TCK › Genel hükümler › Ceza sorumluluğunun esasları

Ceza sorumluluğunun şahsiliği, kast ve taksir, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler

TCK m.20–34Ceza Hukuku Genel HükümlerSon değişiklik: 08.08.2026 (m.31)

Kısaca

TCK m.20, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini ve tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamayacağı kuralını düzenler. 5237 sayılı Kanun'un 21. maddesi kastın tanımını, kastın türlerini (doğrudan kast ve olası kast) ve olası kastla işlenen suçlara uygulanacak ceza sonucunu düzenler.

Kapsam

Bu konu, Türk Ceza Kanunu m.20–34 hükümlerini kapsar.

TCK m.20 — Ceza sorumluluğunun şahsiliği

Bu madde, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini ve tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamayacağı kuralını düzenler. Kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamayacağını ve yalnızca gerçek kişilerin ceza yaptırımına muhatap olabileceğini belirtir; tüzel kişiler yönünden ise saklı tutulan güvenlik tedbirlerine işaret eder. Madde, suçun kişisel unsurlarını, kastı ve taksiri, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçu, kusurluluğu kaldıran veya azaltan nedenleri düzenlemez; bunlar m.21 ile m.34 arasındaki hükümlerde yer alır. Tüzel kişilerin güvenlik tedbirlerine ilişkin ayrıntılı hükümler ve idari yaptırımlar da bu maddenin kapsamı dışındadır.

Ceza sorumluluğunun şahsiliği: hangi kavramlar bilinmeli?

Ceza sorumluluğunun şahsiliği
Cezai sorumluluğun yalnızca fiili işleyen kişiye yüklenebilmesi ilkesidir. Başkasının fiili nedeniyle kimse sorumlu tutulamaz; sorumluluk ancak kişinin kendi davranışına dayanabilir.
Ceza yaptırımı
Hapis, adli para cezası gibi suçun failine uygulanan cezalar ile cezai nitelikteki yaptırımlardır. Madde bu yaptırımın tüzel kişiler hakkında uygulanamayacağını söyler.
Güvenlik tedbiri
Suç dolayısıyla kanunda öngörülen, cezadan farklı nitelikte koruyucu veya önleyici yaptırımdır. Tüzel kişiler hakkında ceza yerine yalnızca bu nitelikteki yaptırımlar uygulanabilir.
Tüzel kişi
Hukuken kişilik tanınmış tüzel varlıklardır. Bu maddeye göre tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz, ancak güvenlik tedbirleri saklıdır.

Ceza sorumluluğunun şahsiliği: hangi şartlar aranır?

  • Yaptırıma muhatap olan kişinin gerçek kişi olması gerekir; tüzel kişi hakkında ceza yaptırımına hükmedilemez.
  • Yaptırım, yalnızca suçu bizzat işleyen veya suça katılan kişiye yüklenebilmelidir; başkasının fiili nedeniyle sorumluluk kurulamaz.
  • Tüzel kişi bakımından uygulanacak yaptırımın, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğinde olması gerekir.

Ceza sorumluluğunun şahsiliği: hangi sonuçları doğurur?

  • Gerçek kişi suçu işlediğinde kusuruna göre ceza yaptırımına muhatap olur.
  • Tüzel kişi hakkında ceza yaptırımına hükmedilmez; yalnızca suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar uygulanabilir.
  • Başkasının fiilinden dolayı kimse sorumlu tutulamaz; bu yönde kurulan bir sorumluluk hukuka aykırıdır.
  • Tüzel kişi hakkında ceza yaptırımı uygulanmasına hükmedilmesi, bu maddeye aykırılık oluşturur.
  • Madde bir hakkın kullanımını veya bir yükümlülüğü düzenlemediğinden, tarafların sözleşmeyle bu kuraldan sapması söz konusu değildir; kural emredici niteliktedir.

Gerçek kişi ile tüzel kişi arasındaki fark nedir?

Gerçek kişi, suçu işlediğinde kusurlu olduğu ölçüde ceza yaptırımıyla karşılaşabilir.

Tüzel kişi hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz; hakkında yalnızca kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar uygulanabilir.

Tüzel kişi adına veya yararına suç işlenmesi halinde cezai yaptırım tüzel kişiye değil, fiili işleyen gerçek kişiye yöneltilir; tüzel kişi yönünden yalnızca güvenlik tedbirleri gündeme gelir.

Ceza yaptırımı ile güvenlik tedbiri arasındaki fark nedir?

Ceza, kusura dayalı ve failin sorumluluğunu karşılayan yaptırımdır.

Güvenlik tedbiri, suç dolayısıyla uygulanan ancak cezadan farklı amaç taşıyan koruyucu yaptırımdır.

Tüzel kişiler yönünden yalnızca ikinci gruptaki yaptırımlar saklı tutulmuş, birincisi dışlanmıştır.

Kendi fiili ile başkasının fiili arasındaki fark nedir?

Kişinin kendi davranışından doğan sorumluluk, kusur ve isnat ilkelerine göre kurulabilir.

Başkasının fiili nedeniyle yapılan sorumluluk, şahsiliği ihlal eder ve kurulamaz.

Yakınının, çalışanının veya ortağının fiili nedeniyle kimseye ceza verilemez; her kişi yalnızca kendi kusurlu fiilinden sorumlu tutulur.

Tüzel kişi için para cezası ile ceza yaptırımı arasındaki fark nedir?

Gerekçeye göre tüzel kişi hakkında öngörülebilecek para cezası idari yaptırım niteliğindedir.

Ceza kanunu anlamında ceza yaptırımı ise gerçek kişilere uygulanabilir.

Tüzel kişi hakkında ceza mahkemesince adli para cezası gibi ceza yaptırımı verilemez; idari nitelikteki para cezaları ise bu maddenin dışında kalır.

Ceza sorumluluğunun şahsiliği: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Tüzel kişiye adli para cezası veya hapis benzeri ceza vermek; bu yaptırımlar gerçek kişilere özgüdür, tüzel kişi hakkında yalnızca güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
  • İdari para cezası ile ceza yaptırımını karıştırmak; idari yaptırımlar bu maddenin kapsamında değildir ve tüzel kişi hakkında uygulanabilir.
  • Tüzel kişinin güvenlik tedbirlerinin de yasak olduğunu düşünmek; madde açıkça bu tedbirleri saklı tutmaktadır.
  • Bir kişinin çalışanının veya yakınının fiilinden dolayı kendisini sorumlu saymak; bu, şahsiliği ihlal eder.
  • Maddenin kastı, taksiri veya kusurluluğu kaldıran nedenleri de düzenlediğini sanmak; bunlar m.21 ile m.34 arasındaki hükümlerde yer alır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin idari para cezaları bakımından da geçerli olduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2018/825 E., 2021/964 K., 07.07.2021)
  • Madde, ceza sorumluluğunun şahsiliğini kastı, taksiri ve kusurluluğu düzenleyen 20-34. madde hükümleriyle birlikte değerlendirilerek uygulanmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2019/208 E., 2022/492 K., 28.06.2022; Ceza Genel Kurulu, 2017/512 E., 2019/38 K., 22.01.2019)
  • İlkenin herkesin kendi fiilinden sorumlu tutulmasını, cezanın yalnızca suçu işleyene uygulanmasını ifade ettiği kabul edilmektedir. (Danıştay 15. Daire Başkanlığı, 2016/1567 E., 2017/1060 K., 06.03.2017)
  • Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin 20. maddede yer alan kural olarak değerlendirildiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2018/451 E., 2019/456 K., 28.05.2019)
  • Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin hukuk daireleri tarafından da kanunun ilgili hükmü olarak anıldığı görülmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2021/269 E., 2023/156 K., 03.02.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Tüzel kişi hakkında ceza yaptırımı uygulanması iddiasını ileri süren taraf, bu yaptırımın güvenlik tedbiri niteliğinde olmadığını ve kanunda öngörüldüğünü ispatlamakla yükümlüdür; yaptırımın niteliği kanun metninden belirlenir.
  • Başkasının fiili nedeniyle sorumluluk yüklenen kişi, kendi kusurunun bulunmadığını ve fiilin kendi davranışına dayanmadığını ortaya koyabilir; bu hususta somut olayın belgeleri ve tanık beyanları esas alınır.
  • Gerçek kişinin suça katıldığını ispat yükü iddia eden savcılıktadır; katılımın fiilen gerçekleştiğini gösteren delillerle ortaya konulması gerekir.
  • Güvenlik tedbiri niteliğinde yaptırımın kanunda öngörüldüğü hususu, ilgili kanun hükmünün metni ile ispatlanır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.21: Kastın tanımını ve kasten işlenen suçların cezasını düzenler; ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin kusur boyutunu tamamlar.
  • 5237 sayılı Kanun m.22: Taksirle işlenen fiillerin cezalandırılmasını kanunda açıkça belirtilen hallerle sınırlar; kişisel sorumluluğun kusur temelini oluşturur.
  • 5237 sayılı Kanun m.30: Hata halinde kastın ve dolayısıyla cezanın kapsamını belirler; failin kendi bilgisine göre sorumluluğunu sınırlar.
  • 5237 sayılı Kanun m.60: Güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin genel çerçeveyi düzenler; tüzel kişiler hakkında saklı tutulan tedbirlerin hukuki dayanağını oluşturur.

TCK m.21 — Kast

5237 sayılı Kanun'un 21. maddesi kastın tanımını, kastın türlerini (doğrudan kast ve olası kast) ve olası kastla işlenen suçlara uygulanacak ceza sonucunu düzenler. Madde, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesini kast sayar; olası kastın tanımını ve olası kastla işlenen suçta ceza indirimini kapsar. Hüküm, kasten işlenebilen tüm suçlar bakımından ve failin manevi unsur yönünden sorumluluğunun değerlendirildiği her durumda uygulanır. Maddede taksir, bilinçli taksir, nedensellik bağı, kusur yeterliliği, teşebbüs ve iştirak düzenlenmez; bunlar sırasıyla 22. madde, nedensellik ve objektif isnat ilkeleri ile 35. ve 37–40. maddelerde yer alır. Kastın ceza sonucunu belirleyen indirim kuralının bağlı olduğu nitelikli hallerin ağırlaştırılması da ilgili özel hüküm ve genel hükümlere bırakılmıştır.

Kast: hangi kavramlar bilinmeli?

Kast
Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Kastın varlığı için bilme ve isteme unsurlarının birlikte bulunması gerekir.
Doğrudan kast
Failin fiilinin kanuni tanımdaki unsurları gerçekleştireceğini bilmesi veya kesin olarak öngörmesi ve bu neticeye yönelmesidir. Öngörünün bir ihtimal değil kesinlik düzeyinde olması ve fiilin bu neticeye yönelik icra edilmesi gerekir.
Olası kast
Failin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi, yani neticeyi kabullenmesidir. Fail neticeyi istemez, ancak gerçekleşmemesi için çaba göstermeden "olursa olsun" diyerek hareketine devam eder.
Bilinçli taksir
Failin neticenin gerçekleşebileceğini öngörüp buna güvenerek fiili işlemesidir. Olası kastta netice kabullenilir, bilinçli taksirde ise gerçekleşmeyeceğine güvenilir; ayrım somut olayın değerlendirilmesiyle yapılır.

Kast: hangi şartlar aranır?

  • Suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların bilinmesi gerekir; fail neticenin ve fiilin kanuni tanımdaki niteliklerinin farkında olmalıdır.
  • Bilme unsuru doğrudan kastta kesinlik, olası kastta ise gerçekleşebileceğine dair öngörü düzeyinde bulunmalıdır.
  • Olası kast için failin fiilini, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörerek işlemiş olması gerekir; bu öngörüye rağmen hareketten kaçınmaması aranır.
  • Doğrudan kast için fiilin bu unsurların gerçekleşmesine yönelik icra edilmiş olması, yani isteme unsurunun bulunması gerekir.
  • Bilerek veya bildiği halde gibi ifadelerin yer aldığı suçlarda kastın yalnız doğrudan kast olarak oluşabilmesi için olası kast yeterli değildir.
  • Olası kastla işlenen suçta, ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçta müebbet hapis, müebbet hapis gerektiren suçta yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesi gerekir.
  • Olası kastla işlenen diğer suçlarda temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilmesi gerekir.

Kast: hangi sonuçları doğurur?

  • Olası kastla işlenen ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçta müebbet hapis cezasına hükmolunur.
  • Olası kastla işlenen müebbet hapis gerektiren suçta yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
  • Olası kastla işlenen diğer suçlarda temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
  • Doğrudan kastla işlenen suçta bu indirim uygulanmaz ve suçun normal cezası hükmolunur.
  • Bilerek ifadesi içeren suçta olası kast yeterli olmaz; kastın doğrudan kast olarak ispat edilememesi halinde suç oluşmaz.
  • Olası kastın varlığı kabul edilmediğinde fail bilinçli taksir veya taksirle sorumluluk açısından değerlendirilir.

Doğrudan kast ile olası kast arasındaki fark nedir?

Doğrudan kastta fail neticeyi kesin olarak öngörür ve fiilini bu neticeye yönelik icra eder.

Olası kastta fail neticenin gerçekleşebileceğini öngörür, ancak neticeyi istemez; gerçekleşmemesi için çaba göstermeden kabullenir.

Olası kast halinde madde 21/2 uyarınca cezada indirim yapılır; doğrudan kastta bu indirim uygulanmaz.

Bilerek ifadesi içeren suç ile bilerek ifadesi içermeyen suç arasındaki fark nedir?

Tanımında bilerek, bildiği halde, bilmesine rağmen gibi ifadeler bulunan suçlar yalnız doğrudan kastla işlenebilir.

Tanımında bu tür ifade bulunmayan suçlar hem doğrudan hem olası kastla işlenebilir.

Bilerek ifadeli suçta olası kast yoluyla sorumluluk doğmaz; bu suçta olası kast iddiası ile hüküm kurulamaz.

Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki fark nedir?

Olası kastta fail neticeyi öngörür ve kabullenir.

Bilinçli taksirde fail neticeyi öngörür ancak gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket eder.

Olası kast kasten suç hükümlerine, bilinçli taksir ise taksirle işlenen suç hükümlerine tabi olur; ayrım yanlış yapılırsa ceza sonucu değişir.

Olası kastla öldürme ile olası kastla yaralama arasındaki fark nedir?

Olası kastla öldürmede kasten öldürme suçunun cezası temel alınır.

Olası kastla yaralamada ise yaralama suçunun cezası temel alınır.

Her iki suçta da 21/2 indirimi uygulanır; ancak indirim, suçun gerektirdiği ceza türüne göre (müebbet, yirmi yıl–yirmibeş yıl, diğer) belirlenir.

Ağırlaştırılmış müebbet / Müebbet / Diğer suçlar: fark nedir?

Ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlarda olası kast halinde müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Müebbet gerektiren suçta yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis, diğer suçlarda temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.

Her kategoride indirimin biçimi farklıdır; kanun temel cezadan indirimi yalnız diğer suçlarda öngörür.

Kast: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Olası kastı doğrudan kast ile karıştırmak; neticeyi istememiş fail hakkında doğrudan kast hükmü kurmak.
  • Olası kastı bilinçli taksirle karıştırmak; neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenen failin olası kastla sorumlu tutulması.
  • Bilerek ifadesi içeren suçta olası kast yeterliymiş gibi hüküm kurmak.
  • 21/2 indirimini diğer suçlar dışındaki müebbet gerektiren suçlarda temel cezadan üçte bir indirimle hesaplamak; kanunun öngördüğü yirmi yıl–yirmibeş yıl aralığını uygulamamak.
  • Olası kast indiriminin uygulandığını hükümde açıkça belirtmemek.
  • Kastın belirlenmesinde somut olayın öncesini ve sonrasını değerlendirmeden yalnız neticeye dayanarak kast tespiti yapmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Olası kast tespitinde fiilin öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylar, aletin öldürmeye elverişliliği, darbenin şiddeti ve failin hareketini sürdürmesi birlikte değerlendirilir. (Ceza Genel Kurulu, 2011/43 E., 2011/93 K., 17.05.2011)
  • Yargıtay, olası kastla öldürme ve yaralama hükümlerinde kastın doğrudan mı olası mı olduğunu belirlemeden hüküm kurulmasını kanuna aykırı kabul etmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2010/51 E., 2010/162 K., 06.07.2010)
  • Olası kastla işlenen suçta indirim, suçun gerektirdiği cezanın türüne göre farklı hesaplanır; müebbet gerektiren suçta yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis uygulanır. (Ceza Genel Kurulu, 2010/30 E., 2010/99 K., 04.05.2010)
  • Olası kast ile bilinçli taksir ayrımında, failin neticenin gerçekleşmesine güvenip güvenmediği ve somut koşullardaki denetim imkânı dikkate alınır. (Ceza Genel Kurulu, 2020/444 E., 2022/423 K., 08.06.2022)
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, olası kastla yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşan hallerde olası kast indiriminin nasıl uygulanacağını belirlemiştir. (Ceza Genel Kurulu, 2019/314 E., 2021/373 K., 09.09.2021)
  • Olası kastla işlenen suçta 21/2 indiriminin, ağırlaştırıcı nedenlerden önce ya da sonra uygulanacağına ilişkin hesaplamada kararlar tutarlı değildir; hesap sırası dosya içeriğine göre yapılır. (Ceza Genel Kurulu, 2018/386 E., 2020/495 K., 01.12.2020)

Nasıl ispat edilir?

  • Kasten suçlamada ispat yükü iddia makamındadır; failin doğrudan mı olası mı kastla hareket ettiğini gösterecek delil iddia makamı tarafından ortaya konulmalıdır.
  • Fiilin öncesi ve sonrasındaki olaylar, kullanılan aletin niteliği, darbenin yeri ve şiddeti, failin hareketini sürdürmesi gibi objektif veriler kastın tespitinde kullanılan delillerdir.
  • Failin savunmasında neticeyi öngörmediğini ya da gerçekleşmeyeceğine güvendiğini ileri sürmesi halinde bu savunmayı destekleyen olgular ona ait olmak üzere değerlendirilir; bu durumda bilinçli taksir ayrımı gündeme gelir.
  • Bilerek ifadesi içeren suçlarda doğrudan kastın varlığı, fail açısından bilginin ispatıyla ortaya konur; olası kast öngörüsü bu suçlarda yeterli değildir.
  • Olası kast indiriminin uygulanıp uygulanmayacağı, hükmün gerekçesinde kastın türünün açıkça belirtilmesiyle denetlenir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.22: Taksirin tanımını düzenler; olası kast ile bilinçli taksirin ayrımında karşılaştırma noktasıdır.
  • 5237 sayılı Kanun m.62: Haksız tahrik, olası kast indiriminden sonra ayrıca uygulanabilir bir indirim sebebidir; sonuçlar birlikte değerlendirilir.
  • 5237 sayılı Kanun m.61: Temel cezanın belirlenmesinde ölçütleri gösterir; olası kast indirimi temel ceza üzerinden yapıldığından birlikte uygulanır.

TCK m.22 — Taksir

5237 sayılı Kanun m.22, taksirle işlenen fiillerin cezalandırılabilirliğini, taksirin tanımını, bilinçli taksirin ayrımını, taksirli suçlarda cezanın kusura göre belirlenmesini, birden fazla failin taksirinde sorumluluğu ve kişisel ve ailevi durum nedeniyle cezanın hiç verilmemesi ya da indirilmesi hallerini düzenler. Madde, taksirle işlenen suçların kanunda açıkça belirtilen hallerle sınırlı olduğu kuralını koyar ve taksir tanımını dikkat ve özen yükümlülüğü üzerinden yapar. Kişisel kapsamı bakımından her fail için uygulanır. Taksirli suçların kanuni tanımlarını (örneğin m.85 taksirle öldürme, m.89 taksirle yaralama, m.171 taksirle tehlikeye sokma) düzenlemez; bu suçların unsurları ilgili özel hüküm maddelerinde yer alır. Cezanın belirlenmesinde kullanılan genel ölçütler (m.61) ile hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi (m.50) ve taksirli suçta zamanaşımı ve şikâyet usulleri de bu maddede düzenlenmemiştir.

Taksir: hangi kavramlar bilinmeli?

Taksir
Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Failin neticeyi öngörmemesi, öngörülebilir ve önlenebilir olan bir dikkat ve özen eksikliğine dayanmalıdır.
Bilinçsiz taksir
Failin neticeyi öngörmeksizin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmasıdır. Madde 22/2'deki genel tanıma uyan ve 22/3'te ayrıca nitelenmemiş taksir türüdür.
Bilinçli taksir
Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesidir. Failin neticeyi öngörmüş olması, ancak istememesi ve buna rağmen gerçekleşmesi ile ayrılır; bu tür taksirde ceza artırımı uygulanır.
Kusur
Failin taksirli fiili nedeniyle kendisine yüklenebilecek sorumluluğun derecesidir. Taksirli suçta cezanın belirlenmesinde esas alınan ölçüttür ve hâkim tarafından normatif değerlendirmeyle saptanır; matematiksel olarak hesaplanamaz.
Münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu nedeniyle mağduriyet
Taksirli hareketin neticesinin, yalnızca failin kişisel ve ailevi koşulları bakımından, artık ceza verilmesini gereksiz kılacak ağırlıkta bir mağduriyete yol açmasıdır. Mağduriyet, fiilin sonuçlarından doğrudan etkilenmeyi ifade eder ve somut olaya göre hâkim tarafından takdir edilir.

Taksir: hangi şartlar aranır?

