezayı belirlemesi gerekir.
  • Temel cezanın belirlenmesinde yalnız m.61/1'de sayılan ölçütlerden, somut olayda gerçekleşenler ve suçun unsuru veya nitelikli hali olarak kanunda ayrıca değerlendirilmeyenler dikkate alınmalıdır.
  • Fiilin olası kastla işlenmesi halinde indirim, bilinçli taksirle işlenmesi halinde artırım yapılması gerekir ve bu işlem birinci fıkraya göre belirlenen temel ceza üzerinden yapılır.
  • Birden fazla nitelikli hal varsa önce daha ağır cezayı gerektiren hal için artırım, sonra daha az cezayı gerektiren hal için indirim yapılmalıdır.
  • Sonuç cezanın belirlenmesinde teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler ve takdiri indirim nedenleri m.61/5 sırasıyla uygulanmalıdır.
  • Süreli hapis cezası gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenmeli ve m.61 uyarınca belirlenen sonuç ceza otuz yılı aşmamalıdır.
  • Adli para cezası hesabında artırım ve indirimler gün üzerinden yapılmalı, ardından sonuç gün sayısı bir gün karşılığı miktarla çarpılmalıdır.
  • Seçimlik adli para cezasında gün biriminin alt sınırı hapis cezasının alt sınırından az, üst sınırı hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.

Cezanın belirlenmesi: hangi sonuçları doğurur?

  • Temel ceza, suçun kanuni tanımındaki alt ve üst sınır arasında belirlenir; hâkim bu sınırların dışına çıkamaz.
  • Fiil olası kastla işlenmişse temel cezadan indirim, bilinçli taksirle işlenmişse artırım yapılır; kusur biçimi bu aşamada değerlendirilir.
  • Nitelikli haller varsa temel cezaya önce artırım, sonra indirim uygulanır ve bu sıra değiştirilemez.
  • Sonuç cezanın belirlenmesinde m.61/5 sırası izlenir; sıralamaya uyulmaması sonuç cezayı değiştirir.
  • Sıralamaya uyulmuş olsaydı da sonuç ceza değişmeyecekse, bu durum bozma sebebi sayılmaz.
  • Süreli hapis cezası gerektiren suçlarda, m.61 hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza otuz yılı geçemez.
  • Adli para cezasında gün sayısı önce bulunur, ardından bir gün karşılığı tutarla çarpılarak miktar belirlenir.
  • Seçimlik adli para cezasında gün biriminin alt ve üst sınırı, hapis cezasının sınırlarına göre m.61/9 ile sınırlandırılmıştır.
  • Kanunda açıkça yazılmadıkça ceza artırılamaz, eksiltilemez ve değiştirilemez (m.61/10); buna aykırı uygulama kanunilik ilkesine aykırıdır.
  • Bu maddede düzenlenmemiş ölçütler, örneğin failin geçmişi, kişisel ve sosyal durumu ile suç sonrası davranışları, temel cezada değil takdiri indirim nedeni olarak değerlendirilir (m.62).

Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki fark nedir?

Fail olası kastla hareket etmişse, temel ceza üzerinden indirim yapılır.

Fail bilinçli taksirle hareket etmişse, temel ceza üzerinden artırım yapılır.

Aynı temel ceza için kusur biçimi nedeniyle farklı yönde ayarlama yapılır. Bu ayarlama m.61/2 uyarınca temel cezaya uygulanır, nitelikli hal veya sonuç ceza aşamasına bırakılmaz.

Temel ceza ölçütü ile unsur veya nitelikli hal arasındaki fark nedir?

Fiilin haksızlık içeriğine ilişkin ve somut olayda gerçekleşen ölçütler temel cezada değerlendirilir.

Kanunda suç unsuru veya nitelikli hal olarak düzenlenmiş husus temel cezada ayrıca değerlendirilmez.

Aynı husus hem nitelikli hal hem temel ceza ölçütü olarak kullanılamaz; mükerrer değerlendirme yasağı uygulanır.

Ağırlaştırıcı nitelikli hal ile hafifletici nitelikli hal arasındaki fark nedir?

Temel şekle göre daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal, önce temel cezaya artırım olarak uygulanır.

Temel şekle göre daha az cezayı gerektiren nitelikli hal, artırımdan sonra indirim olarak uygulanır.

Her iki hal birlikte varsa hesap sırası değişmez: önce artırım, sonra indirim yapılır.

Fiile bağlı haller ile şahsa bağlı haller arasındaki fark nedir?

Fiile bağlı nedenler, sıralamada önce hesaba katılır.

Şahsa bağlı sebepler, fiile bağlı nedenlerden sonra uygulanır.

Sonuç cezanın belirlenmesinde sıralamanın bozulması, sonuç cezanın değişmesine yol açar.

