Genel hükümler › Borç ilişkisinin kaynakları › Haksız fiillerden doğan borç ilişkileri
Özen sorumluluğu, zamanaşımı ve yargılama
Kısaca
TBK m.66, adam çalıştıranın çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında üçüncü kişilere verdiği zarardan dolayı sorumluluğunu düzenler. TBK m.67, bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişinin, hayvanın verdiği zarardan kusursuz sorumluluğunu ve bu sorumluluktan kurtulma koşulunu düzenler.
Kapsam
Bu konu, Türk Borçlar Kanunu m.66–76 hükümlerini kapsar.
TBK m.66 — Adam çalıştıranın sorumluluğu
Bu madde, adam çalıştıranın çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında üçüncü kişilere verdiği zarardan dolayı sorumluluğunu düzenler. Sorumluluğun kurtuluş kanıtına bağlanan özen sorumluluğu (birinci ve ikinci fıkra), işletme çalışma düzenine dayanan sorumluluk (üçüncü fıkra) ve adam çalıştıranın çalışana rücu hakkı (dördüncü fıkra) ile sınırlıdır. Kişinin kusursuz sorumluluğunun genel çerçevesi ve bu sorumluluğun her hâlde bir sözleşme ilişkisine bağlı olup olmadığı, madde metninde çalıştıran-çalışan ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması şartına yer verilmeden düzenlenmiştir. Madde, zarar gören kişinin sözleşme ilişkisi içinde bulunduğu durumları düzenlemez; bu hal için sözleşmeye aykırılık hükümleri esas alınır (m.112 ve devamı). Hayvan bulunduranın sorumluluğu (m.67), yapı malikinin sorumluluğu (m.69) ve ayırt etme gücü olmayanın sorumluluğu (m.65) ayrı maddelerde düzenlenmiştir. Haksız fiil sorumluluğunun genel kuralları ile zamanaşımı ve tazminat hesabı bu maddede yer almaz (m.49, m.72 ve TBK'nın genel hükümleri).
Adam çalıştıranın sorumluluğu: hangi kavramlar bilinmeli?
- Adam çalıştıran
- Bir işi görmek üzere başkasını kendi denetimi ve talimatı altında çalıştıran gerçek veya tüzel kişidir. Çalıştıran ile çalışan arasında bir sözleşme ilişkisinin bulunması şart değildir; bağımlılık ilişkisi yeterlidir.
- Çalışan
- Adam çalıştıranın kendisine verdiği işi onun talimatı ve denetimi altında gören kişidir. Çalışanın kusurlu olması, zararın sorumluluğu için kural olarak aranmaz; rücu bakımından ise zorunludur.
- Özen sorumluluğu
- Kusurun ispatı aranmadan doğan, ancak adam çalıştıranın kurtuluş kanıtı getirmesiyle ortadan kalkan sorumluluk türüdür. Kanun, zararın doğmasını engelleyecek özeni gösterdiğinin ispatını kurtuluş yolu olarak tanır.
- Kurtuluş kanıtı
- Adam çalıştıranın birinci fıkradaki sorumluluktan kurtulmak için göstermesi gereken, seçme, talimat verme, gözetim ve denetim ile ilgili özeni ispatlamasıdır. Yalnız bu üç alandaki özenin ispatı bu kapsamdadır; nedensellik bağının kesildiğinin ispatı madde metninde kurtuluş olarak yer almaz.
- İşletme çalışma düzeni
- İşletmenin organizasyonunu ve işleyişini belirleyen, zararın doğmasını önlemeye elverişli olması gereken düzendir. Üçüncü fıkrada işletmenin ticari nitelikte olması zorunlu değildir.
- İşlevsel bağlılık
- Zarar verici fiil ile çalıştıranın görülen işi arasındaki bağdır. Çalışanın işini görürken, iş dolayısıyla verilmiş zarar bu bağın varlığını gösterir; işle ilgisiz eylemlerde bağ bulunmaz.
- Rücu hakkı
- Adam çalıştıranın ödediği tazminatı çalışandan geri isteme hakkıdır. Kapsamı, çalışanın bizzat sorumlu olduğu miktarla sınırlıdır.
Adam çalıştıranın sorumluluğu: hangi şartlar aranır?
- Çalıştıran ile çalışan arasında bağımlılık ilişkisi bulunmalıdır; bu ilişkinin bir sözleşmeye dayanması şart değildir.
- Zarar, çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında verilmiş olmalıdır; zarar verici fiil ile görülen iş arasında işlevsel bağlılık bulunmalıdır.
- Zarar, sözleşme ilişkisi içinde olmayan üçüncü bir kişiye verilmiş olmalıdır.
- Zararın ve çalışanın fiilinin nedensellik bağı ile yapılan işe bağlanabilmesi gerekir; bu bağ yoksa adam çalıştıran sorumlu tutulamaz.
- Adam çalıştıran, kurtuluş kanıtı olarak çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat etmemiş olmalıdır.
- İşletme faaliyetlerinden doğan zararda, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğu ispat edilememiş olmalıdır.
- Adam çalıştıranın ödediği tazminat için rücu hakkının doğması amacıyla çalışanın kusurlu olması gerekir ve rücu, çalışanın bizzat sorumlu olduğu ölçüyle sınırlıdır.
Adam çalıştıranın sorumluluğu: hangi sonuçları doğurur?
- Çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında üçüncü kişiye verdiği zarar, adam çalıştıran tarafından giderilmek zorundadır.
- Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
- Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat edemezse, işletmenin faaliyetleri dolayısıyla doğan zararı gidermekle yükümlü olur.
- Zarar, çalışanın işin yapılması sırasında değil, işle ilgisi olmayan bir sebeple verilmişse adam çalıştıranın sorumluluğu doğmaz.
- Adam çalıştıranın ödediği tazminatın rücu edilebilmesi için çalışanın kusurlu olması şarttır ve rücu, çalışanın bizzat sorumlu olduğu ölçüyle sınırlıdır.
- Ayırt etme gücünden yoksun çalışanın verdiği zararda adam çalıştıran sorumlu olabilir, ancak çalışana rücu hakkı doğmaz.
- Madde, sorumluluğun sözleşmeye dayalı olmasını şart koşmadığından, zarar gören üçüncü kişi sözleşme ilişkisi kurmuş olmasa da talep hakkına sahiptir.
- Madde emredici nitelikte olup kurtuluş kanıtı ve rücu sınırı sözleşmeyle genişletilemez; bu konuda madde metninde açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte sözleşme kaydı ile kanun dışı bir kurtuluş getirilmesi uygulamada tartışmaya açıktır.
Birinci fıkra ile üçüncü fıkra arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, çalışanın seçimi, talimatı, gözetimi ve denetimi bakımından özen kanıtıyla kurtuluşu tanır.
Üçüncü fıkra, işletmenin çalışma düzenini esas alır ve işletme sahibinin işletmenin faaliyetleri dolayısıyla doğan zarardan sorumluluğunu düzenler.
Bir işletmede çalışan verdiği zarardan dolayı, birinci fıkradaki özen kanıtını göstermiş olsa bile, çalışma düzeninin elverişli olduğunu ispatlayamazsa sorumlu olur.
Çalıştıran (işveren) sorumluluğu ile çalışanın sorumluluğu arasındaki fark nedir?
Adam çalıştıran, çalışanın verdiği zarardan birinci ve üçüncü fıkra uyarınca sorumludur ve kurtuluş kanıtı ile sorumluluktan kurtulabilir.
Çalışan ise, kendi fiili nedeniyle zarar veren olarak ayrıca sorumludur; madde metnine göre çalışan kurtuluş kanıtı ile sorumluluktan kurtulamaz.
Zarar gören, çalıştırana karşı kurtuluş kanıtı yoksa dava açabilir; çalışana karşı ise ayrı bir sorumluluk ilişkisi kurulur. Çalıştıran ödediği tazminatı çalışandan yalnız çalışanın bizzat sorumlu olduğu oranda geri isteyebilir.
Çalışanın kusurlu olması ile kusursuz olması arasındaki fark nedir?
Çalışan kusurlu ise, adam çalıştıranın rücu hakkı doğar ve bu hak çalışanın bizzat sorumlu olduğu ölçüyle sınırlıdır.
Çalışan ayırt etme gücünden yoksun olup kusurlu değerlendirilemiyorsa rücu hakkı doğmaz.
Adam çalıştıran zararı ödemekle yükümlü kalır ama çalışana rücu edemez.
Birinci fıkradaki özen ispatı ile nedensellik bağının kesilmesi arasındaki fark nedir?
Birinci fıkra, özen ispatı ile kurtuluşu tanır; seçme, talimat, gözetim ve denetim alanlarındaki özen bu kapsamdadır.
Zararın özen gösterilse bile önlenemeyeceğinin ispatı, madde gerekçesine göre ayrı bir kurtuluş kanıtı olarak metne alınmamıştır.
Adam çalıştıran, yalnızca özenin ispatıyla kurtulabilir; nedensellik kesilmesi ispatı bu maddede kurtuluş yolu sayılmaz.
Adam çalıştıranın sorumluluğu: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Adam çalıştıranın sorumluluğunu kusura dayandırmak; bu maddede kusur aranmadığını gözden kaçırmak.
- Birinci fıkradaki özen kanıtının, üçüncü fıkradaki işletme çalışma düzeni kanıtı yerine geçtiğini sanmak; işletme faaliyetlerinde her iki yol ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
- Nedensellik bağının kesildiğinin ispatını bu maddede kurtuluş yolu saymak; madde metni yalnızca özen ispatını kurtuluş olarak düzenler.
- Çalışanın kurtuluş kanıtı ile sorumluluktan kurtulabileceğini düşünmek; madde metni çalışan için bu yolu tanımaz.
- Rücu hakkını çalışanın kusuruna bakmaksızın tanımak; rücu için çalışanın kusurlu olması şarttır.
- Rücu tutarını ödenen tazminatın tamamı olarak almak; rücu, çalışanın bizzat sorumlu olduğu ölçüyle sınırlıdır.
- Çalışan ile çalıştıran arasında sözleşme bulunmadığı için maddenin uygulanmayacağını düşünmek; madde sözleşme ilişkisi aramaz.
- Zarar verici fiil ile görülen iş arasında işlevsel bağ bulunmadığında da sorumluluk doğduğunu sanmak; nedensellik ve işlevsel bağlılık aranmalıdır.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Adam çalıştıranın sorumluluğu için çalıştıranın kendi kusurunun veya çalışanın kusurunun şart olmadığı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/893 E., 2026/503 K., 09.04.2026)
- Maddenin uygulanabilmesi için çalıştıran ile çalışan arasında kişisel bir bağımlılık ilişkisinin bulunması yeterli görülmekte, bu ilişkinin sözleşmeye dayanması aranmamaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/410 E., 2024/600 K., 28.03.2024)
- Türk Borçlar Kanunu m.66 kapsamında istihdam edilen kimselerin hizmetlerini ifa ederken verdikleri zararlardan çalıştıranın sorumlu tutulduğu kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/410 E., 2024/600 K., 28.03.2024; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1383 E., 2022/1309 K., 29.09.2022; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/1605 E., 2020/129 K., 05.02.2020)
- İşletmenin ticari nitelikte olup olmamasına bakılmaksızın, üçüncü fıkra uyarınca işletme faaliyetlerinden doğan zararın işletme sahibi tarafından giderilmesi gerektiği kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/294 E., 2024/1362 K., 19.09.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Zarar gören, çalıştıran ile çalışan arasındaki bağımlılık ilişkisini, zararın işin yapılması sırasında verildiğini ve zararın oluştuğunu ispatla yükümlüdür.
- Adam çalıştıran, birinci fıkradaki kurtuluş kanıtını, yani çalışanı seçerken, talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken gerekli özeni gösterdiğini ispatla yükümlüdür.
- İşletme faaliyetinden doğan zararda, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat yükü adam çalıştırana aittir.
- Rücu davasında adam çalıştıran, çalışanın kusurlu olduğunu ve bizzat sorumlu olduğu ölçüyü ispatla yükümlüdür; kusurun varlığı rücu için şarttır.
- Özen ispatında yazılı talimat, seçme ve denetim belgeleri ile çalışma düzenine ilişkin iç yönergeler ve kayıtlar delil olarak öne çıkar.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.65: Ayırt etme gücü bulunmayanın sorumluluğunu düzenler; çalışanın ayırt etme gücünden yoksun olması hâlinde rücu hakkının doğmamasının dayanağıdır.
- 6098 sayılı Kanun m.67: Hayvan bulunduranın sorumluluğunu düzenler; bu madde ile aynı kusursuz sorumluluk çerçevesinde ayrı bir hâl olarak yer alır.
- 6098 sayılı Kanun m.69: Yapı malikinin sorumluluğunu düzenler; kusursuz sorumluluk hâllerinden biri olarak bu maddeyle ayrı ayrı uygulanır.
- 6098 sayılı Kanun m.49: Haksız fiil sorumluluğunun genel kuralını düzenler; kusura dayalı genel sorumluluk ile bu maddedeki kusursuz özen sorumluluğu arasındaki farkın tespitinde başvurulur.
TBK m.67
TBK m.67, bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişinin, hayvanın verdiği zarardan kusursuz sorumluluğunu ve bu sorumluluktan kurtulma koşulunu düzenler. Hayvan bulunduranın sorumluluğu, hayvanın zararı doğurduğu hallerde uygulanır ve hayvanı ürkütenle bulunduran arasındaki rücu ilişkisine ilişkin bir hüküm de içerir. Hayvan üzerinde fiili egemenliği bulunmayan kişiler ile hayvanın egemenliği altında olmayan (serbest, sahipsiz) hayvanların zararları bakımından uygulanmaz. Maddede hayvanın verdiği zarar, kusur ve tazminat miktarı ayrıntılı düzenlenmez; zararın türü ve tazminat hesabı genel hükümlere bırakılmıştır. Hayvan sahibinin kusura dayanan sorumluluğu (TBK m.66), hayvanın yol açtığı zararda hayvan bulunduranın kendi hayvanına ilişkin özel sorumlulukları ve zamanaşımı ile dava usulü bu maddede düzenlenmez (TBK m.66 ve ilgili genel zamanaşımı hükümleri).
m.67: hangi kavramlar bilinmeli?
- Hayvan bulundurma (egemenlik)
- Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenmek, yani hayvan üzerinde fiili hâkimiyet kurmaktır. Maddenin uygulanması için hayvanın hukuken malikliği değil, dolaysız zilyedlik gibi fiili egemenlik aranır; kiracı ya da hayvanı çalan kişi de bulunduran sayılabilir.
- Gerekli özen
- Zararın doğmasını engellemek için durumun gerektirdiği bütün dikkat ve tedbirdir. Kusur değil, hayvanın bulunduruluşuna özgü objektif bir özen ölçütüdür; hayvanın türü ve somut koşullar dikkate alınarak belirlenir.