  • Fiilin kanunda açıkça taksirle cezalandırılmasının öngörülmüş olması gerekir (22/1); aksi halde taksirle işlenen fiil cezalandırılamaz.
  • Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması gerekir; bu yükümlülük objektif esasa göre belirlenir (22/2).
  • Kanuni tanımdaki neticenin failce öngörülmemiş olması ve bu neticenin gerçekleşmiş bulunması gerekir (22/2).
  • Bilinçli taksir bakımından failin neticeyi öngörmüş ancak istememiş olması ve neticenin meydana gelmiş olması gerekir (22/3).
  • Taksirli suçta cezanın, failin kusuru göz önünde tutularak hâkimce belirlenmesi gerekir (22/4).
  • Birden fazla failin bulunduğu hallerde her failin kendi kusurunun ayrı ayrı saptanmış olması gerekir (22/5).
  • Kişisel ve ailevi durum nedeniyle cezanın gereksizliği için netice ile failin mağduriyeti arasında münhasır bir bağ bulunması ve mağduriyetin cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak ağırlıkta olması gerekir (22/6).
  • Bilinçli taksirin varlığı halinde temel ceza üçte birden yarısına kadar artırılır (22/3); aynı fıkranın yukarıda belirtilen mağduriyet hali için ise bu cezanın yarıdan altıda bire kadar indirilebileceği hüküm altına alınmıştır (22/6).

Taksir: hangi sonuçları doğurur?

  • Kanunda açıkça taksirle cezalandırılması öngörülmemiş bir fiil taksirle işlendiğinde cezasız kalır (22/1).
  • Taksirli suçta ceza, kanunda o suç için öngörülen alt ve üst sınır arasında, failin kusuruna göre belirlenir (22/4).
  • Birden fazla failin taksirle işlediği suçta her fail kendi kusuru oranında ayrı ayrı cezalandırılır (22/5).
  • Bilinçli taksir varsa taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır (22/3).
  • Taksirli hareket sonucu münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından cezanın gereksiz kılınacak ağırlıkta mağduriyet doğmuşsa ceza verilmez (22/6).
  • Bilinçli taksir halinde 22/6 koşulları varsa ceza verilir, ancak yarıdan altıda bire kadar indirilebilir (22/6).
  • Bilinçsiz taksirde 22/6 koşullarının gerçekleşmesi halinde hâkim cezasızlık kararı verir; hâkimin bu konudaki takdiri, koşul gerçekleştiğinde ceza hükmetmesini engeller.

Bilinçsiz taksir ile bilinçli taksir arasındaki fark nedir?

Bilinçsiz taksirde fail neticeyi öngörmez; yalnızca dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık vardır.

Bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmüş, ancak istememiştir ve buna rağmen netice gerçekleşmiştir.

Bilinçli taksirde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır (22/3); bilinçsiz taksirde böyle bir artırım yoktur.

Taksirle işlenen fiil ile kasten işlenen fiil arasındaki fark nedir?

Taksirle işlenen fiil, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

Kasten işlenen suçlar kural olarak cezalandırılır ve kanuni tanımda taksir aranmaz.

Taksirle işlenen bir fiilin cezalandırılması için kanunda açık hüküm bulunması gerekir; bulunmayan hallerde fiil cezasız kalır (22/1).

Kusura göre ceza ile kusur hesabının matematiksel yöntemi arasındaki fark nedir?

Taksirli suçta ceza, failin kusuruna göre hâkimce belirlenir ve kusur normatif değerlendirmeyle saptanır (22/4).

Eski 765 sayılı TCK'nın 455 ve 459. maddelerindeki sekizde bire kadar indirim, kusurun 8 üzerinden hesaplanmasını gerektiriyordu.

Yeni düzenlemede kusurun matematiksel hesabına dayalı indirim yapılmaz; cezanın alt ve üst sınırı arasında kusurun ağırlığına göre karar verilir.

Birden fazla fail ile tek fail arasındaki fark nedir?

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçta her fail kendi kusurundan sorumludur.

Tek failli taksirli suçta kusur yalnızca tek bir kişi bakımından değerlendirilir.

Her failin cezası kendi kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir (22/5); mağdurun kusuru da failin kusurunun hafifletilmesinde değerlendirilebilir.

Cezasızlık ile cezanın indirilmesi (mağduriyet hali) arasındaki fark nedir?

Bilinçsiz taksirde, mağduriyet koşulları gerçekleşirse fail hakkında ceza verilmez.

Bilinçli taksirde aynı koşullar varsa ceza verilir, ancak yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.

Bilinçsiz taksirde cezasızlık, bilinçli taksirde ceza indirimi sonucu doğar (22/6).

Taksirli suç ile bilinçli taksir ile olası kast arasındaki fark nedir?

Bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmüş ve istememiştir.

Olası kastta fail neticeyi öngörmüş ve kabullenmiştir.

Bilinçli taksir hâlinde ceza artırılır; olası kast hâlinde fail kasten sorumlu tutulur. Bu iki kavram aynı sonuca bağlanmamalıdır.

Taksir: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Taksirli suçta cezayı matematiksel kusur oranı (örneğin 8 üzerinden hesap) ile belirlemek; bu yöntem 765 sayılı Kanun'a aittir ve yürürlükte değildir.
  • Kusurun belirlenmesini bilirkişiye bırakmak; bilirkişi yalnızca işin teknik yönünü inceleyebilir, kusurluluğa karar veremez.
  • Bilinçli taksirle olası kastı aynı kavram gibi değerlendirmek; olası kastta kasten sorumluluk doğar, bilinçli taksirde ise taksirli suça ilişkin ceza artırılır.
  • 22/6 uyarınca cezasızlık ve indirimi, netice ile fail arasındaki bağ münhasıran failin kişisel ve ailevi durumuna dayanmadığında uygulamak.
  • Bilinçli taksirde artırım yapılmadan temel cezayı belirlemek; 22/3 gereğince artırım zorunludur.
  • Birden fazla failin bulunduğu olayda her failin cezasını ortak bir kusur üzerinden tek bir oranla belirlemek; 22/5 her failin kendi kusuruna göre ayrı ceza verilmesini zorunlu kılar.
  • Kanunda açıkça öngörülmemiş bir fiili taksirle cezalandırmak; 22/1 uyarınca bu fiil cezasızdır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargıtay, taksirli suçlarda temel cezanın alt sınırdan çok fazla uzaklaşılarak belirlenmesini hukuka aykırı bulmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2009/189 E., 2009/220 K., 06.10.2009)
  • Ceza Genel Kurulu, kusurun ağır olduğu hallerde üst sınıra yakın, hafif olduğu hallerde alt sınıra yakın ceza takdirini esas almakta; ancak bunun tek başına belirleyici olmadığını, orantılılık ilkesinin de gözetilmesi gerektiğini kabul etmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2010/196 E., 2010/228 K., 23.11.2010)
  • Bilinçli taksirin varlığı kabul edilmediğinde temel cezanın 22/3 uyarınca artırılmaması bozma nedeni sayılmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2009/189 E., 2009/220 K., 06.10.2009)
  • Bilinçli taksirle öldürme hükümlerinde 22/3 ile birlikte 85/2 ve 62. maddelerinin birlikte uygulandığı görülmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2008/43 E., 2008/62 K., 25.03.2008; Ceza Genel Kurulu, 2011/54 E., 2011/120 K., 07.06.2011)
  • Birden fazla kişinin ölümüne neden olunan taksirli suçta 22/4 yollamasıyla 85/2 uygulanmakta ve cezaya bu çerçevede hükmedilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2008/85 E., 2008/91 K., 29.04.2008)
  • Bilinçli taksir, Ceza Genel Kurulu tarafından basit taksirden ayrı bir kusur türü olarak değerlendirilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2018/135 E., 2020/317 K., 25.06.2020)

Nasıl ispat edilir?

  • Taksirli suçtan yargılanan failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığını ileri süren taraf, bu aykırılığı ve nedensellik bağını ispatlamakla yükümlüdür; bu konuda bilirkişi incelemesi teknik konularla sınırlı tutulur.
  • Failin neticeyi öngörüp öngörmediği ve bilinçli taksirin varlığı, olayın koşullarından ve failin davranışından çıkarılan dolaylı delillerle değerlendirilir; yazılı belge tek başına belirleyici olmayabilir.
  • Mağdurun kusurunun varlığını ileri süren fail veya savunma, bu kusuru ispatlamakla yükümlüdür; kusur oranı yalnızca hâkimin normatif değerlendirmesiyle belirlenir.
  • 22/6 kapsamındaki münhasıran kişisel ve ailevi durum mağduriyetini ileri süren fail, bu durumu belgelerle ispatlamakla yükümlüdür.
  • Bilinçli taksirin varlığını iddia eden taraf, failin neticeyi öngörmüş olduğunu gösteren delilleri sunmak zorundadır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.85: Taksirle öldürme suçunu düzenler; 22. maddenin genel taksir ve kusur ölçütleri bu suç bakımından uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.61: Temel cezanın belirlenmesinde failin kusurunun ağırlığının göz önünde bulundurulmasını düzenler; 22/4 ile birlikte kusura göre ceza tayinini tamamlar.
  • 5237 sayılı Kanun m.171: Taksirle tehlikeye sokma suçunu düzenler; bu suçta netice yerine tehlike gözetilir ve 22/6'nın uygulanması mümkündür.
  • 5237 sayılı Kanun m.62: Cezada takdiri indirim nedenlerini düzenler; 22/6'daki indirimin ardından uygulanabilecek genel indirim düzenlemesidir.

TCK m.23 — Netice sebebiyle ağırlaşmış suç

Bu madde, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşması hâlinde (netice sebebiyle ağırlaşmış suç) failin o netice bakımından sorumluluğunun hangi kusur derecesine bağlı olduğunu düzenler; temel olarak en azından taksirin aranmasını öngörür ve böylece objektif sorumluluğu engeller. Madde, temel suçu kasten işleyen ve kastedilenden ağır ya da başka bir netice doğuran her fail bakımından uygulanır. Madde, hangi suçların netice sebebiyle ağırlaşmış suç olarak düzenlendiğini belirlemez; bu tür suçların özel hükümlerde açıkça öngörülmesi gerekir. Hareket ile netice arasındaki nedensellik bağının ve hedefte sapma gibi hâllerin değerlendirilmesi de maddenin kendi düzenlemesi dışındadır (m.21 ve m.22 ile ilgili genel ilkeler). Kusur türlerinin tanımı (kast ve taksir) ile bu sorumluluğun zamanaşımı gibi usul yönleri de bu maddenin kapsamı dışında kalır.

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç: hangi kavramlar bilinmeli?

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
Temel suçun kasten işlenmesi sonucunda, failin kastettiğinden daha ağır veya başka bir neticenin ortaya çıkmasıyla oluşan ve daha ağır cezayı gerektiren suç türüdür. Bu tür suçların bağımsız bir tipi değil, temel suç ile ağır neticenin bir arada değerlendirilmesidir.
Kastedilenden daha ağır netice
Failin temel suç bakımından istediği neticeden daha ağır bir sonucun, örneğin yaralama sonucunda ölümün gerçekleşmesi hâlidir. Ağır neticenin failin kastı kapsamına girmediği hâllerde bu madde devreye girer.
Başka netice
Kastedilenden ağır olmayan ancak farklı nitelikte bir sonucun, temel suçun icrası sırasında ortaya çıkmasıdır. Bu sonucun türü temel suçtan farklı olabilir.
En azından taksir
Ağır veya başka netice bakımından failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olmasıdır. Bilinçli veya bilinçsiz taksir bu koşulu karşılar; netice bakımından olası kast ya da kastın varlığı ayrıca aranmaz, ancak bu hâllerde ayrı bir suç tipi uygulanabilir.
Kast-taksir kombinasyonu
Temel suçun kasten, ağır neticenin ise taksirle gerçekleştiği karma kusur yapısıdır. Maddenin asıl uygulama alanı budur.

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç: hangi şartlar aranır?

  • Temel suç tipinin kasten işlenmiş olması gerekir; temel suçun tüm objektif ve sübjektif unsurları gerçekleşmelidir.
  • Temel suç ile ağır veya başka netice arasında nedensellik bağı bulunmalıdır; netice fiilin sonucu olmalıdır.
  • Ağır veya başka netice, temel suç tipinin tehlikesinden doğmuş olmalı ve temel suçun korumak istediği hukuki değerle örtüşmelidir.
  • Failin ağır veya başka netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir; bu koşul aranmadan sorumluluk doğmaz.
  • Ağır netice bakımından failin olası kastla veya kasten hareket etmiş olması hâlinde bu madde uygulanmaz, bu durumda netice doğrudan kasıtlı suç olarak değerlendirilir.
  • Kanunda ilgili suç için netice sebebiyle ağırlaşmış hâlin açıkça düzenlenmiş olması gerekir; genel olarak her suç bakımından bu madde uygulanamaz.
  • Temel suç ile ağır netice aynı mağdur üzerinde gerçekleşmiş olmalıdır.

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç: hangi sonuçları doğurur?

  • Kastedilenden daha ağır veya başka netice, failin en azından taksiri varsa, netice sebebiyle ağırlaşmış suç hükümleri uygulanır ve fail bu netice bakımından sorumlu tutulur.
  • Failin ağır netice bakımından taksiri yoksa, yani öngörülemeyen ve özen yükümlülüğüne aykırılık bulunmayan bir netice gerçekleşmişse, fail bu netice bakımından sorumlu tutulamaz; yalnızca temel suçtan sorumlu olur.
  • Ağır netice bakımından fail olası kastla veya kasten hareket etmişse, bu madde değil ilgili kasıtlı suç hükümleri uygulanır.
  • Netice ile temel suç arasında nedensellik bağı yoksa ağır netice failin fiiline yüklenemez.
  • Madde, netice sebebiyle ağırlaşmış suçların kusura dayalı sorumluluk ilkesiyle uyumlu olmasını sağlar ve kusursuz sorumluluğu engeller.
  • Madde hükmü emredicidir; ağır netice bakımından kusur aranmasına aykırı uygulama yapılamaz.

Kast-taksir ile kast-kast kombinasyonu arasındaki fark nedir?

Temel suç kasten, ağır netice taksirle gerçekleşmişse madde uygulanır ve netice sebebiyle ağırlaşmış suç doğar.

Ağır netice bakımından fail kasten hareket etmişse netice doğrudan kasıtlı suç olarak değerlendirilir ve madde uygulanmaz.

Kast-taksir hâlinde ağırlaştırılmış ceza uygulanır; kast-kast hâlinde ayrı bir kasıtlı suç tipi ve ona göre ceza söz konusu olur.

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç ile taksirle öldürme (TCK m.85/2) arasındaki fark nedir?

Netice sebebiyle ağırlaşmış suçta temel suç kasten işlenir ve ağır netice taksirle gerçekleşir.

Taksirle öldürmede temel fiil baştan taksirle işlenir.

Taksirle öldürme, netice sebebiyle ağırlaşmış suç değil taksirle öldürmenin nitelikli hâli olarak kabul edilmektedir; bu nedenle m.23 bu suça doğrudan uygulanmaz.

Madde 23 uygulanan hâl ile objektif sorumluluk (eski 765 sayılı TCK) arasındaki fark nedir?

5237 sayılı Kanun döneminde ağır netice için en azından taksir aranır.

765 sayılı Kanunda, failin öngörmediği ağır neticeden nedensellik bağı yeterli görülerek sorumluluk doğardı.

Bugün ağır netice için kusur aranır; kusursuz sorumluluk yoktur.

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Ağır neticeden nedensellik bağının varlığını yeterli saymak; oysa m.23 uyarınca ağır netice bakımından en azından taksir de aranır.
  • Taksirle öldürme suçunu (m.85/2) netice sebebiyle ağırlaşmış suç gibi değerlendirmek; bu suç nitelikli taksir hâlidir ve m.23 doğrudan uygulanmaz.
  • Ağır netice bakımından fail olası kastla hareket etmişse m.23 uygulamak; bu durumda doğrudan kasıtlı suç hükmü uygulanmalıdır.
  • Hedefte sapma olduğunda ağır neticeyi farklı kişi üzerinde gerçekleşmiş saymak ve m.23'ü uygulamamak; aynı kişi üzerinde ağır netice gerçekleştiği sürece uygulama devam eder.
  • Her suç bakımından m.23'ü kendiliğinden uygulamak; uygulama yalnızca kanunda netice sebebiyle ağırlaşmış hâlin açıkça düzenlendiği suçlarla sınırlıdır.
  • Ağır neticenin öngörülebilir olmasını yeterli görüp özen yükümlülüğüne aykırılığı aramamak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Netice sebebiyle ağırlaşmış suçta ağır neticenin failin en azından taksiri ile gerçekleşip gerçekleşmediğinin somut olayın özelliklerinden araştırılması gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2019/208 E., 2022/492 K., 28.06.2022)
  • 5237 sayılı Kanunun m.23 hükmünün, eski Kanun döneminde kabul edilen kusursuz sorumluluğun yerine kusura dayalı sorumluluğu getirdiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2012/407 E., 2012/262 K., 03.07.2012; Ceza Genel Kurulu, 2011/151 E., 2011/290 K., 27.12.2011; Ceza Genel Kurulu, 2009/209 E., 2010/29 K., 16.02.2010)
  • Ağır neticenin kasten yaralama hâlinde yaralanan kişinin ölümü olması durumunda, hedefte sapma olsa dahi aynı kişi üzerinde ağır netice gerçekleştiği sürece m.23 hükmünün uygulandığı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2008/197 E., 2009/93 K., 14.04.2009)
  • Temel suç ile ağır neticenin aynı mağdur üzerinde gerçekleşmesi gerektiği; farklı kişi üzerinde gerçekleşen neticede m.23'ün uygulanmayacağı kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2012/941 E., 2012/1780 K., 18.09.2012)

Nasıl ispat edilir?

  • Ağır netice bakımından taksirin varlığını ileri süren taraf, yani iddia makamı, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını ispatlamakla yükümlüdür.
  • Taksirin ispatında bilirkişi raporu, olay yeri tespiti, tanık beyanları ve tıbbi raporlar kullanılır; ağır neticenin öngörülebilirliği somut olayın koşullarından değerlendirilir.
  • Failin ağır neticeyi olası kastla öngördüğünü ileri süren taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür; ispat edilemezse taksir hükümleri uygulanır.
  • Temel suç ile ağır netice arasındaki nedensellik bağı ve ağır neticenin temel suçun tehlikesinden doğduğu, iddia makamınca ispatlanmalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.85: Taksirle öldürme suçunu düzenler; m.23'ün kapsamı dışında, nitelikli taksirle öldürme olarak değerlendirilir.
  • 5237 sayılı Kanun m.87: Kasten yaralamanın netice sebebiyle ağırlaşmış hâllerini düzenler; m.23 bu hükümlerin uygulanmasında kusur koşulunu belirler.
  • 5237 sayılı Kanun m.86: Kasten yaralama suçunu düzenler; netice sebebiyle ağırlaşmış hâllerin temel suçudur.
  • 5237 sayılı Kanun m.99: Çocuk düşürtme suçunu düzenler; m.23 ile birlikte ağır netice bakımından taksir aranır.

TCK m.24 — Kanunun hükmü ve amirin emri

Madde, hukuka aykırı ancak bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesinin ceza sorumluluğuna etkisini; emrin konusu suç teşkil ettiğinde yerine getirenin ve emri verenin sorumluluğunu; emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanunla engellendiği hallerde sorumluluğun emri verene geçmesini düzenler. Maddenin ikinci fıkrası emri yerine getirenin sorumsuzluğunu, üçüncü ve dördüncü fıkraları ise sorumluluğun kimde toplanacağını belirler. Kanunun hükmünü yerine getirmeyi (m.24/1) ve hukuka uygunluk nedenlerini düzenlemez (m.24/1 ve m.25-26 ile ilgili yerler). Hukuka uygunluk sebebi değil, kusurluluğu etkileyen bir hal olduğu için, zorunluluk hali (m.25/2), cebir ve tehdit (m.28), yaş küçüklüğü (m.31) ve geçici nedenler (m.34) bu maddede aranmaz. Emrin verilme usulü, yetki ve görev ilişkisinin ayrıntıları ile kamu görevlilerinin hiyerarşik sorumluluğunun Anayasa düzeyindeki dayanağı bu maddenin kapsamı dışındadır.

Kanunun hükmü ve amirin emri: hangi kavramlar bilinmeli?

Yetkili merci
Emri verme yetkisine sahip, hiyerarşik olarak emri veren konumundaki kamu makamı ya da amirdir. Yetkisiz bir kişinin verdiği emir bu maddenin koruması kapsamında değerlendirilmez.
Görev gereği zorunlu emir
Emrin yerine getirilmesinin, emri uygulayanın görevinin gereği olması ve bu görev bakımından yerine getirilmesinin zorunlu bulunmasıdır. Emir yerine getirilmemesi halinde görevin ihmali söz konusu olacak nitelikte olmalıdır.
Konusu suç teşkil eden emir
Emrin içeriğinin bizzat bir suçun işlenmesini oluşturmasıdır. Emrin hukuka aykırı olması tek başına bu niteliği taşımaz; ceza kanununda suç olarak tanımlanmış bir fiil gerekir.
Hukuka aykırı ve bağlayıcı emir
Hukuka aykırı olmakla birlikte emri uygulayan açısından bağlayıcı olan emirdir. Bu niteliği taşıyan emri yerine getiren, madde uyarınca sorumlu olmaz; emrin hukuka uygun hale geldiği anlamına gelmez.
Hukuka uygunluğun denetlenmesinin engellenmesi
Kanunun, emri alan kişinin emrin hukuka uygunluğunu denetlemesini yasaklamasıdır. Bu durumda emrin hukuka aykırılığının bedeli emri verene yüklenir.