Süreli hapis cezası ile adli para cezası hesabı arasındaki fark nedir?

Süreli hapis cezasında sonuç ceza gün, ay ve yıl hesabıyla belirlenir ve sınır otuz yıldır.

Adli para cezasında artırım ve indirimler gün üzerinden yapılır, miktar ise gün ile bir gün karşılığı tutarın çarpımıyla bulunur.

Hesap yöntemleri birbirinden ayrıdır; adli para cezasında hesap birimi TL değil gündür.

Cezanın belirlenmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Temel cezayı belirlerken kanunda suç unsuru olarak düzenlenmiş bir hususu bir kez de temel ceza ölçütü olarak değerlendirmek; bu mükerrer değerlendirmedir.
  • Olası kast ile bilinçli taksiri karıştırmak; olası kasta indirim, bilinçli taksire artırım uygulanması gerektiğini unutmak.
  • Birden fazla nitelikli hal varken indirimi önce, artırımı sonra yapmak; sıra artırım-indirim şeklinde olmalıdır.
  • m.61/5'teki sıralamayı değiştirmek; fiile bağlı nedenleri şahsa bağlı nedenlerden sonra uygulamak.
  • Failin geçmişi, kişisel ve sosyal durumu gibi m.62 kapsamındaki hususları temel cezada değerlendirmek.
  • Adli para cezasında artırım ve indirimi TL üzerinden yapmak; bu hesap gün üzerinden yapılmalıdır.
  • Süreli hapis cezasında sonuç cezanın otuz yılı aşıp aşmadığını kontrol etmemek.
  • Hapis cezasının süresini hesaplarken artakalan günü, saati veya ayı hesaba katmamak; m.61/6 uyarınca artakalan hesaba katılmaz.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Temel cezanın belirlenmesinde m.61/1'de sayılmayan ölçütlere dayanılarak alt sınırdan uzaklaşılamayacağı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2017/267 E., 2018/320 K., 03.07.2018)
  • Temel cezanın alt sınırdan belirlenmesinde kişilik ve sosyal durum gibi m.61 dışı gerekçelerin kullanılamayacağı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2010/30 E., 2010/99 K., 04.05.2010)
  • Başkalarına örnek olunması amacıyla alt sınırdan uzaklaşmanın m.61'e aykırı olduğu kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2007/92 E., 2007/151 K., 19.06.2007)
  • Mükerrer değerlendirme yasağı çerçevesinde, nitelikli hal oluşturan bir hususun temel cezada yeniden ağırlaştırıcı ölçüt olarak kullanılamayacağı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2007/84 E., 2007/88 K., 10.04.2007)
  • Adli para cezası hesabında artırım ve indirimlerin gün üzerinden yapılması, sonuç gün sayısının bir gün karşılığı miktarla çarpılması yöntemi uygulanmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2006/350 E., 2007/30 K., 13.02.2007)
  • m.61 uyarınca yapılan hesapta sıralamanın bozulmasının, sonuç cezayı değiştirmediği hallerde bozma sebebi sayılmadığı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2006/178 E., 2006/163 K., 20.06.2006)

Nasıl ispat edilir?

  • Temel cezanın m.61/1 ölçütlerine dayanılarak belirlendiğini gösterme yükü hükmü veren mahkemededir; gerekçede somut ölçütler açıkça belirtilmelidir.
  • Fiilin olası kastla veya bilinçli taksirle işlendiğini gösteren deliller, indirim veya artırımın dayanağıdır; bu delillerin dosyada bulunması gerekir.
  • Nitelikli hallerin varlığı ile bu hallerin temel cezada ayrıca kullanılmadığı, hükmün gerekçesinde gösterilmelidir.
  • Sonuç ceza hesabında m.61/5 sırasının izlendiğinin gösterilmesi, hükmün gerekçesi ile yapılır.
  • Adli para cezası için gün sayısı ile bir gün karşılığı ödeme gücünün belirlendiği, kişinin mali durumuna ilişkin delillerle ortaya konur.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.62: Failin geçmişi, kişisel durumu ve fiil sonrası davranışları gibi bireyselleştirme ölçütleri m.61 dışında, takdiri indirim nedeni olarak m.62'de düzenlenmiştir.
  • 5237 sayılı Kanun m.22: Olası kast ve bilinçli taksir kusur biçimlerinin tanımını yapar; m.61/2'deki indirim ve artırım bu tanımlara bağlıdır.
  • 5237 sayılı Kanun m.21: Olası kastın tanımını verir; m.61/2 uyarınca olası kastla işlenen suçta temel cezadan indirim yapılmasının dayanağıdır.
  • 5237 sayılı Kanun m.35: Teşebbüs hükümleri, m.61/5 sırasında temel veya nitelikli hallerden sonra uygulanacak hükümlerden biridir.
  • 5237 sayılı Kanun m.37: İştirak hükümleri, m.61/5 sırasında sonuç cezanın belirlenmesinde uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.43: Zincirleme suç hükümleri, m.61/5 sırasında sonuç cezanın belirlenmesinde uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.29: Haksız tahrik, m.61/5 sırasında uygulanacak indirim nedenlerinden biridir.
  • 5237 sayılı Kanun m.31: Yaş küçüklüğü, m.61/5 sırasında uygulanacak şahsi hallerden biridir.
  • 5237 sayılı Kanun m.32: Akıl hastalığı, m.61/5 sırasında uygulanacak şahsi hallerden biridir.
  • 5237 sayılı Kanun m.2: Kanunilik ilkesini düzenler; m.61/10'daki ceza artırılamaz ve eksiltilemez kuralının dayanağıdır.