- Kusursuz sorumluluk (hayvan bulunduranın sorumluluğu)
- Bulunduranın zarar verene ilişkin kusurunun aranmadığı, yalnız gerekli özeni gösterdiğini ispat ederek kurtulabildiği sorumluluk türüdür. Kusursuz sorumluluk tehlike esasına dayanmaz; kanun koyucu bunu bilinçli olarak tehlike sorumluluğu saymamıştır.
- Ürkütme
- Hayvanın başka bir kişi ya da başka bir hayvan tarafından korkutularak harekete geçirilmesidir. Bu durumda bulunduran zararı gidermekle yükümlü kalır, ancak ürkütenlere rücu edebilir.
- Uygun nedensellik bağı
- Zararla hayvanın hareketi arasında hukuken yeterli bir bağlantının bulunmasıdır. Hayvanın bir binicinin ya da çekicinin fiiline vasıtalık etmesi halinde bu bağ hayvanın kendiliğinden hareketine dayanmadığı için sorumluluk doğmaz.
m.67: hangi şartlar aranır?
- Bir hayvan bulunmalı ve bu hayvan zarar verenin fiili egemenliği altında bulunmalıdır; bu egemenliğin varlığını ispat yükü zarar görene aittir.
- Zararı doğuran hareket hayvanın kendiliğinden (içgüdüsü ile ya da bir dış etkenle ürkerek) yaptığı hareket olmalıdır; bir kişinin fiiline vasıtalık eden hayvanın verdiği zarar bu kapsamda değildir.
- Hayvanın hareketi ile zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.
- Bulunduran, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat edememelidir; bu ispat başarılırsa sorumluluk doğmaz.
- Hayvan bir başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüşse, bulunduran zararı gidermekle yükümlü kalır; bu durumda ürkütenlere rücu hakkı saklıdır.
m.67: hangi sonuçları doğurur?
- Şartlar gerçekleştiğinde bulunduran hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlü olur.
- Bulunduran gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
- Zarar, hayvanın kendiliğinden hareketi sonucu değil de bir insan fiilinin vasıtası olarak doğmuşsa bu madde uygulanmaz.
- Hayvan bir başkası ya da başkasına ait bir hayvan tarafından ürkütülmüşse, bulunduran zararı öder ve ürkütene rücu edebilir.
- Hayvan üzerinde egemenlik bulunmuyorsa, örneğin sahipsiz bir av hayvanı ya da kimsenin egemenliğinde olmayan bir hayvan zarar verdiğinde, bu madde uygulanmaz.
- Tedbir gerektiren bir hayvanı terk eden kişi, terkten sonra verilen zarardan bu madde uyarınca sorumlu olur.
- Zarar görenin, hayvanın egemenliğini ve zararla nedensellik bağını ispat edememesi hâlinde sorumluluk doğmaz.
Bulunduran ile malik arasındaki fark nedir?
Bulunduran, hayvan üzerinde fiili egemenlik kuran kişidir; kiracı, geçici bakıcı ya da hayvanı çalan kişi bu kapsamda olabilir.
Malik, hayvan üzerinde hukuki hak sahibi olmakla birlikte fiili egemenliği yoksa bulunduran sayılmaz.
Hayvan bulunduranın olmadığı sırada verilen zarardan malik bu madde uyarınca sorumlu tutulmaz; sorumluluk fiili egemenliği olan kişiye aittir.
Egemenlik altındaki hayvan ile sahipsiz av hayvanı arasındaki fark nedir?
Egemenlik altındaki evcil veya tutulmuş vahşi hayvan (kedi, köpek, at, kuş, arı, deney faresi) bu maddenin kapsamına girer.
Tutulmamış av hayvanı ya da kimsenin üzerinde egemenlik kurmadığı hayvan (örneğin evdeki fare, bir kişinin üzerindeki pire) bu maddenin kapsamı dışındadır.
Birinci grupta hayvanın verdiği zarar bulunduranı sorumlu kılar; ikinci grupta bu madde uygulanmaz ve sorumluluk başka hükümlere göre belirlenir.
Kendiliğinden hareket ile vasıtalık arasındaki fark nedir?
Hayvanın dış bir etken (örneğin korna sesi) ile ürkmeden ya da içgüdüsüyle yaptığı hareket kendi hareketidir.
Binicinin sürdüğü at ya da arabayı çeken at gibi, bir insan fiilinin aracı olarak hareket eden hayvan vasıtadır.
Kendiliğinden hareketten doğan zarar bu madde kapsamındadır; vasıtalık hâlinde sorumluluk bu maddeye tabi değildir.
Terk edilmiş hayvan ile hâlâ egemenlik altındaki hayvan arasındaki fark nedir?
Hayvanı terk ederken alınması gereken tedbirleri almayan kişi, terk edilen hayvanın verdiği zarardan sorumlu tutulur.
Kedi ya da kuş gibi normal koşullarda tedbir gerektirmeyen hayvanların salıverilmesinde tedbir alınması şart değildir.
Tedbir gerektiren hayvanın terk edilmesi halinde sorumluluk sürer; tedbir gerektirmeyen hayvanda sorumluluk doğmaz.
Bulunduranın kendi sorumluluğu ile ürkütenin sorumluluğu arasındaki fark nedir?
Hayvanı ürkütülen bulunduran, zarar görene karşı sorumludur.
Hayvanı ürküten kişi ya da hayvan, bulunduranın ödediği tazminatın bedelini bulunduran tarafından geri isteyebileceği kişidir.
Bulunduran zarar görene ödemeyi üstlenir; ürkütene rücu hakkı saklıdır.
m.67: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi tehlike sorumluluğu saymak; bu madde kusursuz sorumluluk getirir, ancak gerekli özeni ispatla kurtulma imkânı tanır.
- Hayvanın bulunduranı değil malikini sorumlu tutmak; bulunduranın fiili egemenliği olmadığı sırada malik m.67'ye göre sorumlu değildir.
- Sahipsiz av hayvanının ya da kimsenin üzerinde egemenlik kurmadığı hayvanın (örneğin evdeki fare) verdiği zararı bu madde kapsamında saymak.
- Binicinin sürdüğü at ya da çekilen araç hareketinde sorumluluğu m.67'ye bağlamak; bu hâlde hayvan vasıta olduğu için madde uygulanmaz.
- Hayvanın ürkütülmesi hâlinde ürkütene karşı doğrudan zarar görene sorumluluk yüklemek; zarar görene karşı sorumluluk bulunduranındır, ürkütene yalnız rücu edilebilir.
- Gerekli özen ispatını kusur ispatıyla karıştırmak; burada aranan şey zarar verenin kusuru değil, bulunduranın objektif özen yükümlülüğüne uyduğudur.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Hayvan bulunduranın sorumluluğu özel bir sorumluluk olarak görülmekte ve m.67 kapsamında değerlendirilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2024/2202 E., 2025/3046 K., 26.05.2025)
- Bulunduran, zarar verenin kusurunu aramaksızın gerekli özeni gösterdiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/1251 E., 2026/78 K., 13.01.2026)
- Hayvanın bir dış etkenle ürkmesi sonucu verdiği zararda bulunduran sorumludur; hareket, hayvanın kendiliğinden içgüdüsüyle yapıldığında m.67 uygulanmaktadır. (3. Hukuk Dairesi, 2025/3234 E., 2026/286 K., 21.01.2026)
- Hayvanın ürkütülmesi hâlinde ürkütenin kim olduğunun araştırılması ve bulunduranın rücu hakkının korunması uygulamada önem taşımaktadır. (3. Hukuk Dairesi, 2025/3234 E., 2026/286 K., 21.01.2026)
- Hayvanın sahibi kusursuz sorumluluk başlığı altında m.67 ve m.68 birlikte değerlendirilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/3234 E., 2026/286 K., 21.01.2026)
- Hayvanın zarar verdiği sırada alkollü bir sürücünün araç kullanması gibi başka etkenler varsa, m.67 ile birlikte başka hükümler de gözetilmektedir. (İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/251 E., 2025/129 K., 19.02.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Hayvanın verdiği zararı talep eden taraf, zarar verenin hayvan üzerinde fiili egemenliğini ispat etmek zorundadır; bu ispat tanık, fotoğraf, rapor ve tutanakla yapılabilir.
- Zarar ile hayvanın hareketi arasındaki uygun nedensellik bağını da zarar gören ispat etmek zorundadır; hareketin hayvanın kendiliğinden yapıldığı, bir insan fiilinin vasıtası olmadığı kanıtlanmalıdır.
- Bulunduran gerekli özeni gösterdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir; bu savunmayı ileri süren taraf ispat yükü altındadır.
- Hayvanın bir başkası tarafından ürkütüldüğü iddiası, ürkütenin kimliği ve hareketin nedeni bulunduranın sorumluluğunu değiştirmez; ancak rücu davasında bu bilgiler ispat edilmelidir.
- Gerekli özenin gösterildiğini ispat etmek için bakım, barındırma ve denetim belgeleri gibi yazılı kayıtlar önem taşır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.66: Hayvan sahibinin kusura dayanan sorumluluğunu düzenler; m.67 ise kusursuz sorumluluğu öngörür ve iki hüküm birlikte değerlendirilebilir.
- 6098 sayılı Kanun m.68: Hayvan bulunduranın sorumluluğunun ayrı bir hâlini düzenler ve m.67 ile birlikte uygulanabilen bir hükümdür.
- 5199 sayılı Kanun: Hayvanları Koruma Kanunu hayvanların korunmasına ilişkin özel yükümlülükler getirir; bu yükümlülüklere aykırılık m.67'deki sorumluluğu değiştirmez, ancak yeni bir sorumluluk biçimi de doğurmaz.
TBK m.68
TBK m.68, bir kişinin hayvanının başkasının taşınmazı üzerinde zarar vermesi hâlinde taşınmaz zilyedine tanınan iki hakkı düzenler: hayvanı yakalama ve zarar giderilinceye kadar alıkoyma hakkı ile durum ve koşullar haklı gösteriyorsa hayvanı diğer yollarla etkisiz hâle getirme hakkı (f.1), ayrıca zilyedin hayvan sahibine bilgi verme ve sahibi bilinmiyorsa onu bulma girişimlerini yapma yükümlülüğü (f.2). Madde, hayvan sahibinin hayvanın verdiği zarardan sorumluluğunu düzenlemez; bu sorumluluk TBK m.67'dedir. Hayvanın verdiği zararın tazmini, zarar ve nedensellik koşullarının ispatı ile hayvan sahibinin kusursuz sorumluluğunun kapsamı da bu maddede değil, TBK m.67 ve genel haksız fiil hükümlerinde yer alır. Madde, hayvan sahibinin borçlarını ve bu hakkın zamanaşımını da düzenlemez. Maddenin uygulanması, taşınmazın zilyedi olan kişinin ilgili hak ve yükümlülüklerini kapsar.
m.68: hangi kavramlar bilinmeli?
- Taşınmazın zilyedi
- Taşınmazı fiilen ve sahiplenerek elinde tutan kişidir; maliki olması şart değildir. Hakkın sahibi, zararın verildiği taşınmazın zilyedidir.
- Alıkoyma hakkı
- Zilyedin, zararı giderilinceye kadar hayvanı elinde tutabilmesidir. Bu hak bir taşınır rehni ya da satış yetkisi içeren hapis hakkı değildir; yalnızca iadeden kaçınma imkânıdır.
- Hayvanı diğer yollarla etkisiz hâle getirme
- Durum ve koşulların haklı kıldığı hâllerde, alıkoymanın dışında hayvanın zararını durdurmak için başvurulabilecek yöntemdir. Madde metni bu yöntemi genel bir ölçüte, yani durum ve koşulların haklı göstermesine bağlar; hayvanın öldürülmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.
- Derhâl bilgi verme
- Zilyedin hayvan sahibini öğrenir öğrenmez ona haber vermesi yükümlülüğüdür; sahibinin bilinmesi hâlinde gecikmeksizin yerine getirilmelidir.
- Sahibini bulma girişimi
- Hayvan sahibi bilinmiyorsa zilyedin onu bulmak için makul ölçüde yapması gereken işlemlerdir. Gerçekleştirilecek işlemler somut olaya göre değişir; gerekçede kolluk kuvvetlerine haber verme örnek olarak gösterilir.
m.68: hangi şartlar aranır?
- Bir kişiye ait hayvanın, başka birinin taşınmazı üzerinde zarar vermiş olması gerekir.
- Zararı uğrayan taşınmazın zilyedi bulunmalıdır; zilyedin hakkı taşınmazın zilyedi sıfatından doğar.
- Zilyed hayvanı yakalayarak alıkoyma hakkını kullanabilir; alıkoyma zararın giderilmesine kadar sürer.
- Alıkoymanın dışında hayvanın etkisiz hâle getirilmesi için durum ve koşulların bu yolu haklı göstermesi gerekir.
- Zilyed hayvan sahibini derhâl bilgilendirmelidir.
- Hayvan sahibi bilinmiyorsa zilyed onun bulunması için gerekli girişimleri yapmalıdır.
m.68: hangi sonuçları doğurur?
- Zilyed hayvanı yakalayıp zararın giderilmesine kadar alıkoyabilir; zararın tazmin edilmesi alıkoymanın sona ermesi için yeterlidir.
- Durum ve koşullar haklı gösteriyorsa zilyed hayvanı alıkoymanın dışındaki yollarla etkisiz hâle getirebilir.
- Zilyed, hayvan sahibini derhâl bilgilendirmezse madde uyarınca yükümlülüğünü yerine getirmemiş olur.
- Sahibi bilinmiyorsa ve zilyed gerekli girişimleri yapmamışsa, bu ihmal kendi açısından yükümlülük ihlali sayılır.
- Madde hayvan sahibinin tazminat sorumluluğunu doğurmaz; sorumluluk TBK m.67 ve genel hükümlerden kaynaklanır.
- Zilyedin hakkı, zararın gerçekleştiği taşınmaz üzerindeki fiilî egemenlikten doğar; zarar taşınmazın dışında doğmuşsa bu madde uygulanmaz.
Alıkoyma ile etkisiz hâle getirme arasındaki fark nedir?
Alıkoyma, hayvanın elde tutulması ve zararın giderilmesine kadar iadeden kaçınılmasıdır. Hayvanın fiziksel yaşamına dokunulmaz.
Etkisiz hâle getirme, durum ve koşulların haklı kılması hâlinde başvurulan, alıkoymadan daha ağır bir yöntemdir.
Etkisiz hâle getirme için ayrıca durum ve koşulların haklılığı aranır; bu ölçüt hâkimin takdirine bırakılmıştır. Alıkoyma için böyle bir ek ölçüt yoktur.