Kanunun hükmü ve amirin emri: hangi şartlar aranır?

  • Emrin yetkili bir merciden verilmiş olması gerekir (m.24/2).
  • Emrin yerine getirilmesinin görev gereği zorunlu olması gerekir; emir uygulayanın görevi bakımından yerine getirilmesi beklenmelidir (m.24/2).
  • Emir hukuka aykırı olsa bile, sorumsuzluk için emrin bağlayıcı olması yeterlidir; emrin hukuka uygun olması ayrıca aranmaz (m.24/2).
  • Emrin konusu suç teşkil etmemelidir; suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez (m.24/3).
  • Emrin hukuka uygunluk denetiminin kanunla engellenmemiş olması gerekir; denetim engeli varsa yerine getiren sorumsuz kalır ve sorumluluk emri verene geçer (m.24/4).

Kanunun hükmü ve amirin emri: hangi sonuçları doğurur?

  • Yetkili merciden verilmiş, görev gereği zorunlu ve hukuka aykırı olsa da bağlayıcı bir emri yerine getiren kişi sorumlu olmaz (m.24/2).
  • Hukuka aykırılığına rağmen emri yerine getiren, emrin bağlayıcılığı sayesinde cezalandırılmaz; ancak bu durum emrin hukuka uygun hale geldiği anlamına gelmez.
  • Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez (m.24/3).
  • Suç teşkil eden emri yerine getiren kişi, emri veren ile birlikte sorumlu olur (m.24/3).
  • Emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanunla engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden doğan sorumluluk emri verene aittir (m.24/4).

Hukuka aykırı ama bağlayıcı emir ile konusu suç teşkil eden emir arasındaki fark nedir?

Emir hukuka aykırıdır, ancak suç teşkil etmez ve yetkili merciden görev gereği verilmiştir. Bağlayıcılık vardır.

Emrin konusu bizzat bir suçun işlenmesidir. Emir hukuka aykırılık derecesinde kalmaz, suç niteliği taşır.

Birinci halde emri yerine getiren sorumsuz olur (m.24/2). İkinci halde emir hiçbir surette yerine getirilemez ve yerine getiren ile emri veren birlikte sorumlu olur (m.24/3).

Emrin denetimi mümkün ile denetimi kanunla engellenmiş emir arasındaki fark nedir?

Emrin hukuka uygunluğu denetlenebilmektedir. Emri alan bu denetimi yapabilir ve hukuka aykırılığı ileri sürebilir.

Kanun, emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesini engellemiştir. Emri alan bu denetimi yapamaz.

Denetim engeli varsa, emrin yerine getirilmesinden doğan sorumluluk emri verene aittir (m.24/4). Emri yerine getiren, madde 24/2 kapsamında sorumsuz kalabilir.

Emri yerine getirenin sorumsuzluğu ile sorumluluğu arasındaki fark nedir?

Emir yetkili merciden verilmiş, görev gereği zorunlu ve suç teşkil etmeyen bir emirdir.

Emir suç teşkil eden bir emirdir ya da denetimi engellenmiş bir emirdir.

Birinci halde emri yerine getiren sorumlu olmaz. İkinci halde yerine getiren sorumludur (m.24/3) ya da sorumluluk emri verene geçer (m.24/4).

Kanunun hükmü ve amirin emri: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Hukuka aykırı emri hukuka uygun saymak; emrin bağlayıcılığını hukuka uygunluk ile karıştırmak. Oysa madde sorumsuzluk sağlar, emri hukuka uygun hale getirmez.
  • Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1) ile bağlayıcı emri yerine getirme (m.24/2) hallerini birbirine karıştırmak.
  • Konusu suç teşkil eden emri, yetkili merciden verilmiş olması nedeniyle sorumsuzluk gerekçesi saymak; m.24/3 kesin olarak yerine getirilmeyi yasaklar.
  • Denetimi engellenmiş emir durumunda sorumluluğu yerine getirene yüklemek; m.24/4 gereği sorumluluk emri verene geçer.
  • Zorunluluk hali (m.25) veya cebir ve tehdit (m.28) gibi başka kusurluluk nedenlerini bu maddeye dayandırmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesinin kanun tarafından izin verilmediği ve emri yerine getiren ile emri verenin birlikte sorumlu tutulduğu kabul edilmektedir. (Genel Kurul, 2023/16452 E., 18.09.2025; Ceza Genel Kurulu, 2020/402 E., 2022/670 K., 26.10.2022)
  • Askeri hizmete ilişkin emrin suç teşkil etmesi halinde bu suçun işlenmesinden emri verenin sorumlu olduğu kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2019/575 E., 2021/587 K., 25.11.2021)
  • Meşru savunma kapsamında sınırın kast olmaksızın aşılması durumunda, eylemin kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1) ve meşru savunma sınırı (m.27/1) hükümleri birlikte değerlendirilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2023/360 E., 2024/157 K., 03.04.2024)
  • Hukuka uygunluk nedeni bulunup bulunmadığının, dosyada 24, 25 veya 26. maddelerde düzenlenen hukuka uygunluk nedenlerinden birinin mevcut olup olmadığına bakılarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2019/658 E., 2023/449 K., 20.09.2023)

Nasıl ispat edilir?

  • Emri yerine getiren kişinin sorumsuzluğunu ileri süren taraf, emrin yetkili bir merciden verildiğini, görev gereği zorunlu olduğunu ve konusunun suç teşkil etmediğini ispatlamalıdır; emrin yazılı olması ispatı kolaylaştırır.
  • Emrin varlığı ve içeriği yazılı belge, yazışma, tutanak ya da tanık beyanı ile ortaya konulabilir; yazılı emir bulunması halinde yazılı delil öncelikli değerlendirilir.
  • Emrin suç teşkil ettiğini ileri süren taraf, bunu ceza kanunundaki ilgili suç tanımı ile ispatlamalıdır; emrin içeriği bu niteliği taşıyorsa sorumsuzluk savunması işlemez.
  • Emrin hukuka uygunluk denetiminin kanunla engellendiğini iddia eden taraf, ilgili kanun hükmünü göstermelidir (m.24/4).
  • Emri veren, emrin yetkili merciden verildiğini ve bağlayıcı olduğunu ispat etmekle yükümlüdür; aksi halde sorumluluk emri verene yönelir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.24/1: Kanunun hükmünü yerine getirme hukuka uygunluk nedenidir. Ancak bu madde (m.24/2-4) hukuka aykırı ama bağlayıcı emirleri düzenler; iki hal birbirinden ayrılmalıdır.
  • 5237 sayılı Kanun m.25: Zorunluluk hali, emri yerine getiren kişinin irade yeteneğinin etkilenmesi bakımından ayrı bir kusurluluk nedeni olarak düzenlenmiştir; bu madde ile karıştırılmamalıdır.
  • 5237 sayılı Kanun m.27: Meşru savunma ile sınırın aşılması hali, bu maddeden ayrı bir hukuka uygunluk ve kusurluluk rejimine tabidir.
  • 5237 sayılı Kanun m.20: Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereği, emri veren ile yerine getiren arasındaki sorumluluk paylaşımı her kişinin kendi fiili üzerinden belirlenir.
  • 1982 Anayasası m.137: Maddenin üçüncü fıkrasıyla paralel olarak, konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesine izin verilmeyeceği ve hukuka aykırı emrin bildirilmesi yükümlülüğü Anayasada düzenlenmiştir.

TCK m.25 — Meşru savunma ve zorunluluk hali

5237 sayılı Kanun'un 25. maddesinin ikinci fıkrası, yani zorunluluk hâlinde işlenen fiillerden dolayı ceza verilmemesini düzenler. Hükmün, kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak için fiil işlemesi durumunda uygulandığı kabul edilir. Maddenin birinci fıkrasındaki meşru savunmayı, amirin emrine uymayı, zorunluluk hâlinin hukuki niteliğinin tartışılmasını ve tazminat sorumluluğunu düzenlemez; meşru savunma m.25/1'de, amirin emri m.24/2'de, zorunluluk hâlinde tazminat ise Borçlar Kanunu'nda yer alır. Tehlikeye bilerek neden olunmasının sonuçları ve sınırın aşılması hâli de bu maddenin kendi metninde ayrıca düzenlenmemiştir.

Meşru savunma ve zorunluluk hali: hangi kavramlar bilinmeli?

Zorunluluk hâli
Kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak ya da başkasını kurtarmak için, başka çaresi bulunmadan bir fiil işlemek zorunda kalmasıdır. Tehlikenin kaynağı saldırgan bir insan olmak zorunda değildir; hayvan veya doğa olayı da olabilir.
Muhakkak tehlike
Henüz gerçekleşmemiş olsa bile yakın zamanda gerçekleşeceği kesin olan tehlikedir. Tehlikenin ağır olması, zararın büyüklüğü ve geri dönülmezliği ile değerlendirilir.
Orantı
Tehlikenin ağırlığı ile kurtarma için seçilen konu (korunan değer) ve kullanılan vasıta arasında bulunması gereken dengedir. Korunan değerin, feda edilen değere göre önemli ölçüde üstün olması aranır.
Başka suretle korunma olanağı
Tehlikeden suç teşkil eden fiile başvurmadan kurtulmanın mümkün olmamasıdır. Hukuka uygun başka bir kurtarma yolu varsa zorunluluk hâli oluşmaz.

Meşru savunma ve zorunluluk hali: hangi şartlar aranır?

  • Kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelik tehlikenin bulunması gerekir.
  • Tehlikenin ağır ve muhakkak olması gerekir.
  • Failin tehlikeye bilerek neden olmamış olması gerekir.
  • Tehlikeden suç teşkil eden bir fiil işlemeden kurtulmanın başka suretle olanaklı bulunmaması gerekir.
  • Tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmalıdır.
  • Fiilin tehlikeyi gidermek zorunluluğuyla işlenmiş olması gerekir; bu zorunluluk olmadan işlenen fiil bu hükmün kapsamı dışında kalır.

Meşru savunma ve zorunluluk hali: hangi sonuçları doğurur?

  • Zorunluluk hâlinin koşulları gerçekleşirse fail hakkında ceza verilmez.
  • Koşullardan biri, özellikle bilerek neden olmama veya başka suretle korunma olanağının bulunmaması gerçekleşmezse ceza verilmesi yolu açık kalır.
  • Tehlikenin ağırlığı ile kullanılan araç veya korunan konu arasında orantı bulunmazsa madde uygulanamaz ve fail hakkında ceza hükmü kurulabilir.
  • Hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilen zorunluluk hâlinde fiil hukuka uygun hâle gelir; bu fiile iştirak edilemez.
  • Mazeret nedeni olarak kabul edilen zorunluluk hâlinde fiil hukuka aykırı kalır; iştirak mümkündür ve ceza indirimi yoluna gidilebilir.
  • Zorunluluk hâlinde zarar gören üçüncü kişinin zararı, tazminat hükümleri çerçevesinde giderilebilir (Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır).

Zorunluluk hâli ile meşru savunma arasındaki fark nedir?

Zorunluluk hâlinde kaynak bir saldırı değil bir tehlikedir; tehlike insan, hayvan veya doğa olayından gelebilir.

Meşru savunmada ise haksız bir saldırı bulunur ve saldırı insan davranışından kaynaklanır (m.25/1).

Zorunluluk hâlinde korunan kişiye karşı meşru savunma kabul edilmez; ayrıca zorunluluk hâlinde zarar gören üçüncü kişi, tehlikeyle ilgisi olmasa da zararının giderilmesini isteyebilir.

Bilerek neden olma ile bilerek neden olmama arasındaki fark nedir?

Failin tehlikeye bilerek neden olmadığı hâlde zorunluluk hâlinden yararlanması mümkündür.

Failin tehlikeyi kendi bilinçli davranışıyla yaratması hâlinde bu koşul gerçekleşmez.

Bilerek neden olunmuşsa fail bu hükümden yararlanamaz; basit taksirle neden olunmasının da bu koşulu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı tartışmalıdır.

Meşru savunma ve zorunluluk hali: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Zorunluluk hâli ile meşru savunmayı karıştırmak; zorunluluk hâlinde bir saldırıdan değil tehlikeden söz edildiğini gözden kaçırmak.
  • Tehlikenin muhakkak olması koşulunu yalnız gerçekleşmiş tehlike olarak anlamak; muhakkak tehlike yakın gelecekte kesin gerçekleşecek olan tehlikedir.
  • Orantı koşulunu yalnız fiilin ağırlığına bakarak değerlendirmek; orantı tehlikenin ağırlığı, konu ve kullanılan vasıta birlikte ele alınarak kurulur.
  • Failin tehlikeye bilerek neden olmadığı koşulunu hiç araştırmadan hükmü uygulamak.
  • Zorunluluk hâlinde kurtarılan kişinin hakkına değil, failin hakkına ağırlık vermek ya da tersini yapmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargıtay, sınırın aşılmasının ruhsal etkilenmeyle açıklanması hâlinde failin cezalandırılmayacağını kabul etmektedir; bu konuda Genel Kurul kararı bulunmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2011/436 E., 2012/190 K., 08.05.2012)
  • Yargıtay, meşru savunma sınırının aşılmasını kusurluluğu azaltan ya da kaldıran bir neden olarak değerlendirmekte; ceza sorumluluğunu bu ayrım üzerinden belirlemektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2024/441 E., 2025/575 K., 10.12.2025)

Nasıl ispat edilir?

  • Zorunluluk hâlinin varlığını iddia eden fail, tehlikenin ağır ve muhakkak olduğunu, başka çare bulunmadığını ispatlamakla yükümlüdür.
  • Tehlikenin varlığı ve ağırlığı, tanık, bilirkişi raporu ve olay yeri tespiti gibi delillerle ispatlanır.
  • Failin tehlikeye bilerek neden olmadığını ispat yükü, bu koşulun gerçekleştiğini ileri süren tarafa, yani faile aittir; savcılık aksini ispatlarsa koşul ortadan kalkar.
  • Fiilin tehlikeyle orantılı olduğu, kullanılan vasıta ve korunan değerin karşılaştırılmasıyla değerlendirilir ve bu değerlendirme yazılı belgeler ve bilirkişi incelemesiyle yapılır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 m.25/1: Meşru savunmayı düzenler; zorunluluk hâli ile savunma arasındaki ayrımı belirlemek için karşılaştırma yapılır. Haksız saldırının varlığı m.25/1'e, tehlikenin varlığı m.25/2'ye bağlıdır.
  • 5237 m.24/2: Amirin emrine uyan kişinin sorumluluğunu düzenler; zorunluluk hâlinden ayrı bir hukuka uygunluk ya da kusurluluk sebebidir.
  • 5237 sayılı Kanun: Hukuka uygunluk ve kusurluluğu kaldıran nedenlerin sistematiği bu kanunun genel hükümlerinden çıkar.

TCK m.26 — Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

5237 sayılı Kanun'un 26. maddesi, hukuka uygunluk nedenlerinden hakkın kullanılmasını (1. fıkra) ve ilgilinin rızasını (2. fıkra) düzenler. Hakkın kullanılmasında hakkın kaynağı ve sınırları, rızada ise rızanın konusu ve açıklanma biçimi ele alınır. Madde, hukuka uygunluk nedeni bulunan her fiil bakımından, fail ve mağdur ilişkisinde uygulanır. Madde, rızanın tipikliği kaldırdığı hâlleri (ör. tipe ilişkin rıza unsurları) düzenlemez; bunlar suç tanımlarının kendisinde aranır. Meşru müdafaa ile zorunluluk halini (m.25) ve cebir ya da tehdit altında işlenen fiilleri (m.28 ve devamı) düzenlemez. Cezanın belirlenmesi, indirim ve sorumluluğun kaldırılması veya azaltılması konuları da bu maddede yer almaz.

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası: hangi kavramlar bilinmeli?

Hakkın kullanılması
Hukuk düzeninin kişiye tanıdığı bir hakkın, bu hakkın sınırları içinde kullanılmasıdır. Hakkın kaynağı kanun, yönetmelik, yargı kararı, idari işlem, örf ve âdet hukuku ya da hukuken tanınmış bir mesleğin icrası olabilir.
Sübjektif hak
Hukuk düzeninin korumasından yararlanmanın sahibinin iradesine bırakıldığı hakkı ifade eder. Hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni olarak ancak böyle bir hakka dayanıldığında söz konusu olur.
İlgilinin rızası
Kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olarak, fiilin işlenmesinden önce veya en geç işlendiği sırada açıkladığı onaydır. Rıza, fiili ceza sorumluluğu bakımından hukuka uygun hale getirir.
Rızaya ehliyet
Rıza açıklayan kişinin, rızanın konusu olan hakkın sahibi olması ve bu hakla ilgili olarak rıza açıklamaya yetkili bulunmasıdır. Hakkın sahibi olmayan kişinin rızası, başkasının hakkı bakımından geçerli sayılmaz.
Mutlak surette tasarruf edebilme
Hakkın sahibinin, o hakkı üçüncü kişilerin veya kamunun yerine kendi iradesiyle serbestçe elden çıkarabilmesi veya üzerinde değişiklik yapabilmesidir. Kamu düzeni ile ilgili haklar bu niteliği taşımaz.
İhkak-ı hak
Kişinin henüz sahip olmadığı bir hakkı kendi yetkisiyle elde etmeye girişmesidir. Bu tür fiiller hakkın kullanılması kapsamında değerlendirilmez.

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası: hangi şartlar aranır?

  • Hakkın kullanılması bakımından, fail hukuk düzeninin tanıdığı bir sübjektif hakka dayanmalıdır; hakkın kaynağı kanun, yönetmelik, yargı kararı, idari işlem, örf ve âdet hukuku veya hukuken düzenlenmiş bir mesleğin icrası olabilir.
  • Hakkın kullanılması bakımından, fiil hakkın sınırları içinde kalmalıdır; sınır aşıldığında hukuka aykırılık ortadan kalkmaz.
  • Hakkın kullanılması bakımından, hak doğrudan kullanılabilir nitelikte olmalıdır; bir mercie başvurarak elde edilecek bir hak bu kapsamda değerlendirilmez.
  • Hakkın kullanılması bakımından, hak failde bizzat bulunmalıdır; henüz sahip olunmayan bir hakkın kendiliğinden elde edilmesi (ihkak-ı hak) hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmez.
  • Rıza bakımından, rızanın konusu kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hak olmalıdır; kamu düzenine ilişkin haklarda rıza hukuka uygunluk sağlamaz.
  • Rıza bakımından, rıza açıklayan kişi rızaya ehil olmalı ve rıza konusu hakkın sahibi bulunmalıdır.
  • Rıza bakımından, rıza fiilin işlenmesinden önce veya en geç işlendiği sırada açıklanmış olmalıdır; açıklama açık veya örtülü olabilir.
  • Rıza bakımından, rıza fiilin açıklanan çerçevesi içinde kalmalıdır; kapsam dışında kalan fiiller hukuka uygun hale gelmez.

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası: hangi sonuçları doğurur?

  • Hakkını kullanan kişiye ceza verilmez; fiil hukuka uygun kabul edilir ve hakkın kullanılmasını oluşturan fiiller hakkında hukuka aykırılık değerlendirmesi yapılmaz.
  • Hakkın kullanılmasında fiil, başkasının zarar görmesine neden olsa bile hukuka uygun sayılır; hukuk düzeni hakkın kullanılmasını üstün tutar.
  • Hakkın sınırları aşılırsa hukuka aykırılık ortadan kalkmaz ve fail hakkında ceza sorumluluğu gündeme gelir.
  • Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olarak açıklanan rıza çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.
  • Kamu düzenine ilişkin bir hakka ilişkin rıza, fiili hukuka uygun hale getirmez ve fail cezalandırılır.
  • Rıza, fiilden sonra açıklanırsa geriye yönelik olarak etki doğurmaz; fiil hukuka aykırı kalır.
  • Rıza açıklamasında ehliyet veya irade sakatlığı (aldatma, cebir, tehdit, hata, şaka niteliği) bulunursa rıza geçerli sayılmaz ve fiil hukuka aykırı kalır.
  • Rıza geri alınabilir; geri alınmadan önceki hareketler hukuka uygun, sonrasındaki hareketler hukuka aykırı kabul edilir.
  • Hukuka uygunluk nedeni olan bir fiil, taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, bu durumda sorumluluk devam eder.

Hakkın kullanılması ile ilgilinin rızası arasındaki fark nedir?

Hakkın kullanılmasında dayanak, failin kendisine tanınmış bir hak veya hukuken tanınmış bir meslek veya görevdir. Mağdurun iradesi aranmaz.

İlgilinin rızasında dayanak, ilgilinin kendi hakkı üzerindeki tasarruf iradesidir. Mağdurun veya ilgilinin açıklanmış bir rızası bulunmalıdır.

Hakkın kullanılmasında hakkın sınırı aşılırsa hukuka aykırılık doğar; rızada ise rızanın kapsamı aşılırsa rıza hükmü uygulanamaz.

Kamu düzenine ilişkin hak ile kişinin mutlak tasarrufunda olan hak arasındaki fark nedir?

Kamu düzenine ilişkin haklarda, kişi hakkı üçüncü kişilerin veya toplumun yerine elden çıkaramaz.

Kişinin mutlak surette tasarruf edebildiği hakta, hak sahibi kendi iradesiyle hakkından vazgeçebilir.