TCK m.62 — Takdiri indirim nedenleri

Bu madde, failin lehine takdiri indirim nedenlerinin varlığı hâlinde uygulanacak ceza indirimini düzenler. Düzenlediği konular şunlardır: ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezalarının yerine geçecek cezalar, diğer cezaların indirim oranı ve takdiri indirim nedenlerinin neler olabileceği ile bunların gerekçeyle gösterilmesi. Madde, her suç tipi bakımından ve gerçek kişi failler hakkında uygulanır; indirim hâkimin takdirindedir ve bunun için sanığın talep etmesi gerekmez. Madde, takdiri indirim nedeni olarak kanunda ayrıca öngörülmüş nitelikli halleri ve suçun unsurlarını düzenlemez (ilgili hükümler, örneğin nitelikli haller ve özel indirim hükümleri, ilgili özel maddelerde yer alır). Güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve ceza miktarının temel ceza ölçütlerini de bu madde düzenlemez (ilgili hükümler ayrı maddelerdedir).

Takdiri indirim nedenleri: hangi kavramlar bilinmeli?

Takdiri indirim nedeni
Hâkimin, kanunda sayılan örneklere veya bunlarla benzer olaylara dayanarak cezayı indirebildiği, kanunda sınırı belirlenmemiş hallerdir. Kanunda ayrıca indirim sebebi olarak öngörülmüş nitelikli haller ve suçun unsurları bu kapsamda değerlendirilmez.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
Birinci fıkra uyarınca takdiri indirim nedeni varsa müebbet hapis cezasına indirilen ceza türüdür.
Müebbet hapis cezası
Takdiri indirim nedeni varlığında yirmibeş yıl hapis cezasına indirilen ceza türüdür.
Diğer cezalar
Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet dışındaki cezalardır. Bunların indirimi, maddede belirtilen oranı aşmayacak biçimde yapılır.
Şeklî tutum ve davranış
Duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik biçimsel davranışlardır. İkinci fıkranın son cümlesi uyarınca takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmaz.

Takdiri indirim nedenleri: hangi şartlar aranır?

  • Failin lehine takdiri indirim nedeni bulunmalıdır; bu nedenler ikinci fıkrada sayılanlarla sınırlı değildir (failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri ile benzer haller).
  • Takdiri indirim nedeni, kanunda ayrıca indirim sebebi olarak öngörülmüş nitelikli hallerden veya suçun unsurlarından biri olmamalıdır.
  • Takdiri indirim nedeni, mahkemenin hükme esas aldığı temel cezanın belirlenmesinde ölçüt olarak kullanılmış hususlar arasında yer almamalıdır; mükerrer değerlendirme yasağına uyulmalıdır.
  • Failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışları takdiri indirim nedeni olarak alınmamalıdır.
  • Takdiri indirim nedenleri ve uygulanma ya da uygulanmama gerekçesi kararda gösterilmelidir.

Takdiri indirim nedenleri: hangi sonuçları doğurur?

  • Takdiri indirim nedeni varsa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine müebbet hapis cezası verilir.
  • Takdiri indirim nedeni varsa müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl hapis cezası verilir.
  • Takdiri indirim nedeni varsa diğer cezalar, cezanın altıda birine kadarı indirilerek hükmedilir.
  • Takdiri indirim nedeni bulunmadığında veya mahkeme takdiri indirim nedenlerini uygulamamaya karar verdiğinde ceza indirilmez; bu durumda mahkeme gerekçesini göstermek zorundadır.
  • Birden fazla takdiri indirim nedeni bulunsa bile indirim tek seferde yapılır; her neden için ayrı ayrı indirim uygulanmaz.
  • Takdiri indirim nedeni mahkûmiyete konu aynı suç için hem hapis hem adlî para cezası verildiğinde her iki ceza bakımından da uygulanabilir.

Ağırlaştırılmış müebbet ile müebbet hapis arasındaki fark nedir?

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının yerine geçen ceza müebbet hapistir.