Alıkoyma hakkı ile taşınır rehni (hapis hakkı) arasındaki fark nedir?
Maddede düzenlenen hak, yalnızca tazminat ödenene kadar iadeden kaçınma imkânıdır.
Taşınır rehni ya da hapis hakkı satış yetkisini de içerir; bu madde böyle bir yetki vermez.
Zilyed hayvanı kendi başına satamaz; alıkoyma hakkı paraya çevirme imkânı doğurmaz.
Sahibi bilinen hayvan ile sahibi bilinmeyen hayvan arasındaki fark nedir?
Sahibi bilinen hayvanda zilyed derhâl sahibine bilgi vermek zorundadır.
Sahibi bilinmeyen hayvanda zilyed onu bulmak için gerekli girişimleri yapmak zorundadır.
İki hâlde yükümlülüğün içeriği farklıdır; ikincisinde bilgi verme yerine araştırma girişimleri ön plandadır.
m.68: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddenin alıkoyma hakkını taşınır rehni ya da satış yetkisi içeren bir hapis hakkı olarak yorumlamak; madde yalnızca iadeden kaçınma imkânı tanır.
- Hayvan sahibinin tazminat sorumluluğunu bu maddeye dayandırmak; sorumluluk TBK m.67'de düzenlenmiştir.
- Alıkoyma hakkının zararın tazmini sonrasında da sürdüğünü saymak; hak zararın giderilmesine kadar geçerlidir.
- Etkisiz hâle getirme yolunu, durum ve koşulların haklılığını aramadan kullanılabilir saymak.
- Sahibi bilinmeyen hayvanda bilgi verme yükümlülüğü yerine getirildi sanıp araştırma girişimlerini ihmal etmek.
- Zilyedin maliki olması gerektiğini düşünmek; madde zilyedliği yeterli görür.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Uygulamada hayvanın verdiği zararla ilgili davalarda hayvan sahibinin sorumluluğu TBK m.67 çerçevesinde tartışılmakta, zarar veren hayvanın taşınmazda yol açtığı olayın nedensellik bağı ayrıca incelenmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/3234 E., 2026/286 K., 21.01.2026; 3. Hukuk Dairesi, 2024/795 E., 2024/3888 K., 26.11.2024)
- Uygulamada davalı tarafın zararın nedensel olarak hayvandan kaynaklanmadığını ileri sürdüğü, dolayısıyla TBK m.67 ve m.68 koşullarının birlikte değerlendirildiği görülmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2024/795 E., 2024/3888 K., 26.11.2024)
Nasıl ispat edilir?
- Alıkoyma hakkını kullanan zilyed, taşınmazın kendi zilyedliğinde olduğunu ve hayvanın o taşınmaz üzerinde zarar verdiğini ispatlamalıdır.
- Zararın varlığı ve miktarı ile hayvanın zararla nedensel bağı, zararı talep eden tarafça ispat edilmelidir.
- Zilyedin bilgi verme ve sahibini bulma girişimlerini yaptığı, bu yükümlülüğü yerine getirdiği ileri sürülüyorsa, bu yerine getirmeyi ileri süren taraf ispat yükü altındadır.
- Hayvan sahibinin zararın hayvandan kaynaklanmadığını veya zilyedin hakkını aştığını ileri sürmesi hâlinde bu savunmayı ileri süren taraf, savunmasını ispatlamalıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.67: Hayvan sahibinin kusursuz sorumluluğunu düzenler. TBK m.68 bu sorumluluğu değil, zilyedin tanınan hak ve yükümlülüklerini düzenler; iki madde birlikte okunmalıdır.
- 6098 sayılı Kanun m.66: Hayvan dışındaki kusursuz sorumluluk ve adam çalıştıranın sorumluluğu ile karşılaştırma için anılan madde; TBK m.68 ile doğrudan bir işlevsel bağı yoktur.
TBK m.69
TBK m.69, bir binanın veya diğer yapı eserinin maliki bakımından, yapım bozukluğu ya da bakım eksikliğinden doğan zararın giderilmesi yükümlülüğünü düzenler. Ayrıca intifa ve oturma hakkı sahiplerinin, bakım eksikliğinden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsil sorumluluğunu ve sorumlular arasındaki rücuyu kurar. Kusur aranmayan bu sorumluluk, yapı malikleri ve bu iki sınırlı ayni hak sahipleri bakımından uygulanır. Maddenin düzenlemediği konular: zarar tehlikesinin önlenmesi ve bu amaçla verilecek önlemler (m.70), ayırt etme gücü olmayanların sorumluluğu (m.65), kusura dayanan genel sorumluluk (m.49) ve rücu alacağının zamanaşımı (m.73).
m.69: hangi kavramlar bilinmeli?
- Yapı eseri
- Zemine bağlı olarak inşa edilmiş bina ve benzeri sabit yapıları ifade eder. Taşınır, imal edilmiş menkul mallar bu kavrama girmez; bunlar hakkında madde uygulanmaz.
- Yapım bozukluğu
- Yapının inşası sırasında ortaya çıkan ve yapıyı kullanıma elverişsiz ya da tehlikeli kılan kusurdur. Kusurun kimden kaynaklandığı önemli değildir; malikin sorumluluğu bu bozukluğa dayanır.
- Bakım eksikliği
- Yapının kullanım sırasında gereken onarım, koruma ve denetim işlerinin yapılmamasıdır. Hem malik hem de intifa veya oturma hakkı sahipleri bakım eksikliği bakımından sorumludur.
- Müteselsil sorumluluk
- Birden fazla sorumlunun zararın tamamından birlikte sorumlu olması ve zarar görenin bunlardan dilediğine tamamını isteyebilmesidir.
- Rücu hakkı
- Zararı ödeyen sorumlunun, zarara başka bir sebeple sorumlu olan kişiye başvurarak ödediğini geri isteyebilmesi hakkıdır.
m.69: hangi şartlar aranır?
- Bir bina veya diğer yapı eserinin bulunması ve bu yapının bir kişinin maliki olması gerekir; yapı kavramına girmeyen imal edilmiş taşınır mallar kapsam dışıdır.
- Zararın yapının yapım bozukluğundan ya da bakım eksikliğinden kaynaklanmış olması gerekir; aradaki uygun nedensellik bağı bulunmalıdır.
- Zarar gören üçüncü kişinin bir zarara uğramış olması gerekir.
- Sorumlu tutulacak kişinin yapının maliki olması veya intifa ya da oturma hakkı sahibi olması ve bakım eksikliği bakımından bu hak sahibinin zarar doğuran eksiklikten sorumlu tutulabilmesi için yapıyı fiilen elinde bulundurması gerekir.
- Sorumluluk kusura bağlı değildir; malikin özen gösterdiğini ispatla sorumluluktan kurtulması mümkün değildir ve bir sorumluluk karinesi bulunmaz.
- Birden fazla sorumlu varsa, intifa ve oturma hakkı sahipleri yalnızca bakım eksikliğinden doğan zararda malikle müteselsilen sorumlu olur; yapım bozukluğunda bu kişilerin sorumluluğu yoktur.
- Sorumlu olan kişinin ödemesi halinde, sorumlu olduğu başka kişilere rücu hakkı saklıdır.
m.69: hangi sonuçları doğurur?
- Yapı malikinin yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinden doğan zarar için tazminat yükümlülüğü doğar.
- Malikin kusursuzluğunu ispatlaması sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
- İntifa ve oturma hakkı sahipleri bakım eksikliğinden doğan zararda malikle birlikte müteselsilen sorumlu olur; zarar görenin tazminatın tamamını bunlardan dilediğine isteyebilmesi sonucu doğar.
- İntifa ve oturma hakkı sahipleri yapım bozukluğundan doğan zararda sorumlu değildir.
- Sorumlu kişi zararı ödediğinde, zarara sebep olan başka kişilere rücu edebilir.
- Zararın bina ya da yapıdaki bozukluk veya eksiklikten kaynaklanmaması halinde madde uygulanmaz; bu durumda genel sorumluluk hükümleri devreye girer.
- Yapı malikine karşı açılan tazminat davasında malik, tazminatın indirilmesini gerektiren sebepler bulunsa da fazladan kusurunun bu indirime engel olabileceği ileri sürülebilir.
Yapım bozukluğu ile bakım eksikliği arasındaki fark nedir?
Yapım bozukluğunda sorumlu yalnızca yapı malikidir; yapının inşası sırasındaki kusur bu kapsama girer.
Bakım eksikliğinde sorumluluk malik ile intifa ve oturma hakkı sahiplerine birlikte yüklenir; yapının kullanımı sırasındaki ihmal bu kapsamdadır.
Yapım bozukluğunda intifa ve oturma hakkı sahipleri sorumlu değildir; bakım eksikliğinde ise malikle birlikte müteselsilen sorumlu olurlar.
Yapı malikinin sorumluluğu ile ayni hak sahiplerinin sorumluluğu arasındaki fark nedir?
Yapı malikinin sorumluluğu asıl sorumluluktur ve mülkiyete dayanır.
İntifa ve oturma hakkı sahiplerinin sorumluluğu yalnızca bakım eksikliğinden doğar ve yapıyı fiilen kullanmalarına dayanır.
Ayni hak sahipleri yalnızca bakım eksikliği bakımından ve malikle birlikte sorumlu olur; üst hakkı, diğer irtifak hakkı sahipleri ve kiracılar bu madde kapsamında sorumlu tutulmaz.
Yapı malikinin sorumluluğu ile kusur sorumluluğu (TBK m.49) arasındaki fark nedir?
TBK m.69'da sorumluluk kusura değil yapının durumuna dayanır.
Genel kusur sorumluluğunda zarar verenin kusuru aranır ve kusursuzluğunu ispatla sorumluluktan kurtulabilir.
Yapı maliki kusursuz olduğunu ispatlasa da sorumluluktan kurtulamaz; kusuru ise tazminatın indirilmesinde ayrı bir etken olarak değerlendirilebilir.
m.69: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Yapı malikinin kusursuzluğunu ispatla sorumluluktan kurtulabileceğini düşünmek; bu maddede kurtuluş karinesi yoktur.
- Taşınır imal edilmiş mallara (örneğin makine, araç, boru hattı dışında taşınır eşya) bu maddeyi uygulamak; madde yalnızca bina ve yapı eserlerini kapsar.
- Yapım bozukluğu nedeniyle intifa veya oturma hakkı sahibini malikle birlikte müteselsilen sorumlu tutmak; bu ayni hak sahipleri yalnızca bakım eksikliğinden sorumludur.
- Üst hakkı sahibi, diğer irtifak hakkı sahipleri veya kiracıyı m.69 kapsamında malikle birlikte sorumlu saymak; bu kişiler madde kapsamında değildir.
- Zararın yapının bozukluğundan değil dış etkenlerden doğduğu durumda m.69'a dayanmak; bu durumda nedensellik bağı kurulamadığından madde uygulanmaz.
- Malikin fazladan kusurunun tazminat indirimini engelleyebileceğini gözden kaçırmak ve tazminatı sadece yapının durumuna göre hesaplamak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Yapı maliki sorumluluğunun dayanağı olarak TBK m.69 ileri sürülmekte ve bu sorumluluğun kusursuz sorumluluk olduğu kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/1864 E., 2025/289 K., 14.02.2025; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/529 E., 2021/159 K., 17.02.2021)
- Yapı maliki olarak tapu kaydına göre malik görünen kişinin sorumluluğu, bu sıfat açısından ele alınmakta ve bu sıfatı taşıyan kişi tek başına sorumlu tutulabilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/2300 E., 2024/89 K., 17.01.2024)
- Birden fazla malikin bulunduğu hallerde bakım eksikliğinden doğan zararda paylı malikler müteselsilen sorumlu tutulabilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/349 E., 2025/288 K., 12.03.2025)
- Dış etkenlerden kaynaklanan zararlarda, yapı malikinin sorumluluğunun dayanağı olarak bu maddenin uygulanabileceği kabul edilmekte; petrol boru hattı gibi tesislerde, zararın bina veya yapı eserinin bozukluğundan kaynaklanması şartı aranmaktadır. (Hukuk Genel Kurulu, 2014/841 E., 2016/321 K., 16.03.2016)
- Yapı maliki bakımından zararın bilirkişi raporlarıyla belirlenmesi gerektiği ve raporlar arasındaki çelişkinin giderilmemesinin hüküm için sakınca yarattığı kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/349 E., 2025/288 K., 12.03.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Zarar gören tarafından ileri sürülen tazminat talebinde, zarar görenin zararı, yapının yapım bozukluğu ya da bakım eksikliği ve bu ikisi arasındaki nedensellik bağını ispat yükü altındadır.
- Yapının maliki olduğunu tapu kaydı veya başka bir resmi belge ile ispat etmesi gereken, davalının malik sıfatını ileri süren tarafın kendisidir.
- Yapı malikinin kusursuzluğunu ispatlaması sorumluluğu ortadan kaldırmaz; bu savunma, yalnızca tazminatın belirlenmesinde ve rücu aşamasında önem taşır.
- Bakım eksikliğinden doğan zararda intifa ve oturma hakkı sahibinin bu hakkı ve yapının fiili kullanımını ispatlaması gerekir.
- Zararın bilirkişi raporlarıyla belirlenmesi gerekir; çelişkili raporlar bulunduğunda hâkimin bu çelişkiyi gidermesi beklenir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.70: Zarar tehlikesini önleme yükümlülüğünü düzenler; m.69 malikine ve ayni hak sahiplerine tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemleri alma yükümü getirir. Madde metninde yer alan 'b. Zarar tehlikesini önleme' başlığı bu düzenlemeye aittir.
- 6098 sayılı Kanun m.72: Yapı malikinin sorumluluğuna ilişkin tazminat davasında zamanaşımı bu madde hükümlerine tabidir; zararın ve sorumlunun öğrenilmesi süreleri bu yerden belirlenir.
- 6098 sayılı Kanun m.73: Sorumlular arasındaki rücu alacağının zamanaşımına ilişkin özel düzenleme içerir; m.69'un son fıkrasındaki rücu hakkının kullanımını sınırlar.
- 6098 sayılı Kanun m.65: Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin sorumluluğunu düzenler; yapı sahibi ayırt etme gücünden yoksunsa bu hüküm devreye girebilir.
- 4721 sayılı Kanun m.812: Medeni Kanun'daki intifa hakkı sahibinin sorumluluğuna ilişkin özel hükümdür; intifa hakkı sahibi bakımından TBK m.69 ile birlikte değerlendirilir.
- 6098 sayılı Kanun m.304: Kiracı bakımından özel hüküm niteliğindedir; kiracılar m.69 uyarınca sorumlu tutulmaz.