Kamu düzenine ilişkin bir hakta rıza hukuka uygunluk sağlamaz; kişiye ait mutlak tasarruf yetkisi bulunan hakta rıza geçerli hukuka uygunluk nedeni olur.

Rıza ile tipikliği kaldıran rıza: fark nedir?

Hukuka uygunluk nedeni olan rızada, fiil tipe uyar ancak hukuka uygunluk nedeni nedeniyle cezalandırılmaz.

Tipikliği kaldıran rızada, rıza suç tanımının unsurudur ve fiil tipe uymaz.

Tipikliği kaldıran rıza olduğunda madde 26/2 değil suç tanımının kendisi uygulanır; hukuka uygunluk nedeni olan rızada m.26/2 uygulanır.

Rızanın fiilden önce veya işlendiği sırada açıklanması ile fiilden sonra açıklanan rıza arasındaki fark nedir?

Fiilden önce veya en geç işlendiği sırada açıklanan rıza etkilidir.

Fiil tamamlandıktan sonra açıklanan rıza geriye yönelik olarak geçerlilik kazanmaz.

Fiil tamamlandıktan sonra verilen rıza fiili hukuka uygun hale getirmez.

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Hakkın kaynağını yalnızca kanunla sınırlamak; hakkın kanun dışı kamu hukuku, özel hukuk, idari işlem veya örf ve âdet hukukundan da doğabileceğini gözden kaçırmak.
  • Hakkın sınırının aşılmasını hukuka uygunluk sayarak cezasızlık sonucu çıkarmak; sınır aşıldığında hukuka aykırılığın ortadan kalkmayacağını unutmak.
  • Hakkın henüz sahip olunmayan veya bir mercie başvurularak elde edilecek nitelikte olduğu hâlde doğrudan kullanılmış sayılması.
  • Kamu düzenine ilişkin bir hakta mağdurun rızasını yeterli görmek; rızanın yalnızca kişinin mutlak tasarrufundaki haklarda geçerli olduğunu gözden kaçırmak.
  • Rızayı fiilden sonra açıklanmış olsa da geriye yönelik geçerli saymak; rızanın fiilden önce veya en geç işlendiği sırada açıklanması gerektiğini unutmak.
  • Tipikliği kaldıran rıza ile hukuka uygunluk nedeni olan rızayı karıştırmak; rızanın suç tanımının unsuru olduğu hâllerde m.26/2 uygulamak.
  • Rızanın irade sakatlığı (aldatma, cebir, tehdit, hata) altında verilmiş olmasını yeterince incelememek; şaka niteliğindeki açıklamayı geçerli saymak.
  • Rızaya ehliyeti yalnızca yaşa bağlamak; akıl durumu ve hakkın niteliğinin de ehliyet bakımından değerlendirilmesi gerektiğini gözden kaçırmak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni sayılabilmesi için hakkın kaynağının hukuk düzeninde bulunması ve fiilin bu hakkın sınırları içinde kalması aranmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2019/658 E., 2023/449 K., 20.09.2023)
  • Çocukların rızasının, 15-18 yaş aralığında cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda hukuka uygunluk nedeni oluşturup oluşturmayacağı tartışılmış; Genel Kurul bu konuda 26/2 anlamında değerlendirme yapılmasını ele almıştır. (Genel Kurul, 2013/3262 E., 11.05.2016; Ceza Genel Kurulu, 2007/253 E., 2008/52 K., 11.03.2008)
  • Rızanın etkili olabilmesi için fiilin işlenmesinden önce veya işlendiği sırada açıklanmış olması, rızanın kişinin mutlak tasarrufunda bulunan bir hakka ilişkin olması ve ehliyet taşıyan kişi tarafından verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2007/253 E., 2008/52 K., 11.03.2008)
  • Bir olayda manevi unsurun ve ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan nedenlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği, hukuka uygunluk nedenlerinin dosyada bulunup bulunmadığının ayrıca incelenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2019/208 E., 2022/492 K., 28.06.2022; Ceza Genel Kurulu, 2017/512 E., 2019/38 K., 22.01.2019; Ceza Genel Kurulu, 2013/649 E., 2016/54 K., 09.02.2016)

Nasıl ispat edilir?

  • Hakkın kullanıldığını ileri süren fail, hakkın varlığını ve kaynağını (kanun, yönetmelik, mesleğin icrası vb.) ispatlamakla yükümlüdür; hakkın hukuken tanınmış olduğu belgeyle gösterilir.
  • Failin fiilinin hakkın sınırları içinde kaldığını ispat yükü de savunmaya dayanan tarafa aittir; sınırın aşılıp aşılmadığı somut olayın tüm özelliklerine göre değerlendirilir.
  • Rıza savunmasını ileri süren fail, rızanın fiilden önce veya en geç işlendiği sırada açıklandığını ispat etmekle yükümlüdür; rıza yazılı belge, tanık veya fiilin özelliğinden çıkarılan örtülü açıklama ile gösterilebilir.
  • Rızanın ehliyet taşıyan kişi tarafından ve irade sakatlığı olmadan verildiğini, savunmayı ileri süren taraf ispatlamalıdır; mağdurun yaşı veya akıl durumu gibi hususlarda sağlık kurulu raporu bu tespitte kullanılır.
  • Rızanın kişinin mutlak tasarrufunda olan hakka ilişkin olduğu ispat edilemezse, rıza savunması kabul edilmez ve fiil hukuka aykırı sayılır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.90: Tipikliği kaldıran rızanın kanuni tanımda unsur olarak yer aldığı suçlardan biridir; bu hallerde m.26/2 değil suç tanımı uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.102: Cinsel davranışlarla vücut dokunulmazlığının ihlalini unsur olarak düzenlediğinden rıza tipikliğe ait olur ve m.26/2 burada uygulanmaz.
  • 5237 sayılı Kanun m.30: Hukuka uygunluk nedeni bulunan fiilin taksirle işlenmesi hâlinde ceza sorumluluğunun devam edip etmediği konusunda başvurulan maddedir.
  • 6098 sayılı Kanun m.63-64: Meşru savunmanın hukuka uygunluk nedeni olarak hukuk düzenindeki karşılığını gösterir; hakkın kullanılması ile hukuka uygunluk ilişkisinde dayanak olarak anılır.

TCK m.27 — Sınırın aşılması

Madde, ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde (özellikle hukuka uygunluk nedenlerinde) sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa failin taksirli suçtan indirimli ceza almasını düzenler; ayrıca meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi halinde failin cezalandırılmamasını öngörür. Hüküm, hukuka uygunluk nedenlerinin tamamı bakımından birinci fıkrada, yalnızca meşru savunma bakımından ikinci fıkrada uygulanır. Kastla aşılan sınır, maddenin kapsamı dışındadır ve fail kasten işlediği suçtan sorumlu tutulur. Madde, meşru savunmanın ve diğer hukuka uygunluk nedenlerinin şartlarını düzenlemez (m.25, m.26); haksız tahrik hâlini düzenlemez (m.29); kusurluluğu kaldıran nedenleri ve zorunluluk halini ayrıca düzenlemez; taksirli suçun genel unsurlarını ve cezasını belirlemez; sınır aşımı nedeniyle doğan hukuk sorumluluğu ile zamanaşımı ve usul yönlerini düzenlemez.

Sınırın aşılması: hangi kavramlar bilinmeli?

Sınırın aşılması
Somut olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması, ancak bu nedenin ölçü, kapsam veya zaman bakımından sınırının aşılmasıdır. Sınır aşımı, hukuka uygunluk nedeninin hiç bulunmadığı hallerden ayrılır; bu hallerde hukuka uygunluk nedeni değil hukuka uygunluk nedeninin maddi şartlarında hata söz konusu olur.
Kast olmaksızın aşma
Failin, hukuka uygunluk nedeninin sınırını aştığını bilmeden ya da bu sınırı kastetmeden aşmasıdır. Kasten aşılan sınırda birinci fıkra uygulanmaz; fail kasten işlediği suçtan sorumlu tutulur.
Heyecan, korku veya telaş
Failin ruhsal durumunu ifade eden, meşru savunmada sınırın aşılmasına yol açan ve mazur görülebilir nitelik taşıyan psikolojik halidir. Bu hal yalnızca meşru savunma bakımından aranır ve failin kusur yeteneğini etkileyen bir durum olarak değerlendirilir.
Taksirli suç
Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucu gerçekleşen, kanunda taksirli hâli cezalandırılan suçtur. Birinci fıkranın uygulanabilmesi için işlenen fiilin taksirle de cezalandırılabilir olması gerekir.
Taksirli suç için kanunda yazılı ceza
İndirimin hesaplanacağı taban olup, ilgili suçun taksirli hâline kanunda öngörülen cezadır. İndirim bu cezanın altıda biri ile üçte biri arasında yapılır.

Sınırın aşılması: hangi şartlar aranır?

  • Failin, bir hukuka uygunluk nedeninin (ör. meşru savunma, ilgilinin rızası, görevin ifası, hakkın kullanılması) şartlarının bulunduğu bir durumda hareket etmesi gerekir.
  • Fiilin, hukuka uygunluk nedeninin ölçü, kapsam veya zaman bakımından sınırını aşması gerekir.
  • Sınır aşımının kast olmaksızın gerçekleşmesi gerekir; kasten aşılmış sınırda birinci fıkra uygulanmaz.
  • Birinci fıkra bakımından işlenen suçun taksirle de cezalandırılabilen bir fiil olması gerekir; yalnızca kastla cezalandırılan suçlarda fail cezalandırılmaz.
  • İkinci fıkra bakımından sınır aşımının meşru savunmada gerçekleşmesi ve heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekir.
  • İkinci fıkra bakımından bu heyecan, korku veya telaşın mazur görülebilir nitelikte olması gerekir; bu değerlendirme somut olaya göre yapılır.
  • Birinci fıkra hükmünün sonucu olarak, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunması gerekir.

Sınırın aşılması: hangi sonuçları doğurur?

  • Sınır kast olmaksızın aşılmış, fiil taksirle de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı ceza altıda birinden üçte birine kadar indirilerek hükmolunur.
  • Sınır kast olmaksızın aşılmış ama fiil yalnızca kastla cezalandırılıyorsa, fail cezalandırılmaz.
  • Sınır kasten aşılmışsa birinci fıkra uygulanmaz; fail kasten işlediği suçtan tam olarak sorumlu tutulur ve hukuka uygunluk nedeni bu sonucu değiştirmez.
  • Meşru savunmada sınır mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan aşılmışsa, fail hakkında ceza verilmez.
  • Heyecan, korku veya telaş mazur görülebilir nitelikte değilse ikinci fıkra uygulanmaz; fail genel kurallara göre sorumlu tutulabilir.
  • Birinci fıkra, sınır aşımının taksirle gerçekleştiği her hukuka uygunluk nedeni için uygulanır; ancak fail hakkında taksirin varlığı genel kurallara göre ayrıca araştırılır.
  • Madde hükmü emredici niteliktedir; hâkim, indirim oranını ve ceza verilmemesi koşulunu kendiliğinden gözetir.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra, tüm hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılmasını kapsar ve failin ruhsal durumunu aramaz.

İkinci fıkra yalnızca meşru savunmada sınırın heyecan, korku veya telaştan aşılmasını kapsar ve failin ruhsal durumuna dayanır.

Birinci fıkrada fail taksirli suçtan indirimli cezalandırılır; ikinci fıkrada mazur görülebilir hâl varsa fail hiç cezalandırılmaz.

Kast olmaksızın aşma ile kasten aşma arasındaki fark nedir?

Kast olmaksızın aşmada fail, sınırı aşarken kastı taşımaz; sınır aşımı taksire dayanır.

Kasten aşmada fail, sınırı bilerek ve isteyerek aşar; hukuka uygunluk nedeninin varlığı bu hâlde sonucu değiştirmez.

Kast olmaksızın aşmada m.27/1 uygulanır; kasten aşmada fail kasten işlediği suçtan sorumlu olur ve indirim yapılmaz.

Sınır aşımı ile hukuka uygunluk nedeninin maddi şartlarında hata arasındaki fark nedir?

Sınır aşımında hukuka uygunluk nedeninin şartları ortada vardır; yalnızca ölçü, kapsam veya zaman aşılmıştır.

Maddi şartlarda hatada ise fail nedenin şartlarının varlığını yanlış değerlendirir ve nedenin hiç bulunmadığı bir durumda hareket eder.

Sınır aşımı m.27 kapsamında değerlendirilir; maddi şartlarda hata ise hata hükümlerine göre ayrıca değerlendirilir.

Sınırın aşılması: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Madde metnindeki birinci fıkrayı yalnızca meşru savunmaya uygulamak; birinci fıkra tüm hukuka uygunluk nedenlerini kapsar.
  • Heyecan, korku veya telaş hükmünü meşru savunma dışındaki hukuka uygunluk nedenlerine uygulamak; ikinci fıkra yalnızca meşru savunma için geçerlidir.
  • Kasten aşılan sınırda da indirim yapmak; birinci fıkra yalnızca kast olmaksızın aşmada uygulanır.
  • Fiilin taksirle cezalandırılabilir olup olmadığına bakmadan indirim yapmak; birinci fıkra yalnızca taksirle de cezalandırılan fiiller için geçerlidir.
  • İndirimi kanundaki tam ceza üzerinden değil, yanlış bir taban üzerinden hesaplamak; indirim taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda biri ile üçte biri arasında yapılır.
  • Heyecan, korku veya telaşı yalnızca failin beyanına dayanarak kabul etmek; mazur görülebilirlik somut olaya göre değerlendirilmelidir.
  • Sınır aşımında kast ile taksiri karıştırmak; kastın varlığı durumunda birinci fıkra uygulanmaz.
  • Haksız tahrik ile meşru savunmada sınır aşımını aynı kefeye koymak; hukuki nitelikleri ve şartları farklıdır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Sınırın taksirle aşılmasında, fail tek atış yerine birden fazla atış yapmış ve daha az sayıda atışla yetinebileceği hâlde sınırı taksirle aşmış sayılmıştır; bu durumda taksirli öldürmeden sorumluluk kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2011/436 E., 2012/190 K., 08.05.2012)
  • Kasten aşılan sınırda, hukuka uygunluk nedeninin varlığı fail lehine sonuç doğurmaz ve birinci fıkradan yararlanılamaz. (Ceza Genel Kurulu, 2013/808 E., 2015/314 K., 13.10.2015)
  • Meşru savunmada sınırın mazur görülebilir heyecan, korku veya telaştan aşılması hâlinde, ikinci fıkra uygulanır ve bu durum karar verilirken ayrıca değerlendirilir. (Ceza Genel Kurulu, 2010/170 E., 2010/182 K., 05.10.2010)
  • Heyecan, korku veya telaşın mazur görülebilir olup olmadığı somut olaya göre belirlenir. (Ceza Genel Kurulu, 2021/279 E., 2022/391 K., 26.05.2022)
  • Sınır aşımında kast ile taksirin ayrımı, failin saldırının niteliğine ve savunmanın yoğunluğuna göre yapılır. (Ceza Genel Kurulu, 2013/60 E., 2013/603 K., 03.12.2013)

Nasıl ispat edilir?

  • Sınır aşımına dayanarak indirim isteyen tarafın değil, ceza davasında iddia makamının bu hâlin koşullarını ortaya koyması gerekir; hukuka uygunluk nedeninin şartlarının varlığı ve sınırın aşıldığı olay tespitiyle belirlenir.
  • Meşru savunma hâlinin varlığı, saldırının haksızlığı, anlık olması ve savunmanın gerekliliği; tanık beyanları, olay yeri inceleme raporu ve tıbbi raporla ispatlanır.
  • Sınırın kast olmaksızın aşıldığı iddiasında, failin atış sayısı, kullanılan araç ve olayın seyri gibi somut veriler esas alınarak kastın yokluğu değerlendirilir.
  • Heyecan, korku veya telaşın varlığını ileri süren taraf, bu ruhsal durumu ortaya koyan delillerle ispat yükü altındadır; bu hâlin olayın koşullarına uygun ve mazur görülebilir olduğu hâkim tarafından takdir edilir.
  • Fail, kasten aşmadığını ileri sürerse bu savunmasını ortaya koyacak delilleri göstermelidir; kastın varlığı ise olay bütünü içinde değerlendirilir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.25: Meşru savunmanın şartlarını düzenler; m.27/2, bu şartların bulunduğu ancak ölçüsü aşılan savunmaya uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.26: Zorunluluk hâlini düzenler; m.27/1, bu hukuka uygunluk nedeninin sınırının aşılması hâlinde de uygulanabilir.
  • 5237 sayılı Kanun m.29: Haksız tahrik hâlini düzenler; meşru savunmada hiddetle aşılan sınırda m.27/2 ile ayrımı yapılır.
  • 5237 sayılı Kanun m.21: Taksirin tanımını ve taksirli suçun cezasını düzenler; m.27/1 indirimi bu cezanın üzerinden hesaplanır.

TCK m.28 — Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit

5237 sayılı Kanun'un 28. maddesi, karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet ile muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kişinin cezalandırılmamasını ve bu hallerde cebir, şiddet, korkutma veya tehdidi kullanan kişinin suçun faili sayılmasını düzenler. Madde, cebir ve tehdidin kusurluluğu kaldıran bir neden olarak hangi yoğunlukta aranacağını belirler. Kime uygulandığı bakımından, suç işlemeye zorlanan her gerçek kişi ile zorlayan kişi arasındaki ilişkiyi kapsar. Hukuka aykırılığı kaldıran zorunluluk halini (TCK m.25) düzenlemez; bu hal ile cebir/tehdit arasındaki sınır ayrı bir konudur. Cebir kullanma suçunu (TCK m.108) ve yağma suçunda cebir ve tehdidin araç hareket olarak kullanılmasını (TCK m.148) düzenlemez. Haksız tahrik (TCK m.29) ile takdiri indirim hallerini de düzenlemez.

Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit: hangi kavramlar bilinmeli?

Cebir
Kişiye karşı fiziki güç kullanılarak, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışı üzerinde zorlayıcı bir etki yaratılmasıdır. Kusurluluğu kaldırması için karşı konulamayacak veya kurtulunamayacak nitelikte olması aranır.
Korkutma
Tehdidin manevi biçimi olarak, failin ileride gerçekleştireceğini bildirdiği bir kötülükle kişinin karar serbestisini etkilemesidir. Kusurluluğu kaldırması için muhakkak ve ağır olması aranır; madde gerekçesine göre ikrah sözcüğünün yerine konulmuştur.
Tehdit
Gelecekte yapılacağı bildirilen bir kötülükle kişinin irade oluşturma serbestisinin zorlanmasıdır. Cebirden farkı, kötülüğün henüz gerçekleşmemiş olmasıdır.
Karşı koyamama ve kurtulamama
Cebir ve şiddet için aranan yoğunluk ölçütüdür. Kişinin objektif olarak karşı koyma imkânının bulunup bulunmadığına değil, kişinin o anki durumunda karşı koymasının beklenip beklenemeyeceğine ve sübjektif korku durumuna bakılır.
Muhakkak ve ağır olma
Korkutma ve tehdit için aranan yoğunluk ölçütüdür. Konusu gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel olmalı ve gerçekleşirse kişide ağır sonuçlar doğurabilecek nitelikte bulunmalıdır.

Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit: hangi şartlar aranır?

  • Cebir veya şiddetin, failden başka bir kişi tarafından ya da suçun işlendiği durumda bulunan bir kişiye yönelik olarak kullanılmış olması gerekir.
  • Cebir veya şiddetin karşı konulamayacak veya kurtulunamayacak nitelikte olması gerekir; bu değerlendirme objektif olduğu kadar sübjektif olarak da yapılır, yani kişinin o andaki korku durumu dikkate alınır.
  • Korkutma veya tehdidin muhakkak ve ağır olması gerekir; konusunun gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel olmalı ve gerçekleşirse ağır sonuç doğurabilecek nitelikte bulunmalıdır.
  • Korkutma veya tehdit ile suç arasında nedensellik bağı bulunmalıdır; kişi suçu bu korkutma veya tehdit altında işlemiş olmalıdır.
  • Cebir veya tehdidin mazeret sebebi olarak kabul edilebilmesi için, yaşama hakkına, beden veya cinsel dokunulmazlığa yönelmiş olması gerekir; bu menfaatin sahibi ise cebir veya tehdide maruz kalan kişi ya da onun yakınları olmalıdır.
  • Tehdit konusu kötülük, tehdit edilen kişinin kendisine yönelmiş ise, kişinin kendi ve yakınlarının dışındaki üçüncü kişilere yönelik bir tehdit kusurluluğu kaldırmaz; bu durumda zorunluluk hali hükümleri değerlendirilir.
  • Suç, yaşama, beden veya cinsel dokunulmazlığa karşı bir fiil olmadıkça kusurluluğu kaldırma sonucu doğmaz; öldürme suçunda ise ölüm tehdidi altında işlenen suçun kapsamı tartışmalıdır.

Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit: hangi sonuçları doğurur?

  • Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir veya şiddet ya da muhakkak ve ağır korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kişiye ceza verilmez.
  • Bu hallerde cebir, şiddet, korkutma veya tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.
  • Cebir veya tehdit yoğunluk ölçütünü karşılamıyorsa, kişi hakkında kusurluluğu kaldıran bu hüküm uygulanmaz ve kişi cezalandırılır.
  • Ölüm tehdidi altında öldürme suçunun işlenip işlenemeyeceği tartışmalıdır; bazı görüşler bu yönde bir sınırlama gerektiğini savunur.