Müebbet hapis cezasının yerine geçen ceza yirmibeş yıl hapistir.

Takdiri indirim nedeni varsa ceza türü kademeli olarak indirilir; müebbet cezası ile yirmibeş yıl hapis arasında ayrı bir kademe uygulanır.

Birinci fıkra indirimi ile diğer cezaların indirimi arasındaki fark nedir?

Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet dışındaki cezalarda indirim, kanunda belirtilen oranda yapılır.

Müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet dışındaki cezalarda indirim oranı ayrı bir hükümle belirlenir.

Diğer cezalar, cezanın altıda birine kadar indirilebilir; indirim oranı hâkimin takdirindedir.

Birinci fıkra indirimi ile ikinci fıkra gerekçesi arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra, indirimin sonucunu ve oranını düzenler.

İkinci fıkra, takdiri indirim nedenlerini örnekler yoluyla sayar ve gerekçe yükümlülüğünü koyar.

Hâkim, indirim nedenini ve indirim yapılmama gerekçesini kararda gösterek zorundadır.

Takdiri indirim ile nitelikli hal arasındaki fark nedir?

Takdiri indirim nedeni, hâkimin takdirine bağlı genel bir indirim sebebidir.

Nitelikli hal, kanunda ayrıca belirlenmiş bir ceza ayarlamasıdır.

Kanunda ayrıca öngörülmüş indirim sebepleri veya suçun unsurları takdiri indirim nedeni olarak değerlendirilemez.

Takdiri indirim nedenleri: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Takdiri indirimi, kanunda ayrıca öngörülmüş nitelikli bir hal veya suçun unsuru olan bir olguyla yeniden değerlendirmek; aynı olguyu hem temel cezada hem indirimde kullanmak.
  • Takdiri indirim nedenlerini sınırlı saymak; ikinci fıkradaki örneklerin dışında kalan benzer nedenleri değerlendirmemek.
  • Müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl hapis cezasının hükmedilmesini ihmal etmek veya ağırlaştırılmış müebbet yerine doğrudan yirmibeş yıl hapis cezası vermek.
  • Diğer cezalarda indirimi altıda birden fazla yapmak ya da indirim oranını gerekçesiz belirlemek.
  • Birden fazla takdiri indirim nedeni varken her biri için ayrı ayrı indirim uygulamak; indirim tek seferde yapılmalıdır.
  • Duruşmadaki şeklî tutum ve davranışları indirimi engelleyen gerekçe olarak göstermek; bu davranışlar ikinci fıkranın son cümlesi uyarınca değerlendirmeye alınmaz.
  • Takdiri indirim uygulanmadığında gerekçe göstermemek; hüküm fıkrasında yalnız 'yasal gerekçe ile' veya 'duruşmada edinilen kanaate göre' demek hatalıdır. (1. Ceza Dairesi, 2025/3027 E., 2026/2160 K., 25.03.2026)

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Takdiri indirim nedenlerinin uygulanıp uygulanmadığı, mahkemenin takdirinde olmakla birlikte gerekçesiz veya dosya kapsamıyla bağdaşmayan gerekçelerle indirim yapılmaması Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılmaktadır. (1. Ceza Dairesi, 2025/3027 E., 2026/2160 K., 25.03.2026)
  • Mahkemenin uygulamadığı takdiri indirim nedenini sonradan Yargıtay'ın düzeltilerek onayarak hükme eklemesi mümkün görülmemektedir; hüküm fıkrasında yasal olmayan gerekçeyle indirim yapılmamasına karar verilmesi bozmayı gerektirmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/3027 E., 2026/2160 K., 25.03.2026)
  • Duruşmadaki iyi hal, sanığın pişmanlığı ve yargılama sürecindeki olumlu davranışlar takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınabilmektedir; buna karşılık sanığın yargılama sürecindeki olumsuz davranışları indirimi engelleyebilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/5248 E., 2026/2153 K., 25.03.2026)
  • Aynı suç için hem hapis hem adlî para cezasına hükmedildiğinde her iki ceza için takdiri indirimin ayrı ayrı uygulanması mümkün kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/8613 E., 2026/2091 K., 24.03.2026)
  • Birden fazla suç söz konusu olduğunda takdiri indirim her suç bakımından ayrı değerlendirilmekte; bir suçta uygulanan indirimin diğer suçta uygulanmaması için gerekçe gösterilmesi gerekmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/82 E., 2026/2346 K., 30.03.2026)
  • Nitelikli hal veya kanunda öngörülmüş indirim sebebinin bulunması takdiri indirimin uygulanmasına engel olmamakta, ancak aynı nedenin iki kez değerlendirilmemesi gerekmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2024/6049 E., 2026/2330 K., 30.03.2026; 1. Ceza Dairesi, 2024/1916 E., 2026/2339 K., 30.03.2026)
  • Ağır suçlarda takdiri indirim nedeninin uygulanmaması kararlarında gerekçe gösterilmesi zorunludur; hukuka aykırı veya soyut gerekçe kabul edilmemektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/82 E., 2026/2346 K., 30.03.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Takdiri indirim nedeni varlığını ileri süren taraf, bu nedeni somut olaya dayanarak ortaya koymakla yükümlüdür; ancak indirimin uygulanması hâkimin re'sen değerlendirmesine bağlıdır ve sanığın talebi gerekmez.
  • Failin geçmişi adlî sicil kaydı ile, sosyal ilişkileri tanık ve sosyal inceleme raporu ile, pişmanlık ve fiilden sonraki davranışlar tutanak ve tanık beyanı ile ispatlanır.
  • Sanığın duruşmadaki şeklî tutum ve davranışlarının takdiri indirim nedeni olarak dikkate alınmadığı, bunun ispatı için duruşma tutanağı esas alınır.
  • Takdiri indirimin uygulanmaması hâlinde mahkemenin gerekçe göstermesi zorunludur; bu gerekçenin dosya kapsamıyla uyumlu olup olmadığı Yargıtay denetimine tabidir. (1. Ceza Dairesi, 2025/3027 E., 2026/2160 K., 25.03.2026)
  • Adlî sicil kaydında mahkûmiyet bulunmaması tek başına indirim gerekçesi olarak yeterli sayılmamalı; geçmiş yaşantıya ilişkin somut bulgular birlikte değerlendirilmelidir. (1. Ceza Dairesi, 2025/5248 E., 2026/2153 K., 25.03.2026)