TBK m.70
TBK m.70, bir başkasına ait bina veya diğer yapı eserlerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişinin, bu tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden isteme hakkını düzenler. Hükmün esas konusu tehlikenin önlenmesini isteme hakkıdır; zararın doğmuş olması şart değildir. İkinci fıkra, kişilerin ve malların korunmasına ilişkin kamu hukuku kurallarının saklı olduğunu belirtir. Madde zarar tazminini, tehlikeden doğan zararın giderilmesini ve tehlikeye neden olanın sorumluluğunu düzenlemez; bu konular TBK m.69 ve genel haksız fiil hükümlerinde yer alır. Kiracı ve intifa hakkı sahibi bakımından özel hükümler (TBK m.304-305, MK m.812) ayrıca dikkate alınmalıdır. Ayrıca tehlikenin önlenmesi için yapılan masrafların hangi hak sahibine yükleneceği ve masrafların geri istenmesi usulü bu maddenin kapsamında değildir.
m.70: hangi kavramlar bilinmeli?
- Zarar görme tehlikesi
- Bir bina veya diğer yapı eserinin, zarar doğmadan önce, bir kişinin bedenine veya malvarlığına zarar verebilecek durumda bulunmasıdır. Tehlikenin zararın gerçekleşmiş olmasına bağlı olmadığı, yalnızca makul ölçüde beklenen bir zarar ihtimalinin bulunduğu anlamına gelir.
- Gerekli önlemler
- Tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, somut duruma uygun tedbirlerdir. Önlemin gerekliliği tehlikenin ağırlığına ve giderilebilirliğine göre belirlenir.
- Yapının dış etkilerle tehlikesi
- Yapıda bozukluk ya da bakım eksikliği bulunmaksızın, toprak kayması gibi dış etkenlerin yapıyı tehlikeye sokmasıdır. Madde bu durumda da uygulanabilir.
- Kamu hukuku kuralları
- Kişilerin ve malların korunmasına ilişkin idari ve kamusal düzenlemelerdir. Bu kurallar özel hukuk talebinden bağımsız olarak saklıdır ve madde bunların uygulanmasını engellemez.
m.70: hangi şartlar aranır?
- Başkasına ait bir bina veya diğer yapı eserinin bulunması gerekir.
- Bu yapıdan zarar görme tehlikesinin mevcut olması gerekir; zararın fiilen doğmuş olması aranmaz.
- Tehlikenin yapının yapılışındaki bozukluktan veya bakım eksikliğinden kaynaklanması şart değildir; dış etkilerden doğan tehlike de yeterlidir.
- Tehlikeye maruz kalan kişinin, tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını talep etmesi gerekir.
- Talep, tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerle sınırlıdır ve bu talep hak sahiplerine yöneltilmelidir.
- Kişilerin ve malların korunmasına ilişkin kamu hukuku kurallarının bulunması halinde bu kurallar saklıdır ve özel hukuk talebi bunların yerine geçmez.
m.70: hangi sonuçları doğurur?
- Koşullar gerçekleştiğinde tehlikeye maruz kişi, gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden isteyebilir.
- Hak sahipleri talebi yerine getirmezse, tehlikeye maruz kişi tehlikenin bertaraf edilmesi için dava açabilir.
- Tehlike yapının bozukluğundan veya bakım eksikliğinden doğmamışsa da talep ve dava hakkı vardır.
- Zararın doğmuş olması talep hakkı için şart değildir.
- Kamu hukuku kuralları saklı olduğundan, bu kurallara göre yapılacak kamusal müdahaleler özel hukuk yoluyla istenen önlemleri engellemez.
- Maddenin hükmü emredici midir, nispi emredici midir, yedek midir sorusu metinden kesin olarak çıkmamaktadır; kanun koyucu bu konuda açık bir ifade kullanmamıştır.
Yapının kusurlu hali ile dış etkilerle tehlike arasındaki fark nedir?
Yapının yapılışındaki bozukluk veya bakım eksikliğinden doğan tehlike.
Toprak kayması gibi dış etkenlerle yapının zarar görme ihtimalinin doğması.
Her iki halde de madde uygulanabilir; kusur veya bozukluk aranmaz.
Tehlike ile zarar arasındaki fark nedir?
Zarar görme tehlikesi, zararın henüz doğmamış olduğu durumdur.
Zararın fiilen gerçekleşmiş olduğu durum.
Madde tehlikenin önlenmesini ister; zararın tazmini için TBK m.69 ve haksız fiil hükümlerine başvurulur.
Özel hukuk talebi ile kamu hukuku kuralları arasındaki fark nedir?
TBK m.70 fıkra 1 uyarınca hak sahiplerinden önlem istenmesi.
Kişilerin ve malların korunmasına ilişkin kamu hukuku kuralları.
Kamu hukuku kuralları saklıdır; kamusal tedbirler özel hukuk talebine bağlı değildir.
Malik ile kiracı ve intifa hakkı sahibi arasındaki fark nedir?
Malik, TBK m.69 uyarınca doğrudan sorumlu hak sahibidir.
Kiracı ve intifa hakkı sahibi, TBK m.304-305 ve MK m.812 gibi özel hükümlere tabidir.
Önlem yükümlülüğünün kime düşeceği ilişkinin niteliğine göre belirlenir; kiracı ve intifa hakkı sahibi bakımından özel hükümler öncelik taşır.
m.70: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Maddeyi yalnız zararın doğmuş olduğu hallerde uygulamak; oysa madde zararın doğmasını değil tehlikeyi esas alır.
- Tehlikenin yapının bozukluğundan veya bakım eksikliğinden kaynaklandığını aramak; dış etkilerden doğan tehlike de madde kapsamındadır.
- Talebi tehlikeye neden olan kişiye değil hak sahiplerine yöneltmek; m.70 fıkra 1 uyarınca talep hak sahiplerinedir.
- Kiracı veya intifa hakkı sahibi bakımından m.69/m.70 genel hükmünü, TBK m.304-305 ve MK m.812 gibi özel hükümleri gözden kaçırarak uygulamak.
- Kamu hukuku kurallarının saklı olmasını, özel hukuk talebinin yerine geçtiği şeklinde yorumlamak; kamusal tedbirler ayrıca uygulanabilir.
- Tehlikeyi giderme talebi ile zararın tazmini talebini karıştırmak; birincisi m.70, ikincisi m.69 ve haksız fiil hükümlerine göre değerlendirilir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Uygulamada, elektrik tellerinin bina ile temas ederek yangın veya zarar tehlikesi yaratması gibi olaylarda m.70 hükmüne dayanılarak önlem talep edildiği görülmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/2436 E., 2025/5775 K., 01.12.2025)
- Mahkemelerin, muhtara başvuru ve önlem talebinin yerine getirilmemesi hâlinde m.70 kapsamında dava açılabileceğini değerlendirdiği görülmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/2436 E., 2025/5775 K., 01.12.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Önlem talep eden tarafın, başkasına ait bir bina veya yapının bulunduğunu ve bu yapıdan zarar görme tehlikesinin mevcut olduğunu ispat etmesi gerekir; tehlike tanık, keşif ve bilirkişi incelemesiyle ortaya konabilir.
- Tehlikenin gerçekliği ve ağırlığı, yazılı belge, fotoğraf, ilgili kurum yazışmaları ve bilirkişi raporu ile ispatlanabilir.
- Hak sahibinin sıfatı, tapu kaydı veya kira sözleşmesi gibi belgelerle ispatlanır; kiracı ve intifa hakkı sahibi bakımından özel hükümlerin uygulanacağı iddiasında ispat yükü ilgiliye aittir.
- Talebin hak sahiplerine yöneltildiği ve yerine getirilmediği, ihtar veya başvuru belgeleriyle ispatlanır. Hak sahibi, önlemi aldığını veya tehlikenin bulunmadığını ileri sürerse bunu ispatlamakla yükümlüdür.
- Yapının dış etkilerle tehlikeye girdiği savunması, bu etkilerin varlığı ve tehlikeyi yarattığı yönündeki iddia bilirkişi incelemesiyle değerlendirilir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 m.59: 818 sayılı mülga kanunun karşılık gelen hükmü olarak gerekçede anılır; ayırt etme gücünün geçici kaybına ilişkin tazminat sorumluluğunu düzenler.
- 6098 m.113: Yapma borçlarına aykırılık halinde giderim yollarını düzenler; m.70 önlem talebi ile yapma borcu ilişkisi bakımından karşılaştırmalı olarak ele alınır.
- 6098 m.304: Kiracı bakımından özel hüküm olarak, m.69 ve m.70'in genel düzenlemesine göre öncelik taşır.
- 6098 m.305: Kiracı bakımından özel hüküm olarak, m.69 ve m.70'in genel düzenlemesine göre öncelik taşır.
- 4721 sayılı Kanun m.812: Intifa hakkı sahibi bakımından özel hüküm niteliğindedir; m.70 kapsamındaki intifa hakkı sahibinin sorumluluğunda öncelik taşır.
TBK m.71 — Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme
Madde, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden doğan zararlardan işletme sahibi ve varsa işletenin kusursuz ve müteselsil sorumluluğunu düzenler. Ayrıca işletmenin önemli ölçüde tehlike arzeden sayılmasına ilişkin ölçütleri (sık veya ağır zarar doğurma elverişliliği ve özel kanunlardaki benzer tehlike sorumluluğu) belirler, özel tehlike sorumluluğu hallerinin saklı kalmasını öngörür ve zarar görenin uygun bir bedelle denkleştirme isteyebilmesini kabul eder. Maddeye göre sorumluluğun kapsamındaki zarar türleri, tazminatın hesabı ve zamanaşımı düzenlenmez. Kusur sorumluluğunun genel koşulları (m.49 vd.) ile sorumluluk türleri arasındaki ilişki bu maddenin konusu değildir. Tehlike sorumluluğu ile sorumlu sayılan kişilerin rücu hakkı (m.61 ile m.71 arasındaki ilişki dışında) ve zamanaşımı (m.72) ayrı maddelerde düzenlenir. Tehlike sorumluluğunun zamanaşımı ve usul yönleri de bu maddede yer almaz.
Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme: hangi kavramlar bilinmeli?
- Önemli ölçüde tehlike arzeden işletme
- Mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araç ya da güçler dikkate alındığında, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özen gösterilse bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olan işletmedir. Değerlendirme soyut bir tehlike ölçütüne değil, işletmenin türü ve kullandığı araçlara bağlıdır.
- İşletme sahibi
- Işletmenin malvarlığı değerlerinin tamamına malik olmasa da işletmeyi sahibi sıfatıyla bağlı olan kişidir. Sorumluluk bakımından işletmenin sahibi olarak kabul edilmek için işletmenin tüm varlıklarının maliki olmak gerekmez.
- İşleten
- İşletmeyi sahibi olmadan kira, yönetim sözleşmesi ile çalıştıran veya kayyım olarak atanan gerçek ya da tüzel kişidir. İşletmede hizmet veya vekalet ilişkisiyle yönetici ya da müdür olarak çalışanlar işleten sayılmaz.
- Özel tehlike sorumluluğu
- Belirli bir kanunda belirli tehlike hâlleri için öngörülen, kusursuz sorumluluğa ilişkin özel hükümdür. Madde bu hükümleri saklı tutar ve benzer tehlike taşıyan işletmelerin genel hükmün kapsamına girmesini sağlar.
- Uygun bedelle denkleştirme
- Hukuka uygun biçimde faaliyet gösteren tehlikeli işletmenin zarar görenlere karşı, faaliyetinin doğurduğu zararın bir kısmının karşılığını ödemesi yükümüdür. Tam tazminat anlamına gelmez; uygun bedel ile sınırlıdır.
Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme: hangi şartlar aranır?
- Zararın, önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden doğmuş olması gerekir.
- İşletmenin tehlikeliliği, mahiyeti veya kullanılan malzeme, araç ya da güçler dikkate alınarak sık veya ağır zarar doğurmaya elverişli olduğunun ortaya konmasıyla belirlenmelidir; bu değerlendirmede gösterilen özen, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
- İşletmenin, herhangi bir kanunda benzer tehlikeler arzeden işletmeler için öngörülen özel tehlike sorumluluğuna tabi olması, işletmeyi önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılmasına yeter.
- Zarar, belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükmüne tabi değilse genel tehlike sorumluluğu uygulanır; özel hüküm varsa o hüküm saklıdır.
- Zarar gören kişi, zararın işletme sahibi veya işleten tarafından gerçekleştiğini ortaya koymalıdır; kusur aranmaz, ancak sorumlu kişi hukuka uygunluk veya kusur dışı sebeplerle sorumluluğundan kurtulamaz. Sorumlular müteselsilen sorumludur.
Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme: hangi sonuçları doğurur?
- Önemli ölçüde tehlike arzeden işletmenin faaliyetinden zarar doğduğunda, işletme sahibi ve varsa işleten kusur aranmaksızın müteselsilen sorumlu olur.
- İşletme önemli ölçüde tehlike arzeden değilse, bu maddeye göre tehlike sorumluluğu doğmaz; zarar kusur sorumluluğu hükümlerine göre değerlendirilir.
- Belirli bir tehlike hâli için özel sorumluluk hükmü varsa, bu hüküm saklı kalır ve uygulanır.
- Faaliyete hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile zarar görenler uygun bir bedelle denkleştirme isteyebilir.
- Sorumlu kişi bir işletme sahibi ve işleten olduğunda, zarar görenler bunlardan birine ya da her ikisine başvurabilir.
İşletme sahibi ile işleten arasındaki fark nedir?
İşletme sahibi, işletmenin malik ya da işletme üzerinde asıl hakka sahip olan kişidir.
İşleten, işletmeyi kira, yönetim sözleşmesi veya kayyımlık ile fiilen çalıştıran kişidir.
İkisi ayrı kişiler ise zarar görenler müteselsil sorumluluk nedeniyle bunlardan dilediğine başvurabilir. İşletmede hizmet ya da vekalet ilişkisiyle çalışan yönetici ya da müdür bu sorumluluğun dışında kalır.
Genel tehlike sorumluluğu ile özel tehlike sorumluluğu arasındaki fark nedir?
Genel tehlike sorumluluğu, m.71 birinci fıkrasındaki ölçütle işletmenin önemli ölçüde tehlikeli sayılmasına dayanır.
Özel tehlike sorumluluğu, belirli bir kanunda belirli bir tehlike hâli için düzenlenmiş hükümdür.
Özel hüküm varsa o hüküm uygulanır, madde bu hükmü saklı tutar. Özel kanunda benzer tehlikeli işletme için sorumluluk öngörülmüşse genel hükmün kapsamına da girer.
Tehlikeli işletmenin faaliyetinin hukuka uygun sayılması ile zararın denkleştirilmesi arasındaki fark nedir?
Tehlikeli işletmenin mevzuat uyarınca izin almış olup faaliyetini sürdürmesi, faaliyetinin hukuka uygun olduğu anlamına gelir.