Cebir ve şiddet ile korkutma ve tehdit arasındaki fark nedir?

Cebirde mevcut ve hissedilen bir kötülük vardır; fiziki güç kullanılır ve bu güç karşısında kişinin karşı koyamaması ya da kurtulamaması aranır.

Tehditte kötülük ileride gerçekleştirilecek olarak bildirilir; manevi bir zorlama söz konusudur ve muhakkak ve ağır olma koşulu aranır.

Her iki hal için de kusurluluğu kaldıran yoğunluk farklı ölçütlerle belirlenir; cebir için karşı konulamama, tehdit için muhakkaklık ve ağırlık aranır.

Madde 28 ile hukuka aykırılığı kaldıran zorunluluk hali arasındaki fark nedir?

TCK m.28 kapsamında kişi suçu işlemeye zorlanır ve bu zorlama karşısında kusurluluğu kalkar.

Tehdit, saldırgandan kaçmak gibi bir zorunlu durumda üçüncü bir kişinin malına zarar verilmesi gibi halleri kapsayabilir; bu durumda zorunluluk hali hükümleri uygulanır.

Tehdit belli bir suçun doğrudan işlenmesine yönelmemişse ve tehdit edilen kişi bundan kurtulmak için suç işlemişse TCK m.28 değil, zorunluluk hali hükümleri uygulanır.

Cebir ile mutlak kuvvet arasındaki fark nedir?

Cebirde kişi hareketi iradi olarak işler, ancak iradesi cebirle etkilenmiştir.

Mutlak kuvvette (vis absoluta) kişi soyut bir araç durumuna getirilir ve hiçbir iradesi kalmaz.

Mutlak kuvvet uygulayan kişi suçun faili sayılır; TCK m.28 ise iradenin zorlandığı cebir hali için uygulanır.

Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Cebir ve şiddetin karşı konulamayacak olup olmadığını yalnız objektif olarak değerlendirmek; kişinin o andaki korku durumu da dikkate alınmalıdır.
  • Tehdidin muhakkak ve ağır olmasını aramadan korkutmayı yeterli saymak; bu koşullar birlikte aranmalıdır.
  • Belli bir suçun doğrudan işlenmesine yönelmeyen ve kaçmak için üçüncü kişinin malının alınması gibi bir hal için m.28 uygulamak; bu durumda zorunluluk hali hükümleri değerlendirilmelidir.
  • Cebir veya tehdidin yaşama, beden veya cinsel dokunulmazlığa yönelmiş olması ve menfaat sahibinin maruz kalan ya da yakını olması koşullarını aramadan kusurluluğu kaldırıcı etki vermek.
  • Cebir ya da tehdidi madde metnindeki tanımla değil, cebir kullanma suçunun tanımıyla karıştırmak; m.28 kusurluluk nedeni, m.108 bağımsız suç tipidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Cebir ve tehdit altında işlenen suçta manevi unsurun gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri ve TCK'nın 20–34. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2019/208 E., 2022/492 K., 28.06.2022; Ceza Genel Kurulu, 2017/512 E., 2019/38 K., 22.01.2019; Ceza Genel Kurulu, 2013/649 E., 2016/54 K., 09.02.2016)
  • Yalancı tanıklık yapan sanıkların, bu eylemi TCK m.28 kapsamında cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit altında yapıp yapmadıklarının ön mesele olarak incelenmesi gerektiği kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2018/298 E., 2020/499 K., 03.12.2020)
  • Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine kitle psikolojisinin etkisinde katılan çocukların, terör örgütü propagandası niteliğinde fiil ve davranışlarda bulunmaları halinde TCK m.28 hükmünün dikkate alınması gerektiği kabul edilmektedir. (Genel Kurul, 2014/6548 E., 10.06.2021)

Nasıl ispat edilir?

  • Cebir veya tehdit altında işlendiğini ileri süren sanık, bu durumun varlığını ispatlamakla yükümlüdür; kişinin karşı koyamadığını veya kurtulamadığını gösteren olgular ortaya konulmalıdır.
  • Somut olayın koşulları, korkutma veya tehdidin kaynağı, zamanı ve şiddetini gösteren tanık beyanları ile olay öncesi ve sonrası durumu gösteren belgeler birlikte değerlendirilir.
  • Kişinin korku durumu sübjektif olarak da değerlendirildiğinden, savunmanın yanında o kişinin psikolojik durumuna ilişkin bilgi ve tanık anlatımları önem taşır.
  • Tehdidin muhakkak ve ağır olduğunu iddia eden taraf, tehdidin kuvvetle muhtemel gerçekleşeceğini ve ağır sonuç doğuracağını göstermelidir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.108: Cebir kullanma suçunu düzenler; m.28 cebir ve tehdidin kusurluluğu kaldırması hakkında olup, cebir kullanma suçunun genel ve tamamlayıcı niteliği ayrıca değerlendirilir.
  • 5237 sayılı Kanun m.148: Yağma suçunda cebir ve tehdidin araç hareket olarak kullanılmasını düzenler; m.28 bu suçta cebir ve tehdidin kusurluluk etkisini ortaya koyar.

TCK m.29 — Haksız tahrik

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesi, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elem etkisi altında işlenen suçta verilecek cezanın nasıl indirileceğini düzenler; ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezalarının yerine uygulanacak hapis sınırlarını ile diğer hallerde cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilmesini kapsar. Madde, kusur yeteneğini ortadan kaldırmayan, ceza sorumluluğunu azaltan genel bir nedendir ve kural olarak tüm suçlar bakımından, suçu haksız fiili işleyen kişiye karşı işleyen fail için uygulanır. Maddenin uygulanmasında haksız fiilin ne olduğu, hiddet veya elemin niteliği ve tahrik-meşru savunma ayrımı yorum konusudur; bu ayrıntılar uygulama notları olarak aşağıda verilmiştir. Hakaret suçuna özgü haksız tahrik hükmü (m.129) ve meşru savunma (m.25) maddeden ayrı hükümlerdir; madde, meşru savunma sınırlarının aşılmasına ilişkin hükmü (m.27) düzenlemez; tahrik kaynaklı indirimin yanında takdiri hafifletici nedenler (m.62) ve teşebbüs indirimi (m.35) de bu maddede düzenlenmemiştir.

Haksız tahrik: hangi kavramlar bilinmeli?

Haksız tahrik
Failde hiddet veya şiddetli elem uyandıran bir haksız fiil karşısında, bu duygunun etkisi altında suç işlenmesi durumudur. Kusur yeteneğini tamamen ortadan kaldırmaz, kusurda azalma yaratır.
Haksız fiil
Bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmemesi anlamına gelir. Suç teşkil etmesi zorunlu değildir; fiilin haksızlığı tüm hukuk düzeni gözetilerek takdir edilir.
Hiddet
Haksız bir fiil sonucunda ortaya çıkan, davranışı yöneltici öfke durumudur. Gazap anlamına gelir ve maddede şiddetli elem ile birlikte sayılmıştır.
Şiddetli elem
Haksız fiilin yol açtığı, hiddete yönelten ağır üzüntü ve ıstırap halidir. Hareketsizliğe yönelten pasif bir ruh hali olarak değil, hiddete yönelten bir elem olarak anlaşılır.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis
Maddede tahrik indiriminin özel olarak uygulanacağı ağır cezalardır. Bu cezalar yerine madde metnindeki belirli hapis sınırları uygulanır.
Oran indirimi
Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarının indirilmesidir. Hâkim tahrikin ağırlığına ve hafifliğine göre bu aralıkta indirim yapar.

Haksız tahrik: hangi şartlar aranır?

  • Haksız bir fiilin bulunması gerekir; fiil kasıtlı veya taksirli olabilir, suç teşkil etmesi zorunlu değildir, ancak hukuk düzenince tasvip edilmemiş olmalıdır.
  • Bu haksız fiilin failde hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi gerekir; fiil, bu duyguyu doğurabilecek ağırlıkta olmalıdır.
  • Suç, hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenmiş olmalıdır; haksız fiil ile suç arasında duygusal bağ aranır.
  • Suç, tahrike sebep olan haksız fiili gerçekleştiren kişiye karşı işlenmiş olmalıdır; haksız fiilin mağduruna yönelik fiil bu kapsama girmez.
  • Haksız fiil, suç teşkil eden ve yasal takibe uğramış bir eylem olmamalıdır; aksi halde tahrik niteliğini yitirir.
  • Haksız fiilin kişide hiddet veya şiddetli elem uyandıracak ağırlıkta olmadığı hallerde madde uygulanmaz.
  • Haksız fiil, bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilmiş ise madde uygulanmaz; bu hal fail lehine indirim doğurmaz.
  • Hüküm, ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasına bağlı suçlarda ilgili hapis sınırlarına, diğer suçlarda cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirime bağlanır.

Haksız tahrik: hangi sonuçları doğurur?

  • Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla kadar hapis cezası verilir.
  • Müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
  • Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
  • Haksız tahrik halinde indirim, tahrikin ağırlığına ve hafifliğine göre hâkim tarafından belirlenir.
  • Haksız fiil hiddet veya şiddetli elem doğurmayacak ağırlıkta ise madde uygulanmaz ve indirim yapılmaz.
  • Haksız fiil suç teşkil eden ve yasal takibe uğramış bir eylem ise tahrik hükmü uygulanmaz.
  • Haksız fiil suçun mağduruna yönelik olarak işlenmiş ise faile tahrik indirimi yapılmaz.
  • Tahrik hükmü, meşru savunma koşulları birlikte gerçekleşiyorsa uygulanmaz; haksız saldırı bittikten sonraki karşılık için uygulanır.
  • Madde genel hüküm niteliğindedir; hakaret suçu bakımından 129. madde özel hüküm olarak uygulanır.

Ağır cezalı suç ile diğer suçlar arasındaki fark nedir?

Ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezası gerektiren suçlar; cezanın sabit hapis sınırlarına indirilmesi söz konusudur.

Diğer hallerde verilecek ceza; cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar oransal indirimi öngörülür.

Ağır cezalarda sabit aralık, diğerlerinde oransal indirim uygulanır; hâkim oran aralığında takdir yapar.

Genel hüküm ile hakaret suçunda özel tahrik hükmü arasındaki fark nedir?

Haksız tahrik genel olarak 29. maddeye göre değerlendirilir ve kusur yeteneğini ortadan kaldırmaz.

Hakaret suçunda 129. madde özel hüküm koyar; bu durumda 29. maddenin genel hükmü yerine 129. madde uygulanır.

Hakaret suçunda ceza indirimi veya cezadan tamamen vazgeçme söz konusu olabilir; 29. madde ikinci plana geçer.

Haksız tahrik ile meşru savunma arasındaki fark nedir?

Haksız saldırı sürerken verilen karşılık meşru savunma kapsamında değerlendirilir ve tahrik hükmüne yer kalmaz.

Haksız saldırı bittikten sonra verilen karşılık haksız tahrik kapsamında değerlendirilir.

Saldırı sürerken meşru savunma hükmü, saldırı bittikten sonra 29. madde uygulanır.

Tek haksız fiil ile birden fazla haksız fiil arasındaki fark nedir?

Tahriki oluşturan birden fazla davranış varsa madde bir kez uygulanır.

Birden fazla mağdur bulunduğunda aynı nitelikteki haksız hareketlere karşı farklı indirim oranı uygulanmaz.

Tahrik nedeniyle indirim tek kez yapılır; oran tahrikin ağırlığına göre belirlenir.

Haksız fiilin kim tarafından başlatıldığı belli ile belirsiz arasındaki fark nedir?

İlk haksız hareketin kimden geldiği belliyse tahrik hükmü yalnız o kişiye karşı işlenen suçta uygulanır.

İlk haksız hareketin kimden geldiği tespit edilemezse şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği tahrik hükmü uygulanır.

Belirsizlik halinde ilgili sanıklar lehine tahrik indirimi yapılır.

Haksız tahrik: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Haksız tahrik hükmünü meşru savunma ile karıştırmak; saldırı sürerken yapılan karşılığı tahrik kapsamında değerlendirmek.
  • Maddedeki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet cezalarına ilişkin hapis sınırlarını diğer hallerdeki oransal indirimle karıştırmak.
  • Tahriki oluşturan birden fazla davranış bulunduğunda hükmü birden fazla kez uygulamak; madde bir kez uygulanır.
  • Birden fazla mağdura karşı işlenen suçta mağdurlara göre farklı indirim oranları uygulamak.
  • Haksız fiilin suç teşkil ettiği ve yasal takibe uğradığı hallerde yine de tahrik indirimi yapmak.
  • Hakaret suçunda genel hüküm olan 29. maddeyi uygulamak; bu suç için özel hüküm olan 129. madde esas alınır.
  • Haksız fiilin hiddet veya şiddetli elem doğurmayacak ağırlıkta olduğu hallerde indirimi yine de uygulamak.
  • İlk haksız hareketin kimden geldiği belirsizken tahrik hükmünü tümüyle reddetmek; şüpheden sanık yararlanır ilkesi uygulanır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Tahrikin birden fazla haksız davranıştan kaynaklandığı hallerde madde bir kez uygulanır, ancak tahrik indirimi oranı belirlenirken bu durum dikkate alınır. (1. Ceza Dairesi, 2024/6049 E., 2026/2330 K., 30.03.2026)
  • Birden fazla mağdura karşı işlenen suçlarda, aynı nitelikteki toplu saldırıya karşı farklı indirim oranları uygulanmaz; tutarlı oran korunur. (1. Ceza Dairesi, 2024/6049 E., 2026/2330 K., 30.03.2026)
  • İlk haksız hareketin kimden geldiğinin belirlenemediği hallerde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği tahrik hükmünün uygulanması gerekir. (1. Ceza Dairesi, 2024/5305 E., 2026/2343 K., 30.03.2026)
  • Haksız tahrik indirimi yapılmamasının düşünülmesi, asgari oranda uygulanması gereken tahrik hükmünün göz ardı edilmesi anlamına geldiğinden bozma nedeni sayılmaktadır. (1. Ceza Dairesi, 2024/5305 E., 2026/2343 K., 30.03.2026)
  • Haksız tahrik indiriminde hükmolunan cezanın belirlenmesi, sanığa yönelik tahrik nedeniyle yapılan indirimin gerekçesinin açıklanmasını gerektirir. (1. Ceza Dairesi, 2024/4604 E., 2026/2325 K., 30.03.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Haksız tahrikten yararlanmak isteyen fail, haksız bir fiilin varlığını ve bu fiilin hiddet veya şiddetli elem doğurduğunu ileri sürer; ispat yükü bu iddiayı ileri süren failde bulunur.
  • Haksız fiilin varlığı, tanık beyanları, tutanak, adli tıp raporu veya görüntü kaydı gibi delillerle ispatlanır; fail hakkında hiddet veya elem durumu tanık ve kişilik değerlendirmesiyle belirlenir.
  • İlk haksız hareketin kimden kaynaklandığı belirsiz kalıyorsa, bu şüphe sanık lehine değerlendirilir ve tahrik hükmü uygulanır; karşı tarafın ilk saldırıyı yaptığını ileri süren taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür.
  • Haksız fiilin suç teşkil edip yasal takibe uğradığı ileri sürülüyorsa, bu durum soruşturma ve dava dosyası ile belgelenir.
  • Tahrik indiriminin oranı, olayın oluş şekli, haksız fiilin niteliği ve failin durumu gözetilerek hâkim tarafından değerlendirilir; bu değerlendirmenin gerekçesi karar içinde açıklanmalıdır. (1. Ceza Dairesi, 2024/4604 E., 2026/2325 K., 30.03.2026)

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 m.129: Hakaret suçuna özgü haksız tahrik hükmünü içerir; 29. maddenin genel hükmünün yerine uygulanır ve ceza indirimi veya cezadan vazgeçme sonucunu doğurur.
  • 5237 m.25: Meşru savunma hükmüdür; haksız saldırı sürerken yapılan karşılıkta tahrik yerine bu madde uygulanır.
  • 5237 m.27: Meşru savunma sınırının aşılmasını düzenler; tahrik ile sınır aşımı arasındaki ayrımda başvurulan hükümdür.
  • 5237 m.62: Takdiri hafifletici neden hükmüdür; tahrik indirimi ile birlikte değerlendirilebilecek ayrı bir indirim sebebidir.

TCK m.30 — Hata

Madde, fail hatasının ceza sorumluluğuna etkisini dört başlıkta düzenler: suçun maddi unsurlarında hata (fıkra 1), nitelikli hallerde hata (fıkra 2), ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin koşullarında hata (fıkra 3) ve haksızlık yanılgısı (fıkra 4). Maddenin uygulanması, failin kişisel bilgi durumuna bağlıdır ve her fıkra farklı bir hata türüne ilişkindir. Madde, failin kasıtlı ya da taksirli sorumluluğunun tespitinde ve hatanın hangi suç tipine etki ettiğinin belirlenmesinde uygulanır. Madde, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesi gereken genel kast tanımını düzenlemez (m.21). Taksirin tanımı ve taksirli suçun cezası (m.22) ile şahısta hata ve hedefte sapma gibi konular ayrıca düzenlenmez; şahısta hata, nitelikli hal hatası kapsamında değerlendirilir. Ceza kanunlarını bilmemenin mazeret sayılmayacağı kuralı (m.4) ve bu kuralın haksızlık yanılgısı ile ilişkisi bu maddeyle birlikte okunur. Hatanın varlığından sonra taksirli suçun uygulanıp uygulanmayacağı, ilgili suçun kanunda taksirle işlenebilir olup olmadığına bağlıdır (m.22).

Hata: hangi kavramlar bilinmeli?

Maddi unsurlarda hata
Failin fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmemesi ya da yanlış bilmesidir. Bu hâlde kast oluşmaz; sorumluluk, kanunda taksirle de cezalandırılan bir suç varsa taksirli suç üzerinden devam eder.
Kast
Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Maddi unsurlarda hata, kastın bu bilgi ögesini ortadan kaldırır.
Nitelikli hal hatası
Suçun daha ağır ya da daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği konusunda failin yanılmasıdır. Hata, failin lehine sonuç doğurur: fail bilmediği ağırlatıcı nedenden sorumlu tutulmaz, bilmediği hafifletici neden varsa ondan yararlanır.
Kaçınılmaz hata
Failin gerekli özeni göstermesine rağmen yanılgıya düşmesi hâlidir. Hatanın kaçınılmaz olup olmadığı, failin bilgi düzeyi, eğitimi ve içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre dikkate alınarak belirlenir.
Haksızlık yanılgısı (yasak hatası)
Failin işlediği fiilin hukuk düzenince yasaklandığını bilmemesidir. Failin fiilin maddi unsurlarına ilişkin bilgisi tamdır; yanılgısı fiilin yasak olmadığı yönündedir.
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin koşulları
Hukuka uygunluk nedenlerinin ya da kusurluluğu etkileyen hâllerin maddi şartlarıdır. Failin bu şartların varlığını yanlış varsayması fıkra 3 kapsamına girer.

Hata: hangi şartlar aranır?

  • Fail, fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki bir maddi unsuru bilmemeli ya da yanlış bilmelidir; bu hâl m.30/1 kapsamında kast ortadan kaldırır.
  • Maddi unsurda hatanın sonucu taksirli suç ise, kanun taksirle işlenmiş bu suçu cezalandırıyor olmalıdır; kanun taksirli hâli cezalandırmıyorsa failin sorumluluğu doğmaz.
  • Nitelikli hal hatasında fail, suçun daha ağır ya da daha az cezayı gerektiren unsurunun gerçekleştiği konusunda yanılmış olmalıdır; bu hata fail lehine sonuç verir.
  • Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan neden koşulunda hatanın kaçınılmaz olması gerekir; kaçınılmaz olmayan hata bu fıkranın yararını sağlamaz.
  • Haksızlık yanılgısında fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda yanılmış olmalı ve bu yanılgı kaçınılmaz olmalıdır.

Hata: hangi sonuçları doğurur?

  • Maddi unsurda hata varsa fail kasten hareket etmemiş sayılır; kasten suç hükmü uygulanmaz.
  • Maddi unsurda hata bulunsa dahi, kanunda taksirle cezalandırılan bir suç söz konusuysa taksirli sorumluluk saklıdır.
  • Maddi unsurda hatanın taksirli sorumluluk doğurmadığı hâllerde, kanun taksirli hâli cezalandırmadığı için fail hakkında suç hükmü kurulmaz.
  • Nitelikli hal hatasında, failin bilmediği ağırlatıcı neden ona yüklenmez; bilmediği hafifletici neden lehine uygulanır.
  • Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenin koşulunda kaçınılmaz hata varsa, fail bu hatasından yararlanır ve kusursuz ya da azaltılmış kusurlu sayılır.
  • Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenin koşulunda hata kaçınılmaz değilse, fail hatasından yararlanamaz; fiil, kaçınılabilir hatanın ölçüsüne göre değerlendirilir.
  • Haksızlık yanılgısı kaçınılmazsa fail cezalandırılmaz; kaçınılabilir ise hata bu fıkranın yararını sağlamaz ve ceza sorumluluğu devam eder.
  • Madde hükmü, fail hatasının ortadan kaldırdığı kastın yerine geçecek bir sorumluluk doğurmaz; sorumluluk ancak taksir hükmü ile sınırlıdır.

Maddi unsurda hata ile haksızlık yanılgısı arasındaki fark nedir?

Maddi unsurda hatada fail, fiilin hangi unsurunu bilmediğini bilir ya da yanlış bilir; fiilin maddi görünümü failin algısından farklıdır.