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.61: Temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacak ölçütleri düzenler; takdiri indirim nedenleriyle mükerrer değerlendirme yasağı bakımından ilişkilidir.
  • 5237 sayılı Kanun m.29: Nitelikli hallerde ceza ayarlamasını düzenler; takdiri indirim nedeni, kanunda ayrıca öngörülmüş indirim sebepleriyle çakışamaz.
  • 5237 sayılı Kanun m.52: Ceza indirimi ve hak yoksunluğu gibi genel kuralları düzenler; bu maddeyle birlikte uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.53: Hak yoksunlukları kapsamında, bu maddede indirilen cezaya bağlı olarak uygulanır.
  • 5271 sayılı Kanun m.34: Hâkim ve mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunluluğunu düzenler; takdiri indirim nedenlerinin gerekçesinin gösterilmesinde dayanak oluşturur.

TCK m.63 — Mahsup

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63. maddesi, hüküm kesinleşmeden önce şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran hallerde geçen sürelerin (mahsup) hapis cezasından ve adli para cezasından indirilmesini düzenler. Madde, Türkiye'de yargılanan ve hakkında henüz kesinleşmiş hüküm bulunmayan sanık ve şüphelilere uygulanır; aynı suçtan dolayı yabancı ülkede geçen süreler için 16. madde ayrı bir kurallar bütünü getirir. Maddenin kendisi, yabancı ülkede geçen sürelerin mahsubunu (m.16), yabancı mahkeme hükümlerinin Türkiye'deki hukuki sonuçlarını (m.11-12 ve ilgili hükümler), infaz aşamasında koşullu salıverme ve denetimli serbestlik sürelerini düzenlemez. Güvenlik tedbirleri hakkındaki hükümler ile etkin pişmanlık gibi cezayı azaltan diğer nedenler de bu maddenin kapsamında değildir.

Mahsup: hangi kavramlar bilinmeli?

Mahsup
Hüküm kesinleşmeden önce şahsi hürriyeti sınırlanan kişinin bu süresinin, sonradan verilen cezadan düşülmesi işlemidir. Teknik anlamda tutukluluk sayılmayan ancak hürriyeti sınırlayan tüm tedbirler de bu kapsamdadır.
Şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran haller
Gözaltı, tutuklama ve benzeri, kişinin özgürlüğünü kısıtlayan tüm tedbirleri ifade eder. Maddenin bu ibareyi kullanması, sürenin tutukluluk adıyla sınırlı olmadığını gösterir.
Hüküm kesinleşmesi
Mahsubun sınırını çizen andır. Süre, hüküm kesinleşmeden önce geçmişse mahsup konusu olabilir; kesinleşmeden sonra geçen süre mahsup kapsamında değildir.
Adli para cezasında mahsup birimi
Adli para cezasına hükmedilmesi halinde her gün için indirilecek miktardır. Madde metninde bu birim beşyüz Türk Lirası olarak yazılıdır; bu tutar yeniden değerleme oranıyla artırılmış olabilir.

Mahsup: hangi şartlar aranır?