Zarar görenin, bu faaliyetten doğan zararın uygun bir bedelle karşılanmasını istemesi, tam tazminat talebinden ayrı bir haktır.
İzinli faaliyetten doğan zarar tamamen tazmin edilmek zorunda olmayabilir; hâkim uygun bir bedel belirler.
Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Işletmenin izin almış olmasını ve gösterilen özeni, sorumluluğu ortadan kaldıran bir sebep saymak; madde bu hâllerde de sorumluluğun doğacağını öngörür.
- Önemli ölçüde tehlike arzeden işletme ölçütünü soyut bir tehlike tanımıyla değil, yalnız fiilen gerçekleşen zarar sayısıyla belirlemek.
- Işletmede yönetici veya müdür olarak çalışanı işleten sayarak müteselsil sorumluluğa dahil etmek.
- Denkleştirme talebini tam tazminat talebiyle aynı saymak; denkleştirme uygun bedelle sınırlıdır.
- Özel tehlike sorumluluğu hükmü bulunan hâlde genel hükmü tek başına uygulamak; özel hüküm saklıdır ve öncelikle dikkate alınmalıdır.
- Tehlike sorumluluğunu kusur sorumluluğu gibi değerlendirip kusur araştırması yapmak; bu sorumluluk kusursuzdur.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Tehlike sorumluluğunda sorumlu tutulan kişi işletme sahibi ve işleten olarak değerlendirilir; işletmede yönetici olarak çalışanlar bu sorumluluk kapsamında sayılmaz. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2287 E., 2026/776 K., 24.04.2026)
- Derece Mahkemeleri, işletmenin önemli ölçüde tehlike arzedip arzetmediğini somut olayda ve ilgili mevzuata uygun biçimde değerlendirmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1519 E., 2025/1593 K., 27.11.2025)
- Bilirkişi raporunun yerinde inceleme yapılmadan varsayıma dayalı hazırlanmış olması, tehlike sorumluluğu değerlendirmesinde eksiklik olarak ele alınmaktadır. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/319 E., 2026/792 K., 06.05.2026)
- Haksız fiil niteliğindeki tehlike sorumluluğu bakımından zararın ve nedensellik bağının ispatı, senetle ispat zorunluluğunun istisnası sayılmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2021/1539 E., 2025/999 K., 24.09.2025)
- Tehlike sorumluluğu ile kusur sorumluluğu arasında kural-istisna ilişkisi bulunmadığı, bu nedenle hâkimin tehlike sorumluluğuna ilişkin kıyas yapabileceği kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/95 E., 2025/2100 K., 24.11.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Zarar gören, zararın önemli ölçüde tehlike arzeden işletmenin faaliyetinden doğduğunu ispatlamakla yükümlüdür; tehlikeliliğin işletmenin türü ve kullanılan araçlarla somut olarak ortaya konulması gerekir.
- Zararın ve işletme faaliyeti ile zarar arasındaki nedensellik bağı, bilirkişi raporu ve teknik kayıtlarla ispat edilebilir; yerinde inceleme yapılmadan hazırlanmış rapor ağırlığını yitirebilir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/319 E., 2026/792 K., 06.05.2026)
- İşletme sahibi veya işletenin sıfatı, sözleşme, ruhsat veya ticaret sicili kayıtlarıyla ispatlanır; bu sıfatı kendi lehine ileri süren taraf, işletenin yönetici olarak çalıştığını ileri sürüyorsa bunu ispatla yükümlüdür.
- Tehlike sorumluluğunda kurtuluş kanıtı genel olarak kabul edilmez; ancak işletmenin izinli faaliyetinin ve gösterilen özenin tehlikeliliği değiştirmediği, sorumluluğu ortadan kaldırmadığı ilkesi göz önünde tutulur.
- Denkleştirme isteyen zarar görenin, faaliyetin izinli olduğunu ve uygun bir bedelin talep edildiğini ortaya koyması gerekir; bedelin miktarı hâkimin takdirine bağlıdır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.61: Birden çok kişinin birlikte sorumlu olduğu hallerde müteselsil sorumluluğun genel kurallarını belirler; m.71'deki müteselsil sorumluluğun kapsamı bu genel kurallara bağlıdır.
- 6098 sayılı Kanun m.65: Ayırt etme gücü bulunmayan kişilerin sorumluluğunu düzenler; m.71 kapsamında zarar veren işletme faaliyetinde kişinin kusursuz sorumluluğu bu maddeyle karşılaştırılarak ayırt edilir.
- 6098 sayılı Kanun m.72: Haksız fiilden doğan tazminat isteminin zamanaşımını düzenler; m.71 kapsamındaki zarar bakımından da zamanaşımı bu hükümle belirlenir.
- 4628 sayılı Kanun: Karayolları Trafik Kanunu değil; ilgili kararda birlikte anılmış olan bir kanun olup, madde kapsamında özel tehlike sorumluluğu hükmü olarak yorumlanmamalıdır.
TBK m.72 — Kural
Bu madde, haksız fiilden doğan tazminat istemlerinin zamanaşımı sürelerini ve başlangıç anlarını düzenler. Kısa (iki yıllık) ve uzun (on yıllık) süreler ile ceza zamanaşımının uzatıcı etkisi bu kapsamdadır. Ayrıca zamanaşımına uğramış tazminat borcunun ifadan kaçınma (daimi def'i) hakkını düzenler. Tazminat isteminin dayanağı olan maddi ve manevi tazminat ayrımı gözetilmeksizin, kusur sorumluluğu ve hakkaniyet sorumluluğu gibi haksız fiil nitelikli taleplere uygulanır. Bu madde, sebepsiz zenginleşmeden doğan alacakların zamanaşımını (m.82) düzenlemez. Zamanaşımının durması ve kesilmesi (m.154 vd.) genel hükümlere tabidir. Alacak hakkının genel zamanaşımı (m.146) ve beş yıllık özel zamanaşımı (m.147) ayrı maddelerde düzenlenmiştir. Araç işletenin sorumluluğunda özel kanun olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun zamanaşımı hükmü ayrıca uygulanır.
Kural: hangi kavramlar bilinmeli?
- Tazminat istemi
- Haksız fiil nedeniyle zarar görenin maddi ya da manevi zararının giderilmesini talep etme hakkıdır. Maddenin metni dava ile sınırlamaz; dava dışında ileri sürülen talepler de bu süreye tabidir.
- Zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme
- İki yıllık kısa sürenin başlangıcıdır. Zarar ve sorumlunun ikisinin birlikte bilinmesi gerekir; bunlardan hangisi sonra öğrenilirse o tarih esas alınır. Öğrenebilecek durumda olmak tek başına yeterli değildir.
- Fiilin işlendiği tarih
- On yıllık uzun sürenin başlangıcıdır. Zararın doğduğu tarih değil, haksız fiilin gerçekleştiği tarih esas alınır.
- Ceza zamanaşımı (uzatılmış süre)
- Fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında daha uzun dava zamanaşımına bağlı bir suç oluşturması halinde, tazminat istemine o daha uzun süre uygulanır. Bu süre yalnız dava zamanaşımıdır; ceza infaz zamanaşımı değildir.
- Daimi def'i
- Haksız fiil dolayısıyla zarar görenin bir borcu bulunması halinde, tazminat isteminin zamanaşımına uğramış olmasına rağmen zarar görenin bu borcu ifadan kaçınabilmesi hakkıdır. Hakkın kullanımında bir süre öngörülmemiştir.
Kural: hangi şartlar aranır?
- Tazminat isteminin haksız fiilden doğması gerekir; sözleşmeye dayalı talepler bu maddenin kapsamında değildir.
- Kısa sürenin işlemeye başlaması için zararın ve tazminat yükümlüsünün birlikte öğrenilmiş olması gerekir.
- İki yıllık süre, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme tarihinden başlayarak geçmiş olmalıdır.
- Uzun süre için fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmiş olması gerekir; bu süre, zararın ve sorumlunun öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın işler.
- Ceza zamanaşımının uygulanması için fiilin ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımına bağlı bir suç olması ve bu suç için öngörülen sürenin daha uzun olması gerekir.
- Daimi def'i için zarar görenin haksız fiilden doğan bir borcunun bulunması gerekir; bu hâlde zamanaşımına uğramış tazminat isteminden bağımsız olarak borcun ifasından kaçınılabilir.
Kural: hangi sonuçları doğurur?
- Zarar ve tazminat yükümlüsü öğrenilmeden iki yıl ile on yıl arasındaki sürelerin hiçbiri dolmadıysa tazminat isteminin zamanaşımına uğramadığı kabul edilir.
- Zarar ve sorumlu öğrenildikten iki yıl geçmişse tazminat istemi zamanaşımına uğrar.
- Fiilin işlendiği tarihten on yıl geçmişse, zarar ve sorumlu sonradan öğrenilmiş olsa bile tazminat istemi zamanaşımına uğrar.
- Fiil aynı zamanda daha uzun dava zamanaşımına bağlı bir suçsa, tazminat istemi o ceza zamanaşımı süresine göre değerlendirilir.
- Zamanaşımına uğramış tazminat isteminin zarar görenin borcu varsa, zarar gören bu borcu ifadan kaçınabilir.
- Zamanaşımı, zarar görenin ifadan kaçınma hakkını ortadan kaldırmaz; bu hakkın kullanımı için süre öngörülmemiştir.
- Zamanaşımı kendiliğinden dikkate alınmaz; karşı taraf def'i olarak ileri sürmelidir.
Kısa süre ile uzun süre arasındaki fark nedir?
İki yıllık kısa süre, zarar ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesine bağlıdır ve öznel niteliktedir.
On yıllık uzun süre, fiilin işlendiği tarihe bağlıdır ve nesnel niteliktedir; zarar ve failin bilinip bilinmediği önemli değildir.
Kısa süre dolmamış olsa bile on yıl geçtiğinde tazminat isteminin zamanaşımına uğraması kaçınılmazdır. Kısa süre, on yıllık sürenin dolmasından sonra işlemeye başlamaz.
Genel haksız fiil süresi ile ceza zamanaşımı süresi arasındaki fark nedir?
Fiil yalnızca hukuki sorumluluk doğuruyorsa kısa ve uzun süreler uygulanır.
Fiil aynı zamanda ceza kanunlarında daha uzun dava zamanaşımına bağlı bir suçsa, ceza zamanaşımı süresi uygulanır.
Ceza süresi yalnızca iki yıllık kısa süreyi uzatır; on yıldan kısa olmak koşuluyla geçerlidir. Ceza süresi on yılı aşıyorsa uzun süre yerine de ceza süresinin uygulanacağı ayrıca tartışmalıdır; metin bu konuda açık değildir.
Tazminat istemi ile borcun ifadan kaçınılması arasındaki fark nedir?
Tazminat istemi zamanaşımına uğradığında alacaklı artık dava yoluyla talep edemez.
Zarar görenin borcu varsa, zarar gören zamanaşımına uğramış olmasına rağmen ifadan kaçınabilir.
Zamanaşımı, zarar görenin kendi borcunu ifa etmeme hakkını ortadan kaldırmaz; bu hak her zaman kullanılabilir.
Kural: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kısa süreyi fiil tarihinden başlatmak; oysa iki yıllık süre zarar ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesiyle başlar, fiil tarihiyle değil.
- On yıllık süreyi zarar ve failin öğrenilmesinden başlatmak; bu süre fiilin işlendiği tarihten başlar ve öğrenme tarihi ona etki etmez.
- Ceza zamanaşımını her haksız fiil için uygulamak; uzatılmış süre yalnızca aynı zamanda suç oluşturan ve ceza kanununda daha uzun süre öngörülen fiiller için geçerlidir.
- Zamanaşımına uğramış tazminat isteminin sonucunda zarar görenin borcunu ifadan kaçınma hakkını da kaybettiğini sanmak; daimi def'i bu hakkı korur.
- Zamanaşımını hakim kendiliğinden dikkate alır diye düşünmek; zamanaşımı def'i olarak ileri sürülmelidir.
- Haksız fiil tazminatına sebepsiz zenginleşme süresini uygulamak; bu madde ile m.82 farklı süreler öngörür ve ayrı olarak değerlendirilmelidir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Haksız fiil tazminatında iki yıllık sürenin başlangıcı için zarar ve sorumlunun birlikte öğrenilmesi aranır; yalnızca öğrenilebilir olmak yeterli görülmez. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, 2021/1714 E., 2022/2253 K., 28.12.2022)
- Dava ve tazminat taleplerinde mahkemeler on yıllık sürenin fiil tarihinden başladığını ve bu süre geçince zarar ve faili sonradan öğrense bile talebin zamanaşımına uğradığını kabul etmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2017/1457 E., 2018/988 K., 25.04.2018)
- Ceza zamanaşımı uygulanacaksa, fiilin hem haksız fiil hem de suç oluşturduğunun ve ceza kanununda daha uzun bir süre öngörüldüğünün somut olarak tespit edilmesi gerekmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/1392 E., 2025/505 K., 17.04.2025)
- Zamanaşımı itirazı kendiliğinden dikkate alınmayıp def'i olarak ileri sürülmektedir; mahkemeler davalı tarafın bu savunmayı yapmasını aramaktadır. (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2023/233 E., 2026/979 K., 28.04.2026)
- Haksız fiil nedeniyle açılan davada, davacının talebinin hangi zamanaşımı süresine tabi olduğu dava nitelendirmesine göre değişebildiğinden, nitelendirme mahkemece yapılmaktadır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2024/65 E., 2026/336 K., 19.02.2026)
- Zarar gören davacı bakımından daha lehe bir giderim yolu bulunduğunda, zamanaşımı savunmasının bu yolla birlikte değerlendirilmesi gerekir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2024/285 E., 2025/3594 K., 08.10.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Zamanaşımı savunmasını ileri süren davalı, zararın ve tazminat yükümlüsünün davacı tarafından ne zaman öğrenildiğini ispatlamakla yükümlüdür; bu ispat yükü davalıdadır.
- Öğrenme tarihi, davacının dilekçesi, kaza tutanağı, sigorta veya kolluk kayıtları ve tanık beyanlarıyla ispatlanabilir.
- Fiilin işlendiği tarih, kaza tespit tutanağı, mahkeme kayıtları ve tanık beyanlarıyla belirlenir; on yıllık süre bakımından bu tarihin ispatı önemlidir.
- Ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağını ileri süren taraf, fiilin suç oluşturduğunu ve ceza kanununda daha uzun süre öngörüldüğünü ispatlamakla yükümlüdür.
- Daimi def'i ileri süren zarar gören, kendi haksız fiil borcunun varlığını ispatlamakla yükümlüdür; bu borcun varlığı yazılı belge veya kesin kayıtla kanıtlanmalıdır.