Haksızlık yanılgısında failin fiilin maddi unsurlarına ilişkin bilgisi tamdır; yanılgı fiilin hukuka aykırılığına ilişkindir.

Maddi unsurda hata kastı kaldırır ve yalnız taksirli suç üzerinden sorumluluk doğurabilir; haksızlık yanılgısı kastı kaldırmaz, kaçınılmazsa fail cezalandırılmaz.

Nitelikli hal hatası ile maddi unsurda hata arasındaki fark nedir?

Nitelikli hal hatasında fail temel suçun unsurlarını bilmekte, yalnız ağırlatıcı ya da hafifletici nitelikli hali bilmemektedir.

Maddi unsurda hatada fail temel suçun en az bir unsurunu bilmemekte ya da yanlış bilmektedir.

Nitelikli hal hatasında fail hata lehine yararlanır ve ağırlatıcı nedenden sorumlu tutulmaz; hafifletici nedeni bilmediği için cezası indirilemez, nitelikli hal bilmediği için uygulanmaz.

Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerin koşulunda hata ile haksızlık yanılgısı arasındaki fark nedir?

Fıkra 3'te fail, hukuka uygunluk ya da kusurluluğu etkileyen nedenin koşullarını yanlış varsaymakta, fiilin haksızlığını bilmemekte değildir.

Fıkra 4'te fail fiilin yasak olduğunu bilmemekte, fiilin izinli olduğunu sanmaktadır.

Fıkra 3'te kaçınılmaz hata hâlinde fail hatasından yararlanır; fıkra 4'te kaçınılmaz hata hâlinde fail cezalandırılmaz. Her iki hâlde de kaçınılmazlık aranır.

Hata: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Maddi unsurda hatayı, kanun taksirli hâli de cezalandırıyor olsa bile otomatik olarak kasten suçu tamamen ortadan kaldıran bir hüküm gibi okumak; taksir sorumluluğunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
  • Nitelikli hal hatasında failin bilmediği ağırlatıcı nedeni ona yüklemek; hatanın lehine yararlanmasını gözden kaçırmak.
  • Fıkra 3 ile fıkra 4'ü karıştırmak; ceza sorumluluğunu kaldıran nedenin koşulunda yanılgı ile fiilin yasaklığında yanılgıyı aynı kurala bağlamak.
  • Haksızlık yanılgısında kaçınılmazlığı yalnız failin beyanına dayandırmak; bilgi düzeyi, eğitim ve sosyal çevre gibi objektif ölçütleri değerlendirmemek.
  • Kaçınılabilir haksızlık yanılgısında da fail cezalandırılmaz sanmak; yalnız kaçınılmaz hata cezayı kaldırır.
  • Hatanın kastı ortadan kaldırıp kaldırmadığını belirlemeden doğrudan m.30/4'e başvurmak; önce maddi unsur hatasının olup olmadığı ayrılmalıdır.
  • Taksirli suçun cezalandırılmadığı hâlde maddi unsurda hatada fail hakkında taksirle suç uygulamak.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Haksızlık yanılgısının kaçınılmaz sayılabilmesi için failin bilgi düzeyi, eğitimi ve sosyal ve kültürel çevresi birlikte değerlendirilmektedir. (9. Ceza Dairesi, 2021/23421 E., 2025/3602 K., 30.04.2025)
  • Kaçınılmazlık değerlendirilirken somut olayda kişinin yaşı ve durumu gibi kişisel veriler dikkate alınarak uzman görüşü ya da başka tespitlerle yanılgının gerçekten kaçınılmaz olup olmadığı belirlenmektedir. (9. Ceza Dairesi, 2021/23421 E., 2025/3602 K., 30.04.2025)
  • Maddi unsurda hata ve nitelikli hal hatası konusunda bazı uygulamalarda madde hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalıdır; Ceza Genel Kurulu kararlarında hangi hatanın kastı etkileyeceği ayrı ayrı ele alınmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2022/38 E., 2025/7 K., 08.01.2025; Ceza Genel Kurulu, 2023/438 E., 2024/119 K., 13.03.2024)
  • Ceza Genel Kurulu'nun bazı kararlarında 30. maddenin uygulanma koşulları somut olaya göre tartışılmış, bir kısmında uygulanmaması yönünde muhalefet şerhleri yer almıştır. (Ceza Genel Kurulu, 2022/38 E., 2025/7 K., 08.01.2025; Ceza Genel Kurulu, 2023/438 E., 2024/119 K., 13.03.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Maddi unsurda hatayı ileri süren fail, fiilin icrası sırasında maddi unsuru bilmediğini ya da yanlış bildiğini ispatlamalıdır; ispat yükü bu savunmayı yapan sanıktadır.
  • Kaçınılmazlık iddiasında ispat yükü faildedir; failin eğitimi, bilgi düzeyi ve çevresi gibi kişisel durumuna ilişkin belgeler, tanık beyanları ve gerekiyorsa uzman raporu ile ispat edilir.
  • Nitelikli hal hatasında, failin ağırlatıcı nedeni bilmediği iddiası olay tutanakları, görüntü kayıtları ve tanık beyanları ile değerlendirilir; hatanın gerçekleştiği iddia edildiğinde, bilginin olay anında varlığı araştırılır.
  • Haksızlık yanılgısı iddiasında sanık, fiilin yasak olduğunu bilmediğini ve bu bilmemenin kaçınılmaz olduğunu ispatlamalıdır; savunmanın dayanağı kişisel durum belgeleri ve bilirkişi raporudur.
  • Savcılık, failin hatasının kaçınılabilir olduğunu iddia ederse, kaçınılabilirliği gösteren somut delilleri (eğitim, mesleki bilgi, önceki uyarılar gibi) ortaya koymalıdır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.21: Kastın tanımını verir; m.30/1 kastın bilgi ögesinin eksikliğini düzenlediği için bu tanımla birlikte okunur.
  • 5237 sayılı Kanun m.22: Taksirin tanımını ve taksirle işlenen suçların kanunda açıkça belirtilmesi koşulunu düzenler; m.30/1'deki taksirli sorumluluk saklılığının sınırını belirler.
  • 5237 sayılı Kanun m.4: Ceza kanunlarını bilmemenin mazeret sayılmayacağı genel kuralıdır; m.30/4 bu kuralın istisnasını oluşturur.
  • 5237 sayılı Kanun m.27: Haksız tahrik ve bağlantılı kusurluluğu azaltan haller bakımından m.30/3 ile birlikte değerlendirilen hukuka uygunluk ve kusurluluk nedenlerinin koşullarına ilişkin düzenlemeleri içerir.

TCK m.31 — Yaş küçüklüğü

Madde, işlendiği sırada yaşı küçük olan kişilerin ceza sorumluluğunu ve kusur yeteneğini yaş gruplarına göre düzenler. Üç yaş grubu için ayrı hükümler getirir: onikiyi doldurmamış çocuklar, onikiyi doldurup onbeşi doldurmayanlar ve onbeşi doldurup onsekizi doldurmayanlar. Kişilerin hangi yaş grubunda sayılacağı ile yaşa bağlı ceza indirimleri ve güvenlik tedbirleri bu maddede belirlenir. Madde, aynı kişide akıl hastalığı bulunmasının sonucunu, koşullu salıverme ve infaz rejimini, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin türlerini ve usul kurallarını düzenlemez; bunlar akıl hastalığı (m.32), çocuklara özgü güvenlik tedbirleri (5237 sayılı Kanun'da değil, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu) ve ilgili infaz mevzuatı ile ceza muhakemesi hükümlerinde yer alır. Ayrıca fail yaşının tespitinin nasıl yapılacağı ve ceza indiriminin somut ceza içinde nasıl hesaplanacağı da bu maddenin kendisinde değil, genel hükümlerde ve yargı uygulamasında aranır.

Yaş küçüklüğü: hangi kavramlar bilinmeli?

Ceza sorumluluğu
Fiili işleyen kişinin hakkında ceza kovuşturması yapılabilmesi ve ceza verilebilmesi için taşıması gereken durumdur. Yaş küçüklüğü hâlinde madde, bu sorumluluğun bulunup bulunmadığını yaş gruplarına göre belirler.
Kusur yeteneği
Fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ile davranışları bu algıya göre yönlendirebilme yeteneğidir. İkinci fıkra grubunda bu yeteneğin varlığı ayrıca aranır, birinci ve üçüncü grupta ise maddenin yapısına göre ya mutlak olarak kabul edilmiş ya da aranmaz.
Fiili işlediği sırada
Yaşın, fiilin işlendiği ana göre belirlenmesi anlamına gelir. Sonradan yaşın değişmesi, fiil anındaki yaş grubunu değiştirmez.
Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri
Ceza sorumluluğu bulunmayan yaş küçüklerine uygulanan, koruyucu ve eğitici nitelikteki tedbirlerdir. Madde bu tedbirlerin uygulanacağını belirtir ancak türlerini düzenlemez; bunlar 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nda yer alır.
Ceza indirimi
Ceza sorumluluğu bulunan yaş küçüklerinin cezasından yaş gruplarına göre yapılan azaltmadır. İkinci fıkrada ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet karşılığı fiillerde ayrı sınırlar, diğer cezalarda yarı oranında indirim uygulanır; üçüncü fıkrada ise diğer cezalarda üçte bir indirim yapılır.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis
Fiilin kanunda öngörüldüğü ceza türüdür ve indirim sınırlarını belirleyen ölçüttür. Fiilin bu cezalardan birini gerektirip gerektirmediğine göre fıkra içindeki hapis sınırları değişir.

Yaş küçüklüğü: hangi şartlar aranır?

  • Fiil, suç oluşturan bir fiil olmalıdır ve fiilin işlendiği an itibarıyla failin yaşı maddede belirtilen yaş gruplarından birinde bulunmalıdır.
  • Fiili işlediği sırada onikiyi doldurmamış olan fail için kusur yeteneği ayrıca aranmaz; ceza sorumluluğu bulunmadığı kabul edilir.
  • Fiili işlediği sırada onikiyi doldurmuş ve onbeşi doldurmamış olan fail için fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması durumu incelenmelidir; bu yetenek yoksa ceza sorumluluğu bulunmaz.
  • Onikiyi doldurmuş ve onbeşi doldurmamış olan failde algılama ve yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde ceza sorumluluğu bulunur ve ikinci fıkranın indirimli ceza hükümleri uygulanır.
  • Fiili işlediği sırada onbeşi doldurmuş ve onsekizi doldurmamış olan fail için yetenek varlığı aranmaksızın ceza sorumluluğu kabul edilir ve üçüncü fıkranın indirimli cezası uygulanır.
  • Dördüncü fıkra kapsamında, somut olayda kasta dayalı kusurun ağırlığı, güdülen amaç ve saik, suçun işleniş şekli veya daha önce kasıtlı suçtan mahkûmiyet hususlarından biri ya da birkaçı gözetilmelidir.
  • Dördüncü fıkranın uygulanabilmesi için suç, kasten öldürme (m.81, m.82) veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (m.87/2 ve m.87/4) olmalıdır; diğer suçlarda üçüncü fıkra hükümleri bu nedenle uygulanmayamaz.

Yaş küçüklüğü: hangi sonuçları doğurur?

  • Fiili işlediği sırada onikiyi doldurmamış çocuk hakkında ceza kovuşturması yapılamaz ve ceza verilemez; yalnız çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
  • Onikiyi doldurmuş, onbeşi doldurmamış çocuk yetenekten yoksunsa ceza sorumluluğu bulunmaz ve yalnız çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
  • Onikiyi doldurmuş, onbeşi doldurmamış çocuğun yeteneği varsa; suç ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiriyorsa on üç yıldan on sekiz yıla, müebbet hapis gerektiriyorsa on yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
  • Onikiyi doldurmuş, onbeşi doldurmamış çocuğun yeteneği varsa; diğer cezaların yarısı indirilir ve bu durumda her fiil için verilecek hapis cezası dokuz yılı geçemez.
  • Onbeşi doldurmuş, onsekizi doldurmamış genç için suç ağırlaştırılmış müebbet gerektiriyorsa on dokuz yıldan yirmi yedi yıla, müebbet gerektiriyorsa on beş yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
  • Onbeşi doldurmuş, onsekizi doldurmamış genç için diğer cezalarda üçte bir indirim yapılır ve her fiil için verilecek hapis cezası on beş yılı aşamaz.
  • Dördüncü fıkrada sayılan hususlar bulunduğunda kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama işleyen onbeşi doldurmuş genç hakkında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir.
  • Dördüncü fıkrada onikiyi doldurmuş onbeşi doldurmamış ceza sorumluluğu bulunan çocuk hakkında ikinci fıkra yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.
  • Yaş küçüklüğü indirimi, yaşın ceza sorumluluğunu kaldırmadığı hallerde ceza miktarını azaltır; yaş küçüklüğü onsekiz yaşından sonra ceza sorumluluğu üzerinde etki göstermez.

Onikiyaşını doldurmamış çocuk ile onikiyaşını dolduran ama onbeşi doldurmayan çocuk arasındaki fark nedir?

Fiili işlediği sırada onikiyaşını doldurmamış çocuk için kusur yeteneği aranmaz; kusur yeteneğinin bulunmadığı normatif olarak kabul edilmiştir.

Fiili işlediği sırada onikiyaşını doldurmuş, onbeşi doldurmamış çocukta hukuki anlam ve sonuçları algılama ile davranışları yönlendirme yeteneğinin varlığı ayrıca aranır.

Birinci grupta kovuşturma yapılamaz ve yalnız çocuklara özgü güvenlik tedbiri uygulanır; ikinci grupta yetenek bulunursa ceza verilir, bulunmazsa güvenlik tedbiri uygulanır.

Onbeşi doldurmamış çocuk (ikinci fıkra) ile onbeşi doldurmuş onsekizi doldurmamış genç (üçüncü fıkra) arasındaki fark nedir?

İkinci fıkrada yetenek varlığı ayrıca belirlenir ve yeteneğin varlığı halinde ceza sorumluluğu doğar.

Üçüncü fıkrada işlenen fiilin anlam ve sonuçlarını algılama ve yönlendirme yeteneğinin olup olmadığına bakılmaz; ceza sorumluluğu kabul edilir.

Üçüncü fıkra grubunda yetenek incelemesi yapılmaz ve doğrudan indirimli ceza verilir; ikinci fıkra grubunda ise indirim yanında yetenek tespiti zorunludur.

İkinci fıkra: ağırlaştırılmış müebbet / müebbet / diğer cezalar: fark nedir?

Fiilin karşılığı ağırlaştırılmış müebbet hapis ise yirmi yıl yerine on üç yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Fiilin karşılığı müebbet hapis ise on yıldan on iki yıla kadar hapis cezası; diğer cezalarda ise yarı indirim uygulanır.

Ağırlaştırılmış müebbet için alt sınır on üç yıl, müebbet için on yıl; diğer cezalarda yarı indirim yapılır ve her fiil için verilecek hapis cezası dokuz yılı aşamaz.

Üçüncü fıkra: ağırlaştırılmış müebbet / müebbet / diğer cezalar: fark nedir?

Fiilin karşılığı ağırlaştırılmış müebbet hapis ise on dokuz yıldan yirmi yedi yıla kadar hapis cezası verilir.

Fiilin karşılığı müebbet hapis ise on beş yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir; diğer cezalarda üçte bir indirim yapılır.

Diğer cezalarda üçte bir indirim yapılır ve her fiil için verilecek hapis cezası on beş yılı aşamaz.

Üçüncü fıkra asli kuralı ile dördüncü fıkra istisnası arasındaki fark nedir?

Asıl kural, onbeşi doldurmuş onsekizi doldurmamış failin üçüncü fıkraya göre cezalandırılmasıdır.

Dördüncü fıkra, somut olayda sayılan dört ölçütten biri veya birkaçı gözetilerek kasten öldürme ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında üçüncü fıkra hükümlerinin uygulanmayabileceğini düzenler.

Bu suçlarda üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir; dördüncü fıkra ikinci fıkra grubu için ise ikinci fıkra yerine üçüncü fıkra uygulanmasına imkân tanır.

İkinci fıkra grubunda ikinci fıkra ile üçüncü fıkra uygulaması arasındaki fark nedir?

Kural olarak onikiyi doldurmuş onbeşi doldurmamış ve yetenek bulunan fail için ikinci fıkra hükümleri uygulanır.

Dördüncü fıkraya göre bu fail için ikinci fıkra yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.

Uygulanacak hükmün seçimi takdire bağlıdır; üçüncü fıkranın indirimi ikinci fıkranın indiriminden farklı olduğu için cezanın miktarı değişir.

Yaş küçüklüğü: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Onikiyi doldurmamış çocuk için yetenek incelemesi yapmak; bu grupta yetenek aranmaz ve ceza sorumluluğu normatif olarak yoktur.
  • Onbeşi doldurmuş onsekizi doldurmamış genç için kusur yeteneği incelemesi yapmak; bu grupta yetenek aranmaz ve doğrudan indirimli ceza uygulanır.
  • Onikiyi doldurmuş onbeşi doldurmamış çocukta ikinci fıkra ile üçüncü fıkrayı karıştırmak; ikinci fıkrada yetenek varlığı ön koşuldur ve indirim oranları farklıdır.
  • Fiilin karşılığı olan cezanın ağırlaştırılmış müebbet mi müebbet mi olduğunu yanlış belirlemek; bu hata indirimli ceza sınırlarını değiştirir.
  • Dördüncü fıkrayı, kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama dışındaki suçlara uygulamak.
  • Dördüncü fıkranın istisnasını her olayda kendiliğinden uygulamak; istisna somut olayda sayılan ölçütlerden biri ya da birkaçının gözetilmesine bağlıdır.
  • Fail onsekizini doldurmadan önce işlenen fiilde yaş indirimini, fiil tarihinden sonraki yaşa göre hesaplamak; yaşın fiil tarihindeki durumuna bakılır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Onbeşi doldurmuş ve onsekizi doldurmamış failler hakkında üçüncü fıkranın uygulanacağı, bu grupta kusur yeteneğinin ayrıca araştırılmadığı kabul edilmektedir. (6. Ceza Dairesi, 2026/1205 E., 2026/1836 K., 26.02.2026; 1. Ceza Dairesi, 2025/7023 E., 2026/690 K., 04.02.2026)
  • Fail suç tarihinde yaşını doldurmuş sayılabilmek için gün ve saat hesabıyla yaşı tamamlamış olmalıdır; bu nedenle suç tarihinde henüz on iki yaşını doldurmamış olan fail hakkında ceza sorumluluğu bulunmadığına karar verilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2026/551 E., 2026/1211 K., 23.02.2026)
  • Onbeşi doldurmuş, onsekizi doldurmamış olan failin kasten öldürme suçundan cezalandırılmasında üçüncü fıkra hükmü ile birlikte dördüncü fıkrada sayılan ölçütlerin gözetildiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/5918 E., 2026/729 K., 05.02.2026)
  • Yaş küçüklüğü indiriminin uygulanmasında hükmün fıkra bakımından doğru gösterilmesi gerektiği; üçüncü fıkra ile ikinci fıkranın birlikte uygulanmasının ayrı gerekçe gerektirdiği kabul edilmektedir. (6. Ceza Dairesi, 2024/1615 E., 2026/1075 K., 05.02.2026)
  • Üçüncü fıkraya göre verilen cezada ceza indiriminin dosya kapsamına uygun gerekçelendirilmesi gerektiği; yaşın belirli bir ay içinde tamamlanmasının tek başına teşdit sebebi sayılamayacağı kabul edilmektedir. (6. Ceza Dairesi, 2025/4736 E., 2026/946 K., 03.02.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Yaş küçüklüğü hâlinde fiili işlediği sırada yaşın tespiti esas alınır; yaşı belirleme yükü iddia makamındadır ve nüfus kayıtları ile ispatlanır.
  • Onikiyi doldurmuş, onbeşi doldurmamış failde kusur yeteneğinin varlığı iddia makamı tarafından ispatlanmalıdır; bu amaçla uzman raporu, aile, sosyal ve psikolojik durumu gösteren belgeler delil olarak değerlendirilir.
  • Fail yetenek yokluğunu savunuyorsa bu savunmayı kendisi ya da temsilcisi ileri sürer ve uzman raporu ile destekler.
  • Üçüncü fıkrada indirim uygulanacağı için yaşa ilişkin bilgi ile suç tarihi arasındaki zaman farkının belgelenmesi gerekir.
  • Dördüncü fıkranın uygulanması iddia edildiğinde, kasta dayalı kusurun ağırlığı, saik ve daha önceki mahkûmiyet gibi unsurların dosya kapsamında somut olarak gösterilmesi gerekir.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 m.32: Aynı kişide akıl hastalığı bulunduğunda, yaş küçüklüğü hükümleriyle birlikte akıl hastalığına ilişkin hükümlerin hangi yaş grubunda uygulanacağını belirler.
  • 5237 m.81: Dördüncü fıkrada anılan kasten öldürme suçunu tanımlar; dördüncü fıkranın uygulanabileceği suçlardan biridir.
  • 5237 m.82: Nitelikli kasten öldürme suçunu düzenler; dördüncü fıkranın uygulanabileceği suçlar arasındadır.
  • 5237 m.87: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun ikinci ve dördüncü fıkralarını kapsar; dördüncü fıkrada istisna kapsamındadır.
  • 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu: Ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar hakkında uygulanacak çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin türlerini ve uygulanma usulünü düzenler.