  • Hüküm kesinleşmeden önce bir şahsi hürriyeti sınırlama tedbiri uygulanmış olmalıdır.
  • Hürriyeti sınırlayan süre, hükmolunan ceza ile aynı yargılamada veya başka bir yargılamada verilen mahkûmiyetle bağlantılı olmalıdır; sürenin geçtiği suç ile mahkûmiyete konu suç aynı olmak zorunda değildir.
  • Mahsubun konusu hapis cezası ise, hürriyetten yoksunluk süresi hükmolunan hapis cezasından indirilmelidir.
  • Mahsubun konusu adli para cezası ise, her gün için beş yüz Türk Lirası esas alınarak bu cezadan indirim yapılmalıdır.
  • Mahsup için sanığın talebi aranmaz; koşullar oluştuğunda hâkim bunu resen yapmak zorundadır.

Mahsup: hangi sonuçları doğurur?

  • Hüküm kesinleşmeden önce geçen hürriyeti sınırlayıcı süre hükmolunan hapis cezasından indirilir.
  • Hapis cezası için süre tamamen karşılanmışsa, hükmün kapsamındaki hürriyeti sınırlama tümüyle mahsup edilmiş olur.
  • Adli para cezası verilmişse her gün için beş yüz Türk Lirası esas alınarak indirim yapılır.
  • Mahsup emredicidir; hâkim koşullar oluştuğunda bunu resen dikkate almak zorundadır.
  • Hüküm kesinleşmeden önce hürriyeti sınırlanmamış kişi için mahsup yapılmaz.
  • Ceza mahkûmiyeti dışındaki hükümlerde, örneğin güvenlik tedbirinde, bu madde uygulanmaz.

Hapis cezası ile adli para cezası arasındaki fark nedir?

Hapis cezasında indirim, geçen hürriyetten yoksunluk süresinin gün, ay ve yıl olarak doğrudan düşülmesiyle yapılır.

Adli para cezasında indirim, süre üzerinden değil, her gün için belirlenen tutar üzerinden yapılır.

Hapis cezasına önce mahsup uygulanır; kalan süre adli para cezasından indirilir. Adli para cezasında bir gün, madde metninde beş yüz Türk Lirası sayılır.

Tutukluluk ile teknik anlamda tutukluluk dışı tedbirler arasındaki fark nedir?

Tutuklama ve tutukluluk süresi, mahsubun en açık konusudur.

Gözaltı, göz altına alma ve benzeri hürriyeti sınırlayan diğer haller de madde kapsamındadır.

Teknik tutukluluk olmasa da hürriyeti sınırlayan tedbirler süresiyle mahsup edilir.

Aynı suç ile farklı suç için tutukluluk arasındaki fark nedir?

Mahsup edilen tutukluluk, hükmün verildiği suçla aynı suçtan kaynaklanabilir.

Tutukluluk, hükme konu olmayan başka bir suç için de geçmiş olabilir.

İkinci halde de mahsup yapılır; önemli olan, mahsup yapılacak mahkûmiyete konu suçun tutukluluğa neden olan suçtan verilecek hükmün kesinleşmesinden önce işlenmiş olmasıdır.

Mahkûmiyet ile beraat hali arasındaki fark nedir?

Tutukluluğa neden olan suçtan mahkûmiyet verilmesi, mahsup için aranan koşulu etkilemez.

Tutukluluğun geçtiği suçtan beraat edilmesi halinde mahsup yapılacak bir ceza kalmaz.

Beraat halinde mahsup söz konusu olmaz; kişi devletten tazminat isteyebilir.

Mahsup: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Teknik anlamda tutukluluk sayılmayan gözaltı veya diğer hürriyet sınırlama hallerini mahsup dışında bırakmak.
  • Mahsubu yalnızca aynı suçtan verilen mahkûmiyetle sınırlı görmek; tutukluluğa neden olan suç ile hükme konu suç farklı olabilir.
  • Adli para cezasında indirimi süre üzerinden yapmak; indirim her gün için beş yüz Türk Lirası üzerinden hesaplanır, madde metninde yazılı tutar yeniden değerleme ile artırılmış olabilir.
  • Hapis cezası varken mahsubu adli para cezasından başlatmak; önce hapis cezası üzerinden düşülmelidir.
  • Beraat halinde de mahsup yapılacağını varsaymak; beraatte mahsup edilecek ceza kalmaz.
  • Güvenlik tedbirlerinde de mahsup uygulamak; madde yalnızca ceza mahkûmiyetleri için geçerlidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Mahsup hesabında önce hapis cezası üzerinden indirim yapılır, kalan süre adli para cezasından düşülür. (Ceza Genel Kurulu, 2010/17 E., 2010/65 K., 30.03.2010)
  • Mahsup için hükmün kesinleşmesinden önce işlenen suç ile tutukluluk arasında bağlantı aranır; tutukluluğa neden olan suçtan beraat veya mahkûmiyet verilmesi bu bağlantıyı tek başına etkilemez. (Ceza Genel Kurulu, 2023/246 E., 2023/582 K., 08.11.2023)
  • Mahsup kararının gerekçesinde tutukluluk süresinin gösterilmemesi bozma nedeni sayılmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2007/137 E., 2009/73 K., 24.03.2009)
  • Adli kontrol altında geçen süreler, yalnızca tedavi veya muayene tedbirlerine tabi tutulmuş olmaları halinde mahsup edilebilir. (Ceza Genel Kurulu, 2006/4 E., 2006/7 K., 31.01.2006)
  • Kanun yararına bozma talebinde, mahsubun hangi süre üzerinden yapılacağının tartışıldığı görülmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2007/113 E., 2007/127 K., 05.06.2007)