- Zamanaşımı itirazı yazılı ya da sözlü olarak davalı tarafından yapılmalıdır; mahkeme bu itiraz olmadan zamanaşımını resen göz önüne almaz.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.146: Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacağın on yıllık genel zamanaşımına tabi olduğunu düzenler; bu madde bu genel süreyi haksız fiil tazminatı bakımından özel olarak belirler.
- 6098 sayılı Kanun m.147: Beş yıllık zamanaşımına tabi alacakları sayar; haksız fiil tazminatı bu listede yer almaz ve bu madde ile ayrılır.
- 6098 sayılı Kanun m.82: Sebepsiz zenginleşmeden doğan alacaklar için iki yıl ve on yıl süreleri öngörür; bu madde ile paralel bir yapı kurar ancak haksız fiil tazminatına uygulanmaz.
- 6098 sayılı Kanun m.154: Zamanaşımının durmasına ilişkin genel hükümdür; bu maddede düzenlenmeyen durma ve kesilme hâllerinde uygulanır.
- 6098 sayılı Kanun m.155: Müteselsil borçlular bakımından kesilme etkisini düzenler; haksız fiilde birden fazla sorumlu bulunduğunda uygulanabilir.
- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu: Motorlu araç işletenin sorumluluğu için özel bir zamanaşımı süresi öngörür; bu durumda genel haksız fiil süresi uygulanmaz.
TBK m.73 — Rücu isteminde
Madde, birlikte sorumlu kişiler arasında tazminatı ödeyen kişinin diğer sorumlulara karşı rücu istemini zamanaşımına bağlar ve bu zamanaşımının başlangıç anını belirler. Ayrıca tazminatı ödeyenin, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirme yükümlülüğünü ve bu yükümlülüğe aykırılığın zamanaşımına etkisini düzenler. Madde, birlikte sorumluluğun ortaya çıktığı tüm hallerde rücu isteminin genel zamanaşımı kuralıdır. Rücu isteminin dayanağı olan birlikte sorumluluğun kurulma koşullarını, rücu miktarını ve rücu oranlarını düzenlemez (m.61, m.62 ve m.73 dışındaki ilgili hükümler). Zamanaşımının kesilmesi, durması ve yenilenmesi konularını düzenlemez (m.132 vd.). Haksız fiilde tazminat talebinin zamanaşımını düzenlemez (m.72). Sebepsiz zenginleşmeye dayalı istemlerin zamanaşımını düzenlemez (m.82).
Rücu isteminde: hangi kavramlar bilinmeli?
- Rücu istemi
- Tazminatın tamamını ödeyen birlikte sorumlu kişinin, diğer birlikte sorumlu kişilere karşı kendi payını aşan kısmı geri istemesidir. Ödeme yapan kişinin kendi hissesini aşan tutarı diğer sorumlulardan talep hakkını ifade eder.
- Birlikte sorumlu kişi
- Aynı zarar bakımından birden fazla kişinin sorumlu olduğu hâldeki her bir sorumlu kişidir. Rücu isteminin muhatabı, zararın ödenmesinde kendisi de sorumlu olan kişilerdir.
- Tazminatın tamamının ödenmesi
- Zarar görene karşı borcun tümüyle ifa edilmesidir. Kısmi ödeme, bu maddedeki iki yıllık sürenin başlangıcı için yeterli değildir.
- Dürüstlük kuralları
- Bildirim yükümlülüğünün ne zaman yerine getirilebileceğini belirleyen objektif ölçüttür. Bildirimin hangi andan itibaren yapılabilir hale geldiğini somut olaya göre tespit eder.
Rücu isteminde: hangi şartlar aranır?
- Birden fazla kişinin aynı zarardan birlikte sorumlu olması gerekir.
- Tazminatın tamamının ödenmiş olması gerekir; kısmi ödeme bu maddedeki süreyi başlatmaz.
- Ödeme yapan kişinin, birlikte sorumlu olduğu kişileri bu ödeme konusunda bildirmesi gerekir; bu bildirim, zamanaşımının başlangıcı açısından ayrıca önem taşır.
- Rücu isteminin, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yıl içinde ileri sürülmesi gerekir.
- Hangi tarihte olursa olsun, tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yıl geçmişse rücu isteminin dava edilmesi mümkün değildir.
Rücu isteminde: hangi sonuçları doğurur?
- Tazminatın tamamı ödendiğinde ve birlikte sorumlu kişi öğrenildiğinde iki yıllık süre başlar; bu süre geçtikten sonra rücu istemi zamanaşımına uğrar.
- Her hâlde, tazminatın tamamının ödendiği tarihten on yıl geçtiğinde rücu isteminin zamanaşımı gerçekleşir; öğrenme tarihi ne olursa olsun bu sınır aşılamaz.
- Tazminatı ödeyen kişi birlikte sorumlu kişileri bildirmezse, zamanaşımı bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte başlar; bu durumda rücu süresi ödeme tarihinden değil, bildirim yükümlülüğünün doğduğu tarihten işlemeye başlar.
- Tazminatın tamamı ödenmeden yapılan kısmi ödemeler, bu maddedeki süreyi başlatmaz.
- Birlikte sorumlu kişinin öğrenilmesi hiçbir zaman gerçekleşmezse rücu hakkı yalnızca on yıllık süre ile sınırlanır.
Öğrenme tarihi ile ödeme tarihi arasındaki fark nedir?
İki yıllık süre, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlar.
On yıllık süre ise yalnızca tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlar ve öğrenme tarihine bağlı değildir.
Hangi süre önce dolarsa rücu hakkı o süreyle sona erer; öğrenme tarihi kesin olarak belirlenemiyorsa on yıllık tavan belirleyicidir.
Ödemenin tamamı ile kısmi ödeme arasındaki fark nedir?
Tazminatın tamamının ödenmesi, rücu süresini başlatan olaydır.
Kısmi ödeme, bu maddedeki süreyi başlatmaz.
Kısmi ödemelerde süre başlamaz; rücu süresi her bir ödeme için ayrı ayrı işlemez, tamamının ödendiği tarih esas alınır.
Bildirim yapılmış ile bildirim yapılmamış arasındaki fark nedir?
Ödeme yapan kişi durumu birlikte sorumlu kişilere bildirmişse, süre genel kurala göre işler.
Bildirim yapılmamışsa zamanaşımı, bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
Bildirim yükümlülüğüne uyulmaması, rücu süresinin başlangıcını geciktirir ve rücu hakkını korumaz; zamanaşımı bildirim tarihine kadar hiç işlememiş sayılır.
Rücu isteminde: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Kısmi ödemeyi tazminatın tamamının ödenmesi sayarak iki yıllık süreyi erken başlatmak.
- On yıllık sürenin, öğrenme tarihinden bağımsız olarak her zaman işleyen ayrı bir süre olduğunu unutup, iki yıllık süre dolmadan rücu hakkının sona erdiğini varsaymak.
- Bildirim yükümlülüğünü göz ardı ederek süreyi tazminatın ödendiği tarihten başlatmak; oysa bildirim yapılmamışsa süre, bildirimin yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
- Birlikte sorumlu kişinin öğrenilme tarihini, tazminatın ödendiği tarihle karıştırmak; bu iki tarih farklı olabilir ve her biri ayrı ispatlanmalıdır.
- Bu maddedeki zamanaşımı ile haksız fiilden doğan tazminat talebinin zamanaşımını (m.72) birbirine karıştırmak.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Rücu isteminde iki yıllık sürenin başlangıcının, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarih olarak alındığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/696 E., 2023/457 K., 17.05.2023; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2024/1299 E., 2025/1971 K., 25.12.2025)
- Ödemenin kısmi ya da taksitli yapıldığı hallerde, tazminatın tamamının ödenmediği sürece iki yıllık sürenin başlamayacağı yönünde değerlendirme yapılmaktadır. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1242 E., 2025/1058 K., 15.10.2025; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1243 E., 2025/1059 K., 15.10.2025; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1244 E., 2025/1056 K., 15.10.2025; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1245 E., 2025/1060 K., 15.10.2025)
- Birlikte sorumlu kişinin öğrenilme tarihinin ispatlanmasının, süre başlangıcı bakımından belirleyici olduğu kabul edilmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2024/1299 E., 2025/1971 K., 25.12.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Rücu isteminin zamanaşımına uğradığını ileri süren taraf, süre dolumunu savunma olarak ileri sürer; ancak bu süreyi kendiliğinden hesap ettirmek için tazminatın tamamının ödendiği tarihi ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihi ortaya koymak gerekir.
- Rücu isteminde bulunan taraf, tazminatın tamamını ödediğini makbuz, banka dekontu ya da benzeri ödeme belgeleriyle kanıtlamakla yükümlüdür.
- Birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihin ispatı, rücu isteminde bulunan tarafa aittir; karşı taraf öğrenme tarihinin daha önce olduğunu ileri sürerek süreyi erken başlatmaya çalışabilir.
- Bildirim yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği ve bildirimin hangi tarihte yapılabileceği, fiili duruma göre belirlenir; bildirimin yapılmadığını ileri süren taraf bu iddiasını ispat etmelidir.
- Kısmi ödeme iddiası ileri sürülen durumlarda, tamamının ödendiğini ileri süren taraf ödemenin tamamlandığını belgelerle göstermek zorundadır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.82: Tazminatın ödenmesi sonrasında doğan rücu ve sebepsiz zenginleşme istemlerinin zamanaşımına ilişkin ilişkilendirme yapılabileceği yerdir; bu maddede belirtilen rücu süresi ile sebepsiz zenginleşme zamanaşımının karıştırılmaması gerekir.
- 6098 sayılı Kanun m.72: Haksız fiil nedeniyle tazminat talebinin zamanaşımını düzenler; rücu istemi, zarar görene ödenen tazminat temelinde ortaya çıktığından bu maddenin başlangıç anına ilişkin hükmü ile birlikte okunur.
- 6098 sayılı Kanun m.61: Birlikte sorumluluğun kurulduğu ve sorumluların zarar görene karşı müteselsil sorumluluğunu düzenler; rücu isteminin dayanağı olan birlikte sorumluluk bu hükümden doğar.
TBK m.74 — Ceza hukuku ile ilişkisinde
Madde, bir fiilin hem haksız fiil hem de ceza hukuku anlamında suç olması halinde, hukuk hâkiminin tazminat davasında ceza hukuku ve ceza mahkemesi kararları karşısındaki bağımsızlığını düzenler. Kusur ve ayırt etme gücünün değerlendirilmesi ile ceza hâkiminin kusur ve zarar konusundaki kararlarının hukuk hâkimini bağlamaması bu maddenin konusudur. Madde, ceza hâkiminin maddi olguları saptayan kararlarının bağlayıcılığını düzenlemez; bu yön için kesinleşmiş ceza kararının maddi olgu bakımından bağlayıcılığı, uygulamada hukuk yargılamasına ilişkin ayrı bir kural olarak ele alınır. Hukuka aykırılık, illiyet bağı ve fiilin cezai yönünün değerlendirilmesi maddenin lafzında yer almaz. Haksız fiilde zamanaşımı (m.72), kesin hüküm ve ön sorun usulü, ceza yargılamasının iadesi ve tazminatın ceza mahkemesinde talep edilmesi bu maddenin kapsamı dışındadır.
Ceza hukuku ile ilişkisinde: hangi kavramlar bilinmeli?
- Hukuk hâkiminin bağımsızlığı
- Hukuk hâkiminin, tazminat davasında kusur ve ayırt etme gücü bakımından ceza hukuku ve ceza mahkemesi kararlarına bağlı olmadan karar verebilmesi ilkesidir. Madde bu bağımsızlığı kusur ve ayırt etme gücü ile sınırlı biçimde tanır.
- Kusur
- Borçlar hukukunda zarar verenin davranışının ona atfedilebilmesini sağlayan manevi unsurdur. Madde bakımından kusurun takdiri, ceza hukukundaki kusur kavramından bağımsız yapılır.
- Ayırt etme gücü
- Zarar verenin davranışının sonuçlarını algılayıp bu davranışını yönlendirebilme yetisidir. Maddede ceza hukukundaki isnat yeteneğinden ayrı bir değerlendirme konusu olarak anılır.
- Beraat kararı
- Ceza mahkemesinin sanığın suçlu olmadığına hükmettiği karardır. Hukuk hâkimi beraat kararıyla bağlı değildir; kusur ve ayırt etme gücünü yeniden değerlendirebilir.
- Kusurun değerlendirilmesi ve zararın belirlenmesi
- Ceza hâkiminin mahkûmiyet kararında yaptığı kusur takdiri ve zarar miktarı tespitidir. Bu tespitler hukuk hâkimini bağlamaz.
Ceza hukuku ile ilişkisinde: hangi şartlar aranır?
- Zarar verenin kusurunun olup olmadığı hakkında hukuk hâkimi karar verirken ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümlerine bağlı kalmamalıdır.
- Zarar verenin ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında hukuk hâkimi, ceza hukukunun isnat yeteneğine ilişkin hükümleriyle bağlı olmamalıdır.
- Ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararı, kusur ve ayırt etme gücü konusunda hukuk hâkimini bağlamamalıdır.
- Ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı, hukuk hâkimini bağlamamalıdır.
- Bağımsızlık ilkesi yalnız kusur ve ayırt etme gücü ile zararın belirlenmesi konularında uygulanır; hukuka aykırılık ve illiyet bağı bakımından madde hukuk hâkimini ceza kararına bağlı kılmaz, ancak maddede bu konuda bir bağımsızlık hükmü de yer almaz.
Ceza hukuku ile ilişkisinde: hangi sonuçları doğurur?
- Ceza mahkemesi beraat kararı verdiğinde bile hukuk hâkimi kusur ve ayırt etme gücünü yeniden değerlendirip tazminata hükmedebilir.
- Örneğin zaruret hâlinde fiili işlediği sabit olan kişi ceza mahkemesinde beraat etse de hukuk mahkemesinde tazminata mahkûm edilebilir.
- Ceza hâkiminin kusur veya zarar takdiri, hukuk hâkimi açısından bağlayıcı değildir; hukuk hâkimi bu konularda kendi tespitini yapar.
- Madde kusur ve ayırt etme gücü dışındaki unsurlar için bağımsızlık hükmü içermediğinden, bu unsurlarda ceza kararının bağlayıcılığı ayrıca değerlendirilmelidir.
- Ceza kararının maddi olguya ilişkin tespitleri, ikinci fıkranın kapsamı dışında kalır ve kesinleşmiş ceza kararı bu yönden hukuk hâkimini bağlayabilir.
Beraat kararı ile mahkûmiyet kararı arasındaki fark nedir?
Beraat kararında hukuk hâkimi kusur ve ayırt etme gücü bakımından bağlı değildir; madde metni açıkça beraat kararını sayar.