TCK m.32 — Akıl hastalığı

Bu madde, akıl hastalığının kusur yeteneğine etkisini iki ayrı derecede düzenler: fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamama ya da davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalması (birinci fıkra) ile davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede olmamakla birlikte azalması (ikinci fıkra). Birinci fıkra cezayı kaldırır ve güvenlik tedbirine hükmedilmesini öngörür; ikinci fıkra cezanın indirilmesini ve akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirinin birlikte uygulanmasını düzenler. Madde, akıl hastalığı dışındaki kusur yeteneği nedenlerini (yaş küçüklüğü, sağırdilsizlik, alkol ve uyuşturucu) düzenlemez; hükmü fiili işleyen gerçek kişiler bakımından uygulanır. Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirinin içeriği, tedavi altına alınma ve serbest bırakılma usulü (m.57), alkol veya uyuşturucu bağımlılarına özgü tedbir (m.58 ve ilgili hükümler) ve tekerrür (m.58) bu maddede düzenlenmez; bunlar ayrı maddelerde yer alır. Ceza indiriminin ayrıntıları ile tüzel kişiler hakkındaki güvenlik tedbirleri de bu maddenin kapsamı dışındadır.

Akıl hastalığı: hangi kavramlar bilinmeli?

Akıl hastalığı
Kişinin algılama ve irade yeteneğini etkileyen psikolojik bozukluk olarak anlaşılır. Kanun akıl hastalığını tek tek saymaz; hangi rahatsızlığın bu niteliği taşıdığı tıbbi tespite bağlıdır. Hastalığın varlığı tek başına yeterli değildir; fiil bakımından kusur yeteneğine etkisinin de belirlenmesi gerekir.
Fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği
Failin işlediği fiilin hukuka aykırılığını ve doğuracağı sonuçları kavrayabilme gücüdür. Birinci fıkrada bu yeteneğin ortadan kalkması, ikinci fıkrada ise bu yeteneğin etkilenmemesi aranır.
Davranışlarını yönlendirme yeteneği
Failin fiili işlerken davranışını iradesine uygun biçimde denetleyebilme gücüdür. Birinci fıkrada bu yeteneğin önemli derecede azalması, ikinci fıkrada önemli derecede olmamakla birlikte azalması yeterlidir.
Önemli derecede azalma
Birinci fıkradaki eşiktir; yönlendirme yeteneğinin ciddi ölçüde zayıflamasını ifade eder. İkinci fıkradaki azalma bu eşiğe ulaşmayan, ancak varlığını koruyan bir azalmadır.
Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri
Akıl hastası olan failler hakkında koruma ve tedavi amacıyla uygulanan tedbirdir. Birinci fıkrada tek yaptırımdır; ikinci fıkrada ceza ile birlikte uygulanabilir. Tedbirin içeriği ve sona erme koşulları m.57'de düzenlenir.
Ceza indirimi (1/6)
İkinci fıkradaki ceza, 'diğer hallerde' ifadesiyle ayrılan durumlarda altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. İndirim takdiri hâkime aittir ve oran üst sınırı altıda birdir.

Akıl hastalığı: hangi şartlar aranır?

  • Failin fiili işlediği sırada akıl hastalığının bulunması gerekir; hastalığın fiilin işlendiği anda var olup olmadığı, dönemsel hastalıklarda özellikle araştırılır.
  • Akıl hastalığının, işlenen somut fiil bakımından algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini etkilemiş olması gerekir; hastalığın varlığı tek başına yeterli değildir.
  • Birinci fıkra uygulanacaksa fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin tümüyle ortadan kalkmış olması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olması bulunmalıdır.
  • İkinci fıkra uygulanacaksa algılama yeteneği varlığını korumalı, davranışlarını yönlendirme yeteneği ise önemli derecede olmamakla birlikte azalmış bulunmalıdır; birinci fıkradaki eşiğe ulaşılmamış olmalıdır.
  • Birinci fıkra kapsamındaki kişiye ceza verilemez; bu kişi hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmesi zorunludur.
  • İkinci fıkra kapsamındaki kişi hakkında, ağırlaştırılmış müebbet yerine yirmibeş yıl, müebbet yerine yirmi yıl hapis cezası verilmelidir; diğer hallerde ceza altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir.
  • İkinci fıkrada cezaya ek olarak akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine de hükmedilmelidir.

Akıl hastalığı: hangi sonuçları doğurur?

  • Birinci fıkra kapsamında olan kişiye ceza verilmez; hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.
  • Birinci fıkradaki hâl, ceza sorumluluğunu kaldırır; fiil suç olmaya devam eder, bu nedenle güvenlik tedbiri uygulanır.
  • İkinci fıkra kapsamındaki kişiye ağırlaştırılmış müebbet yerine yirmibeş yıl, müebbet yerine yirmi yıl hapis cezası verilir.
  • İkinci fıkrada diğer hallerde ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir; indirim zorunlu değildir.
  • İkinci fıkra kapsamındaki kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur; ceza ile tedbir birlikte uygulanır.
  • Akıl hastalığının fiili etkilemediği hâllerde (ör. hastalığın başka bir fiilin niteliğine etkisi olmadığında) bu maddenin hükmü uygulanmaz ve fail kusurlu sayılır.
  • Madde 2025-12-24 değişikliğiyle ikinci fıkranın cümlesi yeniden düzenlenmiştir; ceza indirimine ilişkin değişiklik güncel metinde yer alır.

Birinci fıkra ile ikinci fıkra arasındaki fark nedir?

Birinci fıkrada algılama yeteneği tümüyle ortadan kalkmış veya yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmıştır.

İkinci fıkrada algılama yeteneği varlığını korur, yönlendirme yeteneği ise önemli derecede olmamakla birlikte azalmıştır.

Birinci fıkrada ceza verilmez, yalnız güvenlik tedbiri uygulanır; ikinci fıkrada ceza verilir, indirilmiş ceza ile birlikte güvenlik tedbiri de uygulanabilir.

Ağırlaştırılmış müebbet / Müebbet cezası (ikinci fıkra) / Diğer cezalar (ikinci fıkra): fark nedir?

Suçun cezası ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis ise ikinci fıkranın sabit indirimi uygulanır.

Diğer suçlarda ceza, hâkimin takdirine bağlı olarak altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir.

Ağırlaştırılmış müebbet yerine yirmibeş yıl, müebbet yerine yirmi yıl hapis verilir; diğer suçlarda indirim isteğe bağlı ve üst sınırı altıda birdir.

Kusur yeteneğinin ortadan kalkması ile kusur yeteneğinin azalması arasındaki fark nedir?

Birinci fıkradaki hâllerde kusur tamamen ortadan kalkar.

İkinci fıkradaki hâlde kusur devam eder, yalnız azalmıştır.

Birinci fıkrada cezasızlık sağlanır; ikinci fıkrada fail hakkında ceza hükmolunur ve bu ceza indirilir.

Akıl hastalığı: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Akıl hastalığını tam ve kısmi olarak ikiye ayırıp, kısmi akıl hastalığında ceza indirimi yerine cezasızlık uygulamak; oysa ayrım fiilin kusur yeteneği üzerindeki etkisine göre yapılır.
  • Hastalığın varlığını yeterli sayıp fiil açısından etkisini araştırmamak; etkisi fiile göre değişebilir.
  • İkinci fıkrada ceza indirimini zorunlu sanmak; indirim hâkimin takdirine bağlıdır ve altıda birden fazla olamaz.
  • Müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet cezalarının karşılığını ikinci fıkrada yanlış hesaplamak; ağırlaştırılmış müebbet yerine yirmibeş yıl, müebbet yerine yirmi yıl uygulanır.
  • Birinci fıkra kapsamındaki kişiye ceza vermekle birlikte tedbire hükmetmemek; birinci fıkrada tedbir zorunludur.
  • Madde metni yerine eski metni esas almak; 2025-12-24 değişikliği ikinci fıkranın cümle yapısını yeniden düzenlemiştir ve güncel metin esas alınmalıdır.
  • Akıl hastalığı dışındaki kusur yeteneği hallerini (yaş, sağırdilsizlik) bu maddeye bağlamak; bunlar m.31 kapsamında ayrı değerlendirilir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Akıl hastalığının varlığının tespiti tıbbi bir konu olup uzman kurul raporuna dayanır; ancak hastalığın somut fiil açısından kusur yeteneğini ne ölçüde etkilediğinin belirlenmesi hâkimin görevidir. (Ceza Genel Kurulu, 2013/119 E., 2014/448 K., 30.10.2014)
  • Akıl hastalığı şüphesi veya iddiası varsa mahkemenin bu hususu araştırması gerekir; araştırma yapılmadan verilen hüküm bozma sebebi sayılmaktadır. (Ceza Genel Kurulu, 2011/451 E., 2012/115 K., 20.03.2012)
  • Kişinin hangi fıkra kapsamına girdiğinin belirlenmesinde hastalığın fiil açısından etkisi esas alınır; hastalığın varlığı tek başına yeterli kabul edilmez. (Ceza Genel Kurulu, 2013/119 E., 2014/448 K., 30.10.2014)
  • Akıl hastalığı, işlenen her fiil bakımından etkili olmayabilir; belirli bir suç türü bakımından yönlendirme yeteneğinin etkilendiği kabul edilirken başka suçlar bakımından etkisiz kalabileceği ifade edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2008/22 E., 2008/80 K., 15.04.2008)
  • Akıl hastalığı yönünden sunulan sağlık raporunun değerlendirilmesi gerektiği; bu raporla m.32'den yararlanma talebinin gerekçeli karşılanması gerektiği kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2025/156 E., 2026/178 K., 14.01.2026)
  • Kişinin cezasının m.32/2 uyarınca infazı sırasında tedbirin uygulanması yönünde içtima kararlarının infaz hâkimliğince değerlendirildiği görülmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2024/4116 E., 2026/1168 K., 20.02.2026)

Nasıl ispat edilir?

  • Akıl hastalığının varlığı ve fiil açısından etkisini ileri süren taraf (genellikle sanık veya müdafi) bunu sağlık kurulu raporu ile ispatlar; Adli Tıp Kurumundan kurul raporu alınması uygulamada aranır.
  • Hastalığın fiili işlediği sırada mevcut olduğu, dönemsel hastalıklarda ayrıca fiil anında etkisi altında bulunulduğu tıbbi kayıtlarla gösterilmelidir.
  • Algılama ve yönlendirme yeteneğinin hangi ölçüde etkilendiğine ilişkin tespit, tıbbi raporun hukuki değerlendirmesi olarak hâkime aittir; ispat yükü bu hususta iddiayı ileri süren tarafa düşer.
  • Karşı taraf (iddia makamı) hastalığın fiil açısından etkisiz olduğunu, failin kusurlu hareket ettiğini ispatlamakla yükümlüdür; savunma ve iddia arasında rapor çelişkisi varsa bilirkişi incelemesi yapılır.
  • Akıl hastalığı iddiası ileri sürülmüşse bu konunun araştırılmadan hüküm kurulmaması gerekir; araştırma eksikliği ayrı bir ispat sorunu doğurur.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.57: Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirinin içeriğini, koruma ve tedavi altına alınmasını ve serbest bırakılma usulünü düzenler; m.32'nin uygulanmasının sonucu olan tedbiri belirler.
  • 5237 sayılı Kanun m.58: Tekerrür ve özel tehlikeli suçlular hükümlerini düzenler; m.32 uygulanırken failin tekerrür durumunun ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
  • 5237 sayılı Kanun m.31: Yaş küçüklüğü ve sağırdilsizlik gibi kusur yeteneğini etkileyen diğer hâlleri düzenler; bu hükümlerin akıl hastalığı hükmünden ayrı uygulandığını gösterir.

TCK m.33 — Sağır ve dilsizlik

Bu madde, sağır ve dilsiz failler bakımından ceza sorumluluğunun yaşa bağlı rejimini düzenler. Fiili işlediği sıradaki yaşa göre üç yaş grubu belirler: 15 yaşını doldurmamış olanlar, 15-18 yaş grubu ve 18-21 yaş grubu. Her gruba, yaş küçüklüğüne ilişkin hangi fıkra hükmünün uygulanacağını bağlar. Madde, sağır ve dilsizlerin kusur yeteneğinin hangi hallerde bulunmadığını, azaldığını veya tam olduğunu yaş üzerinden belirlemek için yollama yapar. Kişinin aklî hastalığı, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri, yaş küçüklerine özgü güvenlik tedbirlerinin içeriği ve 21 yaşını doldurmuş sağır ve dilsizlerin sorumluluğu bu maddenin kapsamı dışındadır. Akıl hastalığına ilişkin düzenleme TCK m.32 ve m.57'de, yaş küçüklerine ilişkin ayrıntılar m.31'de, yaş küçüklerine özgü güvenlik tedbirleri ise TCK m.60 ile bağlantılı olarak m.31 kapsamında düzenlenmiştir. Maddenin kendisi bu konuların ayrıntısını düzenlemez; yalnızca yollama yapar. Sağır ve dilsizliğin tespiti, bilirkişi incelemesi ve yargılama usulü de bu maddede düzenlenmez.

Sağır ve dilsizlik: hangi kavramlar bilinmeli?

Sağır ve dilsiz
Doğuştan ya da küçük yaşta işitme yeteneğini yitirmiş ve bunun sonucunda konuşma yeteneği gelişmemiş kişileri ifade eder. Madde, bu durumun kusur yeteneği üzerindeki etkisini kabul eder ve bu kişileri yaş üzerinden ayrı bir grup olarak ele alır.
Fiilin işlendiği yaş
Maddenin yaş grubu belirlemesinde esas alınan andır. Sonucun ya da yargılama anındaki yaşın değil, fiilin işlendiği sıradaki yaşın dikkate alınacağı ifade edilmiştir.
Yollama
Maddenin, sağır ve dilsizler bakımından kendi içinde yeni bir yaş rejimi kurmak yerine, yaş küçüklerine ilişkin m.31 hükümlerini ve TCK'nın yaş grubu hükümlerini uygulamasıdır. Yollanan hükmün koşulları ve sonuçları aynen geçerlidir.
Kusur yeteneği
Failin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilmesi ile bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirebilmesi yetisidir. Madde, sağır ve dilsizlerde bu yetinin yaşa göre varlığını ya da yokluğunu belirler.

Sağır ve dilsizlik: hangi şartlar aranır?

  • Failin fiili işlediği sırada sağır veya dilsiz olması gerekir; bu özellik fiil anında bulunmalıdır.
  • Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsiz için ceza sorumluluğunun bulunmadığı kabul edilir; bu kişiler hakkında 12 yaşını doldurmamış çocuklara ilişkin m.31/1 hükmü uygulanır.
  • Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsiz için 12-15 yaş arası çocuklara ilişkin m.31/2 hükmü uygulanır; ceza sorumluluğunun doğup doğmadığı, failin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olup olmadığına göre belirlenir.
  • Fiili işlediği sırada 18 yaşını doldurmuş, 21 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsiz için 15-18 yaş arası çocuklara ilişkin m.31/3 hükmü uygulanır; kanunda öngörülen ceza indirimi yapılır.
  • Fiili işlediği sırada 21 yaşını doldurmuş olan sağır ve dilsiz için yaşa dayalı bir ayrım yapılmaz; bu kişinin kusur yeteneğinin tam olduğu kabul edilir.

Sağır ve dilsizlik: hangi sonuçları doğurur?

  • Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizin ceza sorumluluğu yoktur ve hakkında ceza kovuşturması yapılamaz.
  • Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsiz hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
  • Fiili işlediği sırada 15-18 yaş aralığında bulunan sağır ve dilsiz, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaz veya davranışlarını yönlendiremezse ceza sorumluluğu yoktur; bu hâlde de çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.
  • Fiili işlediği sırada 15-18 yaş aralığında bulunan sağır ve dilsiz, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabiliyor ve bu fiil bakımından davranışlarını denetleyebiliyorsa hakkında ceza indirilerek hüküm kurulur.
  • Fiili işlediği sırada 18-21 yaş aralığında bulunan sağır ve dilsiz hakkında kanunda öngörülen ceza indirilerek hüküm kurulur.
  • Fiili işlediği sırada 21 yaşını doldurmuş olan sağır ve dilsiz hakkında yaş nedeniyle indirim uygulanmaz; sağırlık tek başına kusur yeteneğini ortadan kaldırmaz.
  • Sağır-dilsiz kişide akıl hastalığı bulunuyorsa akıl hastalığına ilişkin hükümler (m.32) ayrıca değerlendirilir.

15 yaşından küçük sağır-dilsiz ile 15-18 yaş sağır-dilsiz arasındaki fark nedir?

Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsiz, ceza sorumluluğu bakımından kusur yeteneği bulunmadığı kabul edilen gruptur.

Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsiz için kusur yeteneğinin varlığı araştırılır.

Birinci grupta ceza kovuşturması yapılmaz ve yalnız çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır. İkinci grupta algılama ve yönlendirme yeteneği yoksa ceza verilmez, varsa indirimli ceza verilir.

15-18 yaş sağır-dilsiz ile 18-21 yaş sağır-dilsiz arasındaki fark nedir?

Fiili işlediği sırada 15-18 yaş aralığında bulunan sağır ve dilsizdir. Bu grupta kusur yeteneği araştırılır.

Fiili işlediği sırada 18-21 yaş aralığında bulunan sağır ve dilsizdir. Bu grupta kusur yeteneğinin varlığı kabul edilir.

İkinci grupta yetenek yoksa ceza verilmeyebilir; üçüncü grupta yetenek araştırılmaksızın kanunda öngörülen indirim uygulanır.

18-21 yaş sağır-dilsiz ile 21 yaşını doldurmuş sağır-dilsiz arasındaki fark nedir?

Fiili işlediği sırada 18-21 yaş aralığında bulunan sağır ve dilsizdir. Yaş küçüklüğüne ilişkin m.31/3 hükmü uygulanır.

Fiili işlediği sırada 21 yaşını doldurmuş olan sağır ve dilsizdir. Yaş bakımından indirim öngörülmez.

21 yaşını doldurmuş olanlar için yalnız sağırlık nedeniyle indirim yapılmaz; ancak kusur yeteneğini etkileyen bir akıl hastalığı varsa akıl hastalığına ilişkin hükümler uygulanır.

Sağır-dilsizlik ile akıl hastalığı arasındaki fark nedir?

Sağır-dilsizlikte sorumluluk, fiili işlediği sıradaki yaşa bağlı olarak yaş küçüklüğü hükümleri üzerinden belirlenir.

Akıl hastalığında ise sorumluluk, failin fiil sırasındaki akıl hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerindeki etkisine göre belirlenir.

Sağır-dilsiz olan ve aynı zamanda akıl hastalığı bulunan kişide her iki rejim ayrı ayrı değerlendirilir; sağırlık nedeniyle yaş grubu, akıl hastalığı nedeniyle ise TCK m.32 ve m.57 uygulanır.

Sağır ve dilsizlik: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Sağır-dilsizlikte yaşı, yargılama yapıldığı tarihteki yaşa göre belirlemek; oysa esas alınan, fiilin işlendiği andaki yaştır.
  • 15-18 yaş grubundaki sağır-dilsizde ceza indirimini, yetenek araştırmadan doğrudan uygulamak; oysa bu grupta algılama ve yönlendirme yeteneğinin varlığı önce araştırılmalıdır.
  • 18-21 yaş grubundaki sağır-dilsizde yetenek araştırmasını gereksiz görmek; bu grupta kanunda öngörülen indirim yetenek araştırılmaksızın uygulanır, ancak yetenek sorunu varsa m.32 ayrıca değerlendirilir.
  • 21 yaşını doldurmuş sağır-dilsizde sağırlığı tek başına kusur yeteneğini azaltan neden saymak; oysa bu hâlde yaş nedeniyle indirim yoktur, yalnız akıl hastalığı varsa m.32 uygulanır.
  • Sağırlığın varlığını fiil anında aramak yerine sonradan ortaya çıkan bir duruma dayanmak; sağırlığın fiil anında bulunması gerekir.
  • Sağır-dilsizlik ile akıl hastalığını tek bir rejim içinde değerlendirmek; iki hal ayrı hükümlere tabidir.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Sağır-dilsizlikte kusur yeteneğinin tespiti için fiil sırasındaki yaş ile sağırlığın ne zaman başladığının belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir; bu konuda tıbbi verilerden yararlanılır. (Ceza Genel Kurulu, 2017/774 E., 2018/502 K., 06.11.2018)
  • Akıl hastalığı şüphesi bulunan sağır-dilsizde, fiil sırasındaki algılama ve irade yeteneğinin araştırılmadan hüküm kurulmasının eksik soruşturma olduğu kabul edilmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2017/774 E., 2018/502 K., 06.11.2018)
  • 15-18 yaş grubundaki sağır-dilsiz hakkında, algılama ve yönlendirme yeteneğinin yokluğu hâlinde 'kusurun bulunmaması nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığı' kararı verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (9. Ceza Dairesi, 2021/14321 E., 2024/5641 K., 05.06.2024)

Nasıl ispat edilir?