Nasıl ispat edilir?

  • Mahsubu talep eden taraf, hürriyet sınırlamasının başlangıç ve bitiş tarihlerini ve tedbirin niteliğini gösteren belgeyle ispatlar; genellikle tutuklama müzekkeresi, gözaltı tutanağı veya tahliye kararı kullanılır.
  • Mahsup için sanığın talebi gerekmez; ancak hâkim, dosyadaki belgelere dayanarak süreyi resen tespit etmek zorundadır. (Ceza Genel Kurulu, 2006/4 E., 2006/7 K., 31.01.2006)
  • Adli kontrol halinde, tedbirin tedavi veya muayene niteliğinde olup olmadığı belgeyle ispatlanır; bu nitelik gösterilemezse mahsup yapılmaz. (Ceza Genel Kurulu, 2006/4 E., 2006/7 K., 31.01.2006)
  • Mahsubun gerekçesinde süre açıkça gösterilmelidir; gösterilmemesi karar bozma nedenidir. (Ceza Genel Kurulu, 2007/137 E., 2009/73 K., 24.03.2009)

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 m.16: Yabancı ülkede geçen gözaltı, gözlem, tutukluluk ve hükümlülük sürelerinin mahsubunu düzenler. Bu madde ile m.63 aynı olay grubunu farklı bağlamda düzenler; yabancı ülke süreleri m.16'ya göre değerlendirilir.
  • 5237 m.53: Güvenlik tedbirleri ile ilgili hükümlerdir; mahsup yalnızca ceza mahkûmiyetleri için uygulanır, güvenlik tedbirleri için uygulanmaz.
  • 5237 m.62: Takdiri indirim nedenleri ile mahsup birlikte uygulanabilir; mahsup, takdiri indirimden sonra ortaya çıkan cezaya uygulanır.
  • 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu: Yabancı ülkeden gelen yargılama ve tutukluluk bilgilerinin Türk mercilerine aktarılmasında usul düzenlemesi sağlar.

Süreler

SüreMaddeHüküm
üç aydanm.53(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın…
üç yıldanm.53(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın…
bir yıldanm.57(Ek cümle:24/12/2025-7571/15 md.) Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren…
on yıldanm.57(Ek cümle:24/12/2025-7571/15 md.) Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren…
altı aydanm.57(Ek cümle:24/12/2025-7571/15 md.) Ancak, hakkında 32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren…
Beş yıldanm.58(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı; a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl, b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına…
beş yılm.58(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı; a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl, b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına…
üç yılm.58(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı; a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl, b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına…
Bir günm.61Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür.
bir aym.61Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür.
otuz gündürm.61Bir gün, yirmidört saat; bir ay, otuz gündür.
bir gününm.61Hapis cezası için bir günün, adlî para cezası için bir Türk Lirasının artakalanı hesaba katılmaz ve bu cezalar infaz edilmez.
otuz yıldanm.61(7) (Ek: 29/6/2005 – 5377/7 md.)Süreli hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı bu madde hükümlerine göre belirlenen sonuç ceza, otuz yıldan fazla olamaz.
bir günm.63Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün beşyüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.

Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.