Mahkûmiyet kararında da kusurun takdiri ve zararın miktarı bakımından hukuk hâkimi bağlanmaz; madde metninde mahkûmiyet ayrıca sayılmamakla birlikte ikinci fıkra ceza hâkiminin kusur ve zarar kararını kapsar.
Her iki karar türünde de hukuk hâkimi kusur ve zarar konusunda kendi değerlendirmesini yapar. Madde metni açıkça yalnız beraat kararını sayar ama ikinci fıkra genel ifadesiyle mahkûmiyeti de kapsamına alır.
Ceza hukuku hükümleri ile ceza hâkiminin kararı arasındaki fark nedir?
Ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleri, hukuk hâkimini birinci fıkra uyarınca bağlamaz.
Ceza hâkiminin kusur ve zarar konusundaki kararı, ikinci fıkra uyarınca hukuk hâkimini bağlamaz.
Hem ceza kanununun soyut hükümleri hem de somut ceza kararı, kusur ve zarar konusunda hukuk hâkimini bağlamaz.
Ceza hukuku ile ilişkisinde: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Beraat kararını hukuk hâkimini bağlayan kesin hüküm gibi değerlendirmek; madde açıkça bağlayıcılığı dışlamaktadır.
- Madde metnindeki bağımsızlığı yalnız beraat kararına hasretmek; ikinci fıkra ceza hâkiminin kusur ve zarar kararını da kapsar.
- Kusur ve ayırt etme gücü ile hukuka aykırılık ve illiyet bağını aynı bağımsızlık kuralına tabi saymak; madde yalnız ilk iki konuyu açıkça anar.
- Ceza kararının maddi olgu tespitlerini kusur takdirinden ayırmamak; ikinci fıkra yalnız kusur değerlendirmesini ve zarar belirlemesini sayar.
- Kesinleşmemiş ceza kararını hukuk mahkemesinde kesinleşmiş gibi bağlayıcı kabul etmek.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Kesinleşmiş ceza mahkemesi kararındaki maddi olgunun hukuk hâkimini bağladığı kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2022/795 E., 2023/641 K., 21.06.2023)
- Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine etkisinin 6098 sayılı Kanun m.74 ile düzenlendiği ve hukuk hâkiminin kesinleşmiş ceza kararları karşısında ilke olarak bağımsız olduğu kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/316 E., 2025/1679 K., 10.10.2025)
- Benzer düzenlemenin karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun m.74'te de bulunduğu kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulu, 2014/768 E., 2016/196 K., 26.02.2016)
- Ceza mahkemesi kararlarının hukuk hâkimini bağlayıp bağlamadığının belirlenmesinde 6098 sayılı Kanun m.74'ün dikkate alınması gerektiği kabul edilmektedir. (Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1418 E., 2025/2263 K., 10.11.2025)
- Kararın hükmün açıklanmasının geri bırakılması niteliğinde olması hâlinde kesin bir mahkûmiyet bulunmadığından hukuk hâkimini bağlamayacağı kabul edilmektedir. (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2096 E., 2025/1977 K., 20.11.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Tazminat talep eden taraf, zarar verenin fiilini, zararı ve illiyet bağını kendisi ispatlamalıdır; kusurun ispatı bakımından ceza kararına dayanması hukuk hâkimini bağlamaz.
- Ceza mahkemesinin beraat kararı hukuk hâkimi için delil niteliğinde değerlendirilebilir, ancak bağlayıcı değildir; zarar veren beraat kararına dayanarak kusurun bulunmadığını ileri sürebilir ve bu iddiayı kendisi ispatlar.
- Ceza mahkemesi kararının maddi olgu bakımından bağlayıcılığını ileri süren taraf, kararın kesinleşmiş olduğunu ve hangi maddi olguya ilişkin olduğunu belgeyle ortaya koymalıdır.
- Hukuk hâkimi kesinleşmemiş ceza kararı karşısında davayı bekletebilir; bu durumda karar kesinleşinceye kadar tarafların bu belgeyi sunmaları gerekir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6100 sayılı Kanun m.214: Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ceza kararlarının hukuk yargılamasına etkisine ilişkin benzer düzenlemedir. Madde 74 ile birlikte bağımsızlığın kapsamını belirler.
TBK m.75 — Tazminat hükmünün değiştirilmesi
Bu madde, bedensel zararın kapsamının karar verme anında tam olarak belirlenemediği hallerde hâkimin tazminat hükmünü sonradan değiştirme yetkisini saklı tutarak karar verebilmesini düzenler. Hükmün kesinleşmesinden itibaren işleyen süreyi ve bu yetkinin kapsamını kapsar. Bedensel zarara uğrayan kişinin talebi ile hâkimin bu yetkiyi kullanma koşulları, bedensel zarara ilişkindir. Maddenin uygulanması için tazminat davasının taraflarının ve hâkimin bu yetkiyi tercih etmesinin gerektiği durumlar söz konusudur. Madde, mal zararlarını, destekten yoksun kalma tazminatının hesaplama ilkelerini ve tazminatın hakkaniyet indirimini düzenlemez (m.51, m.52, m.55). Yeni zararların ayrı bir dava ile istenmesi, zamanaşımı süresi ve fazlaya ilişkin haklar da bu maddenin kapsamında değildir; bunlar hakkında genel zamanaşımı ve usul kuralları uygulanır.
Tazminat hükmünün değiştirilmesi: hangi kavramlar bilinmeli?
- Bedensel zarar
- Beden bütünlüğünün ihlali sonucu kişinin uğradığı tedavi giderleri, kazanç kaybı ve manevi olmayan maddi kayıplardır. Madde bu zararların kapsamının belirlenememesi halini düzenler.
- Zararın kapsamının tam belirlenememesi
- Karar anında zararın türü veya miktarının kesin olarak hesaplanamaması durumudur. Gelecekte doğacak tedavi masrafları gibi müstakbel zararlar bu kapsamda değerlendirilir.
- Tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutma
- Hâkimin, kararını verirken kesin bir sonuca varamadığı kalemler için ileride hükmü gözden geçirebileceğini kararda belirtmesidir. Bu yetki hâkimin takdirine bağlıdır ve kararın kesinleşmesinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.
- Kararın kesinleşmesi
- Kararın kanun yolu denetiminden geçmiş ya da kanun yolu süresi geçmiş olarak kesin hüküm niteliği kazanmasıdır. Madde süreyi bu ana bağlar, hükmün tefhim tarihine değil.
Tazminat hükmünün değiştirilmesi: hangi şartlar aranır?
- Davanın konusunun bedensel zarara ilişkin tazminat olması gerekir.
- Karar verme sırasında zararın kapsamının tam olarak belirlenemiyor olması gerekir; bu durum belirsiz gelecek masraflar veya kazanç kaybı gibi kalemlerde ortaya çıkar.
- Hâkim, belirsiz kalemler için tazminat hükmünü değiştirme yetkisini kararında açıkça saklı tutmalıdır; bu yetki saklı tutulmadan verilen hükme dayanılarak sonradan değişiklik istenemez.
- Saklı tutulan yetki, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde kullanılmalıdır.
Tazminat hükmünün değiştirilmesi: hangi sonuçları doğurur?
- Hâkim yetkiyi saklı tutmuşsa, iki yıl içinde tazminat hükmünün değiştirilmesi talep edilebilir.
- Yetki iki yıl içinde kullanılmazsa, hükmü değiştirme imkânı sona erer.
- Hâkim yetkiyi saklı tutmamışsa, karar kesinleşince hükmün değiştirilmesi için dava açılamaz.
- Yetki saklı tutulsa bile, değişiklik talep edilen tazminat miktarı ile sınırlıdır; talep aşılarak hüküm değiştirilemez.
- Karar verme anında belirlenebilen zararlar için bu yetki kullanılamaz.
Hâkimin yetkiyi saklı tutması ile saklı tutmaması arasındaki fark nedir?
Hâkim, zararın tam belirlenemediği durumda kararında yetkiyi saklı tutmuşsa, kesinleşmeden sonra iki yıl içinde hükmün değiştirilmesi istenebilir.
Hâkim yetkiyi saklı tutmamışsa, karar kesinleşince hükmün değiştirilmesi için dava açılamaz ve yeni zararlar için de dava yolu genellikle kapalıdır.
Yetkinin saklı tutulup tutulmaması, sonradan tazminat hükmünün değişebilmesini belirler.
Madde kapsamındaki değişiklik ile yeni dava arasındaki fark nedir?
Madde kapsamında, saklı tutulan kalem için hükmün değiştirilmesi istenir.
Karar verilirken mevcut olmayan, ilk davanın konusu veya sebebi dışında kalan yeni bir zarar, ayrı tazminat davasının konusudur.
Yeni zarar için madde kapsamında değil, zamanaşımı süresi içinde yeni dava açılabilir; uygulamada bu yol ayrı değerlendirilir.
Eski BK m.46/2 ile TBK m.75: fark nedir?
Eski düzenlemede süre hükmün tefhim tarihinden başlıyordu.
Yeni düzenlemede süre kararın kesinleşmesinden başlar.
Süre, kesinleşme anına bağlandığı için kararın kesinleşmesinden önce sona erme riski ortadan kalkmıştır.
Tazminat hükmünün değiştirilmesi: sık yapılan hatalar nelerdir?
- Süreyi tefhim tarihinden hesaplamak; süre kesinleşme tarihinden başlar.
- Yetkinin saklı tutulmadığı bir kararda sonradan hükmün değiştirilmesi talep edilebileceğini düşünmek; bu halde madde kapsamında dava açılamaz.
- Yeni ortaya çıkan zararı saklı tutulan değişiklik kapsamında saymak; ilk davanın konusu veya sebebi dışında kalan yeni zararlar ayrı dava konusudur.
- Müstakbel masrafları tahmini olarak ilk davada tamamen belirlenemez sayıp sonradan sınırsız talep etmek; değişiklik talebi saklı tutulan tutarla sınırlıdır.
- Madde kapsamındaki süreyi zamanaşımı süresi ile karıştırmak; iki yıl hükmü değiştirme yetkisinin süresidir.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Mahkemeler, iki yıllık sürenin kararın kesinleşmesinden başlayacağını ve bu süreyi kesinleşme tarihine göre hesapladığını kabul etmektedir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/1022 E., 2023/2235 K., 30.11.2023; İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/1194 E., 2022/93 K., 08.02.2022)
- Uygulamada hâkimin yetkiyi saklı tuttuğu hallerde, gelecek tedavi ve bakım masrafları için belirli bir tutarla sınırlı değişiklik istenmektedir. (İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/64 E., 2025/40 K., 15.01.2025)
- Zararın gerçek tutarının belirlenmesinde karar tarihine en yakın ölçütlerin kullanılacağı, asgari ücret gibi kamu düzenine ilişkin verilerin re'sen gözetileceği kabul edilmektedir. (3. Hukuk Dairesi, 2025/160 E., 2025/5025 K., 21.10.2025)
- Bir mahkeme, kusur oranına ilişkin çelişkinin giderilmesi gerektiğini belirterek karar vermiş; bu durumun belirsizlik hâli olarak değerlendirildiği görülmektedir. (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, 2022/1530 E., 2023/1479 K., 15.11.2023)
- Kararlarda madde, belirsiz kalan zararın kapsamı için 'yetki saklı tutuldu' ifadesiyle birlikte anılmaktadır. (İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/828 E., 2025/516 K., 26.06.2025)
Nasıl ispat edilir?
- Hâkimin yetkiyi kullanabilmesi için, zararın kapsamının karar anında belirlenemediğini ileri süren taraf bunu ispatlamalıdır; bu ispat genellikle bilirkişi raporu ile yapılır.
- Kararda yetkinin saklı tutulduğunu ileri süren taraf, hükmün metninden bu saklamayı göstermelidir; yazılı karar metni esastır.
- Karşı taraf, zararın belirlenebilir olduğunu veya yetkinin saklı tutulmadığını ileri sürerse, bu savunmayı kendisi ispatlamalıdır.
- Kesinleşme tarihi ve iki yıllık süreye ilişkin hesaplama, mahkeme kayıtlarından yapılır.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.51: Tazminatın hesaplanmasında kusur derecesinin dikkate alınmasını düzenler; bu madde kapsamında tazminat değiştirilirken de bu ölçütler gözetilir.
- 6098 sayılı Kanun m.52: Hakkaniyet indirimi ve müterafik kusur hallerini düzenler; saklı tutulan tazminatın belirlenmesinde uygulanabilir.
- 6098 sayılı Kanun m.55: Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarında hakkaniyet indiriminin sınırlarını düzenler; değişiklik hükmü bu sınırlara bağlıdır.
- 6100 sayılı Kanun m.109: Belirli miktar taleplerinde kısmi dava açılmasını düzenler; fazlaya ilişkin haklar bu usul kuralına göre değerlendirilir.
TBK m.76 — Geçici ödemeler
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 76. maddesi, haksız fiilden doğan tazminat davasında zarar görenin istemi üzerine hâkimin davalıya geçici ödeme yaptırabilmesinin koşullarını, bu ödemelerin nihai tazminata mahsubunu ve tazminata hükmedilmemesi hâlinde geri verilmesini düzenler. Hüküm, haksız fiil sorumluluğuna ilişkindir; TBK m.114/2 yollamasıyla sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat davalarında da uygulanır. Madde, zarar gören ile davalı arasındaki görülmekte olan tazminat davasında uygulanır. Geçici ödemenin dava açılmadan ayrı bir talep olarak istenmesini, geçici ödeme için bağımsız dava açılmasını, sebepsiz zenginleşme ve sözleşmenin ifası davalarına doğrudan uygulanmasını madde düzenlemez; bunlar hakkında kesin bir hüküm içermez. Tazminat alacağının zamanaşımı ve dava açma süreleri (ör. TBK m.72 ve m.146) ile geçici ödemenin ihtiyati tedbir ve diğer geçici hukuki korumalarla ilişkisi (HMK m.406) bu maddenin kapsamı dışındadır.
Geçici ödemeler: hangi kavramlar bilinmeli?
- Geçici ödeme
- Görülmekte olan bir tazminat davasında, nihai karar verilmeden önce hâkimin davalıya zarar görene ödeme yapmasını emretmesi anlamına gelen geçici nitelikte bir karardır. Kesin hüküm sonucu doğurmaz; nihai tazminatın peşin bir parçası gibi işler.
- İnandırıcı kanıt
- Zarar görenin iddiasının haklılığını ilk görünüşte büyük ihtimalle gösteren delildir. Kesin delil niteliği taşıması gerekmez; tam ispat seviyesinde olması beklenmez.
- Ekonomik durum
- Zarar görenin, ödeme yapılmazsa dava sonuna kadar kendisinden katlanılması beklenemeyecek güçlükle karşılaşacak olmasıdır. Ekonomik yıkım ya da hayati tehlike aranmaz.
- Mahsup
- Davalının yaptığı geçici ödemelerin, nihai olarak hükmedilen tazminat tutarından düşülmesidir.
- Geçici ödemenin geri verilmesi
- Tazminat hükmedilmediği takdirde, zarar görenin aldığı geçici ödemeleri yasal faizi ile birlikte davalıya iadesidir. Hâkim bunu aynı dava içinde karara bağlar.
- Eda amaçlı ihtiyati tedbir
- Alacağın doğrudan ödenmesini sağlayan tedbir türüdür. Geçici ödeme bu nitelikte değildir; madde, geçici ödeme kararıyla kesin hüküm sonucunun elde edilmesini amaçlamaz.
Geçici ödemeler: hangi şartlar aranır?
- Görülmekte olan bir tazminat davası bulunmalıdır; geçici ödeme dava açılmadan ya da tek başına bağımsız bir talep olarak istenemez.
- Zarar gören, geçici ödeme için hâkimden açık bir istemde bulunmalıdır; hâkim kendiliğinden bu karara hükmedemez ve talepte miktar belirtilmesi aranmaz.
- Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunmalıdır; bu kanıtların kesin delil niteliğinde olması gerekmez, ilk görünüşte haklılığı büyük ihtimalle göstermesi yeterlidir.
- Zarar görenin ekonomik durumu geçici ödemeyi gerektirmelidir; ekonomik yıkım ya da hayati tehlike aranmaz, katlanılması beklenemeyecek güçlük yeterlidir.
- Haksız fiilin bulunduğu dava dışında kalan hallerde, sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat davasında TBK m.114/2 yollamasıyla bu koşullar aranarak karar verilebilir.
- Hâkim, dört koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde geçici ödemeye hükmetmelidir; bir ara kararla karar verir.
Geçici ödemeler: hangi sonuçları doğurur?
- Dört koşul birlikte gerçekleşirse hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir; madde metninde 'verebilir' ifadesi kullanılmıştır.
- Geçici ödeme kararı ara karar niteliğindedir ve tek başına temyiz edilemez; nihai kararla birlikte temyiz edilebilir.
- Davalının yaptığı geçici ödemeler, nihai olarak hükmedilen tazminata mahsup edilir.
- Tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir.
- Koşullardan biri eksikse geçici ödemeye hükmedilmez ve talep reddedilir.
- Geçici ödeme kararı kesin hüküm sonucu doğurmaz ve nihai karar yerine geçmez.
Geçici ödeme ile ihtiyati tedbir (eda amaçlı) arasındaki fark nedir?
Geçici ödeme, görülmekte olan tazminat davası içinde verilen, nihai tazminata mahsup edilen ve geri verilebilen geçici bir karardır.
Eda amaçlı ihtiyati tedbir, alacağın doğrudan ödenmesini sağlayan ve ayrı bir tedbir yoluyla istenen koruma aracıdır.
Madde, geçici ödemeyle kesin hüküm sonucunun eda amaçlı tedbirle elde edilmesini amaçlamadığını açıkça belirtir. Geçici ödeme için tedbir kurallarının koşulları aranmaz; ancak madde metninde yer alan dört koşul aranır.
Haksız fiil davası ile sözleşmeye aykırılık davası arasındaki fark nedir?
Haksız fiile dayanan tazminat davalarında madde doğrudan uygulanır.
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat davalarında uygulama TBK m.114/2 kıyas yoluyla sağlanır.
Her iki davada da aynı koşullar ve aynı mahsup-iade kuralı geçerlidir.
Zarar görenin istemi ile hâkimin kendiliğinden kararı arasındaki fark nedir?
Zarar gören talepte bulunursa hâkim karar verebilir.
Talep yoksa hâkim kendiliğinden geçici ödemeye hükmedemez.
Geçici ödeme yalnızca zarar görenin açık istemi üzerine gündeme gelir.
Tazminat hükmedilen ile hükmedilmeyen hal arasındaki fark nedir?
Tazminata hükmedilirse geçici ödemeler bu tutara mahsup edilir.
Tazminata hükmedilmezse hâkim, aldığı geçici ödemeleri yasal faiziyle birlikte geri vermesine karar verir.
Davalı geçici ödemeyi nihai borçtan düşer ya da yasal faizle geri alır.
Geçici ödemeler: sık yapılan hatalar nelerdir?
- İnandırıcı kanıt aşamasında tam ispat ya da kesin delil aramak; yeterli olan ilk görünüşte haklılığın büyük ihtimalle gösterilmesidir.
- Ekonomik durum koşulunu ekonomik yıkım ya da hayati tehlike olarak yorumlamak; aranan, katlanılması beklenemeyecek güçlüktür.
- Hâkimin kendiliğinden geçici ödemeye hükmedebileceğini kabul etmek; talep zarar görenin istemine bağlıdır.
- Dört koşuldan birinin eksikliğine rağmen geçici ödemeye hükmetmek; koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
- Geçici ödeme kararını kesin hüküm gibi görüp doğrudan temyiz etmek; karar ara karardır ve tek başına temyiz edilemez.
Uygulamada nasıl yorumlanıyor?
- Geçici ödeme talebi yalnızca görülmekte olan bir tazminat davası içinde ileri sürülebilir; dava açmadan ya da tek başına geçici ödeme için dava açılarak istenmesi kabul edilmemektedir. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/2981 E., 2025/2215 K., 31.12.2025)
- Haksız fiil dışında, trafik kazasına dayalı maddi tazminat davalarında da geçici ödeme talebi incelenmektedir. (Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/2981 E., 2025/2215 K., 31.12.2025)
- Geçici ödeme talebinde, iddianın haklılığını gösteren kanıtların ilk görünüşte yeterli olup olmadığına bakılmakta; kesin delil aranmamaktadır. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2026/204 E., 2026/270 K., 10.03.2026)
- Ekonomik durum koşulu, zarar görenin geçim sıkıntısı ya da tedavi imkânsızlığı gibi somut durumlarla değerlendirilmektedir. (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/81 E., 2022/135 K., 18.01.2022)
- Talep, ilgili davacının somut ekonomik durumunu ortaya koymadan yalnızca maddeye atıf yapılarak ileri sürüldüğünde talep reddedilmektedir. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2026/204 E., 2026/270 K., 10.03.2026; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2026/106 E., 2026/774 K., 15.04.2026)
- Sözleşmeye aykırılık ve sigorta kaynaklı tazminat davalarında da talep TBK m.76 kapsamında değerlendirilmektedir. (Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2023/391 E., 2024/78 K., 19.01.2024; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1707 E., 2026/1304 K., 21.04.2026)
Nasıl ispat edilir?
- Geçici ödemeyi isteyen zarar gören, haksız fiilin ya da sözleşmeye aykırılığın haklılığını gösteren inandırıcı kanıtları sunmakla yükümlüdür; bu kanıtlar kesin delil olmak zorunda değildir, ilk görünüşte haklılığı büyük ihtimalle göstermesi yeterlidir.
- Zarar gören, ekonomik durumunun geçici ödemeyi gerektirdiğini somut belgelerle ortaya koymakla yükümlüdür; ispat yükü onundur.
- Davalı, iddiasının haklılığının ilk görünüşte bulunmadığını ya da ekonomik durumun ödeme gerektirmediğini savunarak karşı delil sunabilir; bu savunmanın ispat yükü davalıya aittir.
- Hâkim, geçici ödemeye karar verirken davalının mali durumunu da dikkate alır ve bu konudaki bilgi ve belgeler davalı tarafça sunulabilir.
- Geçici ödemelerin tazminata mahsubu ve geri verilmesi aşamasında, ödemelerin miktarını ve yapıldığını gösteren belgeler taraflar tarafından ibraz edilmelidir.
Hangi maddelerle birlikte okunmalı?
- 6098 sayılı Kanun m.114: 2. fıkra, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin sözleşmeye aykırılık hallerine kıyas yoluyla uygulanmasını öngörür; bu nedenle geçici ödeme sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat davalarında da uygulanır.
- 6100 sayılı Kanun m.406: HMK 406/2 hükmü, geçici hukuki korumalara ilişkin özel hükümlerin saklı olduğunu belirtir; geçici ödemenin ihtiyati tedbir ve diğer geçici korumalarla ilişkisini kurar. Metin HMK'yı madde metninde anmadığından yalnızca bağlam bakımından belirtilmiştir.
Süreler
| Süre | Madde | Hüküm |
|---|---|---|
| iki yılın | m.72 | Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. |
| on yılın | m.72 | Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. |
| iki yılın | m.73 | Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. |
| on yılın | m.73 | Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. |
| iki yıl | m.75 | Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir. |
Süreler madde metnindeki yazımıyla verilmiştir.
Konuda geçen kararlar
59 karar- Hukuk Genel Kurulu, 2024/166 E., 2025/396 K., 25.06.2025İlgili madde: m.74
- Hukuk Genel Kurulu, 2023/963 E., 2025/230 K., 16.04.2025İlgili madde: m.66
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/795 E., 2023/641 K., 21.06.2023İlgili madde: m.74
- Hukuk Genel Kurulu, 2022/696 E., 2023/457 K., 17.05.2023İlgili madde: m.73
- Hukuk Genel Kurulu, 2017/1457 E., 2018/988 K., 25.04.2018İlgili madde: m.72
- Hukuk Genel Kurulu, 2014/841 E., 2016/321 K., 16.03.2016İlgili madde: m.69
- Hukuk Genel Kurulu, 2014/768 E., 2016/196 K., 26.02.2016İlgili madde: m.74
- 3. Hukuk Dairesi, 2025/3234 E., 2026/286 K., 21.01.2026İlgili madde: m.67, m.68
- 3. Hukuk Dairesi, 2025/1251 E., 2026/78 K., 13.01.2026İlgili madde: m.67
- 3. Hukuk Dairesi, 2025/2436 E., 2025/5775 K., 01.12.2025İlgili madde: m.70
Diğer 49 karar
- 3. Hukuk Dairesi, 2025/160 E., 2025/5025 K., 21.10.2025İlgili madde: m.75
- 3. Hukuk Dairesi, 2024/2202 E., 2025/3046 K., 26.05.2025İlgili madde: m.67
- 3. Hukuk Dairesi, 2024/795 E., 2024/3888 K., 26.11.2024İlgili madde: m.68
- 3. Hukuk Dairesi, 2023/3796 E., 2024/2379 K., 18.09.2024İlgili madde: m.67
- 13. Hukuk Dairesi, 2014/43574 E., 2014/40770 K., 18.12.2014İlgili madde: m.70
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 2026/319 E., 2026/792 K., 06.05.2026İlgili madde: m.71
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2023/233 E., 2026/979 K., 28.04.2026İlgili madde: m.72
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2287 E., 2026/776 K., 24.04.2026İlgili madde: m.71
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2024/1707 E., 2026/1304 K., 21.04.2026İlgili madde: m.76
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2026/106 E., 2026/774 K., 15.04.2026İlgili madde: m.76
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/893 E., 2026/503 K., 09.04.2026İlgili madde: m.66
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1154 E., 2026/706 K., 03.04.2026İlgili madde: m.71
- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 2026/204 E., 2026/270 K., 10.03.2026İlgili madde: m.76
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 2024/65 E., 2026/336 K., 19.02.2026İlgili madde: m.72
- Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2025/2981 E., 2025/2215 K., 31.12.2025İlgili madde: m.76
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2024/1299 E., 2025/1971 K., 25.12.2025İlgili madde: m.73
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2025/1519 E., 2025/1593 K., 27.11.2025İlgili madde: m.71
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/95 E., 2025/2100 K., 24.11.2025İlgili madde: m.71
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2024/2096 E., 2025/1977 K., 20.11.2025İlgili madde: m.74
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2025/1418 E., 2025/2263 K., 10.11.2025İlgili madde: m.74
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1242 E., 2025/1058 K., 15.10.2025İlgili madde: m.73
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1243 E., 2025/1059 K., 15.10.2025İlgili madde: m.73
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1244 E., 2025/1056 K., 15.10.2025İlgili madde: m.73
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi, 2023/1245 E., 2025/1060 K., 15.10.2025İlgili madde: m.73
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2025/316 E., 2025/1679 K., 10.10.2025İlgili madde: m.74
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, 2024/285 E., 2025/3594 K., 08.10.2025İlgili madde: m.72
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2021/1539 E., 2025/999 K., 24.09.2025İlgili madde: m.71
- İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/828 E., 2025/516 K., 26.06.2025İlgili madde: m.75
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 2021/1392 E., 2025/505 K., 17.04.2025İlgili madde: m.72
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/349 E., 2025/288 K., 12.03.2025İlgili madde: m.69
- İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/251 E., 2025/129 K., 19.02.2025İlgili madde: m.67
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 2023/1864 E., 2025/289 K., 14.02.2025İlgili madde: m.69
- İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2020/64 E., 2025/40 K., 15.01.2025İlgili madde: m.75
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/294 E., 2024/1362 K., 19.09.2024İlgili madde: m.66
- Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2023/849 E., 2024/1161 K., 06.06.2024İlgili madde: m.67
- Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2024/1019 E., 2024/1108 K., 15.05.2024İlgili madde: m.69
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2024/410 E., 2024/600 K., 28.03.2024İlgili madde: m.66
- Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2023/391 E., 2024/78 K., 19.01.2024İlgili madde: m.76
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/2300 E., 2024/89 K., 17.01.2024İlgili madde: m.69
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 2022/1022 E., 2023/2235 K., 30.11.2023İlgili madde: m.75
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi, 2022/1530 E., 2023/1479 K., 15.11.2023İlgili madde: m.75
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2021/773 E., 2023/989 K., 08.06.2023İlgili madde: m.68
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, 2021/205 E., 2023/113 K., 20.01.2023İlgili madde: m.68
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, 2021/1714 E., 2022/2253 K., 28.12.2022İlgili madde: m.72
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2022/1383 E., 2022/1309 K., 29.09.2022İlgili madde: m.66
- İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/1194 E., 2022/93 K., 08.02.2022İlgili madde: m.75
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 2022/81 E., 2022/135 K., 18.01.2022İlgili madde: m.76
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2020/529 E., 2021/159 K., 17.02.2021İlgili madde: m.69
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2018/1605 E., 2020/129 K., 05.02.2020İlgili madde: m.66
Bağlayıcılık derecesine göre sıralı (Anayasa Mahkemesi, içtihadı birleştirme, genel kurullar, daireler); her grupta yeni karar önce. Tam metin karar deposundan istek üzerine yüklenir. Hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ayrıca denetleyin.
Madde bağlantıları, tarihine kadar Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikleri içeren güncel metne gider.
Anlatım 21.10.2026 tarihinde derlendi. Bağlayıcı olan madde metnidir.
Bu konuyu panelde çalış
Panelde bu konu 2.2. Borcun Kaynakları - Haksız Fiil bölümünde yer alıyor.
Panelde çalış