  • Sağırlık veya dilsizlik iddiasını ileri süren taraf, bu durumun fiil anında bulunduğunu ispatlamalıdır; uygulamada bu, sağlık kurulu raporu ile yapılır.
  • Sağırlığın ne zaman başladığı, doğuştan veya küçük yaşta olup olmadığı tıbbi bilirkişi raporu ile belirlenir; bu tespit yaş grubu bakımından belirleyicidir.
  • Fiil anındaki yaş, nüfus kaydı ve kimlik belgesi ile ispat edilir; yaşın tartışmalı olduğu hâllerde kemik yaşı gibi tıbbi incelemeler yapılabilir.
  • Algılama ve yönlendirme yeteneğinin yokluğu veya azalması savunmasını ileri süren taraf bu savunmayı ispatlamakla yükümlüdür; bu, uzman bilirkişi incelemesi ile yapılır.
  • Fiilin işlendiği sıradaki akıl hastalığı iddiası varsa bu hususun araştırılması zorunludur; araştırılmadan verilen hüküm eksik soruşturma sayılır.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.31: Madde, 12-15 yaş (m.31/2) ve 15-18 yaş (m.31/3) gruplarına ilişkin hükümleri yollama yoluyla uygular. Yaş küçüklüğünün ceza sorumluluğu ve indirim ölçüleri m.31'de düzenlenmiştir.
  • 5237 sayılı Kanun m.32: Akıl hastalığı nedeniyle kusur yeteneğinin tamamen veya kısmen ortadan kalkması hâlini düzenler. Sağır-dilsizlik ile birlikte akıl hastalığı varsa bu hüküm ayrıca uygulanır.
  • 5237 sayılı Kanun m.57: Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerini düzenler. Akıl hastası sağır-dilsiz bakımından bu tedbirler, yaş küçüklüğü tedbirlerinden ayrı olarak gündeme gelir.

TCK m.34 — Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma

Madde, geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle işlenen fiillerde failin kusur yeteneğinin ortadan kalkmasının cezasızlık sonucunu düzenler. Ayrıca iradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işlenmesi halinde bu cezasızlık hükmünün uygulanmayacağını belirtir. Madde, ceza sorumluluğunu kaldıran hallerin ve kusur yeteneğini etkileyen diğer nedenlerin genel çerçevesi içinde, alkol ve uyuşturucu etkisi bakımından yalnız bu iki ayrımı kurar. Akıl hastalığı nedeniyle kusur yeteneğinin azalması veya kalkması (m.32), yaş küçüklüğü (m.31), sağırlık ve dilsizlik (m.31/son) bu maddenin konusu değildir. Maddenin kapsamına, geçici nedenin hafifletici nedene dönüşmesi ya da güvenlik tedbirine ilişkin ayrıntılar da girmez; bunlar ilgili kanun hükümlerinde yer alır. Hukuka uygunluk sebepleri (m.24 ve devamı) ile zorunluluk hali de bu madde ile düzenlenmez.

Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma: hangi kavramlar bilinmeli?

İrade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde
Failin bilerek ve isteyerek almadığı, başkasının fiili, yanılgı, zorlama veya zaruret sonucu kendisine verilen alkol ya da uyuşturucu maddedir. Failin bu maddeleri almaya kasten veya taksirle yol açmamış olması gerekir.
Kusur yeteneği
Failin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilmesi ile davranışlarını bu algıya göre yönlendirebilmesidir. Madde, bu yeteneğin tamamen kalkmasını ya da önemli derecede azalmasını ceza verilmemesi için yeterli kabul eder.
Önemli derecede azalma
Algılama veya davranışları yönlendirme yeteneğinin tamamen ortadan kalkmamakla birlikte belirgin ölçüde zayıflamasıdır. Maddede kalkma ile azalma aynı ölçütle, yani cezasızlık sonucuyla birlikte anılır.
Actio libera in causa (sebebinde serbest hareket)
Failin kusur yeteneği bulunduğu bir anda, sonradan kusur yeteneğini ortadan kaldıracak durumu kendisi yaratmış olması halinde, fiil anındaki kusur yeteneksizliğinin değil, bu durumu yaratma anındaki kusurun esas alınmasını ifade eden ilkedir. İradi olarak alınan alkol ve uyuşturucu bakımından m.34/2 bu ilkenin sonucunu doğurur.

Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma: hangi şartlar aranır?

  • Kişinin, fiil anında alkol veya uyuşturucu madde ya da geçici bir neden etkisinde bulunması gerekir.
  • Bu etkinin geçici bir nedenden ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu maddeden kaynaklanması gerekir; iradi alınan madde bu kapsamda değildir.
  • Madde etkisi veya geçici neden, failin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamasına ya da bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmasına yol açmış olmalıdır.
  • Failin, alkol veya uyuşturucu maddenin irade dışı alınmasına ya da geçici nedenin doğmasına kasten veya taksirle sebebiyet vermemiş olması gerekir.
  • İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işlenmiş olmamalıdır; bu halde birinci fıkra uygulanmaz.

Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma: hangi sonuçları doğurur?

  • Geçici neden veya irade dışı alınan madde etkisiyle fiil anında kusur yeteneği ortadan kalkmış ya da önemli derecede azalmışsa, failin cezalandırılması söz konusu değildir.
  • Bu hal, kusur yeteneğinin tamamen kalkması ile önemli derecede azalması bakımından aynı cezasızlık sonucunu doğurur; ara bir indirim öngörülmemiştir.
  • Geçici nedene dayalı cezasızlıkta güvenlik tedbiri de uygulanmaz; tedbir uygulanmasının gerekçesi olan devamlı tehlikeliliğin bulunmadığı kabul edilir.
  • İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işlenmesi halinde birinci fıkra hükmü uygulanmaz; fail kusur yeteneğinin tam olduğu kabul edilerek cezalandırılır.
  • Failin geçici nedene kasten veya taksirle sebebiyet vermesi halinde birinci fıkra uygulanmaz ve fail, fiil anında kusur yeteneği varmış gibi sorumlu tutulur.
  • Kusur yeteneğinin azalmadığı ya da önemli derecede azalmadığı hallerde cezasızlık hükmü uygulanmaz; bu hallerde ceza sorumluluğu genel esaslara göre belirlenir.

İrade dışı alım ile iradi alım arasındaki fark nedir?

Failin alkol veya uyuşturucuyu istemeyerek, örneğin yanılarak, zorla ya da başkasının fiiliyle almış olması.

Failin alkol veya uyuşturucuyu bilerek ve isteyerek almış olması.

İrade dışı alımda kusur yeteneği azalmışsa ceza verilmez; iradi alımda birinci fıkra uygulanmaz ve kusur yeteneği fiil anında mevcut kabul edilerek sorumluluk belirlenir.

Geçici neden ile akıl hastalığı arasındaki fark nedir?

Geçici nedenle kusur yeteneğinin azalması, süreklilik göstermeyen durumlardan kaynaklanır.

Akıl hastalığında kusur yeteneğinin azalması ya da kalkması süreklilik gösteren bir durumdan kaynaklanır (m.32).

Geçici nedende ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz; akıl hastalığında ise kalkma halinde ceza verilmez, güvenlik tedbiri gündeme gelir.

Geçici nedenin kendisinden kaynaklanmadığı hal ile failin kusurlu olduğu hal arasındaki fark nedir?

Geçici neden veya irade dışı madde etkisine failin hiçbir kusuru ile yol açılmamış olması.

Failin geçici nedene kasten ya da taksirle sebebiyet vermiş olması.

Kusursuz hal cezasızlığa yol açar; kusurlu sebebiyet halinde fail, fiil anında kusur yeteneği varmış gibi cezalandırılır.

Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma: sık yapılan hatalar nelerdir?

  • Madde metnindeki iradi alım hükmünü, irade dışı alım için de geçerli saymak; m.34/2 yalnız iradi alımı kapsar, irade dışı alım bu hükmün dışındadır.
  • Geçici neden ile akıl hastalığını birbirinden ayırmadan aynı tedbir ve cezasızlık rejimini uygulamak; geçici nedenlerde güvenlik tedbiri uygulanmaz, akıl hastalığında ise tedbir gündeme gelebilir.
  • Kusur yeteneğinin önemli derecede azalmasını, tamamen kalkmasından farksız saymak ve ayrıca bir indirim gerekmediğini düşünmek; metinde kalkma ve önemli azalma aynı cezasızlık sonucuna bağlanmıştır, ancak azalmanın önemli derecede olması şarttır.
  • Failin geçici nedene kendi taksiriyle yol açtığı durumda cezasızlığı uygulamak; bu halde fail fiil anında kusur yeteneği varmış gibi cezalandırılır.
  • Alkol etkisini yalnız irade dışı alım bakımından değerlendirip, iradi alımda da m.34/1'den yararlanılabileceğini düşünmek; m.34/2 açıkça bu yolu kapatır.

Uygulamada nasıl yorumlanıyor?

  • Yargıtay, alkol etkisinde işlenen fiillerde irade dışı alımın ispatını somut olayın özelliklerine göre değerlendirir ve bu ispatı sanığın savunmasının dikkate alınıp alınmadığı üzerinden denetler. (4. Ceza Dairesi, 2023/4009 E., 2025/11395 K., 19.06.2025)
  • Sanığın iradi olarak alkol aldığı ve bu etkiyle suç işlediği sabit görüldüğünde, m.34/2 gereği birinci fıkraya dayanılamayacağı kabul edilmektedir. (1. Ceza Dairesi, 2024/7293 E., 2026/1123 K., 19.02.2026)
  • Sanığın antisosyal kişilik bozukluğu bulunduğu iddiası, m.34/1 bakımından tek başına cezasızlık sonucu doğurmaz; kusur yeteneğinin ortadan kalkıp kalkmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (4. Ceza Dairesi, 2024/2870 E., 2025/7676 K., 24.04.2025)
  • Ceza Genel Kurulu, manevi unsurun varlığını ve ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğini belirtmektedir. (Ceza Genel Kurulu, 2019/208 E., 2022/492 K., 28.06.2022; Ceza Genel Kurulu, 2017/512 E., 2019/38 K., 22.01.2019; Ceza Genel Kurulu, 2013/649 E., 2016/54 K., 09.02.2016)

Nasıl ispat edilir?

  • Cezasızlık savunmasını ileri süren sanık, irade dışı alımı ve bu alımın etkisiyle kusur yeteneğinin ortadan kalktığını ya da önemli derecede azaldığını ispatlamakla yükümlüdür; ispat yükü sanıktadır.
  • İrade dışı alımın ispatında tanık beyanları, olay öncesi ve sonrası davranışlar ile varsa adli tıp raporu ve kan veya alkol tahlili birlikte değerlendirilir.
  • İradi alımın ispatı için savcılık, sanığın alkol veya uyuşturucuyu bilerek aldığını gösteren delilleri sunmakla yükümlüdür; bu durumda m.34/2 uygulanır.
  • Kusur yeteneğinin önemli derecede azalmış olduğu iddiası bilirkişi raporu ile değerlendirilir; rapor olmadan bu sonuca ulaşılması zordur.
  • Geçici nedene failin kasten ya da taksirle yol açtığı iddiası, karşı tarafça ileri sürülüyorsa bu iddiayı ispatlamak savcılığa düşer.

Hangi maddelerle birlikte okunmalı?

  • 5237 sayılı Kanun m.20: Ceza sorumluluğunun şahsiliği ve kusur ilkesi, m.34'ün dayandığı genel çerçeveyi oluşturur; kusur yeteneğinin bulunmadığı halde ceza verilemeyeceğini tamamlar.
  • 5237 sayılı Kanun m.32: Akıl hastalığı nedeniyle kusur yeteneğinin kalkması ya da azalması halini düzenler; m.34 bu hükümle paralel bir yapı kurar ancak kaynağı geçici nedenlerdir.
  • 5237 sayılı Kanun m.35: Maddede geçici neden ya da alkol etkisiyle hareket eden failin kusur yeteneğinin azalması halinde ceza indirimi uygulanabilmesi için bu hükmün konusu ile ilişkilidir; m.34'ün cezasızlık sonucu ile birlikte değerlendirilmesi gerekir.
  • 5237 sayılı Kanun m.22: Kast ve taksir ayrımı, geçici nedene kasten ya da taksirle sebebiyet verilmesi halinin değerlendirilmesinde esas alınır.

Süreler

SüreMaddeHüküm
yirmi yıldanm.21Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden…
on yıldanm.31İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onüç yıldan…
dokuz yıldanm.31Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası dokuz yıldan fazla olamaz.
yirmi yılm.32(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl…

Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.

Konuda geçen kararlar

73 karar
  1. Ceza Genel Kurulu, 2024/441 E., 2025/575 K., 10.12.2025
    İlgili madde: m.25
  2. Ceza Genel Kurulu, 2022/38 E., 2025/7 K., 08.01.2025
    İlgili madde: m.30
  3. Ceza Genel Kurulu, 2023/360 E., 2024/157 K., 03.04.2024
    İlgili madde: m.24
  4. Ceza Genel Kurulu, 2023/438 E., 2024/119 K., 13.03.2024
    İlgili madde: m.30
  5. Ceza Genel Kurulu, 2022/528 E., 2023/520 K., 11.10.2023
    İlgili madde: m.29
  6. Ceza Genel Kurulu, 2019/658 E., 2023/449 K., 20.09.2023
    İlgili madde: m.24, m.26
  7. Ceza Genel Kurulu, 2021/384 E., 2023/367 K., 21.06.2023
    İlgili madde: m.30
  8. Ceza Genel Kurulu, 2020/402 E., 2022/670 K., 26.10.2022
    İlgili madde: m.24
  9. Ceza Genel Kurulu, 2019/208 E., 2022/492 K., 28.06.2022
    İlgili madde: m.20, m.23, m.26, m.28, m.33, m.34
  10. Ceza Genel Kurulu, 2020/444 E., 2022/423 K., 08.06.2022
    İlgili madde: m.21
Diğer 63 karar
  1. Ceza Genel Kurulu, 2021/279 E., 2022/391 K., 26.05.2022
    İlgili madde: m.27
  2. Ceza Genel Kurulu, 2018/358 E., 2022/180 K., 17.03.2022
    İlgili madde: m.33
  3. Ceza Genel Kurulu, 2022/44 E., 2022/126 K., 24.02.2022
    İlgili madde: m.25
  4. Ceza Genel Kurulu, 2019/575 E., 2021/587 K., 25.11.2021
    İlgili madde: m.24
  5. Ceza Genel Kurulu, 2019/314 E., 2021/373 K., 09.09.2021
    İlgili madde: m.21
  6. Hukuk Genel Kurulu, 2018/825 E., 2021/964 K., 07.07.2021
    İlgili madde: m.20
  7. Ceza Genel Kurulu, 2018/298 E., 2020/499 K., 03.12.2020
    İlgili madde: m.28
  8. Ceza Genel Kurulu, 2018/386 E., 2020/495 K., 01.12.2020
    İlgili madde: m.21
  9. Ceza Genel Kurulu, 2018/135 E., 2020/317 K., 25.06.2020
    İlgili madde: m.22
  10. Ceza Genel Kurulu, 2018/451 E., 2019/456 K., 28.05.2019
    İlgili madde: m.20
  11. Ceza Genel Kurulu, 2018/189 E., 2019/350 K., 18.04.2019
    İlgili madde: m.28
  12. Ceza Genel Kurulu, 2017/512 E., 2019/38 K., 22.01.2019
    İlgili madde: m.20, m.26, m.28, m.33, m.34
  13. Ceza Genel Kurulu, 2017/774 E., 2018/502 K., 06.11.2018
    İlgili madde: m.33
  14. Ceza Genel Kurulu, 2013/649 E., 2016/54 K., 09.02.2016
    İlgili madde: m.26, m.28, m.33, m.34
  15. Ceza Genel Kurulu, 2013/808 E., 2015/314 K., 13.10.2015
    İlgili madde: m.27
  16. Ceza Genel Kurulu, 2013/119 E., 2014/448 K., 30.10.2014
    İlgili madde: m.32
  17. Ceza Genel Kurulu, 2013/60 E., 2013/603 K., 03.12.2013
    İlgili madde: m.27
  18. Ceza Genel Kurulu, 2012/941 E., 2012/1780 K., 18.09.2012
    İlgili madde: m.23
  19. Ceza Genel Kurulu, 2012/407 E., 2012/262 K., 03.07.2012
    İlgili madde: m.23
  20. Ceza Genel Kurulu, 2011/436 E., 2012/190 K., 08.05.2012
    İlgili madde: m.25, m.27
  21. Ceza Genel Kurulu, 2011/451 E., 2012/115 K., 20.03.2012
    İlgili madde: m.32
  22. Ceza Genel Kurulu, 2011/151 E., 2011/290 K., 27.12.2011
    İlgili madde: m.23
  23. Ceza Genel Kurulu, 2011/230 E., 2011/273 K., 13.12.2011
    İlgili madde: m.30
  24. Ceza Genel Kurulu, 2011/54 E., 2011/120 K., 07.06.2011
    İlgili madde: m.22
  25. Ceza Genel Kurulu, 2011/43 E., 2011/93 K., 17.05.2011
    İlgili madde: m.21
  26. Ceza Genel Kurulu, 2010/196 E., 2010/228 K., 23.11.2010
    İlgili madde: m.22
  27. Ceza Genel Kurulu, 2010/170 E., 2010/182 K., 05.10.2010
    İlgili madde: m.27
  28. Ceza Genel Kurulu, 2010/51 E., 2010/162 K., 06.07.2010
    İlgili madde: m.21
  29. Ceza Genel Kurulu, 2010/30 E., 2010/99 K., 04.05.2010
    İlgili madde: m.21
  30. Ceza Genel Kurulu, 2009/209 E., 2010/29 K., 16.02.2010
    İlgili madde: m.23
  31. Ceza Genel Kurulu, 2009/189 E., 2009/220 K., 06.10.2009
    İlgili madde: m.22
  32. Ceza Genel Kurulu, 2008/197 E., 2009/93 K., 14.04.2009
    İlgili madde: m.23
  33. Ceza Genel Kurulu, 2008/85 E., 2008/91 K., 29.04.2008
    İlgili madde: m.22
  34. Ceza Genel Kurulu, 2008/22 E., 2008/80 K., 15.04.2008
    İlgili madde: m.32
  35. Ceza Genel Kurulu, 2008/43 E., 2008/62 K., 25.03.2008
    İlgili madde: m.22
  36. Ceza Genel Kurulu, 2007/253 E., 2008/52 K., 11.03.2008
    İlgili madde: m.26
  37. Ceza Genel Kurulu, 2007/281 E., 2008/37 K., 26.02.2008
    İlgili madde: m.25, m.27
  38. 1. Ceza Dairesi, 2024/4604 E., 2026/2325 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.29
  39. 1. Ceza Dairesi, 2024/6049 E., 2026/2330 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.29
  40. 1. Ceza Dairesi, 2024/5305 E., 2026/2343 K., 30.03.2026
    İlgili madde: m.29
  41. 1. Ceza Dairesi, 2025/8613 E., 2026/2091 K., 24.03.2026
    İlgili madde: m.29
  42. 1. Ceza Dairesi, 2024/356 E., 2026/2093 K., 24.03.2026
    İlgili madde: m.29
  43. 6. Ceza Dairesi, 2026/1205 E., 2026/1836 K., 26.02.2026
    İlgili madde: m.31
  44. 1. Ceza Dairesi, 2026/551 E., 2026/1211 K., 23.02.2026
    İlgili madde: m.31
  45. 1. Ceza Dairesi, 2024/4116 E., 2026/1168 K., 20.02.2026
    İlgili madde: m.32
  46. 1. Ceza Dairesi, 2024/7293 E., 2026/1123 K., 19.02.2026
    İlgili madde: m.34
  47. 1. Ceza Dairesi, 2026/22 E., 2026/795 K., 09.02.2026
    İlgili madde: m.32
  48. 1. Ceza Dairesi, 2025/5918 E., 2026/729 K., 05.02.2026
    İlgili madde: m.31
  49. 6. Ceza Dairesi, 2024/1615 E., 2026/1075 K., 05.02.2026
    İlgili madde: m.31
  50. 1. Ceza Dairesi, 2025/7023 E., 2026/690 K., 04.02.2026
    İlgili madde: m.31
  51. 6. Ceza Dairesi, 2025/4736 E., 2026/946 K., 03.02.2026
    İlgili madde: m.31
  52. 1. Ceza Dairesi, 2025/156 E., 2026/178 K., 14.01.2026
    İlgili madde: m.32
  53. 4. Ceza Dairesi, 2023/4009 E., 2025/11395 K., 19.06.2025
    İlgili madde: m.34
  54. 9. Ceza Dairesi, 2021/23421 E., 2025/3602 K., 30.04.2025
    İlgili madde: m.30
  55. 4. Ceza Dairesi, 2024/2870 E., 2025/7676 K., 24.04.2025
    İlgili madde: m.34
  56. 9. Ceza Dairesi, 2021/14321 E., 2024/5641 K., 05.06.2024
    İlgili madde: m.33
  57. Danıştay 15. Daire Başkanlığı, 2016/1567 E., 2017/1060 K., 06.03.2017
    İlgili madde: m.20
  58. Genel Kurul, 2023/16452 E., 18.09.2025
    İlgili madde: m.24, m.30
  59. Genel Kurul, 2018/2540 E., 01.12.2022
    İlgili madde: m.24, m.25
  60. Genel Kurul, 2017/37897 E., 05.07.2022
    İlgili madde: m.25
  61. Genel Kurul, 2014/6548 E., 10.06.2021
    İlgili madde: m.28
  62. Genel Kurul, 2013/3262 E., 11.05.2016
    İlgili madde: m.26
  63. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2021/269 E., 2023/156 K., 03.02.2023
    İlgili madde: m.20

Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.

Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.

Bu konudaki maddelerde bilinen en yeni değişiklik: 08.08.2026 (m.31).

Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.

Bu konuyu panelde çalış

Panelde bu konu 3.2. Suçun Genel Teorisi, Sorumluluğun Esasları - 2 bölümünde yer alıyor.

Panelde çalış