Konuda geçen kararlar

41 karar
  1. Ceza Genel Kurulu, 2023/246 E., 2023/582 K., 08.11.2023
    İlgili madde: m.63
  2. Ceza Genel Kurulu, 2017/267 E., 2018/320 K., 03.07.2018
    İlgili madde: m.61
  3. Ceza Genel Kurulu, 2011/451 E., 2012/115 K., 20.03.2012
    İlgili madde: m.57
  4. Ceza Genel Kurulu, 2011/119 E., 2011/162 K., 05.07.2011
    İlgili madde: m.55
  5. Ceza Genel Kurulu, 2010/181 E., 2010/234 K., 23.11.2010
    İlgili madde: m.55
  6. Ceza Genel Kurulu, 2010/30 E., 2010/99 K., 04.05.2010
    İlgili madde: m.61
  7. Ceza Genel Kurulu, 2010/17 E., 2010/65 K., 30.03.2010
    İlgili madde: m.63
  8. Ceza Genel Kurulu, 2007/137 E., 2009/73 K., 24.03.2009
    İlgili madde: m.63
  9. Ceza Genel Kurulu, 2008/146 E., 2008/235 K., 16.12.2008
    İlgili madde: m.55
  10. Ceza Genel Kurulu, 2008/22 E., 2008/80 K., 15.04.2008
    İlgili madde: m.57
Diğer 31 karar
  1. Ceza Genel Kurulu, 2006/64 E., 2007/147 K., 19.06.2007
    İlgili madde: m.55, m.56, m.57, m.59, m.60
  2. Ceza Genel Kurulu, 2007/92 E., 2007/151 K., 19.06.2007
    İlgili madde: m.61
  3. Ceza Genel Kurulu, 2007/113 E., 2007/127 K., 05.06.2007
    İlgili madde: m.63
  4. Ceza Genel Kurulu, 2007/84 E., 2007/88 K., 10.04.2007
    İlgili madde: m.61
  5. Ceza Genel Kurulu, 2006/350 E., 2007/30 K., 13.02.2007
    İlgili madde: m.61
  6. Ceza Genel Kurulu, 2006/178 E., 2006/163 K., 20.06.2006
    İlgili madde: m.61
  7. Ceza Genel Kurulu, 2006/55 E., 2006/115 K., 11.04.2006
    İlgili madde: m.55, m.56, m.57, m.59, m.60
  8. Ceza Genel Kurulu, 2006/52 E., 2006/96 K., 04.04.2006
    İlgili madde: m.55, m.56, m.57, m.59, m.60
  9. Ceza Genel Kurulu, 2006/56 E., 2006/58 K., 28.03.2006
    İlgili madde: m.56, m.57, m.59, m.60
  10. Ceza Genel Kurulu, 2006/59 E., 2006/59 K., 28.03.2006
    İlgili madde: m.56, m.59, m.60
  11. Ceza Genel Kurulu, 2006/48 E., 2006/45 K., 21.03.2006
    İlgili madde: m.56, m.59, m.60
  12. Ceza Genel Kurulu, 2006/4 E., 2006/7 K., 31.01.2006
    İlgili madde: m.63
  13. 1. Ceza Dairesi, 2024/4604 E., 2026/2325 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.53, m.58
  14. 1. Ceza Dairesi, 2024/6049 E., 2026/2330 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.53, m.62
  15. 1. Ceza Dairesi, 2024/1916 E., 2026/2339 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.53, m.58, m.62
  16. 1. Ceza Dairesi, 2026/848 E., 2026/2305 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.58
  17. 1. Ceza Dairesi, 2025/82 E., 2026/2346 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.62
  18. 1. Ceza Dairesi, 2026/1163 E., 2026/2219 K., 26.03.2026
    İlgili madde: m.53
  19. 1. Ceza Dairesi, 2025/5550 E., 2026/2235 K., 26.03.2026
    İlgili madde: m.53, m.58
  20. 1. Ceza Dairesi, 2025/5248 E., 2026/2153 K., 25.03.2026
    İlgili madde: m.53, m.62
  21. 1. Ceza Dairesi, 2025/3027 E., 2026/2160 K., 25.03.2026
    İlgili madde: m.62
  22. 1. Ceza Dairesi, 2025/8613 E., 2026/2091 K., 24.03.2026
    İlgili madde: m.62
  23. 1. Ceza Dairesi, 2026/272 E., 2026/2004 K., 23.03.2026
    İlgili madde: m.58
  24. 1. Ceza Dairesi, 2026/557 E., 2026/2012 K., 23.03.2026
    İlgili madde: m.58
  25. 7. Ceza Dairesi, 2022/7537 E., 2026/670 K., 02.02.2026
    İlgili madde: m.54
  26. 8. Ceza Dairesi, 2024/25919 E., 2026/325 K., 08.01.2026
    İlgili madde: m.54
  27. 8. Ceza Dairesi, 2024/19463 E., 2026/178 K., 06.01.2026
    İlgili madde: m.54
  28. 8. Ceza Dairesi, 2025/6211 E., 2026/36 K., 05.01.2026
    İlgili madde: m.54
  29. 8. Ceza Dairesi, 2024/24589 E., 2025/11365 K., 25.12.2025
    İlgili madde: m.54
  30. 7. Ceza Dairesi, 2025/4334 E., 2025/17219 K., 25.12.2025
    İlgili madde: m.54
  31. Genel Kurul, 2021/46347 E., 29.05.2025
    İlgili madde: m.63

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 24.12.2025 (m.57).

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 5.1. Yaptırımlar -1 bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış